2026 yazı yangınlarla geçti: 27 ilde en az 103 orman yangını

2026 yılının yazında meydana gelen orman yangınları, Antalya, Muğla ve Balıkesir illerinde yoğun geçti. NASA’nın uydu verilerini kullanan Algow Yangın’a göre, 29 Temmuz 2026’da Muğla Seydikemer çevresinde başlayan yangın, bu sezonun uydudan en yoğun görülen orman yangını oldu.

Fotoğraf: Pexels.com

2021’de çıkan mega yangınlardan sonra orman yangınları Türkiye’nin gündeminde önemli bir yer tuttu. Bu sene de Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında birçok şehirde yangın çıktı. Yangınların çoğunun çıkış sebebi ise “bilinmeyen” kategorisinde kalıyor.

Orman Genel Müdürlüğü’nün paylaştığı bilgilere dayanarak yangın çıkış nedenleri yıldırım (doğal sebepler), kasıt, ihmal ve dikkatsizlik, nedeni bilinmeyen olmak üzere 4 grupta toplamak mümkün. Türkiye Ormancılar Derneği’nin 2015-2024 verilerine göre yangınların neden çıktığının bilinmediği durumlar, oranlandığında bütün yangınların %34,6’sını oluşturuyor. En düşük oranı ise %1.1 ile doğal sebeplerden çıkan yangınlar oluşturuyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 6 Eylül 2026’da yaptığı açıklamaya göre savcılıklarca Adalet Bakanlığı’na bildirilen 27 ilde 103 yangın tespit edildi:

“1 Haziran 2026’dan bugüne kadar ise 27 ilimizde meydana gelen 103 orman yangınına ilişkin yürütülen soruşturmalarda 70 şüpheli tespit edildi. Bu şüphelilerden; 16’sı tutuklandı, 32 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı ve 2 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldı.”

Asıl sayı ise, yerellerde çıkan küçük çaplı yangınlar veya çabuk müdahale edilen arazi yangınları hesaba katıldığında 103’ten daha fazla. Her yıl açıklanan verilerle Türkiye’nin birçok yerinde bir yıl içinde binin üzerinde yangın çıktığı kaydediliyor.

NASA verilerine göre Seydikemer ve Ayvalık

NASA FIRMS (Yangın Bilgi ve Kaynak Yönetim Sistemi) uydu verileri ve açık kaynaklı hava durumu servislerini kullanan Algow Yangın’a göre, 29 Temmuz 2026’da Muğla’daki Seydikemer çevresinde başlayan yangın, bu sezonun uydudan en yoğun görülen orman yangını oldu. NASA’nın FIRMS verilerinden kontrol edildiğinde, aynı tarihte yaklaşık 7 bin 500 hektarlık alanın yanmakta olduğu görülüyor.

NASA’nın FIRMS 30 Temmuz 2026 tarihli uydu verilerine ve harita görüntülerine göre, Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Bağyüzü ve Hacıveliler kırsal mahalleleri çevresindeki geniş bir alanda yoğun yangın aktivitesi gözlemlendi.

Haziran’dan Ağustos’a kronolojik tablo

Balıkesir’de (Burhaniye, Taylıeli, Kepsut, Susurluk) art arda arazi yangınları haziran ortalarında başladı. 15 Haziran’da Balıkesir Valiliği il genelinde ormanlara girişi 30 Eylül’e kadar yasakladı.

26 Haziran’da Balıkesir Bigadiç, Antalya Aksu ve Çanakkale Ezine’de aynı gün çıkan arazi yangınları ormana sıçradı.

Yaz yangınlarının en büyük sonucu Temmuz ayında görüldü. 30 Temmuz’da Aydın Çine Kavşit’teki yangın insan bilançosu açısından yazın en ağır olayı oldu. 41 kişi hastaneye kaldırıldı, 1 kişi ise 18 Ağustos’ta yaşamını yitirdi. Eş zamanlı olarak Muğla’nın Seydikemer ilçesine bağlı Bayır’da enerji nakil hattında yangın çıktı. Yangında 6 mahallede 478 evden 841 kişi ve hastaneden 52 hasta tahliye edildi.

Yine aynı gün Çanakkale’nin merkez ilçesine bağlı Saraycık’ta orman ve tarım alanını etkileyen yangın gerçekleşti. Sonrasında İl Jandarma Komutanlığı, yaz boyunca Çanakkale’de çıkan 44 yangında toplam 541 hektar alan zarar gördüğünü açıkladı. Antalya’nın Alanya ilçesinde Sapadere’de bin hektarı aşan bir alan yanarken 90 kişi tahliye edildi. Kumluca’nın Yazır mahallesinde 15 konut zarar gördüğü basına yansıdı. Aynı gün Balıkesir, Kütahya, Gaziantep ve Yalova’da da yeni yangınlar çıktı.

Orman Genel Müdürlüğü (OGM), 18 Temmuz 2026’da Türkiye’nin Afrika kaynaklı sıcak hava dalgasının etkisi altına gireceğini belirterek, birçok bölgede orman yangını riskinin kritik seviyeye ulaşacağını duyurdu. Açıklamaya göre, hava sıcaklıkları zaman zaman 40 derecenin üzerine çıkacak, düşük nem ve kuvvetli rüzgar gibi faktörler ise yangın riskini arttıracaktı.

Ağustos ayında ise Kürt illeri arasından Diyarbakır, Adıyaman, Dersim ve Hakkâri gibi bölgelerde orman yangınları meydana geldi. Bu yangınların sebepleri de münferit bırakıldı. Diyarbakır Lice’deki yangında müdahale sırasında elektrik akımına kapılan 17 yaşındaki bir işçi hayatını kaybetti. Ağustos sonlarında Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Saklıkent, Palamut ve Çavdır mahallelerinde 800 hektarı aşan bir yangında 8 ev, 15 ahır ve 320 dönüm sera zarar gördü. Antalya’daki yangınla eş zamanlı olarak Muğla’da Milas ve Seydikemer’de ve İzmir’in Torbalı ilçesinde yeni yangınlar baş gösterdi.

Eylül başında küçük ölçekli yangınlar (Bolu, Balıkesir Sındırgı, Antalya Akseki, Manisa Soma) sürerken 7-8 Eylül’de Antalya Aksu ve Serik’te kuvvetli rüzgârla büyüyen yeni bir yangın dalgası 254 evden 720 kişinin tahliyesine yol açtı.

Antalya, Muğla ve Balıkesir, yangının çıktığı en fazla şehirler olarak ön sıralarda yer aldı.

2026 Yazı Orman Yangınları — Kronoloji

2026 Yazı Orman Yangınları: Kronoloji

Haziran – Eylül 2026 arasında Türkiye genelinde çıkan başlıca orman yangınlarının il ve ilçe ilçe dökümü. Kırmızı işaretli maddeler, alan büyüklüğü veya insani etkisi bakımından yazın en ağır yangınlarını gösteriyor.

HAZİRAN
  • Haziran

    Balıkesir ve İzmir Valiliği başta olmak üzere, bazı valiliklerin aldığı karar doğrultusunda 1 Haziran – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında belli ormanlık alanlara giriş yasaklandı.

  • 15 Haziran

    Çanakkale

    Ezine ilçesindeki tahrip edilmiş bir orman alanında yangın çıktı.

  • 18 Haziran

    Muğla — Marmaris, Karaca / Kepenek

    Yıldırım düşmesiyle çıktı, 15 hektar orman yandı.

  • 23 Haziran

    Kocaeli — İzmit, Hatip Köyü

    Yakılan çöpün ormana sıçramasıyla başladı, ağaçlık ve makilik 5.500 m² alan yandı.

  • 26 Haziran

    Balıkesir–Bigadiç, Antalya–Aksu, Çanakkale–Ezine

    Aynı gün çıkan arazi yangınları ormana sıçradı, zeytin ağaçları zarar gördü. sezonun ilk çoklu yangın günü.

  • 29 Haziran

    Çanakkale, Merkez–Mısaköy / İkitepe; Adana, Kozan–İmamoğlu; Bursa, Osmangazi; İzmir, Dikili

    Çanakkale’de balya makinesi kaynaklı 63 dönüm ekili alan ve 15 dönüm orman yandı. İzmir’deki yangın makilik alana sıçradı ve yerleşim yerlerine yaklaştı.

TEMMUZ
  • 5 Temmuz

    Balıkesir — Kepsut, Karacaağaç

    Arı körüğünün kıvılcımıyla başladı.

  • 7 Temmuz

    Aydın — Bozdoğan, Yazıkent / Emenni

    30 ev, yaklaşık 50 kişi tahliye edildi.

  • 12 Temmuz

    Denizli–Pamukkale, Aydın–Bozdoğan/Hışımlar, Kastamonu–Tosya, Muğla–Bodrum/Mumcular

    Aynı gün dört ayrı ilde eşzamanlı yangın çıktı.

  • 14 Temmuz

    Muğla — Ortaca, Gölbaşı / Kocabel

    Hurda araçta spiral kesme çalışması sırasında çıktı; 45.820 m² kızılçam.

  • 15 Temmuz

    Muğla — Milas, Bozbük 800–900 HA

    9 siteden 770 kişi tahliye edildi. Aynı gün Manisa Akhisar–Efkafteke’de de yangın çıktı.

  • 18 Temmuz

    Kütahya — Tavşanlı, Elmalı köyü; Antalya – Finike; İzmir – Narlıdere

    70 dekar orman zarar gördü

  • 19 Temmuz

    Antalya — Akseki, Sarıhaliler

    35 kişi için tahliye hazırlığı yapıldı.

  • 22 Temmuz

    Muğla — Fethiye, Gökçeovacık 319 HA

    Kuru ot yangını ormana sıçradı; 7 ev kullanılamaz hale geldi. İnlice’de 285 kişi tahliye edildi.

  • 23 Temmuz

    Balıkesir–Gönen/Hasanbey · Kütahya–Domaniç/Çukurca-Oyluoluk

    Gönen’de 2 kişi tutuklandı, Kütahya Domaniç’te yıldırım etkili oldu.

  • 25 Temmuz

    İzmir–Torbalı/Özbey · Muğla–Dalaman/Atakent

    İzmir Torbalı’da çıkan yangının sebebi belirlenemedi. Dalaman’da motosikletli şüpheli çakmak ve sigara atarak yaktığını itiraf etti, tutuklandı.

  • 27 Temmuz

    Adıyaman, Merkez–Aydınoluk köyü · Mersin, Gülnar–Dayıcık/Partiçam

    Adıyaman’da 1 kişi tutuklandı; Mersin’de enerji nakil hattı altında 3 hektar yandı.

  • 28 Temmuz

    Antalya — Kaş, Üzümlü / Kozağaç

    Fırtınada iletim hatlarının teması sonucu çıktı, 250 hektar.

  • 29 Temmuz

    Sezonun en yoğun günü ÇOK SAYIDA İL

    Muğla, Seydikemer–Bayır: Enerji nakil hattı kaynaklı, 6 mahallede 478 evden 841 kişi ve hastaneden 52 hasta tahliye edildi.
    Çanakkale, Merkez–Saraycık: Geçen yıl yanan alandaki otluklarda tekrar yangın çıktı
    Antalya, Alanya–Sapadere: 305 dekar, 66 hanede 153 kişi tahliye.
    Antalya, Kumluca–Yazır: ~350 hektar, 15 konut.
    Aynı gün ayrıca: Muğla–Fethiye (Çiftlik, Yeşilüzümlü), Kütahya (Gediz–Afşar, Altıntaş–Beşkarış), Balıkesir (Gömeç–Kumgedik, Edremit–Altınoluk — 210 konut tahliye), Gaziantep–Şehitkamil ve Yalova–Armutlu’da (2 milyon TL üzeri kamu zararı) da yangın çıktı.

  • 30 Temmuz

    Aydın — Çine, Kavşit EN AĞIR İNSAN BİLANÇOSU

    Meyve bahçesinde başladı; 41 kişi (5 orman personeli, 5 asker, 31 sivil) hastaneye kaldırıldı. Yaralanan bir vatandaş 18 Ağustos’ta hayatını kaybetti. Aynı gün Mersin–Aydıncık/Eskiyörük’te de 240 hektar yandı, 208 kişi tahliye edildi.

  • 31 Temmuz

    Balıkesir — Susurluk, Yıldız

    ~700 hektar; 35 küçükbaş hayvan, konteyner ve traktör kaybı.

AĞUSTOS
  • 1 Ağustos

    Balıkesir–Marmara, Manisa–Saruhanlı, İzmir–Buca, Hakkâri–Yüksekova, Muğla–Fethiye/Yanıklar

    Saruhanlı’da iş makinesiyle taş kırma sırasında 800 dekar orman yandı.

  • 3–5 Ağustos

    Dersim, Merkez — Venk köprüsü ve Yolkonak

    İki ayrı yangın; ikincisi elektrik direği dibinden çıktı, 10 hektar mera etkilendi.

  • 6 Ağustos

    Adıyaman — Gerger, Çobanpınar köyü

    Elektrik trafosu kaynaklı; 150 dönüm.

  • 8–10 Ağustos

    Kütahya–Tavşanlı, Edirne–Meriç, Manisa–Salihli, Adıyaman–Gerger/Gözpınar

    Salihli’de küme evlerde iki erkek çocuğun görülmesinin ardından 300 dönüm yandı.

  • 12–13 Ağustos

    Sinop–Gerze, Kırklareli (Demirköy, Babaeski), Aydın–Kuyucak, Diyarbakır–Lice CAN KAYBI

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde şiddetli rüzgârla yayılan yangında elektrik akımına kapılan 17 yaşındaki bir işçi hayatını kaybetti. Aydın Kuyucak’ta 129 hektar yandı.

  • 15–19 Ağustos

    Balıkesir–Altıeylül, Kocaeli–Gebze, Manisa–Akhisar, Kütahya (Gediz, Emet), Muğla–Fethiye, Afyonkarahisar–İhsaniye, Bilecik–İnhisar

    Afyonkarahisar İhsaniye’de 100 hektar; Kütahya Gediz–Yunuslar’da yüksek gerilim hattı kaynaklı 300 dönüm tarla zarar gördü.

  • 20–24 Ağustos

    Konya–Seydişehir, Antalya–Kaş (Sarıbelen, İkizce), Ankara (Güdül, Mamak, Kahramankazan), Bilecik–İnhisar, Aydın–Bozdoğan, İstanbul–Sultanbeyli

    Ankara Mamak’ta Hüseyin Gazi Türbesi yolunda çalılıklar kasten ateşe verildi, 50 dönüm (askeri alan + OGM sahası) yandı. İstanbul Sultanbeyli’de pikniğe giden 2 kişi tutuklandı.

  • 25–28 Ağustos

    Bursa–Nilüfer, Aydın–Bozdoğan, İzmir–Ödemiş, Manisa–Gördes, Antalya–Kemer, Muğla–Fethiye/Foça-Karagedik, Balıkesir–Altıeylül

    Fethiye Foça-Karagedik’te 20 kişi hastaneye kaldırıldı, bir huzurevi, 3 ev ve 2 araç zarar gördü.

  • 29 Ağustos

    Antalya, Kaş — Saklıkent / Palamut / Çavdır; İzmir, Torbalı–Çapak, Torbalı–Yeniköy; Diyarbakır, Yenişehir; Muğla, Milas–Çamköy, Seydikemer–Korubükü 800 HA

    Seydikemer’deki yangının sıçramasıyla büyüdü, 8 ev, 15 ahır, 320 dönüm sera zarar gördü. Aynı gün Muğla, İzmir ve Diyarbakır’da da yangın çıktı. İzmir Başsavcılığı, yangının elektrik kaynaklı olduğunu tespit etti.

  • 30–31 Ağustos

    Antalya–Manavgat/Beşkonak, Balıkesir–Edremit/Mehmetalan, Antalya–Kemer/Ulupınar, Çanakkale-Bayramiç

    Edremit’te sigara izmaritinin aile arazisinden Milli Park alanına sıçramasıyla çıktı, 1 kişi tutuklandı.

EYLÜL
  • 1–5 Eylül

    Kocaeli–Karamürsel, Aydın–Koçarlı, Bolu–Gerede, Balıkesir–Sındırgı, Antalya–Akseki, Manisa–Soma

    Bolu Gerede’de yangının başlangıç noktasında bira şişesi bulundu, fail aranıyor. Manisa Soma’daki yangın son bildirimde hâlâ devam ediyordu.

  • 7–8 Eylül

    Antalya — Aksu ve Serik 720 KİŞİ TAHLİYE

    Aksu’nun Karaöz, Ekşili, Kızıllı, Çamlıbel mahalleleri ile Serik’in Deniztepesi ve Sarıabalı mahallelerinde başlayan yangın, kuvvetli rüzgârla hızla yayıldı ve Kepez ilçe sınırına ulaştı. 254 evden 720 kişi tahliye edildi, çok sayıda sera zarar gördü. 11 kişi ise hastaneye nakledilirken yangından etkilenen bir kişi ise kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Yangın, 67,5 saatte kontrol altına alındı.

Kaynak ve kapsam notu: Bu kronoloji, çeşitli haber kaynaklarından derlenmiştir. Küçük ölçekli yangınların tamamını kapsamayabilir.

2021 yazında 133 bin hektar alan yandı

2021 yılı yaz aylarında ciddi bir boyuta dönüşen orman yangınları Türkiye gündemine ağır sonuçlarıyla oturmuştu. Türkiye Ormancılar Derneği’nin sitesinde paylaştığı verilere göre, 2021 yılında 2.793 adet yangın çıktı ve yangınların sonucunda 139.503 bin hektar orman alanı yandı. 8 kişi ve milyonlarca canlı hayatını kaybetti, Akdeniz ve Ege bölgesinde çıkan yangınlarda birçok ev yandı.

OGM raporlarına göre, 2021’de 2020 yılına oranla yangın büyüklüğü 6 kat arttı. Özellikle 28 Temmuz – 12 Ağustos 2021 tarihleri arasında Antalya, Muğla, Mersin, Adana ve Aydın başta olmak üzere pek çok ilde eş zamanlı büyük yangınlar çıktı. Büyük ve kontrolü çok güç olan bu yangınlar günler sürdü. 15’i büyük olmak üzere çıkan 299 orman yangını, 12 Ağustos 2021 itibarıyla Muğla‘nın Köyceğiz ilçesindeki yangının da söndürülmesi ile kontrol altına alınmıştı.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türk Hava Kurumu (THK), 2021 yılında yangınlara müdahale etmekte geç ve yavaş kaldığı gerekçesiyle kamuoyu tarafından eleştirinin hedefi olmuştu. Eleştirilerin başında yangın söndürme uçaklarının sayısının yetersiz olması yer aldı.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2021
Yangın Alanları
Türk Tabipler Birliği’nin hazırladığı rapora göre 2021 yılı yazında Adana, Muğla, Antalya ve Dersim’deki yangınların bilançosu
YANAN ALAN (HEKTAR)
Antalya
75 bin
Muğla
70 bin
Adana
4.150
Dersim
bilinmiyor
ADANA
28 Temmuz – 2 Ağustos 2021
21 farklı noktada başlayan yangın Karaisalı, Ceyhan, Feke, Kozan ve İmamoğlu Üçtepe mevkiinde mahalleleri etkisi altına aldı.
4.150
hektar orman alanı yandı
3.322
kişi tahliye edildi
68
ev tamamen yandı
41
büyükbaş ve küçükbaş hayvan öldü
Yangından etkilenen 250 kişiden 5’i hastaneye kaldırıldı; can kaybı yaşanmadı, sağlık hizmetlerinde aksama görülmedi.
Aladağ’da 24, Kozan’da 37 ev yandı; üç müştemilat, yedi ahır ve bir depo kullanılamayacak ölçüde hasar gördü.
Veriler, son paylaşılan bilgilere dayanıyor.
MUĞLA
29 Temmuz 2021’den itibaren, 15 gün
Marmaris’te başlayan yangın Milas, Bodrum, Kavaklıdere, Menteşe, Seydikemer, Datça, Fethiye, Dalaman, Köyceğiz ve Yatağan’a genişledi.
70 bin
hektar alan yandı
75
yangın (8’i büyük)
~38 bin
kişi tahliye edildi
1
kişi hayatını kaybetti
Yangının yaklaştığı Milas Kemerköy Termik Santrali’nde hidrojen depoları boşaltıldı, yangın bandı genişletildi. Yeniköy Termik Santrali etkilenmedi.
Konutlara en yakın yangın noktaları Marmaris Mazı, Turunç ve Milas oldu.
23’ü doğrudan olmak üzere toplam 165 köy etkilendi.
672 kişi hafif etkilenip ayaktan tedavi gördü, 15 kişi kırık ve yaralanmalarla hastaneye yatırıldı.
166’sı hafif toplam 385 bina, 286’sı hafif toplam 562 bağımsız bölüm zarar gördü.
35 büyükbaş, 980 küçükbaş, 1.000’in üzerinde kümes hayvanı ve 4.500 arılı kovan kaybedildi.
Tarım alanlarında 623 bin zeytin ağacı, 20 bin narenciye ağacı, 786 dekar tarım arazisi, 18 ton buğday ve 442 ton kaba ve kesif hayvan yemi zarar gördü.
ANTALYA
28 Temmuz – 11 Ağustos 2021
Manavgat, Taşağıl, Akseki ve Gündoğmuş mevkilerinde çıkan yangınlarda 60 bin hektar kırsal alanla birlikte 75 bin hektar alan yandı.
75 bin
hektar alan yandı
44
mahalle tahliye edildi
7
kişi yaşamını yitirdi
250
kişi yaralandı
3 bine yakın bağımsız bina hasar gördü: 220 bina tam hasarlı, 600 bina orta hasarlı.
263 büyükbaş, 2.783 küçükbaş, 1.441 arılı kovan ve pek çok yaban hayvanı öldü.
Veriler, son paylaşılan bilgilere dayanıyor.
DERSİM
31 Temmuz – 30 Ağustos 2021
Merkez, Hozat, Nazimiye ve Pülümür ilçelerinde 20 civarında yangın çıktı. Beş gün boyunca 400’e yakın bölgede yerel halk yangını söndürmeye çalıştı; yangın medyada ve sosyal medyada gündem olunca 11. günde helikopterler devreye girdi.
~20
yangın çıktı
11. gün
helikopterle müdahale başladı
Yangından etkilenen orman alanı bilinmiyor.
Can kaybı olmadığı bilgisi paylaşıldı.
Başta dağ keçisi olmak üzere yaban hayvan kaybına dair bilgiye ulaşılamadı.
Yangın ve yoğun dumandan en çok yaylacılar ve arıcılar etkilendi.
Valilik, il afet müdürlüğü ve il orman müdürlüğü konuyla ilgilendi; valilik aynı tarihlerde Hozat bölgesinde operasyon yapıldığını açıkladı.

Sokakta yaşayan hayvanların % 99,2’si toplandı

“Eski yasa uygulanmadı, faturası hayvanlara kesildi”

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT Haber yayınında sokakta yaşayan köpeklerin %99,2’sinin toplandığını duyurdu ve “1 buçuk ay sonra bu iş Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkacak,” diyerek tarih verdi. Yaşatacağız Platformu’ndan Sevcan Çamlıdağ, “Nefret siyasetine yaslanan söylemler üzerine şiddet haberlerine uyanmamız an meselesi oldu,” dedi.

Foto: bianet

Resmi adıyla 7527 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun [hayvan hakkı savunucularının kullandığı tabirle “Katliam Yasası”], 30 Temmuz 2024’te kabul edildi. Yasanın kabulüne giden süreç ile sonrasında, sokakta yaşayan köpekler hedef gösterilerek ve köpeklerden tehlike unsuru olarak bahsedilerek kamuoyunda zemin oluşturulmaya çalışıldı. Yasanın kabulünden önce 5199 sayılı kanunun 6. maddesinde “kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat” prensibi mevcutken 7527 sayılı kanun değişikliğiyle sokakta yaşayan hayvanların belediyeler tarafından toplatılarak “rehabilitasyon ve doğal yaşam alanlarında” barındırılması modeline geçildi.

Yeni model, hayvanların toplatılırken uğradıkları işkence ve kötü muameleler ve daha sonrasında yerleştirildikleri barınaklardaki yaşam koşullarının yetersizliği üzerinden hayvan hakkı savunucuları ve kamuoyu tarafından eleştirildi. Bu süreçte toplatılan ve barınaklara yerleştirilen hayvanların sayıları açıklanmadı, barınaklara barınak gönüllülerinin girmesi ve toplatılan hayvanların takibi engellendi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT‘nin Gündem Özel programında güncel verileri açıkladı.

Yaşatacağız Platformu’ndan Sevcan Çamlıdağ, yasa ile ilgili değerlendirmelerini Niha+‘a anlattı.

“Nefret siyaseti toplumda hayvana yönelik şiddet oluşturuyor”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oylarıyla 2024’te meclisten geçen yasayı hayvana yönelik şiddeti tetikleyen bir unsur olarak tanımlayan Çamlıdağ, konunun sürekli hayvanların birer nefret objesi olarak yansıtılmasıyla gündeme getirilmesinin de hayvanlara yönelik şiddetin artmasına neden olduğunu söyledi.

Sevcan Çamlıdağ

30 Ağustos 2024’te medyaya yansıyan Ankara’nın Polatlı ilçesinde gerçekleşen bir olayla ilgili “Bunun en çarpıcı örneklerinden birini, katliam yasası tartışmaları sürerken Ankara’da dirgenle yavru köpekleri öldüren kişinin ‘Devlet yasa çıkardı, hayvanları öldürmek için’ sözlerinde görmüştük,” şeklinde anlatan Çamlıdağ, yasanın kabulü ile insanların hayvanlara şiddet uygulamayı kendilerinde hak görmeye başladığını belirtti:

“AKP’nin nefret siyaseti ile hayvanların varlığı insan sağlığı bakımından bir tehdit gibi gösterilerek sokakta yaşayan hayvanlar her gün hedef gösteriliyor. Hayvanları nefret nesnesi olarak gösteren siyaset, toplumda hayvana yönelik şiddet olarak karşılık buluyor. Cumhurbaşkanının, milletvekillerinin, bakanların, valilerin nefret siyasetine yaslanan söylemleri üzerine şiddet haberlerine uyanmamız an meselesi oldu.”

Çamlıdağ, yasanın kabul edilmesinin ardındaki etmenleri, hedeflenenleri ve nasıl geliştiğini şu şekilde değerlendirdi:

“Katliam yasası olarak anılan bu yasa değişikliği ile toplumu kutuplaştırmak ve hayvanları birer nefret objesine dönüştürmek hedeflendi. Hayvanlar ve çocuklar şeklinde bir ikilik yaratılmaya çalışıldı. Hedeflenenler bir miktar gerçekleşti ne yazık ki. Bu hedefler bir avuç azınlıkta karşılık bulmuş olabilir fakat biz katliam yasasının halk nezdinde meşruiyet kazanamadığını biliyoruz. AKP’ye oy veren birçok insan dahi sokakta kedi köpek beslemeye devam ediyor. Tüm hayvanları da toplasalar bu gerçeği değiştiremeyecekler. Halk sokakta yaşayan hayvanları, birlikte yaşadıkları özneler olarak benimsemiş durumda. Onların zarar görmesini kabul etmiyor.”

“Kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat yöntemi uygulanmadı, faturası hayvanlara kesildi”

2024’te yeni yasanın kabulünden önce 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun sokakta yaşayan hayvanlar için öngördüğü “kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat” yöntemi için İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bu uygulamanın çözüm getirmediğini belirtti. Çamlıdağ ise uygulamanın çözüm getirmemesinin sebebinin de kanunun uygulanmaması olduğunu söyledi:

“Bu kanun AKP’nin bizzat kendisi tarafından çıkarıldığı hâlde AKP’li belediyeler kanunun öngördüğü kısırlaştırma yöntemini uygulamadıkları için sokakta yaşayan hayvan popülasyonu azalmadı.”

Veteriner hekimlerin de belirttiği hayvan popülasyonunu kontrol altına almanın en etkili ve bilimsel yöntemi olan etkin kısırtlaştırma için Çamlıdağ, “Oysaki etkin kısırlaştırma yapılmış olsaydı, hayvanların üreme hızı kontrol altına alınabilmiş olsaydı, sokakta yaşayan hayvan sayısı kat kat daha az olacaktı,” dedi. Çiftçi’nin sözlerini, “belediyelerin sorumsuzluğunu göz ardı eden bir açıklama olarak değerlendirdiğini” söyleyen Çamlıdağ, “Kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat yöntemi gayet bilimsel ve etkili bir yöntem iken gereği gibi uygulanmadı. Bunun faturası da kısırlaştırma yapmayan belediyelere değil, sokakta yaşayan hayvanlara kesildi,” dedi.

“Sokakta yaşayan hayvanların %99,2’si toplandı”

İçişleri Bakanı Çiftçi, son açıklamasında ülke genelinde sokakta yaşayan hayvanların %99.2’sinin toplatıldığını, toplam 51 ilde, 30 büyükşehirden ise 27’sinde toplama işlemlerinin tamamlandığını, büyükşehirlerden İstanbul, Antalya ve Diyarbakır’da toplama işlemlerinin devam ettiğini duyurdu ve “1.5 ay sonra bu iş Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkacak,” dedi.

Yasadan sonra sokak hayvanlarının durumu

15 Mart 2025 – 14 Eylül 2026
GENEL DURUM
%99,22‘si TOPLANDI

81 il genelinde sahipsiz sokak köpeklerinin yüzde 99,22’si toplandı.

51 İlde
Toplama işlemlerinde sona gelindi
30 Büyükşehirden 27’sinde
Toplama işlemlerinde sona gelindi

Toplama İşlemi Devam Eden Büyükşehirler

İlToplanma Oranı
İstanbul93,64%
Antalya96,74%
Diyarbakır74,39%

Tamamlanan İller (Son tamamlanan il İzmir)

  • Erzurum
  • Mardin
  • Manisa
  • Mersin
  • Şanlıurfa
  • Kayseri
  • Sakarya
  • Denizli
  • Konya
  • Balıkesir
  • Gaziantep
  • Kahramanmaraş
  • Ankara
  • Van
  • Malatya
  • Trabzon
  • Tekirdağ
  • Eskişehir
  • Muğla
  • Adana
  • Hatay
  • Samsun
  • Kocaeli
  • Ordu
  • Aydın
  • Bursa
Kaynak: İçişleri Bakanlığı 2026

Çamlıdağ, açıklama üzerine değerlendirmelerini şu şekilde aktardı:

“Öncelikle bu açıklamayı kınıyoruz. Marifetmiş gibi sokakta yaşayan hayvanların %99.2’sinin toplandığını söylemek, hayvanların yaşadığı acı, işkence ve zulüm karşısında utanılası bir şeydir. Süreç boyunca toplanan ve barınak denen hayvan hapishanelerine, tecrit alanlarına tıkılan hayvanların takibi yapılamadı. Barınak gönüllüleri barınaklara sokulmadı. Gönüllülerin takibini yaptığı hayvanlar ‘doğal yollarla öldü’ denilerek insanlara yalan söylendi. Barınaklar hayvanlar için kesinlikle bir yaşam alanı değil, barınaklar gerçek anlamda birer toplama kampı. Orada güneş ışığı yok, yeterli oksijen yok, temiz su yok, mama yok. Hayvanlar tıkış tıkış bir vaziyette açlığa, susuzluğa, bulaşıcı hastalıklara maruz bırakılıyor. Resmen ölümü bekliyorlar barınaklarda. Şanslı olanlar hayatta kalıyor bir şekilde fakat çoğu hayvan ölüyor. İşkence görüyor. Acı çekiyor. Fiziksel olarak hiçbir şey yapamasa bile hayvanların psikolojisi altüst oluyor. Kaldığınız küçücük odada aç ve susuz bırakıldığınızı, sizinle beraber o odada kalan diğerlerinin huzursuzluğuna, idrar ve dışkısına maruz kaldığınızı düşünün. Buradan bir hayvanın ‘sağlıklı’ çıkması mümkün değil.”

Bakan Çiftçi, İçişleri ve Tarım Bakanlığı müfettişlerinin 81 ildeki barınak ve “doğal yaşam alanlarını” ortak denetlediğini, standartlara uymayan belediyelerin uyarılacağını da belirtti. Çamlıdağ, söz konusu denetlemelerin nasıl seyrettiğini, usulsüzlük uygulayan belediyelerin yaptırımlarla karşılaşıp karşılaşmadığıyla ilgili şöyle konuştu:

“Öncelikle doğal yaşam alanı denilen yerlerin de barınakların da hayvanlar için katliam ve tecrit anlamına geldiğini vurgulayarak başlamak gerekiyor. Bu alanlar hiçbir şekilde denetlenmediği gibi hayvan hakkı savunucuların ve hayvanseverlerin denetimine de açık tutulmuyor. Kapalı kapılar ardında neler olup bittiği toplumdan gizleniyor. Biz bugüne kadar yaptırım uygulanan bir belediye duymadık. Duyacağımızı da sanmıyoruz. Hayvanların yaşamı önemsenmiyor. Vahit Kirişçi tarafından barınak kapasiteleri açıklanmıştı. O verilere ve toplandığı söylenen hayvan sayısına bakarsak barınak gerçeği şudur: Hayvanlar toplanıp barınaklara tıkılıyor. Belli bir süre sonra ‘imha’ edilip barınakta yer açılıyor. Sonra sokaktan yeni hayvanlar toplanıp aynı döngü tekrar uygulanıyor.”

Çamlıdağ, yasanın uygulanmaya başlamasından itibaren hayvan hakkı savunucularının karşılaştıkları zorluklar ve engellemelerle ilgili, “Hayvan hakkı savunucuları, katliam yasasının getirdiği şedit ortamda ve nefret ikliminde birçok saldırıya uğradılar, bakım verdikleri pek çok hayvandan koparıldılar, bazı hayvan besleyen gönüllüler öldürüldü. Bu sonuçların tek müsebbibi katliam yasasını çıkaran ve onun propagandasını yapan politikacılar ile yasayı uygulayan kamu görevlileridir,” dedi.

“Yasayı birlikte durdurabiliriz”

Yasanın karşısında mücadeleyi sürdürdüklerini belirten Çamlıdağ, hayvan hakkı savunucuları ve hayvan severlere seslendi:

“Sokakta yaşayan hayvanlar, 2 yıldır bir savaş ortamında yaşam mücadelesi veriyor. Biz bu katliam yasasını ancak birlikte hareket edersek durdurabiliriz. Evet halk nezdinde meşru bir yasa değil bu ancak bunu örgütlü biçimde göstermediğimiz her gün bu yasa uygulanmaya ve yürürlükte kalmaya devam edecek. Biz bu yasayı durdurabiliriz. Yeni ve hayvanları yaşatan bir yasa talebimizi hep beraber yükseltebilir ve Meclis’teki onurlu vekillerin aracılığı ile gündeme getirebiliriz. Tüm hayvan hakkı savunucuları ve hayvan severler, başlattığımız imza kampanyasına imza vererek destek olabilir.”

İmza kampanyasını incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

İçişleri Bakanı: Sokakta yaşayan hayvanların yüzde 99,22’si toplatıldı

2024’te yürürlülüğe giren 7527 sayılı kanundan bu yana milyonlarca sokakta yaşayan hayvan belediyeler tarafından toplatıldı. İçişişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT Haber’de sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasına ilişkin konuştu. Çiftçi, İzmir, Diyarbakır ve İstanbul dışında sokakta yaşayan hayvanların neredeyse tamamının toplatıldığını belirtti.

Fotoğraf: Canva

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT Haber’de yayımlanan Gündem Özel programında sokakta yaşayan hayvanlara yönelik toplama sürecinin son durumunu açıkladı. Bakana göre 81 ilin 78’inde süreç tamamlandı. Çiftçi, kaşan üç il için İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’ı işaret etti. Çiftçi, ülke genelinde sokakta yaşayan hayvanların yüzde 99,22’sinin toplandığını belirtti ve “1,5 ay sonra bu iş Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkacak” ifadelerini kullandı.

Bu orana göre milyonlarca hayvan yaşam alanlarından koparılarak ilgili belediyelerce toplatıldı. Hayvan hakları savunucuları, toplatılan hayvanların bırakıldığı barınakların yaşanabilir bir durumda olmadığını vurgulamaya devam ediyor.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, sokakta yaşayan hayvanların toplanması, barınak koşulları, sahiplendirilmesi ve ötanazi (uyutulma) şartlarına ilişkin ciddi düzenlemeler içeren bir yasadır.


Hayvanlar için artık doğaya dönüş yok

2024’te değişen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve buna bağlı yönetmelik. Çiftçi’nin aktardığına göre önceki uygulama “bul, topla, kısırlaştır, doğal yaşam ortamına geri bırak” formülüne dayanıyordu. Çiftçi, bu formülün “çözüm getirmediğini” söyleyerek 7527 sayılı kanunda “doğal yaşam ortamına bırakma” hükmünün kaldırıldığını ve yerine barınakta veya “doğal yaşam alanında” süresiz muhafaza esası getirildiğini aktardı.

Bu, hayvan hakları örgütlerinin en çok itiraz ettiği noktalardan biri.

Hayvan hakkı savunucuları, toplatılan barınakların bir “toplama kampı” niteliğinde olduğunu vurguluyor. Bakan, barınakların “toplama kampı” olmadığını savunarak İçişleri ve Tarım Bakanlığı müfettişlerinin 81 ildeki barınak ve “doğal yaşam alanlarını” ortak denetlediğini, standartlara uymayan belediyelerin uyarılacağını söyledi. Ancak Çiftçi’nin açıklamasında yaptırımların ne olacağına dair bir bilgi verilmedi.

Sahiplendirme oranları küçük bir kesimi kapsıyor

Çiftçi, bugüne kadar 102 bin hayvanın sahiplendirildiğini de açıklandı. Ancak toplanan toplam hayvan sayısıyla (Çiftçi’nin verdiği orana göre bu 8 milyon) kıyaslandığında bu oldukça küçük bir sayı. sahiplenilmeyen büyük çoğunluk barınaklarda veya “doğal yaşam alanı” adı verilen kapalı alanlarda kalmaya devam edecek.

MAPEG 51 bin hektarlık alanı ihaleye çıkardı

MAPEG’in 24 Temmuz’da ilan ettiği, 1-7 Eylül tarihleri arasında art arda gerçekleştirilen 312. İhale Grubu’nda 115 maden sahasının ihalesi tamamlandı. İhaleye çıkarılan 51 bin hektarlık alan arasından 29 bin hektarlık bir alan 1-7 Eylül tarihlerinde satıldı. Bu sahaların ruhsatını alanlar arasında, geçmişinde çeşitli iş kazaları ve ücret anlaşmazlıkları bulunan Cengiz Holding’e bağlı Eti Bakır ve Eti Alüminyum da var.

Satılığa çıkarılan maden sahaları, Fotoğraf: Polen Ekoloji Kolektifi

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) 312. İhale Grubu kapsamında 52 ilde ilana çıkardığı 115 maden sahasının ihalesi, 1-7 Eylül tarihleri arasında günlük gruplar halinde tamamlandı. Toplam 51 bin hektarlık alanı kapsayan ihalelerde satın alınan sahaların toplam alanı 29.218 hektar (yaklaşık 41 bin futbol sahası) büyüklüğünde. 29 bin hektarlık alan, 46 ildeki toplam 71 ruhsat sahasını kapsıyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin 312. İhale Grubu’na ilişkin sosyal medyadan yaptığı açıklamasında satılığa çıkarılan 115 ruhsat alanının 22 tanesi mega maden sahası (1000 hektardan büyük alan) büyüklüğünde olduğu kaydedildi.

En son dün (7 Eylül) MAPEG, Osmaniye, Rize, Siirt, Samsun, Sinop, Sivas, Şırnak, Tokat, Dersim, Uşak ve Van illerinde, toplam alanı 6.450,78 hektarlık bir alandaki (9.035 futbol sahası genişliğinde) 15 adet maden ruhsat sahasının maden şirketlerine satışını gerçekleştirdi.

Cengiz Holding de saha aldı

İhale sonuçlarına göre, Cengiz Holding’e bağlı iki şirket de toplam 2 bin bektardan büyük saha ruhsatı aldı.

Rize’deki 972 hektarlık bir saha Eti Bakır A.Ş.‘ye, Antalya’daki 1.389 hektarlık mega maden sahası ise Eti Alüminyum A.Ş.‘ye verildi. Her iki şirket de madenci Mehmet Cengiz’e ait Cengiz Holding bünyesinde yer alıyor.

Eti Bakır’ın Siirt’in Şirvan ilçesindeki maden sahasında Kasım 2023’te bir göçük meydana gelmiş, olayda iki maden mühendisi ve bir işçi hayatını kaybetmişti. Olayla ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda, hayatını kaybeden mühendislerin asli kusurlu bulunduğu ortaya çıktı. Şirketin geçmişinde başka ölümlü kazalar da bulunuyor: 2004’te Kastamonu’nun Küre ilçesindeki bakır ocağında çıkan yangında 19 işçi, 2012’de Samsun’daki tesiste bir amonyak tankının çökmesi sonucu 7 işçi yaşamını yitirmişti. Kasım 2023’te Siirt’in Şirvan ilçesindeki maden sahasında meydana gelen göçükte 3 işçi hayatını kaybetmişti.

Cengiz Holding’e ait Mardin Mazıdağı’ndaki Eti Bakır Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde 28 Haziran 2022’de akşam saatlerinde bir patlama yaşanmıştı. Patlama sonucu biri ağır iki işçi yaralanmıştı.

Samsun Eti Bakır’da Türk Metal Sendikası’na üye oldukları için işten atılan 100’den fazla işçi 2013 yılında eylem başlatmıştı.

Eti Alüminyum’un Konya’nın Seydişehir ilçesindeki fabrikası ise 2005’te özelleştirmeyle Cengiz Holding’e devredilmişti. Nisan 2026’da cumhurbaşkanı kararıyla, Cengiz Holding bünyesindeki Eti Alüminyum AŞ’ye ait Konya Seydişehir’deki 265 hektarlık alan “özel endüstri bölgesi” ilan edilmişti. Fabrika işçileri 2024 yılında düşük ücret zamlarına karşı eylem başlatmış, kendilerini Türkiye’de ağır metal iş kolunda en düşük ücreti alan işçiler olarak tanımlamışlardı.

İhale dosyasındaki bilgi notlarına göre, 115 sahanın

• 9’u Tarım ve Orman Bakanlığı’nın iznine tabi mesafede

• 7’si rüzgar enerji santrali (RES) alanlarıyla girişimli

• 8’i MTA’nın önceden maden yatağı tespit ettiği sahalarda

• 6’sı ağaçlandırma alanlarıyla, 3’ü gölet veya baraj alanlarıyla, 2’si ise HES alanlarıyla çakışıyor


Kürt illerindeki sahalar

Bingöl, Bitlis, Dersim, Diyarbakır, Muş, Şırnak, Van, Mardin ve Siirt’te toplam 14 saha ihaleye çıktı. Bunlardan Şırnak’taki 851 hektarlık sahayı FKGlobal Maden Petrol İnşaat Gıda Nakliye Emlak Gayrimenkul İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti., Siirt’teki sahayı ise Akgünler İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. kazandı. Bu sahanın bilgi notunda karayolu ve enerji iletim hattıyla çakışma uyarısı bulunuyor.

“ODTÜ Rant Yolu” projesi yine başladı

“Yavaş diretiyor, öğrenciler ve Ankaralılar da diretecek”

Melih Gökçek döneminde hayata geçirilmek istenen ve kamuoyunda “ODTÜ rant yolu” olarak bilinen projenin çalışmaları, Mansur Yavaş tarafından yeniden başlatıldı. ODTÜ’lü öğrenciler projeye karşı eylem çağrısında bulunuyor.

AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek döneminde hayata geçirilmek istenen ve kamuoyunda “ODTÜ Rant Yolu” olarak bilinen “Bilkent-İncek Yolu Projesi”ne yönelik çalışmalar, CHP’li Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden başlatıldı.

ODTÜ Ormanı’ndan geçirilmek istenen proje, Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ODTÜ Rektörlüğü’nün anlaşmasıyla başlatılmıştı. Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davada Ankara 9. İdare Mahkemesi yol ile ilgili planların yürütmesinin durdurulmasına hükmetmişti. Melih Gökçek’in istifası sonrası yerine gelen Mustafa Tuna projeyi iptal etmişti.

2022’de, belediye Mansur Yavaş yönetimindeyken, büyükşehir belediyesine ait iş makineleri ormana girdi. Protestoların ardından çalışmalar durduruldu. Ancak geçtiğimiz günlerde yeniden başlatıldı.

Yolun yapılmasının trafiği rahatlatmayacağı aksine yeni bir trafik yaratacağı, bölgedeki ekolojik yaşamı tahrip edeceği ve yolun çevresindeki arazilerin ranta açılacağı, yapılan eleştirilerin başında geliyor.

Yolun yapılması durumunda ODTÜ kampüsünün 96 hektarlık parçası da ODTÜ’den koparılacak.

ODTÜ ekosistemi, aralarında endemik türlerin de bulunduğu 800’den fazla bitki türü, yine aralarında endemik türlerin olduğu omurgasızlar, sürüngenler, amfibiler, memeliler, tatlı su canlılarına ve özellikle kuşlar gibi canlılara yuva olmuş yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip bir bölge. ODTÜ’de, ülkenin tümünde görülen kuş türlerinin yarısından fazlası gözlemlendi. Tespit edilen 249 kuş türünden 100 kadarı ODTÜ’yü üreme alanı olarak kullanmakta ve 6 türün nesli ise küresel ölçekte tehdit altında.

Yeniden başlayan çalışmaların ardından öğrenciler projenin yapıldığı alana eylem çağrıları yapmaya başladı.

Öğrencilerden Zeynep, projeye niçin karşı çıktıklarını Niha+’a anlattı.

“Yavaş diretiyor, öğrenciler ve Ankaralılar da diretecek”

Zeynep, projenin, Ankara’nın güncel yaşamından kopuk bir proje olduğunu, trafiği rahatlatmayacağını, aksine kendi trafiğini yaratacağını söyledi.

“Bir de projenin bölgedeki lüks konut projelerine (Park Joven vb.) ve yeni imar rantlarına altyapı hazırladığı da ortada. Ankara’nın biraz da karikatürleşmiş bir yanı maalesef; ormansızlaştırılmış alanlarına plaza, lüks konut dikme ve yol geçirme anlayışının devamı.”

2022’de Yavaş’ın projeye yeniden başladığını ifade eden Zeynep, o yıl belediye meclis toplantısına girmek isteyen ODTÜ’lülerin, ABB önünde polis şiddetine maruz bırakıldığını da hatırlattı.

Zeynep, ODTÜ öğrencileri olarak Şehir Plancıları Odası ve ODTÜ Mezunlar Derneği ile temas halinde olduklarını, ABB önünde geçtiğimiz günlerde ortak çağrıyla bir basın açıklaması düzenlediklerini söyledi.

“Yine geçtiğimiz günlerde Rant Yolu alanı öğrenciler tarafından ziyaret edildi. Dün (3 Eylül’de) de asfalt dökümü öncesi yolun bir tarafının mıcırlandığını ve çalışmanın devam ettiğini gördük güzergahın üstünde. ODTÜ’lüler alana acil bir çağrı yaptılar, zaten o gün akşam saatlerine Dağcılık ve Kış Sporları Kolu tarafından konulmuş bir etkinlik de vardı ‘Rant Yoluna Koşuyoruz’ şeklinde. Bir süreliğine öğrenciler orada oturup nöbet tuttular, iş makineleri çalışmayı durdurdu ve sonrasında sözlerini söyleyip alandan ayrıldılar.”

“Ancak bugünden sonra da Rant Yolu alanında bu eylemliliklerin devam etmesi ve büyümesi gündemimizde.”diye konuşan Zeynep, sadece ODTÜ’lülerin değil yurttaşların katılımının da çok önemli olduğunu söyledi.

Zeynep, sözlerini şöyle noktaladı:

“ABB önünde ya da alan dışındaki diğer yerlerde ne kadar kazanım sağlayabiliriz bu bir soru işareti. Şu an daha dönem başlamadı, çoğu öğrenci burada değil. Medya ve sivil toplumun gündemine daha fazla girmeli. Belediye yetkilileri de sahada çalışan işçi de ne olursa olsun bu yol yapılacak şeklinde talimat almışlar. Yavaş diretiyor, öğrenciler ve Ankaralılar da diretecek.”

BM raporu: 1.5°C eşiği birkaç yıl içinde aşılabilir

BM Çevre Programı’nın yeni raporuna göre dünya, birkaç yıl içinde 1.5°C küresel ısınma eşiğini aşma yolunda ilerliyor. 350.org, raporu COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye ve için bir uyarı ve eylem çağrısı olarak nitelendirdi.

BM Çevre Programı (UNEP) tarafından açıklanan yeni rapor, küresel ısınmanın önümüzdeki birkaç yıl içinde 1.5°C eşiğini geçebileceğini ortaya koydu. “Aşımı Sınırlamak” başlıklı raporda, en iyimser senaryoda dahi sıcaklık artışının 1.8°C’ye ulaşacağı, bazı projeksiyonlarda bu rakamın çok daha yükseğe çıkabileceği belirtildi.

Rapora göre hükümetlerin emisyonları, metan salınımlarını ve fosil yakıt kullanımını hızla azaltmaya yönelmesi durumunda dünya, bir “aşım, zirve ve düşüş” sürecinin ardından yeniden 1.5°C eşiğinin altına inebilir. UNEP, sıcaklık artışının her ek derecesinin iklim risklerini daha da ağırlaştırdığını vurguladı.

Raporda ayrıca karbon yakalama teknolojilerinin, ancak fosil yakıt kaynaklı emisyonlarda köklü ve kalıcı kesintilerle birlikte uygulandığında anlamlı bir katkı sunabileceği ifade edildi. Tarihsel olarak iklim krizinden en çok sorumlu tutulan ülkelerin ise en hızlı ve en kararlı adımları atması gerektiği kaydedildi.

Kırılma noktası riski

UNEP raporu ayrıca, 1.5°C eşiğinin aşılmasının büyük buz katmanlarının dengesinin bozulması, Amazon ormanlarının tahribatı ve Atlantik Meridyenel Devir Daim Dolaşımı’nın (AMOC) çökmesi gibi geri döndürülemez kırılma noktalarını tetikleyebileceği uyarısını yineledi.

“Elimizdeki her kesir değerli“

İklim kampanyaları yürüten 350.org, raporu hem bir uyarı hem de bir eylem çağrısı olarak nitelendirdi. Kurum, sıcaklık aşımının artık kaçınılmaz görünse de bunun derinliğinin ve süresinin bugün alınacak siyasi kararlarla şekilleneceğini vurguladı.

350 Pasifik Direktörü Fenton Lutunatabua, mümkün olan her derece kesrinin geri kazanılması gerektiğini belirterek 1.5°C üzerinde geçen her günün kıyı şeritlerinin kaybı, tarım alanlarının sular altında kalması ve mercan resiflerinin yok oluşu anlamına geldiğini söyledi. Lutunatabua, bilim ve çözümlerin ortada olduğunu, eksik olanın siyasi irade olduğunu ifade etti. Hükümetlerin, COP31 öncesinde Palau’da düzenlenecek Pasifik Adaları Forumu Liderler Toplantısı’nda bir araya geleceğini hatırlatan Lutunatabua, dünyanın en büyük fosil yakıt ihracatçılarından Avustralya’nın bu süreçte atacağı adımların yakından izleneceğini kaydetti.

Türkiye’ye COP31 uyarısı

350 Türkiye Direktörü Efe Baysal ise raporun, Akdeniz havzasında aşırı sıcaklık, kuraklık ve orman yangınlarıyla karşı karşıya olan Türkiye için de açık bir uyarı taşıdığı görüşünde. Baysal, Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi’nin Türkiye’ye küresel iklim diplomasisinde yön verme fırsatı sunduğunu ancak bunun ciddi bir sorumluluk da getirdiğini söyledi.

Baysal’a göre samimi bir iklim liderliği; kömürden çıkış için bağlayıcı bir takvim belirlemeyi, yeni fosil yakıt yatırımlarına son vermeyi ve ulusal katkı beyanının 1.5°C hedefiyle uyumlu hale getirilmesini gerektiriyor. Baysal, Çanakkale Karabiga’daki CENAL kömürlü termik santraline yeni ünite eklenmesi gibi projelerle sürecin ertelenmesinin veya yalnızca söylemle yetinilmesinin artık bir seçenek olmadığını sözlerine ekledi.

“Köpekler hayatını kaybediyor” iddiası: Diyarbakır’da toplatılan köpekler hangi koşullarda tutuluyor?

Diyarbakır’da belediye tarafından toplanan sokakta yaşayan köpekler şehrin uzağında etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor. Hayvan hakları savunucuları, bu alanın yetersiz olduğunu ve çok sayıda köpeğin hayatını kaybettiğini söylüyor.

Fotoğraf: Elida Zerri

Diyarbakır’da belediye tarafından toplatılan ve yaklaşık sayıları 400 ila 600 arasında olduğu belirtilen sokakta yaşayan köpekler, bir ayı aşkın süre önce kurulan, şehir merkezi dışında ve etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ise alanı “Doğal Yaşam Alanı” olarak adlandırıyor ve tesisin ekim ayı sonunda tamamlanacağını, 15 bin hayvana bakabilecek kapasitede olacağını ifade ediyor. 195 dönüm alan üzerine kurulan bu “Doğal Yaşam Alanı,” hayvan hakkı savunucuları tarafından tepkiye sebep oldu.

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BurHak) ve Yaşam İçin Yasa gibi birçok kuruluş ve hayvan hakları savunucuları, alanda personel olmadığını, mama ihtiyacının karşılanmadığını, şimdiye kadar 60-65 köpeğin bu alanda hayatını kaybettiğini duyuruyor.

Belediye ayrıca köpeklerin bakımlarının yapıldığını, günde iki öğün mama verildiğini aktarıyor.

“Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri, köpeklerin tutulduğu alanda yaşananları Niha+’a anlattı:

“Başka bir Hayvan Bakımevi var. Bu, Diyarbakır-Ergani yolu üzerinde, 20. kilometrede kalıyor. Ama bu yeni yapılan alan, buranın da ötesinde, şehir merkezinden daha uzakta, tamamen izole bir alan. Etrafı çitlerle çevrili. Çitlerin bazı yerlerine tül benzeri kumaşlar örtülmüş ancak bunlar sıcaktan korumuyor.”

Suların mavi depolarda tutulduğunu söyleyen Zerri, “O sular da güneşin altında kaynamış vaziyette. Hayvanlar kaynar su içiyorlar. 50 derece havada, tek bir ağacın olmadığı kurak bir alanda, güneşin altında bekletiliyorlar. Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz.” dedi.

Zerri, köpeklerin mamaya da eşit şekilde ulaşamadığını, verilen mamayı güçlü ve baskın köpeklerin yediğini, daha uysal ve güçsüz köpeklerin mama yiyemediğini söyledi:

“Bu hayvanlar karışık şekilde oraya konulmuşlar. Birbirleriyle kavga da ediyorlar tabii ki. Yaşlı ve hasta hayvanlar, küçük, uysal hayvanlar bu ortamda iç içeler.”

Alanda veteriner ve görevli olmadığını söyleyen Zerri, sadece inşaat bekçisinin orada olduğunu onun da her zaman olmadığını aktardı.

“Hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş”

“Bu hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş durumda. Orada her gün köpeklerin öldüğünü biliyoruz. Gittiğimizde buna şahit olduk. Şimdiye kadar 60-65 köpeğin öldüğünü, bize, oradaki görevli söyledi. Orada yaşananlar ne ahlaki ne de bilimsel.”

195 dönümlük bu alanda belediyenin çalışma başlatmadığını savunan Zerri, “Bir kazma vurulmadı, bir ağaç ekilmedi” diye konuştu.

“Duyumlarımıza göre Valilik sokakta yaşayan köpekler hakkında belediyeye baskı yapınca, büyükşehir ve ilçe belediyeler son hız tutabildiği hayvanı tutup o araziye götürdü.”

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Özlem Tekin ile görüştüklerini söyleyen Zerri, sonuç alamadıklarını ifade ederek “Baro ve Amed Ekoloji Derneği’nden birkaç arkadaşla bir heyet oluşturup Tekin ile görüştük. Bize toplamaların durdulmayacağını, bir şey yapılamayacağını söyledi. Sağlık Daire Başkanı da aynı şeyi söyledi” dedi.

Ekolojik belediyecilik ile örtüşmüyor

Geçen hafta da yerel yönetimlerle görüştüklerini ifade eden Zerri, orada da taleplerimizi söylediklerini, raporlarını sunduklarını, kendilerine olumlu dönüş yapıldığını ama bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını belirtti:

“İki gün önce de alandaydık. Durum aynıydı. Bu yapılanlar ‘ekolojik belediyecilik’ ile de örtüşmez. Ekoloji insan merkezcilik değildir.”

Zerri, bugün (25 Ağustos) Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak ile yapılan görüşmeden de bir sonuç çıkmadığını, Bucak’ın alanın “iyi” olduğunu savunduğunu söyleyerek sözlerini noktalayarak “Eylemlerimiz devam edecek” dedi.

Belediye: “Barınak kapasitedi aşıldı, 5 dönümlük geçici bir alan oluşturuldu”

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, Niha+’ya yazılı bir açıklama göndererek bu alanın “geçici” bir süreliğine var olduğunu ve iyileştirmeler için çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yeni hayvan mevzuatı kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere iletilen talimatlar doğrultusunda, Diyarbakır merkezde bulunan 4 ilçe belediyesi ile kırsaldaki 13 ilçe belediyesi tarafından sahipsiz hayvanların toplanması zorunludur.

Bu kapsamda ilçe belediyeleri tarafından toplanan hayvanların Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirilmesi sonucunda, mevcut barınak kapasitesinin önemli ölçüde üzerine çıkılmıştır. Mevcut kapasitenin yetersiz kalması nedeniyle hayvanların sağlıklı ve güvenli koşullarda barındırılabilmesi amacıyla alternatif ve geçici yaşam alanlarının oluşturulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Büyükşehir Belediyemize ait yaklaşık 195 dönümlük ve çevresi kapalı doğal yaşam alanında, Ankara’dan gelen müfettişin gerçekleştirdiği incelemeler sonucunda, alan içerisinde geçici padoklar oluşturularak hayvanların bu alanlara alınması gerektiği belirtilmiştir. Mevcut barınak kapasitesinin aşılması ve bu yöndeki idari değerlendirmeler doğrultusunda, Fen Daire Başkanlığımız tarafından doğal yaşam alanı içerisinde yaklaşık 5 dönümlük geçici bir alan oluşturulmuştur.

Gerekli altyapı ve düzenlemelerin tamamlanmasının ardından, ilk etapta 120 hayvanın bu geçici alana nakli gerçekleştirilmiştir.

İlçe belediyelerinden toplanarak getirilen hayvan sayısının artmaya devam etmesi üzerine, doğal yaşam alanı içerisinde ikinci bir geçici alana daha ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapsamda yaklaşık 10 dönümlük ikinci geçici alan oluşturulmuş ve her iki alanda da hayvanların güvenliğinin, barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla gerekli iyileştirme ve düzenlemeler yapılmıştır. İkinci geçici alana da yaklaşık 480 hayvanın nakli gerçekleştirilmiştir.

Özellikle 5 ve 10 dönümlük bu iki alanın tamamen geçici amaçla oluşturulmuş olduğu bilinmelidir. Büyükşehir Belediyemizin yaklaşık 195 dönümlük doğal yaşam alanı projesi kapsamında kalıcı yaşam alanlarının yapımına yönelik ihale gerçekleştirilmiş olup, ihaleyi alan firma tarafından sahada hızlı bir çalışma programı başlatılmıştır.

Kalıcı yaşam alanlarının yapım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, geçici alanlarda bulunan hayvanlar ile Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde bulunan hayvanların, planlanan kalıcı yaşam alanlarına kademeli ve kontrollü şekilde nakilleri gerçekleştirilecektir.

Bu süreçte, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Daire Başkanlığı ekipleri tarafından hayvanların sağlık kontrolleri, muayene ve tedavileri rutin ve günlük olarak sürdürülmektedir. Hayvanların mama ve su ihtiyaçları düzenli şekilde karşılanmakta; veteriner hekimlerimiz tarafından sağlık durumları takip edilerek gerekli görülen hayvanlara muayene ve tedavi uygulanmaktadır.

Doğal yaşam alanlarında yürütülen çalışmalar, yalnızca ilgili belediye birimlerinin değerlendirmeleriyle sınırlı tutulmamakta; hayvanseverler, hayvan dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantı ve istişareler doğrultusunda yürütülmektedir.

Gerçekleştirilen toplantılarda derneklerin, hayvanseverlerin ve oluşturulan heyetlerin görüş ve talepleri doğrudan dinlenmekte; teknik olarak uygulanabilir ve hayvan refahına katkı sağlayacak öneriler değerlendirilerek çalışmalara yansıtılmaktadır.

Bu kapsamda, bağlı bulunduğumuz Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Özlem Tekin’in bizzat katılımıyla hayvan dernekleri ve hayvanseverlerden oluşan heyetlerle toplantılar gerçekleştirilmiş, ayrıca söz konusu heyetlerle birlikte doğal yaşam alanı ziyaret edilmiştir. Gerçekleştirilen ziyaretlerde sahadaki mevcut durum yerinde incelenmiş, hayvanseverlerin ve dernek temsilcilerinin talepleri doğrudan dinlenmiş ve ilgili birimlere aktarılmıştır.

Bu istişareler sayesinde sahadaki çalışmaların hem teknik gereklilikler hem de hayvanların sağlık ve refahı gözetilerek yürütülmesine azami özen gösterilmektedir.

Büyükşehir Belediyesi olarak bundan sonraki süreçte de hayvanseverler, hayvan hakları dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla iletişim ve istişare içerisinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri’nin dahil olduğu heyetin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne 6 Ağustos’ta sunduğu rapor ise şu şekilde:

DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÖPEK TOPLAMA ALANI ZİYARET RAPORU

Ziyaret Tarihi: 06.08.2026

Ziyaretin Amacı

Bu ziyaret, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından sokaktan toplanan köpeklerin tutulduğu alandaki mevcut barınma koşullarını yerinde gözlemlemek, tespit edilen durumları kayıt altına almak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Gözlemler

Ziyaret sırasında edinilen bilgiler ve yapılan gözlemler doğrultusunda;

  • Son bir ay içerisinde toplam 444 köpeğin toplama alanına getirildiği bilgisi paylaşılmıştır.
  • Aynı süre içerisinde 25 köpeğin yaşamını yitirdiği, ölümlerin önemli bir bölümünün köpeklerin birbirlerine saldırması ve parçalanması sonucu meydana geldiği ifade edilmiştir.
  • Toplama alanının toplam büyüklüğünün 195 dönüm olduğu belirtilmiştir.
  • Köpeklerin fiilen tutulduğu alanın ise biri 5 dönüm, diğeri 10 dönüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluştuğu ve bu iki bölümde toplam yaklaşık 420 köpeğin barındırıldığı gözlemlenmiştir.
  • Yaralı, yaşlı, farklı cins, farklı cinsiyet ve özel bakım gereksinimi bulunan köpeklerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın aynı alanlarda birlikte tutulduğu görülmüştür.
  • Köpeklerin içme sularının plastik bidonlarda muhafaza edildiği, su kaplarının doğrudan güneş ışığına maruz kaldığı ve su kaynaklarını koruyacak herhangi bir gölgelik sisteminin bulunmadığı gözlemlenmiştir.

Değerlendirme

Yapılan gözlemler, mevcut barındırma modelinin hem hayvan refahı hem de sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlar içerdiğini göstermektedir.

Sınırlı alanlarda çok sayıda köpeğin bir arada tutulması; yaralanma, ölüm, hastalıkların yayılması, kronik stres ve saldırganlık riskini artırmaktadır. Yaralı, yaşlı ve özel bakım gerektiren hayvanların diğer hayvanlarla aynı alanlarda tutulması ise bu riskleri daha da büyütmektedir.

İçme sularının plastik bidonlarda ve gölgelik olmaksızın muhafaza edilmesi, özellikle yaz aylarında suyun sağlıklı şekilde korunmasını güçleştirmektedir.

Mevcut uygulamanın bu şekilde devam etmesi halinde hem hayvanların yaşam hakkı ve refahı hem de alanda görev yapacak personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sorunların ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir.

Talepler ve Öneriler

Kısa Vadede Acilen Atılması Gereken Adımlar

Mevcut gözlemler doğrultusunda, hayvanların yaşam hakkı ve refahının korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir:

  • Sokaktan köpek toplama uygulamalarının derhal durdurulması.
  • Toplama alanlarında bulunan köpeklerin sağlık kontrollerinin, tedavilerinin, aşılarının ve gerekli bakım süreçlerinin tamamlanmasının ardından, alındıkları yaşam alanlarına geri bırakılması.
  • Bilimsel ve etik temellere dayanan “Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat” ilkesinin etkin ve yaygın biçimde uygulanması.
  • Belediyeler, kamu kurumları, özel sektör, fabrikalar, sivil toplum kuruluşları ve bireylerin katılımıyla kapsamlı bir sahiplendirme seferberliği başlatılması.
  • Sahiplendirmeyi artırmak amacıyla teşvik edici kampanyalar, kamuoyu bilgilendirme çalışmaları ve destek mekanizmalarının oluşturulması.

Uzun Vadede Yapılması Gerekenler

  • Mevcut projenin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve hem hayvan refahı hem de çalışma koşulları açısından ciddi riskler taşıdığı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda;
  • Barınma alanları yeniden planlanmalı; her 2,5 dönümlük alanda en fazla 60–80 köpeğin barınacağı şekilde küçük ve yönetilebilir yaşam üniteleri oluşturulmalıdır.
  • Hâlihazırda planlanan geniş ve toplu barındırma modeli yerine, hayvanların sosyal davranışları, güvenliği ve refahı gözetilerek bölümlendirilmiş yaşam alanları tasarlanmalıdır.
  • Çok sayıda hayvanın geniş fakat kontrolsüz alanlarda bir arada tutulmasının, zamanla sürüleşme ve vahşileşme riskini artıracağı; bunun hem hayvanlar hem de tesiste görev yapacak personel açısından ciddi güvenlik sorunları doğurabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Personelin güvenli, sağlıklı ve yönetilebilir çalışma koşullarına sahip olması sağlanmalıdır. Mevcut planlamanın çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından da önemli riskler barındırdığı değerlendirilmektedir.
  • Hayvan refahına aykırı uygulamaların yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda ilgili mevzuat çerçevesinde hukuki sorumluluk doğurabilecek nitelikte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Alan içerisinde yağmur suyu hasadı sistemi kurularak otomatik suluklarla hayvanların sürekli temiz suya erişimi sağlanmalıdır.
  • Her yaşam ünitesine yeterli sayıda dayanıklı ahşap kulübe yerleştirilmelidir.
  • Yaz aylarında serinleme ve doğal davranışların desteklenmesi amacıyla uygun büyüklükte gölet veya su alanları oluşturulmalıdır.
  • Alanın iklim koşulları dikkate alınarak kapsamlı bir ağaçlandırma ve doğal gölgelendirme çalışması yapılmalıdır.
  • Hayvanların stres düzeyini azaltacak, doğal davranışlarını sergileyebilecekleri zenginleştirilmiş yaşam alanları (oyun, keşif ve dinlenme bölgeleri) oluşturulmalıdır.

Hayvanların yaşam hakkını esas alan, bilimsel verilerle desteklenen ve sürdürülebilir bir yönetim modeli; hem hayvan refahının korunması hem de toplum sağlığı ve güvenliği açısından zorunludur.

Bu rapor, 06.08.2026 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret sırasında doğrudan yapılan gözlemler ve ziyaret esnasında paylaşılan bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır.

*Rapordaki bazı sayıların haberdekinden farklı olmasının nedeni, raporun 6 Ağustos tarihinde sunulmasından kaynaklanıyor.

Sadece Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leylek yaşamını yitirdi

Göç yolculuğunda elektrik akımına kapılarak ölen leyleklerin sayısı artıyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğunu gözlemleyen Erdem Kuruca, “Daha kaçının ölmesini bekleyeceğiz?” diyerek yetkililerin acilen harekete geçmesini talep etti. Ölümlere ilişkin Eko Alan bir imza kampanyası başlattı.

Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki Tahtakale’de, göç sırasında dinlenmek ve gecelemek için demiryolu hatlarındaki katener tellerine ve direklere konan leylekler, elektrik akımına kapılarak yaşamlarını yitiriyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğu gözlemlendi. Eko Alan, her geçen gün yeni ölümlerin ve yaralanmaların yaşandığı bölgede, göç sezonunun başlamasıyla birlikte riskin daha da büyüdüğüne dikkat çekiyor.

Mersin’de 9 Ağustos’ta elektrik direklerine konan leyleklerin elektrik çarpması nedeniyle yaşamını yitirmesinin ardından aynı durum İstanbul Küçükçekmece’deki tren yolundaki elektrifikasyon hattında da tekrarlandı. Leylek ölümlerine ilişkin Eko Alan tarafından bir imza kampanyası başlatıldı. ekoalan.org/leyleklericinacilcagri adresinde yürütülen kampanya kısa sürede yaklaşık 6 bin imzaya ulaştı.

Elektrik iletim ve dağıtım hatları ile demiryolu elektrifikasyon sistemlerinin özellikle göç dönemlerinde kuşlar açısından önemli riskler oluşturabildiğini kaydeden Eko Alan, bu nedenle riskli hatların belirlenmesi ve kuşların konmasını veya elektrik akımına maruz kalmasını önleyecek teknik önlemlerin alınmasının önem taşıdığını belirtti.

“Sorun sadece Küçükçekmece’den ibaret değil”

Leylek ölümlerinin ardından düzenlenen imza kampanyasını örgütleyen Erdem Kuruca, ölümlerin önlenmesi için özellikle demiryolu hatlarının acilen incelenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“TCDD Bölge Müdürlüğü, toplu ölümlerin yaşandığı noktada kısa vadede acil önlemler alacağını, uzun vadede ise benzer ölümlerin tekrar yaşanmaması için ilgili uzmanların görüşlerine başvuracağını iletti. Bu gerçekten önemli ve sevindirici bir gelişme. En azından bu noktadaki ölümlerin durdurulması için bir adım atılıyor.

Ancak bizim için önemli olan, bu müdahalenin kalıcı bir çözüme dönüşmesi. Bugün burada yaşanan ölümleri durdurmak elbette çok önemli; fakat aynı sorunun başka bir noktada tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Başta Trakya ve Marmara olmak üzere göç yolları üzerindeki riskli demiryolu ve elektrik hatlarının belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.

Bu nedenle yetkililerden yalnızca mevcut vakaya müdahale edilmesini değil, benzer ölümlerin önüne geçecek kalıcı adımlar atılmasını talep ediyoruz. Bu konuyu gündemde tutmaya ve takip etmeye devam edeceğiz.”

“Mevcut çalışmalar yeterli değil”

Konuyla ilgili açıklama yapan Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tuba Kılıç Karcı ise şunları söyledi:

“Türkiye; leylek, pelikan, şahin, akbaba ve kartal gibi süzülerek göç eden kuş türleri açısından önemli yaşam alanlarına ev sahipliği yapıyor. Doğa Derneği, bu kuşlar üzerindeki en büyük tehdit olan elektrik çarpmasını engellemek için saha çalışmaları gerçekleştiriyor, elektrik hatlarındaki direklerin yalıtılması ve diğer azaltım önlemlerinin uygulanması konusunda elektrik şirketleriyle birlikte çalışıyor.

Ne yazık ki, mevcut çalışmalar Türkiye’nin geniş coğrafyası ve elektrik hatlarının farklı kurum ve kuruluşların sorumluluğunda bulunması nedeniyle yeterli olmuyor. Elektrik hatlarının planlanmasından direk tiplerinin seçimine, hatların geçtiği güzergâhlardan riskli alanların belirlenmesine kadar tüm süreçler ekolojik açıdan değerlendirilerek tasarlanmalı. Hat sahipleri, uzmanların desteğiyle gerekli azaltım önlemlerini ivedilikle hayata geçirmeli.

İlgili tüm kurumları, göçmen kuşların güvenliğini sağlamak ve bu tehdidi kalıcı olarak azaltmak amacıyla ülke çapında bütüncül bir planlama ve uygulama süreci başlatmaya çağırıyoruz. Doğa Derneği olarak, bu alandaki bilgi ve deneyimimizle gerekli çalışmalara destek vermeye hazırız.”

“Ölümler daha büyük bir soruna işaret ediyor”

Kuş Kolektifi’nden Seda Elhan ise sahadan gelen bilgilerin kayıt altına alınması ve paylaşılması sürecine dikkat çekti:

“Küçükçekmece’de yaşanan ölümlerin ardından Kuş Kolektifi olarak sahadan gelen görüntü ve bilgileri kayıt altına alarak kamuoyuyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaştık. Silivri, Mersin ve Eskişehir gibi farklı bölgelerden gelen benzer bildirimler, yaşananların tek bir noktadaki olaydan ibaret olmadığını gösteriyor. Güvenli konaklama alanlarının azalması, kuşların enerji ve demiryolu hatları gibi riskli yapılarda toplanma ihtimalini artırabiliyor. Bu nedenle göç döneminde yaşanan bu tür vakaların yalnızca tek tek olaylar olarak değil, kuşların göç ve konaklama davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Biz de sahadan gelen yeni bilgileri izlemeye, kayıt altına almaya ve ilgili kurumlara aktarmaya devam edeceğiz.”

Göç sezonu başladı

Türkiye’nin kuşlar için en önemli göç yolları üzerinde bulunduğunu, Avrupa-Afrika arası her sonbahar yaklaşık 1 milyon leyleğin İstanbul Boğazı üzerinden uçtuğunu belirten Elhan, başlayan göç sezonu ile birlikte önümüzdeki günlerde çok daha büyük sürülerin bölgeden geçeceğini ve hızlı adım atmanın önemini vurguladı.

Kampanya kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaşım ve Altyapı Bakanlığı, TEDAŞ, TEİAŞ, Dağıtım Şirketleri ve TCDD ile Doğa Koruma Milli Parklar başta olmak üzere ilgili kurumlara, riskli demiryolu, iletim ve dağıtım hatlarının acilen belirlenmesi, mevcut risklerin incelenmesi ve göç dönemi devam ederken gerekli önlemlerin hayata geçirilmesi için çağrı yapılıyor.

Kampanyacı Kuruca, “Daha fazla leyleğin ölmesini beklemeden harekete geçilmesi gerekiyor,” diyerek herkesten konunun takipçisi olmasını talep ediyor.

Eko Alan hakkında

Eko Alan, uzun yıllara dayanan iletişim, kampanyacılık ve savunuculuk deneyimlerini bir araya getiren doğa savunucuları, kampanyacılar ve iletişim uzmanlarından oluşan bir ekip olarak, ekoloji mücadelesi verenlerin sesini büyütmeyi ve iklim krizinin kesişimsel etkilerine dair farkındalığı artırmayı hedefliyor. Yerel mücadeleleri görünür kılan, kampanyacılık, savunuculuk ve iletişim eğitimleriyle yerel aktörlere ve kurumlara destek sunan, bir imza kampanyası platformu olarak imza kampanyalarının yürütülmesine imkan sunan bir platformdur. Türetim Ekonomisi Derneği bünyesinde çalışıyor.

Türetim Ekonomisi Derneği Hakkında

Türetim Ekonomisi Derneği sosyal girişimciler, sivil toplum uzmanları, araştırmacılar, bilim insanları, ekoloji ve insan hakları aktivistleri, finansal teknolojiler ve sürdürülebilirlik yatırımcıları tarafından Aralık 2015’te, ekolojik ve sosyal açıdan adil iş modellerine yönelik araştırmalar yapmak; iyi uygulamaları güçlendirerek yaygınlaştırmak ve toplumu türetim ekonomisinin doğanın korunması ile sürdürülebilir bir toplum inşası üzerindeki olumlu etkileri hakkında bilgilendirmek amacıyla kuruldu.

Kurulduğu günden beri Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan, ekolojik ve sosyal açıdan adil üreticiler ile türeticiler arasında doğrudan bir ilişki kurmak ve sürdürülebilir, döngüsel ve adil bir ekonominin tesisi için çeşitli faaliyetler yürütüyor. Bugün derneğin etki alanı içerisinde 770’in üzerinde üretici ve 25 binin üzerinde türetici bulunuyor.

Van ve Hakkâri’de dağ keçisi ihalelerine tepki: “Bu turizm değil, vahşettir”

Van ve Hakkâri’de 2026-2027 av turizmi sezonu kapsamında dağ keçilerinin avlanması için av kotaları ihaleye çıkarıldı. Van Ekoloji Derneği’nden Fatih Şahin, “Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır” dedi.

Fotoğraf: Pixabay

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Av Turizmi” uygulamaları kapsamında Van ve Hakkâri’de dağ keçileri için av kotaları ihaleye çıkarıldı.

Hakkâri’nin Yüksekova (Gürkavak Genel Avlağı – 2 adet) ve Şemdinli (Konur Devlet Avlağı – 1 adet) ilçelerinde 2026-2027 av sezonu kapsamında toplam 3 dağ keçisi kotası satışa açıldı. Her bir dağ keçisi için tahmini bedel 1 milyon 650 bin TL, geçici teminat bedeli ise 49 bin 500 TL olarak belirlendi. Van’da da benzer şekilde bir dağ keçisi için 450 bin TL tahmini bedel belirlendi. Van ve Hakkari’nin yanında Bitlis ve Siirt’te de toplam 13 dağ keçisi “av kotası açık” teklif usulüyle ihaleye çıkarıldı. Bu dört şehirdeki dağ keçilerinin katledilmesi için istenilen toplam bedel 6 milyon 150 bin TL. Temmuz ayında Muğla’daki dağ keçileri için de 11 adetlik kota satışa çıkarılmıştı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü verilerine göre 2000-2021 yılları arasında Türkiye genelinde toplam 4 bin 268 yaban (dağ) keçisi av turizmi ihaleleri kapsamında avlatılmıştır. Dağ keçileri ayrıca Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türler Kırmızı Listesi’nde yer alıyor ve özellikle bazı alt türleri “tehlike altında” olarak sayılıyor.

4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, koruma altındaki türleri öldürenlere para cezası ve 2 ile 5 yıl arasında hapis cezası gibi yaptırımlar uyguluyor, fakat aynı kanunun hükümlerine uygun olarak yasal ve izinli avlanma yapılabiliyor. Kanun, avcılığı tamamen yasaklamıyor, hatta avcılığın belli kurallar, süreler, kotalar ve izinler çerçevesinde sürdürülebilir şekilde yapılmasını düzenliyor.

İhalelere yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmiş “Av Turizmi İzin Belgesi” sahibi seyahat acenteleri katılabiliyor. İhaleyi kazanan acente ve firmalar, yerli ve yabancı avcılara bu kotaları sunuyor. Hedef türler arasında öne çıkan dağ keçileri için genellikle 7 yaş ve üzerindekiler hedefleniyor. Dağ keçileri gibi koruma altında olan bu türlerin “izinli” bir şekilde avlanması, avcıların av turizminden gelir elde etme ve “trofe” (boynuz/post) koleksiyonu yapması gibi amaçlar uğruna gerçekleştiriliyor.

“Halkla birlikte karşı çıkacağız”

İhalelere ve av turizmi uygulamalarına karşı hukuki ve toplumsal mücadele başlatacaklarını belirten Van Ekoloji Derneği üyesi Fatih Şahin, sürece dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“İhaleyi alan acentelerin bölgeye gelmesi durumunda eylemselliğimiz başlayacaktır. Mahalle ve köy komünlerimiz üzerinden yerel halkı organize ederek, avcıların gideceği her bölgede karşı duruş sergileyeceğiz. Ekoloji aktivistleri olarak avın yapılacağı alanlarda bulunacak ve buna sessiz kalmayacağız. Hukuki süreç de paralel şekilde devam edecek.”

“Canlı öldürmek meşrulaştırılamaz”

Şahin, bölgenin çeşitli güzellikleri olduğunu hatırlatarak bölgedeki bir canlıyı öldürmenin bölgeyi tanıtma amacı gütmediğini söyledi:

“Bir canlıyı öldürmeyi turizm adı altında meşrulaştırmak ve bölgeyi bu şekilde tanıtmak mümkün değildir. Bir canlının katledilmesi insanın egosunu tatmin etmekten başka bir şey değildir. Bunu açıkça bir vahşet olarak görüyoruz. Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır.”

Av turizmi ihalelerine tepki

Av turizmi kapsamında açılan ihalelere, sivil toplum kuruluşları ve ekoloji aktivistleri tepki gösteriyor. Çeşitli illerde açılan davalar sonucunda bölge idare mahkemeleri zaman zaman av ihalelerini durdurma veya iptal etme kararları verse de sonraki av sezonlarında benzer ihale süreçleri tekrar gündeme gelebiliyor.

Change.org gibi dijital platformlarda kamuoyu oluşturmak amacıyla sanal imza kampanyaları düzenleniyor.

Ayrıca, yasal av turizminin yanı sıra herhangi bir mevsim veya yaş sınırı gözetilmeksizin gerçekleştirilen kaçak avcılık faaliyetleri, başta dağ keçileri olmak üzere koruma altındaki birçok türün popülasyonunu ciddi şekilde tehdit ediyor.

İhaleler meclise de taşındı

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Hakkâri Milletvekili Vezir Parlak, ihalelerin iptal edilmesi ve sürecin durdurulması amacıyla konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı.

Sayyiğit, meclisteki konuşmasında dağ keçisinin bir gelir kalemi değil, Kürt halkının özgürlük simgesi olduğunu vurguladı.

“Katliam Yasası”nın 2. Yılı: “Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

2 sene önce yürürlüğe giren 7527 sayılı kanunun ardından, hayvan hakkı savunucuları Eray Özgüner ve Özlem Günaydın yasayla beraber hayvan katliamlarının önünün açıldığını ifade etti. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy ise belediyelerdeki hayvan hakkı ihlaline dikkat çekerek bu konuda örnek gösterilecek bir belediye olmadığını söyledi.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, yürürlüğe girmesinin ikinci yılını doldurdu. Veteriner Hekimler Odası’nın, hayvan hakları savunucularının ve yaşam hakkına duyarlı tüm vatandaşların iki senelik bu dönemde basın açıklamaları ve eylemlerle karşısında durduğu bu yasa, hayvanlara yönelik şiddeti ve katliamı ikinci senesinde de meşrulaştırmaya devam etti.

Medya nasıl kullanıldı?

Yasanın yürürlüğe girme sürecinde hem sosyal medyada hem ana akım medyada yayınlanmaya başlayan sokakta yaşayan hayvanların hedef gösterildiği şiddet içerikli paylaşımlar ve haberler üzerinden yeni yasa, tartışmalara konu oldu. Çoğu medyada sokakta yaşayan hayvanlar, “başıboş” veya “sahipsiz” adıyla anılırken, kimi medya organlarında sokakta yaşayan köpeklerin saldırısı sonucu çocukların öldüğü, çoğu kez kanıt olmadan yansıtıldı. Örneğin Mart 2025’te, Ankara’da 6 yaşındaki bir çocuğun ölümü ilk anda köpek saldırısına bağlanmış, ancak ardından istismar ve cinayet sonucu öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Hayvan hakkı savunucuları, bu haberlerin bir kısmının yalanlandığını, birçoğunun da bilinçli bir şekilde medyaya sunulduğunu hatırlattı. Zaman zaman milletvekilleri aracılığıyla meclise de taşınmış olan hayvanlara yönelik dezenformasyon, bu haberlerin kamuoyunda yasanın benimsenmesi üzerine etkisi oldu.

2025’in ilk 6 ayını ve sonrasında 2025 yılını kapsayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) medyaya yansıyan vakaları derlediği Medya İhlâl Raporu’na göre, sokakta yaşayan hayvanlara uygulanan işkence ve acı muamele ilk 6 ayda en az 1252 olarak saptanırken, yıl sonunda bu sayı 3980’e çıktı. 2025’in ikinci yarısında %117 oranında artmış olan “işkence ve acı verici muamele” verilerinin yanında sokakta yaşayan hayvanların belediyeler tarafından toplandığı vakaların haberleştirilmediğini duyurmuştu. Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi’nden (BURHAK) Eray Özgüner’e göre ise medyaya yönelik bu manipülasyonların hayvan hakları alanında haber yapan gazeteciler tarafından haberlerin gerçekliğinin kanıtlanamamış olması da büyük bir eksiklik.

İzleme Kaydı 2025

Medya İhlâl Raporu

Yıl içinde medyaya yansıyan hayvan hakkı ihlallerinin kayıt altına alınan türleri ve asgari sayıları.

01

Yaşam Hakkı

Birey + 2.530 kovan arı + 154.380 deniz canlısı

En az 3.939.077
02

İşkence ve Acı Verici Muamele

En az 3.980
03

Kaza

En az 820
04

Araçla Ezme

En az 21
05

Zehirleme

Birey + 76 kovan arı

En az 426
06

Ateşli Silahla Vurma

En az 263
07

Dövüştürme

En az 4.217
08

Yasadışı Avcılık

Birey + 124.548 deniz canlısı

En az 10.931
09

Yasaya Aykırı Ticaret

En az 9.512
10

Cinsel Şiddet

En az 16
11

Kamu İle İlgili İhlaller

En az 1.007.750
12

Kapatılma Sebebiyle Meydana Gelen İhlaller

Birey + 2.544 kovan arı + 51.000 kg deniz canlısı

En az 3.798.316
13

Bilinmeyen Sebepler

En az 2.342

Belediyelerde bilgiye ulaşmanın önünün kesildiğini, barınakların koşulları, barınaklardaki hayvan sayısı, kaçının kısırlaştırıldığı gibi soruların “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında verilen dilekçelerde bile cevapsız kaldığını hatırlatan Özgüner, belediyelerle yapılan toplantılarda da bu soruların geçiştirildiğini ve cevapsız bırakıldığını belirtti.

Eray Özgüner

Katledilen hayvanlar yargıya taşındı mı?

Hayvan hakları savunucularının aynı zamanda “Kanlı Yasa” olarak hitap ettiği 7527 sayılı kanun ile önü açılan hayvan katliamlarının mahkemelerce cezasızlık politikası ile desteklenerek uygulanmaya devam ediyor. Yaşam için Yasa İnisiyatifi’nden Özlem Günaydın, yasanın yürürlüğe girmesi ile başlayan bu iki yıllık deneyim için “Yaşanan katliamların ardından birçok suç duyurusunda bulunuluyor, hukuki süreçler takip ediliyor ve deliller kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak bu süreç faillerin büyük ölçüde cezasız kaldığını gösteriyor. Etkin soruşturmalar yürütülmüyor, dosyalar sürüncemede bırakılıyor ve sorumlular hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmıyor. Bu durum yeni katliamların önünü açıyor ve yaşam hakkı ihlallerini sıradanlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakkı ihlalleri ve usulsüzlük uygulayan belediyelere yönelik meclise sunulan soru önergelerine karşı da benzer bir kayıtsızlık görülüyor. HAKİM 2025 Meclis Hayvan Hakları Raporu’nda yasa kapsamında meclise sunulan 24 soru önergesinde bir kısmının süresi geçtikten sonra cevaplandığı, bir kısmının ise cevaplanmadığına ulaşıldı. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy, hayvanlara yapılan kötü muamelenin yargıda sonuç alamadığına ilişkin “Çoğunu yargıya taşımış olsak da pek sonuç alamıyoruz” dedi.

“İçişleri bakanlığından büyük baskı var”

Mecliste yöneltilen soru önergelerini cevapsız bırakan İçişleri Bakanlığı’nın rolünün yasanın uygulandığı şu süreçte oldukça aktif olduğu da görüldü. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’ndan valiliklere, valiliklerden ise belediye başkanlarına yapılan baskının oldukça fazla olduğunu belirtti. Özgüner, “Belediyelerle yaptığımız İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantılarında ‘hiç zaman kaybetmeden köpekleri toplayın’ şeklinde büyük bir baskı var. Belediyeler ceza alacağız korkusuyla hayvanları toplamak zorunda olduklarını belirttiler. Bu bir gerekçe değil. Eğer senin yerin yoksa, kapasiten yoksa, veterinerin yoksa bir belediye çıkmalı, ‘benim elemanım yok, kapasitem yok, barınağımda yer yok’ demeli. Türkiye’de hiçbir belediye böyle bir açıklama yapmadı” diye anlattı.

🐾

MECLİS HAYVAN HAKLARI RAPORU2025

— RAPOR VERİLERİ —

📄
KANUN TEKLİFLERİ 3

Rapor kapsamında 3 kanun teklifi incelenmiştir. Tekliflerin 2’si CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, 1’i DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ve Burcugül Çubuk tarafından hazırlanmıştır.

🔍
ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ 4

Rapor kapsamında 4 araştırma önergesi incelenmiştir. Önergeler DEM Parti milletvekilleri tarafından hazırlanmıştır.

✉️
YAZILI SORU ÖNERGELERİ 167

Rapor kapsamında “hayvan” konulu soru önergelerinin 66’sına cevap verilmiş, 101’ine cevap verilmemiştir.

SORU ÖNERGELERİNİN PARTİLERE GÖRE DAĞILIMI

CHP 88
DEM 43
YYG 16
İYİ 12
BAĞIMSIZ 5
MHP 2
TİP 1

Belediyelerin tutumu ne oldu?

Yasa ile birlikte belediyeler tarafından uygulanan en sık karşılaşılan hayvan hakkı ihlali, usulsüz toplama ve takiben barınakların yetersizliği oldu. Özgüner, toplamalar yapılırken veteriner hekim olmadan Veteriner İşleri Müdürlüğü personellerinin toplanılan hayvanların yaşlarını ve koşullarını gözetmeden doz ayarlaması yapmadan uyuşturucu iğne atarak toplandığına şahit olduğunu anlattı. Özgüner, bu uygulamayı takiben iğne etkisi altındaki hayvanların bir de uzun yollarda barınağa götürülme süreçlerinde yarısının yolda ölmesine sebebiyet verdiğini belirtti.

Avukat Gürsoy, bu iki seneyi değerlendirirken belediyelerin tutumlarında herhangi bir ayrım yapılamayacağını, pek çoğunda “Ankara’da yaşananlar kadar korkunç” olaylar yaşandığını belirtti.

  • 8-10 Ağustos 2024’te Ankara Altındağ’da bir hayvan bakımevine yakın bir arazide 11 ölü köpek bulunmuş, hayvan hakları savunucuları belediyenin köpekleri uyuşturucu iğneyle öldürüp toplu şekilde gömdüğünü iddia etmişti.
  • 11 Haziran 2025’te Gölbaşı Belediyesi görevlilerinin Eymir Gölü etrafında ODTÜ arazisinden usulsüz şekilde işkenceyle sahipsiz sokakta yaşayan köpekleri sürükleyerek topladığı video sosyal medyaya yansımıştı.
  • Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO zirvesi öncesinde güzergahlardaki ve etkinlik alanlarındaki “sahipsiz tüm sokak köpeklerinin” toplatılması emriyle belediyelere yazı gönderdi.

Gürsoy ayrıca sürekli yapılan toplamalara karşın barınak kapasitelerinin yetersiz olduğunu da belirtti. Belediyelerin uyguladığı bu usulsüzlükler karşısında belediye denetimlerinin artırılması gerektiğini ve belediyelere bu kadar geniş yetkiler tanınmaması gerektiğinin altını çizdi. Günaydın ise belediyelerin tutumunu “Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte belediyeler, sokakta yaşayan hayvanları korunması gereken canlılar olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmeye başladı.” şeklinde değerlendirdi.

Tuğba Gürsoy, Fotoğraf: 9. Köy

“Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

Sıkça tartışılan barınakların durumu da Günaydın tarafından “Bugün birçok barınak rehabilitasyon ve tedavi merkezi olmaktan çıkarılmış durumda. Hayvanlar mahallelerinden koparılarak kapalı alanlara hapsediliyor, akıbetleri belirsiz bırakılıyor.” şeklinde değerlendirildi. Gürsoy, yasayla birlikte son iki senede birçok barınağa hiçbir şekilde girmediklerini belirtti. “Yerel Hayvan Koruma Görevlisi” unvanının da kalkmasıyla barınaklara yapılmak istenen ziyaretlerin büyük oranda kısıtlandığını açıkladı. Rant açısından takibi zor büyük miktarlı ihalelere verildiğini söyleyen Gürsoy, barınaklara erişimin ne derecede kısıtlanmış olduğunu anlattı.

Barınaklara yönelik erişimlerin kısıtlanmasıyla toplanılan hayvanların miktarıyla ilgili gerçek verilere ulaşmanın da önü kapatıldı. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı toplanan hayvan sayısıyla barınaklardaki hayvan sayılarının çeliştiğini belirtirken, aradaki farkı takibine dahi izin verilmeyen çok büyük bir katliamın söz konusu olduğu şeklinde açıkladı. Özgüner bu katliamı “Türkiye tarihinde Hayırsızada Toplu Sürgün Katliamı vaktinden sonraki ikinci katliam” olarak tanımladı.

“Kanlı yasa bütünüyle kaldırılmalı”

Henüz yürürlüğe girmesinden önceki süreçle başlayan 2 yıl boyunca yarattığı kırımlarla bugün de uygulanmasının önünde mücadelesini sürdüren yaşam hakkı savunucularının talebi yasanın tamamıyla kaldırılması. Günaydın “Mücadelemiz, yalnızca bu yasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için değil, ‘Kanlı Yasa’nın bütünüyle kaldırılması içindir. Çünkü sorun yalnızca belirli maddeler değil, yasanın dayandığı anlayışın kendisidir. Hayvanların yaşam hakkını yok sayan, onları mahallelerinden kopararak toplamayı ve öldürmeyi esas alan bu anlayış terk edilmelidir.” cümlelerini kullandı.

Özgüner çözüm için sokakta yaşayan hayvanları kurtarıp hayvanlara ayrı bir yaşam alanı yapma önerilerini ise “devletin ekmeğine yağ sürmek” olarak yorumladı. Bu çözüm önerisinin kısırlaştırmaya dahi bütçe ayrılmayan bir düzenden hayvanları sorumlu tutup onları ölüme ve ihmale terk etmek olduğunu anlattı. Böyle bir bütçe ayırıp hayvanları esaret altında tutulmasını değil, bu bütçenin kendi yaşam alanları olan sokaklarda özgürce yaşamaları için harcanmasını savunmak gerektiğini belirtti. Benzer şekilde Günaydın da “Hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını güvence altına alan, kısırlaştırmayı, tedaviyi, korumayı ve kamusal sorumluluğu esas alan yeni bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir” diyerek ortak taleplerini belirtti.

“Eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor”

Günaydın farklı yerellerle ortak bir hat kurmak üzerine son iki senede edinilen deneyimleri özetledi:

“Son iki yılda yaşanan katliamlar, Türkiye’nin dört bir yanında yaşam hakkı savunucularını ortak bir mücadelede buluşturdu. Farklı şehirlerdeki platformlar, inisiyatifler ve bağımsız yaşam hakkı savunucuları arasında dayanışma ve koordinasyon her geçen gün güçleniyor. Katliamlar belgeleniyor, hukuki süreçler takip ediliyor, eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor. Karşımızda yalnızca belirli kentlerde yaşanan münferit olaylar değil, ülke genelinde yaşam hakkını hedef alan politikalar var. Bu nedenle farklı yerellerdeki yaşam hakkı savunucuları olarak ortak bir mücadele hattında buluşuyor, hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını birlikte savunmaya devam ediyoruz.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.