Beşar Esad için idam kararı verildi

Şam Ceza Mahkemesi, önceki dönem Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib’in Dera halkına karşı işlenen işkence ve katliamdan sorumlu olmakla suçlandığı davada, eski Suriye lideri Beşar Esad’ın da aralarında olduğu birçok ismi idama mahkûm etti.

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) güçleri tarafından Kasım 2024’te devrilen eski Suriye lideri Beşar Esad’ın kuzeni Atıf Necib’in Dera halkına karşı işlenen işkence ve katliamdan sorumlu olmakla suçlandığı davada cezalar açıklandı.

Şam Ceza Mahkemesi, önceki dönem Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib ile eski rejim lideri Beşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad’ı öldürme, işkence ve insanlığa karşı suçlardan idama mahkûm etti.

Mahkeme ayrıca eski rejim lideri Beşar Esad’ı de kasten öldürme, işkence, keyfi gözaltı ve insanlığa karşı suç işleme suçlarından idama mahkûm etti.

Duruşma televizyonlardan canlı yayımlanırken, Necib’in mahkeme salonunda demir korkuluklarla çevrili sanık bölümünde beklediği görüldü.

2008-2011 yıllarında Dera’da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olarak görev yapan Necib’in yargılanmasına 26 Nisan’da başlanmıştı.

Beşer Esad kimdir?

Beşar Esad, 11 Eylül 1965 tarihinde Şam’da doğdu. Hafız Esad’ın ikinci oğlu olarak dünyaya gelen Esad, Şam Üniversitesi’nde tıp eğitimi aldıktan sonra göz hastalıkları alanında uzmanlaşmak üzere Londra’ya gitti.

Uzun yıllar doktorluk kariyerine odaklanan Beşer Esad, abisi Bassel Esad’ın 1994 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle siyasete girmek zorunda kaldı. Babası tarafından iktidarın yeni varisi olarak belirlenen Beşar Esad, Suriye’ye çağrılarak askeri akademiye girdi ve siyasi görevlere hazırlandı.

Hafız Esad’ın 2000 yılındaki ölümünün ardından yapılan anayasa değişikliğiyle devlet başkanı seçilen Beşar Esad, iktidarının ilk yıllarında reformist bir imaj çizdi.

Batı ile ilişkileri düzeltme çabaları ve ekonomi alanında attığı kademeli adımlar nedeniyle bu dönem “Şam Baharı” olarak adlandırılsa da, kısa süre sonra siyasi muhalefet üzerindeki baskılar yeniden arttı ve Baas Partisi’nin otokratik yönetimi katı bir şekilde devam ettirildi.

2011 yılında Orta Doğu’yu saran “Arap Baharı” gösterilerinin Suriye’ye sıçramasıyla birlikte, Esad yönetimi protestoları sert tedbirlerle bastırmaya çalıştı. Bu durum, ülkede yüz binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan kanlı bir iç savaşa dönüştü.

Rusya ve İran’ın askeri desteğiyle yıllarca iktidarını koruyan Esad rejimi, HTŞ’nin 2024 yılının sonlarında başlattığı saldırı sonucunda sona erdi. 27 Kasım 2024’te başlayan saldırılar Halep, Hama ve Humus’un ardından 8 Aralık sabahı Şam’a ulaştı. Şam’ın düşmesi ve HTŞ’nin idareyi ele geçirmesiyle birlikte Esad 8 Aralık 2024’te Rusya’ya kaçtı.

Türkiye bir asır sonra Kerkük’e geri dönüyor: TPAO, BP’nin ortağı oldu

TPAO, Kerkük’ün yeniden geliştirilmesini yürüten BP şirketinde %15 pay aldı. The National Context’e göre bu adım, Türkiye’nin bir asır önce yalnızca royalti hakkı taşıdığı topraklara dönüşü anlamına geliyor. Ayrıca ortaklık yapısı, Ankara’nın bu koltuğu bir kontrol gücüne çevirmesine izin vermiyor.

Foto: The National Context

Türkiye’nin devlet petrol şirketi TPAO, Kerkük petrol sahalarının yeniden geliştirilmesini üstlenen yüklenici şirket British Petroleum (BP) Energy Company of Kirkuk Limited‘in %15’ini satın aldı. The National Context’te yayımlanan analiz, bu hamleyi Ankara’nın bir asır sonra ilk kez resmi bir ekonomik çıkar taşıdığı coğrafyaya dönüşünün bugüne dek atılmış en somut ticari adımı olarak değerlendiriyor.

Anlaşma Ankara’da imzalandı, TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile BP’nin yukarı akış iş geliştirme başkan yardımcısı Andrew McAuslan imzaları attı. Törende Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da yer aldı. İmza, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali el-Zeydi arasındaki görüşmeler öncesinde gerçekleşti. The National Context‘in aktardığına göre bu adım, ConocoPhillips’in ay başında aynı şirkette %42 pay almak üzere el-Zeydi’nin Washington ziyaretinde vardığı anlaşmanın hemen ardından geldi. BP ise kalan %43’lük payla çoğunluk hissesini korumaya devam ediyor.

Sözleşme alanı, Kerkük sahasının Baba ve Avana bölgelerinin yanı sıra Bai Hassan, Cambur ve Habbaz sahalarını kapsıyorken brüt kazanılabilir kaynak, üç milyar varil petrol eşdeğerinin üzerinde. Sahalar Irak devletinin mülkiyetinde kalıyor. North Oil Company ve North Gas Company işletmeci konumunu korurken ortaklar ise üretim ve rezervleri, “geliştirme ve üretim sözleşmesi” şartları uyarınca kayda geçirecek. İmza, Irak–Türkiye ham petrol boru hattı anlaşmasının sona ermesinden bir gün sonra atıldı. İki hükümet de artık bunun yerine kapsamlı bir enerji iş birliği anlaşması istediklerini duyurdu.

1926’ya bakış

The National Context, bu dönüşün büyüklüğünü ölçmek için Türkiye’nin bu topraklarda daha önce para bağladığı tek döneme yani 1926’ya odaklanıyor. Analize göre o zamanki düzenleme, bir yatırım payı olarak bile görülememektedir. Ancak, vazgeçilen topraklar karşılığında verilmiş bir teselli ikramiyesi olarak görülebilmektedir. Analizin hatırlattığına göre 1926 Ankara Antlaşması, eski Musul vilayetini sınırın Irak tarafında bırakan Brüksel Hattı’nı Türkiye’ye kabul ettirmişti. Buna karşılık Ankara’ya, 25 yıl boyunca Irak hükümetine ödenecek petrol royaltilerinin %10’u vaat edilmişti. Dahası, bu gelirin tamamını tek seferlik 500.000 sterline devretme seçeneği tanındı. Kilit ayrıntı ise şu: söz konusu %10, üretim, ihracat ya da kârdan değil, yalnızca royaltiden kesiliyordu. Üstelik Türkiye’ye Turkish Petroleum Company’de hiçbir ortaklık kazandırmıyordu.

Royalti, ticaret ve hukuk dilinde telif hakkı veya lisans bedeli anlamlarına geliyor.

The National Context‘in aktardığı rakamlara göre para, Baba Gurgur keşfedilene kadar hareketlenmedi. İlk ödeme 1931’de yapıldı: Irak’ın topladığı yaklaşık 400 bin sterlinlik royaltinin kabaca 40 bin sterlini Ankara’ya aktarıldı; bu tutar 1939’da yaklaşık 223 bin sterline çıktı. Analizin dayandığı Türkiye bütçe kayıtlarına göre %10 üzerinden ödemeler 1952’ye kadar sürdü, son ve daha küçük ödeme ise 1954’te yapıldı. Bu da Türkiye’nin hakkını 500.000 sterline devredip çıktığı yönündeki yaygın anlatının ya yanlış ya da eksik olduğunu ortaya koyuyor. Matematik, bu hakkın aslında ne kadar değersiz kaldığını da gözler önüne seriyor: brüt satışların zaten küçük bir dilimi olan royaltinin %10’u, Ankara’ya petrolün gerçek değerinin ancak %1’ine yakın bir tutar bırakıyordu. Yazıya göre, Lord Curzon’un bu toprakların önem taşıdığına dair sezgisi ise anlaşmadan bir yıl geçmeden doğrulanmıştı: Kerkük’ün dünyanın en büyük petrol sahalarından birini barındırdığı ortaya çıktı.

Analiz, daha geniş açıdan bakıldığında asıl arka planın 1918 sonrası sınırların paramparça ettiği bölgesel ekonomi olduğunu söylüyor. Sarah Shields’in on dokuzuncu yüzyıl Musul’u üzerine çalışmasına dayanan yazı, ticaret çevresi Avrupa’ya ya da İstanbul’a değil Halep, Bağdat, Şam ve Anadolu içlerine uzanan asırlık bağlara dönük olan, ticaretinin değer olarak yalnızca küçük bir bölümü bu ağın dışına taşan bir kent tablosu çiziyor. Halep, İskenderun üzerinden iç bölgeyi Akdeniz denizciliğine bağlıyordu. Bağdat Demiryolu ise Anadolu’yu, kuzey Suriye’yi ve Mezopotamya’yı modern altyapıyla birbirine bağlamaya çalışan, yarım kalmış bir girişimdi. Kerkük petrol çağına ancak 1927’de girdi. Dolayısıyla bugünün petrol düzeni, ticaretin, kervanların ve demiryollarının çok daha önce zaten oluşturduğu bir haritanın üzerine serilmekteydi.

Fulcrum Doktrini

The National Context, TPAO’nun payını kendi deyişiyle “Fulcrum Doktrini” içinde konumlandırıyor: Washington’ın Irak, Suriye ve Türkiye’de stratejik rotayı belirlediği, ancak işin asıl yükünü enerji ve altyapıyı kaldıraç olarak kullanıp bölgesel oyunculara devrettiği bir düzen.

Kaynak: The National Context

Analizin diplomatik okumasına göre Tom Barrack’ın aynı anda hem Ankara’da ABD Büyükelçisi hem de Suriye ve Irak özel temsilcisi olması bu tabloyu doğruluyor. Yazının aktardığına göre Barrack, görevi devralırken bu üç ülkeyi bölgesel istikrarın dayandığı stratejik nokta olarak nitelemiş ve bunun tek, tutarlı bir Amerikalı muhatap gerektirdiğini söylemişti. Bu düzende Suriye ve Irak, Ankara’daki büyükelçiye bağlandı. Analiz bunu Ankara’nın Washington’ın kuzey Ortadoğu politikasının idari merkezine dönüşmesi olarak okuyor. Ekonomik tablo da bu diplomatik tabloyla uyuşuyor. Haziran ayındaki ABD–Irak ortak açıklaması, Kerkük–Baniyas hattının Akdeniz’e kadar yeniden işler hâle getirilmesine destek verdi. Bu ay Washington’da imzalanan Irak–Suriye boru hattı anlaşması ise projenin mühendislik ve finansman ayağını ABD öncülüğündeki bir konsorsiyuma bıraktı. Yazıya göre hem kuzeydeki hem batıdaki bu koridorların amacı aynı: Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını azaltmak.

Analiz, bu çerçevede Kerkük’teki tabloyu, herkesin rolünün özenle belirlendiği bir iş bölümü olarak okuyor: Washington stratejik şemsiyeyi sağlıyor, sermayeyi ve kurumsal işleyişi Amerika ve İngiltere şirketleri üstleniyor, sahayı, boru hatlarını ve bölgeye erişimi Türkiye sağlıyor, egemenlik ve petrolün mülkiyeti ise Irak’ta kalıyor. Analizin dikkat çektiği üzere BP ile ConocoPhillips’in elindeki toplam %85’lik pay, Türkiye’nin ulaşabileceği en üst sınırı da baştan belirliyor. The National Context‘e göre TPAO’nun bu ortaklığa dahil edilmesinin nedeni, Türkiye topraklarının, limanlarının ve boru hatlarının Ankara’yı hiçbir güzergâhın devre dışı bırakamayacağı bir kuzey kapısına dönüştürmesi, ancak ortaklık matematiği, bu payın hiçbir zaman bir kontrol gücüne dönüşmeyeceği şekilde kurgulanmış durumda. Analize göre Türkiye’nin bölgedeki gücü, sonuç belirleyici olmaktan değil, kontrol ettiği koridorlardan, ev sahibi olduğu coğrafyadan ve elindeki onay yetkisinden geliyor.

Bir asrın hikâyesi

Türkiye’nin Kerkük petrolündeki payı: 1926’dan 2026’ya

1926 — Ankara Antlaşması

Türkiye, Musul vilayetini bırakması karşılığında Irak hükümetine ödenecek petrol royaltilerinin %10’unu, 25 yıl boyunca almayı kabul eder. Bu pay üretimden değil, yalnızca royaltiden kesilir; Turkish Petroleum Company’de hiçbir ortaklık sağlamaz.

1931 — İlk ödeme

Baba Gurgur sahasının keşfinin ardından Ankara’ya ilk royalti ödemesi yapılır: yaklaşık 400 bin sterlinlik toplam royaltinin kabaca 40 bin sterlini.

1939 — Yükselen gelir

Ankara’ya aktarılan yıllık tutar yaklaşık 223 bin sterline çıkar.

1952–1954 — Son ödemeler

%10 üzerinden ödemeler 1952’ye kadar sürer, son ve daha küçük ödeme 1954’te yapılır. Ankara’nın payı, petrolün gerçek değerinin ancak yaklaşık %1’ine denk gelir.

2026 — TPAO – BP ortaklığı

TPAO, Kerkük’ün yeniden geliştirilmesini üstlenen yüklenici şirketin %15’ini satın alır — bu kez royalti payı değil, doğrudan şirket ortaklığı olarak.

2026 — Yüklenici şirket ortaklık payı

BP
%43
ConocoPhillips
%42
TPAO
%15

1926 vs. 2026 — hukuki araç farkı

1926: Royalti geliri payı (dışarıdan, üretim/kârdan bağımsız)

2026: Yüklenici şirkette doğrudan hisse ortaklığı

Kaynak: The National Context’te yayımlanan analiz.

1926’dan 2026’ya

Analiz, 1926 ile yapılacak karşılaştırmanın da aynı dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor. Bir royalti payı ile bir şirket hissesi, birbirinden farklı hukuki araçlardır. Bu yüzden olayı “%10’dan %15’e çıkış” diye okumak, işin özünü kaçırmak olacaktır. Bu artışın salt mali açıdan bir anlamı yok. The National Context, asıl tekrarlanan şeyin kurulan yapının ta kendisi olduğunu söylüyor: 1926’da Londra’da tasarlanan anlaşma, Türkiye’nin toprak talebini, işletmeci şirketin dışından gelen kısa ömürlü bir royalti gelirine dönüştürmüş, sonrasında ise Amerika baskısı, Amerika şirketlerine kalıcı bir %23,75’lik pay kazandırmıştı.

The National Context‘in ulaştığı sonuca göre 2026’da aynı üç unsur (Türkiye’nin çıkarları, İngiltere petrol sermayesi ve Kerkük petrolü) yeniden tek bir çatı altında birleştiriliyor, ancak asıl değişen tek şey, Türkiye’nin bu ortaklık içindeki konumu: 1926’da Bağdat’ın royaltilerinden dışarıdan pay alırken 2026’da ise tasarımı Anglo-Amerikan, egemenliği Irak’a ait bir düzenin içinde, doğrudan yüklenici şirkete ortak oluyor. 1918’den sonra çizilen sınırlar hâlâ yerinde, fakat analizin son vurgusuna göre bu sınırları geçen enerji, güvenlik ve ticaret sistemleri giderek tek ve bütünleşik bir alan gibi işliyor. Türkiye de bu alanın kuzey merkezine yerleşmiş durumda.

*Bu haber, The National Context sitesinde yayımlanan “Turkey Returns to Kirkuk: From a 10% Royalty in 1926 to a 15% Stake in 2026” başlıklı analiz esas alınarak derlenmiştir.

“Çerçeve Yasa” Meclis’te kabul edildi

50 yıllık çatışma sürecini hukuki bir zeminde bitirme iddiası taşıyan tasarı, Meclis Genel Kurulu’nda hararetli tartışmalara sahne oldu. Yapılan oylama sonunda, teklif kabul edilerek kanunlaştı.

TBMM

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis’te yapılan oylamanın sonunda kabul edilerek kanunlaştı. Elektronik oylama üsülü ile yapılan oylamada 562 milletvekili oy kullanırken bunların 468’i kabul, 88’i ret, 6’sı ise çekimser oy kullandı. Böylece “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaşmış oldu.

Meclis Genel Kurulu yapılan oylamanın ardından kapatıldı.

Kamuoyunda “Çerçeve yasa” olarak bilinen düzenleme için görüşmeler 11.00’de başladı.

Genel Kurul’da partilerin grup başkanvekilleri yasa teklifine dair açıklamalar yaptı. Yeni Yol adına Bülent Kaya, İYİ Parti adına Turhan Çömez, CHP adına Rahmi Aşkın Türeli, MHP adına Erkan Akçay, DEM Parti adına Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yeni Parti adına Murat Emir ve AKP adına Abdulhamit Gül konuştu.

12 maddelik yasanın, yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturması öngörülüyor.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulu’nda yoğun tartışmaların ardından kabul edilerek maddelerinin görüşülmesine başlandı.

Genel Kurul’da yapılan elektronik oylamada, yasa teklifinin maddelerine geçilmesi kararı 28 ‘Hayır’ oyuna karşılık, 269 ‘Evet’ oyuyla Meclis’ten geçti. İktidar kanadı (AKP ve MHP) tasarıyı “terörsüz Türkiye için tarihi bir devlet politikası” olarak nitelendirirken; İYİ Parti tasarıya sert sözlerle karşı çıktı. Yasa teklifine ‘Evet’ diyeceklerini açıklayan YENİ Parti ve CHP ise sürecin demokratikleşme ve adalet adımlarıyla desteklenmesi gerektiği şerhini düştü. YENİ Parti grubundan 33 milletvekili ‘Hayır’ oyu vereceğini ilan etti.

‘Hayır’ oyu vereceğini açıklayan Yeni Parti Milletvekilleri

1 İzzet Akbulut
2 Hasan Öztürk
3 Sibel Suiçmez
4 Cemal Enginyurt
5 Süreyya Öneş Derici
6 Deniz Yavuzyılmaz
7 İbrahim Aslan
8 Hikmet Yalım Halıcı
9 Cumhur Uzun
10 Eylem Ertuğ Eryılmaz
11 Murat Çan
12 Servet Mullaoğlu
13 Salih Uzun
14 Uğur Bayraktutan
15 Şeref Arpacı
16 Murat Bakan
17 Seyit Torun
18 Mahmut Tanal
19 Fethi Açıkel
20 Elvan Işık Gezmiş
21 Melih Meriç
22 İsmail Atakan Ünver
23 Mehmet Tahtasız
24 Ümit Özlale
25 Mustafa Erdem
26 Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu
27 Reşat Karagöz
28 Ayhan Barut
29 Barış Karadeniz
30 Fahri Özkan
31 Deniz Yücel
32 Seda Kaya Ösen
33 Ednan Arslan

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “çerçeve yasaya” ilişkin avukatları aracılığıyla açıklama yaptı. İmamoğlu, Türkiye’nin “tarihinin önemli eşiklerinden birinde” olduğunu belirterek barış, huzur, kardeşlik, demokrasi ve hukukun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in süreçte aldığı karara destek verdiğini belirtti. Özel’in “açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine” inandığını ifade eden İmamoğlu, “bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı” desteklediğini söyledi.

İmamoğlu, “Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum” dedi.

DEM Parti ise yasayı “çatışma çözümünün ilk adımı” olarak değerlendirdi.

Silivri Cezaevi’nden mesaj gönderen seçilmiş Hatay Milletvekili Ş. Can Atalay şiddetsiz siyaset ortamının önemine vurgu yaparken, Tunç Soyer de yasanın “kan ve gözyaşı devrinin kapanması” için bir anahtar olduğunu belirtti.

Günün Kronolojisi

11:37 – 13:55
Oturum Öncesi ve Kulis Trafiği
Süreci başlatan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Meclis’e geldi. Kuliste DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Bahçeli’nin yanına giderek tokalaştı. Öncesinde AKP ve CHP Grup Başkanları da Bahçeli ile selamlaştı.
11:58 – 14:01
Grup Başkanvekillerinin İlk Çıkışları ve İYİ Parti’nin Önergesi
Oturumun başında söz alan AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül süreci “Çanakkale ruhu” ile tanımlarken, DEM Parti’den Gülistan Kılıç Koçyiğit “Barışın kazananı 86 milyon olacaktır” dedi. CHP, YENİ Parti ve Yeni Yol temsilcileri demokratikleşme olmadan silahların susmasının tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. İYİ Parti, yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle görüşmelere başlanmaması için bir grup önerisi verdi. İYİ Partili Turhan Çömez’in “Teröristlerin affedileceği bu yasanın görüşülmesi için Sevr’in imzalandığı günü (10 Ağustos) tercih ettiniz” şeklindeki sert eleştirileriyle sunduğu önerge, oylanarak reddedildi.
14:06
İYİ Parti’nin Sert Muhalefeti: ‘Büyük Bir Kalkışmadır’
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, kürsüden sürece en sert tepkiyi veren isim oldu. Yasanın PKK yöneticilerini siyasete kazandırma amacı taşıdığını savunan Dervişoğlu, “Sürece kim ne ad verirse versin milli kimliğimiz ve cumhuriyetimize karşı girişilen büyük bir kalkışmadır. Öcalan’ı makbul bir siyaset gurusu gibi kim pazarlamıştır?” diyerek yasaya ‘Hayır’ diyeceklerini kesinleştirdi.
15:56
DEM Parti: ‘Bu Yasa Taviz Değil, Vatan Ortaktır’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yasanın “çatışma çözümünün ilk adımı” olduğunu belirterek, “Bu yasa taviz değildir, yenme ve yenilme değildir. Ülkenin bütünlüğünü tartışmaya açmıyoruz. Kürtler ayrılmak istese burada olmazdık. Vatan ortaktır” ifadelerini kullandı. Bakırhan, yasanın eksikleri olduğunu ancak desteklediklerini, asıl adımın Meclis açıldığında demokratikleşme ile atılması gerektiğini söyledi.
16:07 – 16:38
YENİ Parti ve CHP: ‘Barışın Önünde Durmayacağız’
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesini ve kayyım, AİHM kararları gibi demokratik adımların eksikliğini eleştirdi. Ancak “Silahların bırakılması için aralanan kapıyı kapatmayacağız, ‘Evet’ diyeceğiz” dedi. Özel, milletvekillerini illerinin hassasiyetlerine göre serbest bıraktı. CHP adına konuşan İnan Alp Akgün ve Oğuz Kaan Salıcı da “Cumhuriyeti demokrasiyle güvence altına alma zamanı geldi” diyerek CHP’nin ‘Evet’ oyu vereceğini doğruladı.
18:01 – 18:03
İktidar Cephesi (MHP, AKP): ‘Bu Bir Af Değildir’
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, yasanın bir af olmadığını, devam eden soruşturmaların veya suç vasfının değişmediğini vurguladı. “Sürecin amacı hukukun üstünlüğü ve iç cephenin güçlendirilmesidir” dedi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, hazırlanan raporun “üçüncü bir dış göz olmadan, bu toprakların evlatları tarafından” hazırlandığını, tek hedefin şiddetin bir daha konuşulmaması olduğunu aktardı.

Ne olmuştu?

Teklif TBMM Adalet Komisyonu’nda 18 saat boyunca görüşülmüştü.

Teklifte AKP, CHP, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR, Yeni Yol Grubu ve DSP milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 367 milletvekilinin imzası bulunuyor.

Tartışmaların da yaşandığı görüşmelerde AKP ve MHP, düzenlemenin “tarihi bir mutabakatın ürünü” ve “af niteliğinde olmayan” bir çalışma olduğunu savundu.

CHP ve Yeni Parti ise sürecin demokratikleşme ayağının eksik olduğunu vurguladı. Yeni Yol grubu ise düzenlemenin “şartlı genel af” niteliğinde olduğunu söyledi.

Yasa teklifinin tam metni

12 maddeden oluşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak adlandırılan çerçeve yasa teklifinin tam metni:

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu,

ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4 – (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5 – (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7 – (1) Bu kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8 – (1) Bu kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9 – (1) Bu kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10 – (1) Bu kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11 – (1) Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12 – (1) Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1 – Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2 – Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3 – Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4 – Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adlî işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adlî kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5 – Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adlî işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmeksizin kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6 – Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7 – Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.

Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekretarya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8 – Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9 – Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10 – Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

MADDE 11 – Yürürlük maddesidir.

MADDE 12 – Yürütme maddesidir.

Meclis’te sandalye dağılımı

AKP 277, Yeni Parti 91, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 45, İyi Parti 29, Yeni Yol Partisi 20, HÜDA PAR 4, Yeniden Refah Partisi 4, TİP 3, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 2, EMEP 2, Saadet Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Parti’nin de 1’er sandalyesi bulunuyor. 10 milletvekili ise bağımsız.

Meclis Skor Tabelası: Çerçeve Yasa Oylaması

nihaplus Özel İnfografik Masası • Parti ve Milletvekili Bazlı Detaylı Dağılım
“KABUL” (Evet)
AKP268
DEM Parti55
MHP44
YENİ Parti35
CHP29
Yeni Yol Grubu16
Bağımsızlar7
HÜDA PAR4
TİP3
DBP2
EMEP2
DSP1
Saadet Partisi1
“RET” (Hayır)
YENİ Parti54
İYİ Parti29
CHP2
Bağımsızlar1
Demokrat Parti1
ÇEKİMSER
Yeniden Refah Partisi4
Yeni Yol Grubu3
KATILMAYANLAR
CHP14
AKP9
YENİ Parti2
MHP2
Bağımsızlar2
DEM Parti1
Yeni Yol Grubu1

AYM'den Nüfus kütüğü KARARI

Erkeklerden oluşan AYM, kadınlar aleyhine karar verdi

“Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmünü iptal etmeyen AYM’nin 5 üyesi düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptalinin gerektiğine hükmederek, çoğunluk görüşüne katılmadılar. Bu karar, AYM’nin bundan önce toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı verdiği kararları hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi binası

Anayasa Mahkemesi (AYM), Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yer alan “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi.

Söz konusu AYM kararı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Karar İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yaptığı bir başvuru üzerine alındı. 14. Asliye Hukuk Mahkemesi baktığı bir davada Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesindeki “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır. Kocası ölen kadın yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır. Ancak dilerse babasının kütüğüne dönebilir” fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptali gerektiğine hükmederek yüksek mahkemeye başvurdu.

Başvuruda, kadının kendi adına bir nüfus kütüğüne sahip olmadığı, evlenmesiyle kaydının baba hanesinden erkek eşin hanesine taşındığı belirtildi. Bu durumun kadın ile erkek ve eşler arasındaki eşitlik ilkelerine aykırı olduğu, kadın aleyhine cinsiyete dayalı ayrımcılık oluşturduğu ve nüfus kütüğünde kocanın esas alınmasının meşru bir amacının bulunmadığı ileri sürüldü.

AYM istemi reddetti

AYM, inceleme sonucunda iptal istemini oy çokluğuyla reddetti. AYM’nin verdiği kararda, nüfus kütüğünün idare bünyesinde tutulan teknik bir kayıt sistemi olduğu, kadının kaydının kocasının hanesine taşınmasının hukuki statüsüne veya somut bir menfaatine doğrudan ve belirleyici etkisinin bulunmadığı ifade edildi. Hükmün Anayasa’nın hukuk devleti, eşitlik, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile ailenin korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı olmadığı iddia edildi.

Karşı oy: “Ataerkil anlayışın devamı

AYM’nin 5 üyesi ise düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptalinin gerektiğine hükmederek, çoğunluk görüşüne katılmadılar.

Üyelerden 4’ünün karşı oy gerekçesinde, “nüfus kayıt sisteminin aile bağlarını göstermesinin mümkün olduğu ancak bu yapılırken kadının, erkek eşin hanesine bağlı bir kayıt unsuruna dönüştürülmesinin hukuk devletinin insan onuru ve eşitliğe dayalı karakteriyle bağdaşmayacağı” ifade edildi.

Karşı oyda, “İtiraz konusu kural, evlilik birliği içinde aynı hukuki durumda bulunan kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı haklı bir neden içermeyen farklı muamele oluşturmakta, kadının hukuki kişiliğini bağımsız birey olarak değğil, erkek eşin hanesine bağlı biçimde konumlandırmakta, eşler arası eşitliğe dayalı anayasal aile anlayışını zedelemekte ve uluslararası insan hakları hukukunda benimsenen kadın-erkek eşitliği standartlarıyla bağdaşmamaktadır” değerlendirmesinde bulunuldu.

Diğer karşı oy gerekçesinde ise düzenlemenin kadın aleyhine ve Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. ve “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. maddelerine aykırı olduğu ifade edildi ve iptali gerektiği kaydedildi.

AYM ve Toplumsal Cinsiyet
Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesiyle çelişen ve tartışma yaratan emsal kararları
1996 – 1998
Eril Yargının Çifte Standardı: Zina Düzenlemesi
Eski TCK’da bir kadının tek bir aldatma eylemi zina sayılırken, erkeğin ceza alması için “başka bir kadınla evliymiş gibi yaşaması” şartı aranıyordu. AYM, erkeğin zinasını düzenleyen maddeyi 1996’da iptal ederken, kadının zinasını hapisle cezalandıran maddeyi iptal etmek için 1998’e kadar bekledi.
Sonuç: İki yıl boyunca yargı eliyle yaratılan hukuki boşluk, erkeklerin evlilik dışı ilişkilerini serbest bırakırken kadınları hapis tehdidiyle baş başa bıraktı.
Çifte Standart Ceza Hukuku
2001 – Günümüz
Kadın Bedeninde Biyopolitik Denetim: İddet Müddeti
TMK 132. maddeye göre, boşanan veya eşi vefat eden bir kadının yeniden evlenebilmesi için 300 gün beklemesi zorunludur. Erkeğe uygulanmayan bu kısıtlama, tıbbın ulaştığı seviyeye rağmen “soybağının karışmasını önleme” gerekçesiyle savunulmaktadır.
Sonuç: Yakın zamanda tamamı erkeklerden oluşan AYM heyeti, bu cinsiyetçi kuralın iptali başvurusunu “kamu düzeni” ve “biyolojik farklılıklar” öne sürerek reddetti.
Medeni Haklar Biyopolitika
2015
Resmi Nikâh Olmadan Dini Nikâh Kıyanlara Ceza İptali
Nüfus kütüğü kararından sonra, kadın hakları açısından en çok tartışılan ve kadın örgütlerinin büyük tepkisini çeken AYM kararlarından biri 2015 yılında alınmıştır.
Karar: AYM, resmi nikâh olmadan dini nikâh kıyan çiftlere ve bu nikâhı kıyan din görevlilerine hapis cezası öngören TCK hükmünü “özel hayata saygı” ve “din ve vicdan özgürlüğü” çerçevesinde iptal etti.
Neden Eleştirildi? Kadın örgütleri, bu kararın Anayasa’nın eşitlik ilkesini ve CEDAW yükümlülüklerini hiçe saydığını belirtti. Eleştirilerin temel noktası, ceza caydırıcılığının kalkmasıyla birlikte çocuk yaşta evliliklerin, çok eşliliğin (poligami) ve kadınların miras, nafaka gibi medeni haklardan mahrum bırakıldığı güvencesiz birlikteliklerin önünün açılmasıydı.
Çocuk Yaşta Evlilik CEDAW
2015
Barınma Hakkının İhlali: Aile Konutu İpoteği
Bir kadının, eşinin kendisinden habersiz yaşadıkları konutu ipotek ettirip evin icra yoluyla satılmasına karşı başlattığı hukuk mücadelesi AYM’den döndü.
Sonuç: Yargıtay’ın içtihat değiştirerek konut üzerinde tasarruf için eş rızasını şart koşmasına rağmen, AYM olayın 2003’te yaşanmasını gerekçe göstererek kadının başvurusunu reddetti ve erkeğin tek taraflı tasarrufuna meşruiyet sağladı.
Mülkiyet Hakkı Ekonomik Şiddet
1998 – 2024
Kadının Soyadı Mücadelesi ve Eşitliğe Konulan “Şerh”
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Soyadı Kanunu, soyadı seçme hakkını “evlilik birliğinin reisi” sıfatıyla doğrudan erkeğe vermişti. Kadınların ulusal ve uluslararası (AİHM) boyuttaki uzun mücadelesi sonucunda AYM, TMK 187. maddeyi ancak 2023’te iptal etmek zorunda kaldı. Karar 28 Ocak 2024’te yürürlüğe girdi.
Ancak: Bu tarihi kararda bile 6 üyeden biri karşı oy yazısında, ailede kadın-erkek eşitliğini hukuki bir norm olmaktan ziyade “modern hurafelerden birisi” olarak nitelendirerek yüksek yargıdaki ataerkil direnci bir kez daha kayıt altına aldı.
Ayrımcılık Yasağı AİHM İçtihatları

ABD-İran arasında “içeriden çökertme” ve “bölme” savaşı

ABD, ağırlaşan abluka ve istihbarat sızıntılarıyla İran rejimini içeriden bölmeyi hedeflerken Tahran yönetimi öngörülemezlik stratejisi ve yatay tırmanma taktiğiyle ABD öncülüğündeki koalisyonu dışarıdan parçalamaya çalışıyor.

Foto: The National Context

The National Context’te yayımlanan kapsamlı bir analize göre Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki çatışma ezber bozan bir yapıya büründü. Değerlendirmeye göre askeri yollarla İran rejimini deviremeyen Washington, rejimi içeriden çökertmeyi hedeflerken Tahran yönetimi ise ABD öncülüğündeki bölgesel koalisyonu dışarıdan parçalamak için asimetrik bir karşı strateji yürütüyor.

Makaleye göre, Şubat ayında başlayan savaş bugüne kadar üç evreden geçti. İlk evre, ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ni çökertmek amacıyla başlattığı askeri saldırılardı. 8 Nisan’daki ateşkesle birlikte süreç daha yavaş bir aşamaya, “tam abluka ve kuşatma altında müzakere” dönemine dönüştü. Haziran ayında varılan tek sayfalık mutabakat, durumu stabilize etmiş gibi görünse de temmuz başındaki gemi saldırıları bu anlaşmayı bozdu.

Bu kırılmanın ardından savaşın en geniş çaplı çatışmaları patlak verdi. Analizde bu tırmanışın kilometre taşları şu şekilde sıralanıyor:

  • 28 Temmuz: ABD’nin Ürdün’deki güçlerine yönelik sürpriz İran füze saldırısı.
  • Husilerin Suudi Arabistan şehirlerine ve tankerlerine yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları.
  • Iraklı silahlı grupların Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara katılması ve Irak içinde ABD-Suudi Arabistan ortak misillemesi.
  • Hürmüz Boğazı ve Babülmendep’te eşzamanlı baskı.
  • Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki (Dimyat) ABD’ye ait Energos Winter isimli gaz taşıyıcı gemisine yönelik İHA saldırısı. Herhangi bir aktörün üstlenmediği bu saldırıdan sadece iki gün önce, İran devlet televizyonu Dimyat’ı olası bir hedef olarak ismen zikretmişti. Bu durum, bölge hükümetleri nezdinde saldırının arkasında Tahran’ın olduğuna dair güçlü bir caydırıcılık algısı yarattı.

İran’ı içeriden parçalamak

Rejim değişikliğini askeri yollarla yapma inancını kaybeden Washington, artık rejimi “söylemler, istihbarat sızıntıları, periyodik tehditler ve zamanla ağırlaşan bir abluka” kombinasyonuyla içeriden yıkmaya çalışıyor.

Nisan ayındaki ateşkesten bu yana Donald Trump ve ABD yetkililerinin en az yedi farklı açıklamada İran yönetiminin “bölündüğünü” öne sürmesi bu stratejinin en net kanıtı olarak gösteriliyor. Analize göre ABD tarafı, sivil müzakereciler ile Devrim Muhafızları komutanları arasında mutlak bir kopuş olduğunu, yeni dini lider Mücteba Hamaney’e ulaşılamadığını ve Mart ayında suikasta kurban giden Ali Laricani’nin yokluğunda karar alma mekanizmasının dağıldığını iddia ediyor.

Hatta bu kopuş anlatısı o kadar somutlaştırıldı ki temmuz ayındaki nakliye gemisi saldırılarından sonra İranlı sivil yetkililerin gizlice Trump’ın danışmanlarına giderek bu saldırıların anlaşmayı müzakere eden liderliğin değil sertlik yanlılarının bir hatası olduğunu söylediği öne sürüldü.

Değerlendirmede dikkat çeken bir diğer nokta, The New York Times ve Haaretz üzerinden sızdırılan Mahmud Ahmedinejad haberi. Mossad’ın yıllarca eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı bir istihbarat kaynağı olarak kullandığına dair yayımlanan raporun doğruluğundan ziyade, “zamanlaması ve amacı” ön plana çıkarılıyor. Analize göre, raporda yer alan Mossad direktörüyle Budapeşte’de yapılan görüşmeler, durumun CIA’e bildirilmesi ve savaşın ilk günü Ahmedinejad’ı ülkeden çıkarma girişimi gibi kritik detaylar, İran elitlerine “Sisteminiz en üst düzeyden sızdırıldı, elimizde daha fazlası var” mesajı vererek rejimi birbirine düşürmeyi amaçlıyor.

ABD’nin bu stratejisinde öne çıkan faktör ise “zaman.” Çatışma, ateşkes, müzakere ve yeniden tehdit döngüsü, ABD’ye mühimmat ve para tasarrufu sağlarken ambargo altındaki İran’ın ekonomisini ve rejim içi bütünlüğünü her geçen gün biraz daha boğuyor. Bölünme anlatısı, periyodik tırmanma tehditleriyle destekleniyor.

Örneğin Trump, Nisan ayındaki ateşkesi uzattığı gün CNBC’ye verdiği röportajda ateşkes süresi dolduğunda yeniden “bombalamaya başlamayı” beklediğini belirtmişti. Bu tür tehditler, saldırıları durdurmak için taviz vermek isteyenler ile tavizi rejimin sonunun başlangıcı olarak görenler arasında İran içinde sürekli bir tartışma yaratmayı amaçlıyor.

Koalisyonu dışarıdan parçalamak

İran ise bu yıpratma girişimlerine benzer bir şekilde yanıt veriyor. Analize göre Tahran’ın stratejisi, savaşı bölge ülkeleri için daha da maliyetli hale getirerek müttefiklerin ABD’nin rolünü sorgulamaya başlamasını sağlamak.

İran, “yatay tırmanma” taktiğiyle aktörleri ve cepheleri çoğaltıyor:

  • Husilerin Irak topraklarını kullanarak saldırılar düzenlemesi ve Devrim Muhafızları koordinasyonunda ağ tabanlı bir sistem yürütülmesi.
  • Husilerin Suudi limanlarına yönelik deniz baskınını “Ablukaya karşı abluka” olarak tanımlaması.
  • Mısır’daki Dimyat saldırısında olduğu gibi savaşın dışında olduğu düşünülen coğrafyaların (Süveyş koridoru çevresi) bile risk altına sokulması.

İran, rasyonel devlet imajından bilerek uzaklaşarak daha “pervasız” ve “öngörülemez” bir aktör profili çiziyor. Analize göre amaç, ablukanın kaldırılmasını sağlamak için çatışmanın maliyetini ABD müttefikleri için dayanılmaz boyutlara taşımak. Analizde, her iki tarafın da “öngörülemezlik” kartını kullandığı belirtiliyor. Önceden sadece Trump’ın anlık kararları ve değişken tehditleri varken artık İran da ateşkesleri bozarak ve eşikleri aşarak bu taktiği Trump’a karşı uyguluyor.

Bu strateji yarışının altında ise iki temel asimetri yatıyor:

  1. İran için konu bir “rejim bekası” iken ABD için İran, Çin, Rusya ve Latin Amerika gibi pek çok cepheden sadece biri. AP-NORC anketine göre Amerika halkının yüzde 64’ü bu savaşın savaşmaya değmediğini düşünürken sadece yüzde 28’i Trump’ın hamlelerini destekliyor. İran, acilen siyasi zaferlere ihtiyaç duyan bir başkanın, ucu açık bir savaştansa bir anlaşmaya razı olacağına ihtimaline oynuyor.
  2. İran on yıllardır süren yaptırımlara ve düzensizliğe alışkın. Ancak Suudi Arabistan ekonomisi tamamen istikrara, güvenli ihracata ve yatırımcı güvenine dayanıyor. Analize göre İran, maliyetler haftalar değil aylarca sürerse istikrara muhtaç Riyad yönetiminin ABD’ye baskı yaparak müdahaleyi bitirmek isteyeceğini düşünüyor. Ancak bu strateji büyük bir risk de taşıyor. Artan tehlike, koalisyonu bölmek yerine İran’a karşı daha da kenetlenmelerine yol açabilir.

Analize göre savaş, “iki kırılma stratejisi arasındaki bir yarış” olarak özetleniyor. Washington, savaşın maliyeti Amerika koalisyonunu dağıtmadan önce ablukanın İran rejimini çatlatacağına inanırken Tahran tam tersini düşünüyor.

Gelinen noktada en büyük tehlike her iki tarafın da boyun eğmediğini kanıtlamak için kontrolü kaybetmeye istekli görünmesi. Analize göre ufuktaki olası bir ateşkesin barış değil, bu “kırılma ve çökertme” savaşının yeni bir evresi olarak okunması gerekiyor.

“Katliam Yasası”nın 2. Yılı: “Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

2 sene önce yürürlüğe giren 7527 sayılı kanunun ardından, hayvan hakkı savunucuları Eray Özgüner ve Özlem Günaydın yasayla beraber hayvan katliamlarının önünün açıldığını ifade etti. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy ise belediyelerdeki hayvan hakkı ihlaline dikkat çekerek bu konuda örnek gösterilecek bir belediye olmadığını söyledi.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, yürürlüğe girmesinin ikinci yılını doldurdu. Veteriner Hekimler Odası’nın, hayvan hakları savunucularının ve yaşam hakkına duyarlı tüm vatandaşların iki senelik bu dönemde basın açıklamaları ve eylemlerle karşısında durduğu bu yasa, hayvanlara yönelik şiddeti ve katliamı ikinci senesinde de meşrulaştırmaya devam etti.

Medya nasıl kullanıldı?

Yasanın yürürlüğe girme sürecinde hem sosyal medyada hem ana akım medyada yayınlanmaya başlayan sokakta yaşayan hayvanların hedef gösterildiği şiddet içerikli paylaşımlar ve haberler üzerinden yeni yasa, tartışmalara konu oldu. Çoğu medyada sokakta yaşayan hayvanlar, “başıboş” veya “sahipsiz” adıyla anılırken, kimi medya organlarında sokakta yaşayan köpeklerin saldırısı sonucu çocukların öldüğü, çoğu kez kanıt olmadan yansıtıldı. Örneğin Mart 2025’te, Ankara’da 6 yaşındaki bir çocuğun ölümü ilk anda köpek saldırısına bağlanmış, ancak ardından istismar ve cinayet sonucu öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Hayvan hakkı savunucuları, bu haberlerin bir kısmının yalanlandığını, birçoğunun da bilinçli bir şekilde medyaya sunulduğunu hatırlattı. Zaman zaman milletvekilleri aracılığıyla meclise de taşınmış olan hayvanlara yönelik dezenformasyon, bu haberlerin kamuoyunda yasanın benimsenmesi üzerine etkisi oldu.

2025’in ilk 6 ayını ve sonrasında 2025 yılını kapsayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) medyaya yansıyan vakaları derlediği Medya İhlâl Raporu’na göre, sokakta yaşayan hayvanlara uygulanan işkence ve acı muamele ilk 6 ayda en az 1252 olarak saptanırken, yıl sonunda bu sayı 3980’e çıktı. 2025’in ikinci yarısında %117 oranında artmış olan “işkence ve acı verici muamele” verilerinin yanında sokakta yaşayan hayvanların belediyeler tarafından toplandığı vakaların haberleştirilmediğini duyurmuştu. Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi’nden (BURHAK) Eray Özgüner’e göre ise medyaya yönelik bu manipülasyonların hayvan hakları alanında haber yapan gazeteciler tarafından haberlerin gerçekliğinin kanıtlanamamış olması da büyük bir eksiklik.

İzleme Kaydı 2025

Medya İhlâl Raporu

Yıl içinde medyaya yansıyan hayvan hakkı ihlallerinin kayıt altına alınan türleri ve asgari sayıları.

01

Yaşam Hakkı

Birey + 2.530 kovan arı + 154.380 deniz canlısı

En az 3.939.077
02

İşkence ve Acı Verici Muamele

En az 3.980
03

Kaza

En az 820
04

Araçla Ezme

En az 21
05

Zehirleme

Birey + 76 kovan arı

En az 426
06

Ateşli Silahla Vurma

En az 263
07

Dövüştürme

En az 4.217
08

Yasadışı Avcılık

Birey + 124.548 deniz canlısı

En az 10.931
09

Yasaya Aykırı Ticaret

En az 9.512
10

Cinsel Şiddet

En az 16
11

Kamu İle İlgili İhlaller

En az 1.007.750
12

Kapatılma Sebebiyle Meydana Gelen İhlaller

Birey + 2.544 kovan arı + 51.000 kg deniz canlısı

En az 3.798.316
13

Bilinmeyen Sebepler

En az 2.342

Belediyelerde bilgiye ulaşmanın önünün kesildiğini, barınakların koşulları, barınaklardaki hayvan sayısı, kaçının kısırlaştırıldığı gibi soruların “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında verilen dilekçelerde bile cevapsız kaldığını hatırlatan Özgüner, belediyelerle yapılan toplantılarda da bu soruların geçiştirildiğini ve cevapsız bırakıldığını belirtti.

Eray Özgüner

Katledilen hayvanlar yargıya taşındı mı?

Hayvan hakları savunucularının aynı zamanda “Kanlı Yasa” olarak hitap ettiği 7527 sayılı kanun ile önü açılan hayvan katliamlarının mahkemelerce cezasızlık politikası ile desteklenerek uygulanmaya devam ediyor. Yaşam için Yasa İnisiyatifi’nden Özlem Günaydın, yasanın yürürlüğe girmesi ile başlayan bu iki yıllık deneyim için “Yaşanan katliamların ardından birçok suç duyurusunda bulunuluyor, hukuki süreçler takip ediliyor ve deliller kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak bu süreç faillerin büyük ölçüde cezasız kaldığını gösteriyor. Etkin soruşturmalar yürütülmüyor, dosyalar sürüncemede bırakılıyor ve sorumlular hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmıyor. Bu durum yeni katliamların önünü açıyor ve yaşam hakkı ihlallerini sıradanlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakkı ihlalleri ve usulsüzlük uygulayan belediyelere yönelik meclise sunulan soru önergelerine karşı da benzer bir kayıtsızlık görülüyor. HAKİM 2025 Meclis Hayvan Hakları Raporu’nda yasa kapsamında meclise sunulan 24 soru önergesinde bir kısmının süresi geçtikten sonra cevaplandığı, bir kısmının ise cevaplanmadığına ulaşıldı. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy, hayvanlara yapılan kötü muamelenin yargıda sonuç alamadığına ilişkin “Çoğunu yargıya taşımış olsak da pek sonuç alamıyoruz” dedi.

“İçişleri bakanlığından büyük baskı var”

Mecliste yöneltilen soru önergelerini cevapsız bırakan İçişleri Bakanlığı’nın rolünün yasanın uygulandığı şu süreçte oldukça aktif olduğu da görüldü. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’ndan valiliklere, valiliklerden ise belediye başkanlarına yapılan baskının oldukça fazla olduğunu belirtti. Özgüner, “Belediyelerle yaptığımız İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantılarında ‘hiç zaman kaybetmeden köpekleri toplayın’ şeklinde büyük bir baskı var. Belediyeler ceza alacağız korkusuyla hayvanları toplamak zorunda olduklarını belirttiler. Bu bir gerekçe değil. Eğer senin yerin yoksa, kapasiten yoksa, veterinerin yoksa bir belediye çıkmalı, ‘benim elemanım yok, kapasitem yok, barınağımda yer yok’ demeli. Türkiye’de hiçbir belediye böyle bir açıklama yapmadı” diye anlattı.

🐾

MECLİS HAYVAN HAKLARI RAPORU2025

— RAPOR VERİLERİ —

📄
KANUN TEKLİFLERİ 3

Rapor kapsamında 3 kanun teklifi incelenmiştir. Tekliflerin 2’si CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, 1’i DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ve Burcugül Çubuk tarafından hazırlanmıştır.

🔍
ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ 4

Rapor kapsamında 4 araştırma önergesi incelenmiştir. Önergeler DEM Parti milletvekilleri tarafından hazırlanmıştır.

✉️
YAZILI SORU ÖNERGELERİ 167

Rapor kapsamında “hayvan” konulu soru önergelerinin 66’sına cevap verilmiş, 101’ine cevap verilmemiştir.

SORU ÖNERGELERİNİN PARTİLERE GÖRE DAĞILIMI

CHP 88
DEM 43
YYG 16
İYİ 12
BAĞIMSIZ 5
MHP 2
TİP 1

Belediyelerin tutumu ne oldu?

Yasa ile birlikte belediyeler tarafından uygulanan en sık karşılaşılan hayvan hakkı ihlali, usulsüz toplama ve takiben barınakların yetersizliği oldu. Özgüner, toplamalar yapılırken veteriner hekim olmadan Veteriner İşleri Müdürlüğü personellerinin toplanılan hayvanların yaşlarını ve koşullarını gözetmeden doz ayarlaması yapmadan uyuşturucu iğne atarak toplandığına şahit olduğunu anlattı. Özgüner, bu uygulamayı takiben iğne etkisi altındaki hayvanların bir de uzun yollarda barınağa götürülme süreçlerinde yarısının yolda ölmesine sebebiyet verdiğini belirtti.

Avukat Gürsoy, bu iki seneyi değerlendirirken belediyelerin tutumlarında herhangi bir ayrım yapılamayacağını, pek çoğunda “Ankara’da yaşananlar kadar korkunç” olaylar yaşandığını belirtti.

  • 8-10 Ağustos 2024’te Ankara Altındağ’da bir hayvan bakımevine yakın bir arazide 11 ölü köpek bulunmuş, hayvan hakları savunucuları belediyenin köpekleri uyuşturucu iğneyle öldürüp toplu şekilde gömdüğünü iddia etmişti.
  • 11 Haziran 2025’te Gölbaşı Belediyesi görevlilerinin Eymir Gölü etrafında ODTÜ arazisinden usulsüz şekilde işkenceyle sahipsiz sokakta yaşayan köpekleri sürükleyerek topladığı video sosyal medyaya yansımıştı.
  • Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO zirvesi öncesinde güzergahlardaki ve etkinlik alanlarındaki “sahipsiz tüm sokak köpeklerinin” toplatılması emriyle belediyelere yazı gönderdi.

Gürsoy ayrıca sürekli yapılan toplamalara karşın barınak kapasitelerinin yetersiz olduğunu da belirtti. Belediyelerin uyguladığı bu usulsüzlükler karşısında belediye denetimlerinin artırılması gerektiğini ve belediyelere bu kadar geniş yetkiler tanınmaması gerektiğinin altını çizdi. Günaydın ise belediyelerin tutumunu “Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte belediyeler, sokakta yaşayan hayvanları korunması gereken canlılar olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmeye başladı.” şeklinde değerlendirdi.

Tuğba Gürsoy, Fotoğraf: 9. Köy

“Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

Sıkça tartışılan barınakların durumu da Günaydın tarafından “Bugün birçok barınak rehabilitasyon ve tedavi merkezi olmaktan çıkarılmış durumda. Hayvanlar mahallelerinden koparılarak kapalı alanlara hapsediliyor, akıbetleri belirsiz bırakılıyor.” şeklinde değerlendirildi. Gürsoy, yasayla birlikte son iki senede birçok barınağa hiçbir şekilde girmediklerini belirtti. “Yerel Hayvan Koruma Görevlisi” unvanının da kalkmasıyla barınaklara yapılmak istenen ziyaretlerin büyük oranda kısıtlandığını açıkladı. Rant açısından takibi zor büyük miktarlı ihalelere verildiğini söyleyen Gürsoy, barınaklara erişimin ne derecede kısıtlanmış olduğunu anlattı.

Barınaklara yönelik erişimlerin kısıtlanmasıyla toplanılan hayvanların miktarıyla ilgili gerçek verilere ulaşmanın da önü kapatıldı. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı toplanan hayvan sayısıyla barınaklardaki hayvan sayılarının çeliştiğini belirtirken, aradaki farkı takibine dahi izin verilmeyen çok büyük bir katliamın söz konusu olduğu şeklinde açıkladı. Özgüner bu katliamı “Türkiye tarihinde Hayırsızada Toplu Sürgün Katliamı vaktinden sonraki ikinci katliam” olarak tanımladı.

“Kanlı yasa bütünüyle kaldırılmalı”

Henüz yürürlüğe girmesinden önceki süreçle başlayan 2 yıl boyunca yarattığı kırımlarla bugün de uygulanmasının önünde mücadelesini sürdüren yaşam hakkı savunucularının talebi yasanın tamamıyla kaldırılması. Günaydın “Mücadelemiz, yalnızca bu yasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için değil, ‘Kanlı Yasa’nın bütünüyle kaldırılması içindir. Çünkü sorun yalnızca belirli maddeler değil, yasanın dayandığı anlayışın kendisidir. Hayvanların yaşam hakkını yok sayan, onları mahallelerinden kopararak toplamayı ve öldürmeyi esas alan bu anlayış terk edilmelidir.” cümlelerini kullandı.

Özgüner çözüm için sokakta yaşayan hayvanları kurtarıp hayvanlara ayrı bir yaşam alanı yapma önerilerini ise “devletin ekmeğine yağ sürmek” olarak yorumladı. Bu çözüm önerisinin kısırlaştırmaya dahi bütçe ayrılmayan bir düzenden hayvanları sorumlu tutup onları ölüme ve ihmale terk etmek olduğunu anlattı. Böyle bir bütçe ayırıp hayvanları esaret altında tutulmasını değil, bu bütçenin kendi yaşam alanları olan sokaklarda özgürce yaşamaları için harcanmasını savunmak gerektiğini belirtti. Benzer şekilde Günaydın da “Hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını güvence altına alan, kısırlaştırmayı, tedaviyi, korumayı ve kamusal sorumluluğu esas alan yeni bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir” diyerek ortak taleplerini belirtti.

“Eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor”

Günaydın farklı yerellerle ortak bir hat kurmak üzerine son iki senede edinilen deneyimleri özetledi:

“Son iki yılda yaşanan katliamlar, Türkiye’nin dört bir yanında yaşam hakkı savunucularını ortak bir mücadelede buluşturdu. Farklı şehirlerdeki platformlar, inisiyatifler ve bağımsız yaşam hakkı savunucuları arasında dayanışma ve koordinasyon her geçen gün güçleniyor. Katliamlar belgeleniyor, hukuki süreçler takip ediliyor, eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor. Karşımızda yalnızca belirli kentlerde yaşanan münferit olaylar değil, ülke genelinde yaşam hakkını hedef alan politikalar var. Bu nedenle farklı yerellerdeki yaşam hakkı savunucuları olarak ortak bir mücadele hattında buluşuyor, hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını birlikte savunmaya devam ediyoruz.”

DEM Parti belediyeleri: Kayyım, istifa ve ihraç bilançosu

31 Mart 2024 yerel seçiminden bu yana DEM Parti’nin 10 belediyesine kayyım atandı. Üç belediye başkanı AKP’ye geçti, bir başkan bağımsız kaldı. İki belediye başkanı DEM Parti’den ihraç edildi, bir başkan ise kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildikten sonra istifa etti. En son Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı “Geri Çekilme İlkesi” kapsamında görevden ayrıldı.

31 Mart 2024 yerel seçimler öncesinde DEM Parti, belediye eş başkan adaylarını belirlemek için halk oylaması yaptı.

31 Mart 2024 yerel seçimleri DEM Parti açısından önemli bir seçim başarısı ortaya çıkardı.

Seçim sonrası ortaya çıkan tabloya göre DEM Parti, 3 büyükşehir, 7 il, 58 ilçe ve 10 belde olmak üzere 78 belediye kazandı.

Ancak bu tablo sonraki iki yıl içerisinde aynı kalmayarak değişikliğe uğradı.

Merkezi yönetim tarafından belediyelere kayyım atanması, seçilmiş başkanların partilerinden ayrılması, parti içi disiplin süreçleri ve eş başkanların görevlerinden ayrılması DEM Parti’nin kazandığı belediyelerin bugünkü tablosunu değiştirdi.

Bu süreçte dikkat çeken bir başka nokta ise, bu tablonun değişmesine neden olan gelişmenin sadece kayyım atamalarıyla ilgisinin olmaması.

Kayyım atanması, seçilmiş belediye yönetiminin merkezi idare tarafından görevden uzaklaştırılması anlamına geliyor. Ancak DEM Parti belediyeleri ayrıca istifa ve ihraçlarla da gündeme geldi. DEM Parti’den ihraç edilen bazı başkanlar ise belediye başkanlığını bağımsız olarak sürdürdü.

📊 İNFOGRAFİK | 31 Mart 2024’te DEM Parti’nin seçim bilançosu

78 BELEDİYE

  • 3 Büyükşehir
  • 7 İl
  • 58 İlçe
  • 10 Belde

Türkiye geneli DEM Parti oy oranı: %5,70

DEM Parti’nin 2024 yerel seçimlerine ilişkin derlenen veri setinde toplam 78 belediye ve yüzde 5,70 Türkiye geneli oy oranı yer alıyor.

Adayları halk belirledi

DEM Parti’nin 2024 seçimlerine hazırlanırken uyguladığı aday belirleme sistemi seçim sonucunun önemli parçalarından biriydi.

Parti, özellikle güçlü olduğu Kürt illerinde adaylarını ön seçim ve halk katılımına dayalı yöntemlerle belirledi.

DEM Parti’nin Ocak 2024’te yaptığı açıklamada yaklaşık 90 merkezde ön seçim yapılacağı, delegeler ve katılımcıların oy kullanacağı ve adayların yüzde 50+1 koşuluyla belirlenmesinin öngörüldüğü belirtildi. 8 Ocak 2024 tarihli parti duyurusunda ise 13-14 Ocak’ta 84 seçim çevresinde ön seçim yapılacağı ve yaklaşık 100 bin kişinin sandık başına gideceği açıklandı. DEM Parti, Silopi’ye ilişkin sonraki açıklamasında da 31 Mart seçimlerinde adaylarını ön seçimle belirlediğini açıkça belirtti.

📊 İNFOGRAFİK | Kürt illerinde aday belirleme
Aday adayları
Halk toplantıları / parti tabanı
Ön seçim – halk oylaması
Kadın ve erkek eşbaşkan adayları
31 Mart 2024

Kent uzlaşısı: Batıdaki seçim stratejisiydi

DEM Parti Kürt illeri dışındaki bölgelerde ise kent uzlaşısı adını verdikleri bir modelle adayları belirledi. Parti kent uzlaşısını farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin, demokratik kitle örgütlerinin, kadın ve gençlik hareketlerinin, emek ve meslek örgütlerinin katılımıyla en geniş mutabakatı sağlamaya dönük bir yöntem olarak tanımladı.

📊 İNFOGRAFİK | İki Farklı Yöntem
Kürt illerinde:
Ön seçim / halk katılımı
Kürt illeri dışındaki bazı seçim çevrelerinde:
Kent uzlaşısı / geniş toplumsal-siyasal ortaklaşma

İlk kayyım Hakkâri’ye

Seçim sonuçlarının netleşmesinin ardından, bundan önceki seçimlerden sonra olduğu gibi, DEM Parti belediyelerine kayyım atanma ihtimali gündeme geldi. DEM Parti’nin seçimden sonra kayyım uygulamasıyla karşılaşan ilk belediyesi Hakkâri oldu.

3 Haziran 2024’te Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış görevden uzaklaştırıldı ve belediyeye kayyım atandı.

Böylece 31 Mart seçimlerinden yalnızca iki ay sonra seçilmiş bir DEM Parti belediye yönetimi merkezi idarenin müdahalesiyle görevden uzaklaştırılmış oldu. Hakkâri’nin ardından kayyım uygulaması 2024’ün son aylarında peş peşe geldi.

📊 İNFOGRAFİK | 10 DEM Parti belediyesine kayyım
BelediyeTürKayyım tarihi
Hakkâriİl3 Haziran 2024
MardinBüyükşehir4 Kasım 2024
Batmanİl4 Kasım 2024
Halfetiİlçe4 Kasım 2024
Dêrsimİl22 Kasım 2024
Bahçesarayİlçe29 Kasım 2024
AkdenizİlçeOcak 2025
SiirtİlOcak 2025
VanBüyükşehirŞubat 2025
KağızmanİlçeŞubat 2025

TOPLAM: 10

4 Kasım: Mardin, Batman ve Halfeti

4 Kasım 2024’te Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı.

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Eş Gülistan Sönük ve Halfeti Belediye Eş Başkanı Mehmet Karayılan görevlerinden uzaklaştırıldı. 22 Kasım’da Dêrsim Belediyesi, 29 Kasım’da ise Van’ın Bahçesaray Belediyesi aynı sürece dahil edildi.

2025’in başında Akdeniz ve Siirt; ardından Van Büyükşehir ve Kağızman belediyelerine de kayyım atandı.

📊 İNFOGRAFİK | 10 kayyımın dağılımı
  • 2 Büyükşehir: Mardin, Van
  • 4 İl: Hakkâri, Batman, Siirt, Dêrsim
  • 4 İlçe: Halfeti, Bahçesaray, Akdeniz, Kağızman

📊 İNFOGRAFİK | Kayyımın DEM Parti’nin kazandığı il ve büyükşehirlerdeki oranı
31 Mart 2024’te: 10 il/büyükşehir belediyesi
Kayyım atanan: 6
(Mardin, Van, Batman, Hakkâri, Siirt, Dêrsim)
Oran: %60
Bu oran, kayyım uygulamasının DEM Parti’nin kazandığı il ve büyükşehirler üzerindeki ağırlığını gösteren en belirgin istatistiklerden biri.

Sandıktan çıkan başkanların siyasi statüsü değişti

Kayyım dışında bazı belediyelerde değişim, seçilmiş başkanların başka partilere geçmesiyle gerçekleşti. Bu kategoride dört belediye öne çıkıyor: Birecik (Mehmet Begit), Taşlıçay (Mehmetali Budak), İkiköprü (Halil İbrahim Karabulut), Kızıltepe (Zeyni İpek). Ancak bu dört dosyanın hepsi aynı biçimde sonuçlanmadı.

Birecik: Önce bağımsız, ardından AKP

Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit, 29 Nisan 2024’te dört belediye meclis üyesiyle birlikte DEM Parti’den istifa etti. Begit, istifasını açıklarken belediyeye dışarıdan müdahale edildiğini ileri sürdü ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini açıkladı. Daha sonra Begit AK Parti’ye geçti.

Taşlıçay: “Hizmetlerimiz engelleniyor”

Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmetali Budak, 9 Ağustos 2024’te DEM Parti’den istifa etti. Budak, parti içerisinde bazı kişi ve kişiler tarafından belediye hizmetlerinin engellendiğini veya sekteye uğratıldığını savundu. Daha sonra AKP’ye geçti.

İkiköprü: DEM Parti’den AKP’ye

Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı İkiköprü beldesinde DEM Parti’nin adayı Halil İbrahim Karabulut ve Celile Yıldız eş başkan adayı olarak gösterildi. DEM Parti’nin kendi açıklamasına göre İkiköprü’de seçim %58,98 oyla kazanıldı. Karabulut daha sonra partiden ayrıldı ve siyasi statüsü bağımsızlıktan AKP’ye geçişe uzandı.

Kızıltepe: İhraçtan önce istifa

Kızıltepe dosyası, “ihraç edilen başkanlar” başlığı altında verilmemeli. DEM Parti, 1 Ağustos 2024’te Zeyni İpek hakkında disiplin soruşturması başlattı. Aralık ayında İpek kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi. Ancak DEM Parti’nin 26 Aralık 2024 tarihli resmi açıklamasına göre, İpek disiplin kurulunun kendisinden savunma istemesinin ardından partiden istifa etti. Yani ihraç kararı verilmeden önce parti üyeliğini sona erdirdi. İpek bağımsız olarak belediye başkanlığına devam etti.

📊 İNFOGRAFİK | Başkanların parti değişimleri
DEM Parti → AKP
  • Mehmet Begit (Birecik)
  • Mehmetali Budak (Taşlıçay)
  • Halil İbrahim Karabulut (İkiköprü)
DEM Parti → Bağımsız
  • Zeyni İpek (Kızıltepe)

İki başkan DEM Parti’den ihraç edildi

İdil Belediye Eş Başkanı Türkan Kayır, parti içindeki disiplin sürecinin ardından 19 Aralık 2024’te DEM Parti’den ihraç edildi. Partinin resmi açıklamasında Kayır ve belediye meclis üyesi Ekrem Şimşek hakkında yürütülen disiplin sürecinin sonuçlandırıldığı ve Kayır’ın partiden ihraç edilmesine karar verildiği belirtildi. Parti, Kayır’dan belediye başkanlığı görevinden istifa etmesini de istedi. Kayır ise görevinden ayrılmayarak bağımsız olarak devam etti.

Silopi: Jiyan Ormanlı

Silopi Belediye Eş Başkanı Jiyan Ormanlı da DEM Parti’nin disiplin sürecinden geçti. DEM Parti’nin 2025 tarihli resmi açıklamasına göre Ormanlı, “kolektif yönetim anlayışı” ile parti kararlarına ilişkin sorunlar nedeniyle kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi. Disiplin süreci sonunda 6 Ağustos 2025’te DEM Parti’den ihraç edildi. Parti, Ormanlı’yı göreve başladıktan sonra kendisini tek yetkili görme eğiliminden vazgeçmemekle suçladı ve istifa etmesini istedi. Ancak Ormanlı’nın partiden ihraç edilmesi, Silopi Belediyesi’nin başka bir partiye geçtiği anlamına gelmiyor.

📊 İNFOGRAFİK | İhraç ve istifa ayrımı
İHRAÇ
  • Türkan Kayır (İdil)
  • Jiyan Ormanlı (Silopi)
İHRAÇ DEĞİL — İSTİFA
  • Zeyni İpek (Kızıltepe) – İpek hakkında kesin ihraç istemiyle disiplin süreci yürütüldü; ancak ihraç kararı verilmeden önce partiden ayrıldı.

Sağlık nedeniyle ayrılan eş başkan

Van İpekyolu Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Altındağ, sağlık sorunları nedeniyle 17 Haziran 2025’te görevinden ayrıldı. DEM Parti’nin açıklamasına göre Altındağ’ın tedavi sürecinin daha uzun süreceği ve dinlenmesi gerektiği yönündeki doktor değerlendirmeleri sonrasında istifa konusunda görüş birliğine varıldı. Bu olayda belediye DEM Parti’den çıkmadı.

Bozova

Seçim sonrası belediyelerdeki değişimin bir başka örneği ise Bozova oldu. DEM Parti, 7 Temmuz 2026’da Bozova Belediye Eş Başkanı İsmail Yıldız’ın eşbaşkanlık görevinden alınmasına karar verdi. Partinin açıklamasına göre Yıldız’ın seçimlerden bu yana yürüttüğü görev, partiye ve ilgili kurullara ulaşan şikâyetler doğrultusunda yeniden değerlendirildi. Yakın zamanda kabul edilen Tutum Belgesi doğrultusunda “Geri Çağırma İlkesi” işletildi. Yıldız eşbaşkanlıktan alınırken belediye meclis üyeliği devam etti. Bu dosya, kayyım uygulamasından farklı bir mekanizmaya işaret ediyor: Merkezi yönetim tarafından görevden alma değil, partinin kendi iç denetim mekanizması.

Diyarbakır: “Geri Çekilme İlkesi”

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun, 2026’da DEM Parti’nin “Geri Çekilme İlkesi” kapsamında görevinden ayrıldı. DEM Parti’nin 20 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında Hatun’un ciddi sağlık sorunları yaşadığı, ayrıca iki yılı aşkın görev sürecinde yaşadığı eksik ve yetersizlikleri kendisinin de açıkladığı belirtildi. Parti kurulları Hatun’un görevden ayrılma talebini kabul etti. Burada da belediye DEM Parti yönetiminden çıkmadı.

📊 İNFOGRAFİK | 31 Mart’tan 2026’ya değişim haritası
78 – DEM Parti’nin resmi seçim bilançosu
10 – Kayyım atanan belediye
3 – AKP’ye geçen belediye başkanı
(Birecik – Mehmet Begit, Taşlıçay – Mehmetali Budak, İkiköprü – Halil İbrahim Karabulut)
1 – Bağımsız kalan başkan
(Kızıltepe – Zeyni İpek)
2 – DEM Parti’den ihraç edilen başkan
(İdil – Türkan Kayır, Silopi – Jiyan Ormanlı)
1 – Kesin ihraç sürecindeyken istifa eden başkan
(Kızıltepe – Zeyni İpek)
2 – Sağlık / geri çekilme kapsamında görevden ayrılan eşbaşkan
(İpekyolu – Cevdet Altındağ, Diyarbakır – Doğan Hatun)
1 – “Geri Çağırma İlkesi” uygulanan eşbaşkan
(Bozova – İsmail Yıldız)

Seçimden sonra ortaya çıkan tablo

31 Mart 2024’te sandıktan çıkan tablo ile bugün arasındaki fark, yalnızca kayyım uygulamasıyla açıklanamıyor. Bir yanda merkezi yönetimin seçilmiş belediye başkanlarını görevden uzaklaştırdığı ve yerlerine valileri veya kaymakamları görevlendirdiği kayyım mekanizması bulunuyor. Diğer yanda belediye başkanlarının kendi siyasi tercihleriyle partiden ayrılması ve bazı durumlarda başka bir partiye geçmesi var.

Bunun yanında DEM Parti’nin kendi içindeki disiplin mekanizmaları da devreye girdi. İdil ve Silopi’de belediye başkanları partiden ihraç edildi. Kızıltepe’de ise kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilen Zeyni İpek, ihraç kararı verilmeden önce istifa etti.

2025 ve 2026’da ise parti, eşbaşkanlık sistemi açısından yeni bir döneme girdi. İpekyolu’nda sağlık gerekçesiyle bir eş başkan görevden ayrıldı. Diyarbakır’da “Geri Çekilme İlkesi” işletildi. Bozova’da ise “Geri Çağırma İlkesi” uygulanarak bir eş başkan görevden alındı.

Bu tablo, DEM Parti’nin 31 Mart 2024’te kazandığı belediyelerin sonraki iki yılda dışarıdan müdahale, siyasi saf değiştirme, parti içi disiplin ve iç denetim olmak üzere farklı mekanizmalarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

🗓️ KRONOLOJİ | 31 Mart 2024 – Temmuz 2026
  • 31 Mart 2024: DEM Parti, kendi resmi bilançosuna göre 78 belediye kazandı.
  • 29 Nisan 2024: Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit ve dört meclis üyesi DEM Parti’den istifa etti. Begit bağımsız devam edeceğini açıkladı.
  • 3 Haziran 2024: Hakkâri Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış görevden uzaklaştırıldı, belediyeye kayyım atandı.
  • Haziran 2024: İkiköprü Belediye Başkanı Halil İbrahim Karabulut DEM Parti’den ayrıldı.
  • 1 Ağustos 2024: Kızıltepe Belediye Başkanı Zeyni İpek hakkında DEM Parti tarafından disiplin soruşturması başlatıldı.
  • 9 Ağustos 2024: Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmetali Budak DEM Parti’den istifa etti.
  • 4 Kasım 2024: Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı.
  • 22 Kasım 2024: Dêrsim Belediyesi’ne kayyım atandı.
  • 29 Kasım 2024: Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atandı.
  • 19 Aralık 2024: İdil Belediye Eş Başkanı Türkan Kayır DEM Parti’den ihraç edildi.
  • 26 Aralık 2024: Zeyni İpek, kesin ihraç istemiyle yürütülen disiplin sürecinin ardından DEM Parti’den istifa etti.
  • Ocak 2025: Akdeniz ve Siirt belediyelerine kayyım atandı.
  • Şubat 2025: Van Büyükşehir ve Kağızman belediyelerine kayyım atandı.
  • 17 Haziran 2025: İpekyolu Belediye Eş Başkanı Cevdet Altındağ sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrıldı.
  • 6 Ağustos 2025: Silopi Belediye Eş Başkanı Jiyan Ormanlı DEM Parti’den ihraç edildi.
  • 7 Temmuz 2026: Bozova Belediye Eş Başkanı İsmail Yıldız hakkında “Geri Çağırma İlkesi” uygulandı.
  • 20 Temmuz 2026: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun’un “Geri Çekilme İlkesi” kapsamındaki görevden ayrılma talebi kabul edildi.

Kaynak: DEM Parti, YSK

Serhat Eren: “Çeteler bu noktaya gelinceye kadar devlet neredeydi?”

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, kentte artan çeteleşmenin yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanamayacağını; sorunun zorunlu göç, yoksulluk, demokratik siyasetin daralması ve sosyal politikaların zayıflamasıyla bağlantılı olduğunu ifade ediyor.

Diyarbakır son dönemde “yeni nesil suç örgütlerinin” kentte yaygınlaşması tartışmalarıyla gündemde.

Kendilerine Daltonlar, Casperler, Çirkinler ve Redkitler gibi isimler veren “suç örgütlerinin” kentin çeşitli yerlerindeki işyerlerini kurşunladığı, esnaftan haraç istediği ve uyuşturucu ticaretiyle anıldığı haberleriyle her gün medyada yer buluyor .

Meclis’e konuyla ilgili araştırma önergesi de sunan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren Diyarbakır’da artan çeteleşmeyi, çeteleşmenin sonuçlarını ve çözüm yollarını Niha+’a değerlendirdi.

“Çeteler toplumsal öfkeyi, kimlik arayışını ve siyasal boşlukları ele geçirerek kendilerini alternatif bir güç gibi sunmaya çalışıyorlar” diyen Eren, bundan dolayı çeteleşmenin “yalnızca kolluğun değil demokratik siyasetin de temel mücadele alanı” olduğunu düşünüyor.

Eren, “Bir suç örgütüne operasyon yapılması, o suç örgütünün büyümesine yol açan düzenin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez” diyerek yapılan operasyonların büyüklüğünün “çoğu zaman yalnızca devletin gücünü değil suç örgütlerinin ne kadar geniş bir alana yayılabildiğini de” gösterdiğini belirtiyor.

Türkiye’nin yakın tarihindeki kimi olaylara dikkat çeken Serhat Eren, “Susurluk’tan bugüne Türkiye’nin yakın tarihi de bize devlet, siyaset ve mafya ilişkilerinin istisnai olmadığını gösterdi. Bu nedenle gerçek bir mücadele, suç örgütünün yalnızca sokağını değil, yukarıya doğru bütün bağlantılarını takip etmek zorunda” dedi.

“Yalnızca polisiye yöntemlerle açıklanamaz”

Diyarbakır ve bölgedeki çeteleşme nasıl bu kadar can yakıcı bir sorun haline geldi? İşyerleri kurşunlanıyor, insanlar dükkânlarını kapatmak zorunda kalıyor. Uyuşturucu ve fuhuş olarak tanımlanan faaliyetlerin hiç olmadığı kadar ciddi bir problem haline geldiği ifade ediliyor. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Diyarbakır’da yaşanan çeteleşmeyi yalnızca birkaç suç örgütünün ortaya çıkışıyla açıklayamayız. Eğer meseleyi sadece polis operasyonları, yakalanan kişiler ya da işlenen suçlar üzerinden okursak asıl resmi kaçırmış oluruz. Çünkü bugün yaşadığımız tablo, uzun yıllara yayılan siyasal, ekonomik ve toplumsal bir dönüşümün sonucudur.

Diyarbakır’da artık sadece bir güvenlik sorunu yaşamıyoruz. Toplumun dokusunu hedef alan çok yönlü bir çözülmeyle karşı karşıyayız. Esnaftan haraç istenmesi, işyerlerinin kurşunlanması, çocukların tetikçi olarak kullanılması, uyuşturucu ticaretinin mahallelere kadar yayılması, kadınların fuhuş ağları üzerinden sömürülmesi, yasa dışı bahis ve kara para ekonomisinin büyümesi birbirinden bağımsız gelişmeler değildir. Bunların tamamı aynı düzenin farklı yüzleridir.

1990’lı yıllarda binlerce köy boşaltıldı. Yüz binlerce insan zorunlu göçle Diyarbakır başta olmak üzere bölge kentlerine geldi. Bağlar gibi ilçeler büyük ölçüde bu zorunlu göçün sonucunda oluştu. Bu insanlara ne düzenli bir istihdam sunuldu ne sağlıklı kentleşme politikaları geliştirildi ne de sosyal devlet mekanizmaları işletildi. Bu insanlar yoksullukla, dışlanmayla ve güvencesizlikle baş başa bırakıldı.

İlk kuşak, bütün zorluklara rağmen dayanışmasıyla, akrabalık ilişkileriyle ve siyasal bilinçle ayakta kalmaya çalıştı. Ancak sonraki kuşaklar çok daha farklı bir tabloyla karşılaştı. İşsizlik büyüdü. Eğitimden kopuş arttı. Uyuşturucu daha görünür hale geldi. Dijital kültür, tüketim baskısı ve hızlı para kazanma arzusu gençler üzerinde ciddi bir etki yarattı.

Tam da bu noktada çeteler devreye girdi. Çünkü çeteler önce silah teklif etmiyor. Önce aidiyet teklif ediyor. “Burada sana değer veririz” diyor. Aslında gençlere sundukları şey güç değil ölüm, cezaevi ve sömürü. Ama umudu elinden alınmış bir genç için bu sahte güç duygusu bile cazip hale getirilebiliyor.

Bugün Türkiye’deki çeteler artık eski mafya yapıları değil. Eskiden suç örgütleri görünmemeye çalışırdı. Bugün görünür olmaya çalışıyorlar. Sosyal medya kullanıyorlar. Rap kültürünü kullanıyorlar. Lüks otomobilleri, silahları ve gösterişi propaganda aracına dönüştürüyorlar. Çocuklara ve gençlere ulaşmak için dijital kültürü kullanıyorlar. En önemlisi de yalnızca para kazanmak istemiyorlar. Mahalle üzerinde otorite kurmak istiyorlar. Gençlerin hayallerini yönetmek istiyorlar. Korkuyu yönetmek istiyorlar. Kendi meşruiyetlerini üretmek istiyorlar.

Baygaralar bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Adana merkezli başlayan bu yapılanma zaman içinde Diyarbakır dahil birçok ilde etkili olan organize suç ağına dönüştü. Uyuşturucu ticareti, silahlı saldırılar, haraç ve cinayetlerle anılan bu yapının lideri Ramazan Baygara’nın Yunanistan’dan Türkiye’ye iadesi sırasında cezaevinde isyan çıkarılması, bu yapıların uluslararası bağlantılarını ve örgütlenme kapasitesini göstermesi bakımından dikkat çekici.

Daha dikkat çekici olan ise cezaevinde Kürt halkının siyasal sembollerinin kullanılması. Bu bize çok önemli bir şey söylüyor: Çeteler artık yalnızca suç örgütü olmak istemiyor, toplumsal meşruiyet de üretmeye çalışıyor. Kürt halkının yıllardır verdiği özgürlük mücadelesinin sembollerini istismar ederek kendisini siyasal bir hareket gibi göstermeye çalışıyor. Oysa burada çok net olmak gerekir. Uyuşturucu ticareti yapan, esnaftan haraç alan, kadınları sömüren, çocukları tetikçi yapan, insan öldüren bir yapı hangi sloganı atarsa atsın suç örgütüdür.

Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle mafyatik şiddetin hiçbir ortak yanı olamaz.

Barış Boyun örneği ise başka bir açıdan önemli. İtalya’da yürütülen soruşturmalarda savcılığın dinlemelerine yansıyan konuşmalarda, Kürt hareketinin zayıfladığı alanı kendi örgütlenmesi açısından fırsat olarak değerlendirdiği görülmekte. Bu bize yeni nesil suç örgütlerinin yalnızca ekonomik boşlukları değil siyasal boşlukları da hedeflediğini gösteriyor.

Daltonlar, Redkitler, Casperlar, Anucurlar, Gündoğmuşlar ve benzeri yapılar da aynı dönüşümün farklı örnekleri. Bu yapılar artık yalnızca belirli mahallelerde faaliyet gösteren klasik suç grupları değil uyuşturucu, silah, kara para ve dijital suç ekonomisini aynı anda yöneten yeni nesil yapılar. Dolayısıyla bugün Diyarbakır’daki mesele yalnızca Baygaralar, Daltonlar, Redkitler veya herhangi bir çete meselesi değildir. Toplumun geleceğiyle ilgili bir meseledir.

Çeteler toplumsal öfkeyi, kimlik arayışını ve siyasal boşlukları ele geçirerek kendilerini alternatif bir güç gibi sunmaya çalışıyorlar. Tam da bu nedenle çeteleşme yalnızca kolluğun değil demokratik siyasetin de temel mücadele alanıdır.

“Demokratik siyaset geri çekilirse başka bir güç gelir”

Özellikle Kürt kentlerinde 2015 ile 2016 yıllarında yaşanan çatışmaların ardından sivil siyaset üzerinde ciddi bir baskı oluştu. Bu baskının çeteleşmeye etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Mahalle örgütlenmelerinin ve politik alanın daralması çeteleşmenin önünü açtı mı sizce?

Kürt kentlerinde demokratik siyasetin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun, gençlik çalışmalarının ve mahalle örgütlenmelerinin sistematik biçimde zayıflatılması, organize suç yapılarının hareket alanını genişletti. Toplum hiçbir zaman boşluk kabul etmez. Bir yerde demokratik siyaset geri çekilirse yerine mutlaka başka bir güç gelir.

Sorulması gereken asıl soru şu: O boşluğu kim doldurdu?

2015 sonrasında Sur başta olmak üzere birçok yerleşim alanı ağır bir yıkım yaşadı. Mahalleler dağıldı, insanlar yerinden edildi. Yalnızca evler yıkılmadı, yıllar içinde oluşmuş toplumsal hafıza da büyük ölçüde parçalandı.

Ardından kayyım dönemi başladı. Özellikle Kürt kentlerinde belediyeler aynı zamanda kadınların, gençlerin, çocukların, kültürün, sanatın, anadilin ve sosyal dayanışmanın da merkezleriydi.

Bu çalışmaların önemli bir bölümü ya sona erdi ya da büyük ölçüde işlevsiz hale getirildi. Sivil toplum üzerindeki baskılar arttı. Dernekler kapatıldı, siyasetçiler tutuklandı, gençlik örgütlenmeleri kriminalize edildi, demokratik siyaset neredeyse yalnızca seçim dönemlerine sıkıştırıldı.

Bütün bunlar olurken bir nesil büyüdü. Bu neslin önemli bir kısmı dayanışmayla değil rekabetle büyüdü. Kültür merkezleriyle değil dijital şiddet kültürüyle karşılaştı.

Mahalle komiteleri, kadın dayanışması, kültür merkezleri, spor kulüpleri, yerel yönetimler. Bütün bunlar yalnızca demokratik kurumlar değil aynı zamanda çeteleşmeye karşı en güçlü toplumsal savunma mekanizmaları. Siz bunları zayıflatırsanız çetelerin hareket alanını genişletirsiniz.

Bugün Diyarbakır’da tartışılması gereken mesele tam da budur. Biz güvenlik ile demokrasiyi birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz. Tam tersine gerçek güvenliğin demokratik toplumdan geçtiğine inanıyoruz. Bu nedenle bana göre çeteleşmeyle mücadelenin ilk şartı demokratik toplumun yeniden güçlendirilmesi.

“Operasyon, suç örgütünün büyümesini engellemiyor”

Bir süredir Diyarbakır dahil pek çok kentte söz konusu oluşumlara baskın yapıldığına dair haberler servis ediliyor. Özellikle İç İşleri Bakanlığı her gün bu yönlü açıklamalar yapıyor. İktidarın ve devletin bu soruna yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletin hiçbir şey yapmadığını söylemek doğru olmaz. Diyarbakır’da ve Türkiye’nin farklı kentlerinde uyuşturucu, haraç, silahlı saldırı ve organize suç yapılanmalarına yönelik operasyonlar düzenleniyor.

Ancak bizim itirazımız tam da burada başlıyor. Bir suç örgütüne operasyon yapılması, o suç örgütünün büyümesine yol açan düzenin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez. Hatta operasyonların büyüklüğü çoğu zaman yalnızca devletin gücünü değil suç örgütlerinin ne kadar geniş bir alana yayılabildiğini de gösteriyor.

Yüzlerce kişinin dahil olduğu, onlarca ilde faaliyet yürüten, silah ve uyuşturucu temin eden, çocukları tetikçi olarak kullanan ve yurt dışından yönetilebilen bir yapı bir gecede ortaya çıkmaz. Böyle bir yapının oluşması yıllar sürer. Finansman, insan kaynağı, silah, lojistik, barınma, iletişim ve koruma ilişkileri gerektirir.

Bu nedenle her büyük operasyonun ardından şu soruyu sormak zorundayız: Bu yapı bu noktaya gelene kadar devlet neredeydi?

Bir siyasi partinin mahalle toplantısını, gençlik çalışmasını veya basın açıklamasını yakından takip edebilen bir güvenlik ve istihbarat sistemi, yüzlerce kişilik suç ağlarını neden ancak onlarca saldırıdan sonra fark ediyor?

Bir genç demokratik bir gösteriye katıldığında, Newroz alanına girdiğinde veya siyasi faaliyette bulunduğunda devletin bütün kapasitesi devreye girebiliyor. Aynı genç uyuşturucu ağına çekildiğinde, kurye yapıldığında, silahlandırıldığında veya çete adına işyeri kurşunlamaya gönderildiğinde aynı erken müdahaleyi göremiyoruz.

Operasyonların bir başka sorunu da çoğunlukla suç örgütünün en alt kademesine yönelmesi. Tetikçi yakalanıyor, torbacı yakalanıyor, kurye yakalanıyor, silahı taşıyan çocuk yakalanıyor ancak çetenin parasını yöneten, silahı temin eden, kara parayı aklayan, şirketleri kuran, mal varlığını saklayan ve örgüte koruma sağlayan ilişkiler çoğu zaman kamuoyunun önüne gelmiyor.

* “DEM Parti Diyarbakır Gençlik Meclisi, uyuşturucu ve fuhuşa dikkat çekmek için Surlara astığı pankart”

“Asıl kaynağına inmek gerek”

Oysa organize suçun gerçek gücü sokaktaki tetikçiden ibaret değil. Gerçek güç şirketlerde, gayrimenkullerde, uyuşturucu gelirinin sisteme sokulduğu ticari faaliyetlerde, silah tedarikinde, bürokratik ve siyasi koruma ilişkilerinde ve uluslararası bağlantılarda. Bu alanlara gidilmediği sürece çetenin bir ismi dağıtılır, yerine başka bir isim gelir. Bir lider yakalanır, yerine yardımcısı geçer. Bir grup parçalanır, altından yeni gruplar çıkar. Bir çete tasfiye edilirken onun gençlik havuzu, para kaynakları ve toplumsal zemini yerinde kalır.

Bugün Daltonlar, Redkitler, Casperlar ve benzeri yapıların birbirlerinden ayrılıp yeniden örgütlenebilmesi tam olarak bunu gösteriyor.

İşyeri kurşunlandıktan sonra soruşturma başlıyor. Esnaf tehdit edildikten sonra koruma düşünülüyor. Genç çeteye dahil olduktan sonra yakalanıyor. Çocuk silah kullandıktan sonra cezaevine gönderiliyor. Kadın fuhuş ağı içinde sömürüldükten sonra dosya açılıyor.

Bu, önleyici bir güvenlik politikası değil. Bu, suç büyüdükten sonra müdahale eden bir kriz yönetimi. Önleyici politika, çocuğun çeteye katılmadan önce görülmesini gerektirir. Okuldan koptuğunda desteklenmesini gerektirir. Ailesi yoksullaştığında sosyal yardım ve istihdam mekanizmalarının devreye girmesini gerektirir. Mahallede uyuşturucu satışı başladığında toplumun ve yerel yönetimin sürece katılmasını gerektirir. Tehdit altındaki esnafın saldırı gerçekleşmeden korunmasını gerektirir. Bağımlı gencin kriminalize edilmeden tedaviye ulaşmasını gerektirir.

Diyarbakır’da yüzlerce kişiyi kapsayan uyuşturucu operasyonları yapılabiliyorsa, bu kentte neden yeterli kapasiteye sahip tedavi ve rehabilitasyon merkezleri kurulmadığını da sormamız gerekiyor. Devlet yalnızca yakalama kapasitesiyle övünemez. Tedavi etme, koruma, topluma yeniden kazandırma ve yeniden suça sürüklenmeyi önleme kapasitesini de göstermek zorundadır.

Kaç kişi hakkında dava açıldı? Kaç dosya mahkumiyetle sonuçlandı? Kaç kişinin mal varlığına el konuldu? Kaç şirket incelendi? Kaç kamu görevlisi hakkında soruşturma yürütüldü? Kaç çocuk çete ağından çıkarılıp rehabilitasyon programına alındı? Kaç bağımlı kişi ücretsiz tedaviye ulaştı? Kaç işyeri sahibi koruma altına alındı? Bunların cevabını bilmiyoruz. Sadece gözaltı sayısını açıklayan bir politika, gerçek başarıyı ölçmemize imkân vermez.

Devletin organize suçla mücadelede samimi olup olmadığını anlamanın bir başka ölçüsü de kamu içindeki bağlantılara yaklaşımı. Bu büyüklükte suç ağlarının hiçbir koruma, ihmal veya ilişki olmadan yıllarca faaliyet yürütebildiğini düşünmek gerçekçi değil. Burada peşinen herkesi suçlamamak gerekiyor. Ancak güvenlik bürokrasisi, yerel yönetim, siyaset, ticaret ve sermaye çevreleriyle bağlantı ihtimali araştırılmadan hiçbir organize suç soruşturması tamamlanmış sayılamaz. Çeteleşme yalnızca devletin dışında gelişen bir suç alanı değildir. Suç ekonomisi kimi zaman devlet içindeki çürümeyle, siyasi korumayla ve sermaye ilişkileriyle kesişir. Susurluk’tan bugüne Türkiye’nin yakın tarihi de bize devlet, siyaset ve mafya ilişkilerinin istisnai olmadığını gösterdi. Bu nedenle gerçek bir mücadele, suç örgütünün yalnızca sokağını değil, yukarıya doğru bütün bağlantılarını takip etmek zorunda.

“En güçlü güvence örgütlü toplumdur”

DEM Parti olarak çözüm önerileriniz nelerdir? Yerel düzeyde pek çok belediyeyi elinizde bulunduruyorsunuz. Bu kuruluşlar eliyle ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Çeteleşmeye çözüm çok boyutlu olmak zorunda. Bizim yaklaşımımız güvenlik, demokrasi, ekonomik adalet, sosyal haklar, kadın özgürlüğü, gençlik politikası ve demokratik yerel yönetimi birlikte ele almakta.

  1. Soruşturmalar sokaktaki çocuk veya tetikçide durmamalıdır. Çetelerin banka hesapları, şirketleri, gayrimenkulleri, araç filoları, kripto para hareketleri ve ticari ortaklıkları araştırılmalı; suçtan elde edilen bütün servete el konulmalıdır. Kamu görevlileri veya siyasi çevrelerle koruma ilişkisi varsa üzerine gidilmelidir.
  2. Çocuğa motosiklet ve silah verilip saldırı yaptırılıyor. Çocuğu cezaevine gönderip dosyayı kapatmak çeteye yeni çocuklar bırakmaktır. Her çocuk için özel sosyal çalışma yürütülmeli, ailesinin ekonomik durumu, okuldan kopma nedeni incelenerek eğitim, psikolojik destek ve istihdam programları oluşturulmalıdır.
  3. Uyuşturucu baronu suç yöneticisidir, bağımlı genç ise mağdurdur. Bağımlılık bir sağlık ve sosyal hak sorunudur. Diyarbakır’da ücretsiz, erişilebilir ve anadilinde hizmet veren AMATEM/ÇEMATEM kapasiteleri artırılmalı, tedavi sonrasını kapsayan barınma ve iş imkânları sağlanmalıdır.
  4. Fuhuş ağları kadınların yoksulluğu ve çaresizliği üzerinden işletiliyor. Kadınlara yönelik güvenli barınma merkezleri, hukuki yardım ve psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Kayyımların kapattığı kadın kurumlarının önemi burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
  5. Çetelerin en büyük engeli örgütlü toplumdur. Her mahallede gençlik merkezleri, kadın dayanışma merkezleri, spor alanları ve kütüphaneler kurulmalıdır. “İhbar toplumu” değil halkın birbirine sahip çıktığı “dayanışma toplumu” örgütlenmelidir.
  6. Yoksulluk doğrudan suç üretmez ancak çeteler yoksulluğu istismar eder. Diyarbakır ve bölge kentlerinde gençlere yönelik güvenceli istihdam programları oluşturulmalı, kamusal yatırımlar artırılmalı ve kooperatifleşme desteklenmelidir.
  7. Çetelerin en büyük rakibi gençlere anlamlı bir yaşam ve ortak mücadele sunabilen demokratik siyasettir. Siyasi faaliyetler kriminalize edildiğinde gençlerin adalet arayışı yön kaybetmekte ve mafyatik yapılar bu boşluğu doldurmaktadır.
  8. Kayyım uygulaması belediyelerin gençlik, kadın, kültür ve sosyal destek ağlarını tasfiye ederek toplumsal alanı savunmasız bıraktı. Belediyelerimiz sınırlı imkânlarına rağmen madde bağımlılığına karşı danışmanlık ve psikolojik destek sunmaktadır ancak çete finansmanını soruşturma ve silah kaçakçılığını engelleme yetkisi merkezi idarededir.
  9. Diyarbakır ve bölge kentlerindeki çeteleşme, uyuşturucu, haraç ve yasa dışı bahis ağları Meclis düzeyinde araştırılmalıdır. Komisyon baroları, esnafı, kadın örgütlerini ve belediyeleri dinlemeli, şeffaf veriler kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  10. Haraç talebiyle karşılaşan veya işyeri kurşunlanan esnaf yalnız bırakılmamalıdır. Tanık koruma, hukuki, ekonomik ve psikolojik destek mekanizmaları işletilmeli, insanlara sadece “şikâyet edin” demek yerine şikâyet ettikten sonra güvende kalacakları ortam yaratılmalıdır.

“Bu düzene teslim etmeyeceğiz”

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Şunu çok açık ifade etmek isterim: Diyarbakır’da ve bölge kentlerinde yaşanan çeteleşme Kürt toplumunun doğal, kültürel veya ahlaki bir sorunu değildir. Bu tabloyu Kürt gençlerine, ailelere veya yoksul mahallelere mal etmeye çalışan her yaklaşım gerçeği ters yüz eder. Karşımızdaki sorun savaş politikalarının, zorunlu göçün, yoksullaştırmanın, demokratik siyasetin baskı altına alınmasının, yerel yönetimlerin iradesizleştirilmesinin ve neoliberal suç ekonomisinin ürettiği tarihsel bir sonuçtur.

Haraç alan, uyuşturucu satan, kadınları sömüren, çocukları silahlandıran ve insanları korkuyla yöneten bir yapı hangi sloganı atarsa atsın çetedir.

Kürt halkının özgürlük mücadelesi insanı özne haline getirir, çete insanı araç haline getirir. Özgürlük mücadelesi topluma dayanır, çete korkuya ve bireysel çıkara dayanır. Demokratik siyaset gençlere ortak bir gelecek sunar, çete ise gence silah verir, sonra onun hayatını elinden alır. Bu ayrım çok açık kurulmalıdır.

Diyarbakır’ın gençlerini siyaset ile suç arasında tercih yapmaya zorlayan bir düzeni kabul etmiyoruz. Demokratik siyaseti suç, mafyatik şiddeti ise sıradan asayiş vakası gibi gören anlayış tersine çevrilmelidir. Biz Diyarbakır’ı çetelerin korkusuna, uyuşturucu tüccarlarının insafına ve gençleri geleceksiz bırakan bu düzene teslim etmeyeceğiz.

Bu mücadele yalnızca suçla mücadele değildir. Kentin geleceğini, toplumun ahlaki dokusunu ve halkın kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olma hakkını savunma mücadelesidir.

“Çerçeve yasa” Adalet Komisyonu’nda kabul edildi

Süreç kapsamında Meclis Adalet Komisyonuna sunulan teklifin görüşmeleri 17,5 saat sürdü. Teklifin 10’uncu maddesinin de kabul edilmesinin ardından tamamı oylamaya sunuldu. Yapılan oylamada kanun teklifi kabul edildi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis Adalet Komisyonu’na sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi 10’uncu maddenin kabul edimesinin ardından yapılan oylama ile kabul edildi.

Süreç kapsamında Meclis Adalet Komisyonuna sunulan teklifin görüşmeleri 17,5 saat sürdü.

İyi Parti’nin maddelere ilişkin şerhleri ile oylamaya geçilen toplantıda tansiyon yükselirken, gün içerisinde saat 11.00’a kadar siyasi partiler teklife ve komisyon kararına şerh düşebilecek.

Maddelere dair verilen önergeler ve şerh düşülen konuların görüşülmesinin ardından 18 saati geride bırakan toplantı, maddelerin tamamının kabul edilmesi ile son buldu.

Teklifin 48 saat sonra Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor.

Özel kurul oluşturulacak

Teklife göre, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında özel bir kurul oluşturulacak. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yer alacak.

Kurul, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak amacıyla alt komisyonlar oluşturabilecek ve bu komisyonlarda görevlendirmeler yapabilecek.

Meclis’te izleme komisyonu kurulacak

Teklif kapsamında TBMM bünyesinde ayrıca bir İzleme Komisyonu kurulması öngörülüyor. Komisyon, düzenlemenin uygulanması ve sürecin takibine ilişkin çalışmalarda görev alacak.

Teklifte, örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen bazı suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine yönelik düzenleme de bulunuyor.

Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlar erteleme kapsamının dışında tutulacak.

Bunların dışındaki suçlardan 15 yıl veya daha az hapis cezası gerektirenlere ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl ertelenecek. 15 yıldan fazla hapis ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda ise erteleme süresi 10 yıl olacak.

Erteleme kararları

Erteleme kararını soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise davaya bakan mahkeme verecek. Erteleme kapsamındaki suçlar nedeniyle verilmiş tutuklama ve adli kontrol kararları da ilgili hâkim veya mahkeme tarafından yeniden değerlendirilecek. Gerekli şartların oluşması halinde bu kararlar kaldırılabilecek.

Erteleme kararları, bu işlemler için oluşturulacak özel bir sisteme kaydedilecek. Kayıtlar, kişinin erteleme süresi içinde yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin belirlenmesi amacıyla Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından kullanılabilecek.

Teklife göre, örgüt mensuplarının beraberlerinde getirdikleri veya beyan ettikleri silah, mühimmat, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak.

Başvuru için 6 ay süre

Kanun hükümlerinden yararlanmak isteyenlerin, Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından 6 ay içinde başvuru yapması gerekecek.

Başvurular, bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya kurul tarafından görevlendirilen kurumlara yazılı olarak yapılacak.

Teklif, kanun kapsamında verilen görevlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından ivedilikle yerine getirilmesini de öngörüyor.

Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında görev yapan kişilerin ise bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağı hükme bağlanıyor.

Meclis Adalet Komisyonuna sunulan kanun teklifindeki maddeler şu şekilde:

AMAÇ VE KAPSAM

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

TANIMLAR

MADDE 2-(1) Bu Kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu, ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fikrada belirtilen amaç için kullanılabilir. (2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

İnfaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fikranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir. (3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10- (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK örgüt kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2- Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3- Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fikra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4- Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adli işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5- Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adli işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fikrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6- Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fikrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir. Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8- Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9- Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10- Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idari veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Kaynarpınar halkı JES için jandarma eşliğinde gelen iş makinelerine tepki gösterdi

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde JES projesi kapsamında jandarma eşliğinde getirilen iş makinelerine köylüler engel oldu. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu’ndan Nilüfer Uygun ve platform sözcüsü Ekrem Alan, kepçelerin sahaya girişinin şu anlık pazartesi gününe kadar durdurulduğunu ifade etti.

Fotoğraf ve video: Kanîreş Ekoloji Platformu

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar (Licik) köyünde, Amerika merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi’nin yürüttüğü Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi kapsamında bugün öğlen saatlerinde jandarma eşliğinde iş makineleri köye girdi.

Kaynarpınar köylülerinin aktardığına göre jandarma son birkaç gündür köy içinde ve çevresinde sık sık devriye gezdi. Bölgedeki gerilim yalnızca Kaynarpınar’la sınırlı değil, Karlıova ve Varto’da toplam 22 köyü riske atacak bir proje. Bölge halkı aylardır, şirketin gerçekleştirmeyi planladığı jeotermal kaynak arama projesi için verilen “ÇED gerekli değildir” kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmenin durdurulmasını ve kararın iptalini talep ediyor.

Proje şirketinin Bingöl’ün Karlıova (Kanîreş) ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde sondaj çalışması başlatmak istemesi üzerine, Çalıdere (Xwarik) köyünde 97 gündür nöbet tutan halk, şirkete karşı direnen köylülere destek vermek için yola çıktı. Varto’dan gelen destekçiler önce Kaynarpınar yolunda durdurularak köye alınmadı, kısa bir süre sonra engelin kaldırılmasıyla yurttaşlar Kaynarpınar’a ulaşabildi.

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu’ndan Nilüfer Uygun ve platform sözcüsü Ekrem Alan, yaşananları Niha+’a anlattı.

“En yoğun direniş göstereceğimiz gün pazartesi”

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu sözcüsü Alan, iş makinelerinin köye girdiğini ancak jeotermal sahaya sokulmadığını doğrulayarak “İş makineleri köye girdiğinde biz fark ettik. Ama makineleri jeotermal sahasına sokmadık. Sahaya girmediler” dedi.

Uygun da köyün belli noktalarının giriş-çıkışa kapatıldığını, ana yolun Erzincan’a bağlanması nedeniyle bazı köylülerin “Erzincan’a gidiyorum”, “Yedisu’ya gidiyorum” gibi gerekçelerle engellemelere rağmen alana girmeye çalıştığını aktardı.

Alan, sözlerine “Sabah saat 9’dan beri pazarlıktayız. En sonunda makineleri sahanın dışında tuttuk. Pazartesiye kadar süre aldık” diye devam etti. Uygun, pazartesi günü mahkeme kararının sonuçlanmasının beklendiğini, bu süreçte baro aracılığıyla yargı üzerinde baskı oluşturmayı planladıklarını belirtti.

Uygun, avukatların devreye girmesiyle Bingöl Adliyesi’nde nöbetçi hakim ve savcılarla görüşüldüğünü, hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle pazartesiye kadar bir durdurma kararı alındığını söyleyerek “Pazartesi en yoğun direniş göstereceğimiz gün olacak” dedi.

Uygun, Peri Vadisi’nde jeotermal çalışmalarının başlatıldığı süreci hatırlatarak şu anki durumu özetledi:

“Bir yıl önce bize geldiklerinde biz bir mücadele başlattık. O mücadelenin sonunda biz durdurma kararı kazandık. Ama Kurban Madencilik adı altında o toprakları ranta sunan adam gidip tekrar (28 Temmuz’da) bir ÇED Olumlu raporu çıkartıp tekrar aynı yere ama farklı ÇED raporu üzerinden karar çıkarmış.”

Bugün sahaya makinelerle birlikte sondaj kuyusu açmak amacıyla giriş yapıldığını aktaran Uygun, şirket yetkililerinin ellerinde sondaj çalışmasına dair yasal bir belge bulunup bulunmadığı sorulduğunda evrak gösteremediklerini de ekledi:

“Arkadaşlar sormuş elinizde yasal bir evrağınız var mı? Bu sondaj kuyusu vuracağınıza dair bir evrağınız var mı? Evrak da yok. Ama makinelerle alana girmeye çalışmışlar.”

Ruhsat Kurban Madencilik’te, saha Ignis’te

Alan’a göre Varto, Yedisu ve çeşitli ekoloji gruplarından destekçilerin alana ulaşması pazarlık sürecinde köylülerin elini güçlendirdi. Alan, projenin hukuki sürecine ilişkin de bilgi verdi. Platformun açtığı davada Danıştay 3. Dairesi’nden onay çıktığını, ancak dosyanın halen Bingöl İdare Mahkemesi’nde beklediğini söyledi:

“Bingöl İdare Mahkemesi kararı onaylayıp şirkete bildirecek ama Bingöl İdare Mahkemesi öyle yapmıyor. İlla ben sahaya keşif göndereceğim diyor.”

Bingöl İdare Mahkemesi, 21 Temmuz 2026 tarihinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca proje sahasında keşif yapılmasına ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesine karar vermişti.

Şirket yapısına ilişkin ise Alan, ruhsatın Kurban Madencilik’e ait olduğunu, ancak sahada fiilen çalışma yürüten firmanın Varto ve Karlıova’da JES projesi yapmayı planlayan Ignis şirketi olduğunu aktardı: “Burayı Ignis’e satan Kurban Madencilik. Ama esas sahaya gelen firma Ignis. Burada iş yapacak olan firma Ignis’tir.”

Uygun, Kurban Madencilik’in sahibi Mustafa Kurban’ın daha önce Kaynarpınar’da bir termal otel yaptığını da hatırlatarak Kurban’ın tutumunun rant sağlamak üzerine olduğunu belirtti.

Alan, projenin hayata geçmesi halinde köyün iskana tabi tutularak boşaltılacağının ve yok olacağının altını çizerek sözlerini sonlandırdı.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.