CİSST: Hapishane doluluk oranı yüzde 138,5’i aştı

CİSST’in açıkladığı verilere göre 2026 Haziran itibarıyla hapishanelerdeki 421.583 mahpus arasından en az 200’ü LGBTİ+, 476’sı engelli ve 14.276’sı yabancı uyruklu.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Haziran 2026 hapishane istatistiklerini açıkladı. Bu istatistiklere göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye’de bulunan 402 hapishane, tasarlandığı kapasiteyi %138,5 oranında aşarak 421.583 kişiyi barındırıyor.

CİSST’in paylaştığı veriler, bu mahpusların 64.705’inin henüz yargılanmamış tutuklu, 4.673’ünün ise 18 yaşın altında çocuk olduğunu gösteriyor. İstatistiklerde ayrıca bu mahpuslar arasında en az 200 LGBTİ+ mahpus, 476 engelli mahpus ve 14.276’sı yabancı uyruklu mahpus bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Hapishanelerde 891 bebek bulunuyor

Hapishanelerde kalan mahpuslar arasından yüzde 4,8’inin kadın mahpus olduğunu belirten CİSST’e göre hapishanelerde 891 bebek ve altı yaşını doldurmamış çocuk da bulunuyor. CİSST’in derlediği istatistikler, cezaevlerinin yalnızca bir hapis alanı değil, yaşlılar, çocuklar, engelliler ve anneleriyle birlikte kalan bebekler için de barındıkları bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Rapor · CİSST
Genel Görünüm
421.583
Toplam mahpus sayısı
402
Hapishane sayısı
304.390
Toplam kapasite
%38,5 kapasite aşımı
Koşullara Göre Dağılım
Kapalı hapishanelerde 303.922
Açık hapishanelerde 117.661
Hukuki Statü ve Özel Gruplar
356.878
Hükümlü
64.705
Tutuklu
(yargılanmayı bekliyor)
14.276
Yabancı uyruklu mahpus
200+
LGBTİ+ mahpus
Çocuklar ve Kadınlar
4.673
12–18 yaş arası çocuk mahpus
226’sı kız çocuk
20.360
Kadın mahpus
891
Annesiyle birlikte kalan 0–6 yaş çocuk
Yaş, Eğitim ve Çalışma
6.680
65 yaş ve üzeri mahpus
77.014
Eğitimini sürdürebilen mahpus
58.500
Sigortalı çalışan mahpus
Engelli Mahpuslar (Toplam: 476)
Engel TürüKişi Sayısı
Ortopedik engelli252
Görme engelli96
Dil ve konuşma engelli34
İşitme ve konuşma engelli26
İşitme engelli68
Günlük İaşe Bedeli (2026)
144 ₺
Yetişkin hükümlü, tutuklu ve görevli personel
275 ₺
Çocuk hükümlü ve tutuklu
275 ₺
Annesiyle kalan çocuklar, emziren anneler, hamileler
* Veriler CİSST tarafından derlenerek yayımlanmıştır.

Persepolis’in yazarı hayatını kaybetti

Persepolis’in yazarı ve yapımcısı olan Marjane Strapi’nin yakınları, Strapi’nin bugün yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Marjane Satrapi. Fotoğraf: Wikipedia

Hem çizgi roman hem de bir film olan “Persepolis” ile dünya çapında ün kazanan Fransız-İranlı sanatçı Marjane Satrapi, 56 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının yakın çevresi bu haberi bugün (4 Haziran) duyurdu.

İranlı insan hakları aktivisti ve gazeteci Nergis Safiye Muhammedi adına kurulan dayanışma kuruluşu Narges Foundation, Satrapi’nin ölümüne ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Marjane Satrapi, feminizm, insan hakları ve özgürlük için yılmaz bir ses oldu. Eserleri ve toplumsal faaliyetleri aracılığıyla kadın haklarını kararlılıkla savundu, İran halkıyla dayanışma içinde oldu ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketinin mesajını küresel sahnede yankıladı.

Ailesinin yaptığı açıklamaya göre, Marjane Satrapi, 8 Nisan 2025’te vefat eden yapımcı, oyuncu ve senarist eşi Mattias Ripa’nın ölümünden bir yıl sonra ‘üzüntüden öldü.’

Marjane Satrapi, ardında güçlü bir kültürel, sanatsal ve ahlaki miras bırakıyor. Onun cesareti, yaşamının çok ötesinde yankılanmaya devam edecek.”

Yapımcı, oyuncu ve senarist olan Mattias Ripa, Satrapi’nin eşi, 8 Nisan 2025’te hayatını kaybetmişti. Eşinin vefatının ardından Satrapi, sinema eğitimi almak üzere Paris’e gelmek isteyen yabancı öğrencileri desteklemek amacıyla Mattias ve Marjane Ripa-Satrapi Sinema Vakfı’nı kurdu ve Instagram’da “Hayatımın aşkını kaybettiğim için” mesajını paylaşmıştı.

Satrapi’nin instagram hesabında ingilizce “Hayatımın aşkını kaybettiğim için” yazıyor.

Marjane Satrapi kimdir?

22 Kasım 1969’da İran’ın güneybatısındaki Reşt kentinde doğan Satrapi, İran’daki rejimin eleştirisi eserlerindeki temel konulardan birisi olmuştu. Oradaki Fransız okuluna gitti ve okul yıllarında Şah’ın düşüşü, Humeyni rejimi ve İran-Irak Savaşı’nın ilk yılları gibi önemli politik olaylara tanıklık etti. Özellikle 1979 İran Devrimi’nin ardından ülkede yaşanan siyasi gelişmeler, ilerleyen yıllarda eserlerinin temel konularından biri oldu.

Ailesi tarafından 14 yaşında Avrupa’ya gönderilen Satrapi, Viyana’da eğitim gördü ve 1994 yılında Fransa’ya yerleşti. 2006 yılında ise Fransa vatandaşlığı aldı. İran rejimini eleştirdiği Persepolis çizgi romanının ilk cildi 2003 yılında, ikinci cildi ise 2004 yılında yayımlandı.

Satrapi, dünya çapında büyük övgü alan otobiyografik grafik romanı “Persepolis” ile tanındı. Persepolis (2007) filmi dışında Chicken with Plums (2011), Gang of the Jotas (2012), The Voices (2014), Radioactive (2019) filmlerinde yönetmenlik yaptı.

Fransız hükümetini de eleştiren Satrapi, 2025 yılında İran’la ilişkilerinde sergilediği “ikiyüzlülük” gerekçesiyle Fransa Onur Nişanı’nı reddetmişti.

Kürt tarihçi Mehmet Bayrak’a “Saygı Etkinliği” düzenlenecek

Kırka yakın kitabı ve çok sayıda makalesiyle Türkiye’nin dilleri, kültürleri, tarihi ve coğrafyaları üzerine önemli çalışmalara imza atan araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak için İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Saygı Etkinliği” düzenlenecek.

Mehmet Bayrak, Foto: Etkinlik afişinden

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak’ın yarım yüzyılı aşkın akademik ve yayıncılık faaliyetlerini değerlendirmek amacıyla “Mehmet Bayrak’a Saygı” başlıklı bir etkinlik düzenlenecek.

“Mehmet Bayrak’a Saygı” etkinliği, 6 Haziran 2026 tarihinde saat 14.00–18.00 arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü E1 – 301’de gerçekleştirilecek.

Etkinlikte, Mehmet Bayrak’ın Türkolojiden Kürdolojiye, Ermeni âşıklardan Alevilik çalışmalarına, etnomüzikolojiden kadın tarihine, Tevfik Fikret araştırmalarından Dersim Soykırımı çalışmalarına uzanan geniş yelpazedeki katkıları ele alınacak.

Kırka yakın kitabı ve çok sayıda makalesiyle Türkiye’nin dilleri, kültürleri, tarihi ve coğrafyaları üzerine önemli çalışmalara imza atan Bayrak’ın akademik ve entelektüel mirası, farklı alanlardan katılımcıların değerlendirmeleriyle tartışmaya açılacak.

İki oturum şeklinde gerçekleşecek etkinliğin programı şöyle;

1. Oturum: Yayıncılık, Araştırmacı-Yazarlık Faaliyetleri ve Özel Yaşamı

Gülay Bayrak “Yaşamı, Düşünce Dünyası ve Birlikte Yaşam Deneyimi”

Devrim Bayrak (Online) “Babanın İzinden Türkoloji Deneyimi”

Özgür Bayrak (Online) “Entelektüel bir baba figürü olarak Mehmet Bayrak”

Yusuf Alataş “Mehmet Bayrak’ın Yayıncılık Faaliyetleri Çerçevesinde Karşılaştığı Hukuki Süreçler ve İfade Özgürlüğü Savunusu”

İsmail Aktaş “Alternatif Yayıncılık Pratikleri İçerisinde Mehmet Bayrak’ın Yeri ve Katkıları

2. Oturum: Türkolojiden Kürdolojiye: Türkiye Kültürleri Araştırmalarına Katkısı

Nesimi Aday “Kürt Alevi Çalışmaları, Anti-Asimilasyonist Yönü ve 90 Kuşağı Üzerindeki Etkileri”

Baskın Oran (Online) “Mehmet Bayrak’ı Tanımak Sayesinde Kürt Meselesine Duhul Edişim”

Ulaş Özdemir “Mehmet Bayrak’ın Halk Şarkıları ve Edebiyatı Araştırmalarını Yeniden Düşünmek”

Martin Van Bruinessen (Online) “ Mehmet Bayrak’la Tanışmam”

Selim Temo (Online) “Xwendinên 35 Salan”

Namık Kemal Dinç “Kürdolojide Yol Açan Bir Öncü: Mehmet Bayrak”

Sohinda Katliamı: Bir yol, bir baskın ve on bir ölü

Yerel anlatımlara göre, on bir erkek elleri, ayakları ve gözleri bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü. Kimlikleri tespit edilen erkeklerin çoğu çiftçi, tarım işçisi ya da çevre köyler arasında seyahat eden kişilerdi.”

İran, Pakistan ve Afganistan’ın kesişimindeki Belucistan bölgesi. Fotoğraf: Balochwarna News

Fareed Baloch tarafından kaleme alınan ve The Balochistan Post‘ta yayımlanan “Sohinda Katliamı” raporunu Nihaplus okurları için Türkçeye çevirdik.

Sohinda bir şehir merkezi değil, buradan geçenlerin çoğu bu topraklara yabancı değil. Burası, Zehri’nin kırsal bir bölgesi, kuru tepeler, dağınık evler, tarlalar ve meyve bahçeleri arasından geçen bir yol, iş, su ve aile yaşamı konusunda birbirlerine bağımlı olan küçük yerleşim yerlerini birbirine bağlıyor.

Erkekler, her sabah rutin olarak bu yollarda arazilerini kontrol etmek, tarlalarını sulamak, meyve bahçelerine bakmak ya da yakın köylerdeki akrabalarını ziyaret etmek için seyahat ederler. Mesafeler yakındır, burada yapılan yolculuklar tanıdıktır ve yolculuk sebepleri nadiren dikkat çekicidir.

16 Nisan 2026’da, Zehri bölgesinden birkaç erkek Sohinda’dan geçiyordu. Günün sonunda on bir kişi hayatını kaybetmişti. Bir kişi ise ağır yaralı olarak hayatta kalmıştı.

Sohinda’da neler oldu?

O sabah erkekler birlikte yola çıkmamıştı. Yolculukları, aynı kırsal bölgedeki farklı yollardan başlamıştı: Sohinda, Rasa, Zawah ve Lehr çevresindeki tarlalardan, meyve bahçelerinden, aile evlerinden ve küçük yerleşim yerlerinden.

Aileler ve yerel kaynaklar, askeri operasyon sırasında farklı noktalarda durdurulduklarını ve Noorgama’dan yaklaşık beş kilometre uzaklıktaki Sohinda Dinlenme Evi’ne götürüldüklerini söyledi.

Bu anlatımlara göre, erkekler orada elleri, ayakları ve gözleri bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü.

Sohinda katliamı sonrasında çekilen bir video. Video: Balochistan Post

Balochistan Post, katliamdan yaralı kurtulan Abdul Salam da dahil olmak üzere, olaydan etkilenen dokuz kişi hakkında ayrıntılı bilgi toplamayı başardı. Kimlikleri tespit edilen erkeklerin çoğu çiftçi, tarım işçisi ya da çevre köyler arasında seyahat eden kişilerdi.

Kalat’ın Kohing bölgesinde yaşayan ve son zamanlarda Zehri’nin Garrari köyünde ikamet eden Mohammad Sharif, o gün tarlalardan dönüyordu. Zehri Ghulam Bhat yakınlarında çiftçi olarak çalışan Sharif, ekinleri sulamaya gitmişti. Ailesini tanıyan yerel bir kaynağa göre, Sharif dönüş yolunda Sohinda’da durduruldu.

Kaynak, “Her gün olduğu gibi tarlalara gitmişti,” diyerek onu rutin işinden dönerken yakalanan bir çiftçi olarak anlattı.

Diğer dördü ise aile ziyareti için seyahat etmişti. Mohammad Ramzan, Habib, Saeed Ahmed ve Imam Bakhsh, Zawah’taki meyve bahçelerinde çalışıyordu ve akrabaları Mohammad Jan Jattak’ın oğlu Mohammad Qasim’i ziyaret etmek için Lehr’e gitmişti.

Başka bir anlatıma göre, Khari Zehri sakini Muheem Khan’ın oğlu Munir Hayat, Wadera Khuda Bakhsh’ın oğlu Wadera Mohammad Hayat ile birlikte Zehri’den ayrılmıştı. Yerel kaynaklar, ikilinin Mohammad Hayat’ın arazisini incelemek ve aile üyeleriyle buluşmak üzere yola çıktıklarını, ancak Rasa’da durdurulduklarını ve daha sonra öldürüldüklerini belirtti.

Haji Miraji’nin oğlu Manzoor Ahmed, Zehri’nin Aarchaeni bölgesinde tarımla uğraşıyordu ve tarım işleri için bir sondaj makinesi kullanıyordu. O da cinayetlerin ardından toplanan ifadelerde kimliği tespit edilen kişiler arasındaydı.

The Balochistan Post tarafından belgelenen olay sonrası görüntü ve videolarda, cesetleri çıkarıldıktan sonra birkaç kurbanın görüntüsü yer alıyordu, bazılarının elleri, ayakları, gözleri bağlı görünüyordu.

Önceki gün

Cinayetler, Belucistan Kurtuluş Ordusu’nun (BLA) Sohinda bölgesinde Pakistan güçleriyle çıkan çatışmalarda iki savaşçısının öldürüldüğünü açıklamasından bir gün sonra meydana geldi.

BLA yaptığı açıklamada, savaşçılarının 15 Nisan’da ilerleyen piyade personelini uzaktan kumandalı bir patlayıcı cihazla hedef aldığını, daha sonra da bölgeye doğru ilerleyen bir konvoya pusu kurduğunu belirtti.

Grup, iki saldırıda 10 Pakistanlı askerin öldürüldüğünü iddia etti. Kendi tarafında ölenlerin isimlerini Tanveer Mengal ve Sadullah olarak açıkladı.

Ertesi gün BLA, Pakistan güçleri ve bölgede “Ölüm Timleri” olarak bilinen devlet destekli silahlı grupların sivilleri gözaltına aldığını ve bunlardan 11’ini vurarak öldürdüğünü iddia etti.

Belucistan’daki silahlı grupları izleyen bir analist, Sohinda’da ölenlerin kimlikleri konusunda çelişen iddiaları değerlendirirken BLA’nın kendi kayıp raporlama uygulamasının önemli olduğunu söyledi.

Analist, “BLA savaşçılarını kaybettiğinde, isimlerini, takma adlarını ve operasyonel rollerini açıklar” dedi.

Sohinda katliamının arka planı

Sohinda’daki cinayetler, Zehri’de aylar süren gerginliğin ardından meydana geldi. Bölge sakinleri, Pakistan güçlerine yönelik silahlı saldırıların ardından defalarca sivil bölgelere uzanan askeri operasyonlar düzenlendiğini, bunun sonucunda evlerin hasar gördüğünü, tarlaların tahrip olduğunu ve günlük yaşamın kısıtlandığını belirtiyor.

Bu döngü, 11 Ağustos 2025’te, Beluç silahlı gruplarının ittifakı olan Baloch Raaji Aajoi Sangar (BRAS) militanlarının Pakistan güçleriyle çatışmaların ardından Zehri’nin bazı bölgelerini ele geçirmesiyle yoğunlaştı. BRAS, militanlarının 13 askeri araçtan oluşan bir konvoya pusu kurduğunu, 37 askeri öldürdüğünü ve askeri teçhizata el koyduğunu açıkladı.

Ölen Pakistanlı askerlerin, tahrip olmuş araçların ve yere serilmiş üniformaların görüntüleri daha sonra sosyal medyada yayıldı.

Bölge sakinleri, bunun ardından gelen askeri müdahalenin militanların bulunduğu mevzilerin ötesine uzandığını belirtti. Evler vuruldu, ekinler, su kaynakları ve güneş enerjisi sistemleri hasar gördü ya da tahrip edildi, aileler keyfi gözaltılar ve zorla kaybedilme vakaları bildirdi.

Eylül ayında, Pandarani kabilesinden üç kişi, evlerine düzenlenen hava saldırısında öldürüldü. İki gün sonra, Tarasani yakınlarında düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısı, taziye ziyaretinden dönen insanları vurdu; Bibi Amna, Lal Bibi ve Muhammed Hassan öldürüldü. 4 yaşındaki bir çocuk ve 65 yaşındaki bir adam da dahil olmak üzere beş kişi yaralandı.

BRAS’ın ilk saldırısı sona erdikten sonra bile, ittifakın gruplarından biri olan BLA, Zehri’nin bazı bölgelerindeki kontrolünü sürdürdüğünü ve Pakistan güçlerinin ilerleme girişimlerini defalarca engellediğini açıkladı. 26 Eylül’de BLA, savaşçılarının Anjeera’da 10 askeri araçtan oluşan bir konvoya pusu kurduğunu, dört araca doğrudan isabet ettirerek ikisini imha ettiğini ve 15’ten fazla Pakistanlı askerin öldürüldüğünü iddia etti.

Sakinlerin ifadesine göre, ertesi gün Pakistan kara birlikleri, silahlı helikopterler, savaş tankları ve çok sayıda askerle Zehri’ye girdi. 1 Ekim’de Noorgama’da düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında pamuk tarlalarının yakınında oturan 4 sivil öldü.

Sakinlerin ifadesine göre, 4 ve 5 Ekim’e gelindiğinde operasyon sokağa çıkma yasağına dönüştü. Zehri’nin tek sivil hastanesi ele geçirilip askeri kampa dönüştürüldü, hareket özgürlüğü ise süresiz olarak kısıtlandı.

Sokağa çıkma yasağı altında yaşam

Sakinlerin ifadesine göre, takip eden aylarda sokağa çıkma yasağı Zehri’de günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Anjeera, Nichari, Pandran, Noorgama ve Kambi dahil olmak üzere bölgenin büyük bir kısmı askeri kısıtlamalar altında kaldı. Sakinlerin ifadesine göre, köyler arası hareket kısıtlandı, pazarlar baskı altında çalıştı ve aileler gıda, su, yakıt ve ilaç temin etmekte zorlandı.

Bölge sakinlerinin ifadesine göre bölgedeki tek sivil hastane de ele geçirilip askeri kampa dönüştürüldü, bu da yaralı ve hastaların tedavi seçeneklerini oldukça kısıtladı.

Bu kısıtlamalar Zehri’yi dış dünyadan da kopardı. Birçok bölgede internet ve mobil hizmetler kesintiye uğradı. Bu durum, tutuklamaların, kayıpların ve kaybolan kişilerin tam boyutunu doğrulamayı zorlaştırdı.

The Balochistan Post, Sohinda’daki cinayetleri böyle bir ortamda belgeledi. Bölge sakinleri ve yerel kaynaklar, Zehri’deki askeri operasyonların, baskınların ve iletişim kısıtlamalarının boyutuna bakıldığında, başka tanıklıkların da henüz ortaya çıkmamış olabileceğini belirtti.

The Balochistan Post’un edindiği bilgilere göre, haftalarca süren gözetim, baskınlar ve korku ortamının ardından birçok aile bölgeden ayrılıp Khuzdar, Hub Chowki ve diğer kasabalara göç etti.

Zehri’deki durum, Uluslararası Af Örgütü ve Pakistan İnsan Hakları Komisyonu da dahil olmak üzere insan hakları örgütleri tarafından da gündeme getirildi. Bu örgütler, temel hizmetlerin yeniden sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve ihlal iddialarının soruşturulması çağrısında bulundu.

Uluslararası Af Örgütü’nün açıklaması

Uluslararası Af Örgütü, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada önde gelen Beluç aktivistler de dahil olmak üzere 32 kişiyi 1997 tarihli Terörle Mücadele Yasası’nın (ATA) 11-EE maddesi uyarınca Pakistan’ın terörist izleme listesine ekleyen Beluçistan hükümetini sert bir şekilde eleştirdi ve bu adımı “insan haklarına ve adil yargılama ilkesine bir hakaret” olarak nitelendirdi.

“Bu karar, Belucistan eyaletinin bazı bölgelerinden yasadışı cinayetlere dair endişe verici haberlerin geldiği bir dönemde alınmıştır. Özellikle endişe verici olan ise, Khuzdar ilçesinin Zehri kasabasında uygulanan sıkı sokağa çıkma yasağıdır, burada 25 Eylül’den bu yana bölgeye giriş ve çıkışlar tamamen yasaklanmış olup, ifade özgürlüğü hakkı tamamen hiçe sayılarak son birkaç aydır internet erişimi kesilmiştir.

Hükümete, tüm aktivistleri hem bu listeden hem de özgürlüklerine haksız kısıtlamalar getiren Çıkış Kontrol Listesi ve Pasaport Kontrol Listesi gibi diğer keyfi tanımlamalardan çıkarması için çağrıda bulunuyoruz. Yetkililer, hukuki süreci takip etmeli ve bu kişilerin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde bu tanımlamaya itiraz edebilmelerini sağlamalı ve terörle mücadele yasalarını uluslararası insan hakları hukukuna uygun hale getirmek için daha kapsamlı adımlar atmalıdır. Ayrıca, Pakistanlı yetkililer, askeri operasyonlar sırasında Zehri’de meydana gelen can kayıpları hakkında acil, tarafsız ve şeffaf bir soruşturma yürütmeli, internet kesintisini derhal kaldırmalı ve tüm güvenlik güçleri uluslararası hukuka uymalıdır.”

Pakistan İnsan Hakları Komisyonu’nun açıklaması

HRCP, isyancılara karşı askeri operasyonların sürdüğü bildirilen Belucistan’ın Huzdar ilçesine bağlı Zehri’de yaşanan ayrım gözetmeyen şiddet olaylarına ilişkin haberler karşısında derin endişesini dile getiriyor. Bir düğün konvoyunun saldırıya uğradığı iddia edilen olayda, küçük çocuklar da dahil olmak üzere birçok kişi hayatını kaybetti. Yerel kaynaklar ayrıca, insanların hareket özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlandığını ve birçok kasabanın fiilen girilemez bölge ilan edildiğini belirtiyor.

Federal ve eyalet hükümetlerini, sivil can kaybına yol açan bu tür olaylarla ilgili acil, şeffaf ve bağımsız bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz. Gazeteciler ve tarafsız gözlemcilerin de olay yerindeki gerçekleri doğrulamak üzere etkilenen bölgeleri ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

Pakistanlı yetkililer, sivillerin öldürülmesi, tıbbi bakımın reddedildiği iddiaları veya Zehri’deki sivil hastanenin askeri kampa dönüştürüldüğü haberleri ile ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

Sohinda hâlâ aynı kurak tepeler, tarlalar, meyve bahçeleri ve yerleşim yerleri arasında uzanıyor. Ancak ölenlerin aileleri için bu yol artık sadece kırsal yaşamın rutinini taşımıyor.

Bu yol, sıradan nedenlerle evlerinden ayrılan ve geri dönmeyen erkeklerin anılarını taşıyor.

Beluçlar kimdir?

Beluçlar, Pakistan, İran ve Afganistan’ın kesiştiği Belucistan bölgesinde yaşayan, İranî dillerden Beluçça’yı konuşan ve ağırlıklı olarak Sünni Müslüman olan bir halktır.

Pakistan’da Beluçların yoğunluklu yaşadığı Belucistan eyaletinin Pakistan topraklarının yüzde 44’ünü oluşturduğu biliniyor. Gazete Duvar’ın paylaştığı 2009 tahminlerine göre bu eyalette Beluçlar yaklaşık 7 milyonluk bir nüfusa sahip. İran’da ise en doğuda Ostān-e Sīstān-o Balūchestān (sistan ve Belucistan eyaleti) adıyla bilinen bir eyalet var. İran’daki en büyük bu eyaletin resmî nüfusu 2,4 milyon. Nüfusu Sünni Müslüman Beluçlar ve Şii Müslüman Sistaniler oluşturuyor. 2009 yılı tahminlerine göre Afganistan’da ise 568 bine yakın Beluç yaşıyor.

The Balochistan Post’un 16 Şubat 2023 tarihli bir haberine göre, Beluç halkı önemli bir göç süreci yaşamış ve bu süreç sonucunda dünyanın çeşitli ülkelerine ve bölgelerine yerleşmiştir. Dağınık olmalarına rağmen, toplam Beluç nüfusu yaklaşık 56.656.027 kişi olarak saptanmıştır.

Fotoğraf: Wikipedia

Beluçlar, belli büyük kabile/aşiret liderlerinin kontrolünde şekillenen feodal bir toplumsal yapıya sahiptir. Üç ülkeye ayrılmış devletsiz bir halk olan Beluçlar, yaşadıkları ülkelerdeki merkezi yönetimlerle kültürel ve siyasi haklar konusunda olumsuzluklar yaşamakta, başta Pakistan olmak üzere bulundukları devletler tarafından asimilasyon ve öldürme politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Beluçlar, birçok siyasi parti ve örgüt aracılığıyla maruz kaldıkları öldürme ve asimilasyon politikalarına karşı taleplerini dile getirmektedir. Örneğin, yazıda adı geçen Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA), Pakistan ve İran’ın dağlık Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren bir gerilla ordusudur. Temel amacı, bölgeyi Pakistan egemenliğinden çıkararak bağımsız bir Beluç devleti kurmaktır. Baloch Raaji Aajoi Sangar (BRAS) ise Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren militan örgütlerin oluşturduğu bir şemsiye ittifaktır.

Kaynak: Gazete Duvar, The Balochistan Post

Genelkurmayın gizli belgesi: Yer adlarının değiştirilmesi istendi

1940 tarihli ve 2025’te gizliliği kaldırılan Genelkurmay belgesi, Hatay ve doğu vilayetlerindeki yer adlarının Türkçeleştirilmesini ve bu isimlerin harita ile eğitim materyallerine dahil edilmesini öneriyor.

1940 tarihli ve 2025’te gizliliği kaldırılan bir Genelkurmay belgesi, Hatay ve doğu vilayetlerinde yer adlarının Türkçeleştirilmesini gündeme getiriyor. Belgede yeni isimlerin harita ve eğitim materyallerine dahil edilmesi öneriliyor.

Araştırmacı M. Saleh Ghaderi’nin kendi kişisel X hesabı üzerinde paylaştığı belgenin gizliliği yeni kaldırıldığı anlaşılıyor. “10.07.2025 tarih ve 148317 sayılı OLUR ile GİZLİLİĞİ KALDIRILDI” bulunan belgede söz konusu isimlerin değiştirilmesinin “kültürel ve tarihi bir zaruret” olduğu savunularak şu ifadeler kullanılıyor:

“Hatay ve şark vilayetlerimizde halen kullanılan bütün yabancı isimlerin öz Türkçelerinin kullanılması veya yeniden Türkçe isimler verilmesi kültürel ve tarihi bir zaruret olarak görülmektedir.”

Eğitim sistemi de sürecin parçası

Gizliliği 2025 yılında kaldırılan Genelkurmay belgesi

Belgede dikkat çeken bir diğer unsur ise isim değişikliklerinin yalnızca idarî kararlarla sınırlı tutulmaması. Genelkurmay, değiştirilecek yer adlarının coğrafya kitaplarında, haritalarda ve diğer yayınlarda kullanılmasını önererek yeni nesillerin bu isimleri öğrenmesini hedefliyor.

Yazıda, “halkın ve yeni neslin bu isimleri daha kolaylıkla öğrenmesi” amacıyla yeni adların eğitim materyallerine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Enver Paşa’nın talimatı başlangıç

1940 tarihli belge, yer isimlerinin değiştirilmesinin yalnızca tek bir döneme ait uygulama olmadığını da gösteriyor.

Tarihçi Namık Kemal Dinç, geçtiğimiz günlerde Niha+’a yayınlanan söyleşisinde yer adlarının değiştirilmesine ilişkin ilk kapsamlı girişim, 5 Ocak 1916’da Enver Paşa’nın vilayetlere gönderdiği talimatnameyle başladığını belirtiyor. Talimatnamede Ermenice, Rumca ve Bulgarca yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi isteniyordu.

Dinç, Cumhuriyet döneminde de bu yaklaşımın sürdüğünü ve özellikle Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Rumca, Lazca ve Gürcüce kökenli yer adlarının hedef alındığını belirtiyor.

Kurumsal dönüşüm

Dinç’in araştırmasına göre uygulama 1957 yılında kurulan “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” ile sistematik bir niteliğe kavuştu. Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Dil Kurumu ve Ankara Üniversitesi temsilcilerinin yer aldığı kurul, 1978’e kadar faaliyet yürüttü.

Araştırmalara göre yaklaşık 75 bin yerleşim birimi incelendi; bunların yaklaşık 28 bini için resmî ad değişikliği kararı alındı.

“Hafıza siyaseti” tartışması

Dinç, yer isimlerinin değiştirilmesini yalnızca idarî bir düzenleme olarak değil, tarihsel hafızanın yeniden inşası olarak değerlendiriyor.

Dinç’e göre amaç, Anadolu’nun çok dilli ve çok kültürlü geçmişine ait izlerin silinmesi ve yeni bir ulusal hafızanın oluşturulmasıydı.

Akdeniz: Dijital sansürde 19 Mart 2025 bir dönüm noktası

İfade Özgürlüğü Derneği kurucusu Yaman Akdeniz, Cumhuriyet gazetesinin hesabına yönelik engelleme kararının gazeteye tebliğ edilmediğini belirterek, bu kararın yıllardır özellikle Kürt basınına ve diğer alternatif mecralara uygulanan baskının devamı olduğunu kaydetti.

Elazığ 2. Sul Ceza Hakimliği, 29 Nisan 2026 yılında verdiği bir kararla, Cumhuriyet Gazetesi’nin X platformundaki resmi hesabı engelledi.

Kararı, Türkiye’deki dijital mecralarda uygulanan sansür ve engellemeleri izleyen Engelli Web’in duyurdu. 2026/2312 sayılı kararın dayanağı, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması olarak gösteriliyor. Bu kararın ardından, X’in Cumhuriyet’in hesabını Türkiye’den görünmez kılması gerekiyordu. Ancak bu karar henüz uygulanmış değil.

Engelli Web’in erişim engeli kararını duyurmasının ardından Cumhuriyet Gazetesi kullanıcı adını @cumhuriyetgzt1 olarak değiştirdi. Boşa çıkan @cumhuriyetgzt kullanıcı adını alan başka bir hesap kısa süre sonra X tarafından askıya alındı.

Bu kararın duyurulduğu dönemde yine Kısa Dalga’dan Canan Coşkun’unun “Vize İmparatorluğu” yazı dizisinin 5 bölümü İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından engellendi. Söz konusu haberle ilgili X platformunda yapılan paylaşımlar da ayın akibeti yaşadı.

Söz konusu engellemelerin gerekçesi, Cumhuriyet Gazetesine yönelik engellemeler için sunulan gerekçeyle: “Milli güvenlik ve kamu düzeni.”

İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) projesi olan Engelli Web’in verilerine göre, 2025 boyunca kullanıcılar toplam 63 saat sosyal medyaya erişemedi, en çok kullanılan platformlardan üçü hâlâ kapalı ve erişim yasaklarının temel gerekçesi ‘millî güvenlik ve kamu düzeni’.

Kasım ayında, ikinci el bilet satış platformları olan Viagogo, Seatpin, Bilettw, BiletApp, Banabilet, Biletalsat, Ticketfoni, KombineDevret, Varbilet, Ticketbix ve Maçbiletial erişime engellendi.

“CBAdayOfisi” adlı X hesabı 13 Kasım’da, hesap adı değiştirilince 14 Kasım’da, yeniden açıldığında 16 Kasım’da aynı gerekçeyle erişime engellendi ve Türkiye’den görünmez kılındı.

Bir karikatür sonrası başlatılan soruşturmanın ardından Leman’ın web sitesi ve X hesabı, 1 Temmuz 2025’te erişime kapatıldı. Grup Yorum’un 2006–2024 arasında yayımlanan 454 videosu, 657 bin aboneli Jahrein’in kanalı, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalı “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle engellendi. Altaylı’nın kanalı için verilen engelleme kararının YouTube tarafından henüz uygulanmadığı belirtildi.

Akdeniz: Kararın gerekçesini bilmiyoruz

İFÖD kurucusu Prof Dr. Yaman Akdeniz, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili karar için fiilen uygulanmayan bir karar olduğunu belirterek, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili kararın gazeteye dahi tebliğ edilmediğini, kendilerinin duyurusu ile gazete yönetiminin ve avukatlarının karardan haberdar olduklarını söyledi.

Yaman Akdeniz, foto: euronews

Akdeniz bu kararın yıllardır Kürt basını, gazetecilerine yönelik kararlar başta olmak üzere hayata geçirilen engelleme kararlarının bir devamı olduğunu ifade etti:

“2018’den bu yana yayınladığımız engelli web raporlarına bakarsanız ağırlıklı olarak 5651 sayılı Kanunun 8A maddesi kapsamında 2015’ten bu yana Kürt haber sitelerinin, Kürt gazetecilerin, siyasetçilerin, web sitelerinin, X hesaplarının, sosyal medya hesaplarının da sıklıkla ve arka arkaya kapatıldığı görülür. İsimler değiştiği zaman bile bu söz konusu oldu. Mesela Mezopotamya Ajansı örneği bu anlamda çarpıcı. Aynısı sendika orgunda başına geldi. Dolayısıyla yıllardır devam eden bir süreç diyelim. Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen. Anayasa Mahkemesi defalarca Birgün Gazetesi’nin yaptığı başvuruda, Sendika Org’un’un yaptığı başvuruda yine keza Artı Gerçek’in yaptığı başvurularda hep ihlal kararı verdi.”

“Milli Güvenlik ve Kamu Düzeninin Korunması” maddesi ile ilgili bir hesabın, tekil bir paylaşımın veya haberin erişime engellenmesinden ziyade tamamen bir hesabın erişime engellenmesinin çok sık karşılaşılan bir şey olduğunu belirten Yaman Akdeniz, Cumhuriyet Gazetesinin Barış Terkoğlu olmak üzere köşe yazarlarının yazılarına yönelik engellemeleri örnek gösterdi. Akdeniz, 2015 ve 2016 yıllarında alınan engelleme kararlarını, yine 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde Birgün gazetesinin hesabı ile HDP’nin resmi hesabının kapatılma kararlarını hatırlatarak o kararların Elon Musk öncesindeki X platformu tarafından kararların uygulanmadığını kaydetti.

İmamoğlu’nun hesabının kapatılması

“19 Mart 2025 sürecinde yani Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması sonrasında da yüzlerce hesap Türkiye’den erişime engellendi” diyen Yaman Akdeniz “bunların büyük bir çoğunluğu Türkiye’den görünmez kılındı. Yani X tarafından karar uygulandı. Fakat bazı hesaplarla ilgili yine seçmece davranıp X uygulamadı” bilgisini verdi. Akdeniz, İmamoğlu’nun hesabının kapatılmasının sansür açısından bir milat olduğunu dile getirerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“19 Mart 2025 tarihi bir dönüm noktası. Çünkü öncesine baktığımız zaman, 2025 öncesine baktığımız zaman, sosyal medya platformlarının bu suç ceza hakimlikleri tarafından alınan kararları çok seçmece uyguladıklarını görüyoruz. Son genel seçimleri hatırlayacaksınızdır. Elon Musk’ın ‘bazı hesapları kapatmazsak, Türkiye’den bant daraltma uygulanacak. Hatta platformu engelleyecekler. Mecbur kaldık, engelledik’ gibi bir açıklaması var. 2025’e geldiğimizde artık bu platformların üstündeki baskılar iyice arttı. Ekim 2022’de 5651 sayılı yasada yapılan değişikliklerle cezaları arttırdılar. Şimdi mevcut düzende yıllık cirosunun %3’ü falan gibi çok yüksek miktarlarda idari para cezaları var. Dolayısıyla bunlarla tehdit etmeye başladılar geri planda. Maalesef sosyal medya platformları çıkıp konuşmuyorlar. Yani açık bir şekilde kamuoyunu bu süreçlerle bilgilendirmiyorlar.

“En çarpıcı örneklerden bir tanesi Instagram’ın geçtiğimiz 2 yil öncesi Türkiye’de 10 gün boyunca erişime engellenmesiydi. Bu süreçte sadece iki satırdan öteye gitmeyen açıklamalar yapıldı. Daha yeni gündeme gelen 15 yaş altına sosyal medyanın engellenmesi ile ilgili sosyal medya platformları herhangi bir açıklama yapmadı.”

“Her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor”

Basın ve ifade özgürlüğü ile sivil toplum örgütleri söz konusu olduğunda risklerin çok fazla olduğunu kaydeden Akdeniz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kapatılması örneği vererek “Her an her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor ve alternatif planlar olması gerekiyor. Risk analizlerinin yapılması gerekiyor. Buna hazırlıklı olmak gerekiyor” dedi.

Çünkü hakikaten nasıl bir gece ansızın İstanbul Bilgi Üniversitesi kapatılabiliyorsa bir gece ansızın Cumhuriyet Gazetesi’nin X hesabı da erişime engellenir ve Türkiye’den görünmez kılınabilir veya işte kendi web sitesi dahi böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilir. Olmaz katiyetle olmaz diyemiyorum.

İFÖD EngelliWeb 2024 raporu

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) 2024 yılında meydana gelen internet sansürünü konu edinen EngelliWeb raporuna göre 2024 içinde 311 bin 91 web sitesine erişim engellendi.

Yıllara Göre Erişime Engellenen Web Siteleri (2018 – 2024)
2024
311.091
2023
240.857
2022
137.717
2021
107.714
2020
58.872
2019
61.383
2018
94.601

5651 sayılı İnternet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2007’den bu yana Türkiye, 1 milyon 264 bin 506 web sitesi ve alan adını, 852 farklı kurum ve hakimlikler tarafından verilen kararlarla erişime engelledi.

İFÖD ayrıca 2024’te sosyal medya platformlarında ve diğer dijital mecralarda gerçekleşen engellemelere dair şu çarpıcı verileri paylaştı:

  • 270 bin URL adresine,
  • 17 bin Twitter/X hesabına,
  • 75 bin tweet ve X paylaşımına,
  • 25 bin 500 YouTube videosuna,
  • 16 bin 700 Facebook içeriğine,
  • 16 bin Instagram içeriğine erişim engellendi.

311 bin 91 erişim engelinden sadece 938’i yargı kararı

Rapordaki en dikkat çekici veri, erişim engeli kararlarının idari kurumlar ve yargı organları arasındaki dağılımı oldu. Kararların kurumsal kırılımı şu şekildedir:

BTK Başkanı: 254.130 (%82)
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF): 50.120
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü: 2.796
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): 1.834
Hakimlik, savcılık ve mahkemeler: 938
Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı (Tarım ve Orman Bak.): 768
Sağlık Bakanlığı: 310
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu: 132
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı: 62
Reklam Kurulu: 1

5 binden fazla haber sansürlendi

İFÖD, 2024 içinde, 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi dayanak gösterilerek, 257 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 803 farklı karar ile yaptırım uygulanan 5 bin 740 haber adresi (URL) tespit etti.

2024 yılı içinde “en çok yaptırım uygulanan haber sitesi” kategorisinde 248 haberle Hürriyet ilk sırada yer aldı. Onu 246 haberle Sabah, 196 haberle de Borsa Gündem takip etti.

10 Yıllık Karar Özeti (2014 – 2024)

605 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 8 bin 793 farklı kararla yaptırım uygulanan toplam 49 bin 533 haberin yıllara göre dağılımı:

2023
8.658 haber
2022
6.601 haber
2021
5.449 haber
2020
5.756 haber
2019
5.760 haber
2018
5.111 haber
2017
2.600 haber
2016
2.108 haber
2015
1.303 haber
2014
537 haber

IKBY’de 3 aylık bilanço: 751 saldırı, 22 ölü

ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaştan 28 Mayıs’a kadar geçen sürede Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yapılan saldırıları raporlayan Toplumsal Barışı İnşa Timleri (CPT), bu sürede gerçekleşen 751 saldırının çoğundan İran destekli Irak milis gruplarının sorumlu olduğunu kaydetti.

İran’ın, Irak’ın Erbil kentindeki İngiliz bir şirkete ait tesise yaptığı insansız hava aracı (İHA) saldırısı. Fotoğraf: ANF.

Toplumsal Barışı İnşa Timleri – Irak Kürdistanı (CPT-IK) 28 Şubat 2026 tarihinde ABD, İsrail ve İran’ın dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKYB) İran güçleri ve İran destekli Irak milis grupları tarafından gerçekleştirilen saldırıların bir raporunu yayımladı.

28 Şubat ile 28 Mayıs 2026 tarihleri arasında IKYB’de gerçekleşen saldırıları kapsayan bu rapor, bölgede 751 saldırı kaydetti. Bu saldırılar arasında drone saldırıları, roket ve füze saldırıları, topçu bombardımanı ve silahlı çatışmaların yer aldığını belirten CPT-IK, İran destekli Irak milis gruplarının, bu dönemdeki saldırıların büyük çoğunluğundan (%60) sorumlu olduğunu vurguladı.

Ateşkes sonrası 104 saldırı

Rapora göre, saldırıların büyük çoğunluğu, yani 751 saldırı arasından 647’si, 8 Nisan 2026’da ateşkes ilan edilmeden önce, çatışmanın ilk 40 günü içinde meydana geldi. Bu dönemde, ABD’nin diplomatik ve askeri tesislerinin %42,8 oranda hedeflendiğini söyleyen CPT-IK, ateşkes sonrasında ise İran’daki Kürt muhalefet gruplarını ve kamplarını hedefleyen 104 saldırı kaydetti.

CPT-IK Raporu · 28 Şubat – 28 Mayıs 2026
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Üç Aylık Saldırı Raporu: 751 Saldırı, 22 Ölü
CPT-IK, 28 Şubat – 28 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kürdistan Bölgesel Yönetimi genelinde İran kuvvetleri ve İran destekli Irak milis gruplarına atfedilen 751 saldırı belgeledi. Saldırılarda kamikaze drone, roket ve füze, topçu atışı ile ateşli silah kullanıldı. 8 Nisan 2026’da ilan edilen ateşkesin ardından saldırılar tamamen durmadı, 104 ek saldırı daha kaydedildi.
Genel Saldırı Sayıları · 28 Şubat – 28 Mayıs 2026
751 Toplam Kayıt Edilen Saldırı
22 Hayatını Kaybeden Kişi
112 Yaralanan Kişi
Sorumlu Aktörler
İran destekli Irak milis grupları
453 (%60,3)
İran kuvvetleri
298 (%39,7)
Saldırı Türleri
Kamikaze drone
589 (%78,4)
Roket ve füze
149 (%19,8)
Topçu atışı
12 (%1,6)
Kayıplar
Hayatını Kaybedenler — 22 kişi
İranlı Kürt muhalefet grubu üyeleri
10
Siviller, peşmerge güçleri ve savaş dışı kişiler
12
Yaralananlar — 112 kişi
İranlı Kürt muhalefet grubu üyeleri
46
Siviller, peşmerge güçleri ve savaş dışı kişiler
66
Coğrafi Dağılım
Erbil Valiliği
%78,3
Süleymaniye Valiliği
%18,0
Duhok Valiliği
%2,9
Halabja Valiliği
%0,8
Hedef Alınan Konumlar
ABD diplomatik ve askeri tesisleri
281 (%37,4)
Sivil ve savaş dışı altyapı
238 (%31,7)
İranlı Kürt muhalefet grupları ve kamplar
232 (%30,9)
8 Nisan 2026 ateşkesine rağmen saldırılar durmadı. CPT-IK, ateşkes döneminde (8 Nisan – 28 Mayıs 2026) 104 ek saldırı daha belgeledi.
Ateşkes Dönemi Saldırı Verileri · 8 Nisan – 28 Mayıs 2026
104 Ateşkes Döneminde Kaydedilen Saldırı
5 Hayatını Kaybeden Kişi
17 Yaralanan Kişi
Sorumlu Aktörler (Ateşkes)
İran kuvvetleri
92 (%88,5)
İran destekli Irak milis grupları
12 (%11,5)
Hedef Alınan Konumlar (Ateşkes)
İranlı Kürt muhalefet grupları
86 (%82,7)
Sivil ve savaş dışı konumlar
14 (%13,5)
ABD diplomatik ve askeri tesisler
4 (%3,8)
Temel Gözlemler
İran destekli Irak milis grupları, raporlama dönemindeki saldırıların büyük çoğunluğundan (%60) sorumludur.
Kamikaze drone’lar, belgelenen tüm olayların dörtte üçünden fazlasını oluşturarak birincil saldırı yöntemi hâline geldi.
Erbil Valiliği, çatışma boyunca tüm saldırıların %78’inden fazlasıyla birincil hedef bölgesi olmayı sürdürdü.
Sivil ve savaş dışı altyapı yoğun biçimde saldırıya uğradı; bu durum çatışmanın sivil nüfus ve kamu altyapısı üzerindeki kapsamlı etkisini gözler önüne serdi.
Ateşkes döneminde saldırılar ağırlıklı olarak İranlı Kürt muhalefet gruplarına yöneldi; İran kuvvetleri bu dönemde belgelenen olayların neredeyse %89’undan sorumlu tutuldu.

*İnfografi, söz konusu rapordan edinilen bilgiler ve yapay zeka araçları ile hazırlanmıştır.

Türkiye işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2026 Küresel Haklar Endeksi’ni yayımladı. İşçi hakları ihlallerinin dünya genelinde rekor seviyeye ulaştığı belirtilen raporda, Türkiye bu yıl da işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasındaki yerini korudu.

Doruk Maden işçileri Ankara’ya yürüyor. Fotoğraf: Bağımsız Maden-İş Sendikası


Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2026 yılı Küresel Haklar Endeksi raporunu yayımladı. Raporda Türkiye’de sendika karşıtı devlet politikalarına ve doğrudan baskılara dikkat çekildi.

ITUC, raporunda dünya genelindeki işçi hakkı ihlallerini “demokrasiye karşı milyarder darbesi” olarak nitelendirdi. Rapora göre, dünya genelinde işçi hakları ihlalleri rekor düzeyde. Raporda ülkelerin %87’sinde grev hakkının ihlal edildiğinin, Avrupa ve Amerika kıtalarında ise tarihi gerilemeler yaşandığı belirtildi.

Türkiye en kötü 10 ülkeden biri

ITUC, raporunda Türkiye’yi “işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi” arasında gösterdi. 2026 yılında işçiler için en kötü 10 ülke şunlardı: Arjantin, Beyaz Rusya, Ekvador, Mısır, Eswatini, Myanmar, Nijerya, Panama, Tunus ve Türkiye.

2026’da dört ülkenin notu kötüleşti: Arnavutluk, Arjantin, Fransa ve Panama. Üç ülkenin notu ise yükseldi: Botsvana, Birleşik Krallık ve Uruguay.

İhlallerde gözle görülür bir artışın ardından ITUC, yedi ülkeyi “izleme listesi”ne aldı: Gine-Bissau, İsrail, Liberya, Moldova, Filipinler, Amerika Birleşik Devletleri ve Zimbabve.

Devlet baskısı doğrudan gelişiyor

ITUC, Türkiye bölümünde ciddi hak ihlallerinin ve sendika karşıtı devlet politikalarının olduğunu belirtti. “Otoriter Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, temel işçi haklarını çiğnemek konusunda uzun bir geçmişe sahiptir” diyen ITUC, Türkiye’de devlet düzeyinde baskının daha doğrudan gerçekleştiğini söyledi.

Rapor, Ocak 2025’te Almanya’ya ait hazır giyim üreticisi Digel Tekstil işçilerinin TEKSİF’e üye olmasından sonra önde gelen dört sendika üyesi tazminatsız olarak işten çıkarıldığını söyledi. Ayrıca Digel’in sendika onay sürecine itiraz ettiğini ve aktivizmlerini bastırmak amacıyla 15 üyenin daha işten çıkarıldığını hatırlattı.

ITUC, Metal işçileri sendikası Birleşik Metal-İş’in Ağustos 2025’te İtalyan sermayeli hidrolik sistem üreticisi SAG Hidrolik’te resmi toplu pazarlık temsilcisi olarak onaylanmasına rağmen şirketin buna karşı olarak üç sendika üyesini sebepsiz yere işten çıkardığını da vurguladı.

Bu rapora göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz 2025’te Eti Maden’deki yasal maden grevini “milli güvenlik” gerekçesiyle 60 gün erteledi. ITUC, Türk-İş kanununa göre bu durumun Türkiye’de grev hakkını geçersiz kılarak anlaşmazlığı zorunlu tahkime taşıdığına dikkat çekti.

ITUC, 2025 yılının Mart ayında İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi sebeplerle tutuklanmasına tepki olarak Eğitim Sen sendikasının düzenlediği dayanışma grevinin ardından, devlet yetkililerinin sendika yönetimini ev hapsine aldığını vurguladı. Ev hapsinin sona ermesine rağmen sendika yöneticilerin haftalık olarak polise imza verme gibi adli kontrol kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğu aktarıldı.

Rapora göre Türkiye’deki sendika liderleri, sendikal faaliyetleri nedeniyle hâlâ yargı baskısıyla ve terör suçlamalarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

İşçilerin yaşam hakları ihlal edildi

Rapora göre, geçtiğimiz yıl ifade ve toplanma özgürlüğü ihlallerinde %5’lik bir artış, işçilere yönelik şiddet saldırılarında %6’lık bir artış ve işçi ve temsilcilerinin tutuklanma ve gözaltına alınması da dahil sivil özgürlükler üzerindeki saldırılarda %3’lük bir artış söz konusu.

2026 Endeksi, 2025’te %45 oranda olan ifade ve toplanma özgürlüklerine yönelik saldırıların bu sene %50 oranda olduğunu bildirdi. Buna göre 151 ülkenin yaklaşık yarısında yetkililer işçileri tutukladı veya gözaltına aldı.

2026 Endeksi, bu seneki ihlallerinin şimdiye kadar yaşanan hak ihlalleriyle kıyaslandığında rekor seviyede olduğunu belirtti. Sendika kurma, sendikaya üye olma ve sendikaların yasal kayıt hakları, her dört ülkeden üçünde engellendi. Bu sırada işçiler, ülkelerin %32’sinde şiddete maruz kaldı, buna örnek olarak İsrail güçlerinin Filistin Genel Sendikalar Federasyonu (PGFTU) ofislerine baskın düzenlediği hatırlatıldı.

2026 yılında işçiler ve sendikacılar dört ülkede sendikal aktivizmleri sebebiyle hayatlarını kaybetti: Angola, Kolombiya, Endonezya ve Meksika.

Bu bilgilere göre grev hakları 151 ülkenin %87’sinde ihlal edildi. İşçilerin %72’si adalete erişemedi veya adalete erişimi kısıtlandı. 151 ülkeden 121’inde toplu pazarlık hakkı kısıtlandı ve ihlal edildi.

İşçi haklarında rekor gerileme

Hak ihlallerini 1 ile 5 arasında bir indekse göre sıralayan rapora göre Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi, sıralamada işçiler açısından dünyanın en kötü bölgesi olarak yer aldı. 2026 yılında bölgenin puanı 4,68 olarak belirlendi.

Avrupa ve Amerika kıtasında ülke puanları 2014’ten bu yana en düşük endeks puanına geriledi. Amerika kıtasındaki ortalama ülke puanı 3,72’ye gerileyerek tarihteki en düşük değerine ulaştı. Bu bölgede yer alan Arjantin ve Panama, işçi hakları açısından dünyanın en kötü 10 ülkesi listesine girdi. Bölgedeki 25 ülkeden yaklaşık %90’ı grev hakkını ihlal etti ve sendikaların kaydını engelledi, bölgedeki ülkelerin yaklaşık yarısında ise işçiler tutuklandı veya gözaltına alındı.

Avrupa’nın ortalama ülke puanı, şimdiye kadar aldığı en düşük seviye olan 2,80’e geriledi. Rapor, Avrupa’da aşırı sağın yükselişinın sendikalara ve üyelerine yönelik düşmanlığın giderek artmasına ön açtığını söyledi. Raporda Avrupa’daki 41 ülkenin yaklaşık dörtte üçünde grev hakkının engellendiği belirtildi.

Rapor, endeks puanı 4.08’te sabit kalan Asya-Pasifik bölgesinin ise işçiler açısından dünyanın ikinci en kötü bölgesi olduğunu belirtti.

Bu yılki sonuçların bir “demokrasiye karşı milyarder darbesine” olduğunu ve işçi hareketinin, kolektif eylem ve dayanışma üzerine kurulu en büyük demokratik güç olmaya devam ettiğini söyleyen ITUC, işçi örgütlenmesinin herkes için daha adil, kapsayıcı ve demokratik bir gelecek inşa etme gücüne sahip olduğunu vurguladı.

Raporu okumak için tıklayın.

Dünya Kupası başlıyor: Rakamlar ve ilkler

Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanı buluşturan, futbolun en büyük ve en prestijli sahnesi: FIFA Dünya Kupası. 1930 yılında başlayan ve İkinci Dünya Savaşı haricinde her dört yılda bir düzenlenen bu dev organizasyon, sadece şampiyonluklarla değil, sahadaki trajediler, unutulmaz goller, ilginç tesadüfler ve futbol tarihine yön veren skandallarla dolu.

Arjantin milli takımı kaptanı Maradona, şampiyonluk kupasını kaldırırken, 1986

Bu sene 23’üncüsü düzenlenecek olan Dünya Kupası, 11 Haziran’da başlayacak. Maçlar bu sene Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’da oynanacak.

Dünya futbolunun en prestijli turnuvasında, kupanın kazananı 19 Temmuz’daki finalde belli olacak. 2026 Dünya Kupası, dört yıl önce Katar’da düzenlenen turnuvadaki 32 takımdan farklı olarak 48 ülkenin katılımıyla bugüne kadarki en geniş katılımlı organizasyon olacak.

Üç ülkede 16 stadyumda toplam 104 maç oynanacak. Turnuva, 11’i ABD’de, üçü Meksika’da ve ikisi Kanada’da olmak üzere 16 şehirde gerçekleştirilecek. 11 Haziran–19 Temmuz tarihleri arasında oynanacak turnuva, 39 gün sürecek ve bu da Dünya Kupası tarihinin en uzun organizasyonu olacak.

2022’deki turnuva 29, 2014 ve 2018 turnuvaları ise 32 gün sürmüştü.Toplamda grup aşamasındaki 72 maçın 35’i Türkiye saatiyle 02.00 ile 07.00 saatleri arasında oynanacak.

12 grup maçı ise Türkiye saatiyle 22.00’de oynanacak. Bu yaz dört ülke Dünya Kupası’nda ilk kez yer alacak.

Karayipler’den Curaçao, turnuva tarihinin en küçük ülkesi olacak. Almanya, Fildişi Sahili ve Ekvador ile aynı grupta yer alıyorlar. Venezuela kıyılarına 60 kilometre uzaklıktaki ada 2010 yılında Hollanda Krallığı içinde ülke statüsü kazandı.

Kupanın doğuşu

Dünya Kupası fikri, dönemin FIFA Başkanı Jules Rimet’in girişimleriyle hayata geçti. Rimet’in “Olimpiyatlardan ayrı bir turnuvada, dünya üzerindeki her takımın katılabilceği bir futbol organizasyonu” fikrinden yola çıkarak 1928 Hollanda olimpiyatlarından 2 sene sonra Uruguay’da oynatılmasını kararlaştırdığı turnuva ile başladı.

Jules Rimet

FİFA’ya bağlı her ülkenin katılma hakkına sahip olduğu ama Avrupa’dan 4, toplamda da sadece 13 takım katıldığı ilk yıl Avrupa’dan diğer ülkeler mesafe ve ekonomiyi öne sürerek gidemediler. Bu yüzden eleme turu olmadı. Ev sahibi Uruguay, Arjantin’i 4-2 yenerek kupayı kazandı. Maç atmosferi oldukça gergin geçti. Hakem, maç öncesinde can güvenliği istedi ve sağlanınca maçı yönetmeyi kabul etti.

Sonraki iki turnuva İtalya ve Fransa’da düzenlendi ve her ikisini de İtalya kazandı. 1934, Mısır’ın katılımıyla ilk kez bir Afrika ülkesinin boy gösterdiği turnuva oldu.

Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanı tek bir meşin yuvarlağın etrafında toplayan FIFA Dünya Kupası, yalnızca bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda 20. ve 21. yüzyılın siyasi ve toplumsal tarihinin de bir yansıması.

Savaşın ve siyasetin gölgesinde

Dünya Kupası’nın ilk yılları, dönemin gergin siyasi atmosferinden bağımsız değildi. 1934’te İtalya’da düzenlenen kupa, faşizan siyasetin gövde gösterisine dönüştü. Uruguay ise önceki turnuvaya gelmeyen Avrupalıları boykot ederek turnuvaya katılmadı. 1938’de Fransa’daki turnuva ise yaklaşan savaşın ayak sesleri altında oynandı. Hitler’in Avusturya’yı işgal etmesiyle turnuvadaki takım sayısı 15’e düştü. Araya giren İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1942 ve 1946 yıllarında organizasyon düzenlenemedi.

Siyasetin sahaya indiği en çarpıcı anlardan biri ise 1978’de Arjantin’de yaşandı. Ülkedeki cunta rejiminin propagandasına dönüşen turnuvada, Hollandalı efsane Johan Cruyff’un siyasi durumu protesto ettiği için kupaya katılmadığı uzun süre konuşuldu. Ancak daha sonra ailesine yönelik bir kaçırma girişimi nedeniyle gelmediğini açıkladı.

1982’de ise Fransa’nın golüne itiraz etmek için sahaya inip hakeme golü iptal ettiren Kuveyt Futbol Federasyonu Başkanı Şeyh El Sabah, turnuva tarihine geçmiş oldu.

Unutulmaz trajediler

Futbol tarihinin en dramatik anları da bu sahnede yazıldı. 1950 yılında Brezilya’daki Maracanã Stadyumu’nda 200 bine yakın seyircinin önünde Uruguay’ın şampiyonluğa ulaşması, ev sahibi Brezilya’da bir kişinin intiharına ve 3 kişinin kalp krizi geçirmesine yol açarak “Maracanazo” (Maracana Felaketi) adıyla tarihe geçti.

Ancak en acı olaylardan biri 1994 ABD Dünya Kupası’nın ardından yaşandı. Kendi kalesine gol atarak Kolombiya’nın elenmesine neden olan Andres Escobar, ülkesine döndükten sonra öldürüldü ve futbol dünyasını derinden sarstı.

Diğer bir sarsıcı gelişme ise 2014 yılında ev sahibi Brezilya’nın, kendi seyircisi önünde oynadığı yarı finalde Almanya’ya 7-1 yenilerek kupa tarihinin en ağır şoklarından birini yaşaması oldu.

Efsanelerin doğuşu

Dünya Kupası, futbolun kurallarını ve yıldızlarını baştan yarattı. 1958’de henüz 17 yaşındaki Brezilyalı Pele sahneye çıkarak futbol tarihini değiştirdi. 1974’te Johan Cruyff önderliğindeki Hollanda “Total Futbol” ile oyunu yeniden tanımladı. 1986’da ise Diego Armando Maradona, İngiltere’ye attığı iki golle maça damga vurdu. Biri kurnazca attığı “Tanrı’nın Eli”, diğeri ise orta sahadan herkesi çalımlayarak attığı “Yüzyılın Golü” idi.

Maradona’nın “Tanrı’nın Eli” diye nitelendirilen golü

Futbolun kuralını değiştiren “ilk”ler

Zaman içinde futbolun evrimi, Dünya Kupası turnuvalarına da doğrudan yansıdı. Organizasyon ilk kez 1954’te televizyondan yayınlandı. 1970’te ise maçlar ilk kez canlı ve renkli olarak ekranlara geldi. Oyuncu değişikliği ile sarı ve kırmızı kart uygulamaları ilk kez 1970 Meksika’da kullanıldı. Dünya Kupası tarihinde ilk kırmızı kartı, 1974 yılında Türkiyeli hakem olan Doğan Babacan, Şilili Carlos Caszely’e gösterdi.

Skandallar

1966 yılında İngiltere’deki turnuva öncesi Jules Rimet Kupası çalındı. Altın kupa günler sonra bir parkta, Pickles adında bir köpek tarafından gazetelere sarılı halde bulundu.

2006 yılında Fransa’nın yıldızı Zinedine Zidane, kariyerinin son maçında (Dünya Kupası finali) İtalyan Marco Materazzi’ye kafa atarak kırmızı kartla sahadan ayrıldı. Aynı yıl Portekiz ile Hollanda arasında oynanan ve tam 16 sarı, 4 kırmızı kartın çıktığı maç, kupa tarihinin en hırçın maçı olarak kayıtlara geçti.

Çıplak ayakla futbol inadı

Dünya Kupası tarihi sadece katılanların değil, ilginç sebeplerle katılamayanların da tarihidir. Hindistan, 1950 yılında Brezilya’da düzenlenen turnuvaya katılmaya hak kazanmasına rağmen, maçlara çıplak ayakla çıkma istekleri FIFA tarafından reddedilince turnuvadan çekilme kararı aldı.

Futbol yüzünden çıkan “100 saatlik savaş”

Futbolun sadece bir oyun olmadığının en acı kanıtlarından biri… 1970 Meksika Dünya Kupası elemelerinde karşı karşıya gelen Honduras ve El Salvador arasındaki maçlarda çıkan olaylar kontrolden çıktı. Gerginlik o kadar tırmandı ki, orduların da devreye girmesiyle iki ülke arasında 100 saat süren sıcak çatışmalar yaşandı.

“İtalyanlar giremez”

Şili’nin ev sahipliği yaptığı 1962 turnuvası, eşi benzeri görülmemiş bir şiddete sahne oldu. Kupanın sadece ilk 12 maçında tam 37 futbolcu sakatlandı. Özellikle ev sahibi Şili ile İtalya arasında oynanan ve sert faullerle geçen maçın ardından kriz sokağa taştı; Şili’deki esnaflar dükkanlarının camlarına “İtalyanlar giremez” tabelaları astı.

Cezayir’in trajedisi

İspanya 1982’de, Dünya Kupası tarihinin en çok tartışılan ve kural değişimine yol açan maçlarından biri oynandı. Batı Almanya ve Avusturya, gruptaki son maçlarında karşı karşıya geldi. Almanların 1-0’lık galibiyeti iki takımı birden gruptan çıkarıyor, aynı puandaki Cezayir’i ise eliyordu. Maç tam da bu skorla bitince Cezayir cephesi haklı olarak şike itirazında bulundu ancak sonuç değişmedi.

“General” rütbesi alan futbolcu

İtalya’da düzenlenen 1990 Dünya Kupası’nda Kamerun, çeyrek finale yükselen ilk Afrika ülkesi olarak tarih yazdı. Bu başarının mimarlarından olan 38 yaşındaki Roger Milla, Romanya’ya attığı iki golden sonra ülkesinde çok ilginç bir şekilde onurlandırıldı ve kendisine “General” rütbesi verildi.

Günümüze kadar 22 turnuva düzenlendi ve sadece 8 farklı ülke şampiyonluk sevinci yaşayabildi. Brezilya (5), İtalya ve Almanya (4’er) başı çekerken; Arjantin (3), Fransa ve Uruguay (2’şer), İngiltere ve İspanya ise birer kez futbolun en büyük kupasını müzelerine götürdü.

Dünya Kupası istatistikleri

2026 Dünya Kupası – Yeni format ve gruplar

  • Ev Sahipleri: ABD, Kanada, Meksika
  • Takım Sayısı: 48 (Tarihte İlk Kez)
  • Grup Sayısı: 12 Grup (A’dan L’ye kadar dörder takım)
  • Toplam Maç Sayısı: 104 Maç

Tarihteki İlkler ve Takım Rekorları

  • İlk Dünya Kupası
    1930 (Uruguay)
  • İlk Maç
    Fransa 4-1 Meksika (13 Temmuz 1930)
  • İlk Gol
    Lucien Laurent (Fransa)
  • İlk Şampiyon
    Uruguay
  • İlk Kırmızı Kart
    Carlos Caszely / Şili (1974 – Hakem: Doğan Babacan)
  • İlk Penaltılarla Biten Final
    Brezilya 3-2 İtalya (1994)
  • İlk Ortak Ev Sahipliği
    Japonya ve Güney Kore (2002)
KategoriRekortmenİstatistik
Toplam Turnuva SayısıDünya Kupası Tarihi22 Turnuva
En Çok Kazanan ÜlkeBrezilya5 Kez
En Çok Maç KazananBrezilya70 Galibiyet
En Çok Gol Atan ÜlkeBrezilya229 Gol
En Yüksek Seyircili MaçBrezilya – Uruguay (1950)Tahmini +200.000 Kişi
En Gollü MaçAvusturya – İsviçre (1954)Avusturya 7-5 İsviçre (12 Gol)
En Çok Kaybeden ÜlkeMeksika25 Mağlubiyet
En Çok Berabere Kalanİtalya21 Beraberlik
En Az Maça Çıkan ÜlkeEndonezyaSadece 1 Turnuva (1938)

Efsanelerin Rakamları (Bireysel Rekorlar)

KategoriFutbolcuKırılan Rekor
En Çok Maça Çıkan OyuncuLionel Messi (Arjantin)26 Maç
En Çok Gol Atan Oyuncu (Toplam)Miroslav Klose (Almanya)16 Gol
Tek Turnuvada En Çok Gol AtanJust Fontaine (Fransa)13 Gol (1958)
Bir Maçta En Çok Gol AtanOleg Salenko (Rusya)5 Gol (1994, Kamerun’a karşı)
En Hızlı GolHakan Şükür (Türkiye)10.8 Saniye (2002)
En Yaşlı OyuncuEssam El Hadary (Mısır)45 Yaş 161 Gün (2018)
En Genç OyuncuNorman Whiteside (Kuzey İrlanda)17 Yaş 41 Gün (1982)
Finalde Gol Atan En Genç OyuncuPele (Brezilya)17 Yaş (1958)
En Hızlı Kırmızı KartJose Batista (Uruguay)56. Saniye (1986)

“İran, özgürlük savaşçılarına karşı savaşını durdurmadı”

Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı, İran’da devam eden idamlar ve Kürt güçlerine yönelik saldırılar nedeniyle uluslararası kamuoyuna seslenerek, “rejime daha fazla baskı yapılması ve onunla olan diplomatik ilişkilerin askıya alınması” çağrısında bulundu.

İran’ın Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Kürt partilerinin kamplarına yönelik saldırısı

İsrail-ABD ile İran arasında 28 Şubat’ta yaşanan çatışmaların ardından taraflar arasında ateşkes görüşmeleri başlamış ve 7 Nisan’da ateşkes ilan edilmişti. Bu ateşkes bugüne kadar devam etmektedir. Ancak böylesi bir dönemde İran devlet yönetimi; Kürtlerin ve İran rejiminin diğer muhaliflerinin idam edilmesinden vazgeçmiyor, Kürt güçlerine yönelik saldırılarına devam ediyor.

Yaşanan bu durum üzerine İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı yazılı bir açıklama yayımladı.

İttifak açıklamasında, “İslam Cumhuriyeti’nin baskı aygıtı; siyasi, askeri ve güvenlik alanındaki başarısızlıklarını gizlemek için İran’da, özellikle de Doğu Kürdistan’da (Rojhilat) siyasi tutukluları idam etmeye yönelik yeni bir dalga başlatmıştır,” ifadelerine yer verdi.

İttifakın kuruluşu ve arka planı

İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Kürdistanı Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’nı kurdu. İttifak; İran İslam Cumhuriyeti’ni yıkmak için mücadele etmeyi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmeyi ve Doğu’da Kürt ulusunun siyasi iradesine dayanan demokratik ve ulusal bir yapı kurmayı amaçlamaktadır.

İttifak, İran’ın Güney Kürdistan’daki Kürt partilerinin merkezlerini füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığı bir dönemde kuruldu. Bu koalisyon, onlarca yıldır bölünmüş olan Doğu siyasi hareketinin tarihi birlik çabasını güçlendirmekte ve somutlaştırmaktadır. Abdullah Muhtedi liderliğindeki Komala Partisi başlangıçta ittifaka katılmamıştı; ancak 4 Mart 2026’da ittifaka dahil oldu.

İttifak, yeni idamları ve saldırıları “özellikle cezaevlerindeki özgürlük savaşçılarına yönelik yeni bir baskı ve zulüm dalgası” olarak nitelendirerek şunları kaydetti:

“Bu sıradan bir olay değildir ve normal bir şeymiş gibi görülmesine izin verilmemelidir. Bu siyasi idamlar ve cinayetler organize bir katliamdır. İslam Cumhuriyeti’nin bu idamları toplumu daha fazla korkutmak ve iktidarda kalabilmek için bir kalkan olarak kullandığı herkes için açıktır.”

Açıklamada Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi partilere yönelik saldırılara da dikkat çekilerek şöyle devam edildi:

“Yurt içindeki baskılar ve idamlar ile Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi partilerin füzelerle vurulmasına devam edilmesi; rejimin uluslararası arenada ve Amerika-İsrail ile yaşadığı savaş ve gerilimlerde stratejik yenilgilere, derin bir güvenlik zafiyetine uğradığı bir dönemde artmaktadır. Bu nedenle, her zaman olduğu gibi krizlerin altında ezilen rejim, yurtdışında krizler yaratarak, yurtiçinde ise daha fazla cinayet ve baskı uygulayarak kendini kurtarmaya çalışmaktadır.”

“İntikam Silahıdır”

İttifakın açıklaması şu sözlerle devam ediyor:

“Aynı zamanda, İslam Cumhuriyeti’nin Amerika ve İsrail ile geçici bir ateşkes dönemindeyken dahi suçlarını sürdürmesi; rejimin özgürlükçülere, hak savunucularına ve iç muhaliflere karşı savaşını durdurmadığının kesin bir kanıtıdır. Aksine, tüm fırsatları ve özellikle de bu ateşkesi, muhaliflerini fiziksel olarak ortadan kaldırmak için kullanmaktadır.

Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı; yabancılar için ‘casusluk’ veya rejime karşı ‘silahlı savaş’ gibi asılsız suçlamalarla tutuklanan kişiler için darağaçlarının yükseltilmesinin, gerçekte mücadeleci ve hak savunucusu halka karşı bir intikam silahı olduğuna inanmaktadır. Bu kana susamış rejim, var olduğu süre boyunca siyasi savaşçıları idam ederek acımasız iktidarına karşı verilen mücadele ve direnişin bedelini artırmaya; İran uluslarının hak arayışlarını, siyasi ve sivil hareketlerini sindirmeye çalışmıştır. Bu nedenle uluslararası toplum, İran’da bir yıl içinde yüzlerce tutuklunun idam edilmesini sadece ‘insan hakları ihlali’ olarak görmemeli; bu eylemleri ‘savaş suçu’ ve ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımalı ve rejimin bu cinayetlerine karşı pratik tutum ve kararlar almalıdır.”

“Rejime Karşı Sert Kararlar Alın”

“Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı ayrıca ilan etmektedir ki; İslam Cumhuriyeti ile yapılacak her türlü diplomasi, her türlü görüşme ve her türlü ateşkes, eğer İran’daki iç baskıyı, idamları ve bu rejim tarafından yapılan sistematik insan hakları ihlallerini engellemiyorsa, İslam Cumhuriyeti’ni sadece öldürme ve yok etme politikasını sürdürmeye teşvik etmekle kalmayacak, aynı zamanda o kana susamış ve baskıcı rejimin ömrünü uzatmasına da fırsat yaratacaktır.

Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı; Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Parlamentosu ve demokratik hükümetlerden, İslam Cumhuriyeti’nin suç ve cinayetlerini durdurmak için rejime daha fazla baskı yapmalarını ve onunla olan diplomatik ilişkileri askıya almalarını talep etmektedir. Ayrıca İran’daki iç baskı ve idamlar meselesinin BM Güvenlik Konseyi’nde temel bir konu haline gelmesi ve rejime karşı sert kararlar alınması gerekmektedir. Şüphesiz ki, İslam Cumhuriyeti üzerindeki idamların ve iç baskının siyasi veya ekonomik bedeli artırılmazsa, rejimin ülke içindeki tutumu ve politikası değişmeyecektir.

Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı ayrıca İran uluslarına ve İslam Cumhuriyeti muhalefetindeki siyasi parti ve taraflara, pratikteki birlik ve ortak çalışmalarıyla rejimin politikalarını geriletmeleri çağrısında bulunmaktadır. Eminiz ki Kürdistan halkı da saflarını daha fazla örgütleyerek, mücadele ve direnişiyle her zaman olduğu gibi rejimin politikalarına cevap verecektir.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.