Cumartesi Anneleri/İnsanları 33 yıl önce kaybettirilen Nadir Nayci’nin akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1116’ncı haftasında 1993’te Cizre’de kaybedilen Nadir Nayci’nin akıbetinin açıklanmasını ve sorumluların yargılanmasını istedi.

Fotograf: Mezopotamya Ajansı

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1116’ncı haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki açıklamasını İkbal Eren okudu.

Eren, gözaltında kaybetmenin yalnızca bir kişinin yaşamdan koparılması anlamına gelmediğini, geride kalan ailelerin de yıllarca belirsizlik, mezarsızlık ve adaletsizlik içinde bırakıldığını söyledi.

“İnsanların akıbetlerinin bilinmediği, mezarlarının bulunmadığı bir yerde toplumsal barıştan ve adaletten söz edilemez” diyen Eren, Nadir Nayci’nin kaybedilme sürecini anlattı. Nayci 65 yaşındaydı ve at arabacılığı yapıyordu.

“Çok istiyorsan kendin git, ara”

Nayci’nin 1993’te Bênamîra (Aşağıçeşme) Köyü’ndeki akrabalarına atlarından birini götürmek üzere evden çıktığını belirten İkbal Eren, kendisinden bir daha haber alınamadığını söyledi. Nayci’nin atının ertesi sabah tek başına eve döndüğünü anlattı.

Eren, ailenin yaptığı araştırmada Nayci’nin Aşağıçeşme Köyü’ne hiç ulaşmadığını öğrendiklerini belirterek şunları söyledi:

“Nadir Nayci’nin Aşağıçeşme’ye ulaşmak için Kuştepe köyünden geçmesi gerekiyordu. O dönem Kuştepe, bölge halkı tarafından JİTEM destekli Hizbullah’ın infaz mekânı olarak biliniyordu. Köy, tank taburunun hemen önündeydi ve taburdan rahatlıkla görülebilecek bir konumdaydı. Bölgede Kuştepe’ye götürülenlerin bir daha geri dönmediği konuşuluyordu. Nadir Nayci’nin oğlu Ramazan Nayci, İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Cemal Temizöz’e giderek babasının kaybolduğunu anlattı. Babasının Kuştepe’de alıkonulduğundan emin olduğunu söyleyerek onu aramak için köye asker gönderilmesini istedi. Temizöz ise bu talebi karşılamadı. Ramazan Nayci’ye, ‘Çok istiyorsan kendin git, ara’ dedi. Ayrıca babasının dağa çıkmış olabileceğini de söyledi.”

“Korucubaşı ölüm emrini verdi”

Nadir Nayci’nin ailesinin korku ve baskı nedeniyle uzun süre savcılığa başvuramadığını anımsatan İkbal Eren, ilk başvurunun 2004 yılında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapıldığını ve soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandığını söyledi.

2009 yılında Kuştepe köyünde ölüm evleri ve kemiklerin bulunmasının ardından ailenin yeniden başvurduğunu aktaran İkbal Eren, “Ramazan Nayci, kemiklerin babasına ait olup olmadığının belirlenmesi amacıyla DNA karşılaştırması yapılmasını istedi. Ancak 2009/432 sayılı dosyada da aile açısından sonuç değişmedi” dedi.

Nadir Nayci’nin kaybedilmesine ilişkin önemli bir tanıklığa da dikkat çeken İkbal Eren, “İtirafçı sanık Mehmet Nuri Binzet, Cizre JİTEM davasında verdiği ifadede Nadir Nayci’nin Hizbullahçılar tarafından gözaltına alındığını, Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atak’ın, Nayci’nin öldürülmesi yönünde emir verdiğini söyledi” ifadelerini kullandı.

Sorumlular tespit edilip, adalet sağlansın

33 yıl sonra hala aynı soruları sorduklarını belirten İkbal Eren “Nadir Nayci nerede? Nadir Nayci’nin kaybedilmesine ilişkin iddialar neden etkin biçimde soruşturulmadı? Kuştepe’de bulunan kemiklerin DNA karşılaştırılması neden sonuçlandırılmadı? Tanık anlatımları neden gereği gibi araştırılmadı?” diye sordu.

Kaybedilişinin 33’üncü yılında taleplerinin açık olduğunu vurgulayan İkbal Eren, “Nadir Nayci’nin akıbeti açığa çıkarılsın; kaybedilmesinden sorumlu olanlar tespit edilsin ve etkili bir soruşturma yürütülerek adalet sağlansın” dedi.

Eren, “Kaç yıl geçerse geçsin, Nadir Nayci için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Oğlu cezaevinden mektup gönderdi

Açıklamanın ardından Nadir Nayci’nin oğlu Ramazan Nayci’nin cezaevinden gönderdiği mektup okundu. Mektup şöyle:

“1993 yılında Cizre’de kaybedilen Nadir Nayci’nin oğluyum. Babamın kaybedilmesinin üzerinden 33 yıl geçti. Tam 33 yıldır ondan bir haber bekliyorum. Bir mezarımız olmadığı için bu bekleyiş hiç bitmiyor. Her gün babam çıkıp gelecekmiş gibi hissediyorum. Artık bu belirsizlikle yaşamak istemiyoruz.

Babam kaybedildiğinde Cizre İlçe Jandarma Komutanı ve JİTEM Grup Komutanı olan Cemal Temizöz’ün yanına gittik. Babamın Kuştepe’de tutulduğunu bildiğimizi söyledik. ‘Bu bölge sizin kontrolünüzde. Bize yardım edin, babamı bulun’ dedik. Ama bize yardım edilmedi. Aradan 33 yıl geçti. Babamı bulmak için devletten hiçbir yardım görmedik. Biz devletten yıllardır çok şey istemiyoruz. Sadece babamızın nerede olduğunu bilmek istiyoruz. Kemiklerinin bize verilmesini ve onu kendi ellerimizle toprağa vermeyi istiyoruz.

Buradan Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum: Yeter artık bu zulme son verin. 33 yıldır babamızın mezarını arıyoruz. Artık bu bekleyiş bitsin. Babamın mezarını bize verin. Başka hiçbir şey istemiyoruz. Nadir Nayci’nin nerede olduğunu bilmek, onun mezarına ulaşmak ailesi olarak bizim en temel hakkımızdır. Bir evladın 33 yıl boyunca babasının akıbetini bilmeden yaşaması kabul edilemez. Nadir Nayci’nin mezarı nerede? Bu soru 33 yıldır cevapsız bırakıldı. Hakikat ve mezar hakkımız 33 yıldır ertelendi. Bu, devletin bize 33 yıldır ödemediği bir adalet borcudur. Artık beklemek istemiyoruz. Babamın mezarını istiyoruz.”

Açıklamanın ardından meydana karanfiller bırakıldı.

Cumartesi Anneleri / İnsanları


Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.

Türkiye’de darbe dönemleri ile 1990’lı yılların başında sık yaşanan kaybolma olgusu insan hakları savunucularının öncelikli mücadelesi haline geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) 1992 yılında “Kayıplar Bulunsun” sloganıyla zorla kaybedilen kişilere karşı ilk kampanyasını başlattı. Bu kampanya, 1995 yılında Cumartesi Anneleri’nin mücadelesiyle ülke çapında yankı uyandıran bir harekete dönüştü.

12 Mart 1995’te Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde kimliği belirsiz kişilerin bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirmesiyle başlayan ve 3 gün süren Gazi Mahallesi Olayları 22 kişinin hayatını kaybetmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

Hasan Ocak 21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi Olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Hasan’ın annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Hasan gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan’ın bulunması için İnsan Hakları Derneği’nin de desteğiyle başlayan kampanya, Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü.

İlk kez 27 Mayıs’ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla çığ gibi büyüdü.

Cumartesi Anneleri’nin esin kaynağı Arjantinli Mayıs Meydanı Anneleri

Arjantin’de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. “Gözaltı kayıpları” kavramı lügatına cunta rejimiyle birlikte giren Arjantin halkı, bu dönemde son derece baskıcı bir rejim altında yaşıyordu.

3 kişinin yan yana gelmesinin bile yasak olduğu ülkede bir grup kadın 1977 yılında kayıp çocuklarının bulunması için hükümet binasına 100 metre mesafedeki Mayıs Meydanı’nda (Plaza de Mayo) toplanmaya başladı. Beyaz başörtüleriyle ikişer ikişer meydana giren kadınlar her perşembe saat 12’de meydanın ortasındaki piramidin etrafında tur atıyordu.

Cunta hükümeti, “perşembe delileri” veya “terörist anneleri” olarak adlandırdığı Mayıs Meydanı Anneleri’nin adalet arayışını bastırmak için türlü baskılar uyguladı. Hareketin önderleri, harekete destek veren avukatlar, insan hakları savunucuları işkenceye maruz kaldı, haklarında çok sayıda dava açıldı, kaybolanları ararken kendileri de kaçırılıp kaybolarak aynı kadere mahkum oldu.

Ancak cunta rejimi her hafta daha çok kadının başına beyaz örtüsünü takıp meydanda turlamasına engel olmadı. Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası ise Mayıs Meydanı Anneleri’nin seslerini dünya kamuoyuna duyurmalarına araç oldu.

41 yıldır adalet arayışını sürdüren Mayıs Meydanı Anneleri, Türkiye’deki Cumartesi Anneleri gibi faili meçhul ve kayıp kişiler adına yürütülen çok sayıda adalet mücadelesine örnek teşkil etti.

BM: ‘Zorla Kaybedilme’ insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur

Birleşmiş Milletler, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi (Zorla Kaybedilme Sözleşmesi) 2007’de kabul ederek 2010 yılında yürürlüğe soktu.

BM Genel Kurulu’nun ilk olarak 1992 yılında kabul ettiği Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildirisi zorla kaybedilmeyi insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediyor.

Sözleşmede geçen ‘zorla kaybedilme’ terimi, kişilerin, devlet adına görev yapan veya devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, göz altına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması, ardından söz konusu olan kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin hukukun koruması dışında kalmasını anlatmak amacıyla kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler bu sözleşmeyle yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğunu ve devletlerin temel insan haklarına saygı yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatıyor.

5 Şubat 2011’de Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe’deki ofisinde Cumartesi Anneleri’ni kabul etti. Anneler ile görüşen Erdoğan, bu konuyu çözeceğine dair Berfo Ana başta olmak üzere diğer Annelere söz verdi.[5] Bu doğrultuda TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde alt komisyon kuruldu ve rapor hazırlandı. 2014’te dava dosyası yeniden açıldı ancak 2020’de Yargıtay’ın kararıyla zamanaşımından tekrar kapatıldı.

Uruguay Eski Devlet Başkanı Jose Mujica ve eşi, 31 Ekim 2015 Cumartesi Günü 553. kez bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne geldi.

Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018 tarihinde gerçekleştirilen olan 700. haftası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı doğrultusunda Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.

Cumartesi Anneleri, Twitter’daki yaptığı paylaşımla, yasağa rağmen 699 hafta gibi bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda olacağını aktardı. Cumartesi Anneleri’ne izin vermeyen polis, Beyoğlu’ndaki Hazzopulo Pasajı da dahil anneler ve yakınlarının oturduğu pek çok noktaya biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı, milletvekilleri ile basın mensuplarını tartakladı, çok sayıda kayıp yakını ve hak savunucusunu gözaltına aldı. Gözaltına alınan 34 kayıp yakını ve hak savunucusu akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1116’ncı haftasında adalet arayışını sürdürüyor.

Ödüller

2013 Sosyal Demokrasi Vakfı İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü
2013 Uluslararası Hrant Dink Ödülü



1111 Hafta: Cumartesi Anneleri’ni anlatan şarkılar

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1111 haftadır Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini soruyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları için bestelenen ve yorumlanan şarkıları derledik.

Fotoğraf: Cumartesi Anneleri resmi X hesabı / @CmrtesiAnneleri

Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla bugün, 1111’inci kez Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan, 1111’in bir sayı olmadığını, vazgeçmeyen kayıp ailelerinin, adalet talebinden geri adım atmayan insanların ortak mücadelesi olduğunu vurguladı. Arcan, 1111 haftadır faillerin bulunup yargılanmasına ilişkin söylenilen fakat duyulmayan talepleri yineleyerek şunları belirtti:

“1111 haftadır, her cumartesi aynı soruyu soruyoruz: Gözaltında kaybedilen sevdiklerimiz nerede? Galatasaray Meydanı’nı bariyerlerle kapatt. Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına rağmen meydan yasağını ve kişi sınırlamasını sürdürdü. Galatasaray Meydanı üzerindeki hukuka aykırı engeller kaldırılmalı, kayıp dosyaları etkin biçimde yeniden soruşturulmalı, cezasızlık politikalarına son verilmeli ve ailelerin hakikati bilme hakkı güvence altına alınmalıdır.”

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 1111. haftadır yürüttüğü mücadeleye karşılık onlara adanan şarkıları aşağıdaki şekilde derledik:

Cumartesi Anneleri’ne Adanan Şarkılar

Öncü Eserler

Cumartesi Türküsü

Sezen Aksu

1995, ilk ve en bilinen şarkılardan.

Beni Bul Anne

Ahmet Kaya

Benim Annem Cumartesi

bANDiSTA

Cumartesi Annelerim

Ali İnanır

Son Şarkı

İlkay Akkaya

Cumartesi Anneleri

Hasan Sağlam

Güzel Ana

Umuda Haykırış

Kürtçe Eserler

Dayikên Şemiyê

Rojînda

Ez Şemî Me Dayê

Deniz Esmer

Yeniden Yorumlar

Cumartesi Türküsü

Melek Mosso

Beni Bul Anne

Ceylan Ertem

Benim Annem Cumartesi

Teoman

Diğer eserler

Cumartesi Anneleri

Garip Dost

Cumartesi Anneleri

Grup Vardiya

Cumartesi Anneleri

Mustafa Kaya

Cumartesi Anneleri

KWB

Diren Anne

Selahattin Demirtaş

Beyaz Toroslar

Şeyda Perinçek

Yabancı Eser

Mothers of the Disappeared

Bono & Zülfü Livaneli

Cumartesi Anneleri/İnsanları kimdir?

1980 ve 1990’larda JİTEM tarafından “beyaz toroslar” aracılığıyla kaçırılan, gözaltında işkence gören ve öldürülen birçok insanın akıbeti mahkeme dosyalarında “faili meçhul” adıyla yer alıyordu. 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne olan süreçte ise en az 1.352 kişinin gözaltında kaybedildiği tahmin ediliyor. Özellikle 12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralandı ve tutuklandı.

21 Mart 1995’te söz konusu Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak da ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan Ocak’ı aradı. Ceset, Hasan Ocak gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edildi, 15 Mayıs’ta, Hasan Ocak’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

İHD desteğiyle başlayan “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu. Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı. Ancak zamanla bu mücadeleye kayıp yakınları, aydınlar ve insan hakları savunucuları da katıldığı için Cumartesi İnsanları ifadesi de kapsayıcı bir tanım olarak yaygınlaştı. Bu vesileyle, Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından ilk kez 27 Mayıs’ta, aralarında Hasan’ın annesi Emine Ocak’ın da bulunduğu 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray Meydanı önünde oturma eylemi yaptı. 15-20 kişi başlayan eyleme katılanların sayısı zamanla binleri buldu. Her hafta, gözaltında kaybedilen bir kişinin hikâyesi anlatıldı, akıbeti soruldu.

Ancak Ağustos 1998’den itibaren polis, eyleme katılanlara her hafta cop ve biber gazıyla müdahale etti, katılanları gözaltına aldı. Bir yıla yakın sürecin ardından, 13 Mart 1999‘da Cumartesi Anneleri/İnsanları eylemlerine ara verdiler, 31 Ocak 2009‘da ise yeniden Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler. Aynı yıl bir müzik grubu olan Bandista, “Benim Annem Cumartesi” isimli parçayı yayımladı.

Kaybedilen yakınları sebebiyle ilk kez 27 Mayıs 1995’te bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, faillerin bulunup yargılanması ve gözaltında kaybetmelerin yeniden yaşanmaması için 1111 haftadır mücadele veriyor. Oğlu için yıllarca verdiği mücadelenin ardından Cumartesi Anneleri’nden biri olan Emine Ocak, 24 Temmuz’da 2025’te hayatını kaybetti.

Emine Ocak, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 625. hafta eyleminde, 18 Mart 2017. Fotoğraf: Vecih Cüzdan / bianet

Zorla kaybedilmenin hafızası: Sayılar, davalar ve cezasızlık

Birleşmiş Milletler’e göre bugüne kadar 100’den fazla ülkeden 60 bini aşkın zorla kaybedilme dosyası BM mekanizmalarına taşındı. Ancak insan hakları örgütleri, devletlerin kayıt tutmaması ve dosyaların gizlenmesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Türkiye’de kayıp yakınlarının en uzun soluklu mücadelesini ise Cumartesi Anneleri yürüttü.

Cumartesi Annelir/İnsanları’nın Galatasaray Meydanındaki eyleminden

Kayıp” kelimesi gündelik dilde çoğu zaman basit bir yokluğu tarif eder. Kaybolan bir eşya, izi sürülemeyen bir nesne, bulunamayan bir adres… Oysa insan hakları literatüründe “kayıp” bambaşka bir politik ve hukuki anlama sahip. Çünkü burada söz konusu olan şey, sıradan bir kaybolma hâli değil; zorla kaybettirilme. Bu kayıp; politik olarak üretilmiş, hukuki olarak inkâr edilmiş, toplumsal olarak derin yaralar bırakmış bir yok etme biçimi.

Zorla kaybedilme; bir kişinin devlet görevlileri ya da devlet destekli yapılar tarafından gözaltına alınması, ardından akıbetinin inkâr edilmesi ve hukuki koruma dışına çıkarılması anlamına geliyor. Uluslararası hukukta “enforced disappearance” olarak tanımlanan zorla kaybedilme; “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilen bu suç tipi, yalnızca kaybedilen kişileri değil; aileleri, toplumsal hafızayı ve adalet mekanizmasını da hedef alıyor.

İşte tam burada modern devletin ironilerinden biri ortaya çıkmakta. Peki bu devlet her şeyi kayıt altına almak isterken nasıl olur da insanlar kaybolur?

“Desaparecidos”: Kavramın doğuşu

Her ne kadar kaybettirme pratiğinin kökleri daha eskiye uzansa da modern anlamıyla zorla kaybettirme pratiği özellikle 20. yüzyılda sistematikleşti. Nazi Almanyası’nın Nacht und Nebel Kararnamesi, modern devletin görünmezleştirme tekniklerinin erken örneklerinden biri olarak kabul edilir. “Gece ve Sis” adı verilen bu uygulamada rejim muhaliflerinin iz bırakmadan ortadan kaldırılması amaçlanıyordu. Kavramın politik literatürde yaygın biçimde kullanılmaya başlanması ise Latin Amerika askeri diktatörlükleri ile oldu. Zorla kaybedilme kavramı, özellikle Arjantin’de 1976-1983 askeri cunta döneminde yaklaşık 30 bin kişinin kaybedilmesiyle birlikte “desaparecidos” kavramı dünya literatürüne girdi.

Askeri cunta döneminde:
  • Yaklaşık 340 gizli gözaltı merkezi kuruldu,
  • Binlerce kişi işkence merkezlerinde tutuldu,
  • Hamile kadınların çocukları ailelerinden koparıldı,
  • İnsanlar “ölüm uçuşlarıyla” denize atıldı.

Askeri rejim, kaybedilen kişiler için “yok oldular” diyordu. Böylece “desaparecidos” yani “kaybolanlar” kavramı doğdu. Bu süreçte ortaya çıkan Plaza de Mayo Anneleri hareketi, dünyanın en uzun soluklu hafıza mücadelelerinden biri oldu. Anneler, yıllarca Buenos Aires meydanlarında çocuklarının fotoğraflarıyla yürüdü. Daha sonra Plaza de Mayo Anneleri hareketi, kayıplara karşı küresel hafıza mücadelesinin sembolü haline geldi. (OHCHR, 2006)

Arjantin, çocukları zorla kaybedilenlerin Plaza de Mayo’daki eyleminden

Dünyada 60 binden fazla resmî başvuru

Birleşmiş Milletler Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’na göre bugüne kadar 100’den fazla ülkeden 60 bini aşkın zorla kaybedilme dosyası BM mekanizmalarına taşındı. Ancak insan hakları örgütleri, devletlerin kayıt tutmaması ve dosyaların gizlenmesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Suriye’de iç savaş boyunca 100 binden fazla kişinin kaybedildiği tahmin edilirken, Meksika’da kayıp kişi sayısı resmî verilere göre 110 bini geçti. Bosna Hersek’te savaş sonrası yaklaşık 30 bin kayıp dosyası açıldı. (ICMP, 2024; Human Rights Watch, 2024)

Dünyada öne çıkan bazı veriler
ÜlkeTahminî Kayıp SayısıDönem
Arjantin30.0001976–1983
Şili3.200+Pinochet dönemi
Bosna Hersek30.000 civarı1992–1995
Sri Lanka60.000–100.000İç savaş yılları
Suriye100.000+2011 sonrası
Meksika110.000+Güncel resmî veri

Özellikle Meksika bugün dünyanın en büyük kayıp krizlerinden biriyle karşı karşıya. Ülkede hemen her gün yeni toplu mezarlar bulunurken, kayıp yakınları devlet kurumlarının önünde nöbet tutuyor.

Türkiye’de en yoğun dönem: 1993–1996

1990’lı yıllarda Türkiye’nin özellikle Kürt bölgesinde, insanlar gündüz vakti evlerinden, işyerlerinden ya da sokaktan alındı; bir kısmı gözaltına götürüldü, bir kısmı ise kendilerini “güvenlik görevlisi” olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı. Günler, aylar ve yıllar boyunca aileler çocuklarından, eşlerinden ya da kardeşlerinden haber almaya çalıştı. Karakollar “bizde yok” dedi, savcılıklar dosyaları ilerletmedi, tanıklar susturuldu. Bazı kayıpların bedenleri işkence izleriyle kimsesizler mezarlıklarında bulundu; bazıları ise hâlâ kayıp. İnsan hakları örgütleri ve hukukçulara göre Türkiye’de zorla kaybedilmeler, özellikle 1990’larda sistematik bir devlet şiddeti ve cezasızlık rejiminin parçası haline geldi. (İHD, 2025; Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025)

Türkiye’de zorla kaybedilmelerin en yoğun yaşandığı dönem ise 1993–1996 yılları oldu. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanan “1980–2020 Türkiye’de Gözaltında Kayıplar Raporu”na göre yalnızca 1994 yılında 532 kişi gözaltında kaybedildi. Raporda 1993 yılı için 108, 1995 yılı için 235, 1996 yılı için ise 166 kayıp vakası kaydedildi. Rapora göre 1980–2020 arasında kayıtlara geçen toplam gözaltında kayıp sayısı en az 1.352 oldu. (Tanrıkulu, 2020)

Zorla kaybetmelerin özellikle 1990’lı yıllarda sistematik hale geldiğini ortaya koyuyor.

Yıllara Göre Gözaltında Kayıp Sayıları
YılGözaltında Kayıp Sayısı
1980–199033
199117
199227
1993108
1994532
1995235
1996166
199787
199853
199952
2000 sonrası28
Tarihi bilinmeyen14

Rapora göre toplam gözaltında kayıp sayısı en az 1.352 olarak kayıtlara geçti. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verileri ise daha yüksek bir tablo ortaya koyuyor. İHD Kayıplar Komisyonu’na göre 1990’lardan bugüne gözaltına alındıktan sonra kaybedilen kişi sayısı 1.388’e ulaştı. Özellikle Diyarbakır, Şırnak, Batman, Mardin ve İstanbul en yoğun kayıp vakalarının yaşandığı merkezler olarak öne çıktı. (İHD, 2025)

253 toplu mezar, 4 binden fazla cenaze

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ve insan hakları örgütlerinin çalışmalarına göre Türkiye’de bugüne kadar en az 253 toplu mezar tespit edildi. Bu mezarlarda 4 binden fazla kişinin gömülü olduğu belirtiliyor. Özellikle Diyarbakır, Şırnak, Batman ve Bitlis çevresindeki toplu mezar iddiaları yıllardır insan hakları örgütlerinin gündeminde yer alıyor. Ancak birçok bölgede etkili kazı çalışmaları yürütülmediği ve delillerin korunmadığı belirtiliyor. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025; Tanrıkulu, 2020)

Terkos Mezarlığı, İstanbul, Foto: Ferid Demirel/Niha+

Türkiye’de zorla kaybedilmeler denildiğinde öne çıkan dosyalar arasında Hasan Ocak, Fehmi Tosun, Murat Yıldız, Rıdvan Karakoç ve Cemil Kırbayır yer alıyor. Hasan Ocak’ın işkence izleri taşıyan bedeni haftalar sonra kimsesizler mezarlığında bulunurken, Fehmi Tosun’dan ise hâlâ haber alınamadı. Cemil Kırbayır dosyasında ise yıllar sonra Devlet Denetleme Kurulu, Kırbayır’ın işkence altında öldüğünü kabul etti. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025)

Zamanaşımı, takipsizlik, cezasızlık,

Bu dosyaların büyük bölümü ise cezasızlıkla sonuçlandı. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin verilerine göre incelenen 344 kayıp dosyasının yüzde 63’ü yıllarca sürüncemede bırakıldı. Dosyaların yüzde 7’si zamanaşımı nedeniyle kapatılırken, yüzde 5’inde takipsizlik kararı verildi. Sadece yüzde 24’ünde dava açıldı. Açılan 15 davanın ise 8’i beraatle sonuçlandı. Yalnızca iki dosyada mahkûmiyet kararı çıktı. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2017)

Türkiye’de zorla kaybedilmelerle ilgili en çarpıcı verilerden biri soruşturma süreçlerine ilişkin.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi çalışmalarına göre 2017 itibarıyla ulaşılan 344 dosyada:

Soruşturma Durumu (Veri Dağılımı)
Sürüncemede Bırakılan %63
Dava Açılan %24
Zamanaşımı %7
Takipsizlik %5
Analiz: Toplam veriye göre 218 dosya yıllarca ilerletilmedi, 24 dosya zamanaşımına uğradı ve yalnızca 84 kişiyle ilgili dava açıldı.

Açılan 15 davanın çoğu beraatle sonuçlandı

84 kişinin zorla kaybedilmesine ilişkin toplam 15 dava açıldı. Ancak bu davaların çoğu cezasızlıkla sonuçlandı.

Yıllara Göre Dava Durumları
Dava DurumuDosya Sayısı
Beraatle sonuçlanan10
Mahkumiyetle sonuçlanan16
Devam eden32
Yargıtay/İstinaf aşamasında26

AİHM’den 55 mahkumiye kararı

Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararlar da cezasızlık tablosunu ortaya koyuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin yaşam hakkını ihlal ettiğine, etkili soruşturma yürütmediğine ve kayıp yakınlarını insanlık dışı muameleye maruz bıraktığına ilişkin çok sayıda karar verdi. “Kurt/Türkiye”, “Timurtaş/Türkiye”, “Çakıcı/Türkiye” ve “Taş/Türkiye” kararları, zorla kaybedilmelerin uluslararası hukuk bakımından kayıt altına alınmasında kritik rol oynadı. Tanrıkulu raporuna göre AİHM, 103 kişiye ilişkin 55 başvuruda Türkiye’yi mahkûm etti. (AİHM HUDOC; Tanrıkulu, 2020)

Yargılama Sonuçları ve AİHM Raporu
Yargılama SonucuDosya Sayısı
Beraatle sonuçlanan8
Devam eden5
Mahkûmiyet çıkan2
Mahkûmiyet çıkan dosyalara dair not:
  • Bazı sanıklara 30 yıl, bir dosyada ise 24 yıl hapis cezası verildi.
Tanrıkulu Raporu ve Öne Çıkan AİHM Davaları
  • 103 kişiyle ilgili 55 başvuruda Türkiye’nin hak ihlali kararı.
  • 11 kişiye ilişkin 6 başvuruda “dostane çözüm” süreci.
  • Yalnızca 1 dosyada “ihlal yok” kararı.

Öne çıkan davalar: Kurt, Timurtaş, Çakıcı, Taş / Türkiye

Mahkeme kararlarında vurgulananlar:

  • Yaşam hakkı ihlali ve etkili soruşturma yürütülmemesi,
  • İşkence yasağı ve yakınların maruz kaldığı ağır psikolojik yıkım.

Türkiyenin en uzun süren sivil itaatsizlik eylemi

Türkiye’de kayıp yakınlarının en uzun soluklu mücadelesini ise Cumartesi Anneleri yürüttü. İlk kez 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, yaklaşık 30 yıldır kayıpların akıbetini soruyor. Hareket 1000 haftayı aşan bir hafıza direnişine dönüştü. Ancak özellikle 700. hafta buluşması 2018 yılında polis müdahalesiyle engellendi; çok sayıda insan hakları savunucusu gözaltına alındı ve haklarında dava açıldı. Daha sonra Anayasa Mahkemesi müdahaleyi hak ihlali olarak değerlendirdi. (AYM, 2022)

Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak polis müdahalesi ile gözaltına alınıyor. Foto: Hayri Tunç

Zorla kaybedilmeler yalnızca geçmişe ait bir mesele olarak da görülmüyor. Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından bazı kişilerin aylarca kayıp kaldığı ve daha sonra ortaya çıktıkları yönündeki iddialar yeniden gündeme geldi. Sezgin Tanrıkulu’nun raporuna göre 2016 sonrası en az 28 kişi zorla kaybedildi; bazı kişiler aylar sonra emniyet birimlerinde ortaya çıktı ve işkence gördüklerini anlattı. 2019 yılında ise BM başvurularının ardından kayıp olduğu belirtilen 5 kişinin sağ bulunduğu açıklandı. (Tanrıkulu, 2020)

Türkiye, ilgili sözleşmeyi imzalamadı

Türkiye, zorla kaybedilmeleri doğrudan düzenleyen en önemli uluslararası belge olan “Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme”yi hâlâ imzalamadı. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 yılında kabul edilen sözleşme; devletlere etkin soruşturma yürütme, toplu mezarları araştırma, failleri yargılama ve kayıp yakınlarının hakikat hakkını tanıma yükümlülüğü getiriyor. Sözleşmenin uygulanmasını ise BM Zorla Kaybetmelere Karşı Komite (CED) denetliyor. (OHCHR, 2006)

Barolar: “Hakikat Komisyonu” kurulsun

Son yıllarda Diyarbakır Barosu, insan hakları örgütleri ve kayıp yakınları Türkiye’de bağımsız bir “Hakikat Komisyonu” kurulması çağrısını yeniden gündeme taşıdı. Özellikle devlet arşivlerinin açılması, toplu mezarların araştırılması ve zorla kaybedilmelerin insanlığa karşı suç olarak tanınması talepleri öne çıkıyor. 2025 yılında yapılan çağrıda Diyarbakır Barosu, cezasızlık politikalarının sona ermesi için zamanaşımının kaldırılması gerektiğini vurguladı. (Diyarbakır Barosu, 2025)

Cumartesi Anneleri/İnsanları

Kazanımlar: Hafızanın kurumsallaşması

Tüm bu tabloya rağmen insan hakları savunucuları, zorla kaybedilmeler konusunda en büyük kazanımın hafızanın korunması olduğunu söylüyor. Çünkü kayıp yakınlarına göre bir kişinin akıbeti açıklanmadığı sürece suç sona ermiyor. Tüm cezasızlığa rağmen kayıp yakınlarının ve insan hakları örgütlerinin mücadelesi önemli kazanımlar yarattı:

  • Zorla kaybedilme uluslararası hukukta bağımsız suç olarak tanındı,
  • AİHM kararlarıyla devlet sorumluluğu kayıt altına alındı,
  • toplu mezar çalışmaları yaygınlaştı,
  • DNA eşleştirme teknikleri gelişti,
  • Cumartesi Anneleri küresel hafıza hareketlerinden biri haline geldi,
  • hakikat komisyonu tartışmaları kurumsal gündeme taşındı.

Bu nedenle Cumartesi Anneleri’nin yaklaşık otuz yıldır sorduğu soru hâlâ güncelliğini koruyor: “Onları kim aldı ve neredeler?”

Kaynaklar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. (2025). HUDOC karar veritabanı. HUDOC

Diyarbakır Barosu. (2025). Hakikat komisyonu kurulsun çağrısı. T24 Haberi

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi. (2017). Gözaltında kayıp dosyaları araştırması.

Human Rights Watch. (2024). World Report 2024. Human Rights Watch

İnsan Hakları Derneği (İHD). (2025). Gözaltında kayıplar verileri.

International Commission on Missing Persons. (2024). Global missing persons overview. ICMP

OHCHR. (2006). International Convention for the Protection of All Persons from Enforced Disappearance. OHCHR

Tanrıkulu, S. (2020). 1980–2020 Türkiye’de gözaltında kayıplar raporu. Gazete Duvar Haberi

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.