“Ailem Güvende” operasyonları: 13 Eylül’den bugüne neler oldu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü “Ailem Güvende” adlı operasyonlar kapsamında 13 Eylül’den bu yana LGBTİ+ dernekleri, aktivistler, trans kadınlar ve eğlence mekanları hedef alındı. Şu ana kadar beş ilde en az 81 kişi tutuklandı.


Fotoğraf: Büşra Erinkurt / csgorselarsiv.org

LGBTİ+ ve aktiviste yönelik düzenlenen ev baskınlarını kapsayan “Ailem Güvende” adlı operasyonlar, LGBTİ+’ların hedef alınmasıyla hem Türkiye hem de uluslararası gündemde yer edindi.

İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2026/9559 sayılı kararıyla 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, yayın organının, öğrenci topluluğunun, hak savunucusunun ve aktivistin internet sitesi ile sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Aynı gece İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası başta olmak üzere 15 ilde dernek, ev ve mekan baskınları düzenlendi.

“Ailem Güvende” operasyonu: 17 Eylül itibarıyla genel tablo

12 Eylül’de başlayan operasyonda il il tutuklama ve gözaltı sayıları

Toplam tutuklu sayısı en az 81

İstanbul

20

tutuklandı · 14 adli kontrol · 1 serbest · 13 kişi hakkında yakalama kararı

Ankara

13

tutuklandı · Tuğba Tekerek, 7 Kaos GL yöneticisi ve 5 trans kadın dahil

İzmir

16

tutuklandı

Kuşadası / Aydın

5

tutuklandı

Mersin, Sakarya, Antalya

28

tutuklandı (ortak operasyon) · 8 adli kontrol

Çağlayan Adliyesi önündeki protesto: Operasyonları protesto etmek için toplanan, aralarında gazeteci ve avukatların da bulunduğu 106 kişi gözaltına alındı; tamamı sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldı.

Kaynak: İstanbul, Ankara, Mersin ve İzmir cumhuriyet başsavcılıkları açıklamaları; Adalet Bakanlığı verileri

13 Eylül: 162 kişi hakkında işlem başlatıldı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, X hesabından yaptığı açıklamada operasyon kapsamında 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı. Gürlek, bu operasyonların “Aile ve Nüfus On Yılı” kapsamında yapıldığını da ekledi.

Kaos GL derneğine ve üyelerin evlerine yapılan polis baskınıyla derneğin yedek ve asil denetim kurulu üyeleri, gözaltına alındı. Polisler derneğin ofisinde de arama gerçekleştirip dijital veriler ve materyaller el koydu. Ayrıca İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde LGBTİ+’ların kullandığı eğlence mekanlarına baskın düzenlendi.

14 Eylül: İzmir ve Kuşadası’nda ilk tutuklamalar

İzmir’de 16 kişi, Aydın’ın Kuşadası ilçesinde 5 kişi “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamalarıyla tutuklandı.

İzmir’de birçok kişi, aralarında LGBTİ+ aktivistlerinin de olduğu çok sayıda kişinin tutuklanması ve gözaltına alınmasını protesto etti. Polis, İzmir’deki kitleye biber gazı ile müdahale etti ve 1’i avukat 2 kişiyi gözaltına aldı.

15 Eylül: Çağlayan’da protestoculara gözaltı

“Müstehcenlik” ve Dernekler Kanunu kapsamındaki soruşturmada Ankara’dan gözaltına alınan 21 kişiden 13’ü tutuklandı.

Kaos GL’ye düzenlenen operasyon kapsamında serbest gazeteci Tuğba Tekerek ile Kaos GL Derneği yönetim ve denetim kurulundan 7 asil üye tutuklandı. 7 yedek üye ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Tekerek’in gözaltına alınma gerekçesinin derneğin Gürcistan’daki LGBTİ+ hareketine ilişkin hazırladığı tek bir haber olduğunu aktardı.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen ayrı bir operasyonda, Muamma LGBTİ+ Derneği ve Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nden olan kişiler dahil 36 kişi gözaltına alındı. “Fuhuş”, “fuhşa teşvik, aracılık ve zorlama” ile “müstehcenlik” suçlamalarıyla 28 kişi tutuklandı, 8 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. Operasyon kapsamında 14 internet sitesi ve 186 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi.

İstanbul’da Operasyonları protesto etmek amacıyla İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile LGBTİ+’lar Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde toplandı. Aralarında BirGün muhabiri Sarya Toprak, Alman kamu yayıncısı ARD’den gazeteci Sener Azak ve avukatların da bulunduğu 106 kişi polis müdahalesiyle gözaltına alındı. Gözaltındakiler Gayrettepe, Vatan ve Küçükçekmece emniyet müdürlüklerine dağıtılarak götürüldü. Azak daha sonra ayrı olarak serbest bırakıldı. Gözaltı süresinin 24 saat daha uzatıldığı duyuruldu.

16 Eylül: İstanbul’da operasyonda 20 tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde kentte faaliyet gösteren 10 işletme ve 6 LGBTİ+ derneği olmak üzere toplam 54 iş yeri, ev ve derneğe operasyon düzenlenmişti. Adliyeye sevk edilen 35 şüpheliden 20’si tutuklandı, 14’ü hakkında adli kontrol kararı verildi, 1 kişi savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Yurt dışında olduğu belirtilen 13 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Savcılık, tutuklama talebinin gerekçesinde “çocukların üstün yararı”, “Türk aile yapısının korunması” ve “genel ahlak”ı öne sürdü. LGBTİ+ derneklerinin faaliyetleriyle Türk aile yapısının mahiyetini zayıflattığını ileri süren savcılık, derneklerin LGBTİ+ olmayı özendirme, teşvik ve yaygınlaştırma amacıyla finansman topladığını ve organizasyonlar düzenlediğini iddia etti.

Bir gün önce gözaltına alınan 106 kişinin ifade işlemleri 16 Eylül sabahı tamamlandı, ancak gözaltı süreleri 24 saat uzatıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), gözaltındakilerin sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakılacağını duyurdu. Nitekim 106 kişinin tamamı 16 Eylül gecesi serbest bırakıldı.

Avrupa Birliği’nden gözaltılara tepki

Avrupa Birliği’nden de “Ailem Güvende” operasyonlarına kınama mesajı geldi. Avrupa Komisyonu Sözcüsü Christian Wigand, “Komisyon, LGBTİQ+ aktivistleri, insan hakları dernekleri ve işletmelere yönelik son gözaltılar ve başlatılan hukuki süreçlerden endişe duyuyor,” demişti.

Avrupa İnsan Hakları Büyükelçileri ve LGBTİ+ Hakları Büyükelçileri, operasyonlara ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

Fransa, İsveç, Finlandiya, Almanya, Hollanda, İzlanda ve Danimarka bayraklarıyla imzalanan açıklama şu şekilde:

“12 Eylül’den bu yana Türkiye’de LGBTİ+’lara, özellikle insan hakları savunucularına ve LGBTİ+ örgütlerine, karşı yürütülen eylemler derin endişe vericidir. Barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ile ifade özgürlüğü, LGBTİ+’lar için de olmak üzere, uluslararası insan hakları hukukuna ve Türkiye’nin uymayı taahhüt ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun biçimde tam olarak gözetilmelidir. Türkiye’deki tüm LGBTİ+’larla tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.”

Çağlayan Adliyesi önünde gözaltına alınan 106 kişi serbest bırakılacak

”Ailem Güvende” operasyonlarına karşı İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelen ve gözaltına alınan 106 kişinin serbest bırakılacağı duyuruldu.

Fotoğraf: Gazeteci Eylül Deniz’in videosundan bir kesit

13 Eylül’den bu yana Adalet Bakanı Akın Gürlek’in öncülük ettiği LGBTİ+’lara dönük “Ailem Güvende” adlı polis operasyonlarının ardından İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile LGBTİ+’lar, Çağlayan Adliyesi önünde gözaltı ve tutuklamalara karşı dün (15 Eylül) basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması sırasında polis 106 kişiyi gözaltına aldı.

ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği), gözaltına alınan 106 kişinin sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra serbest bırakılacağını duyurdu.

13 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla yapılan operasyonda İstanbul’da gözaltına alınan 33 kişiden 20’si tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

13 kişi hakkında ise adli kontrol talep edildi.

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında Kaos GL Derneği’nin yedek üyeler de dahil olmak üzere yönetim ve denetim kurulu üyeleri evlerine düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmıştı. Dernek ofisinde de arama yapılmış, dijital materyallere el konulmuştu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ailem Güvende” adında 15 ilde yürütülen operasyonlar kapsamında 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını sosyal medya hesabından açıklamıştı.

Bu operasyonlara karşı sendikalar, siyasi kurumlar, feminist örgütler ve LGBTİ+’lar 15 Eylül 12.30’da İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak üzere bir araya geldi. Polis, adliye önündeki 106 kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan 106 kişi üç gruba ayrılarak Vatan Emniyet ile Gayrettepe ve Küçükçekmece’deki emniyet birimlerine götürülmüşlerdi. Gözaltı süresi dün akşamdan itibaren 24 saat daha uzatılmıştı.

ÇHD, Çağlayan Adliyesi önünden 12.30 sıralarında gözaltına alınan Avukat Cem Gök’ün ifadesinin gece 01.00’de, Avukat Tuğba Yılmaz’ın ifadesinin gece 03.30’da, Avukat Berfin Karaşah’ın ifadesinin 03.50’de, Avukat Gülyeter Aktepe’nin ifadesinin sabaha karşı 05.00 civarı alındığını duyurdu.

“Dicle’nin Sürgünleri / Hawara Dîcleyê” sergisi Diyarbakır’da: “Dicle’de bir tahribat söz konusu”

Adını Mehmed Uzun’un eserinden alan “Dicle’nin Sürgünleri / Hawara Dîcleyê” sergisi, 11 Eylül’de Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde ziyarete açıldı. Serginin kolaylaştırıcısı Servet Kaplan, sergi fikrinin ortaya çıkışı ve serginin odağına dair değerlendirmelerde bulundu.

Fotoğraflar: Yekta Armanc Hatipoğlu/Niha+

Yıkıntılar Arasında ve Arazi Assembly tarafından hazırlanan “Dicle’nin Sürgünleri / Hawara Dîcleyê” sergisi, 11 Eylül’de Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde ziyarete açıldı.

11 Ekim’e kadar sürecek sergide Batman, Mardin, Diyarbakır, Şırnak ve Cizre’yi kapsayan Dicle Havzası’nda farklı dönemlerde yaşanan yıkım ve tahribat; araştırmacılar, kent ve kalkınma uzmanları ile sanatçıların çalışmaları üzerinden inceleniyor.

Sergi, adını ve çıkış noktasını yazar Mehmed Uzun’un “Dicle’nin Sürgünleri” adlı eserinden alıyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin mekân desteğinin yanı sıra Tarabya Kültür Akademisi, Sivil Düşün ve Ankara Goethe Enstitüsü tarafından destekleniyor.


Sergide Yıkıntılar Arasında ekibinden Aşkın Ercan, Delal Eken, Rozelin Akgün, Nejbir Erkol, Seda Gecü ve Servet Kaplan; Arazi Assembly’den ise Leyla Keskin, Yıldız Tahtacı, Pelin Tan, Özge Çelikaslan, Ruken Aydoğdu, Yelta Köm, Merve Gül Özokçu ve Zelal Gezici yer alıyor.

Serginin kolaylaştırıcısı Servet Kaplan ile sergi fikrinin ortaya çıkışı ve serginin odağı üzerine konuştuk.

“Dicle’de ciddi bir tahribat var”

Servet Kaplan

Kaplan, serginin Yıkıntılar Arasında ve Arazi Assembly olarak bir araya gelişleriyle ortaya çıktığını, her iki kolektifin de uzun zamandır Dicle’deki ekolojik yıkıma özellikle odaklı olduğunu söyledi:

“Bireysel üretimler vardı. Bunları bu kez iki grup olarak bir araya getirip bir sergi fikriyle, hatta etrafında atölyelerle beraber biraz daha kamusal bir alanda konuşmaya, paylaşmaya ihtiyacımız olduğunu fark ettik.”

“Dicle’de bir tahribat söz konusu. Barajlar, devletin güvenlik politikalarıyla, sermaye eliyle yapılan birtakım müdahalelerle insanların bulunduğu ya da bulunmadığı alanlarda ciddi bir tahribat var” diyen Kaplan, serginin tamamen buna odaklandığını ve yaklaşık sekiz aylık bir hazırlık sürecinin ardından ortaya çıktığını ifade etti:

“Öncelikle geçmiş ve bugün bağını sergi açısından değerlendirirsek Arazi Assembly’nin 10 yılı aşkın bir süredir bu bölgede, Dicle Nehir Havzası’nda yaptığı araştırmalar ve sanatsal üretimler var. Bir de Dicle Nehir Havzası’ndaki yıkımı GAP öncesine dahi dayandırabiliyoruz. 40-50 yılı aşkın bir süredir var diyebiliriz bu tahribat.”


“Yerinden edilme” ve “sürgünün” sadece insana dair olmayışı

Kaplan, serginin ana fikri olan “yerinden edilme” ve “sürgün” gibi kavramların sadece insanlara dair olmadığını da söyleyerek “Çünkü bu tahribattan kaynaklı türlerin yok olması, özellikle nehrin ekolojisinde ciddi bir tahribatın yaşanması durumu söz konusu” diye konuştu.

11 Ekim’den sonra serginin başka illerde açılıp açılmayacağına dair şu an için planlı bir şey olmadığını ancak buna dair bir fikir olduğunu söyledi. İki inisiyatifin üretimlerinin devam etmesi sebebiyle serginin başka illerde açılma ihtimalinin de olduğunu belirtti.


“Mehmed Uzun’un Dicle’nin Sürgünleri kitabından hareket ettik”

Kaplan, Mehmed Uzun’u anarak sözlerini sonlandırdı:

“Mehmed Uzun’un Dicle’nin Sürgünleri kitabından hareket ettik. Ekolojik edebiyat ya da eko-kurgu denen kavramlar üzerinden gitmeyi tercih ettik. Doğanın ya da peyzajın cansız bir varlık olarak değil aslında tüm yaşanan sürece dair belli tanıklıklar taşıyabildiği ya da hafıza taşıyıcısı olduğu gibi bir durum var. Mehmed Uzun’un kitabında da Dicle Havzası’nda yaşayan farklı toplulukların (Êzîdîler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler); yaşadığı felaketlerin anlatımında Dicle’nin sesini anlatmaya dair bir kurgu var. Aslında sergi bu fikir etrafında yoğunlaşıyor, tabii biraz güncele de gelerek.”

Yıkıntılar Arasında ve Arazi Kolektifi hakkında:

Yıkıntılar Arasında: Araştırma ve Sanat İnisiyatifi (İstanbul, Diyarbakır, Mardin ve Hatay), farklı disiplinlerden araştırmacı, sanatçı ve kültür üreticilerinin bir araya geldiği bir inisiyatiftir. Eleştirel mekân çalışmaları yürüten insiyatif; politik şiddetin izlerini taşıyan yıkım alanlarına, insan ve insan olmayanların dolanık ilişkilerine, hafıza ve tanıklık anlatılarına odaklanan araştırma ve sanatsal üretimler gerçekleştirmektedir.

Arazi Kolektif: Mardin merkezli Arazi Kolektifi (Arazi Assembly) 2014 yılında kuruldu. Disiplinlerarası araştırmacılar, sanatçılar ve mimarlardan oluşan inisiyatif, eleştirel mekân pratikleri sürdürmektedir.

Katılımcılar

Aşkın Ercan, Delal Eken, Rozelin Akgün, Nejbir Erkol, Seda Gecü, Servet Kaplan (Yıkıntılar Arasında)

Leyla Keskin, Yıldız Tahtacı, Pelin Tan, Özge Çelikaslan, Ruken Aydoğdu, Yelta Köm, Merve Gül Özokçu, Zelal Gezici (Arazi Assembly)

Yapay zekada ‘Tekelleşme’ uyarısı: “Hitler’in atom bombasına sahip olması kadar tehlikeli”

DeepSeek mühendisi Liu Shengyu, yapay zeka alanındaki tekelleşmeye dikkat çekerek, yaklaşmakta olan durumu Hitler’in atom bombasına sahip olması kadar tehlikeli bir durum olarak nitelendirdi. OpenAI ise korkuları anladıklarını ama kendilerine güvenilmesi gerektiğini iddia etti.

DeepSeek’te yapay zeka geliştiricisi olarak çalışan Liu Shengyu, WeChat hesabında Çince olarak yayınlanan “Yeteneğimi Düne Gömmekten Başka Seçeneğim Yok” başlıklı blog yazısında yapay zeka ile ilgili uyarılarda bulundu. Shengyu, yapay zekanın bir yıl içinde belgeleri aramasına ve hataları tespit etmesine yardımcı olabilecek bir araçtan, GPU kodunu okuyabilen ve yazılım operatörlerini optimize edebilen bir araç haline geldiğini yazdı.

Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin birkaç şirket tarafından kontrol edilmesinin yaratacağı risklere dikkat çeken Shengyu, “Bu nedenle, en ileri düzey yapay zeka teknolojilerinin herkes tarafından açık ve uygun maliyetli bir şekilde erişilebilir olması gerektiğine hala inanıyorum. Bunu Anthropic veya OpenAI’ın yapacağına güvenmiyorum. Özellikle de en gelişmiş yapay zekaya ya da AGI’ye Anthropic’in hakim olmasını kesinlikle istemiyorum. Abartılı bir benzetmeyle ifade etmek gerekirse, bunun yaratacağı tehlikenin boyutu Hitler’in Müttefikler’den önce atom bombası teknolojisine sahip olması kadar ciddi olurdu”.

Geçen hafta Anthropic ve OpenAI’da araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon, yapay zeka güvenliğine ilişkin endişeleri nedeniyle Anthropic’ten ayrıldığını duyurmuştu. Coxon, X’te yaptığı paylaşımda yapay zeka şirketlerinin “kendi kendini geliştiren süperzekaya doğru hızla ilerlediğini” söylemişti.

Oğlunu öldürmek için yapay zekaya sordu

Brezilya’da 36 yaşındaki bir kişi nafaka ödediği oğlunu öldürmek için OpenAI adlı yapay zekadan yardım istemesi üzerine 19 Haziran’da tutuklandı ancak aradan geçen 53 gününün ardından serbest bırakıldı.

BBC’de yer alan habere göre şüphelinin nafaka ödemesi dışında oğluyla neredeyse hiç teması yoktu. Soruşturmacılar nedenin ödemeden kaynaklı bir öfkeden dolayı olabileceğine inanıyor.

Zanlının risin dahil zehirli maddeler üzerinde araştırma yaptığını ve soruları yeniden formüle ederek ChatGPT’nin güvenlik önlemlerini aşmaya çalıştığını söylüyor.Oğluna zarar vermek istediği suçlamasını reddeden adam, 54 gün tutulduktan sonra soruşturmadaki gecikmeler nedeniyle 13 Ağustos’ta serbest bırakıldı. Henüz bir suçlama yöneltilmedi fakat soruşturma devam ediyor.

AB yapay zeka yöneticileri ile konuşacak

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yapay zekanın yol açabileceği risklere karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere yapay zeka modellerini geliştiren başlıca laboratuvarları toplantıya davet edeceğini bildirdi.

Von der Leyen, Strazburg’da düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumundaki yıllık “Birliğin Durumu” konuşmasında yapay zekaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Von der Leyen, yapay zekanın doğru biçimde geliştirilmesi halinde insanlığa büyük yararlar sağlayabileceğini ancak bu güçlü teknolojinin önemli riskleri de barındırdığını belirtti.

Yapay zekanın taşıdığı riskler ele alınmadan teknolojinin potansiyelinden tam olarak yararlanılamayacağını vurgulayan von der Leyen, “En gelişmiş yapay zeka modellerinin kapasitesi arttıkça söz konusu riskler de daha belirgin hale geliyor. Geliştirilmekte olan modeller, daha önce mümkün olabileceğini hiç düşünmediğimiz düzeylerde bilgisayar korsanlığı yapılmasına imkan sağlayacak.” diye konuştu.

Kendi kendini geliştirebilen yapay zeka modellerinden kaynaklanan tehlikelerin giderek daha görünür olduğunu anlatan von der Leyen, yapay zeka ajanlarının kendileri için belirlenen ortamların dışına çıkması veya sistemlere zararlı kod yerleştirmesi gibi olayların karşılaşılabilecek risklere ilişkin ilk işaretler olduğunu kaydetti.

Von der Leyen, ileri düzey yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin yöneticilerinin de kendi kendini sürekli geliştirebilen modellerin ilerleme hızının kontrol altına alınması gerektiği uyarısında bulunduğuna işaret etti.​​​​​​​

Von der Leyen, tarafların yapay zeka modellerinin değerlendirilmesi ve doğrulanması, erken uyarı sistemleri ve yapay zeka güvenliği gibi alanlarda ortak çalışma yürüteceğini belirterek, “En ileri yapay zeka modellerini geliştiren başlıca laboratuvarları, sektörün bu modellerin gelişim hızını kontrollü biçimde yönetmeye yönelik devam eden çalışmalarını nasıl destekleyebileceğimizi görüşmek üzere davet edeceğim.” ifadesini kullandı.Yapay zekanın sağlık alanında doktorların yerini almaması, onlara destek sağlaması gerektiğini vurgulayan von der Leyen, “Yapay zekanın doktorlarımızı güçlendirmesi gerekiyor, onların yerini alması değil.” diye konuştu.

OpenAI: Korkmakta haklısınız ama bize güvenin!

OpenAI CEO’u Sam Altman, San Francisco’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada dünyanın yapay zekadan kormakta haklı olduğunu belirterek, “Dünya doğru şeyi yapacağımıza güvenmeli. Çünkü yapılması gereken doğru şey bu ve biz de taşıdığımız bu sorumluluğun büyüklüğünü hissediyoruz” dedi.

Washington’da düzenlenen bir konferansta konuşan Senatör Bernie ise Sanders, yapay zeka konusunda insanların karar vermesi gerektiğini belirterek, “Yapay zekaya bir avuç oligark karar vermemeli, bir oligarkın söylediği hiçbir şeye asla güvenemeyiz çünkü… samimi değiller ve yalan söylüyorlar” dedi.

Jîna Emînî ölümünün dördüncü yılında anılıyor

İran’ın başkenti Tahran’da 16 Eylül 2022’de Dilşad Devriyeleri (ahlak polisleri) tarafından işkence edilerek katledilen Jina Emini ölümünün 4. yılında anılıyor.

İran’da 4 yıl önce gözaltında katledilen Jina Mahsa Emini için İran ve Rojhılat’ın bir çok kentinde anma etkinliği düzenliyor. Jina Emini için Rojhilat Kürt Siyasi Güçleri İttifakı, Jina Emini için, 16 Eylül’de genel grev çağrısı yapmış, işyerleri ve pazarların açılmamasını istemişti.

Yapılan genel grev çağrısına İran’ın Kürt bölgelerinde yoğun katılım olurken, Jina’nın memleketi Saqız’da ise yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Yoğun önlemlere rağmen mezarlık ziyaret edildi Jina Emînî’nin mezarının bulunduğu Aichi Mezarlığı ve çevre yolları İran güvenlik güçleri tarafından kontrol altına alındığı bildirildi. İran International, yıldönümü öncesinde Saqiz ve Senendec başta olmak üzere Rojhilat kentlerinde askeri ve güvenlik güçlerinin yoğun biçimde konuşlandırıldığını aktardı.

Tüm güvenlik önlemlerine rağmen Jina Emînî’nin Aichi Mezarlığı’ndaki mezarı ziyaret edildi. Ziyaretçiler, mezarlığın girişinde Jina Emînî’nin adının ve “Jin, jiyan, azadî” yazısının yer aldığı beyaz balonlar uçurdu.

Öğrenciler Jina’yı andı

İsfahan Üniversitesi girişindeki bir üst geçide Jina Emini için pankart asan öğrenciler ayrıca Jina Emini protestolarında hayatını kaybedenlerin adlarının yazılı olduğu beyaz balonlar uçurdular.

Tutuklular açlık grevi ile destek verdi

Kürdistan İnsan Hakları Ağı’nın aktardığına göre Zeynep Celaliyan, Verişe Muradi, Sekine Perwane ve Matlub Ahmediyan isimli dört Kürt siyasi tutuklu, 16 Eylül’de Kürdistan’daki genel grev çağrısına destek amacıyla açlık grevine başlayacaklarını açıkladı.

Ne olmuştu

13 Eylül 2022’de kardeşiyle birlikte Tahran’dayken İran’ın “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad Devriyeleri tarafından “zorunlu örtünme” kuralına uymadığı gerekçesi ile gözaltına alınan Jina Emini, gördüğü işkence sonucu hastaneye kaldırıldı ve 16 Eylül’de yaşamını yitirdi. Ailesi, Jina’nın gözaltına alınmadan önce herhangi bir sağlık sorunu olmadığını belirterek ölümünden güvenlik güçlerini sorumlu tuttu.

Jina Emînî’nin ölümü Rojhilat’ın Saqız kentinden başlayarak İran geneline yayılan protestoların fitilini ateşledi. 17 Eylül’de Saqız’daki cenaze töreninde “Jin, jiyan, azadî” sloganı yükselirken, kadınların öncülüğündeki eylemler kısa sürede İran’ın birçok kentine yayıldı.

Yüzlerce ölü, binlerce idam

İran İnsan Hakları Örgütü (IHRNGO) ve İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı verilerine göre, Jina Emini’nin öldürülmesi ardından başlaya ve “Jin Jiyan Azadi” eylemleri olarak bilinen protestolarda 68’i çocuk olmak üzere 551 kişi öldürüldü. IHRNGO verilerine göre “Kanlı Cuma” olarak bilinen 30 Eylül 2022’de Cuma namazından çıkan protestoculara açılan ateş sonucu 14’ü çocuk 4’ü kadın toplam 104 kişi öldürüldü. Ayrıca 16 Eylül 2022 ile 2025 yılları arasında İran’da 83’ü kadın olmak üzere en az 2910 kişi idam edildi. Bu idamların önemli bir kısmını protestoya katılan sivil insanlar oluşturuyordu.

Abdullah Öcalan’dan Alevilere: “Amaç egemenliğin değil eşitliğin ve özgürlüğün ittifakı”

Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Güngör’ün haberine göre Abdullah Öcalan son yapılan İmralı görüşmesinde “İdris-i Bitlisi’nin Sünni mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmak, onu eksiklikleri ile beraber olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir.” dedi.


Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Güngör’ün haberine göre Abdullah Öcalan İmralı Heyeti aracılığıyla İdris-i Bitlisi değerlendirmesinin yaşanan eksiklikleri yeniden canlandırmanın aksine Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmeyi amaçladığını aktardı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, 13 Eylül tarihinde Abdullah Öcalan ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından açıklama yayınlayan İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan’ın sürece dair değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı. Yapılan görüşme, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ait olduğu iddia edilen notların, provokasyon ve spekülasyonların olduğu bir dönemde yapılırken, söz konusu tartışmalar Türkiye gündeminde de geniş yer buldu.

DEM Partili yetkililer söz konusu tartışmalar başta olmak üzere İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin içeriğine dair bilgileri gazetecilerle paylaştı. Yetkililer Abdullah Öcalan’ın dolaşıma giren ve söz konusu tartışmalara yol açan bazı görüşme tutanaklarının gerçekle bağının olmadığını bir kez daha vurguladığını belirtti.

“Alevi Rönesansı ortak demokratik geleceğin en önemli sütunlarından biri”

Abdullah Öcalan’ın konuyu netleştirmek için verdiği mesajda şu ifadeleri kullandı:

“İdris-i Bitlisi’nin Sünni mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmak, onu eksiklikleri ile beraber olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir. Tam tersine, geçmişte mirlerin ve egemenlerin çıkarına kurulan ittifak anlayışını, bugün halkların ve inançların çıkarı doğrultusunda güncellemektir. Alevilerin tarihsel hafızasını ve bu nedenle oluşan kaygılarını elbette ciddiye almak gerekir. Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmektir. Söz konusu olan mirlerin değil halkların ittifakıdır. Amaç egemenliğin değil eşitliğin ve özgürlüğün ittifakıdır. Alevi Rönesansı da bu ortak demokratik geleceğin en önemli sütunlarından biridir.”

Rojava’da yaşananları “açık bir provokasyon” olarak niteledi

Abdullah Öcalan’ın Rojava’daki gelişmelere dair değerlendirmelerinden bir kesit paylaşıldı. Öcalan’ın Rojava’da yaşananları “açık bir provokasyon” olarak nitelediği kaydedildi, “Bir genci vahşice katledip sonra da kente girmeye bahane edeceksin. Bu açık bir provokasyon. Diyalog zeminine yönelik bu sabotaj hemen durmalıdır” uyarısında bulunduğu belirtildi.

PJAK ve İran mesajları

Öcalan’ın Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê’nin (PJAK) izlediği politikanın doğru olduğunu, başka etki alanlarına girmeden halkı savunma stratejisinin yerinde olduğunu ifade ettiğini söyledi. Abdullah Öcalan’ın İran’a yönelik önceliğinin idam çılgınlığının durdurulması ve İran’ın Kürt bölgesine saldırmaktan vazgeçmesi olduğunu vurguladığı kaydedilerek, “Eğer bu yapılmazsa Kürtlerin meşru savunma hakkı olur. Türkiye bu konuda pozitif rol oynamalıdır” dediğini belirtti.

Mehdi Zana’nın vefatını üzüntüyle karşıladığı belirten Abdullah Öcalan’ın mesajı şu şekilde:

“Halkın yerel demokrasi temelinde irade olması için önemli bir çabaya sahipti. Başta Leyla Zana olmak üzere tüm ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.”

“Ailem Güvende” operasyonları: Gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı


Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başlattığı “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında bugün Ankara’da 7 asil Kaos GL üyesi ve gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı.

Fotoğraf: Kaos GL



Ankara’da “Ailem Güvende” adlı soruşturma çerçevesinde gözaltına alınıp tutuklanma istemiyle mahkemeye çıkarılan 14 Kaos GL üyesiyle gazeteci Tuğba Tekerek’in Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifade işlemleri sona erdi.

Sorgu sonucunda gazeteci Tuğba Tekerek ve Kaos GL yönetim ile denetim kurullarının yedi asıl üyesi tutuklandı. Kaos GL’nin yedi yedek üyesi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tutuklanlar arasında trans hak savunucuları Janset Kalan ve Umut Derin’in yanı sıra Gökkuşağı Aileleri Derneği’nden, LGBTİ+ annesi olan Nedime Erdoğan da yer alıyor.

Adalet için Hukukçular, X hesabından 13 Eylül’deki operasyonlar sonrası son durumu duyurdu:

“Mersin’de 27 tutuklu, 8 adli kontrol
İzmir’de 16 tutuklu, 2 adli kontrol
Ankara’da 13 tutuklu, 7 adli kontrol
Aydın’da 5 tutuklu, 1 adli kontrol”

Süreç nasıl işledi?

LGBTİ+’ları hedefleyen “Ailem Güvende” operasyonunda, Kaos GL’nin yedekler dahil tüm yönetim ve denetim kurulu üyeleri, evlerine yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alınmıştı. Polisler derneğin ofisinde de arama gerçekleştirip dijital veriler ve materyaller el koymuştu.

Ankara merkezli bu soruşturma “müstehcenlik” ile “Dernekler Kanunu’na aykırılık” iddialarına dayanıyor. Gözaltındaki aktivistlere emniyette, Kaos GL’nin web sitesindeki içerikler, sosyal medya hesapları, derneğin gelir kalemleri ve yararlandığı hibeler hakkında sorular sorulmuştu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek daha önce, “Ailem Güvende” kapsamında 15 ilde yürütülen operasyonlarda 162 şahıs, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli süreç başlatıldığını duyurmuştu.

“Ailem Güvende” operasyonları: Mersin’de 27 kişi tutuklandı

“Ailem Güvende” operasyonları kapsamında Mersin’den gözaltına alınan ve hakkında tutuklama talebi verilen 33 kişiden 27’si tutuklandı.

Fotoğraf: Meltem Ulusoy / csgorselarsiv.org

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başlattığı “Ailem Güvende” adlı polis operasyonları kapsamında Mersin’de 13 Eylül’de gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 33 kişiden 27’si tutuklandı.

Savcılık ifadelerinin ardından aralarında LGBTİ+ aktivistlerinin de bulunduğu 33 kişi tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Ne olmuştu?

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece saat Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir dahil 15 ilde LGBTİ+ derneklerine, LGBTİ+ aktivistlerine ve bazı mekanlara yönelik art arda operasyon düzenlendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yayınladığı açıklamasına göre, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen “Ailem Güvende” adlı operasyonlarında 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, söz konusu derneklerin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında yayımlanan içerikler için “müstehcenlik” suçlaması gerekçe gösterildi.

Mersin’de Muamma LGBTİ+ Derneği ve Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği’ne yönelik işlemler yapılmıştı ve dernek yöneticileri gözaltına alınmıştı.

33. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde kazananlar belli oldu

Bu yıl 33’üncüsünü düzenlenen Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde kazananlar belli oldu. Evrensel’den Filiz Gazi ve Özlem Temena Türkçe haber dalında birinci oldu. Kürtçe haber dalında Ajansa Welat’tan Nedim Oruç, Video haber’de Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar, Fotoğraf dalında ise Ardıl Batmaz ödüle layık görüldü. Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü’nün sahibi MEBYA-DER oldu.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) bu yıl 33’üncüsünü düzenlediği Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri açıklandı. Yarışmaya toplam 72 eser başvurdu. Jüri üyelerinin, yoğun katılım nedeniyle değerlendirme sürecinde zorlandığı belirtildi.

Türkçe haber dalı

Birincilik ödülünün sahibi, Evrensel gazetesinden Filiz Gazi ve Özlem Temena oldu. İkiliyi ödüle taşıyan “Fabrikalarda Uzuv Kayıplı Kaza Gerçeği” başlıklı haber dizisi, fabrika, maden ve inşaat kazalarında uzuv kaybeden işçilerin yaşadığı hukuki, ekonomik ve sosyal süreci mercek altına alırken iş güvenliği eksikliklerine ve kayıt dışı çalışmaya dikkat çekiyor.

Haber linki: https://www.evrensel.net/haber/5990977/fabrikalardaki-uzuv-kayipli-kaza-gercegi-1-bolum-kopan-elimi-fabrikanin-bahcesine-gommusler

İkincilik, Yeni Yaşam Gazetesi‘nden Reyhan Hacıoğlu‘nun “Kürdün dağı taşı yağmalanıyor” başlıklı Kürt illerindeki maden ve doğa tahribatını konu alan haberine verildi. Kürdistan’da yaşanan doğa katliamını haritalandırmak ve toplu bir veri çıkarmak amacıyla yapılan haber, Türkiye’de çok uzun süredir yaşanan doğa katliamının çok daha derinlikli ve ağır bir tablosunun özellikle süreçle birlikte Kürdistan’da devreye sokulduğunu, satılmış ancak henüz işletmeye açılmamış maden sahalarıyla birlikte önümüzdeki yıllarda coğrafyada neredeyse insanlara yaşam alanı kalmayacağına dikkat çekiyor.

Haber linkleri:

https://yeniyasamgazetesi9.com/kurdistanda-ekolojik-soykirim-projeleri/

https://yeniyasamgazetesi9.com/satilmadik-yer-desilmedik-dag-

Üçüncülüğü ise bianet‘ten Tuğçe Yılmaz, trans kadın öğretmen Zoe Lila’nın işten çıkarılmasını konu edinen haberiyle kazandı.

Haber linki: https://bianet.org/haber/trans-kadin-ogretmen-zoe-hedef-gosterildi-isine-son-verildi-321323

Jüri Özel Ödülü ise 1+1 Ekspress‘ten İrfan Aktan‘ın Kandil Dağları’na yaptığı röportaj gezisini anlatan haberine layık görüldü.

Haber linki: https://birartibir.org/kazanimlarin-izinde-gelecek-zamanin-pesinde/

Kürtçe haber dalı

Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç, Şırnak’taki AKP’li belediye yöneticilerinin usulsüzlüklerini belgeleyen altı bölümlük “Dek û dolabên rêveberên AKPê yên Şirnexê” başlıklı dosya haberiyle birinciliği aldı.

Haber linki: https://ajansawelat1.com/dosye-1-dek-u-dolaben-reveberen-akpe-yen-sirnexe-saredare-akpi-welati-hem-xapand-hem-ji-da-girtin/

Mansiyon ödülü ise yine Ajansa Welat‘tan Heval Önkol‘a, yazar İsmet Konak’la yaptığı söyleşiye dayanan “Yado û têlî xanime pîya ameyî qirkerdene” başlıklı habere verildi.

Haber linki: https://ajansawelat1.com/ki/ismet-konak-yado-u-teli-xanime-piya-ameyi-qirkerdene/

Video haber ödülü

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Emrullah Acar, 88 yaşındaki Fatime Ülüş’ün oğlunun mezarını bulmak için Strazburg’dan Şırnak’taki Cudi Dağı’na yaptığı 4 bin 600 kilometrelik yolculuğu belgeleyen “Bir mezar taşı peşinden 88 yaşında Strazburg’tan Cûdî’ye” başlıklı haberiyle ödülün sahibi oldu. Jüri, hikayenin bireysel bir kayıp anlatısının ötesine geçerek toplumsal hafızaya ve yas hakkına işaret ettiğini vurguladı.

Haber linki: https://www.mezopotamyaajansi44.com/search/content/view/319929?page=1&key=1a8ef85ffda2547e33853c14b24cb7e5

Fotoğraf ve karikatür ödülleri

Fotoğraf dalında serbest gazeteci Ardıl Batmaz, toplu anma töreninde çekilen “Yitirilenlerin Işığında” adlı karesiyle ödüllendirildi.

“Yitirilenlerin Işığında”, Foto: Ardıl Batmaz

Mansiyon, Dokuzsekiz Haber‘den Sultan Kılıç‘ın Rojin Kabaiş için düzenlenen eyleme dair fotoğrafına gitti.

Karikatür dalında ise Ereğli Ceza İnfaz Kurumu’ndan Mahmut Ulusan, “Voltran Voltran Voltran” adlı eseriyle ödüle değer görüldü.

“Voltran Voltran Voltran”, Çizer: Mahmut Ulusan

Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü

Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü, yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla dayanışma çalışmaları yürüten MEBYA-DER’e (Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği) takdim edildi.

Ödül töreni, 23 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da Diyarbakır Yenişehir’deki ÇandAmed Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’den “ayrılık mutabakatı”

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’in imzaladığı mutabakatta, hiçbir Westminster hükümetinin halkların kendi geleceğini belirleme hakkını engelleme yetkisi olmadığı vurgulandı.

(Soldan sağa) Michelle O’Neill, Mary Lou McDonald, Rhun ap Iorwerth ve John Swinney, Foto: X/Michelle O’Neill

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler‘in başbakanları, 14 Eylül’de Galler’in Cardiff kentinde bir araya gelerek Birleşik Krallık‘ın dağılmasına zemin hazırlayabilecek bir mutabakat paktı imzaladı. Üç liderin imzaladığı belgede, Westminster hükümetlerinin halkların kendi geleceğini belirleme hakkını engelleme yetkisinin bulunmadığı vurgulanarak “bu adalar ve dünyanın geri kalanı için, Westminster’ın süresinin dolmakta olduğuna dair bundan daha net bir işaret olamaz” ifadesi kullanıldı.

Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın üçü de artık Birleşik Krallık’tan ayrılmak [ya da İrlanda ile birleşmek] isteyen partilerin liderleri tarafından yönetiliyor. Toplantıya İskoçya Ulusal Partisi (SNP) lideri John Swinney, Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth ve Sinn Féin Başkan Yardımcısı Michelle O’Neill‘ın yanı sıra, Sinn Féin’in İrlanda’daki lideri Mary Lou McDonald da katıldı. Dört isim, resmi hükümet sıfatıyla değil, kendi partilerinin temsilcileri olarak bir araya geldi. Bunun sebebi ise O’Neill’ın Kuzey İrlanda’da Demokratik Birlik Partisi (DUP) ile eşit yetkilere sahip bir güç paylaşımı hükümetinde yer alması olarak değerlendirildi.

Hedef Avrupa Birliği

İmzalanan metinde tarafların anayasal konumlarının birbirinden farklı olduğu, her ülkenin kendi geleceğini kendi yöntemi ve kendi zamanlamasıyla belirleyeceği kabul edilirken üç ülkenin geleceğinin de geleceklerini Avrupa Birliği ile birlikte şekillendireceği vurgulandı.

Swinney ve O’Neill, ülkeleri için doğrudan bağımsızlık/birleşme referandumu çağrısı yaparken ap Iorwerth, Galler için belirli bir zaman çizelgesi ve yol haritasından bahsetmedi.

Swinney, günü “Birleşik Krallık’ın anayasal yolculuğunda çok önemli bir an” olarak nitelendirdi. Kendi kaderini tayin ilkesinin “devredilemez bir hak” olduğunu söyleyen Swinney, Andy Burnham’ı Birleşik Krallık’ın “son başbakanı” olarak tanımladı. McDonald ise toplantıyı “tarihi” olarak nitelendirip referandum hakkının hiçbir başbakan tarafından masadan kaldırılmasına izin verilmeyeceğini belirtti ve İrlanda’da birleşme referandumunun 2030’a kadar yapılmasını beklediğini söyledi. O’Neill, üç ülkenin “birbirinden oldukça farklı” olduğunu ama ortak paydalarının Westminster’ın halklarına hiçbir zaman iyi hizmet etmediği görüşü olduğunu da sözlerine ekledi.

Ap Iorwerth ise daha temkinli söylemlerde bulundu. Plaid Cymru, 2030’daki bir sonraki Senedd (Galler Parlementosu) seçimine kadar bağımsızlık referandumunu gündeme almayacağını daha öncesinde açıklamıştı. ap Iorwerth de zamanlamanın “Galler halkı ikna olduğunda” belirleneceğini, kendi görevinin ise halkı ikna etmek olduğunu söyledi. Galler hükümeti, bağımsızlığa zemin hazırlamak amacıyla bir ulusal komisyon kurmayı planlıyor ve bu arada polis teşkilatı gibi alanlarda ek yetki devri talep ediyor. Başbakan Burnham ise böylesi bir yetki devrine açık olduğunu daha önce ifade etmişti.

“Birleşik İrlanda uzak bir özlem değil”

Sinn Féin’li bir yetkili, The Irish Times‘a verdiği görüşlerinde Cardiff zirvesinin amacını, “partilerin insanların hayatında fark yaratmak için nasıl birlikte çalışabileceğini ve her ulusun kendi geleceğini halkının iradesine dayalı demokratik yollarla şekillendirme hakkını konuşmak” olarak tanımladı. Aynı yetkili, “İrlanda’nın anayasal geleceği bu adanın halkına ait. Hayırlı Cuma Anlaşması bu kararı vermek için demokratik bir yol sunuyor ve artık bu seçime ciddi biçimde hazırlanma zamanı geldi,” dedi. Kaynak, “İrlanda birliğinin uzak bir özlem olmadığını, yeni İrlanda’yı inşa etme çalışmasının şimdi başlaması gerektiğini” de sözlerine ekledi.

Trump’ın açıklaması ve Londra’nın tepkisi

Zirveden 2 gün önce, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İrlanda Açık golf turnuvasına ev sahipliği yapan tesisi ziyareti sırasında birleşik bir İrlanda görmeyi “çok isteyeceğini” söyleyerek bu tartışmalı konuya doğrudan müdahil olmuştu.

Burnham hükümeti ise imzalanan mutabakata mesafeli yaklaştı. Burnham’ın sözcüsü Tom Wells, Birleşik Krallık’ın “bölünme yerine ortak değerler ve sorun çözme etrafında bir araya geldiğinde en iyi haline ulaştığını” belirterek hükümetin önceliğinin anayasal tartışmalar değil geçim maliyetini düşürmek olduğunu vurguladı. Hükümet’in resmi açıklamasında, “Burnham’ın birliğe güçlü şekilde inandığı ve dört ülke için de değişim sunmaya kararlı olduğu” belirtildi.

Galler’de iç tepkiler

Mutabakat, Galler iç siyasetinde de tartışma yarattı. İşçi Partisi’nin (Labour Party) Galler’deki lideri Ken Skates, Plaid Cymru’nun seçimden bu yana halka somut bir şey sunmadığını, iktidarını Britanya’yı parçalamak ve Galler’i zayıflatmak için kullanmak istediğini savundu. Galler Muhafazakar Parti Senedd lideri Darren Millar, başbakanın bağımsızlık yerine Galler’deki sağlık sistemi krizine ve düşen eğitim standartlarına odaklanması gerektiğini söyledi. Reform UK’in Galler lideri Dan Thomas da benzer bir eleştiri yönelterek başbakanın sağlık sistemindeki bekleme listelerini ya da eğitim sistemini düzeltemediğini, buna rağmen birliği dağıtma arzusunu dile getirecek vakit bulduğunu ifade etti.

İskoçya-Galler anlaşması ve Barnett Formülü

Zirvenin ardından Swinney ve ap Iorwerth, hukuki bağlayıcılığı olmayan ayrı bir İskoçya-Galler anlaşması da imzaladı. Anlaşmaya göre, iki hükümetin çocuk yoksulluğuyla mücadele ve Avrupa Birliği ile ilişkilerden azami fayda sağlamak da dahil birçok alanda iş birliği yapacağı öngörülüyor. Ayrıca iki ülke, Birleşik Krallık’ın finansman düzenlemeleri ve anayasal gelecek üzerindeki yetkiler konusunda kendileri için “daha fazla adalet” talebini birlikte savunacaklarını belirtiyor.

Bu bağlamda Barnett Formülü (Galler’in finansmanını belirleyen sistem), yeniden tartışma konusu oldu. Galler hükümeti uzun süredir bu formülün Galler’i dezavantajlı konuma soktuğunu savunurken, İskoçya’nın bu formülden nispeten kârlı çıktığı öne sürülüyor. İkinci bir basın toplantısında Swinney, formülün reforme edilmesine açık destek vermekten kaçınarak Birleşik Krallık’ın farklı bölgelerinde mali düzenlemelerin değiştiğini, her ülkenin kendi çıkarlarını ve bakış açısını ortaya koyması gerektiğini söyledi. Ap Iorwerth ise İskoçya’nın halihazırda sahip olduğu bazı esnekliklerin asgari düzeyde Galler’e de devredilmesinin kendileri için önemli olduğunu belirtti. Burnham, başbakan olmadan önce bu formülün reformu için çaba göstermişti, ancak Galler’e yaptığı son ziyarette reform ihtimalini geri planda tuttuğu değerlendirmeleri yapılmıştı.

Kaynak: The Guardian, Associated Press, BBC, The Irish Times

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.