Barış akademisyenleri: “Silahların susması temel talebimizdi”

Meclisten geçen “çerçeve yasayı” değerlendiren barış akademisyenleri Zafer Yörük ve Can Irmak Özinanır, yasanın, eksikliklerine rağmen ve doğrudan demokratikleşme garantisi taşımasa da silahların susması ve barış mücadelesinin yürütülmesi adına kritik bir adım olduğunu söyledi. Akademisyenler, umudun hep var olduğunu belirtti.

Fotoğraf: sessizkalma.org

Abdullah Öcalan ile devlet arasında yürütülen ve Kürt tarafının “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, devletin ve AKP iktidarının ise “Terörsüz Türkiye” adıyla tanımladığı süreç kapsamında düzenlenen “çerçeve yasa” 10 Ağustos tarihinde 467 oyla Meclis’ten geçti. “Çerçeve yasa” ya da resmi adıyla “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun,” 12 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunuldu.

Toplam 12 maddeden oluşan bu teklif, soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümlerden başvuru usullerine, hak yoksunluklarının kaldırılmasından silah ve malzemenin kayıt altına alınmasına kadar birçok düzenlemeyi kapsıyor.

Barış talebiyle bildiriye imza attıkları için yıllardır Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ihraçları ve yargı süreçleriyle karşı karşıya kalan barış akademisyenleri arasından Zafer Yörük ve Can Irmak Özinanır, yasayı Niha+’ya değerlendirdi.

İki yılı aşkın süredir devam eden sürecin ardından gelen düzenlemeyi ele alan akademisyenler, yasanın içeriği itibarıyla tek başına nihai bir çözüm ya da demokratikleşme sağlamayacağını ancak silahların susması ve hak mücadelesinin sürdürülmesi adına önemli bir “kapı araladığını” belirtiyor.

10 yıldır süren hak ihlallerine ve belirsizliklere rağmen akademisyenler, toplumsal barışın ve demokrasinin geleceğine odaklanılması gerektiğinin altını çiziyor.

Yörük: “Yasayı barış anlaşması olarak görüyorum”

9 yıl boyunca görev yaptığı İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki işinden çıkarılarak ihraç edilen siyaset bilimci Doç. Dr. Zafer Yörük, çerçeve yasayı öncelikle devlet ile bir silahlı güç arasında bir ateşkes ve barış anlaşması olarak gördüğünü, bu yönüyle doğrudan desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu ifade etti:

“Çerçeve yasa hem Kürt meselesinin hali hem de demokratikleşme açısından bir garanti vermiyor. Zaten şu andaki konusu da bu değil gibi gözüküyor. Yasanın şu anki konusu, silahlı savaşan bir grupla devlet otoritesi arasında bir mütareke, bir ateşkes ve ateşkesten barışa giden süreci başlatmaktır.”

Zafer Yörük, Fotoğraf: Gazete Duvar

“Demokratikleşme için olumlu bir adım”

Barış akademisyenlerinin en başından beri temel talebinin silahların susması olduğunu hatırlatan Yörük, düzenlemeyi Kürt meselesinden bağımsız olarak dahi olumlu ve umut verici bir gelişme şeklinde nitelendirdi. Yörük, yasanın iki boyutu daha olduğunu söyledi:

“İkinci olarak, Kürt meselesinin kendisinin çözümü konusunda önemli bir adım mı? Evet, o açıdan da önemli. Çünkü devletin, karşısında savaşan silahlı gücü bir muhatap olarak tanıması ve onunla belli bir anlaşma yapması, aslında Kürt realitesini, Kürt siyasi hareketini tanıması demektir. Bu durum, sivilleşme halinde DEM Parti ve diğer Kürt siyasi oluşumlarını muhatap alıp Kürt halkının göz ardı edilmiş taleplerini ciddiye almanın yolunu açabilir ama tabii ki bunun garantisini içermiyor.

Üçüncü mesele ise ülkenin demokratikleşmesi. Kürt sorununda silahların susması ve meselenin siyasi zeminde tartışılmasının kabulü, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacaktır. Kürt halkının talep ettiği haklar, siyasal sistemin otoriter ve yasaklayıcı yanlarını törpüleyecek dinamikleri zaman içinde ortaya çıkarır. Dolayısıyla demokratikleşme açısından olumlu bir adım olarak görmek gerekir.”

“Barış ortamı olumlu süreci çoğaltacaktır”

Barış akademisyenlerinin yaşadığı hak ihlallerine ve ihraç süreçlerine de değinen Yörük, akademisyenlerin kişisel bir beklenti ya da çıkar peşinde olmadığını vurguladı:

“Bizim başımıza gelenler, haklarını savunduğumuz Kürt halkının 100 yıldır çektikleri yanında hiçbir şeydir. Kaç sene geçti, herkes kendisine farklı bir yaşam kurdu. Hakkımızda beraat kararlarının çıkması hareket alanımızı olumlu etkiledi, KHK ile çıkarılan arkadaşlarımızın haklarını geri alma süreçleri başladı ve barış ortamı bu olumlu süreci çoğaltacaktır. Ancak biz barış akademisyenleri olarak kendimiz için hiçbir zaman bir şey beklemedik, imzamızı attık ve bedelini ödemeye de razı olduk.”

Özinanır: “Mücadele için bir fırsat”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışırken ihraç edilen barış akademisyeni Can Irmak Özinanır da iki yılı aşkın süredir devam eden sürece dikkat çeken çekti. Özinanır, çıkan yasanın yetersiz ve eksik olduğunu, pek çok konuyu kapsamadığını vurguladı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Meclis’te yaptığı konuşmada “bir kapı aralandı” söylemine dikkat çeken Özinanır, yasa ile bir kapının aralandığını ve bu kapının kapanmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

Can Irmak Özinanır, Fotoğraf: Marksist.org

İktidarın ana muhalefet üzerindeki baskıyı artırdığı son derece otoriter bir dönemde olunduğuna işaret eden Özinanır, yasanın tek başına demokratikleşme sağlamayacağını ifade etti. Savaş koşullarında demokrasinin her zaman daha geriye gittiğini hatırlatan Özinanır, “En azından silahların sustuğu bir ortamda demokrasi için mücadele etmek daha mümkün. Elimizde bu mücadeleyi yürütmek için bir fırsat var” dedi.

Özinanır, yasanın şu anki haliyle barış akademisyenleri için doğrudan bir sonuç doğurmadığını söyledi, fakat bir barış umudunun hep olduğunu, barış akademisyenleri olarak 10 yıl önceki taleplerinde haklı olduklarını da ekledi.

“10 yıl önceki talebimiz gerçekleşiyor”

10 yıldır barış talep ettikleri için cezalandırıldıklarını ve yargıdan çelişkili kararlar çıktığını ve kendisi gibi halen görevine dönemeyen çok sayıda akademisyen bulunduğunu hatırlatan Özinanır, şunları söyledi:

“Bizim 10 yıl önce talep ettiğimiz şeyin bir şekliyle gerçekleşiyor olmasını önemli buluyorum. Bu durum hemen işlerimize dönmemizi sağlamayabilir ama uzun vadede barışı talep edenler, barışın sonuçlarından da faydalanacaktır.”

Ne olmuştu?

11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan 406 akademisyen, 1 Eylül 2016’da dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. Ayrıca bildiriye imza atan 822 akademisyen Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı.

Ağır Ceza Mahkemesi bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek beraat kararı verse de Barış İçin Akademisyenler görevlerine iade edilmedi. Çünkü Barış Akademisyenlerinin bu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) olan dosyaları için, “önce iç hukukun bitirilmesi gerekir” kararı verildi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Barış Akademisyenleri ve Gülen Cemaati bağlantılı tüm dosyalar için OHAL Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, neredeyse tüm Barış Akademisyenlerinin iadesine ret kararı verdi. Komisyonun ret kararlarını açıklaması 2021 yılını bulduğu için akademisyenlerin bir üst mahkemeye erişimi yaklaşık 5 yıl gecikti.

Bunun üzerine 2019’dan itibaren BİM davaları başladı. Toplamda 10 yıla yaklaşan hukuki süreç hâlâ devam ediyor.

2023 Haziran itibariyle haklarında KHK ile ihraç kararı verilen çok sayıda Barış Akademisyeninin ise mahkemelerin göreve iade kararlarına rağmen üniversiteler tarafından işe başlatılmadığı kaydedilmişti.

10 yıllık hukuki mücadele: Yalnızca 14 kesin iade

Rapor: barisicinakademisyenler.net

Barış İçin Akademisyenler’in düzenli aralıklar ile yayınladığı rapora göre, göreve iade için açmış oldukları iptal davalarında bazı mahkemeler evet derken bazıları ise hayır diyebiliyor.

2016’dan beri süren hukuki mücadele sonucunda Danıştay kararı ile iadesi kesinleşen dosya sayısı ise yalnızca 14 iken Bölge İdare Mahkemesi düzeyinde 119, Danıştay düzeyinde ise 211 davada karar yok.

Ayrıca, her kademedeki akademisyenlere sosyal medya hesaplarının taranmasından vakıf, dernek vb. üyeliklerine kadar yeniden bir güvenlik soruşturması da yapılıyor. Böylece iade süreçleri daha uzun sürüyor ve akademisyenlerin aktif ve eleştirel bilgi üretimi giderek kısıtlanıyor.

Latin Amerika’da soldan sağa: Golan kararının ardından yeni tablo

Kolombiya’daki sağcı de la Espriella hükümeti, İsrail’in 1967’den bu yana işgal ettiği Golan Tepeleri üzerindeki hakimiyetini tanıyan ikinci ülke oldu. Kolombiya’nın eski cumhurbaşkanı Gustavo Petro, göreve veda ederken yeni hükümetin İsrail ile ilişkileri normalleştirme vaadini “ulusal onura hakaret” olarak nitelendirmişti. Bu durum, Latin Amerika genelinde 2023’ten bu yana iktidarlarda soldan sağa geçişlerin olduğu dönemi gündeme getirdi.

Kolombiya Dışişleri Bakanlığı’nın ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformunda pazartesi (10 Ağustos) günü yapılan bir açıklamada, Kolombiya hükümetinin, İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki “egemenliğini ve dış tehditlere karşı kendini koruma hakkını” tanıdığı belirtildi. Açıklamanın devamında ise bunun “İsrail’in ulusal savunması ile vatandaşlarını koruma kapasitesinin temel bir unsuru” olduğu vurgulandı.

Bu şekilde Kolombiya hükümeti, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki hakimiyetini tanıyan ikinci ülke oldu.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Kolombiya’nın bu adımı atmasından memnun olduklarını belirterek, Kolombiya Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella’ya teşekkür etti.

Golan Bölge Konseyi Başkanı Ori Kallner, bu tanıma nedeniyle Kolombiya’yı tebrik etti. Kallner, bu tanıma işlemini “ahlaki, diplomatik ve stratejik açıdan doğru ve adil” olarak nitelendirdi.

Sağcı de la Espriella hükümeti

Kolombiya’da 24 Haziran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkça desteklediği sağcı aday Abelardo de la Espriella, iktidardaki Tarihsel Pakt İttifakı’nın adayı ve solcu Iván Cepeda’yı yaklaşık 250 bin oy farkla (yüzde 49,65’e karşı yüzde 48,70) geride bırakarak kazandı. Suçla mücadele, kamu harcamalarının kısılması ve petrol-doğalgaz sektörünün büyütülmesi vaatleriyle kampanya yürüten de la Espriella, 7 Ağustos’ta görevi devralarak Gustavo Petro’nun dört yıllık iktidarına son verdi. Petro, göreve veda ederken yeni hükümetin İsrail ile ilişkileri normalleştirme vaadini “ulusal onura hakaret” olarak nitelendirmişti.

Venezuela’da Hugo Chavez’in seçimle iktidara geldiği 1998 yılından itibaren bu sol hükümetlerin iktidara geldiği “Pembe Dalga” (Marea Rosa) adlı bir süreç yaşanmıştı. Fakat bu sol hareketler için gelecek, bugün eskisi kadar parlak görünmüyor. Tüm dünyada olduğu gibi Latin Amerika’da da aşırı-sağ her ülkeyi farklı şekilde etkiliyor.

Kolombiya’daki iktidar değişimi, Latin Amerika genelinde 2023’ten bu yana yaşanan sol iktidarlardan sağ iktidarlara geçiş sürecinden bağımsız değil. Özellikle 2025’ten bu yana bölgede yapılan başkanlık seçimlerinin çoğunu sağ veya aşırı sağcı adaylar kazandı.

Donald Trump’ın 7 Mart 2026’da Florida’da topladığı “Amerikalar Kalkanı” zirvesi bu “sağ eğilimin” bir göstergesi. Trump; Arjantin, Şili, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Ekvador, Honduras, Panama, Paraguay, Dominik Cumhuriyeti ve Trinidad ve Tobago devlet başkanlarını bir araya getirdi. Trump’ın desteğini alan bu iktidarlar, kitlesel tutuklamalar, güvenlik politikaları (polis, ordu, sınır güvenliği) ve hapishane sistemini büyütüyor.

Zaman Çizelgesi

Latin Amerika’da soldan sağa: 2023–2026 arası iktidar değişimleri

Arjantin’den Kolombiya’ya, kıtadaki başkanlık seçimlerinin büyük bölümünü sağ ve liberal-muhafazakâr adaylar kazandı. İşte kronolojik tablo.

Sağcı / muhafazakâr
Liberal / piyasa yanlısı sağ
19 Kasım 2023 — 2. tur
Arjantin Javier Milei Liberter / Liberal

Oyların yüzde 55,8’ini alarak seçildi, 10 Aralık’ta göreve başladı. Ekonomist Milei, kendini “anarko-kapitalist” olarak tanımlıyor, devleti küçültme hedefiyle radikal kemer sıkma politikaları uyguluyor, kamu harcamalarını kesip on binlerce kamu çalışanını işten çıkardı. Milei, İsrail’e açık siyasi destek veriyor, onu Arjantin dış politikasının daha geniş kapsamlı bir yeniden hizalanmasının parçası olarak stratejik bir müttefik şeklinde konumlandırıyor. Ayrıca göreve gelir gelmez Toplumsal Cinsiyet ve Çeşitlilik Bakanlığını kapattı ve şiddeti önleme programlarının bütçesini kesti.

Kasım 2023
Ekvador Daniel Noboa Sağcı

Erken seçimde sol koalisyon adayı Luisa González’i geride bıraktı. 2025’te de “iç silahlı çatışma” ilanı ve suça karşı sert politikalarla yeniden seçildi. Trump yönetimiyle yakın ilişkileri olan Noboa, suçlulara daha sert cezalar verilmesi, milletvekili sayısının 151’den 73’e düşürülmesi ve sınır güvenliğini artırması gibi politikalara sahip olsa da halk bu politikaların çoğunu referandumlarda onaylamıyor.

15 Ağustos 2023 — göreve başlama
Paraguay Santiago Peña Liberal / Muhafazakâr

Uzun süredir iktidardaki muhafazakâr Colorado Parti’den, piyasa ekonomisi ve istikrar vurgusuyla seçildi, bölgedeki en köklü sağ-liberal geleneklerden birini sürdürüyor.

4 Şubat 2024
El Salvador Nayib Bukele Popülist / Otoriter-liberal

Anayasa tartışmalarına rağmen ikinci döneme yüzde 80’in üzerinde oyla seçildi. Bukele’nin çete şiddetine karşı ilan ettiği olağanüstü hal rejimi, Latin Amerika sağının başlıca referanslarından biri haline geldi. Kitlesel tutuklamalar, dev hapishaneler ve yargı süreçlerinin askıya alınmasıyla kurulan bu model, suç oranlarındaki düşüş iddiasıyla pazarlanıyor. Ayrıca kripto para ve serbest piyasa politikalarıyla da bliniyor.

Mayıs 2024
Panama José Raúl Mulino Sağcı

Göç ve güvenlik odaklı kampanyasıyla seçildi. ABD ile sıkı güvenlik ittifakları olan hükümet, Kolombiya sınırında yer alan ve düzensiz göçmenlerin yoğun olarak kullandığı tehlikeli Darién Geçidi ormanlık rotası, asker konuşlandırılarak ve dikenli teller çekilerek kapattı. Emeklilik reformları ve ekonomik kemer sıkma politikaları nedeniyle batı eyaletlerinde patlak veren ölümcül protestolara karşı hükümet yer yer olağanüstü hal (OHAL) ilan etmiş ve sol görüşlü sendika liderlerine yönelik soruşturma süreçleri başlattı.

Mayıs 2024
Dominik Cumhuriyeti Luis Abinader Liberal / Merkez sağ

İlk turda yeniden seçilerek ekonomik istikrar ve piyasa dostu çizgisini sürdürdü.

19 Ekim 2025 — 2. tur
Bolivya Rodrigo Paz Merkez sağ

Sosyalizme Doğru Hareket’in (MAS) neredeyse yirmi yıllık iktidarına son verdi. MAS parlamentoda yalnızca iki sandalyeyle kaldı. Bolivya’nın yeni Başkanı sözü Donald Trump’a getirerek “Dünyanın en önemli hükümetlerinden biriyle yakın bir ilişki kurmayı, 8 Kasım’dan başlayarak çözümlerin bir parçası olmayı ve Bolivya’nın hidrokarbon sıkıntısı çekmemesini sağlamayı” umduğunu söyledi.

30 Kasım 2025
Honduras Nasry Asfura Sağcı

Yüzde 40,3 oyla merkezci rakibi Salvador Nasralla’yı az farkla geçti; sol adayın oyu yüzde 20’nin altında kaldı. Ülkenin rotasını yeniden sağ siyasete, mali kemer sıkma politikalarına ve ABD odaklı dış politikaya çevirdi.

14 Aralık 2025 — 2. tur
Şili José Antonio Kast Sağcı

Komünist Parti adayı Jeannette Jara’ya karşı yüzde 58,2 oyla açık farkla kazandı, diğer başkanlar gibi suç ve göçe karşı sert vaatlerle kampanya yürüttü. Aile köklerinde Nazi Almanyası bağları olduğu iddia edilen Kast, 1972 yılında solcu Devlet Başkanı Salvador Allende’ye karşı yapılan CIA destekli kanlı darbeyle birlikte iktidara gelen General Augusto Pinochet’e olan sempatisini gizleme ihtiyacı duymuyor.

1 Şubat 2026
Kosta Rika Laura Fernández Sağcı

Egemen Halk Partisi adayı olarak seçimi ilk turda kazandı. Bukele tarzında, ülkede yüksek güvenlikli bir mega hapishane inşa etmeyi planlıyor. İktidara geldikten sonra Küba’daki büyükelçiliğini kapattı ve Kübalı diplomatları sınır dışı etti.

21 Haziran 2026 — 2. tur
Kolombiya Abelardo de la Espriella Aşırı sağcı

Trump’ın “tam ve koşulsuz” desteğini alan Espriella, solcu aday Iván Cepeda’yı yüzde 0,3 farkla (yaklaşık 246 bin oy) geçerek Petro döneminin sonunu getirdi. 7 Ağustos’ta göreve başladı, ABD ve İsrail ile ilişkileri güçlendirme ve mega hapishaneler inşa etme sözü verdi. De la Espriella seçim kampanyasını gerilla grupları ve uyuşturucu suçlarıyla sert mücadele söylemi üzerine kurmuştu.

7 Haziran 2026 — 2. tur
Peru Keiko Fujimori Sağcı

Dördüncü adaylığında, solcu Roberto Sánchez’i yaklaşık 50 bin oyla geçerek kazandı. Babası Alberto Fujimori’nin 2000’de görevden ayrılmasının ardından “Fujimorizm”in 26 yıl sonra iktidara dönüşü oldu, 28 Temmuz’da göreve başladı. Fujimori, kampanya boyunca suçla mücadelede sert politikalar izleyeceğini ve bu konuda babasının yöntemlerinden ilham alacağını vurguladı. Alberto Fujimori, görev yaptığı dönemde Maoist örgütlere karşı oluşu ve hiperenflasyonu kontrol altına alması nedeniyle destek toplarken, daha sonra yolsuzluk ve insanlığa karşı suçlardan hüküm giymişti.

Kaynak: Ulusal seçim kurulları, UPI, GIS Reports, Bloomberg, KAS, AA, bianet, Euronews ve ilgili ülkelerin resmi açıklamaları derlenerek hazırlanmıştır.

Ne olmuştu?

İsrail, 1981’de Golan Tepeleri’ni tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıklamıştı, ancak ABD hariç uluslararası toplum bu kararı bugüne kadar tanımamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, 45. ABD Başkanı olduktan sonra 25 Mart 2019’da Suriye toprağı Golan Tepeleri üzerindeki “İsrail egemenliğini tanıdıklarını” açıklamıştı.

Temmuz ayında Kolombiya, diplomatik ilişkilerin tam olarak yeniden kurulmasını, büyükelçilerin derhal atanmasını ve Kolombiya büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını kararlaştırmıştı. Kolombiya ayrıca, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davadan da çekildi. Bu davada Güney Afrika, İsrail’i Gazze’deki İsrail-Hamas savaşı sırasında soykırım işlemekle suçlamıştı.

Saçak Kolektif: “Bizi sokaklardan silemezsiniz”

Taksim’de seks işçisi ve trans kadınlar, sık sık kimliklerine dönük saldırı, tehdit ve tacizlere maruz kalırken trans seks işçisi kadınların dayanışma ağı olan Saçak Kolektif, sosyal medya hesaplarından yayınladığı açıklama ile bu duruma tepki gösterdi.

Trans seks işçilerinin haklarını ve dayanışmasını savunan Saçak Kolektif, son dönemde Taksim bölgesinde trans kadınlara ve seks işçilerine yönelen şiddet, taciz ve tehdit olaylarına karşı sert bir yazılı açıklama yayımladı. Sosyal medya kanalları üzerinden kamuoyuna seslenen kolektif, “Taksim’de seks işçisi kadınlara ve trans kadınlara yönelik saldırılar, tehditler ve tacizler son bulmalıdır!” talebini yineledi.

“Seks işçiliği suç değildir”

Açıklamada, trans kadınların ve seks işçilerinin kimlikleri ile emekleri yüzünden hedef gösterildiğine dikkat çekildi. Hedef göstermelerin ve “Sizi buradan sileceğiz” şeklindeki söylemlerin kişisel bir öfke patlaması değil, aksine marjinalize edilen grupları kamusal alandan tamamen yok etmeyi amaçlayan açık bir şiddet tehdidi olduğu ifade edildi.

Kolektif, var oluşlarının, seks işçiliğinin ve kamusal alanda yer almanın hiçbir şekilde suç sayılamayacağını hatırlatarak şu mesajı verdi:

“Biz bu sokaklarda dün de vardık, bugün de varız. Bizi görünmez kılmaya, sokaklardan kovmaya, korkutmaya ve yalnızlaştırmaya çalışan hiçbir güç karşısında susmayacağız. Seks işçiliği bir suç değildir. Trans olmak bir suç değildir. Kamusal alanda var olmak bir suç değildir. Suç olan, kadınlara ve trans kadınlara saldırmak, tehdit etmek, taciz etmek ve onları şiddet yoluyla sokaktan silmeye çalışmaktır.”

“Özsavunma hakkımız, dayanışma gücümüzdür”

Sokakların kullanım hakkının kimsenin inisiyatifine bırakılamayacağını belirten kolektif, tehditleri kanıksamayacaklarını, şiddeti üstü kapalı bırakmayacaklarını ve kadınlar arasındaki bağı kopardıklarına izin vermeyeceklerini duyurdu.

Açıklama, şu kararlı ifadelerle son buldu:

“Seks işçilerini susturamayacaksınız. Trans kadınları sokaklardan silemeyeceksiniz. Bizi birbirimizden koparamayacaksınız. Korkmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, susmayacağız. Taksim başta olmak üzere bulunduğumuz her alanda şiddete karşı dayanışmayı ve örgütlenmeyi büyüteceğiz.”

33 yıllık cezasızlık: Digor Katliamı’nda adalet arayışı sürüyor

14 Ağustos 1993’te Kars’ın Digor ilçesinde koruculuk dayatması, köy baskınları, gözaltılar ve bölgedeki baskıları protesto etmek için yürüyen binlerce kişiye özel harekât polisleri ateş açtı. Altısı çocuk 17 kişi yaşamını yitirdi, resmi kayıtlara 63 yaralı geçti. Açılan davada sekiz özel harekât polisi beraat etti. Türkiye ise yıllar sonra AİHM önünde Digor’daki olay nedeniyle sorumluluk üstlendi.

Digor Katliamı’nın gerçekleştiği yerde 2025 yılında yapılan anma etkinliği, Foto: MA

14 Ağustos 1993 tarihinde Kars’ın Digor ilçesine bağlı köylerde yaşayanlar, yıllardır süren baskılara karşı ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçti.

Ev baskınlarının, gözaltıların, koruculuk dayatmasının sona ermesini isteyen farklı köylerden toplanan insanlar Kocaköy çevresinde birleşti. Binlerce kişilir grup Digor’a yaklaşık iki kilometre kala durduruldu. Burada toplanan kalabalığa bir süre sonra özel harekât polisleri ateş açtı. Bunun sonucunda 17 kişi yaşamını yitirdi. Bunların altısı çocuktu.

Resmi kayıtlara göre 63 kişi de yaralandı. Ancak tanıklar ve dönemin bazı anlatımları yaralı sayısının bunun çok üzerinde olduğunu belirtiyor. Korku ve baskı nedeniyle birçok yaralının hastanelere başvurmadığı da tanıklıklarda yer alıyor.

Digor Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Ancak Digor Katliamı’nda adalet arayışı hâlâ sonuçlanmış değil.

Digor Katliamı’nda yaşamını yitirenler

14 Ağustos 1993’te Digor’da düzenlenen yürüyüş sırasında yaşamını yitiren 17 kişinin isimleri:

17 Kişi
01 Gülcan Çağdavul (8)
02 Selvi Çağdavul (14)
03 Yeter Kerenciler (13)
04 Necla Geçener (14)
05 Zarife Boylu (15)
06 Erdal Buğan (17)
07 Zeynep Çağdavul (19)
08 Hacer Hacıoğlu (20)
09 Suna Çidemal (21)
10 Fatma Parlak (22)
11 Faruk Aydın (27)
12 Cemil Özvarış (39)
13 Gıyasettin Çalışçı (41)
14 Hasan Çağdavul (43)
15 Süleyman Taş (47)
16 Tütiye Talan (66)
17 Nurettin Orun (80)

İsim ve yaş bilgileri olayla ilgili haber ve dava dosyalarına yansıyan resmi kayıtlara göre düzenlenmiştir.

Üç yıl sonra dava açıldı

Katliamın ardından soruşturma başlatıldı. Dönemin SHP Kars Milletvekili Mahmut Alınak ve arkadaşları tarafından hazırlanan rapor Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a sunuldu. Raporun Adalet Bakanlığı üzerinden Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşmasının ardından yargı süreci ilerledi.

Hazırlık soruşturması yaklaşık üç yıl sürdü. 1996 yılında Kars Emniyet Müdürlüğü’nde görevli sekiz özel harekât polisi hakkında “kasten öldürme” ve “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamalarıyla dava açıldı.

Sanık polisler, savunmalarında kalabalık içerisinden kendilerine ateş edildiğini ve roketatar kullanıldığını öne sürdü.

Ancak olay yeri incelemelerinde, özel harekât polislerinin kullandığı silahlara ait boş kovanların dışında bu iddiaları doğrulayacak bir roketatar ya da başka bir silaha ilişkin bulguya rastlanmadığı aktarıldı. Dönemin insan hakları raporlarında da dava dosyasındaki bu çelişkilere dikkat çekildi. Buna rağmen yıllarca süren yargılamanın sonunda sanık polisler beraat etti.

“Meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat

40’tan fazla duruşmanın ardından Kars Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Şubat 2006’da sekiz özel harekât polisi hakkında “meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat kararı verdi.

Böylece 17 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığı olayda sanık olarak yargılanan güvenlik görevlileri cezai sorumlulukla karşılaşmadan davadan çıktı.

Digor dosyasında ortaya çıkan tablo, yıllar sonra avukatlar tarafından da ağır biçimde eleştirildi. Davanın avukatlarından Kahraman Özçağın, yargılamanın uzun aralıklarla sürdüğünü, çok sayıda tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerinin kabul edilmediğini ve iç hukukta sonuç alınmasının mümkün görünmediğini belirtiyor.

Özçağın’a göre dosyanın en önemli eksikliklerinden biri, olayın doğrudan tanıkları olan kişilerin mahkeme tarafından yeterince dinlenmemesiydi.

Türkiye, AİHM önünde sorumluluk üstlendi

Türkiye’de sanık polislerin beraat etmesinin ardından bazı aileler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

Başvurularda özellikle yaşam hakkının ihlali, etkili soruşturma yürütülmemesi ve yargılamanın uzun sürmesi gündeme getirildi.

AİHM sürecinde Türkiye dostane çözüm yoluna gitti. 2007’de yayımlanan ve dönemin avukatlarından Tahir Elçi’nin açıklamalarına yer veren bianet haberine göre Türkiye, Digor’da yaşanan olayla ilgili sorumluluğunu kabul etti, yaşam hakkının korunması ve etkili soruşturma yürütülmesi konusunda taahhütte bulundu.

Türkiye’de sanık polisler beraat etti, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde ise olayla bağlantılı olarak sorumluluk üstlendi.

Fakat AİHM süreci, katliamda ateş açan güvenlik görevlilerinin cezalandırılmasıyla sonuçlanmadı. Ailelere tazminat ödendi. Failler bakımından ise cezasızlık devam etti.

“O acıyla yıllarca yaşamak ölmekten daha acı”

Digor Katliamı’nın tanıkları için dava dosyası kapanmış olsa da 14 Ağustos 1993 kapanmadı. Kasım Çağdavul, yıllar önce verdiği bir söyleşide köylerdeki baskıyı ve koruculuk dayatmasını anlatırken, yürüyüşün bu baskılara karşı gerçekleştiğini söyledi.

Çağdavul’un anlatımına göre binlerce kişi Digor’a doğru yürürken tanklar yolun önünü kesti, özel harekât timleri mevzilendi ve kalabalığın üzerine ateş açıldı. Çağdavul, o gün ablasını ve akrabalarını kaybettiğini anlattı:

“Ölmemek, o acıyı yıllarca taşımaktan daha büyük bir acıdır.”

“Ortalık bir anda mahşer gününe döndü”

Katliamdan yaralı kurtulan Zahir Serbest de yıllar sonra yaşadıklarını anlattı. Serbest, yürüyüş sırasında bacağından vurulduğunu, ardından gözaltına alındığını ve 17 gün boyunca askeri bir birimde tutulduğunu söyledi. Serbest’in anlatımına göre katliam sırasında yaralıların bulunduğu alanda da silah sesleri devam etti.

33 yıl sonra aynı hafıza

13 Ağustos 2026’da yayımlanan bir tanıklıkta, katliam sırasında 15 yaşında olan Suna Karataş da o günü “kıyamet yeri” olarak hatırlıyor.

Karataş, yürüyüş sırasında insanların üzerine ateş açıldığını, insanların kaçıştığını ve yaralıların bulunduğu yerde yaşananları anlattı.

Karataş, köylere baskınların sürdüğünü, insanların gözaltına alındığını ve birçok kişinin yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldığını söylüyor.

Digor Katliamı yeniden açılacak mı?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 25 Nisan 2026’da Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulduğunu ve 75 ilde 638 dosya ile 693 maktule ilişkin kapsamlı inceleme başlatıldığını açıkladı.

Bakanlık daha sonraki açıklamalarında bazı faili meçhul cinayet dosyalarının yeniden incelenmesi sonucunda cinayetlerin aydınlatıldığını duyurdu.

Ancak Digor Katliamı’nın bu inceleme kapsamına alınıp alınmadığı konusunda henüz kamuoyuna açık net bir bilgi bulunmuyor.

Dosyanın avukatı Kahraman Özçağın da bu nedenle Bakanlığa başvurarak Digor’un söz konusu listede olup olmadığını öğrenmek istediğini belirtiyor.

Özçağın’ın geçmiş yargı deneyimlerinden hareketle yaptığı değerlendirme ise temkinli:

“Özel tayinli yargıçlarla hakikat açığa çıkmaz”

Avukata göre gerçek bir yüzleşme için yalnızca mevcut yargı mekanizmalarının işletilmesi yeterli değil; devlet arşivlerinin açılması ve bağımsız bir Hakikat Komisyonu kurulması gerekiyor.

Kaynak: MA, bianet, münevverhaber

Sadece Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leylek yaşamını yitirdi

Göç yolculuğunda elektrik akımına kapılarak ölen leyleklerin sayısı artıyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğunu gözlemleyen Erdem Kuruca, “Daha kaçının ölmesini bekleyeceğiz?” diyerek yetkililerin acilen harekete geçmesini talep etti. Ölümlere ilişkin Eko Alan bir imza kampanyası başlattı.

Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki Tahtakale’de, göç sırasında dinlenmek ve gecelemek için demiryolu hatlarındaki katener tellerine ve direklere konan leylekler, elektrik akımına kapılarak yaşamlarını yitiriyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğu gözlemlendi. Eko Alan, her geçen gün yeni ölümlerin ve yaralanmaların yaşandığı bölgede, göç sezonunun başlamasıyla birlikte riskin daha da büyüdüğüne dikkat çekiyor.

Mersin’de 9 Ağustos’ta elektrik direklerine konan leyleklerin elektrik çarpması nedeniyle yaşamını yitirmesinin ardından aynı durum İstanbul Küçükçekmece’deki tren yolundaki elektrifikasyon hattında da tekrarlandı. Leylek ölümlerine ilişkin Eko Alan tarafından bir imza kampanyası başlatıldı. ekoalan.org/leyleklericinacilcagri adresinde yürütülen kampanya kısa sürede yaklaşık 6 bin imzaya ulaştı.

Elektrik iletim ve dağıtım hatları ile demiryolu elektrifikasyon sistemlerinin özellikle göç dönemlerinde kuşlar açısından önemli riskler oluşturabildiğini kaydeden Eko Alan, bu nedenle riskli hatların belirlenmesi ve kuşların konmasını veya elektrik akımına maruz kalmasını önleyecek teknik önlemlerin alınmasının önem taşıdığını belirtti.

“Sorun sadece Küçükçekmece’den ibaret değil”

Leylek ölümlerinin ardından düzenlenen imza kampanyasını örgütleyen Erdem Kuruca, ölümlerin önlenmesi için özellikle demiryolu hatlarının acilen incelenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“TCDD Bölge Müdürlüğü, toplu ölümlerin yaşandığı noktada kısa vadede acil önlemler alacağını, uzun vadede ise benzer ölümlerin tekrar yaşanmaması için ilgili uzmanların görüşlerine başvuracağını iletti. Bu gerçekten önemli ve sevindirici bir gelişme. En azından bu noktadaki ölümlerin durdurulması için bir adım atılıyor.

Ancak bizim için önemli olan, bu müdahalenin kalıcı bir çözüme dönüşmesi. Bugün burada yaşanan ölümleri durdurmak elbette çok önemli; fakat aynı sorunun başka bir noktada tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Başta Trakya ve Marmara olmak üzere göç yolları üzerindeki riskli demiryolu ve elektrik hatlarının belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.

Bu nedenle yetkililerden yalnızca mevcut vakaya müdahale edilmesini değil, benzer ölümlerin önüne geçecek kalıcı adımlar atılmasını talep ediyoruz. Bu konuyu gündemde tutmaya ve takip etmeye devam edeceğiz.”

“Mevcut çalışmalar yeterli değil”

Konuyla ilgili açıklama yapan Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tuba Kılıç Karcı ise şunları söyledi:

“Türkiye; leylek, pelikan, şahin, akbaba ve kartal gibi süzülerek göç eden kuş türleri açısından önemli yaşam alanlarına ev sahipliği yapıyor. Doğa Derneği, bu kuşlar üzerindeki en büyük tehdit olan elektrik çarpmasını engellemek için saha çalışmaları gerçekleştiriyor, elektrik hatlarındaki direklerin yalıtılması ve diğer azaltım önlemlerinin uygulanması konusunda elektrik şirketleriyle birlikte çalışıyor.

Ne yazık ki, mevcut çalışmalar Türkiye’nin geniş coğrafyası ve elektrik hatlarının farklı kurum ve kuruluşların sorumluluğunda bulunması nedeniyle yeterli olmuyor. Elektrik hatlarının planlanmasından direk tiplerinin seçimine, hatların geçtiği güzergâhlardan riskli alanların belirlenmesine kadar tüm süreçler ekolojik açıdan değerlendirilerek tasarlanmalı. Hat sahipleri, uzmanların desteğiyle gerekli azaltım önlemlerini ivedilikle hayata geçirmeli.

İlgili tüm kurumları, göçmen kuşların güvenliğini sağlamak ve bu tehdidi kalıcı olarak azaltmak amacıyla ülke çapında bütüncül bir planlama ve uygulama süreci başlatmaya çağırıyoruz. Doğa Derneği olarak, bu alandaki bilgi ve deneyimimizle gerekli çalışmalara destek vermeye hazırız.”

“Ölümler daha büyük bir soruna işaret ediyor”

Kuş Kolektifi’nden Seda Elhan ise sahadan gelen bilgilerin kayıt altına alınması ve paylaşılması sürecine dikkat çekti:

“Küçükçekmece’de yaşanan ölümlerin ardından Kuş Kolektifi olarak sahadan gelen görüntü ve bilgileri kayıt altına alarak kamuoyuyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaştık. Silivri, Mersin ve Eskişehir gibi farklı bölgelerden gelen benzer bildirimler, yaşananların tek bir noktadaki olaydan ibaret olmadığını gösteriyor. Güvenli konaklama alanlarının azalması, kuşların enerji ve demiryolu hatları gibi riskli yapılarda toplanma ihtimalini artırabiliyor. Bu nedenle göç döneminde yaşanan bu tür vakaların yalnızca tek tek olaylar olarak değil, kuşların göç ve konaklama davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Biz de sahadan gelen yeni bilgileri izlemeye, kayıt altına almaya ve ilgili kurumlara aktarmaya devam edeceğiz.”

Göç sezonu başladı

Türkiye’nin kuşlar için en önemli göç yolları üzerinde bulunduğunu, Avrupa-Afrika arası her sonbahar yaklaşık 1 milyon leyleğin İstanbul Boğazı üzerinden uçtuğunu belirten Elhan, başlayan göç sezonu ile birlikte önümüzdeki günlerde çok daha büyük sürülerin bölgeden geçeceğini ve hızlı adım atmanın önemini vurguladı.

Kampanya kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaşım ve Altyapı Bakanlığı, TEDAŞ, TEİAŞ, Dağıtım Şirketleri ve TCDD ile Doğa Koruma Milli Parklar başta olmak üzere ilgili kurumlara, riskli demiryolu, iletim ve dağıtım hatlarının acilen belirlenmesi, mevcut risklerin incelenmesi ve göç dönemi devam ederken gerekli önlemlerin hayata geçirilmesi için çağrı yapılıyor.

Kampanyacı Kuruca, “Daha fazla leyleğin ölmesini beklemeden harekete geçilmesi gerekiyor,” diyerek herkesten konunun takipçisi olmasını talep ediyor.

Eko Alan hakkında

Eko Alan, uzun yıllara dayanan iletişim, kampanyacılık ve savunuculuk deneyimlerini bir araya getiren doğa savunucuları, kampanyacılar ve iletişim uzmanlarından oluşan bir ekip olarak, ekoloji mücadelesi verenlerin sesini büyütmeyi ve iklim krizinin kesişimsel etkilerine dair farkındalığı artırmayı hedefliyor. Yerel mücadeleleri görünür kılan, kampanyacılık, savunuculuk ve iletişim eğitimleriyle yerel aktörlere ve kurumlara destek sunan, bir imza kampanyası platformu olarak imza kampanyalarının yürütülmesine imkan sunan bir platformdur. Türetim Ekonomisi Derneği bünyesinde çalışıyor.

Türetim Ekonomisi Derneği Hakkında

Türetim Ekonomisi Derneği sosyal girişimciler, sivil toplum uzmanları, araştırmacılar, bilim insanları, ekoloji ve insan hakları aktivistleri, finansal teknolojiler ve sürdürülebilirlik yatırımcıları tarafından Aralık 2015’te, ekolojik ve sosyal açıdan adil iş modellerine yönelik araştırmalar yapmak; iyi uygulamaları güçlendirerek yaygınlaştırmak ve toplumu türetim ekonomisinin doğanın korunması ile sürdürülebilir bir toplum inşası üzerindeki olumlu etkileri hakkında bilgilendirmek amacıyla kuruldu.

Kurulduğu günden beri Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan, ekolojik ve sosyal açıdan adil üreticiler ile türeticiler arasında doğrudan bir ilişki kurmak ve sürdürülebilir, döngüsel ve adil bir ekonominin tesisi için çeşitli faaliyetler yürütüyor. Bugün derneğin etki alanı içerisinde 770’in üzerinde üretici ve 25 binin üzerinde türetici bulunuyor.

BM sözcüsü: “Barış için atılan adımları destekliyoruz”

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘Çerçeve Yasası’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayına sunulurken, BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, barış yolunda atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. DEM Parti ise Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından ilk MYK toplantısını yapıyor.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak binilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunuldu. 467 oyla kabul edilen düzenlemede 87 ret, 7 çekimser oy kullanılmıştı.

Uygulama ne zaman başlayacak?

Meclis’ten geçen düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın onay süreci bulunuyor. Kanun, Erdoğan tarafından onaylanmasının ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle, Çerçeve Yasa’da öngörülen mekanizmaların işletilmesine ilişkin süreç başlayacak.

Ancak sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin henüz bir netlik bulunmuyor. Yasanın uygulanabilmesi için, güvenlik kurumlarının tespitleri ile Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması sonrasında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerine ilişkin uygulanacak hükümler yer alıyor. Yasanın resmi gazetede yayınlanmasından önce MGK’nın kararı beklenebileceği belirtiliyor.

BM: Barış yolundaki adımları destekliyoruz

Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından dün dünyanın önden gelen basın kuruluşları yasaya ilişkin haberler yaparak sürecin geldiği aşamaya dikkat çekmişti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen günlük basın toplantısında, Türkiye’de kabul edilen düzenlemeye ilişkin soruyu yanıtladı.

Sürecin incelendiklerini belirten Haq, “Türkiye hükümetinin, PKK dahil olmak üzere Kürt gruplarla barış yolunda ilerlemeye yönelik attığı tüm adımları destekliyoruz.”

DEM Parti MYK yasa sonrası ilk kez toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Meclis’te kabul edilen Çerçeve Yasa’yı görüşmek üzere Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

Toplantının ana gündemini, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ve yasanın uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeler oluştuyor. MYK toplantısında, Eylül ayında gerçekleştirilmesi beklenen kongre sürecinin de ele alınması bekleniyor. MYK toplantısında yapılacak değerlendirmelerin ardından DEM Parti’nin Çerçeve Yasa’nın uygulanma sürecine ilişkin tutum ve çalışmalarının netleşmesi bekleniyor.

Lübnan Ortadoğu’da idamı kaldıran ilk ülke oldu

Lübnan Parlamentosu, idam cezasının ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ağır çalışmayla değiştirilmesini kabul etti. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre 2025 yılında dünya genelinde idam uygulamaları 1981 yılından bu yana en fazla artan yıl oldu.

Lübnan haritası, Google Maps

Lübnan Parlamentosu, idam cezasını kaldıran yasa teklifini kabul etti. Böylece Lübnan, idam cezasının yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis getiren ilk Arap ülkesi oldu.

Ülkenin 128 sandalyeli parlamentosunda milletvekillerinin çoğunluğu düzenlemeyi desteklerken, Hizbullah’ın parlamento grubu karşı oy kullandı. Adalet Bakanı Adel Nassar, kararı ülke açısından “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi.

Yeni düzenlemeyle mevcut idam cezaları, ağır işlerde çalışmayı da içeren müebbet hapse çevrilecek. Ancak ağır çalışma cezasının nasıl uygulanacağına ilişkin ayrıntılar henüz netleşmedi.

2004’ten beri uygulanmıyor

Lübnan’da Ocak 2004’ten bu yana idam cezası infaz edilmiyordu. Buna karşın mahkemeler cinayet ve vatana ihanet gibi suçlar nedeniyle idam kararı vermeyi sürdürüyordu. Uluslararası Af Örgütünün verilerine göre 2024 yılı sonunda ülkede 78 kişi hakkında kesinleşmiş idam cezası bulunuyordu.

BİLGİ KUTUSU: Küresel Çapta İdam Cezası Gerçeği
Ölüm cezası olarak da adlandırılan idam cezası, bir suçun karşılığı olarak kişinin devlet onayıyla öldürülmesidir. Tarih boyunca dünyanın hemen hemen her yerinde uygulanmış olsa da, 2010’lu yıllar itibarıyla birçok ülke bu cezayı tamamen kaldırmış ya da uygulanmasını durdurmuştur.
2022 Yılı İnfaz Rekortmenleri: Küresel çapta en çok idam cezasının uygulandığı ilk beş ülke sırasıyla; Çin, İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri‘dir.
Dünya Genelindeki Durum (2024 İtibarıyla)
%27 53 Ülke İdam cezası hem kanunen hem de uygulamada aktif olarak yürürlüktedir.
%11 22 Ülke Kanunen yürürlükte ancak de facto (uygulamada) kaldırılmıştır. En az 10 yıldır infaz gerçekleştirilmemektedir.
%5 10 Ülke Savaş gibi bazı istisnai haller dışında tamamen kaldırılmıştır. (Örn: Gana, Zambiya)
%56 110 Ülke İdam cezası tamamen kaldırılmıştır. (Örn: Zimbabve, Kazakistan, Sierra Leone)
İdam Cezasının Yürürlükten Kaldırılma Kronolojisi
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ivme kazanan bu süreçte; 1990’larda 36, 2000’lerde 23, 2010’larda 11 ve 2020’lerde şu ana kadar 7 ülke idamı kaldırdı. (Tüm listeyi görmek için tabloyu kaydırınız)
YılÜlkeO Yılki SayıToplam Ülke
1863Venezuela11
1865San Marino12
1877Kosta Rika13
1903Panama14
1906Ekvador15
1907Uruguay16
1910Kolombiya17
1928İzlanda18
1949Almanya19
1956Honduras110
1962Monako111
1966Dominik Cumhuriyeti112
1968Avusturya113
1969Vatikan114
1972Finlandiya115
1973İsveç116
1976Portekiz117
1978Danimarka, Solomon Adaları, Tuvalu320
1979Kiribati, Lüksemburg, Nikaragua, Norveç424
1980Vanuatu125
1981Yeşil Burun Adaları, Fransa227
1982Hollanda128
1985Avustralya129
1986Marshall Adaları, Mikronezya Federal Devletleri231
1988Haiti132
1989Kamboçya, Lihtenştayn, Yeni Zelanda335
1990Andorra, Çekya, Slovakya, Macaristan, İrlanda, Mozambik, Namibya, Romanya, São Tomé ve Príncipe944
1991Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Slovenya347
1992Angola, Paraguay, İsviçre350
1993Gine-Bissau, Seyşeller252
1994İtalya, Palau254
1995Cibuti, Mauritius, Karadağ, Sırbistan, Güney Afrika, İspanya660
1996Belçika161
1997Nepal162
1998Ermenistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Polonya668
1999Kanada, Türkmenistan270
2000Fildişi Sahili, Malta, Ukrayna373
2002Kıbrıs Cumhuriyeti, Doğu Timor, Birleşik Krallık376
2004Bhutan, Yunanistan, Samoa, Senegal, Türkiye581
2005Meksika, Moldova283
2006Gürcistan, Filipinler285
2007Arnavutluk, Kırgızistan, Ruanda388
2008Özbekistan189
2009Arjantin, Bolivya, Burundi, Togo493
2010Gabon194
2012Letonya, Moğolistan296
2014Madagaskar197
2015Kongo Cumhuriyeti, Fiji, Surinam3100
2016Benin, Nauru2102
2017Gine1103
2019Bosna-Hersek1104
2020Çad1105
2021Kazakistan, Sierra Leone2107
2022Orta Afrika Cumhuriyeti, Papua Yeni Gine2109
2024Zimbabve1110

‘Genel af’ gündemde

İnsan hakları örgütleri kararı memnuniyetle karşıladı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, düzenlemenin Lübnan’ın “zalim ve geri dönüşü olmayan bir cezadan kesin biçimde kopuşu” anlamına geldiğini bildirdi.

Lübnan Parlamentosu ayrıca bazı mahkûmların cezalarının azaltılmasını veya serbest bırakılmasını öngören genel af teklifini görüşüyor. Düzenlemeyle kapasitesinin üzerinde çalışan cezaevlerindeki yoğunluğun azaltılması hedefleniyor.

İdam uygulamaları yüzde 78 arttı

2025 Küresel İdam Cezaları Haritası

Uluslararası Af Örgütü Raporu: 1981’den bu yana kaydedilen en yüksek infaz rakamı.

2.707 Toplam İnfaz
%78 Yıllık Artış
17 Ülke Uyguladı
Dünya Haritası
Amerika Birleşik Devletleri İnfaz Sayısı: 47 Amerika kıtasında idam uygulayan tek ülke.
Avrupa ve Orta Asya İnfaz Sayısı: 0 2025 yılında hiç idam cezası verilmedi ve uygulanmadı.
Mısır (Afrika) İnfaz Sayısı: 23 Kıtada idam uygulayan 3 ülkeden biri.
Suudi Arabistan İnfaz Sayısı: 356 Bunların 240’ı uyuşturucu bağlantılı suçlardan.
İran İnfaz Sayısı: 2.159 İnfazlar bir önceki yıla göre iki kattan fazla arttı.
Çin Halk Cumhuriyeti İnfaz Sayısı: Devlet Sırrı Her yıl binlerce kişinin idam edildiği tahmin ediliyor.
Singapur İnfaz Sayısı: 17 Geçen yılki 9 olan infaz sayısında ciddi artış gözlendi.
* Detayları görmek için haritadaki noktaların üzerine dokunun.

Uluslararası Af Örgütü’nün Tespitleri

Topluma Gözdağı Aracı: 2025’teki dramatik infaz artışında (geçen yıla oranla %78); idam cezasını topluma bir korku ve gözdağı verme aracı olarak kullanan Çin, İran ve Suudi Arabistan gibi az sayıda ülke başrol oynadı.
Uygulayanlar Küresel Azınlıkta: Özellikle Ortadoğu’daki infaz artışına rağmen, küresel düzlemde idam cezası uygulayan ülkeler aslında bir “istisna” konumunda. Dünyadaki ülkelerin üçte ikisinden fazlası idam cezasını hukuken veya uygulamada kaldırmış durumda.
Acımasız İnfaz Yöntemleri: 2025 yılında gerçekleştirilen idamlarda; kafa kesme, asma, zehirli iğne (enjeksiyon), kurşuna dizme ve tartışmalı bir yöntem olan azot gazıyla boğma gibi metotlar kullanıldı.

Uyuşturucu Suçlarının İdamdaki Payı

Rapora göre dünya çapında yapılan infazların %46’sı uyuşturucu bağlantılı suçlarla ilgilidir. 2025’te bu kapsamda toplam 1.257 kişi idam edildi:

İran 998 İnfaz
Suudi Arabistan 240 İnfaz
Singapur 15 İnfaz
Kuveyt 2 İnfaz


Van ve Hakkâri’de dağ keçisi ihalelerine tepki: “Bu turizm değil, vahşettir”

Van ve Hakkâri’de 2026-2027 av turizmi sezonu kapsamında dağ keçilerinin avlanması için av kotaları ihaleye çıkarıldı. Van Ekoloji Derneği’nden Fatih Şahin, “Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır” dedi.

Fotoğraf: Pixabay

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Av Turizmi” uygulamaları kapsamında Van ve Hakkâri’de dağ keçileri için av kotaları ihaleye çıkarıldı.

Hakkâri’nin Yüksekova (Gürkavak Genel Avlağı – 2 adet) ve Şemdinli (Konur Devlet Avlağı – 1 adet) ilçelerinde 2026-2027 av sezonu kapsamında toplam 3 dağ keçisi kotası satışa açıldı. Her bir dağ keçisi için tahmini bedel 1 milyon 650 bin TL, geçici teminat bedeli ise 49 bin 500 TL olarak belirlendi. Van’da da benzer şekilde bir dağ keçisi için 450 bin TL tahmini bedel belirlendi. Van ve Hakkari’nin yanında Bitlis ve Siirt’te de toplam 13 dağ keçisi “av kotası açık” teklif usulüyle ihaleye çıkarıldı. Bu dört şehirdeki dağ keçilerinin katledilmesi için istenilen toplam bedel 6 milyon 150 bin TL. Temmuz ayında Muğla’daki dağ keçileri için de 11 adetlik kota satışa çıkarılmıştı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü verilerine göre 2000-2021 yılları arasında Türkiye genelinde toplam 4 bin 268 yaban (dağ) keçisi av turizmi ihaleleri kapsamında avlatılmıştır. Dağ keçileri ayrıca Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türler Kırmızı Listesi’nde yer alıyor ve özellikle bazı alt türleri “tehlike altında” olarak sayılıyor.

4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, koruma altındaki türleri öldürenlere para cezası ve 2 ile 5 yıl arasında hapis cezası gibi yaptırımlar uyguluyor, fakat aynı kanunun hükümlerine uygun olarak yasal ve izinli avlanma yapılabiliyor. Kanun, avcılığı tamamen yasaklamıyor, hatta avcılığın belli kurallar, süreler, kotalar ve izinler çerçevesinde sürdürülebilir şekilde yapılmasını düzenliyor.

İhalelere yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmiş “Av Turizmi İzin Belgesi” sahibi seyahat acenteleri katılabiliyor. İhaleyi kazanan acente ve firmalar, yerli ve yabancı avcılara bu kotaları sunuyor. Hedef türler arasında öne çıkan dağ keçileri için genellikle 7 yaş ve üzerindekiler hedefleniyor. Dağ keçileri gibi koruma altında olan bu türlerin “izinli” bir şekilde avlanması, avcıların av turizminden gelir elde etme ve “trofe” (boynuz/post) koleksiyonu yapması gibi amaçlar uğruna gerçekleştiriliyor.

“Halkla birlikte karşı çıkacağız”

İhalelere ve av turizmi uygulamalarına karşı hukuki ve toplumsal mücadele başlatacaklarını belirten Van Ekoloji Derneği üyesi Fatih Şahin, sürece dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“İhaleyi alan acentelerin bölgeye gelmesi durumunda eylemselliğimiz başlayacaktır. Mahalle ve köy komünlerimiz üzerinden yerel halkı organize ederek, avcıların gideceği her bölgede karşı duruş sergileyeceğiz. Ekoloji aktivistleri olarak avın yapılacağı alanlarda bulunacak ve buna sessiz kalmayacağız. Hukuki süreç de paralel şekilde devam edecek.”

“Canlı öldürmek meşrulaştırılamaz”

Şahin, bölgenin çeşitli güzellikleri olduğunu hatırlatarak bölgedeki bir canlıyı öldürmenin bölgeyi tanıtma amacı gütmediğini söyledi:

“Bir canlıyı öldürmeyi turizm adı altında meşrulaştırmak ve bölgeyi bu şekilde tanıtmak mümkün değildir. Bir canlının katledilmesi insanın egosunu tatmin etmekten başka bir şey değildir. Bunu açıkça bir vahşet olarak görüyoruz. Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır.”

Av turizmi ihalelerine tepki

Av turizmi kapsamında açılan ihalelere, sivil toplum kuruluşları ve ekoloji aktivistleri tepki gösteriyor. Çeşitli illerde açılan davalar sonucunda bölge idare mahkemeleri zaman zaman av ihalelerini durdurma veya iptal etme kararları verse de sonraki av sezonlarında benzer ihale süreçleri tekrar gündeme gelebiliyor.

Change.org gibi dijital platformlarda kamuoyu oluşturmak amacıyla sanal imza kampanyaları düzenleniyor.

Ayrıca, yasal av turizminin yanı sıra herhangi bir mevsim veya yaş sınırı gözetilmeksizin gerçekleştirilen kaçak avcılık faaliyetleri, başta dağ keçileri olmak üzere koruma altındaki birçok türün popülasyonunu ciddi şekilde tehdit ediyor.

İhaleler meclise de taşındı

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Hakkâri Milletvekili Vezir Parlak, ihalelerin iptal edilmesi ve sürecin durdurulması amacıyla konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı.

Sayyiğit, meclisteki konuşmasında dağ keçisinin bir gelir kalemi değil, Kürt halkının özgürlük simgesi olduğunu vurguladı.

JİTEM Davaları tekrar görülecek mi?

Kamuoyunda faili meçhul siyasi cinayetlerle ilgili davaların tekrar görülmesine dair beklenti oluştuğunu belirten avukat Erdal Kuzu, “Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında her ne kadar ‘faili meçhul dosya kalmayacak’ şeklinde ifadeler bulunsa da, bu söylemlerin zaman aşımına uğramamış dosyalar için geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut Kürt siyaseti ile devlet iktidarı arasındaki müzakerelerin sonucu olarak JİTEM dosyalarının ya da faili meçhul dosyaların tekrar açılacağına dair bir emare bulunmamaktadır.”

Dargeçit Jitem davası

Akın Gürlek’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Adalet Bakanı olarak atanmasından sonra, “faili meçhul cinayetler” yeniden gündeme geldi. Gürlek’in açıklamasına göre, 75 ildeki 638 dosya ve 693 cinayete ilişkin çalışma yürütülecek. Şimdiye kadar daha çok adli dosyalar için harekete geçen Bakanlık, geçtiğimiz günlerde önce gazeteci Uğur Mumcu’nun, ardından da gazeteci Musa Anter’in ailesiyle görüştü. Bu durum kamuoyunda “faili meçhul cinayetler” dosyasında sıranın siyasi dosyalara geleceği yönünde bir beklentiye neden oldu.

2008 yılında davalar açıldı

2008 yılında Ergenekon Davaları sürecinde Aydos kod adlı gizli tanığın beyanları üzerine konu yargıya taşınmış ve ilgili devlet görevlileri ve kişiler hakkında davalar açılmıştı. Kamuoyunda JİTEM davaları olarak bilinen davaların bazıları 2010 yılında JİTEM Ana Davası olarak birleştirilmişti. Kızıltepe JİTEM Davası ise ayrı görülmeye devam etmişti. Ancak bir önceki “ Çözüm Sürecinin” 2015’te sonlandırılması sonrasında değişen siyasi iklimle birlikte Kürtlere karşı işlenen bu cinayetlerle ilgili davalarda cezasızlık politikası işlemeye devam etti. Kızıltepe Jitem Davası zamanaşımı gerekçesiyle 2019 yılında düşürüldü ve tüm sanıklar beraat etti. JİTEM Ana Davası ise yine zamanaşımı gerekçesiyle 2025 yılında düşürüldü. JİTEM’le ilgili ayrı görülen birçok davanın akıbeti aynı oldu.

Kızıltepe JİTEM Davası’nın karar duruşması 2019 yılında Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Bu duruşmada mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düştüğünü ve tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdiğini açıklamıştı. Böylece müzakerelerin devam ettiği 2014 yılında açılan ve bir “yüzleşme davası” niteliğinde olan dava, beraat kararıyla birlikte bir cezasızlık ve aklama davası örneğine dönüşmüştü.

O dönem davanın avukatlarından Erdal Kuzu davaya ilişkin açıklamasında 12 insanın kuyularda bulunduğunu belirtip “Bu karar güç dengelerindeki değişikliklerle ilgili. Yeniden yargılama konjonktüre bağlı. AKP’nin 2015’ten beri yaptığı yeni ittifaktan dolayı bu nitelikteki dosyalar kapatılmaya çalışılıyor.” demişti.

Ancak 2024 yılında Devlet Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti Milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Partisinin grup toplantısında Abdullah Öcalan ile ilgili yaptığı çağrı ile birlikte, PKK’nin silah bıraktığını açıklaması ve barış sürecine ilişkin yeni yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi beklentisi faili meçhul cinayetleri ve ilgili davaları tekrar gündeme getirdi. Kayıp yakınlarının bu konuda adalet beklentisi devam ediyor. Bu durum ise yeni süreçle birlikte Türkiye’de siyasal konjonktürün tekrar barış lehine değişip değişmediği sorusunu gündeme taşıyor.

JİTEM Davaları
JİTEM Ana Davası

1999’da hazırlanan 11 sanıklı iddianame ile 2005’te hazırlanan 5 sanıklı iddianame, 2010 yılında birleştirildi ve “JİTEM Ana Davası” olarak anıldı. Söz konusu dava, yazar-gazeteci Musa Anter’in öldürülmesine ilişkin 2013 yılında başlatılan dava ve Ayten Öztürk’ün işkence edilerek katledilmesine dair 2019’da başlatılan davayla birleştirilmişti. Ana davada toplam 18 sanık bulunuyordu.

27 Ocak 2025 tarihinde Ankara’da görülen duruşmada JİTEM, Musa Anter ve Ayten Öztürk Davası’nın kaybedilme tarihlerinin üzerinden 30 yıl geçmesi gerekçesiyle zaman aşımından düşme kararı verildi.

Kızıltepe Jitem Davası

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin yasadışı keyfi infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesine ilişkin emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında “silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek” suçlarından 2014 yılında dava açıldı.

Dördü asker, beşi köy korucusu dokuz sanık hakkında açılan davanın karar duruşması 9 Eylül Pazartesi günü Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düştüğünü ve tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdiğini açıkladı.

Dargeçit JİTEM Davası

Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, Mardin’in Dargeçit ilçesinde 1995-1996 yılları arasında gözaltında kaybedilen ve öldürülen 8 kişi ile uzman çavuş Bilal Batırır’a ilişkin açılan “Dargeçit JİTEM Davası”nı zamanaşımı gerekçesiyle Mayıs 2026 tarihinde düşürdü.

Diğer Davalar

JİTEM ve faili meçhullerle ilgili açılmış ve beraatle sonuçlanmış diğer davalar: Derik Davası, Nezir Tekçi Davası, Görümlü Davası, Vartinis Davası, Cizre Davası, Kızılağaç Davası, Kulp Davası, Lice Davası, Ankara Davası.

Siyasi konjonktür değişti mi?

Konuya ilişkin niha+’a konuşan avukat Erdal Kuzu 2019 ile 2024 yılları arasında değişen siyasi konjonktüre dikkat çekti:

“Kızıltepe Jitem davasının görüldüğü tarihteki konjonktürle 2019 ve 2024 yıllarındaki konjonktürün aynı olduğunu söylemek mümkün değildir. 2019 yılında devletin politikaları, Kürt siyasi hareketlerini tasfiye etmeye dönük olarak şekillenmişken 2024 yılında ise Kürt sorununun şiddet dışı yöntemlerle çözümüne ilişkin adımlar atılmış ve iktidar ile Kürt siyasi hareketliliği arasında bir iletişim zemini oluşmuştur. Dolayısıyla bu iki dönemin aynı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durum kamuoyuna yansıyan bilgilerle sabittir.

2024 yılında devletin Kürt sorununa yaklaşım tarzının değiştiğini söylemek mümkündür. Silahlı mücadelenin ortadan kaldırılmasıyla siyasal alanın genişlediği ve demokratikleşmenin önünün açıldığı bir süreçten, en azından söylem düzeyinde bahsedebiliriz. Bunun pratikte olup olmayacağını ise önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak somut adımların ne olacağı, siyaset alanının ne kadar genişleyeceği ve devletin bu alana ne kadar izin vereceğini önümüzdeki süreçte atılacak pratik adımlarla ve çıkacak yasalarla göreceğiz. Bu anlamda kamuoyunda ciddi bir beklenti oluşmuş durumda.”

Avukat Erdal Kuzu

Kamuoyunun beklentisi

2025 yılında Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi Başkanlığı kuruldu. Ancak yeni kurulan bu kurumun, düşürülen JİTEM davalarına ilişkin yeni bir çalışma başlatmasına dair bir işaret görülmüyor. Avukat Kuzu bu konuda şunları ifade etti:

“Faili meçhul dava dosyaları ve JİTEM’le ilgili olarak devletin yeniden bir yargılama mekanizması oluşturacağına dair henüz dışa yansımış bir durum söz konusu değildir. Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında her ne kadar “faili meçhul dosya kalmayacak” şeklinde ifadeler bulunsa da, bu söylemlerin zaman aşımına uğramamış dosyalar için geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut Kürt siyaseti ile devlet iktidarı arasındaki müzakerelerin sonucu olarak JİTEM dosyalarının ya da faili meçhul dosyaların tekrar açılacağına dair bir emare bulunmamaktadır. Ancak sürecin normalleşmesi, silahın tamamen devreden çıkarılması ve siyasi müzakerenin devam etmesi halinde geçmişle yüzleşme konusunun gündeme geleceği açıktır.

Her ne kadar 2005 yılından sonra insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımına uğramayacağına dair bir düzenleme Ceza Kanunu’nda yer alsa da, bu düzenlemenin 1990’lı yıllarda işlenmiş suçlar için geçerli olmadığı mahkeme kararlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mevcut hukuk sistemi içinde zaman aşımına uğramış dosyaların yeniden yargılamaya konu olacağını söylemek mümkün değildir. Ancak sürecin ve hayatın normalleşmesi halinde, ailelerin bu konuda adalet taleplerini daha yüksek sesle dile getirmeleri ve bu yöndeki mücadelelerinin artacağı da bilinen bir gerçektir.”

“Devlet kayıtsız kalamaz”

Devletin kayıp yakınlarının adalet beklentisine kayıtsız kalamayacağını belirten Kuzu şunları ekledi:

“Failler hâlâ bulunamamış ve cenazeler ortada durmaktadır. Ailelerin bu acılarını unutmasını beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Evrensel ölçekte de çatışma çözümlerinin olduğu ülkelerde geçmişle yüzleşme mekanizmalarının ortaya konulduğu bilinir. Benzer bir durumun Türkiye’de yaşanması da doğal olacaktır. Bu yönde gelişecek taleplerin siyaset mekanizmasının duyarsız kalmasını beklemiyoruz. Ancak bunun nasıl bir yöntemle ve ne şekilde gelişeceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

2019’da devletin faili meçhul ve JİTEM dosyalarını bir uzlaşı çerçevesinde kapattığını ve bunun siyasi bir karar olduğunu ifade etmiştik. 2024’ten sonra gelişen süreçte, devlet içindeki bu ittifakın henüz çözülmeye başlamasa da belirli açılardan ciddi değişimler yaşadığı ortaya çıkmıştır. Devlet açısından hiçbir kıymeti olmayan, ancak insanlığa karşı suç işledikleri düşünülen faillerin yeniden yargı önüne çıkması ve bu adımın devletin güven tazelemesi açısından sürpriz olmayacağı söylenebilir.”

Kolombiya son yüzyıldaki en büyük depremini yaşadı: En az 132 ölü

Kolombiya 10 Ağustos sabahı, 1979’dan sonraki en büyük depremini yaşadı. En az 132 kişi hayatını kaybetti, 1500’den fazla konut zarar gördü. 7 Ağustos’ta göreve başlamış olan sağcı de la Espriella hükümeti kamuoyu tarafından eleştirildi.

Fotoğraf: Colombia Reports

10 Ağustos sabah 07.34 saatinde Kolombiya’da merkez üssü San José del Palmar (Chocó) kasabası olarak açıklanan 7.4 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), depremin derinliğini yaklaşık 107 kilometre olarak ölçerken Kolombiya Jeolojik Araştırma Kurumu (SGC) derinliği 96 kilometre olarak ölçtü. SGC’ye göre depremden sonra en az 33 artçı sarsıntı da meydana geldi. Deprem, SGC’ye göre 21. yüzyılda Kolombiya’da kaydedilmiş en büyük sismik olay oldu.

Ortak Komuta Merkezi (PMU) raporları ve Hükümet tarafından sunulan resmi bilançoya göre deprem sonucunda 132 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 570 kişi yaralı olarak rapor edildi. Kayıp insan sayısı için birkaç açıklama yapılsa da henüz kesin bir veri bulunmazken enkaz altındaki arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

106 metrelik katedral yıkıldı

Resmi raporlara göre, en çok etkilenen bölgeler Cauca vadisi, Caldas ve Chocó oldu.

Yerel ve bölgesel medya, depremden etkilenen Cali’deki Cauca Vadisi, Kahve üçgeni bölgesi ve Chocó gibi birçok şehirden onlarca yıkılmış bina raporladı. Kolombiya’nın en yüksek bazilikası Manziales’te bulunan “Catedral Basílica Metropolitana Nuestra Señora del Rosario de Manizales” isimli tarihi Manizales Katedrali de depremden etkilendi. 106 metre yükseklikteki bu tarihi yapının ana kulelerinden biri ve bazı sütun parçaları kısmen çöktü, ana yapıda hasarlar oluştu. Katedralin yıkılma anının videoları sosyal medyada paylaşıldı.

Manizales Katedrali, yangınlar ve depremlerle defalarca yıkılmasına rağmen, Fransız tasarımı, İtalyan işçiliği ve Kolombiya halkının dayanışmasıyla sürekli restore edilip 1849'dan günümüze gelebilen bir tarihi eserdir.

“En az 1500 konut zarar gördü”

Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella,10 Ağustos’ta depremin bilançosunu açıkladığı canlı yayında, depremde 1500’den fazla konutun zarar gördüğünü, 37 konut tamamen yok olurken 61 binanın çöktüğünü, 18 sağlık merkezi, 52 okul, 18 yol ve 17 topluluk merkezinin zarara uğradığını söyledi. Bunların yanı sıra altyapılarında hasar gören kapalı ve ticari uçuşlar için faaliyette olan Pereira, Manizales, Quibidó, Armenia, Cartag ve Buenaventura isimli altı havalimanının sarsıntıdan etkilendiğini de açıkladı.

Başkan, sosyal medya platformlarında açıklamaları yaptığı söz konusu canlı yayın esnasında “gülümseyerek sorumsuz ve ciddiyetsiz bir tavır sergilediği”ne yönelik eleştiri topladı.

Henüz haziran ayında 7.2 şiddetinde bir deprem deneyimleyen Venezuela, Dışişleri Bakanı Féllx Plasencia’nın X üzerindeki paylaşımı ile insani yardım ve kurtarma ekibi yardımları sunduğunu belirterek “Venezuela halkıyla en derin dayanışma ve kardeşlik duyguları”nı iletti.

El Salvador Cumhurbaşkanı Nayib Bukele, Kolombiya ile iletişimde olduğunu ve “Kurtarma ekiplerimiz, tıbbi personelimiz, paramediklerimiz, malzemelerimiz ile herhangi bir acil yardım sağlamaya hazırız” mesajını iletti.

Şili, Meksika, Brezilya, ABD ve İsrail: İhtiyaç duyulana kadar temel destek verebileceklerini söyledi.

Trump’ın desteklediği, göreve yeni gelmiş olan sağcı Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella depremden 3 gün önce, 7 Ağustos 2026 tarihinde göreve başlamıştı. Omar Bula Escobar, Esperilla tarafından atanan 17 diğer bakanla birlikte 8 Ağustos’ta Dışişleri bakanı olarak göreve başlamıştı. Dışişleri Bakanlığının henüz depremin 3. saatinde yayınladığı “Kolombiya, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıyor” başlıklı açıklaması da Kolombiya halkının bir kısmı tarafından İsrail’in sunmuş olduğu yardım teklifiyle birlikte eleştirildi.

*Bu haber, Niha+ stajyeri Gökçe Bayrak tarafından hazırlandı.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.