“Çerçeve Yasa” Meclis’te kabul edildi

50 yıllık çatışma sürecini hukuki bir zeminde bitirme iddiası taşıyan tasarı, Meclis Genel Kurulu’nda hararetli tartışmalara sahne oldu. Yapılan oylama sonunda, teklif kabul edilerek kanunlaştı.

TBMM

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis’te yapılan oylamanın sonunda kabul edilerek kanunlaştı. Elektronik oylama üsülü ile yapılan oylamada 562 milletvekili oy kullanırken bunların 468’i kabul, 88’i ret, 6’sı ise çekimser oy kullandı. Böylece “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaşmış oldu.

Meclis Genel Kurulu yapılan oylamanın ardından kapatıldı.

Kamuoyunda “Çerçeve yasa” olarak bilinen düzenleme için görüşmeler 11.00’de başladı.

Genel Kurul’da partilerin grup başkanvekilleri yasa teklifine dair açıklamalar yaptı. Yeni Yol adına Bülent Kaya, İYİ Parti adına Turhan Çömez, CHP adına Rahmi Aşkın Türeli, MHP adına Erkan Akçay, DEM Parti adına Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yeni Parti adına Murat Emir ve AKP adına Abdulhamit Gül konuştu.

12 maddelik yasanın, yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturması öngörülüyor.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulu’nda yoğun tartışmaların ardından kabul edilerek maddelerinin görüşülmesine başlandı.

Genel Kurul’da yapılan elektronik oylamada, yasa teklifinin maddelerine geçilmesi kararı 28 ‘Hayır’ oyuna karşılık, 269 ‘Evet’ oyuyla Meclis’ten geçti. İktidar kanadı (AKP ve MHP) tasarıyı “terörsüz Türkiye için tarihi bir devlet politikası” olarak nitelendirirken; İYİ Parti tasarıya sert sözlerle karşı çıktı. Yasa teklifine ‘Evet’ diyeceklerini açıklayan YENİ Parti ve CHP ise sürecin demokratikleşme ve adalet adımlarıyla desteklenmesi gerektiği şerhini düştü. YENİ Parti grubundan 33 milletvekili ‘Hayır’ oyu vereceğini ilan etti.

‘Hayır’ oyu vereceğini açıklayan Yeni Parti Milletvekilleri

1 İzzet Akbulut
2 Hasan Öztürk
3 Sibel Suiçmez
4 Cemal Enginyurt
5 Süreyya Öneş Derici
6 Deniz Yavuzyılmaz
7 İbrahim Aslan
8 Hikmet Yalım Halıcı
9 Cumhur Uzun
10 Eylem Ertuğ Eryılmaz
11 Murat Çan
12 Servet Mullaoğlu
13 Salih Uzun
14 Uğur Bayraktutan
15 Şeref Arpacı
16 Murat Bakan
17 Seyit Torun
18 Mahmut Tanal
19 Fethi Açıkel
20 Elvan Işık Gezmiş
21 Melih Meriç
22 İsmail Atakan Ünver
23 Mehmet Tahtasız
24 Ümit Özlale
25 Mustafa Erdem
26 Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu
27 Reşat Karagöz
28 Ayhan Barut
29 Barış Karadeniz
30 Fahri Özkan
31 Deniz Yücel
32 Seda Kaya Ösen
33 Ednan Arslan

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “çerçeve yasaya” ilişkin avukatları aracılığıyla açıklama yaptı. İmamoğlu, Türkiye’nin “tarihinin önemli eşiklerinden birinde” olduğunu belirterek barış, huzur, kardeşlik, demokrasi ve hukukun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in süreçte aldığı karara destek verdiğini belirtti. Özel’in “açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine” inandığını ifade eden İmamoğlu, “bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı” desteklediğini söyledi.

İmamoğlu, “Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum” dedi.

DEM Parti ise yasayı “çatışma çözümünün ilk adımı” olarak değerlendirdi.

Silivri Cezaevi’nden mesaj gönderen seçilmiş Hatay Milletvekili Ş. Can Atalay şiddetsiz siyaset ortamının önemine vurgu yaparken, Tunç Soyer de yasanın “kan ve gözyaşı devrinin kapanması” için bir anahtar olduğunu belirtti.

Günün Kronolojisi

11:37 – 13:55
Oturum Öncesi ve Kulis Trafiği
Süreci başlatan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Meclis’e geldi. Kuliste DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Bahçeli’nin yanına giderek tokalaştı. Öncesinde AKP ve CHP Grup Başkanları da Bahçeli ile selamlaştı.
11:58 – 14:01
Grup Başkanvekillerinin İlk Çıkışları ve İYİ Parti’nin Önergesi
Oturumun başında söz alan AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül süreci “Çanakkale ruhu” ile tanımlarken, DEM Parti’den Gülistan Kılıç Koçyiğit “Barışın kazananı 86 milyon olacaktır” dedi. CHP, YENİ Parti ve Yeni Yol temsilcileri demokratikleşme olmadan silahların susmasının tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. İYİ Parti, yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle görüşmelere başlanmaması için bir grup önerisi verdi. İYİ Partili Turhan Çömez’in “Teröristlerin affedileceği bu yasanın görüşülmesi için Sevr’in imzalandığı günü (10 Ağustos) tercih ettiniz” şeklindeki sert eleştirileriyle sunduğu önerge, oylanarak reddedildi.
14:06
İYİ Parti’nin Sert Muhalefeti: ‘Büyük Bir Kalkışmadır’
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, kürsüden sürece en sert tepkiyi veren isim oldu. Yasanın PKK yöneticilerini siyasete kazandırma amacı taşıdığını savunan Dervişoğlu, “Sürece kim ne ad verirse versin milli kimliğimiz ve cumhuriyetimize karşı girişilen büyük bir kalkışmadır. Öcalan’ı makbul bir siyaset gurusu gibi kim pazarlamıştır?” diyerek yasaya ‘Hayır’ diyeceklerini kesinleştirdi.
15:56
DEM Parti: ‘Bu Yasa Taviz Değil, Vatan Ortaktır’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yasanın “çatışma çözümünün ilk adımı” olduğunu belirterek, “Bu yasa taviz değildir, yenme ve yenilme değildir. Ülkenin bütünlüğünü tartışmaya açmıyoruz. Kürtler ayrılmak istese burada olmazdık. Vatan ortaktır” ifadelerini kullandı. Bakırhan, yasanın eksikleri olduğunu ancak desteklediklerini, asıl adımın Meclis açıldığında demokratikleşme ile atılması gerektiğini söyledi.
16:07 – 16:38
YENİ Parti ve CHP: ‘Barışın Önünde Durmayacağız’
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesini ve kayyım, AİHM kararları gibi demokratik adımların eksikliğini eleştirdi. Ancak “Silahların bırakılması için aralanan kapıyı kapatmayacağız, ‘Evet’ diyeceğiz” dedi. Özel, milletvekillerini illerinin hassasiyetlerine göre serbest bıraktı. CHP adına konuşan İnan Alp Akgün ve Oğuz Kaan Salıcı da “Cumhuriyeti demokrasiyle güvence altına alma zamanı geldi” diyerek CHP’nin ‘Evet’ oyu vereceğini doğruladı.
18:01 – 18:03
İktidar Cephesi (MHP, AKP): ‘Bu Bir Af Değildir’
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, yasanın bir af olmadığını, devam eden soruşturmaların veya suç vasfının değişmediğini vurguladı. “Sürecin amacı hukukun üstünlüğü ve iç cephenin güçlendirilmesidir” dedi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, hazırlanan raporun “üçüncü bir dış göz olmadan, bu toprakların evlatları tarafından” hazırlandığını, tek hedefin şiddetin bir daha konuşulmaması olduğunu aktardı.

Ne olmuştu?

Teklif TBMM Adalet Komisyonu’nda 18 saat boyunca görüşülmüştü.

Teklifte AKP, CHP, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR, Yeni Yol Grubu ve DSP milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 367 milletvekilinin imzası bulunuyor.

Tartışmaların da yaşandığı görüşmelerde AKP ve MHP, düzenlemenin “tarihi bir mutabakatın ürünü” ve “af niteliğinde olmayan” bir çalışma olduğunu savundu.

CHP ve Yeni Parti ise sürecin demokratikleşme ayağının eksik olduğunu vurguladı. Yeni Yol grubu ise düzenlemenin “şartlı genel af” niteliğinde olduğunu söyledi.

Yasa teklifinin tam metni

12 maddeden oluşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak adlandırılan çerçeve yasa teklifinin tam metni:

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu,

ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4 – (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5 – (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7 – (1) Bu kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8 – (1) Bu kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9 – (1) Bu kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10 – (1) Bu kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11 – (1) Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12 – (1) Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1 – Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2 – Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3 – Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4 – Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adlî işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adlî kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5 – Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adlî işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmeksizin kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6 – Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7 – Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.

Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekretarya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8 – Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9 – Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10 – Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

MADDE 11 – Yürürlük maddesidir.

MADDE 12 – Yürütme maddesidir.

Meclis’te sandalye dağılımı

AKP 277, Yeni Parti 91, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 45, İyi Parti 29, Yeni Yol Partisi 20, HÜDA PAR 4, Yeniden Refah Partisi 4, TİP 3, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 2, EMEP 2, Saadet Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Parti’nin de 1’er sandalyesi bulunuyor. 10 milletvekili ise bağımsız.

Meclis Skor Tabelası: Çerçeve Yasa Oylaması

nihaplus Özel İnfografik Masası • Parti ve Milletvekili Bazlı Detaylı Dağılım
“KABUL” (Evet)
AKP268
DEM Parti55
MHP44
YENİ Parti35
CHP29
Yeni Yol Grubu16
Bağımsızlar7
HÜDA PAR4
TİP3
DBP2
EMEP2
DSP1
Saadet Partisi1
“RET” (Hayır)
YENİ Parti54
İYİ Parti29
CHP2
Bağımsızlar1
Demokrat Parti1
ÇEKİMSER
Yeniden Refah Partisi4
Yeni Yol Grubu3
KATILMAYANLAR
CHP14
AKP9
YENİ Parti2
MHP2
Bağımsızlar2
DEM Parti1
Yeni Yol Grubu1

Çerçeve yasanın Meclis’e gelmesi bekleniyor

Bir süredir gündemin önemli bir maddesi haline gelen ve bu hafta Meclis’e sunulacağı belirtilen çerçeve yasa ile ilgili olarak AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Meclis kapanmadan yasal çerçeveyi ortaya çıkarmak istediklerini belirtti. Çelik “Hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli” ifadelerini kullandı.

PKK gerillaları 11 Temmus 2025 tarihinde Casene Mağarası’nda silahlarını bir törenle yakmıştı.

PKK’nin kendisini feshetmesi ardından silah bırakma sürecine hukuki zemin oluşturması beklenen ve uzunca bir süredir tartışma konusu olan çerçeve yasanın, Meclis’e gelmesi bekleniyor.

DEM Parti İmralı Heyetinin 20 Temmuz tarihinde Abdullah Öcalan ile görüşmesi ile birlikte tartışmaların yoğunluk kazandığı çerçeve yasaya yönelik hükümet ve hükümetin ortağı MHP yöneticilerinden de açıklamalar yapılıyor.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, dün partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında yaptığı açıklama ile çerçeve yasayı Meclis kapanmadan çıkarmak istediklerini belirtti.

Çerçeve yasa konusunda da yeni bir aşamaya gelindiğini belirten Çelik, “Yeni aşama silah bırakmanın temin edilmesi, terörsüz bölge hedeflerine ulaşılması için bir yasal çerçevenin ortaya çıkmasıydı. Bununla ilgili çok sayıda toplantı yapıyoruz, hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli. Ama ayrıca politik atmosfer de çok önemlidir” dedi.

Feti Yıldız: “Geçici ve müstakil bir yasa

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız de Yeni Birlik Gazetesine yaptığı açıklamada PKK’nin feshi, silahların teslimi ve sonrasını kapsayan amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu açık olduğunu belirterek “Soyut ve çerçevesi iyi çizilmeden kaleme alınan kavram setleri her zaman istismar edilmeye ve amaç dışı kullanılmaya elverişli olmuştur” dedi.

Yıldız yapılacak olan yasal düzenlemenin PKK ile özgüllendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Öcalan: “Yasal zeminin vakti geldi

DEM Parti İmralı Heyeti‘nin 20 Temmuz’da yaptıkları görüşme sonrasında 21 Temmuz’da Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerini yayınladıkları basın açıklamasında Öcalan’ın “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” sözlerine yer verildi.

Açıklamaya göre Öcalan’ın “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor” dediği belirtildi:

“Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.”

Yasanın bu hafta sunulması bekleniyor

İmralı Heyetinin Öcalan ile görüşme sonrasında AKP yetkilileri ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları ziyaret, yasanın yakın dönemde gündeme geleceğine dair beklentileri arttırdı. Meclis Başkanı Kurtulmuş, Meclis tatile girmeden süreci tamamlamak istediklerini son günlerde bir kaç kez dile getirmişti.

Kulislerde yasanın bu hafta Meclis’e sunulması ve ardından Adalet Komisyonu’nda ele alınması bekleniyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 24 Temmuz tarihinde TRT Haber’de katıldığı bir programda mevcut sürecin önemli bir aşamaya geldiğini belirterek, bunun “millî birlik ve kardeşlik” projesi olduğunu söyledi.

Gürlek, çerçeve yasanın 15 maddeden oluştuğunu ve önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelmesini beklediğini belirtti: “Terörsüz Türkiye süreci güzel bir aşamaya geldi bildiğim kadarıyla. Sayın Meclis Başkanımız Numan Bey de bir açıklama yaptı. Önümüzdeki hafta önce Adalet Komisyonu’na gelecek daha sonra da Meclis’te Genel Kurula gelme aşamasına geldi.

Bildiğim kadarıyla bir 15 maddelik bir metin var. O süreci Meclis takip ediyor, biz dahil değiliz. Sadece biz teknik olarak, Adalet Bakanlığı olarak kanunların yapılması aşamasında öneri sunabiliyoruz istedikleri şekilde. Ama bir an önce bu sürecin tamamlanması lazım.

Burada genel af düzenlemesi yok. Şahsa özel gibi bir düzenleme yok. Bunlar Meclis’in takdiri. Yani genel affa ilişkin şu an bir düzenleme, bir çalışma yok. Ama Meclis biliyorsunuz ne zaman kanun düzenlenirse gündeme gelebilir. Ama şu anki bu pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var.

Karasu: “Süreci teşvik ediyoruz”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, 27 Temmuz tarihinde Medya Haber’de yayınlanan özel bir programda Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasaya ilişkin konuştu.

Söz Taslağı beklediklerini belirten Karasu, şunları söyledi:

“Biz de taslağı bekliyoruz. Bir ara bir taslak dolaşıma sokuldu, basın üzerinden bize de geldi. Tabii o taslağın kabul edilecek yanı yoktu. Taslak üzerinde çalışılarak bir uzlaşma gerçekleşmiş görünüyor. Özellikle mesela ‘terör örgütü’ gibi bir kavramın kullanılması, böyle bir süreç açısından… Partiyi feshettik, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Süreci zaten doğru buluyoruz, destekliyoruz. Önder Apo’nun dediği gibi bu bir başlangıçsa, bir kapı açılıyorsa, en azından önümüzdeki dönemde yeni gelişmelerin, yeni adımların ön adımı olacaksa tabii ki biz de süreci teşvik eden bir yaklaşım içinde oluruz. Ama tabii taslağı bekliyoruz. Gördükten sonra tutumumuzu da açık ve net ortaya koyarız.”

Karasu ayrıca önceliklerinin Öcalan’ın özgürlüğünü hedeflediklerini belirtti.

Bakırhan: “Kategorik ayrım yapmamalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 26 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasanın kategorik ayrımlar yapmaması ve süreç kapsamında dönmek isteyen hiç kimseyi dışarıda bırakmaması gerektiğini belirtti.

Aydar: Güçlü bir hukuki zemin oluşturmalı

KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, süreç ve çerçeve yasa ile ilgili Ajansa Welat’a konuştu. Çerçeve yasanın Kürt sorununun çözümü için güçlü bir hukuki zemin oluşturması gerektiğini belirten Zübeyir Aydar, şu ifadeleri kullandı:

“Kürt sorunu yüzyıllardır süregelen büyük bir sorundur ve tek bir yasayla çözülemez. Ancak bu çerçeve yasa, çözümün önünü açmalı ve temelini oluşturmalıdır. Anayasa’dan başlayarak Türkiye’nin tüm mevzuatı gözden geçirilmelidir. Hapishaneler boşaltılsa veya ülkeye dönüşler sağlansa bile dil, kültür ve kimlik üzerindeki engeller kaldırılmadıkça sorun çözülmüş olmaz. Görüşme ve müzakere koşullarının netleşmesi gerekiyor. Devlet, Sayın Öcalan’ı muhatap ve başmüzakereci olarak görüyor. Ancak iki aydır kendisiyle görüşme yapılmıyor. Başmüzakerecinin statüsü güvence altına alınmadan ve iletişim kanalları tamamen açılmadan sağlıklı bir çözüm üretilemez. Bahsettiğimiz yasa, ilk adım olarak bu statüyü ve çalışma koşullarını netleştirmelidir.”

Keskin Bayındır: “Süreç güzel sözlerle yürüyemeyecek aşamada”

Kendisini fesheden PKK’nin 30 gerillasının Irak’ın Süleymaniye şehrinde silahlarını yakmasının üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıllık süreçte Kürt tarafının üzerine düşeni yaptığını söyleyen DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, iktidarın ve hükümetin ise beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

11 Temmuz 2025 tarihinde Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşen silah yakma töreni, Foto: Yeni Yaşam gazetesi

11 Temmuz 2025 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye şehrinde bulunan Casene Mağarası’nda 30 PKK gerillasının silahlarını yakma törenin üzerinden tam bir yıl geçti.

Kendilerini Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak tanıtan PKK gerillaları, silahlarını yakmadan önce yaptıkları açıklamada”Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz. Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz” ifadelerini kullandılar.

DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Foto: İlke Tv

“Demokratik siyasetin önü açan bir adımdı”

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, bir yıl önce gerçekleşen törende silahların yakılmış olmasını, “Gömülen silahlar çıkarılır, kırılan silahlar onarılır, bırakılan silahlar yeniden alınır ama yakılan silahlar bir daha kullanılamaz” sözleriyle değerlendiriyor. PKK’nin 12. Kongresi’nde silahlı stratejik olarak bir mücadele aracı olmaktan çıkardığını hatırlatarak, 11 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleşen töreni de demokratik siyasetin önünü açan somut bir adım olarak yorumluyor:

“Aynı samimiyeti göremedik”

“Sayın Öcalan ve PKK, o günden bu yana üzerlerine düşenleri fazlasıyla yerine getirdiler ve süreçte samimi olduklarını gösterdiler” diyen Bayındır, aynı samimiyeti ve ciddiyeti devlet ve iktidardan göremediklerini belirtiyor.

Meclis’te kurulan Komisyon’un önemli bir adım olduğunu kaydeden DBP Eş Başkanı Keskin Bayındır yazılan raporda “Kürt sorunu” ifadesinin geçmemesini hatırlatıyor: “Biz yine de barışta ve çözümde ısrarcı olduk. Süreç aylarca ‘mağaralar’ meselesine indirgendi, ‘teyit ve tespit’ denen ama süreci yavaşlatmaktan başka bir işe yaramayan mekanizmalarla sürecin önü tıkandı. Doğrusunu söylemek gerekirse devlet ve iktidar bu bir yıllık süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten uzak kaldı. Buna rağmen Sayın Öcalan’ın ısrarlı barış arayışı sürecin devamını sağladı.”

“Somut adım bekleniyor”

Bölgesel ve uluslararası medyanın ve pek çok ülke yetkilisinin tarihi bir adım olarak değerlendirdiği bu törenin ardından geçen bir yılda Kürt tarafının “Kürt sorununu çözümü”, Türkiye’deki iktidarın ise daha çok silahsızlanmanın gerçekleşmesi çerçevesinde ele aldığı süreç, son aylarda “çerçeve yasa” etrafında gelişen tartışmalara kilitlenmiş durumda.

Geçen bir yıllık süreçte toplumun ve demokratik siyasetin, iktidardan somut adım beklendiğini sözlerine ekleyen Bayındır, sürecin, “güzel sözler ve temennilerle yürüyemeyecek aşamaya” geldiğini düşünüyor: “Yasal adımlar elzem hale gelmiştir. Çünkü demokratik siyasetin önünü hukuki anlamda çerçeve yasa açacaktır.”

Bayındır bekledikleri yasaya dair şunları belirtti:

“Bu yüzden, çerçeve yasanın bütünlükçü, kapsayıcı bir şekilde Meclis’e gelmesi gerekiyor. Yasaya dair bir bilgimiz yok, bize gelen bir şey olmadı. Bu yasaya ilişkin basına bir takım söylemler düştür. Şayet, basında çıkan haberler doğru ise yasanın sürece katkısı olmayacaktır.

“Bu süreç, yüz yılı aşan bir meseleyi şiddet sarmalından hukuk zeminine çekme sürecidir. Geleceği konuşulan çerçeve yasa teklifini Sayın Öcalan ‘Kök Yasa’ olarak değerlendirdi. Kök yasa kök hücre gibi kendisinden yeni yasalar çıkarabilecek bir yasa olmalıdır. Kapsayıcı ve bütünlüklü, şiddet zeminini tümüyle ortadan kaldırabilecek güçte olmalıdır. Palyatif yasa teklifleri, pişmanlığı dayatan kanunlarla bu zemin sağlanamaz.”

“Sayın Öcalan’ın hukuki statüsü mutlaka olmalı”

Keskin Bayındır Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair de beklentileri olduğunu kaydediyor. Bayındır’a göre sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın hukuki statüsünün mutlaka olması gerekiyor:

“Sayın Öcalan, ‘Ben bu haliyle daha fazla devam edemem’ diyorsa ve devlet müzakereleri yürütmek istiyorsa bu sorunu çözmelidir. Sayın Öcalan’ın hukuki statüsü bizler için Kürt halkının statüsüdür. Yaklaşımın bu ciddiyette olması gerekmektedir.

“Savaşı sonlandırma potansiyeli taşıyan ve Kürt meselesinin demokratik çözümünü hedefleyen bu süreç aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesine de kapı aralama sürecidir. Bunu aynı zamanda tarihi bir fırsat olarak da görmek gerekiyor. Bu gerçekliğe rağmen, ayrı ayrı ele alındığında sürecin yürümesi mümkün hale gelmez. Silah bırakan gerilla demokratik siyaset yapabilmeli, tüm toplumsal alanlarda üretim içine girebilmelidir. Barış gündelik siyasete göre, siyasi ajandalar ve seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Herkesin bu hassasiyetle bakması gerektiğini düşünüyorum.”

Yeni Dönemin Sinyalleri
1 Ekim 2024 Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti sıralarıyla tokalaşması.

1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında yaşanan dikkat çekici bir temas, kamuda “yeni bir siyasi iklimin” habercisi olarak yorumlandı. Bahçeli, DEM Parti sıralarına giderek Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve diğer milletvekilleriyle tokalaştı. Bu jest hem Meclis salonunda hem de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Gazetecilerin bu tokalaşmanın anlamını sorması üzerine Bahçeli, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde de barışı tesis etmeliyiz” dedi.

Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “Artık şu hakikat kabul edilmelidir. Bugün İsrail saldırganlığına karşı hem içeride hem dışarıda çatışma alanlarından çok uzlaşma zeminlerinin öne çıkarılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

22 Ekim 2024 Bahçeli’nin grup toplantısındaki Öcalan çağrısı.

Bu açıklamaları takiben 22 Ekim 2024’te Bahçeli, partisinin grup toplantısında, Öcalan’a doğrudan seslenerek şu çağrıyı yaptı: “Tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiği, örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığını gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. …Hodri meydan, buna varız.”

24 Ekim 2024 Ömer Öcalan’ın İmralı mesajı.

24 Ekim 2024’te ise DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, bir gün önce İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüklerini açıkladı ve Öcalan’ın şu mesajını paylaştı: “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.”

Kayyımların ve Yasakların Gölgesinde Bir Süreç!
30 Ekim 2024 Ahmet Özer’in tutuklanması ve kayyım süreci.

Ancak Kürt meselesinde çözüme ve barışa yönelik bu işaretler, devam eden kayyım atamaları ve yasak kararlarıyla gölgelendi. İçişleri Bakanlığı’nın uygulamaları, “Gerçekten Kürt meselesinde çözüm isteniyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Yerel seçimlerde CHP ve DEM Parti arasında yapılan “kent uzlaşısı” kapsamında Esenyurt Belediye Başkanı seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Ertesi gün yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak atandı.

Kasım 2024 DEM Partili belediyelere kayyım atamaları.

Ardından Kasım 2024’te, sırasıyla DEM partili Mardin, Batman, Urfa Halfeti, Dersim ve Van Bahçesaray belediyelerine de belediye eş başkanlarının “terör” cezaları gerekçe gösterilerek kayyım getirildi.

21 Kasım 2024 Öcalan’a getirilen yeni avukat görüş yasağı.

Tüm bunların üzerine, 21 Kasım 2024’te, Öcalan’la görüşme talep eden Asrın Hukuk Bürosu avukatları müvekkilleri Öcalan’a 6 Kasım’da yeni bir altı aylık avukat görüş yasağı getirildiğini öğrendi.

26 Kasım 2024 Bahçeli’nin temas çağrısını yinelemesi.

26 Kasım’da Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda “22 Ekim 2024 tarihli grup toplantımızdan itibaren ne demişsek aynen yanındayız. İmralı’yla DEM Grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyor, çağrımızı kararlılıkla tekrarlıyoruz” dedi.

DEM Parti Heyeti İmralı’da
28 Aralık 2024 DEM Parti milletvekillerinin İmralı ziyareti.

Uzun bir sürenin ardından 28 Aralık 2024’te DEM Parti milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, İmralı’da Öcalan’la görüştü. Heyet ertesi gün kamuoyuyla Öcalan’ın, “Türk-Kürt kardeşliğini yeniden güçlendirmek tarihi bir sorumluluktur” mesajını paylaştı.

30 Aralık 2024 KCK’den çözüm iradesi açıklaması.

Ardından 30 Aralık 2024’te KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, Medya Haber’e yaptığı açıklamada, “Önderliğimizin ortaya koyduğu çözüm iradesinin arkasındayız. Türk devleti, AKP-MHP iktidarı, iktidarı ve muhalefetiyle bir bütünen devletin kendisi, gerçek bir çözüm iradesi ortaya koymalıdır” dedi.

Ocak 2024 İmralı Heyeti’nin meclis görüşmeleri.

Ocak 2024 boyunca İmralı Heyeti, TBMM’de grubu bulunan MHP, AKP, CHP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’yle görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin ardından heyet, 22 Ocak 2025’te Öcalan ile ikinci kez buluştu.

13 Şubat 2025 KCK’nin Öcalan’dan gelen mektubu açıklaması.

13 Şubat 2025’te ise KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık Öcalan’dan bir mektup aldıklarını belirterek, “Kürt sorununu savaş zemininden çıkarıp demokratikleşme zeminine çekmek için bir çalışma yürütüyor” dedi. Ancak bu açıklamadan iki gün sonra, 15 Şubat’ta, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıldönümünde, İçişleri Bakanlığı Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı.

18 Şubat 2025 HDK operasyonları ve tutuklamalar.

Bu gelişmeler olurken, 18 Şubat 2025’te Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) operasyonlar yapıldı. Aralarında siyasi parti yöneticileri, sendikacılar, sanatçılar ve gazetecilerin bulunduğu 52 kişi gözaltına alındı; 21 Şubat’ta bunların 30’u tutuklandı. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş bu operasyonları “barışa komplodur” diyerek eleştirdi.

Öcalan’dan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”
27 Şubat 2025 Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”.

DEM Parti heyeti, 27 Şubat 2025’te, İmralı’da Öcalan ile görüştü. Heyet görüşmenin ardından Öcalan’ın mesajını İstanbul’da kamuoyuyla paylaştı.

“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlığını taşıyan mesajda Öcalan şu ifadeleri kullandı: “Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

1 Mart 2025 PKK’nin ateşkes ilanı.

PKK, Öcalan’ın bu çağrısının ardından 1 Mart’ta ateşkes ilan ettiğini duyurdu. PKK’nin yaptığı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hayata geçmesinin önünü açmak için, bugünden geçerli olmak üzere ateşkes ilan ediyoruz. Bundan öte silah bırakma gibi hususların pratikleşmesini ancak Önder Apo’nun pratik öncülüğü gerçekleştirebilir. Önder Apo’nun istediği şekilde parti kongresini toplamak için hazırız. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için uygun güvenlikli ortamın oluşması ve kongrenin başarısı için de Önder Apo’nun bizzat yönlendirmesi ve yürütmesi gerekir” denildi.

21 Mart 2025 Milyonların katıldığı Newroz kutlamaları.

Ardından Kürtler, 21 Mart 2025 Newrozu’nu başta dört parça Kürdistan olmak üzere, dünyanın pek çok kentinde milyonlarca kişinin katılımıyla kutladı. Newroz’a katılım yoğunluğu Kürt basını tarafından Öcalan’ın çağrısına destek olarak yorumlandı.

İmamoğlu Tutuklaması, Sırrı Süreyya’nın “Şüpheli” Ölümü
19 Mart 2025 Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması.

Newroz’un ardından gündem, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla sarsıldı. 19 Mart 2025’te, “Kent uzlaşısı” konulu “terör” ve “yolsuzluk” iddialarıyla başlatılan soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan İmamoğlu, 23 Mart 2025 tarihinde tutuklandı. Kürt hareketi İmamoğlu’nun tutuklanmasını sürece yapılan “provakatif bir müdahale” olarak değerlendirdi.

15 Nisan 2025 Sırrı Süreyya Önder’in rahatsızlanması ve vefatı.

Çok geçmeden İmralı heyeti üyesi ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 15 Nisan günü İstanbul’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Önder 18 gün yoğun bakımda yaşam savaşı verdi ancak kurtarılamadı ve 3 Mayıs 2025’te hayatını kaybetti. Binlerce kişi Önder’i son yolculuğuna “Sırrı’ya sözümüz barış olacak” sloganlarıyla uğurladı.

8 Mayıs 2025 DEM Parti’nin suikast şüphesi açıklaması.

Cenazeden beş gün sonra DEM Parti, “2 Nisan’da, otopark görevlisi Sırrı Süreyya Önder’in aracını kullanırken lastiklerden gelen sesten şüphelenmiş ve aracı servise götürmüştür. Yapılan incelemede, aracın sol arka lastiğini patlatabilecek, demirden yapılmış keskin bir düzeneğin yerleştirildiği tespit edilmiştir” açıklamasını yaptı. Bu bilginin paylaşılmasının ardından kamuoyunda “Sırrı Süreyya’ya suikast mı yapıldı?” sorusu tartışılmaya başlandı.

PKK Kendini Feshetti, Silahlar Yakıldı
12 Mayıs 2025 PKK’nin kendini feshetme kararı.

Önder’in yasının tutulduğu günlerde, 12 Mayıs 2025’te, PKK kendini feshettiğini ve silahları bıraktığını duyurdu. PKK açıklamasında, “Kongremiz çatışmaların devam ettiği, havadan karadan saldırıların sürdüğü, alanlarımız üzerindeki kuşatma ve KDP ambargosunun devam ettiği zorlu koşullara rağmen güvenlikli bir şekilde gerçekleştirildi. …PKK tarihi misyonunu tamamladı. PKK 12. Kongresi, PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı” dendi. Bu karar üzerine farklı çevrelerde lehte ve aleyhte pek çok tartışma başladı, “Devlet hangi adımları atacak?” sorusu toplumun gündemine oturdu. KCK’den yapılan açıklamada ise, PKK’nin silah bırakmasını istemeyen birçok gücün KCK ile görüşmek istediği duyuruldu.

9 Temmuz 2025 Öcalan’ın 1999’dan beri ilk videolu çağrısı.

Öcalan 9 Temmuz 2025’te yeni bir çağrıda bulundu. Ancak bu seferki çağrısı videolu bir çağrıydı. Bu, Öcalan’ın 1999 yılından beri ilk videolu görüntüsüydü. Öcalan videoda “27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim” ifadelerini kullanarak, “Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir” dedi.

11 Temmuz 2025 Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun silah yakma töreni.

Bu videolu mesajda yer alan Öcalan’ın “Önce sen ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır” sözlerine istinaden KCK ilk adımı attı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat öncülüğünde 15’i kadın 30 gerilladan oluşan “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”, 11 Temmuz 2025’te, pek çok gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı bir törenle silahlarını yaktı.

5 Ağustos 2025 Meclis’teki komisyonun ilk toplantısı.

Bu töreni takiben, başkanlığını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yaptığı, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin yer aldığı (İYİ Parti hariç) 51 kişilik bir komisyon, çözüm süreci kapsamında ilk toplantısını 5 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Komisyonun ismi “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak belirlendi.

Ağustos 2025’ten günümüze yaşananlar
10 Ağustos 2025 Bahçeli’nin TV100 açıklaması.

10 Ağustos’ta TV100’e konuşan Bahçeli, sürecin yıl sonuna kadar tamamlanacağını, PKK’nin silahları yakmasının güçlü bir mesaj taşıdığını ifade ederek, “Silah gömülürse tekrar çıkarılabilir; yakmak ise ‘bir daha elimizi silaha sürmeyeceğiz’ demektir” dedi.

19 Ağustos 2025 TBMM önünde beyaz toros olayı.

19 Ağustos’ta “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun dördüncü toplantısı öncesinde TBMM önünde beyaz bir toros ateşe verildi.

28 Ağustos 2025 DEM Parti’nin İmralı görüşmesi.

28 Ağustos’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Öcalan’ın görüşmede, “Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirttiği” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca Öcalan’ın bunun için “bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine” vurgu yaptığı belirtildi.

25 Eylül 2025 DEM Parti’nin yasal düzenleme açıklaması.

25 Eylül’de DEM Parti yaptığı açıklamada Meclis’teki komisyonun dinleme aşamasını tamamlamak üzere olduğunu belirterek, “Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır” dedi. DEM Parti, sürecin ikinci aşamasında Komisyon’un yasama çalışmalarına odaklanacağını belirterek, Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’daki değişiklikler ile kayyım düzenlemeleri, yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi, ayrımcılıkla mücadele ve anadilinde eğitim gibi konularda öneriler hazırladıklarını duyurdu.

1 Ekim 2025 Erdoğan’ın teşekkür mesajı.

1 Ekim’de, TBMM 28. Dönem 4. Yasama Yılı Açılış Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan süreci yürüten Devlet Bahçeli’ye ve DEM Parti’ye teşekkür etti.

7 Ekim 2025 Bahçeli’nin komisyon görüşmesi önerisi.

7 Ekim tarihli MHP Meclis Grup Toplantısı’nda Bahçeli, komisyon üyelerinden bir heyetin Öcalan ile yüz yüze görüşmesini önerdi ve SDG’nin silah bırakması için Öcalan’ın çağrı yapmasını istedi.

13 Ekim 2025 Asrın Hukuk Bürosu’nun İmralı ziyareti.

13 Ekim’de, Asrın Hukuk Bürosu avukatları İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’ı ziyaret etti. Öcalan “Umut ilkesi devletin atması gereken bir adımdır. Bu bagajı kaldırması lazım. Bu, binlerce insanı etkileyen bir meseledir” dedi.

26 Ekim 2025 KÖH’ün çekilme açıklaması.

26 Ekim’de, PKK kendini feshettiği için Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) Yönetimi adıyla Kandil’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan tüm gerilla güçlerinin “Medya Savunma Alanları”na çekilmekte olduğunu açıkladı. 17 Kasım’da ise silahlı güçlerin Irak’ın kuzeyinde yer alan Zap alanından da çekildiği duyuruldu. KÖH Yönetimi, “atılan bu yeni adımın Türkiye’de barışa ve demokratikleşmeye hizmet edeceğine inandığını” belirtti.

18 Kasım 2025 Bahçeli’nin İmralı’ya gitme çıkışı.

18 Kasım’da Bahçeli, MHP grup konuşmasında kimsenin Öcalan ile görüşmemesi halinde üç arkadaşı ile İmralı’ya gideceğini duyurdu.

21 Kasım 2025 CHP’nin itirazı ve komisyondan çıkan evet oyu.

21 Kasım’da CHP, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun Öcalan ile görüşmesine karşı olduğunu açıkladı. Aynı gün Komisyonu’nun on sekizinci toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının kapalı oturumunda AK Parti, MHP, DEM Parti, TİP ve EMEP’in “Evet” oyları sonucu Öcalan ile görüşme önerisi kabul edildi.

24 Kasım 2025 Komitenin İmralı ziyareti.

24 Kasım’da “Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”ndan, AK Parti, MHP ve DEM Parti’nin oluşturduğu bir komite İmralı’ya giderek Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi.

2 Ağustos 2025 Suriye’de başlayan çatışmalar.

Bu arada Ağustos 2025’ten itibaren Suriye ve Rojava’da Türkiye’deki süreci etkileme ihtimali yüksek pek çok gelişme yaşandı. Suriye geçiş hükümetine bağlı silahlı güçler ile omurgasını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, 2 Ağustos 2025’te Deyr Hafir ve El-Kefse yakınlarında ilk çatışmalar yaşandı. Çatışmalar Eylül’de Halep ve çevresinde yoğunlaştı.

26 Aralık 2025 Şêx Meqsûd ve Eşrefiye çatışmaları.

26 Aralık’ta, Suriye geçiş hükümetine bağlı silahlı güçler ile Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerindeki Kürt asayiş güçleri arasında çatışmalar başladı. Taraflar, 1 Nisan 2025’te Kürt mahallelerinde sadece Kürt asayiş güçlerinin kalmasını, SDG’nin Halep’te kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı. Ancak sonrasında Şam SDG’yi anlaşmaya uymamakla suçlayarak, mahallelerin yakınlarına Suriye ordusu tanklarını konuşlandırdı.

27 Aralık 2025 SOHR’un Suriye hükümetinin yolları kapattığına dair açıklaması.

27 Aralık’ta Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye hükümetinin Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’ye giden ek yolları kapattığını ve sivillerin bu bölgelere erişimini engellediğini bildirdi.

4 Ocak 2026 SDG ve Şam görüşmeleri.

4 Ocak 2026‘da SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki Kürt heyeti Şam’da geçici yönetim yetkilileriyle görüştü. Toplantıya ABD öncülüğündeki uluslararası IŞİD karşıtı koalisyonun komutanlarından Kevin Lambert de katıldı. Toplantıdan sonra yapılan açıklamada SDG’nin entegrasyonu konusunun görüşüldüğü ve sonuca ulaşıncaya kadar toplantılara devam edileceği duyuruldu.

Ocak Ayı Başı (Görüşmeler) Paris’te eşzamanlı görüşmeler.

Şam’da SDG ile görüşmelerin yapıldığı günlerde Paris’te de önemli görüşmeler vardı. Görüşmelerde Suriye’yi Dışişleri Bakanı Esad Şabani ve İstihbarat Başkanı Hussein Salameh, İsrail’i ise İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter başkanlığındaki heyet temsil etti. ABD adına görüşmelere ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Trump’ın danışmanları Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı. Aynı günlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da Paris’te bulunması dikkat çekti. Görüşmelerin ardından İsrail ve Suriye arasında bazı konularda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Birkaç Gün Sonra SDG’den Şam toplantısının sabote edildiği açıklaması.

Birkaç gün sonra SDG Genel Komutanlık üyesi Siphan Hemo, 4 Ocak Şam toplantısının sabote edildiğini açıkladı. Hemo, “Oldukça olumlu bir toplantıydı. Çünkü iki taraf da maddeleri kabul etmişti. Hatta uluslararası güçler bu gelişmenin kamuoyuna duyurulmasını istiyordu. Tam bunları konuşurken ismini vermeyeceğim bir devlet yetkilisi içeri girdi. Baktı ki toplantı olumlu geçiyor, istihbarat sorumlusu ve Savunma Bakanını yanına alıp çıktı. Döndüklerinde ‘şu aşamada hiçbir açıklama yapmayacağız. Ayın 7 veya 8’ine bırakalım’ dediler. Bir oyun gelişeceği açıktı. Ama Şêx Meqsûd mu, başka bir yer miydi, henüz belli değildi. Bir oyunun kokusu geliyordu” açıklamasında bulundu.

Ocak Ayı Başı Reuters’ın İsrail-Suriye pazarlığı haberi.

Reuters’ın haberine göre ise Ocak ayı başında Şam, Paris ve Irak’ta kapalı kapılar ardında bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirildi. Paris’teki görüşmede Suriyeli yetkililer İsrail tarafına SDG’ye verdiği desteği kesmesini istedi. Suriye hükümetinin, SDG kontrolündeki bazı bölgelerde sınırlı bir operasyon fikrini de gündeme getirdiği ve çekinceyle karşılaşmadığı belirtildi. İsrail’in ise karşılığında, Suriye’nin güneyinin silahsızlandırılması başta olmak üzere bir dizi talebini Şam yönetimine kabul ettirdiği ileri sürüldü. Reuters’ın bu haberine Suriye ve ABD’den doğrulama ya da yalanlama gelmedi.

7 Ocak 2026 Kürt mahallelerine yönelik artan saldırılar.

7 Ocak 2026’da Suriye geçiş hükümeti Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerindeki tüm Kürt asayiş noktalarını “askeri hedef” ilan etti ve mahallelere yönelik saldırılar arttı. Suriye Arap Ordusu mensubu silahlı kişilerin işlediği savaş suçlarıyla büyük bir insani kriz yaşandı. Çatışmada yaşamını yitiren Kürt kadın asayiş görevlisi Deniz Çiya’nın cansız bedeninin bir binadan, “Allahu Ekber” sloganları eşliğinde aşağı atıldığı görüntüler Kürtlerde infial yaratırken, insan hakları örgütlerinin büyük tepkisine neden oldu.

8 – 11 Ocak 2026 Suriye Ordusunun Halep kontrolü.

Yaşanan yoğun çatışmaların ardından Suriye Ordusu 8 Ocak 2026’da Eşrefiye Mahallesi’ne, 11 Ocak 2026’da ise Şêx Meqsûd Mahallesi’ne girerek Halep ilindeki kontrolün Suriye ordusunda olduğunu ilan etti.

9 Ocak 2026 AB heyetinin Şam ziyareti.

9 Ocak 2026’da AB Konseyi Başkanı António Costa ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Şam’a giderek Ahmed Şara ile görüştü. Von der Leyen Suriye için 620 milyon euroluk destek paketi açıkladı. Kürt mahallelerine yönelik saldırılar devam ederken, AB’nin Şam ziyareti kamuoyunda eleştirilere neden oldu

17 Ocak 2026 DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti.

17 Ocak 2026’da DEM Parti heyeti İmralı’da Öcalan ile görüştü. Çatışmalar nedeniyle son derece endişeli olduğunu belirten Öcalan, bu durumu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak değerlendirdi.

17 Ocak 2026 Suriye hükümetinin kapalı askeri bölge ilanı.

17 Ocak’ta Suriye hükümeti, SDG kontrolündeki Rakka dahil Fırat’ın batısındaki bölgeyi “kapalı askeri bölge” ilan ederek Tabka’nın bazı bölgelerine taarruz başlattı. SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekileceğini açıklamasıyla birlikte Şam yönetimi güçleri kente girmeye başladığını duyurdu.

17 Ocak 2026 Erbil toplantısı.

17 Ocak’ta Mazlum Abdi, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, Tom Barrack ve KDP Başkanı Mesud Barzani Erbil’de bir araya geldi. Görüşme sonrası Federe Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Her iki taraf, sorunların barışçıl çözümü ve yeni Suriye’nin bileşenleri arasında barış içinde bir arada yaşamın sağlanması için tek yolun diyalog olduğu konusunda hemfikir kaldı” denildi.

18 Ocak 2026 Suriye ordusunun Tabka ve Rakka’ya girişi.

18 Ocak’ta Suriye ordusu Tabka, Tabka Barajı ve Tabka Hava Üssü’nü aldı. Ayrıca tüm kasaba ve köyleriyle birlikte Deyrizor’un doğu kırsalının tamamına ve bölgedeki petrol ile doğalgaz sahalarına el koydu. Aynı günün öğlen saatlerinde Arap aşiret güçleri Rakka’nın kontrolünü ele geçirdi ve Suriye ordusu birkaç saat sonra şehre girdi.

18 Ocak 2026 Ateşkes ve entegrasyon anlaşması.

18 Ocak’ta SDG ve Suriye geçici hükümeti ateşkes konusunda anlaştı. Ateşkes anlaşmasına göre, Suriye geçici hükümeti Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin askeri ve idari kontrolünü devralacaktı. Buna ek olarak SDG; Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm petrol ve doğalgaz sahalarının ve uluslararası sınır geçişlerinin kontrolünü Suriye geçici hükümetine devredecek, Haseke vilayetindeki sivil kurumlar da Suriye devletine entegre edilecekti.

19 Ocak 2026 Rojava Heyeti’nin Şam toplantısını terk etmesi.

19 Ocak’ta Mazlum Abdi başkanlığındaki Rojava Heyeti Şam’da Ahmed Şara başkanlığındaki Şam Yönetimi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü. Rojava Heyeti görüşmede bir gün önce ilan edilen ateşkes anlaşmasına eklenmeye çalışılan yeni maddeleri ve oldu bittiye getirilmeye çalışılan tarzı kabul etmediklerini bildirerek toplantıyı terk etti.

20 Ocak 2026 Küresel dayanışma eylemleri.

Mazlum Abdi sonuçsuz kalan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Şam güçlerinin saldırılarına karşı Kürt bölgelerinin korunmasının “kırmızı çizgi” olduğunu vurguladı. Rojava’nın direniş kararı almasıyla, Kürtler 20 Ocak’ta başta dört parça Kürdistan ve Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki kentlerde sokaklara çıktı. Rojava ile dayanışma eylemleri Şubat ayına kadar kesintisiz bir şekilde devam ederken, eylemlere Kürtlerin birliği talebi damgasını vurdu.

22 Ocak 2026 Sosyal medyada dolaşıma giren saç örgüsü videosu ve protestolar.

Bu arada 22 Ocak’ta büyük tepki toplayan bir video sosyal medyada dolaşıma girdi. HTŞ, IŞİD ve Türkiye destekli paramiliter yapılarda yer alan Ramî El Deheş’in, Rakka’da yaşamını yitiren YPJ’li bir kadın savaşçının saç örgüsünü kesip “hediye ettiğini” söylediği video dünyanın birçok yerinde öfke ve tepkiyle karşılandı. Kadınlar tüm dünyada saç örgüsü protestosu başlattı. Türkiye’de protestoya katılan bazı kadınlar gözaltına alınıp, tutuklandı.

30 Ocak 2026 Kapsamlı entegrasyon açıklaması.

30 Ocak’ta Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’ın Şam’da geçici hükümet yetkilileri ile yaptığı görüşmeye ilişkin bir açıklama yayımlandı. Açıklamada, Suriye geçiş hükümeti ile SDG arasında kademeli askeri ve idari entegrasyonu, SDG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulmasını ve Kobani güçleri için de Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde ayrı bir tugay oluşturulmasını, Haseke ve Kamışlı’ya İçişleri Bakanlığı güçlerinin konuşlandırılmasını, yerel kurumların devlete entegrasyonunu, Kürt toplumu için sivil ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü içeren kapsamlı bir anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

16 Şubat 2026 Öcalan’ın değerlendirmesi.

16 Şubat’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile görüştü. Öcalan heyet aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Geride bıraktığımız süreç, öz itibariyle şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. TBMM Komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Sürecin bundan sonraki ilerleyişinde komisyon raporunun bu niteliği son derece önemli olacaktır. ‘Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” dedi.

17 Şubat 2026 Komisyonun 60 sayfalık raporu.

17 Şubat’ta “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun hazırladığı 60 sayfalık raporda PKK’nin feshi ve silah bırakma süreci, toplumsal bütünleşme başlıkları yer aldı. Yasal düzenlemelerin “PKK’nin silah bırakmasının fiilen kesinleşmesi ve bunun yürütme organı tarafından tespit edilmesi” şartına bağlandığı belirtildi.

28 Şubat 2026 ABD ve İsrail’in İran’a hava saldırıları.

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail İran’a geniş çaplı hava saldırıları başlattı. Saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere çok sayıda üst düzey İranlı yönetici öldürüldü. Buna karşılık İran’ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail topraklarını füzelerle hedef almasıyla, savaş bölgesel ve çok boyutlu bir krize dönüştü.

22 Şubat 2026 İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’nın kurulması.

22 Şubat’ta İran’daki Kürt partileri, “Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı” (İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı) adı altında birleşerek İran rejimine karşı ortak bir cephe kurdu. PJAK, KDP-İ, PAK, Komala ve Xebat gibi yapıların yer aldığı koalisyona, 4 Mart’ta İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu’nun da katılmasıyla parti sayısı 6’ya yükseldi. Bu arada ABD-İsrail’in Kürtlerle olası bir ittifak arayışı içinde olduğu yönündeki iddialar ABD’li kaynaklarca doğrulanırken, Kürt siyasi hareketinin şu ana kadar yaptığı mesafeli ve temkinli açıklamalar ise dikkat çekiyor.

4 Mart 2026 DEM Parti heyetinin Ankara görüşmesi.

4 Mart’ta DEM Parti heyeti Ankara’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yasal düzenlemeler konusunda bir görüşme gerçekleştirdi.

11 Mart 2026 Salih Müslim’in vefatı.

11 Mart’ta PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Müslim, bir süredir yaşadığı böbrek yetmezliği nedeniyle Hewler’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Müslim için Kamışlı’da binlerce kişinin katılımıyla cenaze töreni düzenlendi.

21 Mart 2026 Newroz kutlamaları ve Erdoğan’ın tepkisi.

21 Mart’ta Kürtler dünyanın birçok kentinde milyonların katılımıyla Newroz’u kutladı. Kutlamalarda Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Mesajında Ortadoğu’da bin yıldır din, mezhep ve kültür savaşlarının devam ettiğini vurgulayan Öcalan, bölgedeki “bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıkların bugün emperyal müdahalelere bahane oluşturduğunu” ifade etti. Öcalan, “Newroz vesilesiyle bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir” dedi.

Öte yandan Newroz kutlamaları öncesi ve sonrasında “örgüt propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 15 kentte toplam 170 kişi gözaltına alınırken, İstanbul’da gözaltına alınanlardan 12 kişi tutuklandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “süreci baltalamaya çalışan provokasyonlar” diyerek, gözaltı ve tutuklamaları savundu. Erdoğan, kutlamalarda Abdullah Öcalan’ın posterlerinin açılmasını ve alanlarda taşınan sarı, kırmızı, yeşil renkleri ise “milletin sinir uçlarıyla oynamak” olarak nitelendirdi.

27 Mart 2026 Öcalan’ın İran krizi değerlendirmesi.

27 Mart’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile görüştü. Öcalan, “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.

28 Mart 2026 AKP’nin hukukçu komisyonu hazırlığı.

28 Mart’ta AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül başkanlığında hukukçulardan oluşan bir komisyonun kurulacağı açıklandı. AKP kurmayları “Haziran veya Temmuz’da Meclis gündemine gelmesi hedeflenen geçici bir kod yasa çıkarılacak; genel af ya da torba yasa olmayacak” açıklaması yaptı.

PKK’nin silah yakma töreni: O gün kim ne dedi?

11 Temmuz 2025’te Süleymaniye’deki Casene Mağarası’nda 30 PKK’linin katılımıyla gerçekleşen ve yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadeleyi sembolik olarak sonlandıran tarihi silah yakma töreninin üzerinden tam bir yıl geçti. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘fevkalade önemde’ diyerek selamladığı o ikonik anın perde arkası, törenin tanıkları ve bugüne uzanan sürecin tüm siyasi yankılarını derledik.

PKK’nin 11 Temmuz 2025 tarihinde silah yakma töreninden, Foto: Yeni Yaşam gazetesi

“PKK’nin kurucu önderliği sözünü tutmuş, küresel ve bölgesel tehditleri zamanında görmüştür. Türkiye ve bölge açısından fevkalade önemde günler yaşanmakta.”

Bu sözler 11 Temmuz 2025 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye şehrinin sınırları içerisinde bulunan Casene Mağarası’nda kendisine fesh eden PKK gerillalarının sembolik bir törenle silahlarını yakmasının hemen ardından açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ait.

30 PKK gerillasının ikonik görüntülere sahne olan silah yakma töreni kadar hem Bahçeli’nin, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmeleri hem de törenin uluslararası arenadaki yankısı, törenin ardından söz konusu sürecin ilerlemesine yönelik beklentilerin oluşmasına yol açtı.

PKK’nin kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye’de “silah bırakma” töreninde, aralarında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’ın bulunduğu 15 kadın 15 erkek toplam 30 gerilla silahlarını yakarak imha etmişti.

Bu adımla, PKK yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü silahlı mücadelesine sembolik silah bırakma töreni ile son verdiğini göstermiş oldu.

Törene, aralarında siyasetçi, aydın, hak savunucusu ve gazetecilerin bulunduğu yaklaşık 150 kişi katıldı. Heyette DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, ÖHD Eş Genel Başkanları Ekin Yeter ve Serhat Çakmak, Barış Anneleri Meclisi üyeleri ile DEM Parti milletvekilleri de yer aldı.

Heyet silah bırakma töreninin yapılacağı alana götürülürken, 200 kadar gazeteci töreni Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde kurulan ekranda izledi.

Kendilerine “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” adını veren PKK gerillaları, “Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” açıklaması yaptı.

Aynı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz.
Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz” ifadeleri yer aldı.

Niha+ Özel Değerlendirme
Ruken Ay Adın
Ruken Ay Adın
DEMOS Araştırma Kolektifi
“Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Ekim 2024’te başladığı ilan edilen barış sürecinde en önemli adımı attı: on beşi kadın, otuz gerillanın gerçekleştirdiği törenle silahtan vazgeçtiklerini ve demokratik siyaset mücadelelerini sürdürme kararlılıklarını, yüz elliden fazla kişinin katılımıyla gösterdiler. Katılan kurumlardan biri de DEMOS’tu, bendim.”
“Hâlâ o güne ait fotoğraflara uzun uzun bakıyorum; orada bulunmuş olmak, barış için çalışan, barışı isteyen herkes için ne kadar paha biçilmez, ne kadar önemli bir andı, bunu her seferinde yeniden hissediyorum.”
“Bugün bu törenin, bu kararın ilk yıldönümü. Ve biz bu seneyi devrederken, ne törende silahını yakanlar aramızda, ne de onların aramızda olabilmesi için talep edilen şartlar sağlanmış durumda. Bunu karamsar ya da sabırsız bir yerden değil, sürecin şeffaf olmayışına işaret eden bir parmak olması hasebiyle söylüyorum.”
“Süleymaniye’deki silahsızlanma töreni, tek başına bir olay değildi; aylar süren bir dizi eşiğin sonucuydu. PKK, 5-7 Mayıs 2025’te topladığı 12. Kongre’de örgütsel yapısını feshettiğini ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırdığını duyurmuştu. 11 Temmuz’daki silah yakma töreni, bu kararın sahadaki ilk somut karşılığıydı. Ekim ayında ise PKK, Türkiye’deki tüm güçlerini geri çektiğini açıklayarak süreci bir adım daha ileri taşıdı.”
“Devlet tarafında da paralel bir kurumsallaşma yaşandı: 5 Ağustos 2025’te TBMM bünyesinde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Komisyon, 18 Şubat 2026’ya kadar toplam 21 toplantı yaptı; 137 kişi ve kurumu dinledi; nitelikli çoğunlukla kabul edilen nihai raporunu Şubat ayında kamuoyuyla paylaştı. Bu, sürecin resmî tarihini oluşturuyor.”
“Ortada somut ve yadsınamaz bir kazanım var: silahlı çatışmalardan kaynaklı ölümler neredeyse tümüyle durdu. Bu, on yıllardır süren bir çatışmanın maliyetini yaşamış bu toplum için küçümsenemeyecek bir eşik.”
“Törenin üzerinden geçen yılları saymaya devam edeceğiz muhakkak, ancak ilk yıldönümü için şunu koyuyorum masaya: Kalıcı bir barış, yalnızca güvenlik bürokrasisinin takvimine bağlı bir teyit meselesi değil; toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu, güvenlikçi çerçevenin dışına taşan bir toplumsal barış meselesi. İkinci yılda da bunda ısrar etmeye devam edeceğiz.”

Törenin yankıları

Söz konusu törenin ardından Türkiye devlet ve iktidar yetkilileri ve Kürt yetkililer atılan adımın önemine dair açıklamalar yaptılar. DEM Parti’nin İmralı heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan tören sonrası telefonla aradığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti. Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye sürece katkılarından dolayı teşekkür eden Buldan, silahların yakılmasıyla birlikte sürecin devam etmesinden duyduğu memnuniyeti bildirdi.

Aynı gün Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Bahçeli, Erdoğan’a PKK’li bir grubun silahlarını imha etmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Terörsüz Türkiye hedefimize giden yolda bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru ve bölgemizde kalıcı barışın tesisi için yürüdüğümüz bu yolda Cenab-ı Allah hedeflerimize ulaşmayı bizlere nasip eylesin” dedi.

Yine ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre, MHP lideri Devlet Bahçeli de Buldan’ı telefonla arayarak tebrik etti. Buldan, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Bahçeli’nin bugünkü silah bırakma töreniyle ilgili olarak, “Hem emeğiniz hem katkınız çok fazla o yüzden hem teşekkür etmek istedim. Hem de ‘Hayırlı olsun’ diyorum” dediğini aktardı.

Tarihi adıma kim, ne dedi?
İktidar Cephesi
“Terörsüz Türkiye hedefimize giden yolda bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı
“Pozitif ve yüreklere su serpen gelişmeler bir milattır… Kötü anılar geride kalacak, yeni yüzyılın mimarı Türk milleti olacaktır.”
Devlet Bahçeli MHP Genel Başkanı
Kürt Siyaseti
“Dünya silahlanmaya giderken, Ortadoğu savaş yaşarken, biz silahları yakıyoruz. Halkları silahlardan kurtarmak istiyoruz.”
Cemil Bayık KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı
“Kazanan halklar olacaktır. Kazanan eşitlik, demokrasi ve barış olacaktır. Bu süreci onurla, sabırla, inatla savunacağız.”
Tuncer Bakırhan DEM Parti Eş Genel Başkanı
Muhalefet ve Bölgesel Yankılar
“Bu adımın, artık silahların tamamen susacağı bir dönemin başlangıcı olmasını diliyoruz. Süreç Meclis çatısı altında yönetilmelidir.”
Özgür Özel CHP Genel Başkanı
“Şimdi yaraları sarma ve Kuzey Kürdistan ile Türkiye’de barış ve birlikte yaşama dayalı yeni bir sayfa açma zamanı.”
Bafil Talabani YNK Lideri
Satır Başlarıyla Sürece Dair Diğer Açıklamalar
Numan Kurtulmuş – TBMM Başkanı
“Süreç planlandığı gibi gidiyor. Her şey iyi niyetli şekilde gidiyor. Herkesi sürece destek vermeye davet ediyorum.”
Selahattin Demirtaş – Eski HDP Eş Genel Başkanı (Hesabından yapılan Sırrı Süreyya Önder fotoğraflı paylaşım)
“‘Barışın kaybedeni olmaz’ demişti, değerli Sırrı Süreyya. Evet, bugün senin de yüreğini koyduğun çabaların ilk meyvesini aldık. Kaybeden olmadı, olmayacak.”
Hakan Fidan – Dışişleri Bakanı
“Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda çok önemli ve memnuniyet verici bir adım atılmıştır. KCK bütün bileşenleriyle tehdit olmaktan çıkana dek teyakkuzda kalmaya devam edeceğiz.”
Ali Yerlikaya – İçişleri Bakanı
“Artık silah değil, söz konuşacak. Korku değil, umut büyüyecek. Terörsüz Türkiye hedefinde tarihi bir güne şahitlik ediyoruz.”
Yılmaz Tunç – Adalet Bakanı
“Terör belasından kurtulan Türkiye artık enerjisini istikrara, kalkınmaya ve refaha harcayacaktır.”
Ömer Çelik – AKP Sözcüsü
“‘Terörsüz Türkiye’ hedefine ulaşılması, ülkemizin terör yükünden kurtulmasını ve yakın bölgemizin ‘terörsüz bölge’ hedefine ulaşmasını sağlayacaktır.”
Ali Babacan – DEVA Partisi Genel Başkanı
“Ülkemiz için hayırlı olmasını, kalıcı barış ve huzurun sağlanmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlik ile izlemeye devam edeceğiz.”
Ahmet Davutoğlu – Gelecek Partisi Genel Başkanı
Silah yakma töreninin “bir son değil bir başlangıç” olduğunu ifade ederek, daha kat edilmesi gereken çok önemli aşamaların olduğunu kaydetti.
Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi
“Bu adım geleceğe ışık tutuyor, bölgede barış ve bir arada yaşama fırsatları yaratıyor. Bu sürecin tüm tarafların faydalanması için yasal olarak güvence altına alınması önemlidir.”
Üst Düzey Türkiye Devlet Yetkilileri – Reuters’a yapılan anonim açıklamalar
Silah yakma töreninin süreçte “geri çevrilemez bir dönüm noktası” olduğu belirtilerek, sıradaki adımların PKK’lilerin “topluma yasal olarak yeniden kazandırılması” çabaları olacağı ifade edildi.

Kaynak: ANF, DW Türkçe, BBC Türkçe

Abbas Vali: İran savaşından sonra Ortadoğu’nun dizaynı değişti

ABD ve İran arasındaki mutabakatla Ortadoğu’nun dizaynı değişti. Prof. Dr. Abbas Vali, savaşın kazananlarını analiz ederken, Kürt siyasetine kritik bir uyarıda bulunuyor: ‘Silahlı mücadele dönemi kapandı, artık sivil toplum ve stratejik vizyon zamanı.

Foto: Niha+

28 Şubat 2026’da İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Ortadoğu’daki fay hatlarını derinden sarsan savaş, 17 Haziran’da taraflar arasında varılan bir ‘Mutabakat Zaptı’ ile yeni bir evreye girdi. Çatışmalar sırasında Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir koz olarak kullanan İran, Körfez ülkelerine ve ABD üslerine yönelik misillemeleriyle savaşın maliyetini tüm bölgeye yayarken; ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditleriyle alevlenen kriz, bölgedeki güç dengelerini tamamen değiştirdi.

Peki, savaşın toz bulutu dağılırken Ortadoğu’yu nasıl bir gelecek bekliyor? Bu yeni dizaynda Kürtlerin yeri ne olacak?

Prof. Dr. Abbas Vali, bu tarihi kırılmayı ve savaşın ardında bıraktığı yeni tabloyu kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Vali’ye göre, ABD ve İsrail askeri alanda üstünlük sağlasa da, stratejik ve siyasi zafer İran’ın oldu. Ancak bu yeni bölgesel dizayn, parçalanmışlık ve stratejik hatalar nedeniyle Kürtler için oldukça kritik ve zorlu bir tabloyu ortaya çıkardı.

Abbas Vali hakkında

Prof. Dr. Abbas Vali, İran’ın Mahabad kentinden bir Kürt siyaset teorisyeni olup, Kürt kimliği ve milliyetçiliği üzerine çalışan en önde gelen akademisyenlerden biridir. Eğitimini Tahran ve Londra’da tamamlamış, doktorasını Londra Üniversitesi’nde Tarihsel Sosyoloji alanında yaptı. Daha sonra Swansea Üniversitesi’nde ve İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde dersler verdi. Aynı zamanda Hewlêr’deki (Erbil) Kürdistan Üniversitesi’nin kurucu rektörüdür. Eserleri arasında Essays on the Origins of Kurdish Nationalism (Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri Üzerine Denemeler) ve Kurds and the State in Iran: The Making of Kurdish Identity (İran’da Kürtler ve Devlet: Kürt Kimliğinin İnşası) yer almaktadır.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından, birkaç görüşme sonucunda 17 Haziran’da varılan bir mutabakatla birlikte başka bir aşamaya geçildi. Anlaşmanın içeriğine ve zamanlamasına baktığımızda, savaşın tarafları uzlaşmak zorunda mı kaldı?

Bu bir antlaşma değil. İngilizce’de buna Memorandum of Understanding (Mutabakat Zaptı), yani ortak anlayış ve uzlaşma diyorlar. Onun dışında bu resmi bir antlaşma veya uzlaşı değil. Bu mektup alışverişi. Bir taraf mektup yazıp imzalıyor, diğer taraf da imzalayıp gönderiyor. Bizim okuduğumuz şey buydu. Ortada bir ortak anlayış vardı. Burada şunu söylemeliyim ki, her iki tarafın, Amerika ve İran’ın üzerinde, dış siyasette daha az baskı olsa da iç siyasette çok büyük bir baskı vardı.

İran’dan bahsedecek olursak, İran’da sistemik bir kriz var. Hem ekonomik, hem sosyal, hem kültürel hem de mali. Ancak temel sorun ve ana kriz, ekonomik ve mali kriz. Parası yok, hükümet neredeyse iflas etmiş ve çökmüş durumda. Bu yüzden buna ihtiyaçları vardı. Bu ekonomik ve mali kriz nedeniyle İran, Biyopolitika denilen, yani halkın yaşam siyaseti dediğimiz konuda idare edemiyordu. Çünkü parası ve ekonomik imkanları yoktu. Bu da temel bir sorundu. Zira bunu uzun vadede idare edemezse, içeride başka bir isyanın daha patlak verme ihtimali çok yüksekti. Çünkü Ocak ayındaki isyan çok büyüktü. Bu bir.

İran bir savaşa maruz kalmıştı. O savaşa girmişti ancak İran’ın askeri, güvenlik ve ekonomik programlarının büyük bir kısmı başarısız olmuş ve çökmüştü. Bu şekilde devam edemezdi. Ancak İran’ın bu savaşa girdiği durumu ile savaşın durmasından sonraki durumu birbirinden çok farklı. İran savaşa girdiğinde şartlar farklıydı, şimdi ise daha farklı. Bunun da iki nedeni var. Birincisi, İran direnebildi. Büyük bir direniş ve savunma gösterdi. Şüphesiz büyük bir zarar da gördü. Birçok yer viraneye döndü, köprüleri yıkıldı, fabrikalar ve atölyeler yok oldu ama direnişini sürdürdü.

İkincisi ise İran’ın bu savaşta Hürmüz Boğazı’nı tutabilmesiydi. Bu hamleyle savaşın hesaplarını değiştirdi. Yani şu anda var olan o ortak anlayış, Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi temel bir soruna dayanıyor. Bu mesele savaştan önce yoktu. Savaş sırasında ortaya çıktı. Bir diğer nokta da Amerika’nın İran’ın atom yani nükleer silah yapmayacağını kabul etmesini ve söz vermesini istemesidir. Zaten İran başından beri böyle söyledi. Yapmayacağız dedi. Obama döneminde de anlaşmaları varken İran, uranyum zenginleştirmesinin, saflaştırılmasının %3.5 civarında, yani %4’ten az olmasını kabul etmişti. Ancak 2018 yılında Trump geldiğinde bu durumu değiştirdi, anlaşmayı bozdu ve Obama hükümetinin anlaşmasını yok etti. O zaman İran uranyum zenginleştirmeye başladı. Ta ki %60-65 seviyesine çıkarana kadar. Bu da atom bombası yapımına çok yakın bir seviye.

Şimdi Amerika, yaklaşık 400-450 kilo olan o zenginleştirilmiş uranyumun ya imha edilmesini ya da yoğunluğunun, yani konsantrasyonunun azaltılmasını istiyor. Ya da bu işlemi yapmaları için Rusya’ya veya Fransa gibi bir ülkeye verilmesini istiyor. İran ise “Bu şu anda benim elimde değil. Onlar bombalanan yerlerin altında ve çıkarılırsa bile İran dışına çıkarılmasına izin vermeyiz, biz kendimiz burada hallederiz.” diyor. İran’ın söylediği şey bu.

Hürmüz Boğazı, Foto: Wikipedia

ABD ne diyor?

Amerika birinci derecede Hürmüz Boğazı’nın açılmasını istiyor. Çünkü Amerika üzerinde büyük bir baskı var. Petrol fiyatları arttı, gıda fiyatları arttı. Sadece Amerika’da değil, Avrupa’da ve her yerde, hatta Türkiye’de bile benzin fiyatları ve uçak biletleri pahalandı. Bunların hepsi pahalandı.

Buranın açılmasını istiyorlar. İkinci olarak da İran’ın uranyum zenginleştirmekten vazgeçmesini kabul etmesini istiyorlar, mesele bu. Ancak Amerika’nın kendisi üzerinde de büyük bir baskı var. Hatırlarsanız Trump iktidara geldiğinde “Ben savaşmayan bir cumhurbaşkanı olacağım” demişti. Fakat şu an bile bir şekilde devam eden bir savaş başlattı. Öte yandan, Trump’ın yürüttüğü bu savaş, Amerikan siyasetinin gereksinimleri açısından gerekli değildi. Ancak bu savaşın büyük bir kısmı İsrail’in kışkırtmasıylaydı, İsrail onu mecbur bıraktı.

Prof. Dr. Abbas Vali, Foto: Niha+

İsrail savaşın genişlemesini istiyordu

İsrail ne istiyordu?

Savaş başladığında Amerika ve İsrail’in amaçları farklıydı. Amerika İran’a bir darbe vurmak, askeri alanda onu zayıflatmak ve onu Amerika’nın şartlarını kabul etmeye mecbur bırakmak istiyordu. Amerika İran rejiminin değiştirilmesini istemiyordu. Amerika İran ile uzun süreli bir savaş yürütmek ya da İran’ın viran olup yok olmasını istemiyordu. Çünkü Amerika’nın stratejik çıkarları İsrail’inkilerden çok farklıydı. Amerika Ortadoğu’da büyük bir bölgesel güç. Oradaki mesele sadece İran değildir, aynı zamanda Arap ülkelerinin çıkarlarını da göz önünde bulundurması gerekir.

Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve diğer Arap ülkelerinin çıkarları… İran da bunu biliyordu. İran’ın siyaseti temel olarak Amerika’nın sınırlı bir savaş istediğini bilmesiydi, fakat o da savaşı genişletmek istiyordu.

Bu büyük savaşın sonucu ne oldu?

İran askeri olarak Amerika’yı yenemezdi ancak Amerika’nın askeri üslerinin bulunduğu ülkelere saldırabilirdi. Örneğin Bahreyn’de, Ürdün’de, Suudi Arabistan’da ve hatta Maskat ve Umman’da. Bu nedenle Amerika bu konuda çok hassas ve zarar görebilir konumdaydı. Trump buna tahammül edemezdi. Çünkü başka bir şey daha vardı: Arap ülkeleri her zaman Amerika’nın üstünlüğünü kabul etmişlerdi. Amerika’ya para vermiş, orada yatırım yapmışlar ve aynı zamanda savunmalarını Amerika’nın eline bırakmışlardı. Fakat İran onlara saldırdığında Amerika onları koruyamadı ve büyük bir zarara uğradılar.

İran şu an çok daha güçlü

Acaba Körfez’de ve Ortadoğu’da var olan o denge İran savaşından sonra değişti mi?

Evet, o denge artık şu yönde değişti: İran şu an bölgede çok daha güçlü. Çünkü, Amerika ve İsrail’in karşısında durup savaşabilecek tek ülke olduğunu gösterdi. Ayrıca Hürmüz gibi stratejik bir bölge de onun kontrolü altında. Fakat dikkat ederseniz, İsrail’in stratejik çıkarları farklıydı. İsrail, elinden geldiğince İran rejimini değiştirmek istiyordu. Eğer bu olmazsa, İran’ı tamamen viran edip Suriye gibi yapmak istiyordu. Ondan sonra da İran’ın füze projesini, balistik ve seyir füzelerini ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. İsrail’in dördüncü şartı da vekil güçleri, yani Haşdi Şabi, Hizbullah ve Hamas gibi güçleri ortadan kaldırmaktı.

O güçler ortadan kalktı mı?

Hayır. İran’ın şu anki gücü, Amerika ile müzakere yapıyor olmasıdır. Ve Lübnan’ı müzakerelerin siyasi gündemine sokabilecek kadar bir gücü var. Lübnan İran’ın bir parçası değil ancak İran bu güce sahip olduğu için Lübnan’ı müzakerelerin gündemine sokabiliyor. Bu, İsrail’in çıkarlarına son derece ters olan bir şey. Dikkat ederseniz, başından beri İsrail’in stratejik çıkarları ile Amerika’nın çıkarları uyuşmuyordu. Savaş başladığında, doğru, askeri alanda Amerika ve İsrail birlikteydi ancak siyasi ve stratejik amaçları farklıydı.

Savaşın sonucunda bu farklılık ortadan kalktı mı, yoksa iki devletin amaçları arasındaki fark daha da mı arttı?

Şu an durum öyle bir noktaya geldi ki J.D. Vance İsrail’i tehdit ediyor. İran tarafında ise artık kimsenin “Kahrolsun Amerika” demesine izin vermiyorlar. Bu, onların anlaştığını gösteriyor. Yani İran’ın iktidar yapısı içerisinde yumuşak bir darbe gerçekleşti. O yumuşak darbe, Devrim Muhafızları içindeki güç sahibi odakların ve yönetimin bir kısmının Amerika ile anlaşmasına neden oldu. Dikkat ederseniz şu an Amerika ile anlaşıyorlar. Örneğin Kalibaf onlara “Biz Amerika ile anlaştık ancak bu sizin çıkarlarınıza aykırı değildir” demek için Pekin’e gidiyor. Dolayısıyla İran ve Amerika’nın tutumuna bakarsak bir paradoks göreceğiz: Amerika ve İsrail askeri alanda kazandı ama stratejik ve siyasi alanda İran kazandı.

Şah’ın oğlunun gücü yoktu

Amerika ve İsrail’in İran’a karşı savaşının başlamasının ardından, İran içinde rejimin yıkılması için gösteriler ve bir isyanın çıkması bekleniyordu ama bu gerçekleşmedi. Neden gerçekleşmedi? Bunun olmasını engelleyen neydi?

Evet, o isyan gerçek ve hakiki bir isyandı ancak bir liderliği yoktu. Çünkü o isyan sağcı güçlerin, özellikle de monarşistlerin ve şah yanlılarının etkisine girdi. Şah’ın oğlu çıkıp “Meydanlara inin, ben sizi destekleyeceğim.” dedi. Trump çıkıp “Sokaklara inin, rejim güçleriyle savaşın, ben rejimi yıkacağım.” dedi. Halk indi ama yardım gelmedi.

Şah’ın oğlunun böyle bir işe girişecek gücü var mıydı?

Şah’ın oğlunun gücü yoktu. Burada rejim bu isyanın çok önemli olduğunu biliyordu. Öte yandan bu isyan, “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının aksine demokratik bir kimliğe sahip değildi. Daha çok amaçları rejimi yıkmaktı ve demokrasiden bahsetmiyorlardı. İran rejimi bu işin içinde Amerika, İsrail ve Şah’ın oğlunun parmağının olduğunu anlayınca tüm gücüyle saldırdı. 48 saat içinde İran’da yaklaşık 50 bin kişiyi öldürdüler. Hatta İran Tıp Birliği 65 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.

Burada bir şey var: Trump “Siz gidin, ben size yardım edeceğim” dedi ama savaş başladıktan sonra kendini korumak adına çıkıp başka bir yalan daha söyledi ve “Biz Kürtlere silah verdik ama Kürtler gelmedi” dedi. Bu bir yalan. Birincisi, Kürtlere silah falan verilmedi. İkincisi de o dönem İran’da var olan muhalefet organize değildi ve bir örgütlenmesi yoktu. Silahı kime vereceksin? Silah sokağa götürüp dağıtacağın bir şey değildir. Bir örgüte vermelisin. Örgüt de yoktu. Sağcıların bir örgütlenmesi yoktu. Belki demokrasi yanlılarının az da olsa bir örgütlenmesi vardı ama onlar da sokağa çıkıp silahlanacak ve rejimle savaşacak şartlara sahip değillerdi. Trump’ın bunu söylemesinin nedeni şudur: İran muhalefeti içinde silahlı olan ve silah kullanabilen tek güç Kürt muhalefetidir.

Peki o dönemde Kürtler ne yaptı?

Zaten onlara silah verilmemişti. Hatta dönemin generali Trump’a karşı açıklama yaparak “Kürtlere silah verilmedi, silahlar Başûr’a (Irak Kürdistan Bölgesi) gitti ve Amerikan üslerindeler.” dedi. İki hafta önce temsilcileri Tom Barrack da “Biz Kürtlere silah vermedik.” dedi. Bu, Trump’ın kendini savunmak için söylediği büyük bir yalandı.

İran’daki Kürt güçleri bu savaş sırasında ne istiyordu?

Kürtler, elbette rejimin yıkılmasından memnuniyet duyuyorlardı ancak “Bu bizim savaşımız değil, biz bu savaşa katılmak istemiyoruz.” dediler. Çünkü Amerika ve İsrail’in amaçlarına inançları yoktu. Söyledikleri doğru da çıktı. Bakın, şimdi İran ve Amerika anlaştı, İsrail ise adeta marjinalize oldu. Doğru, İsrail yine eski yerine dönecek ancak bu zaman alır. Kürtler bu konuda İran’ın bombalanmasını desteklemiyoruz dediler ve bunu desteklememeleri iyi bir şeydi.

J. D. Vance İran heyeti ile görüşmeye hazırlanıyor, Foto: Nathan Howard-Pool/Getty Images

Sadece hava savaşıyla olmaz

Eğer destekleselerdi ne olurdu?

Olmazdı. Çünkü İran halkının hava savunma gücü yoktu, halk bombardıman altındaydı. Sadece Kürdistan değil, tüm İran’da halk bu bombardımandan rahatsızdı. Herkes, hatta tüm stratejistler bile İran rejiminin bombardımanla yıkılmayacağını biliyor. Tarihte bir rejimin sadece bombardımanla yıkıldığına dair bir örnek yoktur. Amerika ve İsrail gerçekten de rejimi yıkmak isteseydi, İran’a ordu göndermeleri gerekirdi. Tüm stratejistler İran’a ordu göndermenin intihar gibi bir şey olduğunu söylüyordu. İran’ın yüzölçümü 1 milyon 648 bin kilometrekaredir, yani neredeyse Batı Avrupa’nın tamamı kadar ve 95 milyon nüfusu var. O bölgeye ordu götürürseniz Irak’tan yüz kat daha kötü olur ve savaş kontrolden çıkar. Coğrafyası çok zordur. Bir ülkeye saldırıldığında halkın milliyetçi duyguları kabarır. Örneğin İran ve Irak savaşı. İran 8 yıl savaştı. Bir buçuk milyon insan öldürüldü, Huzistan ve Luristan’ın büyük bir bölümü viran oldu. Ama rejim düşmedi ve kazandı. Amerika ve o zamanki Sovyetler, ayakta kalması için Saddam rejimine el atın diyorlardı. Amerikalı stratejistler, İsrail’in uzun vadede sadece hava savaşı yürütebileceğini ancak kara savaşı yapamayacağını biliyorlardı. Çünkü İsrail’in küçük bir ordusu var ve çok küçük bir ülkedir. İran’dan 71-72 kat daha küçüktür.

Kürtlerin uzlaşması iyidir ama yeterli değildir

İran’daki Kürt güçler arasında bir anlaşma yapıldı. Birkaç Kürt parti ve gücü bir araya gelip bu anlaşmayı imzaladı. Kürt güçlerinin bu anlaşması savaş sırasında nasıl bir etkide bulundu?

Bu anlaşma iyi bir anlaşma. Lazım olan ama yeterli olmayan dedikleri şeye örnek olabilir. Çünkü bu anlaşmanın altyapısı, operasyonel ve pratik bir mekanizması yok. Ben defalarca onların anlaşmasının operasyonel bir altyapısının ve mekanizmasının olması gerektiğini söyledim. Bir nevi birleşik bir askeri-siyasi operasyon aşaması olmalı. Bu yok. Hatta başka bir şey de yok. O da söylem birliği. Bu yüzden şu anki anlaşmaları bir örgütlenme olarak çok ama çok zayıf. Askeri-siyasi bir altyapıya sahip olmalı, her şeyden önce birleşik bir Peşmerge gücü olmalı. Fikri ve stratejik açıdan birleşik olmalı. Yayınladıkları bildiriler, yani söylemleri de birleşik olmalı. Ve en önemlisi, siyasi güçlerin doğrultusunda hareket edeceği birleşik bir siyasi ve stratejik program oluşturulmalı. Ama bunu yapmıyorlar.

2026’nın başında Rojava’da meydana gelen savaş ve Rojava’da ortaya çıkan sonuçlar İran’daki Kürt güçleri etkilemiş olabilir mi?

Rojava’da Kürtlerin başına gelenler özellikle Rojhilatlı Kürtler için çok önemli. Birincisi; Eğer Amerika ile çalışıyorsan, Rojava güçleri gibi Amerika ile çalışıyorsan, Amerika’nın müttefiki olmalısın, Amerika’nın emri altında değil. Dahası, Rojava’da Amerika ile olan ilişkilerde, Amerika ile çalışırken herhangi bir siyasi anlaşma yoktu.

Askeri alanda da yoktu. Çünkü orada da onlara silah verdiklerinde, o silahlar Amerika’nın kontrolü altındaydı. Amerika’nın onlara hayır dediği gün silahlarını da durdurdular.

Bunu az önce de belirttiniz. Silah meselesi İran savaşı sürecinde de Kürtler için gündeme geldi.

Amerika tarihinde, bilindiği üzere Amerika dünyada muhalif güçlerle birçok kez çalışmıştır. Ancak gizli bir şekilde. Bu CIA’in kontrolü altındaydı, gizli askeri kurumların kontrolü altındaydı. İlk defa Rojava’da açık bir şekilde çalıştı. Ama Rojava bundan faydalanamadı. Yani o IŞİD savaşını yürüttü, o savaşta on iki bin Kürt, gerilla öldürüldü. Fakat siyasi özne olamadı. Bu çok önemli bir nokta. Rojhılat’ta da muhtemelen Trump tam da bunu istiyordu. Kürtleri özel bir güç olarak kullanmak istiyordu.

Amerika’nın Kürtler için siyasi bir haritası yok mu?

Hayır. Siyasi bir haritası yok. O zaman Amerika Kürtlerle çalışıyordu ama aynı zamanda ‘Heyet Tahrir el-Şam’ ile de çalışıyordu. Ve bunu Kürtlere söylemiyordu. Eğer Kürtler o zaman bunu bilseydi, tutumlarını netleştirmeleri gerekirdi. Açıkçası Amerika ve özellikle İngiltere, çünkü bu bir İngiliz projesiydi, bunu Türkiye ile birlikte yaptılar. Sonunda buyurun bu bizim projemizdir dediler. Projeyi Amerika ve İngiltere oluşturdu. Türkiye’yi sadece kullandılar. Yani proje, fikir, stratejik fikir Amerika ve İngiltere’nindi.

Savaştan sonra Ortadoğu’nun dizaynı değişti

Yaygın bir söylem var, Ortadoğu’da yeni bir dizayn olduğu söyleniyor. Size göre Ortadoğu’da yeni bir dizayn var mı?

O dizayn vardı ancak bu İran savaşı o dizaynı yerle bir etti. Şimdi ne tür bir dizayn kurarlarsa kursunlar, ne tür bir askeri ve siyasi denge kurarlarsa kursunlar, İran’ı hesaba katmak zorundalar. O zamanlar hedef İsrail’in de dahil olduğu Amerika’nın hegemonyasını, o askeri hegemonyayı güçlendirmekti. Şimdi o hesap kalmadı. Yani bu savaş onu yıktı. Çok önemli olan bir şey de şu ki; yapılan bu savaş, Amerika’nın Ortadoğu’daki hegemonyasının stratejik sınırlarını gösterdi. Bu, ülkelerin ve özellikle Kürtlerin alması gereken en büyük ders. Eğer Rojava’da Kürtler zamanında Dürziler ve Alevilerle anlaşma yapsalardı, onlarla birlikte savaşsalardı, o cephe kırılmazdı. Bu işi yapmadılar. Çünkü savunma olduğunda, direniş olduğunda hesapları değiştirebilirsiniz. Rojava’da askeri güçleri vardı. Gerillaları vardı, erkek gerillalar, kadın gerillalar, her şeyleri vardı. O zaman Ahmed Şer hükümeti tutunamamıştı. Ama onlar ses çıkarmadılar. Oturup Amerika’nın söylediği her şeyi kabul ettiler. Tom Barack onlara ne dediyse onu yaptılar. İnanıyorum ki Kürtler Rojava’da, sonuçları sadece Rojava için değil, Başûr ve Rojhilat için de kötü olan büyük bir stratejik hata yaptılar.

“Türkiye Musul’u almak istiyor olabilir”

Rojava’daki savaştan sonra Kürdistan Bölgesi’nin durumunun da değişebileceğini söyleyen yorumlar var. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Şu an böyle bir tehlike var. Amerika orayı da merkezileştirmek istiyor. Merkezileştirme, bölgesel hükümetin ya küçülmesi ya da güçlerinin büyük bir bölümünü kaybetmesi anlamına geliyor. Ancak bölgesel hükümet de bunu yapamıyor. Çünkü birleşik değil. Eğer bölgede birleşik bir hükümet olsaydı, bu iş yapılamazdı. İşin gerçeği şu ki, bunu sadece Amerika yapmıyor. Arkasında Türkiye de var. Büyük ihtimalle Türkiye gerçekten de Musul vilayetini ve çevresini kendi kontrolüne alacak şartların oluşmasını isteyecektir. Trump’ın Amerikası stratejik alanda çok ama çok zayıf bir düşünceye sahip. Örneğin, İranlılar müzakerelere düşünceleri oldukça iyi olan kişiler göndermişlerdi. Peki Amerika kimi göndermişti? Ortadoğu’nun ne olduğunu hiç bilmeyen Jared Kushner ile Witkoff’u göndermişti. Amerika’da, Tom Barack’ın da içinde olduğu o sağ kanat iş başında. Irkçı bir zihniyete sahipler. O ırkçılık, demokrasi ve eşitliğin Ortadoğu ülkeleri için olamayacağını söylüyor.

Otoriter merkezi hükümetler kurulmalı diyorlar. Bunu Suriye’de yapmak istiyorlar. Aynı şeyi Lübnan’da yapmak istiyorlar, aynı şeyi Irak’ta yapmak istiyorlar ve zaten bizzat böylesi otoriter bir hükümete sahip olan İran’da da bunu yapmak istiyorlar. Artık o “Yeni Ortadoğu” projesi kalmadı, şimdi başka bir proje ortaya koymalılar.

Bu duruma karşı Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürtler ne yapıyor?

Başûr’daki Kürt güçleri birleşik değil. Başûr’daki Kürt güçlerinin stratejik bir düşüncesi yok. Eğer stratejik bir düşünceleri olsaydı, Başûr’daki Kürt güçleri Kerkük’ün kontrolünü Türkmenlere vermezdi. Kerkük’ün kontrolünü Türkmenlere verdiler, yani Kerkük’ün kaderini ve kontrolünü Türkiye’ye verdiler.

KYB ile Türkiye’nin ilişkisi kötüydü.

Şimdi iyi.

Neden şimdi iyi?

Yekitiya Niştimanî (KYB), Parti (KDP) ve Erbil ile olan rekabeti nedeniyle gidip Türkiye’ye yakınlaştığı için.

Ancak KYB’nin aksine KDP ile Türkiye’nin ilişkisi çok iyiydi.

Artık eskisi gibi değil.

Ne değişti?

Çünkü Irak’taki durum ön plana çıkınca Parti (KDP) zayıfladı. Hem Bağdat hükümetinde hem de Kürdistan’da zayıfladı. Şimdi KYB hem İran’ın desteğini alıyor hem de Türkiye’nin desteğini alıyor.

Irak Kürdistan Bölgesin’de Türkiye’nin rolünden bahsettiniz. İran savaşı sırasında Türkiye’nin tutumu ve pozisyonu neydi?

Bugünlerde ortaya çıkan bir şey var ki bence doğru olması muhtemeldir. Trump’ın şöyle dediği söyleniyor: “Biz Kürtlere yardım etmediysek bunun sebebi Erdoğan’ın tehdit etmesiydi. Eğer bunu yaparsanız ben de İsrail’e saldırırım demişti.”

İran savaşıyla birlikte pek çok kişi artık bunu yüksek sesle dile getiriyor. Bu görüşe sahip olanlara göre bir gün İsrail ve Türkiye birbiriyle savaşacak.

Bu ihtimal vardı. Hatta onları korkutacak seviyedeydi. “Ben İran ile değil, Amerika ile de savaşmam ama İsrail’e saldırırım” demişti. Şu anlama geliyor: İran’ı Suriye’den çıkardıklarında, İran’ı Lübnan’dan çıkarmak istediklerinde, İran’ı Irak’tan çıkarmak istediklerinde, tüm bunlar Türkiye’nin çıkarına. Türkiye Suriye’de İran’ın yerini doldurdu. Muhtemelen aynı işi Irak’ta da yapacak. Çünkü İran’ı Irak’tan çıkarmak istiyorlar. Ama bu zor bir şey, Irak’ta çok zor. Çünkü Irak halkının çoğunluğu Şii ve İran’ın orada nüfuzu var. Bu işi yapamazlar, büyük bir zorlukla yapabilirler. Büyük bir savaş çıkar. Bu kez Barzani eskisi gibi Şii güçlerle kolayca ittifak yapamadı ama YNK yaptı. Temel sorun burada.

İran halkının savaştan sonraki durumu savaş öncesine göre daha mı iyi yoksa daha mı kötü?

Çok kötü oldu. Bu savaş devrimcilerin ve halkın siyasi özneliğini azalttı. Savaştan önce, Jina Aminî Devrimi’nden sonra İran’da sivil toplum oldukça radikalleşmişti. Ancak bu savaş bunu çok azalttı. Şimdi halk günlük zararların sıkıntılarıyla meşgul. Yani hayat pahalılığı çok fazla, ekmek yemek, geçim sağlamak çok zor. Böyle bir şart ve durumda halkın siyasi pratiği ve siyasi özneliği azalır. Bu savaş bunu azalttı.

Ortadoğu’da gerçekleşecek olan önümüzdeki dönemin senaryoları için öngörüleriniz nelerdir?

Bana göre şu an Ortadoğu’da iki temel güç var: Biri İsrail, diğeri ise İran. İçinden geçilen bu şartlar ve koşullar, ortaya çıkan durum ve Türkiye, Mısır ve diğerlerinin gösterdiği tutumla birlikte, Arap ülkelerinin “İbrahim Anlaşmaları”na üye olma ihtimallerinin çok düşük olduğunu düşünüyorum. Çok ama çok düşük. Bence Arap ülkeleri Amerika’ya baskı yapmaya çalışıp bölgede güvenliğin sağlanması ve ayrıca İran’da daha iyi bir değişimin gerçekleşmesine yardımcı olmak için “İran’la anlaş” diyecekler. Böyle ce İran istikrara kavuşsun. Eğer İran istikrara kavuşur ve tehdit edilmezse, o zaman bu bölge de istikrara kavuşabilir.

“Kürtler her zamankinden zayıf”

Bu senaryoda Kürtlerin rolü ve pozisyonu nedir? Kürtlerin payına ne düşüyor?

Bu dönemde Kürtlerin Ortadoğu’daki durumu her zamankinden daha zayıf ve güçsüz. Yirmi yıl önce “Yirmi birinci yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olacak” denilen bir dönemdeydik. Ancak yirmi birinci yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olmadı. Başûr’daki hatalar çok büyüktü. Başûr birleşik bir ulusal hükümet kuramadı. Başûr’da aşiretvari bir hükümet var. Amerika da biliyor, Türkiye da biliyor, İran da biliyor. Barzani ve Talabani arasındaki düşmanlığın her şeyden fazla olduğunu biliyorlar. Başûr başaramadı. Rojava da ortaya çıkan o şartlar ve koşullar altında silah elde edemedi. Rojhılat da şu an aynı durumda. Kürtler tek başına, yani sadece Kürtlerin kendileri böyle bir işi yapamazlar. Eğer yapacaklarsa bunu İran’ın demokratik güçleriyle birlikte yapmalılar. Fakat onlar da Kürtlerin tüm taleplerini kabul etmeye hazır değiller. Bu yüzden Kürtler artık gerçekten de görüşlerinde ve stratejilerinde stratejik bir gözden geçirme yapmalıdırlar.

Benim görüşüme göre artık ortaya çıkan şudur: Rojhilat’ta silahlı mücadele stratejisi başarısızlığa uğradı. Başka bir yol seçmeliler. Kendilerini nasıl toparlayacaklarını, nasıl bir birlik kuracaklarını ve Kürdistan’ın sivil toplumunda nasıl bir birliğin temelini atacaklarını bilmelidirler. Eğer Doğu Kürdistan’da stratejik bir değişim yapılacaksa silahlı mücadelenin sona erdiği söylenmelidir. Çünkü silahlı mücadele bir stratejidir. Eğer imkânları kalmazsa, o strateji devam edemez. Şu anda o imkânlar kalmamıştır.

Başka bir şey daha var, artık askeri teknoloji değişti. Şimdi örneğin Bakur’da bile PKK güçlerinin en büyük kısmı yeraltında. Yani savaşın teknolojisi böyle. Şu anda Türkiye’nin bilmem kaç bin askeri üssü var. Çok sayıdalar. Bu üslerin hepsi birbirine bağlı. O savaş dron savaşıdır, hava savaşıdır; o savaş Kalaşnikof savaşı değildir. Ama Kürtlerin savaşı gerçekten de Kalaşnikof savaşı. Bu yüzden Rojhilat için de bu stratejinin değişmesi gerekiyor. Yani bu stratejinin ağırlığının dağlardan şehirlere geçtiğini bilmelisin. Yani dağdan sivil topluma geçiyor. Dolayısıyla Kürt stratejisi odağını şehirlerde, sivil toplumun içinde nasıl yer edineceğine yöneltmelidir. Tamam, Kürtler İran hükümetinin despot bir hükümet olduğunu, insan öldürdüğünü söylüyorlar. Bunların hepsi doğru. Ancak dağda kalmak da hiçbir yere varmaz, dağda kalmak çözüm değil. Durum budur. Strateji değiştiğinde, işin ve mücadelenin merkezi de değişir.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.