Ara seçim öncesi sürpriz vaat

Trump: Cumhuriyetçiler kazanırsa her yetişkine 5 bin dolar

ABD Başkanı Trump, ara seçimlerde Cumhuriyetçiler Meclis ve Senato’da çoğunluğunu korursa her yetişkin ABD vatandaşına 5 bin dolar verileceğini iddia etti. Olası ödemelerin maliyetinin 1 trilyon doları aşacağı düşünülürken Cumhuriyetçiler de bu teklife şüpheyle yaklaştı.

Foto: Brendan Smialowski

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi ve üst kanat Senato’daki çoğunluğunu koruması durumunda ülkedeki her yetişkin vatandaşa 5 bin Amerikan Doları göndereceğini açıkladı.

Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğunu korumaya çalışırken Trump’ın halk desteği düşük seviyelerde seyrediyor. Ayrıca Amerika’da İran savaşına verilen kamuoyu desteği her geçen gün düşmeye devam ediyor. Bu koşullarda, Cumhuriyetçilerin daha güçlü oldukları Senato’da da çoğunluğu ellerinde tutmaları ihtimali belirsizliğini koruyor.

Texas eyaletinin Dallas kentinde düzenlenen Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçim kongresinde verilen bu söz, ABD basınında, partisinin Kasım’da zayıflayan durumunu terse çevirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendirildi.

Trump, kongrede yaptığı konuşmasında bu ödemeye “Trump Temettüsü” adını verdi ve bunu başarılı bir şirketin hissedarlarına yaptığı nakit dağıtımına benzetti. Cumhuriyetçilerin kazanması durumunda herkesin bu kazançtan payını alacağını söyleyen Trump, bunun ülkenin ekonomik gücü ve başarısı sayesinde mümkün olacağını iddia etti.

Maliyet trilyonu buluyor

ABD resmi verilerine göre ülkede yaklaşık 240 milyon yetişkin vatandaş bulunuyor. Bu da, toplam maliyetin yaklaşık 1,2 trilyon doları bulacağını gösteriyor. Bu meblağ, ülkede halihazırda bulunan 1,8 trilyon dolarlık bütçe açığını daha da artırabilir. Ayrıca geçtiğimiz ay, ABD’nin toplam kamu borcu tarihi boyunca ilk defa 40 trilyon doları aştı.

Trump, eğer Cumhuriyetçiler ara seçimlerden başarılı çıkarsa ödeme takvimine dair somut bir açıklama yapmadı. Bunun yanında, ödemenin sadece ABD vatandaşlarına gideceğini paranın ülke içerisinde harcanması gerektiğini belirtti, ancak bunun nasıl denetleneceği de belirsizliğini koruyor.

ABD Başkanı, vaadine örnek olarak geçtiğimiz yıl askeri personele verdiği bin 776 dolarlık ödemeyi gösterdi. Fakat bu ödeme, Beyaz Saray tarafından başlatılan bir program değil, ABD Kongresi tarafından halihazırda onaylanmış bir askeri konut ödeneğiydi.

Vance’ten geri adım

Trump’ın açıklamasının üzerinden yaklaşık bir saat sonra ise ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, teklifi kısmi olarak yumuşatmaya çalıştı. Vance, ödemelerin zenginlere gitmeyeceğini ima ederek bu dağıtımın ABD’nin tarife gelirleriyle finanse edilebileceğini öne sürdü. Buna karşın mevzubahis ödeme tutarı, tarifelerden elde edilen gelirden birkaç kat daha fazla.

Bununla birlikte, Yüksek Mahkeme geçtiğimiz yıl Trump’ın tarife programının büyük kısmını geçersiz kılmıştı.

Cumhuriyetçiler şüpheyle karşıladı

Teklif, yaptığı teklifle Cumhuriyetçilerden şüpheci tepkiler aldı. Politico‘nun ulaştığı ve ismi açıklanmayan bir Cumhuriyetçi Parti yetkilisi bu durumu, “siyasi havayı değiştirmeye yönelik çaresiz bir girişim” olarak nitelendirdi. Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerinden Chip Roy ise kabaca bir hesapla bile maliyetin bir trilyon doları aştığını ve bunun nasıl finanse edileceğini merak ettiğini belirtti.

Associated Press’in (AP) ulaştığı Washington merkezli düşünce kuruluşu Committee for a Responsible Federal Budget‘tan kıdemli politika direktörü Marc Goldwein, Trump’ın kongre onayı olmaksızın vatandaşlara para gönderme yetkisinin olmadığını vurguladı. Ona göre temettü kavramı, bir şirketin elinde fazlalık olduğunda yaptığı bir dağıtımı ifade ediyor. Oysa ABD hükümeti, yıllık neredeyse 2 trilyon dolar açık veriyor ve 40 trilyon dolar da borcun içinde. Goldwein, ülkenin mali açıdan başarılı olduğu fikrinin gülünç buşunabilecek bir iddia olduğunu savunarak ortada dağıtılacak fazlalık olmadığını söyledi.

Ekonomik riskler ve arka plan

Uzmanlar, böylesi bir ödemenin hayata geçmesi halinde tüketimin artacağını ve bunun da enflasyonun yükselmesine sebebiyet vereceğine dikkat çekiyor. Halihazırda İran’la yaşanan savaş nedeniyle fiyatlar yükselmiş durumdayken bu adım, ABD’nin uzun vadeli borçlanma maliyetlerini de yükseltme potansiyeline sahip.

Ayrıca AP, iş insanı Elon Musk‘ın geçtiğimiz yıl Wisconsin eyaleti Yüksek Mahkemesi seçimlerinde milyonlarca dolarlık çek dağıtarak desteklediği adaya seçimi kazandırmaya çalışmasını da hatırlatıyor. Trump da bu yılın başlarında 2 bin dolarlık bir temettü önermiş ve bunun için Kongre’nin onayına gerek duymadığını düşündüğünü iddia etmişti. Ayrıca Trump, 2025’te Elon Musk’ın DOGE girişimiyle tasarruf edildiği öne sürülen paranın vatandaşlara iade çeki olarak gönderilmesi önerisini de desteklemişti.

Cumhuriyetçi Senatör Bernie Moreno ise resmi X hesabından yaptığı açıklamada, 3 Kasım’daki seçimlerin hemen ardından “Trump Temettüsü”nün yasalaşması için bir tasarı hazırlayacağını duyurdu ve Cumhuriyetçilerin kazanacağına dair inancını belirtti.

CHP’nin 103. yıl kutlamalarında dikkat çeken detaylar

CHP 103. yaşına belediyelerine operasyon düzenlenmesi, mutlak butlan kararı ve Yeni Parti ayrışması nedeniyle pek çok krizle girdi. Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kurumsal hesaplarından paylaşılan videoda ilk Genel Başkan Mustafa Kemal Atatürk’ten Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Altan Öymen’e bütün genel başkanların fotoğrafları veya konuşmalarına yer verildi. Ancak Özgür Özel döneminden herhangi bir konuşma videoda yer almadı.

Fotoğraf: John Wreford/SOPA Images/ZUMA/picture alliance

9 Eylül 1923’te kurulan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 103. yaşına pek çok krizle girdi.

Belediyelerine operasyon yapılan, kazandığı belediyeler AKP’ye geçen, mutlak butlan kararıyla yönetimi yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’na devredilen ve milletvekillerinden 91’iÖzgür Özel liderliğindeki Yeni Parti’ye geçen CHP’nin yıl dönümü kutlamaları da dikkat çeken detaylara sahne oldu.

CHP’li belediyeler üzerinde yoğunlaşan operasyonları devlet kanadı her ne kadar “rüşvet ve yolsuzluk” olarak gerekçelendirse de Özel yönetimi bu operasyonların siyasi olduğunu, CHP’nin son yerel seçimde birinci parti olmasının “cezalandırıldığını” söylüyor.

21 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal kararı vermiş, mahkeme, kurultayı ve kurultayda alınan kararları baştan itibaren yok hükmünde saymıştı. Böylece mevcut Genel Başkan Özgür Özel ile Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi organları görevden uzaklaştırılmış, Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi mahkeme kararıyla parti yönetimine atanmıştı.

Seçilmiş CHP’lilerin binadan çıkmaması üzerine CHP Genel Merkezi’ne polis zoruyla giren yönetim, Özel yönetiminin aksine belediye başkanları hakkında yürütülen operasyonların siyasi olmadığını savunuyor.

Niha+, son dönemlerini bu krizlerle geçiren CHP’nin 103. yıl kutlamalarındaki detayları derledi.

Kutlama videosunda Özgür Özel’in başkanlığına yer verilmedi

Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kurumsal hesaplarından paylaşılan videoda ilk Genel Başkan Mustafa Kemal Atatürk’ten Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Altan Öymen’e bütün genel başkanların fotoğrafları veya konuşmalarına yer verildi.

Ancak Özgür Özel döneminden herhangi bir konuşma videoda yer almadı. Özel’in fotoğrafları da geçmiş genel başkanların fotoğrafları arasında gösterilmedi.

Yine, partinin 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olmasına dair herhangi bir detaya yer verilmedi.

Özel CHP’nin kuruluşunu değil “İzmir’in kurtuluşunu” kutladı

Aynı zamanda “İzmir’in işgalden kurtuluşu” olarak kutlanan 9 Eylül’de CHP’nin eski Genel Başkanı Özel, partinin kuruluşunu değil “İzmir’in kurtuluşunun 104. yılını” kutladı.

Özel, X hesabından yaptığı açıklamada “Cumhuriyet’e, bağımsızlığa ve bu toprakları bize vatan yapan kahramanların mirasına sonuna kadar sahip çıkacağız. İzmir’in kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun.” dedi.

Kılıçdaroğlu Anıtkabir Özel Defteri’nde de “arınma” vurgusu yaptı

103. yıl kutlamaları kapsamında CHP heyeti Anıtkabir’i ziyaret etti.

Kılıçdaroğlu, beraberindeki heyetle Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu. Ardından Anıtkabir’de bulunan İsmet İnönü’nün mezarını da ziyaret etti.

Kılıçdaroğlu, Anıtkabir Özel Defteri’ne, Mustafa Kemal’e hitaben Emanetinize layık olmak; Cumhuriyet Halk Partisi’nin dokularına işlenen ahlakı, adaleti ve erdemi korumak, her türlü yozlaşmadan arınma iradesini ve temiz siyaset anlayışını kararlılıkla sürdürmek demektir.” yazdı.

Mahkeme kararıyla atanan CHP yönetimi, özellikle AKP’lilerin İmamoğlu ve Özel çevresine karşı kullandığı rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerinden “temiz siyaset”, “arınma” ve “erdem” vurgusu yapıyor.

Karalar ve Seçer Kılıçdaroğlu’yla Anıtkabir’de

Buradaki törende Kılıçdaroğlu’na Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar da eşlik etti.

Zeydan Karalar, pek çok CHP’li başkanın dahil olduğu Aziz İhsan Aktaş soruşturması kapsamında geçen yıl gözaltına alınıp tutuklanmış, 212 gün cezaevinde tutulmuştu.

Karalar ve Seçer, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilmesinden sonra, Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’ye katılmayacaklarını söylemişti.

Mansur Yavaş Kılıçdaroğlu’nun davetini reddetti

9 Eylül akşamı CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen resepsiyona çağrılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, daveti reddetti.

Geçmişte mutlak butlan kararını ve CHP Genel Merkezi’nin polis tarafından basılmasının yanlış olduğunu düşündüğünü dile getiren Yavaş, CHP’de kalmayı sürdürürken, bir yandan da “tarafsız” durdurduğunu ifade ediyor.

Muharrem İnce Genel Merkez’de

9 Eylül akşamı CHP Genel Merkezi’nde düzenlenenresepsiyona, geçmiş kurultaylarda Kılıçdaroğlu’na karşı genel başkan adayı olarak çıkan ve CHP’nin 2018 genel seçimlerindeki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce katıldı.

Fotoğraf: CHP resmi X hesabı

İnce, 2018’de yaşanan yenilgiyi Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’ye bağlamış, Genel Merkez’in kendisine seçim verisi göndermediğini savunmuştu.

Ardından İnce 2021’de Memleket Partisi’ni kurmuş, bu süreçte de Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerini sürdürmüştü.

2025’te ise partiyi feshetmiş ve Özel yönetimindeki CHP’ye katılmıştı.

CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı çıktıktan sonra ise Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’ye katılmamış, CHP’de kalmıştı.

İnan Güney de Genel Merkez’deki resepsiyona katıldı

19 Ağustos 2025’te tutuklanan, iddianamesi 23 Mart 2026’da hazırlanan ve İBB dosyasıyla birleştirilen Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, 8 Temmuz’da tahliye edilmişti.

Mutlak butlan kararının ardından CHP’de kalmayı tercih eden Güney de resepsiyon sırasında CHP Genel Merkezi’nde bulundu.

Haaretz'ten seçim öncesi çarpıcı iddia:

Netanyahu 7 Ekim’den günler önce BAE liderinden gelen uyarıyı gizledi

Haaretz’e göre Netanyahu, 7 Ekim’den bir buçuk hafta önce BAE Devlet Başkanı’ndan Hamas’ın “büyük bir operasyon” hazırlığında olduğuna dair doğrudan ve açık bir uyarı aldı fakat istihbaratı dikkate almayan Netanyahu, bunu Mossad, Şin Bet ve ordu yetkililerinden gizledi.

Görsel: Haaretz

İsrail merkezli Haaretz gazetesinde yayımlanan ve yazarlarının yakında çıkacak olan “Rehineler: 843 Günlük Terk Ediliş” (Hostages: 843 Days of Abandonment) adlı kitabı için yürütülen kapsamlı bir araştırmaya dayandırılan habere göre, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 7 Ekim saldırılarından günler önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı’ndan doğrudan ve açık bir uyarı aldı ancak bu kritik istihbaratı İsrail’in üst düzey güvenlik görevlileriyle paylaşmadı.

“Kırmızı Hat” üzerinden 45 dakikalık uyarı

Haaretz’in aktardıklarına göre 7 Ekim 2023’ten bir buçuk hafta önce BAE Büyükelçiliği’nden bir temsilci, konuşmanın gizliliğini garanti eden özel bir telefon cihazıyla İsrail Başbakanlık ofisine geldi. Abu Dhabi’deki Başkanlık Sarayı’ndan arayan BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid, Netanyahu ile tam 45 dakika süren bir görüşme gerçekleştirdi.

Bu görüşmede bin Zayid, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar‘ın İsrail’e karşı “büyük bir operasyon” planladığı konusunda Netenyahu’yu uyardı. BAE lideri, bu olayın sadece kan dökülmesiyle kalmayacağını, İbrahim Anlaşmaları’nı da zedeleyeceğini ve tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyeceği endişesini dile getirdi.

Görüşmede BAE liderinin yanında, yıllar önce Gazze’den Abu Dhabi’ye göç etmiş ve Gazze’de güçlü bağları olan Filistinli yakın bir danışmanı da bulunuyordu. Danışmanın aktardığına göre bin Zayid, “İsrail’in bu operasyona hazırlanması gerektiğini vurguladı, Gazze için ekonomik bir çözüm bulunmasını ve Batı Şeria’daki gerilimin düşürülmesini” tavsiye etti.

Netanyahu’nun kayıtsızlığı ve gizlenen istihbarat

Haaretz’e göre Netanyahu’nun bu uyarıya tepkisi ise “şaşırtıcı derecede” sakindi. İsrail Başbakanı, Hamas’ın asıl niyetinin Batı Şeria’da faaliyet göstermek olduğunu öne sürerken İsrail’in her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunun da güvencesini verdi.

BAE lideri, daha sonra CIA Direktörü William J. Burns’e de ulaştı. Burns’e, Netanyahu’ya “orada bir şeylerin patlamak üzere olduğu” hissini aktarmaya çalıştığını, ancak İsrail Başbakanı’nın bir şeyler olacağını öngördüğü bölgenin Batı Şeria olduğuna inandığını anlattı.

Netanyahu ise bu uyarıyı aldıktan sonra hiçbir şey yapmadı. Şin Bet (İç İstihbarat) Başkanı, Mossad Başkanı ve İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı da dahil olmak üzere güvenlik teşkilatının hiçbir üst düzey ismi bin Zayid’in bu uyarısından haberdar edilmedi.

Habere göre, BAE’den gelen bu uyarının arka planında İsrail ile Hamas arasında 2023 başlarında başlayan gizli “hudna” (uzun vadeli bir düzenleme için geçici ateşkes) görüşmeleri yatıyordu. Netanyahu’nun onayıyla yürütülen bu görüşmeler, Mısır’ın dışlanmış hissedip gücenmemesi için onlardan bile gizleniyor ve “Netanyahu’nun kişisel kanalı” olarak işliyordu.

Görüşmeler, Gazze’de Filistin Yönetimi Sivil İşler Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Nasser Sarraj’ın evinde yapılıyordu. Bir tarafta Şin Bet’in esir ve kayıplardan sorumlu yetkilisi, diğer tarafta İbraniceyi akıcı konuşan Hamas Siyasi Büro üyesi Gazi Hamad vardı. Aradaki mesajlaşmayı ise kod adı “Kömür Gözlü” olan, hem Hamas’ın hem de Şin Bet’in güvendiği İbranice bilen üst düzey bir El Fetih yetkilisi sağlıyordu.

Masada, ablukanın kademeli olarak kaldırılması, gıda ve hammadde girişinin artırılması, sınırlarda ticaret bölgeleri kurulması, Şarm el-Şeyh havalimanına güvenli geçiş ve Gazze Marine sahasından doğalgaz tedariki gibi vaatler vardı. “Kömür Gözlü” kod adlı kişi, görüşmelerin çok olumlu geçtiğini raporluyordu.

2023 yazında sadece rehine konusu ihtilafta kalmıştı. Sinvar, rehine tutulan İsrailliler karşılığında önce 500, sonra 250, en son 50 mahkumun serbest bırakılmasını istedi. Şin Bet, 20’si müebbet hapis cezası alan toplam 30 mahkumun serbest bırakılmasına razı oldu. Ağustos ayı sonunda Netanyahu bu sayıyı onayladı ancak anlaşmayı onaylayacak bakanlar komitesini toplamayı haftalarca erteledi.

İsrail’deki yargı reformu protestoları sürerken Direniş Ekseni, İsrail’i savunmasız görmeye başlamıştı ve Hamas, saldırıyı finanse etmek için İran’la görüşmeleri hızlandırmıştı.

“Bir Zilzal (Deprem) beklesinler”

Eylül ayı başında Sinvar müzakere masasından aniden çekildi. Ardından arabulucu “Kömür Gözlü” ile yüz yüze görüştü ve “İsraillilere söyle, onlara devasa bir sürpriz hazırlıyorum. Bir ‘zilzal’ (deprem) beklesinler,” dedi.

Hayatından endişe eden “Kömür Gözlü” ise İsrail istihbaratı yerine bu haberi doğrudan BAE liderinin Filistinli danışmanına iletti. Muhammed bin Zayid, yanlış alarm verip İsrail’in önleyici bir saldırı yapmasına sebep olmamak için konunun araştırılmasını istedi. Eylül ortasında “Kömür Gözlü” ve Sinvar tekrar görüştü. Sinvar bu kez şunları söyledi: “Onlara sürprizlerin anasını hazırladığımı söyleyin. Korkunç bir operasyon. Olağanüstü bir şey. Ne diyorsam kelimesi kelimesine İsraillilere iletin: Zilzal.”

Bu uyarı 15 Eylül’de Şin Bet’e iletildi. Şin Bet Şefi Ronen Bar, Başbakan’ın askeri sekreteri Avi Gil üzerinden Netanyahu ile acil bir görüşme ayarladı. 17 Eylül’de Savunma Bakanı Yoav Gallant, Askeri İstihbarat, Mossad ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin katıldığı güvenlik toplantıları yapıldı. Şin Bet, Sinvar’ın Irak’ta rehin tutulan İsrailli araştırmacı Elizabeth Tsurkov’u kaçırmayı planlıyor olabileceğini düşündü. Ronen Bar, yaklaşan Yahudi bayramları öncesinde ani ve yıkıcı bir saldırı olan “yangın söndürücü bomba” kod adlı bir operasyon veya güçlü savunma önlemleri alınmasını önerdi ancak toplantılardan hiçbir karar çıkmadı. Habere göre, BAE Lideri, o 45 dakikalık telefon görüşmesini tam da bu süreçte gerçekleştirdi.

Aynı günlerde Mısır İstihbarat Şefi General Abbas Kamel de Netanyahu’yu arayarak “korkunç bir operasyon” hazırlığı olduğu uyarısında bulundu. Netanyahu ona da “Gazze’de kontrol bizde, asıl sorun Batı Şeria” yanıtını verdi. 1 Ekim’de Şin Bet, Sinvar’a suikast yapılmasını önerdiğinde Netanyahu’nun cevabı sadece “Planları hazırlayın, değerlendiririm” ve “Durumu sakinleştirin” oldu. Üst düzey bir Şin Bet yetkilisi, “Netanyahu kendilerinden BAE ve Mısır uyarısını gizlemeseydi, tüm değerlendirmelerin tamamen değişebileceğini” ifade etti.

Haberde, 2011 Şalit takasında serbest kalan Sinvar’ın stratejisine de değiniliyor. Sinvar, 2017’de ezeli düşmanı El Fetihli Muhammed Dahlan ile Kahire’de [Hamas’ın askeri kanat lideri Muhammed Deif ve Moussa Abu Marzouk’un da katılımıyla] buluşmuş ve Netanyahu’ya abluka hafiflerse anlaşmaya hazır oldukları mesajını göndermişti. 2018’de Sinvar, Netanyahu’ya İbranice “Hesaplanmış risk” yazılı bir not iletmişti.

Ancak Netanyahu karar almaktan kaçındı. O dönemki Genelkurmay Başkanı Herzl Halevi durumu toplantılarda şu sözlerle eleştiriyordu: “Bu, evin duvarından dışarı fırlamış bir çiviye benziyor. Çiviyi sökmek yerine bütün aileyi toplayıp ‘Çiviye dikkat edin’ diyorsunuz. Sonunda o çiviye saplanıp kalacağımızı anlayamadık.”

7 Ekim: Reddedilen rehineleri kurtarma fırsatları

7 Ekim sabahı saat 06:29’da beklenen “Zilzal” yaşandı. Sinvar, Deif ve Mervan İsa, operasyona katılmaları için Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a o sabah bir mektup göndermişti.

İsrail kabinesi ancak 14:45’te toplanabildiğinde ortada sadece 14 asker ve 28 sivil rehine bilgisi vardı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich rehinelerin göz ardı edilmesini söylerken Savunma Bakanı Gallant “İsrail Savunma Kuvvetleri’ne talimat verdim. Kesinlikle müzakere yok. Sadece başları suyun altındayken bizimle konuşabilirler,” dedi.

Akşam 19:00’da Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman el-Sani, Mossad Direktörü David Barnea’yı aradı. Doha’daki İsmail Haniye ve Halil el-Hayya’yı tüm sivilleri bırakmazlarsa Katar’dan kovmakla tehdit ettiğini ve Hamas’ın sivilleri bırakmaya hazır olduğunu bildirdi. Barnea ise “Sivilleri serbest bırakmak istiyorlarsa bıraksınlar. Biz Hamas’la konuşmaya hazır değiliz,” dedi. Katar Başbakanı, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a ulaştı. Blinken, “Durum karmaşık, 3 gün bekleyelim, ben bizzat Netanyahu ile konuşacağım,” diyerek onu durdurdu.

8 Ekim sabahı, Sinvar’ın sağ kolu Ruhi Müşteha, Dahlan’ın adamı Samir Mashharawi’yi Gazze’den aradı. Bu sırada Sinvar da telefon hattında konuşmayı dinlemekteydi. Dahlan’ın “Sivilleri hemen bırakın” resti üzerine 1 saat sonra dönen Müşteha, “Hiçbir karşılık beklemeden tüm sivilleri (18 yaş altı ve 50 yaş üstü) derhal bırakmaya hazır olduklarını”, geriye kalan askerler ve abluka konuları için sadece resmi bir arabulucu istediklerini söyledi. Dahlan bunu Şin Bet’e iletti ancak gayriresmi olarak aldığı yanıt şu oldu: “Netanyahu hiçbir şey konuşmak istemiyor. Sadece savaş ve Hamas’ın yok edilmesini istiyor.” 10 Ekim’de Müşteha cevap için tekrar aradı ancak bombardıman yoğunlaşınca iletişim tamamen koptu.

Blinken 12 Ekim’de İsrail’e ulaştı, ertesi gün Katar’a geçerek “Netanyahu henüz o noktada değil” dedi. Nihayet 14 Ekim’de Blinken, Netanyahu’nun arabuluculuğu kabul ettiğini Katar’a bildirdi ve 15 Ekim’de Mossad Şefi Doha’ya gitti ancak artık Hamas el yükseltmişti.

Ekim ayı ortasında Netenyahu’nun dış politika danışmanı Ophir Falk’ın ofisinde yapılan bir toplantıda, İsrail Savunma Kuvvetleri müzakere biriminin eski komutanı Albay Doron Hadar şu öneriyi sundu: “Kadınları ve çocukları şu an geri getirebiliriz. Gerekirse 1000 veya 2000 mahkum verelim, uluslararası baskıyla bir anlaşma yapalım.” Ancak Falk, odadakileri dışarı çıkarıp Hadar’a şu yanıtı verdi: “Burada anlaşma olmayacak. Bunlar IŞİD. Hiçbir şey alamayacaklar. Zihniyetini değiştir, Doron.”

18 Ekim’de Şin Bet’ten üst düzey bir yetkili, “Dudaklarımızı ısırıp darbeyi sineye çekmeli, mahkumları verip esirleri kurtarmalı ve sonra ilk fırsatta tekrar savaşa dönmeliydik” dediğinde Netanyahu’nun buna yanıtı “Hile açığa çıktığı an, artık hile olmaktan çıkar” oldu.

Habere resmi yalanlamalar

Haberde yer alan iddialar üzerine İsrail Başbakanlık Ofisi bir açıklama yaparak makaleyi “kesin bir yalan” olarak nitelendirdi. Açıklamada, “Başbakan Netanyahu söz konusu dönemde BAE Devlet Başkanı ile konuşmamış ve ondan hiçbir uyarı almamıştır,” denildi. Eski Şin Bet Şefi Ronen Bar ve Eski İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Herzl Halevi ise BAE Devlet Başkanı’nın ilettiği iddia edilen bu uyarı hakkında bilgilendirilmediklerini söylediler. Haaretz’in yorum talebinde bulunduğu BAE Devlet Başkanı ise konuya ilişkin herhangi bir yanıt vermedi.

Haaretz‘in yayımladığı haberi buradan okuyabilirsiniz.

Selçuk Mızraklı tahliye edildi: İlk mesajları barış ve çözüm oldu

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı, 7 yıllık tutsaklığın ardından bugün tahliye edildi. İlk mesajları barış ve çözüm üzerine oldu.

Ajansa Welat/Ömer Demir

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı, 7 yıllık tutsaklığın ardından bugün tahliye edildi.

Tahliyesini, mahpus ve Mızraklı’yla aynı koğuşu paylaşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın duyurduğu Mızraklı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri ve sevenleri tarafından Edirne Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi önünde karşılandı.

Burada yaptığı ilk açıklamada Mızraklı, barış ve çözüm mesajları verdi:

“Burada olması gereken benden önce, bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır.”

Mızraklı, “Demirtaş her zamanki haliyle ne olursa olsun demokrasi ne olursa olsun barış ne olursa olsun çözüm. Mesajı her zaman bu oldu.” diye konuştu.

Mızraklı, sözlerine şöyle devam etti: “Sadece Demirtaş için değil, Sayın Öcalan başta olmak üzere hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın mülakatları yapacağınız günlerin gelmesi temennisiyle…”

Mızraklı ayrıca, “Yüreğimizde tek bir duygu var. Daha eşit, kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Cezaevinde onlarca yoldaşımız sizlerle güç buldu. Hakkımızda usulsüzce, kumpas davalarla kesilen cezalara karşı ayakta durduk ve başımız dik çıktık,” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Mızraklı’nın tahliye olmasının ardından X hesabından yaptığı açıklamada kendisiyle telefonda görüştüğünü belirterek, “Bu sevincin, özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen tüm arkadaşlarımızla paylaşacağımız günlerin de habercisi olmasını diliyor, mücadelemizi kararlılıkla sürdürmenin sözünü veriyoruz,” dedi.

Mızraklı’nın bu akşam 21.30 dolaylarında Diyarbakır’da olması, Diyarbakır Havaalanı’nda kitlesel şekilde karşılanması bekleniyor.

Ne olmuştu?

Ekim 2019’da gözaltına alınan ve “örgüt üyesi olma” iddiasıyla tutuklanan Selçuk Mızraklı’ya, Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce 9 Mart 2020’de yüzlerce kişi hakkında yalan beyanlarda bulunduğu ortaya çıkan Hicran Berna Ayverdi’nin beyanları ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetleri gerekçe gösterilerek 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Yargıtay’a taşınan karar, 7 Aralık 2022’de “hukuki eksiklikler” gerekçesiyle bozuldu. Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden yapılan yargılamada, Selçuk Mızraklı hakkında 29 Kasım 2023’te yeniden 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme gerekçeli kararında, Hicran Berna Ayverdi’nin beyanlarına itibar etti.

Selçuk Mızraklı’nın bir PKK’liyi kayıt dışı tedavi ettiği ve polise teslim etmeden hastaneden taburcu ettiğini iddia eden Hicran Berna Ayverdi’nin beyanları, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) alınan kayıtlarla yalanlandı. Hicran Berna Ayverdi’nin iddia ettiği tarihlerde söz konusu hastanede hiç çalışmadığı, hatta Selçuk Mızraklı ile yollarının hiçbir dönemde kesişmediği kanıtlansa da mahkeme, beyanları gerçek kabul etti.

Yine benzer şekilde yüzlerce kişi hakkında temelsiz suçlamalarda bulunduğu ortaya çıkan Ümit Akbıyık’ın beyanları ile DTK çalışmaları, Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nde başkanlık yapması da mahkemece karara gerekçe yapıldı.

Mehmet Sait Yıldırım’ın tahliyesinin ertelenmesine yapılan itiraz reddedildi

30 yıllık infaz süresini dolduran Mehmet Sait Yıldırım’ın koşullu salıverilme talebinin cezaevi idaresince üçüncü kez ertelenmesine yaptığı itiraz, İzmir 2. İnfaz Hakimliği tarafından reddedildi. Kalp krizi geçirmesine, cezaevinde disiplin cezası bulunmamasına ve kurallara uyduğu tespit edilmesine rağmen Yıldırım hakkında “iyi halli olmadığı” değerlendirmesi yapıldı.


İzmir 2. İnfaz Hakimliği, 30 yıllık infaz süresini dolduran Mehmet Sait Yıldırım’ın avukatı Fatma Demirer aracılığıyla yaptığı itirazı 3 Eylül 2026 tarihli gerekçeli kararla reddetti. İtiraz, İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu’nun 24 Ağustos 2026 tarihli, koşullu salıverilmeyi üçüncü kez erteleyen kararına yönelikti.

Hakim Şule Tunç imzalı kararda, kurulun değerlendirmesinde “usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı” belirtilerek itirazın reddine karar verildi.

Kurul: Kurallara uydu ama tahliye olamaz

Kararda aktarılan idare kurulu değerlendirmesine göre Yıldırım’ın cezaevindeki yükümlülüklerini yerine getirdiği, kurum demirbaşlarına zarar vermediği, oda düzeni ve temizlik kurallarına uyduğu, görevlilere veya diğer hükümlülere yönelik tehdit, tahrik ya da kavga gibi bir davranışının bulunmadığı, spor etkinliklerine katıldığı, kitap okuma alışkanlığının olduğu ve kaldırılmamış bir disiplin cezası taşımadığı tespit edildi. Eşya, mektup ve para yatırma işlemlerinde de örgütsel faaliyete dair bir bulguya rastlanmadığı da kaydedildi.

Buna karşı kurul, Yıldırım’ın vasisi ile 30 Mart 2026’da yaptığı kapalı ziyaretin kayıtlarına dayanarak farklı bir sonuca ulaştı. Kayıtlardan hareketle Yıldırım’ın örgüt ideolojisini sahiplenen ifadeler kullandığı, deneme sürecini “siyasi rehin” olarak nitelendirdiği ve örgüt liderinin yakalanma sürecini “uluslararası komplo” şeklinde değerlendirdiği gerekçe gösterilerek tahliye edilmesi halinde “örgütle ilişkisini devam ettireceği” kanaatine dayanak yapıldı.

Kurul ayrıca Yıldırım’ın psikososyal servisle görüşmeyi kabul etmediğini, kendisine yönelik bireysel görüşme talebini reddettiğini, pişmanlık ifade eden bir gelişim göstermediğini, geçmiş olaylardan ders çıkarmakta zorlandığını ve toplumla bütünleşmeye hazır olmadığını değerlendirerek oy birliğiyle “iyi halli olmadığı” sonucuna vardı.

Tahliye üç ay daha ertelendi

Bu değerlendirme doğrultusunda kurul, Yıldırım’ın 27 Ağustos 2026 itibarıyla koşullu salıverilmesinin uygun olmadığına ve üç ay süreyle yeniden denemeye tabi tutulmasına karar vermişti. Bir sonraki değerlendirme tarihi 24 Kasım 2026 olarak belirlendi.

İnfaz Hakimliği, kararında 5275 sayılı Kanun’un 107/1. maddesindeki “koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için infaz süresinin iyi halli geçirilmesi gerektiği” hükmüne ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddelerine dayandı. İyi hal değerlendirmesinin idare ve gözlem kurulunun yetkisinde olduğu vurgulanan kararda, kurulun 24 Ağustos 2026 tarihli kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldı.

Karara karşı, tebliğden itibaren iki hafta içinde İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz yolu açık tutuldu.

Kurul sonrası kalp krizi geçirmişti

Mehmet Sait Yıldırım, İdare ve Gözlem Kurulu’yla 24 Ağustos’taki görüşmesi ardından kalp krizi geçirmiş, İzmir Şehir Hastanesi’nde anjiyo yapılarak kalbine iki stent takılmıştı. Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilen Yıldırım yeniden cezaevine gönderilmişti.

Yıldırım, 30 yıllık kesintisiz infaz süresini 27 Şubat 2025’te tamamlamış ve bu tarihte koşullu salıverilme hakkı doğmuştu. Ancak tahliyesi bu tarihten bu yana cezaevi idaresi tarafından üç kez, toplam 21 ay ertelendi.

Ne olmuştu?

Mehmet Sait Yıldırım, 1993’te PKK üyesi olma iddiasıyla gözaltına alındı ve 1995’te müebbet hapis cezasına mahkum edildi. Yıldırım, kalp ve damar hastalıkları, KOAH, hipertansiyon ve diğer kronik rahatsızlıkları sebebiyle ağır hasta mahpuslar arasında yer alıyor ve ağır sağlık sorunlarına rağmen 33 yıldır cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

Yıldırım, 2013-2015 çözüm sürecinde, Abdullah Öcalan’ın talebi üzerine oluşturulan ve kamuoyunda “İmralı sekreteryası” olarak bilinen 5 kişilik mahpus grubunda yer aldı. Sağlık sorunları nedeniyle İmralı’da yalnızca 9 gün kaldıktan sonra başka bir cezaevine sevk edildi. Daha sonra yaşadıklarını “İmralı’da Dokuz Gün” adlı kitabında anlattı. Tutsaklığının önemli bir kısmını tek kişilik hücrede, tecrit altında geçirdi.

Mehmet Sait Yıldırım, hapis cezası 27 Şubat 2025’te sona ermesine rağmen, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından “iyi halli” olmadığı ve “pişmanlık duymadığı” gerekçesiyle tahliye edilmemişti. 25 Kasım’da tekrar toplanan Kurul, Yıldırım’ın tahliyesini bir kez daha engellemişti. Bir sonraki değerlendirme için 9 ay sonraya ( 25 Ağustos 2026) gün vermişti.

“Barışın dili” ödülünde tartışmalı davet

Ari Barokas, Hrant Dink Ödülü sahnesinde

Kürt meselesinde kullanılan ayrımcı ve güvenlikçi dili yeniden ürettiği gerekçesiyle eleştirilen Ari Barokas, kriterleri arasında “barışın dilini kullanmak” bulunan Uluslararası Hrant Dink Ödülü töreninde sahne alacak. Konuyla ilgili niha+’ın sorularını yanıtlayan Hrant Dink Vakfı, Barokas’ın sözlerinden haberdar olduğunu belirtirken programda değişiklik yapılmayacağını açıkladı: “Sanat ve sanatçı özgürlüğünü çok kıymetli buluyoruz.”

*Ari Barokas (sol), Foto: sosyal medya

Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Hrant Dink’in doğum günü olan 15 Eylül’de 18’inci kez sahiplerini bulacak. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapılacak törenin duyurusunda, gecenin sunuculuğunu Şebnem Hassanisoughi’nin üstleneceği belirtilerek, Maral Ayvaz, Ari Barokas ve Sasa Serap’ın da müzikleriyle sahne alacağı aktarıldı.

Gecede sahne alacak isimlerden Ari Barokas, Duman grubunun bas gitaristi Ari Barokas, Ağustos 2026’daki bir konserde sahneden “Teröristler durduğu yerde, İmamoğlu çürüsün içeride” sözleriyle Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu kalmasına tepki gösterdi.

“Teröristler durduğu yerde…”

Barokas, Ağustos ayında İstanbul Müze Gazhane’de verdiği konserde, 2018 yılında yayımlanan “Gavurlar” isimli şarkısının sözlerini tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek vermek için değiştirerek şarkının orjinalinde yer alan; “Teröristler durduğu yerde / Profesörler çürüsün içerde” sözlerini, “Teröristler durduğu yerde / İmamoğlu çürüsün içeride” şeklinde değiştirdi.

5 Ağustos 2026 tarihindeki Müze Gazhane konserinden

Barokas’ın söz konusu sözleri, Türkiye’de Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında devam eden sürece yönelik olduğu gerekçesiyle tepki çekti. Tepkilerin merkezinde, kullanılan “terörist” ifadesinin Kürtlere yönelik ayrımcı/güvenlikçi dili yeniden üretmek görüşü yer alıyor.

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) 9 Ağustos tarihinde yaptığı bir açıklama ile Barokas’ın şarkının sözlerini bu şekilde telafuz etmesini eleştirdi.

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı PKK’nin kendisini feshetme ve silahlı mücadelenin son bulması ile ilgili çağrısının ardından “savaş ve çatışmanın son erdiği, mücadele ve direnişte ise yeni bir dönemin başladığı” belirtilen açıklamada, “Derdi barış olmayanlar, derdi demokrasi olmayanlar, derdi Kürt sorununun çözümü olmayanlar, hatta Kürtlerin hiç umurlarında olmadığı kesimler kalkıp bu ‘Çerçeve Yasası’ üzerinden Kürt halkına saldırıyor, değerlerimize saldırıyor, dil uzatıyorlar. 50 yıldır savaşın ortasında bize ‘terörist’ dediler, bir gün bile barıştan söz etmediler. Görünen o ki içleri rahat etmemiş, işte bugün müzakere masasındayız, buna rağmen bize hâlâ ‘terörist’ diyorlar ve bunu sözde sanat yoluyla yapıyorlar. Müzik yoluyla yapıyorlar… Duman grubuna da sesleniyoruz: Siz ne zaman barış için tek bir kelime ettiniz? Ne zaman halkların hakları için bir şarkı yaptınız” denildi.

Barokas ödül töreninde sahne alacak

Bu gelişmeden kısa bir süre sonra Hrant Dink Vakfı, 18’inci Uluslararası Hrant Dink Ödülü töreninde sahne alacak sanatçılar arasında Barokas’ın da bulunduğunu duyurdu.

Vakıf, Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün “ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya” için çalışan kişilere verildiğini belirtiyor. Ödülün kriterleri arasında “barışın dilini kullanmak” da yer alıyor.

Hrant Dink Vakfı’nın 2026 ödül törenine ilişkin duyurusunda ödülün standartları şu şekilde:

“Ödül, ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken insanlara mücadele etme yolunda ilham ve umut veren kişilere veriliyor.”

Ödül her yıl Türkiye’den ve Türkiye dışından iki kişi, kurum ya da gruba veriliyor. Tören sırasında hak mücadeleleriyle öne çıkan kişi ve inisiyatifler de “Işıklar” adı altında tanıtılıyor.

15 Eylül’deki törende “barışın dilini kullanan” kişi ve kurumlara verilen ödüller sahiplerini bulurken, aynı gecenin müzik programında yaklaşık bir ay önce kullandığı “teröristler” ifadesi nedeniyle eleştirilen Barokas da sahne alacak.

Hrant Dink Vakfı’na sorduk

Ödül töreni ile ilgili duyurunun ardından, Ari Barokas’ın ödül töreninin yapılacağı gecede sahne almasını Hrant Dink Vakfı’na sorduk. Açıklamada, “Vakıf niyet okuması yaparak insanları sözlerinden dolayı yargılama yetkisini kendisinde göremez. İfade özgürlüğünü savunan ve sansüre karşı olan bir kurum olarak böyle bir şey düşünülemez” denildi.

Vakıf, Barokas’ın konserde kullandığı “Teröristler durduğu yerde / İmamoğlu çürüsün içeride” sözlerinden ve bu sözlerin ardından gelen tepkilerden haberdar mı? Evet ise Barokas kullandığı dili ‘ayrıştırıcı’ bulmuyor mu?

Evet, haberdarız. Barokas’ın bu sözlerle İmamoğlu’nun tutukluluğuna dair bir eleştiri dile getirdiğini anlıyoruz. “Terörist” kelimesinden de bizler toplumu, toplumsal barışı tehdit edenleri, toplu cinayet işleyenleri anlıyoruz ve bunun kanıtlarını da günümüzde her ortamda görüyoruz. Hrant Dink cinayeti de bunun somut örneklerinden biri değil mi?

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün kriterleri arasında yer alan “ayrımcılıktan, ırkçılıktan ve şiddetten arınmış bir dünya” ile “barışın dilini kullanmak” ilkeleri kapsamında Barokas’ın törende sahne alması Vakıf tarafından nasıl değerlendiriliyor?

Hrant Dink Vakfı ve Ödülü Hrant Dink’in bir cinayete kurban gitmesinin ardından, benzer cinayetler ve adaletsizlikler olmasın diye oluşturuldu. Uluslararası Hrant Dink Ödülü, her yıl Hrant Dink’in doğum günü olan 15 Eylül’de bir törenle veriliyor; bu yıl 18. defa sahiplerini bulacak. Ödül, her sene biri Türkiye’den, biri Türkiye dışından iki kişi, kurum ya da gruba veriliyor ve yıllardır bir arada yaşamı ve şiddetsizliği savunuyor. Ödül töreninde her sene pek çok sanatçı sahne alıyor. Ödülün ideallerini savunan tüm sanatçıların gönüllü olarak bu çabaya destek vermesini her zaman çok kıymetli buluyoruz.

Ari Barokas’ın 18’inci Uluslararası Hrant Dink Ödülü töreninde sahne almasına ne zaman karar verildi? Davet, Barokas’ın Müze Gazhane’deki konserinden önce mi, sonra mı yapıldı?

Ödül töreninin organizasyonu her yıl bir önceki törenin ardından şekillenir ve Ari Barokas bu törende iki parçayla yer almayı davetimiz üzerine kabul etti.

Barokas ile planlama yapılırken söz konusu şarkıda ifade ettiği şeylere ilişkin bir konuşma geçti mi? bu konuda görüşleri veya açıklaması alındı mı? Evet ise nedir? Cevabı Dink Vakfı’nın benimsediği ilkeler doğrultusunda mı?

Takdir edersiniz ki sözlerinden dolayı bir cinayete kurban gitmiş bir kişi adına kurulmuş bir vakıf, niyet okuması yaparak insanları sözlerinden dolayı yargılama yetkisini kendisinde göremez. İfade özgürlüğünü savunan ve sansüre karşı olan bir kurum olarak böyle bir şey düşünülemez.

Barokas’ın programdaki yerine ilişkin herhangi bir değişiklik gündemde mi?

Hayır. Sanat ve sanatçı özgürlüğünü çok kıymetli buluyoruz. Hedef gösterilmenin bedelini en yakından bilen bir kurum olarak, niyet okumalarla kişileri hedef göstermeyi doğru bulmuyoruz.

2026 Ödül Komitesi’nde kimler var?

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün 2026 Ödül Komitesi Başkanlığı’nı akademisyen Ayşe Kadıoğlu yürütüyor.

Komitede Ali Alper Akyüz, Milena Büyüm, Delal Dink, Nayat Karaköse, Gülten Kaya, Çiğdem Mater, Olcay Özer, Deniz Ezgi Sürek, Zeynep Taşkın, Aylin Vartanyan ve Emma Sinclair-Webb yer alıyor.

Ödülün koordinatörlüğünü ise Zeynep Sungur yürütüyor.

Hrant Dink de nefret söyleminin hedefindeydi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Ermeni kimliği, geçmişle yüzleşme, demokratikleşme ve Türkiye-Ermenistan ilişkileri üzerine yaptığı çalışmalar nedeniyle milliyetçi çevrelerin hedefi haline geldi.

Dink, hakkında açılan davalar ve kamuoyunda yürütülen hedef göstermelerin ardından 19 Ocak 2007’de İstanbul Şişli’de bulunan Agos gazetesi önünde öldürüldü.

Dink’in öldürülmesinin ardından kurulan Hrant Dink Vakfı’nın çalışma alanları arasında ayrımcılık ve nefret söylemiyle mücadele de bulunuyor. Vakıf, medyada nefret söyleminin izlenmesi ve ayrımcı söylemlerin görünür kılınmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.

6-7 Eylül Pogromu’nun üzerinden 71 yıl geçti: Kolluk seyirci kaldı, failler devlet zırhına alındı

İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere dönük saldırıları kapsayan 6-7 Eylül Pogromu’nun üzerinden 71 yıl geçti. 10’dan fazla insan yaşamını yitirdi, yüzlerce kadın tecavüze uğradı ve binlerce mekân saldırıların hedefi oldu. Failler ise devlet zırhına alındı.

Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi / Tarih Vakfı Yayınları

29 Ağustos 1955’te başlayan ve temel gündemi Kıbrıs sorunu olan Yunanistan–Türkiye–İngiltere üçlü konferansı eylül ayında da devam ediyordu.

6 Eylül 1955’te saat 13.00’te devlet radyosu, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev ile Türk Konsolosluğu binasında bahçede saat gece yarısını dört geçe bir bomba patladığı, bu patlama sonuncunda Atatürk’ün doğduğu evin pencereleriyle, konsolosluğun camlarının hasara uğradığı şeklinde bir haber duyurdu.

Aynı gün Demokrat Parti yanlısı, Mithat Perin’in sahibi, Gökşin Sipahioğlu’nun yazı işleri müdürü olduğu İstanbul Ekspres gazetesi ikinci baskısına “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı” manşetiyle çıktı.

Genelde 20.000 civarı tirajı olan gazete, buna karşın o gün 290.000 baskı gerçekleştirdi.

Gazete, o gün Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul’da satıldı.

İstanbul, Rumlara karşı, 6 Eylül akşamı tarihinde eşine az rastlanan bir yağma, yıkım ve pogroma sahne oldu.

İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli’deki Haylayf Pastanesi’ne yapıldı. Pogromcu kalabalık bundan sonra Kumkapı, Samatya, Yedikule ve Beyoğlu’na giderek Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin mekânlarına saldırdı.

Kıbrıs Türktür Derneği’nin yanı sıra Türkiye Milli Talebe Federasyonu, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı ve Demokrat Parti de saldırıları kışkırtan örgütlerin başında geldi.

Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi / Tarih Vakfı Yayınları

“Polis ve jandarma bu tahrip işine seyirci bulunuyordu”

Emniyet ve diğer kolluk makamlarının saldırılara müdahale etmediği bilinirken, Rumların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyon, otobüs ve vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı.

Dönemin Anadolu Ajansı muhabiri Selçuk Emre, pogroma dair yazdığı raporda şöyle diyor:

“Reisicumhurumuz Celal Bayar İzmir’de bulunuyordu ve bir gün evvel, 5 Eylül’de İstanbul’a müteveccihen İzmir’den vapurla hareket etmişti. Başvekil Adnan Menderes tarafından uğurlanıyordu. 6 Eylül sabahı saat 12’de Reisicumhurumuz Celal Bayar İzmit’te mezkûr şehirliler ve Vali tarafından Galata rıhtımında istikbal edilmiş ve kendisini karşılayanlarla birlikte yoluna devam olunmuştu. Reisicumhurumuzun İstanbul’a geliş haberi Ankara ve İstanbul Radyolarının öğle servisinde neşredilerek, üzerine doğruca Ajans da verdi. Haber yapıp Ankara’ya verdikten sonra Ajans dâhilinde açıklama başladı. O esnada telefon geldi. Santralden, acele arandığımız ve Komünizmle alakalı bir mesele için hemen gitmemiz gerektiği soruluyordu.

Bunu müteakip olarak, Atatürk’ün Selanik’te doğmuş olduğu evin önüne (5 Eylül gecesi) bombaların atıldığı, atılan bombanın Atatürk’ün evi ile Selanik Konsolosluğumuza büyük zarar verdiği haberi ajans tarafından intikal ettirildi. Haberin teyide muhtaç olduğu, intikal eden haberin tahkike muhtaç bulunduğu anlaşılmasına rağmen, radyo tarafından bu haber saat 13.00’ten itibaren yayınlanmaya başlandı.

İstanbul halkı bu haberle sarsılmış, heyecan dalgaları içinde bulunuyordu. Ajans vasıtasıyla alınan talimat üzerine vilayetçe bu hususun teyidi için sefirlik ve konsoloslukla temas edilmeye başlandı. Saat 16.00 sıralarında Londra Büyükelçiliğimizden gelen telgrafla hadisenin doğruluğu anlaşılmış ve Vali tarafından hükümete bildirilmişti. Tophane’deki seyrüsefer ışıklarının yanına geldiğimiz zaman 100-150 kişilik bir grup, ellerinde bayraklar ‘Kıbrıs bizimdir, Kıbrıs Türk’tür, Atatürk’ün evini bombalayanı biz yaşatmayız’ diye bağırarak Karaköy tarafından gelip Boğazkesen’e döndüler. Bu grup bir başıbozuk alayından farksız ve hepsinin elinde sopalar ve demirler bulunuyordu. Geçtikleri her dükkânın camını, çerçevesini indiriyor, içindeki eşyaları tahrip ediyorlardı.

Hayretler içinde kalmıştık… Ne olduğunu pek kavrayamadık… Yol açıldı… Ağır ağır kapı içine doğru tramvay caddesini takiben ilerliyorduk. Tramvay caddesi adeta bir harp meydanını andırıyordu. Caddenin her iki tarafındaki ekseri dükkanlar tahrip edilmiş, içlerindeki eşyalar sokağa atılmıştı… Ve tahrip işi devam ediyordu. Polisler cadde boyunca sıralanmışlar, dükkânları tahrip eden kudurmuş haldeki halka sadece bakıyorlardı.

Kapıiçinden Karaköy’e yaklaştıkça tahribat derecesi artıyordu. Karaköy ve Karaköy Meydanı tahrip edilmiş ve sokağa atılmış buzdolabı, motosiklet, bisiklet ve sair maddelerle dolmuştu. Yol boyunca ters çevrilmiş ve yakılmış otomobiller vardı. Karaköy’deki mağazaların üst katlarından top top kumaşlar atılıyor ve aşağıda bulunan şahıslar tarafından bu kumaşlar geçen otomobillerin tamponlarına bağlanarak caddelerde sürüklendiriliyordu. Karaköy’de noktanın yanında bulunan bir şapkacı dükkânı tahrip edilirken noktadaki polis ve dükkânın önündeki bir jandarma bu tahrip işine seyirci bulunuyordu.

10’dan fazla kişi öldürüldü, binlerce mekân saldırıya uğradı

11 ila 15 kişi organize saldırılarda öldürüldü. 300 kişi saldırılar nedeniyle yaralandı. 400’e yakın kadının ise saldırılar sırasında tecavüze uğradığı tahmin ediliyor.

4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul saldırıya uğradı.

İzmir’de ise konsolosluk binaları ve Yunan pavyonu zarar gördü.

Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon ila 1 milyar Türk lirası arasında olduğu tahmin ediliyor ancak Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk lirası civarında tazminat ödedi.

Peki, bombayı Atatürk’ün evine kim yerleştirdi?

Bomba, Batı Trakya Türklerinden olan ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu ile Milli Emniyet Hizmeti bağlantıları bulunan Selanikli hukuk öğrencisi Oktay Engin tarafından temin edildi. Bombayı evin bahçesine yerleştiren kişinin ise Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’nda güvenlik görevlisi olan Hasan Uçar olduğu kaydedildi.

Olayın ardından Yunan polisi konsolosluk bekçisi Hasan Uçar ve Oktay Engin’i gözaltına aldı. Hasan Uçar suçunu itiraf ederek bombayı Oktay Engin’den aldığını söyledi. Oktay Engin bir süre tutuklu kaldıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı ve ardından Türkiye’ye kaçtı. Selanik Asliye Ceza Mahkemesi, gıyabında yargıladığı Oktay Engin’i 3,5 yıl hapis cezasına çarptırdı.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’ndaki “6-7 Eylül Olayları Davası”nda da bu tertip resmen ele alındı. Mahkeme kayıtlarına göre bombanın, dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Başbakan Adnan Menderes’in bilgisi ve Milli Emniyet Hizmeti organizasyonuyla, Londra Konferansı sürerken Kıbrıs konusunda kamuoyu baskısı yaratmak amacıyla, Uçar ve Engin tarafından patlatıldığı tespit edildi.

Yunanistan’da gıyabında 3,5 yıl hapse mahkûm edilen Engin, Türkiye’ye kaçtıktan sonra herhangi bir adli kovuşturmaya uğramadı, aksine devlet korumasına alındı.

Yunanistan yargı makamları cezasını çekmesi için Oktay Engin’i istedi fakat Türkiye vermedi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıftan eğitimine devam etti. Okul bitince kaymakamlık sınavını kazandı. Çubuk kaymakamlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi İşler Müdürlüğü ve Nevşehir Valiliği yaptı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki görevine, dönemin Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu’nun bizzat davetiyle getirildi.

Nakipoğlu, pogrom sırasında Beyoğlu Kaymakamı olarak görev yapıyordu.

Devlet, önce komünistleri hedef aldı

Pogromla ilgili 5104 kişi tutuklandı.

10 Eylül 1955’te dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti.

Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Derneği ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşsa da Demokrat Parti iktidarının bastırması sonucu oklar komünistlere döndü. Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo, Hulusi Dosdoğru ve Hasan Ali Ediz gibi isimler hakkında dava açıldı. Dava beraatle sonuçlandı.

Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Derneği kapatıldı.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra pogrom, Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. Mahkeme, Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırdı.

İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin ise Yassıada Yargılamalarında sanık oldu. Hüküm giyerek 33 ay Kayseri Cezaevi’nde yattı. 1962 yılında tekrar gazeteciliğe döndü. Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul ve İzmir Gazeteciler cemiyeti Başkanlıkları görevlerinde bulundu.

İstanbul Ekspres gazetesi Yazı İşleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu da yargılandı ancak ceza almadı.

Fotoğraf: Dimitros Kalumenos

“Mozaik çatladı”

Pogromun ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı.

Bununla birlikte Türklerin sermayeye hâkim olma süreci hızlandı.

Olaylar sırasında evleri, atölyeleri ve dükkanları tahrip edilen binlerce Rum esnaf ve mülk sahibi kenti terk etme kararı almak zorunda bırakıldı. Gitmek zorunda kalanlar gayrimenkullerini, dükkânlarını ve içindeki makinelerini piyasa değerinin onda birine yerli tüccarlara bırakmak zorunda kaldı.

Mübadele sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000’e düşen İstanbul’daki Rum nüfus, 2006 yılında 2500 kişiye kadar düştü. Güncel nüfusun ise, çoğu İstanbul’da yaşamak üzere, 1500–2000 bandında olduğu tahmin ediliyor.

Pogromdan sonra istifa eden dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik, “Mozaik çatladı” demişti.

Kaynak: Fahri Çoker Arşivi, Şalom Gazetesi, Agos, bianet, Anadolu Ajansı

DEM PARTİ 5. OLAĞAN KONGRESİ

Bakırhan ve Hatimoğulları yeniden eş genel başkan seçildi

Tek liste ile gidilen seçimlerde, 600 civarında delege oy kullandı. Yapılan seçimler sonucunda mevcut Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, yeniden eş genel başkanlığa seçildi. Kongrede, Parti Meclisi (PM), Merkez Disiplin Kurulu (MDK) gibi kurulların yedek ve asli üyeleri de seçildi. PM, merkez disiplin ve uzlaşma kurulunda toplamda 45 isim değişti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 5’inci Olağan Kongresi’ni Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Delegelerin ve farklı siyasi parti temsilcilerinin katıldığı kongre, saygı duruşunun ardından açılış konuşmalarıyla başladı.

Kongrede konuşan mevcut Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, kongrenin beklenen büyük dönüşüme bir hazırlık olduğunu belirtti. Konuşmaların ardından ise, faaliyet ve mali raporlar okunarak, onaylandı. Ayrıca DEM Parti Kadın Meclisi ve Gençlik Meclisi’nin faaliyet raporunu da delegasyona sunuldu.

Mezopotamya Haber Ajansı’nın haberine göre tek liste ile gidilen seçimlerde, 600 civarında delege oy kullandı. Yapılan seçimler sonucunda mevcut Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, yeniden eş genel başkanlığa seçildi.

“Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz”

Hatimoğulları, Türkiye’nin etraftaki bölgesel kriz ortamında Kürt meselesinin çözümünün kaçınılmaz olduğunu söyleyerek, bu süreci “Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızı belirleyecek tarihsel bir sınav” sözleriyle niteledi. Meclisten geçen “çerçeve yasa”yla ilgili Hatimoğulları, “Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir. O kapıdan nasıl geçileceğini siyaset, hukuk ve toplum belirler” dedi.

Barışın sadece çatışmasızlık anlamına gelmediğini, kayyımların kalkmasından ana dili hakkına ve emekçinin refahına kadar geniş bir demokrasi mücadelesi olduğunu belirten Hatimoğulları, “Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikayesi var” diyerek bu barışı Cumartesi Annelerinden asker ailelerine kadar tüm toplumun inşa edeceğini söyledi. Hatimoğulları, partilerinin de bu yeni döneme uygun şekilde dönüşmek zorunda olduğuna işaret ederek “Şu bilinsin ki barışın gemisini o limana vardıracağız” diyerek kararlılık mesajı verdi.

“Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız”

Konuşmasında hem parti içi süreçlere hem de Türkiye’nin genel siyasi hattına dair değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel yönetimler ve toplumsal bağlar konusunda özeleştiride bulunarak şu ifadeleri kullandı:

“Bazı belediyelerimizde istediğimiz karşılığı henüz alamadık. Bunun sorumluluğu yalnızca belediyelerimizde değil, ilgili kurullarımızdadır, bizdedir. Kendi kadromuzu yetiştirme, yeni kuşakları siyasetin içine çekme konusunda daha yaratıcı adımlar atabilirdik. Bu konudaki noksanlığımızın bilincindeyiz.”

Partinin yönetim iddiasına ve yeni döneme ilişkin hedeflerine dair ise konuşan Bakırhan, “Artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız. Yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Hangisi yetkiyi milletten alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti, ne de AKP dönemi bir tür modern asr-ı saadettir. Biz başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız. Türkiye’de devlet, toplum, sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde üçüncü yolda kuruyoruz. İlle de hak diyoruz, ille de halk diyoruz, ille de ezilenler diyoruz, ille de demokrasi, ille de hukuk diyoruz. Yolumuz üçüncü yoldur, yolumuz demokrasi ve barıştır. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu ülkenin kaderini beraber yeniden yazmaya talibiz” dedi.

“Tek ajandamız demokratik Türkiye”

‘Sürecin teminatı’ olduklarını söyleyen Bakırhan, “Süreci enfekte eden kim olursa olsun, ilk bizi karşısında görecek. Yumruğumuz sıkılı değil, elimiz açıktır. Göz hizasından konuşuyoruz ve gizli bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye’dir. Tek bir ajandamız var, barış ve demokratik toplumdur” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, “Dost ve düşman bilsin ki, dünyada, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor. Ve biz bu döneme hazırız. Kendimizi Diyarbakır’dan sorumlu hissettiğimiz kadar Ankara’dan, İstanbul’dan da aynı düzeyde sorumlu göreceğiz. Bu konuda eksiklerimizi de gidereceğiz. Kimse kaygı duymasın. Yarın, bugünden daha iyi olacak. Demokratik Cumhuriyet hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü, kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek. Yolumuz, yolunuz açık olsun” dedi.

Kongrede Parti Meclisi (PM), Merkez Disiplin Kurulu (MDK) ve Uzlaşma Kurulu üyeleri de belirlendi.

PM üyeleri

Kongrede belirlenen Parti Meclisi asıl üyeleri şöyle:

  1. Asiye Kolçak
  2. Ayfer Fatma Çelik
  3. Aylin Hacaloğlu
  4. Berdan Gündüz
  5. Berdan Öztürk
  6. Berivan Elter
  7. Berna Çelik
  8. Besriye Tekgür
  9. Beyza Zeyno Bayramoğlu
  10. Burcugül Çubuk
  11. Bülent Uyguner
  12. Canan Çalağan
  13. Canan Kebenç Özkan
  14. Cemile Turhalli
  15. Çiğdem Köse
  16. Derya Arslan
  17. Diyadin Fırat
  18. Doğan Erbaş
  19. Ebru Günay
  20. Ekaterini Nikolaо
  21. Ekrem Baran
  22. Elif Bulut
  23. Elif Çoban
  24. Emin Orhan
  25. Emirali Türkmen
  26. Ender İmrek
  27. Evcil Türker
  28. Eylem Saruca
  29. Fatma Çelik
  30. Fatma Koçyiğit Öner
  31. Fikret Melih Çolakoğulları
  32. Hacı Erdemir
  33. Hakkı Saruhan Oluç
  34. Hasip Şan
  35. Hatice Doğan
  36. Hatice Betül Çelebi
  37. İbrahim Akın
  38. İbrahim Ateş
  39. İdil Uğurlu
  40. İlknur Birol
  41. Mahfuz Güleryüz
  42. Mehmet Saltoğlu
  43. Mehmet Resul Baykara
  44. Mehmet Rüştü Tiryaki
  45. Melis Emine Tantan
  46. Metin Kılavuz
  47. Muhsin Dalfidan
  48. Murad Mıhcı
  49. Musa Piroğlu
  50. Nayif Bulğa
  51. Nevroz Şanlı
  52. Nuray Özdoğan
  53. Ömer Kulpu
  54. Özlem Gündüz
  55. Öztürk Türkdoğan
  56. Perihan Pakize Sinemillioğlu
  57. Recep Demirci
  58. Sabuha Akdağ
  59. Sadet Fırat
  60. Sami Evren
  61. Sedat Şenoğlu
  62. Sema Koç
  63. Semra Kıratlı
  64. Serhat Eren
  65. Servin Kararkoç
  66. Sevda Çelik Özbingöl
  67. Several Ballıkaya Çelik
  68. Sevtap Akdağ Karahalı
  69. Seyfettin Aydemir
  70. Sezai Temelli
  71. Sezgin Kartal
  72. Sinem Seven
  73. Tayip Temel
  74. Turkut Çatar
  75. Umut Vedat Açar
  76. Ümit Küçükbayatlılı
  77. Ünal Yusufoğlu
  78. Vaysi Unat
  79. Yüksel Mutlu
  80. Zeyyat Ceylan

Kongrede belirlenen PM yedek üyeleri ise şöyle:

  1. Abdulkadir Baydur
  2. Ahmet Altünay
  3. Aziz Akın Gülhan
  4. Bayram Sarı
  5. Ceduh Batur
  6. Ceyhan Akay
  7. Ercan Sevmez
  8. Erkan Şahin
  9. Ertan Hamitoğlu
  10. Ertürk Soysal
  11. Eylem Zengin Çetiner
  12. Güliz Demiroğlu
  13. Haşim Kutluk
  14. Heval Dılbihar
  15. Jiyan Bahadır
  16. Kasım Yıldırım
  17. Mediha Yüksel
  18. Mehmed Ali Yavuz
  19. Mehmet Deniz Büyük
  20. Mehmet Sabri Gül
  21. Murat Yıldız
  22. Naciye İskender
  23. Nebahat Gever
  24. Necla Yıldırım
  25. Nesibe Akdağ
  26. Nurcan Karasu
  27. Orhan Budak
  28. Ramazan Doğru
  29. Rezan Kağanarslan
  30. Sena Ceylan
  31. Sıtkı Güngör
  32. Şevval Dicle Akay
  33. Türkan Poyraz
  34. Zeynep Yaküt
  35. Zeynep Yalçın

Merkez Disiplin Kurulu üyeleri

Kongrede belirlenen Merkez Disiplin Kurulu asıl üyeleri şöyle:

  1. Bedia Boran Bulut
  2. Cumhur Ege
  3. Emine Akyazılı
  4. Eylem Arzu Kayaoğlu
  5. Hüseyin Gözen
  6. Metayin Demir
  7. Zeynep Nilgün Salmaner

Kongrede belirlenen Merkez Disiplin Kurulu yedek üyeleri ise şöyle:

  1. Pirozhan Karali Güler
  2. Sedat Bilgin

Uzlaşma Kurulu üyeleri

Kongrede belirlenen Uzlaşma Kurulu asıl üyeleri şöyle:

  1. Ayşe Erdem
  2. Fatma Ayparçası
  3. Gonca Yangöz
  4. Mehmet Salih Yıldız
  5. Nevzat Anuk

Kongrede belirlenen Uzlaşma Kurulu yedek üyeleri ise şöyle:

  1. Deniz Yalçın
  2. Naif Eroğuz

Kürt meselesi ve barış süreci Londra’da masaya yatırılıyor

Centre for Kurdish Affairs, 29-30 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlediği “Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı”nda Türkiye’deki barış süreci, silahsızlanma, demokratik entegrasyon ve siyasi çözüm başlıklarını konuşacak. Konferansın organizasyonunda kadınların eşit katılımı temel ilke olarak belirlendi.

Centre for Kurdish Affairs, 29-30 Eylül 2026 tarihlerinde “Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı” düzenliyor. Londra’daki Hamilton House’da gerçekleştirilecek konferansta Türkiye’deki barış süreci, silahsızlanma, demokratik entegrasyon ve siyasi çözüm başlıkları uluslararası deneyimlerle birlikte tartışılacak.

Konferans Kürt siyasi ve sivil toplum temsilcilerini, parlamenterleri, politika yapıcılarını, akademisyenleri ve barış süreçleri alanında çalışan uzmanları bir araya getirecek.

Centre for Kurdish Affairs, konferansın Türkiye’de barış, demokratik kapsayıcılık ve siyasi çözüm açısından önemli bir dönemde gerçekleştirildiğini belirtiyor. Centre, silahlı çatışmanın sona erdirilmesini ve silahsızlanmaya yönelik adımlarla siyasi diyaloğun sürdürülmesini olumlu değerlendiriyor.


Kuruma göre mevcut gelişmeler, onlarca yıllık çatışmanın geride bırakılması ve kalıcı, demokratik bir siyasi çözüme ulaşılması açısından önemli bir fırsat yaratıyor. Konferansta bu fırsatın kalıcı bir barışa dönüştürülebilmesi için gerekli siyasi, hukuki ve kurumsal koşullar ele alınacak.

Birinci günün gündemi: Barış süreçlerinin uluslararası deneyimleri

Konferansın ilk günü, farklı ülkelerdeki barış süreçleri ve müzakere edilmiş siyasi çözümler üzerine odaklanacak.
Kuzey İrlanda’daki Hayırlı Cuma Anlaşması (Belfast Anlaşması), Bask Bölgesi ve diğer uluslararası örneklerin ele alınacağı panellerde; müzakere, siyasi katılım, iktidar paylaşımı, yerel ve bölgesel yönetim, kurumsal reform, toplumsal uzlaşma ve barış anlaşmalarının uygulanmasından çıkarılabilecek dersler tartışılacak.


İlk günün panelleri şöyle:

  • Barış Süreçlerinden Çıkarılabilecek Dersler ve Siyasi Diyalog
  • Çatışmadan Siyasi Uzlaşmaya: Birleşik Krallık Deneyimleri
  • Yönetim, Yetki Devri ve Siyasi Katılım

Konferansın ilk gününün resmi açılış konuşmasını eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir yapacak.

İkinci günün gündemi: Kürtlerin geleceği


İkinci gün, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerle ilgili siyasi ve sivil toplum çevrelerinin yanı sıra Kürt diasporasının farklı kesimlerinin perspektiflerine ayrılacak.
Siyasi katılım, demokratik diyalog, bölgesel gelişmeler, haklar, kapsayıcı siyaset ve kalıcı barış perspektifleri ele alınacak.
İkinci günün açılış konuşmasını Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Serpil Kemalbay gerçekleştirecek.

Günün panelleri şöyle:

  • Siyasi Katılım ve Demokratik Diyalog
  • Bölgesel ve Uluslararası Bağlamda Kürt Toplulukları
  • Kapsayıcı Siyaset, Haklar ve Kalıcı Barış Perspektifleri


Programda yer alacağı açıklanan Kürt siyasi ve sivil toplum temsilcileri arasında Çetin Arkaş, Veysi Aktaş, Yüksel Genç, Nesrin Akgül ve Gültan Kışanak bulunuyor.

Bu isimlerin, Kürt hareketinin gelecekte izleyeceği yön ile barış ve demokratik entegrasyon sürecinin ortaya çıkardığı siyasi konular üzerine değerlendirmelerde bulunması bekleniyor.

Kuzey İrlanda’dan Kolombiya’ya farklı barış deneyimleri

Konferans, farklı ülkelerdeki barış süreçleri üzerine çalışmış akademisyenleri ve uzmanları da bir araya getirecek.
Aberdeen Üniversitesi Emekli Siyaset Profesörü ve Edinburgh Üniversitesi Onursal Profesörü Michael Keating, Queen’s University Belfast’tan Adrian Guelke, York Üniversitesi Siyaset Bölümü Kıdemli Öğretim Görevlisi Matthew Whiting, Universitat Autònoma de Barcelona’dan Louis Lemkow ve Tennessee Technological Universitesi Siyaset Bilimi Profesörü Michael M. Gunter konferansın akademik katılımcıları arasında yer alacak.

Barış süreçlerinde doğrudan deneyime sahip isimler de konferansta söz alacak. Güney Afrika’dan Mahmoud Patel ile Kolombiya’nın eski senatörü ve Havana barış sürecindeki FARC-EP müzakere heyeti üyesi Victoria Sandino programa katılacak.

Centre for Kurdish Affairs, açıklanan isimlerin konferansın nihai katılımcı listesinin tamamını oluşturmadığını, farklı siyasi, akademik ve sivil toplum çevrelerinden yeni katılımcıların da açıklanacağını bildirdi.

Kadın katılımı için yüzde 50 hedefi

Konferansın organizasyonunda kadınların eşit katılımı temel ilkelerden biri olarak belirlendi. Programdaki panelistlerin en az yüzde 50’sinin kadınlardan oluşması hedefleniyor.

Centre, bu hedefin barış, demokratik siyaset, haklar, yönetim ve Kürt toplumunun geleceğine ilişkin tartışmalarda kadınların eşit ve anlamlı biçimde yer almasını sağlamaya yönelik olduğunu belirtiyor.

Amaç: Siyasi süreci kalıcı bir çözüme dönüştürmek

Centre for Kurdish Affairs, konferansın Birleşik Krallık Hükümeti, Parlamento, diplomatik çevreler, akademik kurumlar ve politika kuruluşlarıyla etkileşimi geliştirmeyi amaçladığını ifade ediyor.
Konferansın temel hedeflerinden biri, Türkiye’deki mevcut siyasi sürecin kalıcı ve demokratik bir çözüme dönüşebilmesi için gerekli siyasi, hukuki ve kurumsal koşulları tartışmaya açmak.
Centre’a göre Birleşik Krallık’ın çatışmaların çözümü, demokratik kurumlar ve müzakere edilmiş siyasi çözümler konusundaki deneyimi, Kürt ve uluslararası perspektiflerin bir araya gelmesi açısından önemli bir zemin sunuyor.


Centre for Kurdish Affairs, uluslararası barış süreçlerinden çıkarılan dersler ışığında; demokratik ilkeler, hukukun üstünlüğü ve temel haklara saygı temelinde sürdürülecek diyaloğun kalıcı bir siyasi çözüme katkı sağlayabileceğini belirtiyor.

Rusya ve Almanya arasında karşılıklı hamleler

Goethe Enstitüleri kapatıldı

Almanya ile Rusya Leipzig’de patlayıcı yüklü insansız hava aracının bulunması ile başlayan gerginlik karşılıklı yaptırımlar ile devam ediyor. Berlin’in Rusya’nın Bonn Konsolosluğu’nu kapatma kararına karşılık, Moskova ülkede faaliyet gösteren Goethe Enstitüleri’ni kapatarak cevap verdi.

Almanya, Ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda bulunan patlayıcı yüklü insansız hava aracının arkasında Rusya’nın olduğunu açıklaması ile başlayan gerginlik sürüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Merz hükümetinin “hibrit saldırı” suçlaması ve “Rus Evi’ni” kapatma yaptırımına yanıt olarak Almanya’nın Rusya’daki Goethe Enstitüsü şubelerinin kapatıldığını duyurdu.

Almanya Başkonsolosluğu’nun kapatılması gündemde

Rus haber ajansı Interfax’a göre Lavrov, Goethe Enstitüsü’nün Moskova’daki merkezi ile St. Petersburg ile Yekaterinburg’daki şubelerini kapatma kararı aldıklarını söyledi. Rus haber ajansı TASS ise Lavrov’un, Almanya’nın Rus Evi’ni olası sonuçlarını bilerek kapattığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdüğünü aktardı:”Onlar bu adımı bilerek attı. Bunu anlayamamış olmaları mümkün değil. Bu da Rusya’daki kültürel varlıklarının sonu demek.” Rusya ayrıca, Almanya’ya misilleme olarak St. Petersburg’daki Alman başkonsolosluğunu da kapatmayı değerlendirdiği bildiriliyor.

Yaklaşık 100 ülkede Almanca dil kursu veren, Almanya kültürü ve toplumunu tanıtan Goethe Enstitüsü, Rusya’da 1992 yılında beri faaliyet gösteriyordu.

Putin: “Uydurma

Almanya’nın Rusya’ya yönelttiği suçlamaları reddeden ve Merz hükümetinin ilan ettiği yaptırımları da “ciddi bir hata” olarak nitelendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kanıtların “uydurma” olduğunu savundu.

“Merz, Almanya’nın ulusal çıkarlarını korumadığı için vatandaşlarının güvenini kaybetti” diyen Putin, Alman hükümetini iç siyasi saiklerle hareket etmekle suçladı, Almanya ekonomisindeki sorunlar nedeniyle mevcut hükümetin siyasi geleceğinin tehlikede olduğunu, mevcut gelişmelerin de bu endişelere dayandığını öne sürdü.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.