Doğan: Diğer ayrımcılıklar gibi engelli ayrımcılığı da gizlice yayılıyor

Sağlamcılığın engellilere karşı ayrımcılık ve toplumsal bir önyargı olduğunu belirten Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Doğan, Engellileri tek başına bir kategori olarak ele almanın izole edici, marjinalleştirici bir tutum olduğunu söyledi.

Foto: Leyla Yıldırım

Toplumun “normal” kabul ettiği beden algısını sorgulayan sağlamcılık, yalnızca erişilebilirlik meselesi değil aynı zamanda gündelik dilde, medyada ve kamu politikalarında, toplumsal cinsiyet bağlamında yeniden üretilen bir ayrımcılık biçimidir. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Doğan, sağlamcılığın toplumsal cinsiyetle kesişen yönlerini anlattı.

“Engellilere karşı toplumsal önyargı”

Sağlamcılığın engellilere karşı ayrımcılık ve toplumsal bir önyargı olduğunu dile getiren Selen Doğan “Engellilerin ‘düzeltilmesi’ gerektiği düşüncesine dayanıyor. Bu yıkıcı fikir, tıpkı ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi çalışır, yani sağlamcılık engellileri ‘daha aşağı’ olarak görür” dedi.

Selen Doğan

Doğan sağlamcılık kavramının ne olduğu sorusunun cevabının kavramın kendisinde olduğunu belirtti:

“Aslına bakarsanız bu sorunun yanıtı kavramın içinde, hem de gizli değil gayet aleni. İçinde yaşadığımız toplumda, herhangi bir yeti farklılığı veya uzuv kaybı olmayan kişilerin ‘sağlam’ kabul edildiği, engelli olanların ‘hasta’, olmayanların ‘sağlıklı’ sayıldığı bir anlam repertuvarımız var ve buna kısaca sağlamcılık diyoruz.”

Selen Doğan bu ideolojik varsayımın sadece düşünce ya da davranışta kalmadığını, yaşamın her alanına sızdığını; sosyal politikalara, kararlara, uygulamalara hatta kanunlara bile girebileceğine dikkat çekti.

Hak temelli bir bakış açısıyla bakıldığında, gündelik yaşamda mekanların, hizmetlerin, ürünlerin sadece ‘sağlam’ kişiler için tasarlandığını, engellilerin göz ardı edildiğini, hiç hesaba katılmadığını veya bir kamu hizmetinin lütuf gibi sunulduğunu söylemek için engelli olmamıza gerek olmadığını söyleyen Doğan “Hak temelli bakabilelim yeter, zaten görebileceğimiz berraklıkta. Engellilik, çeşitliliğin bir parçasıdır. Sağlamcı düşünce, tutum ve davranış bu çeşitliliği kusur ya da hastalık olarak görür, istisna sayar” dedi.

“Kimseyi geride bırakma”

Kapsayıcılık kavramına yönelik, ‘Kimseyi geride bırakma’ sloganına işaret eden Doğan: “Evrensel normlara, insan hakları standartlarına göre inşa etmediğiniz bir kamu binası örneğin tekerlekli sandalye kullanan birinin kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan girip çıkabilmesine imkan vermiyorsa kapsayıcı değildir, çünkü birileri oraya erişemez” dedi.

Sağlamcılığın açık seçik görünümlerinin yanı sıra bir de örtük halinin olduğunu onun da kendini en çok iletişimde ele verdiğini belirten Doğan “Niyetiniz ayrımcılık yapmak olmasa bile dile yerleşmiş bazı klişeler sağlamcılığın en güzel örnekleridir. ‘Kendi işimi kendim yaparım, elim ayağım tutuyor çok şükür’ dersiniz mesela. Çocuğu otizm tanısı almış birine ‘Geçmiş olsun’ der bir başkası. Engeli olan birine acımak, yaptığı her şeyi alkışlamak, vasıflarını yok sayıp onun tüm varoluşunu engeline indirgemek gibi sayısız tutum ve davranış sağlamcılığa örnek verilebilir” dedi.

Tüm ayrımcılıklar gibi engellilere karşı ayrımcılık da topluma bağırmadan, gizlice yayıldığını bunun da mizah yoluyla olduğunu dile getiren Doğan, “Siz iltifat ettiğinizi zannedersiniz, ‘Cep telefonunu benden iyi kullanıyorsun, hiç de kör gibi değilsin’ dersiniz ve düpedüz sağlamcılık yapmış olursunuz” dedi.

Engelli Kadınların Karşılaştığı Zorluklar ve İstatistikler

Şiddet ve Güvenlik

  • Şiddete maruz kaldığını belirten engelli kadın oranı %35,8
  • Duygusal/Psikolojik şiddet %89,5
  • Sosyoekonomik şiddet %23
  • Cinsel şiddet / zararlı uygulamalar %13,5
  • Fiziksel şiddet %4,7
  • En fazla şiddete maruz kalan grup (psikososyal engel) %68
  • Şiddeti bir kuruma bildiren veya birilerine aktaranlar %31

İstihdam

  • Engeline uygun işe yönlendirilmediğini belirtenler 1/2
  • Eğitimine uygun işe yönlendirilmediğini belirtenler %34,4
  • İşyerinde ayrımcılığa maruz kalanlar 1/4
  • Çalışma arkadaşlarının önyargılı yaklaşımı %41
  • İşveren/yöneticilerin önyargılı yaklaşımı %73
  • Gelir getirici işte çalışanlar %37,7
  • Türkiye’de kadın istihdam oranı (TÜİK) %32,5
  • Genel nüfusta istihdamdaki engelli kadın oranı (TÜİK) %12,6
  • İş arayan engelli kadın oranı %11,6
  • Sosyal güvencesi olmayanlar 1/10
  • Hanelerde temel gelir kaynağının diğer hane bireyleri olduğunu belirtenler %60,5
  • Harcamalarının gelirlerini aştığını belirtenler %55,9

Eğitime Erişim

  • Maddi yetersizlik nedeniyle eğitimde zorlananlar %47
  • Fiziksel erişim engelleri nedeniyle zorlananlar %35,6
  • Ailelerinin izin vermemesi nedeniyle zorlananlar %27,5
  • Engelime uygun eğitim desteği sağlanmıyor diyenler %13,5
  • Müfredat ve eğitim materyalleri uygun değil diyenler %11,7
  • Eğitimine devam eden ve gelir getirici işte çalışanlar %54,4
  • Eğitimine devam edemeyen ve gelir getirici işte çalışanlar %16,6

Sağlık

  • Sağlık hizmetlerine fiziksel erişimde zorluk yaşayanlar %47
  • Ankete kendisi katılan kadınlarda yardımcı cihazlara erişimde güçlük 4/10
  • Bilgileri bakım veren aracılığıyla alınan kadınlarda yardımcı cihazlara erişimde güçlük 7/10
  • Yardımcı cihazlara erişimde en fazla zorluk yaşayan zihinsel engelli kadınlar %82,4
  • Sosyal güvencesi olmayan kadın oranı %9,9

Kentsel Erişim ve Sosyal Hayata Katılım

  • Halkın kullanımına açık bina ve alanlara erişimde güçlük yaşayanlar %69
  • Park, meydan ve ulaşım araçlarını kullanamayan zihinsel engelli kadınlar 1/4
  • Ulaşım araçlarına erişemeyen görme ve ortopedik engelli kadınlar ~%50

En Sık Endişe Duyulan Konular

  • Çocuk doğurma ve yetiştirme konusunda endişe duyanlar 4/10
  • Yeni şeyler öğrenmekten çekinenler 4/10
  • Yabancılar tarafından saldırıya uğramaktan endişe edenler 3/10

Sağlamcılık ve cinsiyetçilik

Sağlamcılık ve cinsiyetçilik arasındaki ilişkiye değinen Doğan engelli kadınların engelliliklerini sadece engellilik üzerinden okumanın yetersiz ve yanlış olduğunu, engelli kadınların bir yandan ‘kadın’ olarak görülmezken diğer yandan toplumsal cinsiyet rollerinin onlardan beklenmesinin kesişimsel nokta olduğuna dikkat çekti:

“Engelli kadınların haklarına odaklanan hak savunucuları engellilik ile toplumsal cinsiyet eşitliği kesişiminde önemli argümanlar üretiyor, değişim yaratmaya çalışıyor. Bir kadının hem kadın hem engelli olarak maruz bırakıldığı çifte ayrımcılıklar, gerek akademide gerek sivil alanda gerekse kamu politikalarında ‘engelliliğin toplumsal cinsiyetine’ bakmayı gerektiriyor. Kadın olmaktan kaynaklı özgün ihtiyaçlar ve öncelikler var. Hamile bir sağır kadının, sağlık kurumunda kendisiyle iletişim kurulabilecek hizmetler bulunmadığı için sezaryenle doğuma zorlanması bir örnektir. Engelli kadınların ev içi şiddete maruz bırakılmadığını zannetmenin, engelli örgütlerinde kadınların sorunları ve ihtiyaçlarının gündeme hiç gelmemesi gibi başka örnekler var.”

Foto: Zelal Sinayiç

Engelli kadınların temsiliyetinin düşüklüğü

Toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarında engelli kadınların ve kız çocukların yeterince görünür olup olmadığını, bu görünmezliğin temel nedenlerine değinen Doğan,

“Bir kadın örgütünü temsil ettiğim için bu noktada hem eleştiri hem özeleştiri yapıyorum. Kadın örgütlerinde engelli kadın temsiliyetinin düşüklüğü kapsayıcı bakışın eksikliğidir ama aynı zamanda engelli hakları hareketinin kadınları ve kız çocukları uzun yıllar görmezden gelmesinin de bir sonucudur” diyerek engelli hakları savunuculuğu sadece engelli örgütlerinin ve engeli olan kişilerin işi olmadığını, bunun tüm alanlardan sivil toplum örgütlerinin işi olduğunu ve haklara bütüncül bakmamız gerektiğini dile getirdi.

Engellileri tek başına bir kategori olarak ele almanın izole edici, marjinalleştirici bir tutum olduğunu söyleyen Doğan, “İklim değişiminden ev içi şiddete, eğitim ve sağlık hakkından adalete erişime kadar tüm haklar ekosisteminde engelliler özne olarak varlar. Engelli kadınların engelli kimliğine sıkıştırılması özgün ihtiyaçlarını görünmezleştiriyor” dedi.

Doğan engelliliği tıpkı kadınlık, çocukluk, mültecilik, yoksulluk gibi, toplumun ‘ötekilik’ katında değerlendirilen bir durum olarak görerek bir Katarsis meselesi üzerinden, ‘Öteki’ne dair duyulan merakın yanı sıra, onun acılarına, itirazlarına, bedensel farklılıklarına, nöroçeşitli olmasına vs. tanıklık ederken korkuyla, acıma duygusuyla, bazen tiksintiyle ama daima bir rahatlamayla bakmanın, o temsilleri izlemekten kendini alıkoyamamanın patolojisinden bahsetti: “İyi ki ben öyle değilim’, ‘Şükür ki çocuklarım normal ve sağlıklı’ gibi kendisiyle kıyas üzerinden geliştirdiği bir şükür retoriği var çoğu insanın. Böyle olunca da engelliliği insan/canlı çeşitliliğinin bir parçası, bir varoluş olarak, kültürel bir durum olarak görmek istemezsiniz. Medya sahipleri de görmüyor zira. Oysa engelliler birer hak öznesidir, katarsis nesnesi değil.”

Foto: Leyla Yıldırım

Medyanın rolü

Yaşamın her anında ve her alanında kadınları hesaba katmayan politikalar ve uygulamaların var olduğunu belirten Doğan, sağlamcılığın kökleşmiş, toplumun her katmanında içselleştirilmiş olduğunu, bu yüzden bir ayrımcılık biçimi olarak fark edilmesinin de terk edilmesinin de zor olduğuna dikkat çekiyor.

Medyanın da sağlamcılıktan çok para kazandığı, kendisince de çok itibar devşirdiğini düşünen Doğan. “Medyanın ayrımcılıklara karşı ittifak kurabileceğimiz bir mücadele aracı olması gerekirken ayrımcılıkları ve klişe temsilleri yeniden üreten bir mücadele alanı olması da bu kazançların kaybını göze alamaması nedeniyledir mutlaka. Engelli hakları savunucularıyla hep konuştuğumuz bir şeydir; niçin TV dizilerindeki çocuk temsilleri hep tipik gelişen çocuklar? Niçin bir mahalledeki çocukların hiçbiri kör, sağır veya sakat değil? Böyle olsa bile senaryo çocuğun engeline, bundan dolayı yaşadığı sorunlara odaklanıyor. Ya da tekstil firmalarının reklamlarını gözünüzün önüne getirin; hangisinde protez bacaklı, akondroplazili veya down sendromlu bir çocuk var?” diyerek haber ekosisteminde de bu çeşitliliğin temsil edilmesi, normalleşmesi, sıradanlaşması gerektiğini aksi taktirde sağlamcılıkla dolu haber metinlerine maruz kalmaya devam edeceğimizin altını çizdi.

“Suya attığımız taşın yaratacağı dalganın gücü”

Çeşitliliğin yaşamın demokratikleşmesi için güçlü biçimde savunulması ve normalleştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Doğan, “ Biz toplantılarımızda öz betimleme yaparken ‘aramızda körler var, onlar için kendimizi betimleyelim’ demeyiz mesela, kapsayıcılığı, çeşitliliği ve erişilebilirliği birer değer olarak benimsediğimiz için olağan akışta yaparız bunu. Ya da bir etkinlik düzenlerken kontrol listemizde erişilebilirlik müdahaleleri mutlaka vardır, mekanın, içeriklerimizin kimseyi geride bırakmamasına özen gösteririz” diyerek bunun bir lütuf olmadığını ve işaret dili tercümesi sağlamak salondaki sağır veya az işiten ya da cihaz kullanan kişilere iyilik yapmak değil, katılım haklarını, görüşlerini ifade etme, kendilerini temsil etme haklarını kullanmaları için eldeki imkanları kullanma sorumluluğu demek olduğunu belirtti.

Doğan “Değişim teorimizin her şeyden önce farklılıkları çeşitlilik olarak görme sorumluluğu üzerine kurulması gerektiğine inanıyorum. Kendine benzemeyeni dışlayan bir toplumda bu sorumluluklar pek bir şey ifade etmiyor gibi görünebilir ama hak savunuculuğu günü kurtarmaya odaklı bir uğraş değil zaten, bugün suya attığımız taşın yaratacağı dalganın gücüne inanmak zorundayız” diyerek sağlamcılığın olmadığı ya da en aza indirildiği bir toplum hayalini dile getirdi.

Malatya’da Domların istihdam çıkmazı: Ayrımcılık derinleşiyor

Roman Hafıza Çalışmaları Derneği’nin yayımladığı yeni rapor, Malatya’da yaşayan Domların çalışma yaşamında yalnızca ekonomik zorluklarla değil, ayrımcılık, kayıt dışı çalışma ve kurumsal görünmezlik gibi iç içe geçmiş sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Rapora göre 6 Şubat depremlerinin ardından mevcut kırılganlıklar daha da derinleşti.

Fotograf: nehaberajansi.com

Roman Hafıza Çalışmaları Derneği tarafından hazırlanan “Malatya’da Domların Emek Piyasasındaki Konumu: İnsan Onuruna Yakışır İşe Erişim ve Çalışma Koşullarının Analizi” başlıklı rapor yayımlandı. Araştırma, Domların çalışma yaşamında karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık, güvencesizlik ve dışlanma pratiklerini görünür kılıyor.

Nüfus oranları

Türkiye’deki Tahmini Dağılım

HÜ Nüfus Etütleri Enstitüsü & TÜBİTAK (2024) verilerine göre Türkiye’deki peripatetik toplulukların oranları.

Rom (Roman)
%55
Lom
%25
Dom
%15
Diğer (Abdal vb.)
%5

“Biz onlardan olmadığımız için bizi dışlıyorlar”

13 Temmuz 2026’da yayımlanan raporda, Domların büyük ölçüde geçici, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldığı belirtilirken, düzenli istihdama erişimin önündeki engeller arasında ayrımcılık, eğitim olanaklarına sınırlı erişim ve sosyal koruma mekanizmalarından dışlanma öne çıkıyor. Araştırma, iş arama süreçlerinden etnik kimliğe ve yaşanılan mahalleye kadar önyargıların istihdama erişimi zorlaştırdığına dikkat çekiyor.

İstihdamda Sistematik Engeller

İş arama ve çalışma süreçlerinde etnik kimliğe ve adrese dayalı damgalama deneyimleri.

“Mesela tekstile gittiğim zaman ya da hastanede çalıştığım zaman, beyaz tenli olduğum için beni daha çabuk kabul ediyorlardı… Ama yanımdaki diğer insanlar ten renginden ya da kıyafetinden dolayı daha geride kalıyordu.”
Adres/Mahalle Nedeniyle Dışlananlar
%100
İş Ararken Olumsuz Muamele Görenler
%70

Araştırma kapsamında yapılan görüşmeler, birçok katılımcının çalışma yaşamında dışlandığını ve eşit muamele görmeme deneyimi yaşadığını ortaya koyuyor. Rapora göre ayrımcılık yalnızca işe giriş aşamasında değil, çalışma koşulları ve iş yerindeki görev dağılımında da etkisini gösteriyor.

Çalışma Koşulları ve Güvencesizlik

Malatya’da yaşayan Dom topluluğunun istihdam durumunu gösteren çarpıcı istatistikler.

%87,2 Düzenli ve Güvenceli İstihdam Dışında Kalanlar
%40 Asgari Ücretin Altında Gelire Sahip Olanlar

6 Şubat depremi kırılganlıkları daha da derinleştirdi

Rapor, 6 Şubat depremlerinin ardından geçim kaynaklarında yaşanan değişime de dikkat çekiyor. Özellikle tarım, geri dönüşüm ve sokak temelli bazı iş alanlarının daralmasıyla birlikte birçok kişinin daha düzensiz ve güvencesiz işlere yönelmek zorunda kaldığı belirtiliyor. Deprem sonrasında oluşan ekonomik koşulların, zaten kırılgan durumda bulunan topluluklar üzerindeki etkisinin daha ağır hissedildiği vurgulanıyor.

6 Şubat Depremi ve Daralan Kapasite

Deprem sonrası ekonomik çöküşün kurumsal verilere yansıması: İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirilen kişi sayısındaki dramatik düşüş.

15.555
6.013
2022 Yılı
2023 Yılı
“Önceden Kayseri’ye mevsimlik işlere gidiyorduk, tarlalara, bağlara gidiyorduk. Şimdi o işler olmadığı için daha çok temizlik işlerine yöneldik. İnşaat temizlikleri çok yoğunlaştı, TOKİ işleri oluyor, oralara gidiyoruz. Oraya gittiğimiz için hastalıklarımız arttı. İşçilerin kullandığı banyoları temizliyoruz, fırçayla toz süpürüyoruz, hep öksürüyoruz. Çoğumuzda bronşit, astım var.”

“Önce varlığını ispat edelim”

Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer başlığı ise kurumsal görünürlük eksikliği. Raporda, Domlara ilişkin istihdam verilerinin sınırlı olduğu, yerel düzeyde bu topluluğun ihtiyaçlarını doğrudan hedefleyen politika ve programların yetersiz kaldığı ifade ediliyor. Kurumlarla gerçekleştirilen görüşmelerde de konuya ilişkin veri eksikliği ve sınırlı farkındalığın öne çıktığı aktarılıyor.

Rapora ilişkin Niha+’a değerlendirmede bulunan Romani Godi kurucularından Sergen Gül, “Kurumsal görünmezlikten kastımız, Romanlar denildiğinde aslında tek bir topluluktan söz etmiyor olmamız. Romanlar, Domlar, Lomlar ve Abdallar gibi farklı gruplar var. Romanlar diğer gruplara göre daha görünür bir konumda bulunuyor; örgütlenmeleri, dernekleri ve temsil mekanizmaları bir tık daha fazla. Ancak Domlar ve Abdallar çoğu zaman görünmez kalıyor, hatta yok sayılıyor” dedi.

Romani Godi kurucularından Sergen Gül

Gül, görünmezliğin aynı zamanda politik bir mesele olduğuna dikkat çekiyor: “Görünmezlik aynı zamanda politik bir mesele. Bir topluluk ne kadar görünmezse, o topluluğa yönelik politika üretme zorunluluğu da o kadar azalıyor. Görünürlük arttığında ise ihtiyaçlar ve sorunlar daha net ortaya çıkıyor, dolayısıyla kurumlar da sorumluluk almak durumunda kalıyor. Romanlar ve diğer Roman toplulukları bu nedenle çoğu zaman ‘ötekinin de ötekisi’ olarak konumlanıyor.”

Kuşaktan kuşağa ayrımcılık

Raporun sonuç bölümünde ayrımcılıkla mücadele mekanizmalarının güçlendirilmesi, kayıt dışı çalışmanın azaltılması, mesleki eğitim ve istihdam desteklerinin yaygınlaştırılması ile yerel ve ulusal düzeyde kapsayıcı politikaların geliştirilmesi öneriliyor.

Ayrımcılıkla mücadelenin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Gül ise öncelikle sorunun kabul edilmesi gerektiğini vurguluyor. “Devletin ve kamu kurumlarının bu ayrımcılığı tanıması önemli bir başlangıç olur” diyen Gül, eğitim ve istihdam alanlarında yaşanan eşitsizliklerin giderilmesine yönelik uzun vadeli ve uygulanabilir politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Sergen Gül’e göre kalıcı çözüm, günü kurtaran uygulamalardan değil, sürdürülebilir politikalardan geçiyor. Ayrımcılığın yalnızca kamu kurumlarında değil, toplumun içinde de yaşandığını hatırlatan Gül, geliştirilecek politikaların toplumsal farkındalığı artırması ve farklı kimliklerle birlikte yaşam kültürünü güçlendirmesi gerektiğini söylüyor.

Araştırma, Malatya’da yaşayan Domların çalışma yaşamına ilişkin sorunların bireysel tercihlerden değil, uzun yıllardır devam eden yapısal eşitsizliklerden kaynaklandığını ortaya koyarken, istihdama erişim, sosyal koruma ve eşit yurttaşlık haklarının birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

Romani Godi hakkında

Romanes dilinde “Roman Aklı”

Romanların eşitsizlik, ayrımcılık, hak ihlalleri, Roman dilinin ve kültürünün yaşadığı yok olma tehlikesini dert eden bir grup genç aktivistin çıktıkları bir yolculuktur. Kurum, Romanlar hakkında tarihsel ve toplumsal bir hafıza oluşturarak mevcut durumun iyileştirilmesi için hak temelli çözümler üretmeyi amaçlamaktadır.

Kuruluş 2022
Slogan Opre Roma
Odak Toplumsal Hafıza ve Eşit Haklar
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.