Ermeni soykırımının yıldönümünde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bir araya gelen yurttaşlar, Sevag ve Garabet Balıkçı için anma töreni düzenledi. Lerna Balıkçı, kardeşinin ölümüne ilişkin “Bizim soyumuzun kırılması 24 Nisan. Balıkçı ailesinin soyunun kırılması da 24 Nisan’da oldu” dedi.

24 Nisan 2011’de Batman’ın Kozluk ilçesinde zorunlu askerlik görevini yaparken asker Kıvanç Ağaoğlu tarafından vurularak yaşamını yitiren Sevag Şahin Balıkçı ile 24 Nisan 2022’de yaşamını yitiren babası Garabet (Garbis) Balıkçı, Ermeni soykırımının 111. yıldönümünde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda anıldı.
Dün saat 14.00’da düzenlenen anma törenine Peder Nareg Değirmenciyan katılırken törende Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı ve kız kardeşi Lerna Balıkçı’nın da aralarında bulunduğu katılımcılar dualar etti.
Lerna Balıkçı: “Bizim soyumuz 24 Nisan’da kırıldı”
Sevag Balıkçı’nın ablası, Lerna Balıkçı, 24 Nisan 2011’de Sevag Balıkçı’nın ölüm haberini nasıl aldıklarını anlattı:
“2011 senesiydi; kardeşimin gelmesine 24 gün kalmıştı. Gelmek üzereyken ve onunla iki gün önce telefonda konuşmuşken, sabahında aldığımız internet haberiyle elimizden kayıp gittiğinde; o anda farkına varamadık bir şeylerin. Çünkü şok olmuştuk. Belki inanamadık görene kadar; Batman’daydı, oradan görene kadar…”
Ermeni Soykırımı’nın da 24 Nisan’da olduğunu hatırlatan Balıkçı, “Sonuçta bizim gerçekten soyumuzun kırılması 24 Nisan. Balıkçı ailesinin soyunun kırılması 24 Nisan’da oldu” dedi.
“Ondan sonra babamı kaybettim. Ailemi de kaybettim ben tabii. Kardeşimin gitmesiyle bir aile dağıldı resmen. Acımız aynı acı, hiç değişmedi; biz onun 30’lu yaşlarını da göremedik. 40 yaşında olacaktı 1 Nisan’da, onu da görmedik. Yaşlandığını da görmedik. Ben hiçbir zaman hala olamayacağımı biliyorum ve benim oğlumun bir dayısı yok. Tanımadan onu sevmeye çalışıyor ama tanımasını çok isterdim. Ölmüş bir dayı, ölmüş bir kardeş, ölmüş bir erkek evlat… Çok kötü.
Ve babamı da tam o gün kaybetmem… Aslında ne kadar büyük bir acımız olduğu, ne kadar bağırmasak da belli. Çünkü bağıracak bir şeyimiz yok ki; çünkü tarih zaten bağırıyor. Babam acıyı katbekat katladı tabii ki. Sırayla giden ölümler var tabii ki, sonuçta bu bir hayat. Ama bizim sıramız şaştı. Bizim sıramız başkasının sebebiyle şaştı.
10 sene önce Sevag’ın sebebiyle ben Ermenistan’a yerleştim; oğlum da olduğu için. Daha farklı bir hayat; belki de kurtulmak içindi, bilmiyorum. Ama şimdi geldiğimiz noktada hiçbir şey değişmemiş, daha beter olmuş. Benim bir kardeşim öldü, onun için gittim ama şimdi birçok insan ölüyor.”
Nişan Güreh: “Sevag, bir Paskalya gününde öldürüldü”
Nor Zartonk İnisiyatifi’nden Nişan Güreh, mezar başında yapılan törenin ardından bir konuşma yaptı.
Sevag Balıkçı’nın bundan 15 yıl önce, Ermeni Soykırımının yıldönümü olan 24 Nisan’a denk gelen bir Paskalya gününde öldürüldüğünü hatırlatan Güreh, dört yıl önce yine bir 24 Nisan’da bu kaybın yanına Garabet Balıkçı’nın da eklendiğini ve bu nedenlerle 15 yıldır olduğu gibi bu yıl da adalet taleplerini yinelemek için yine mezarları başında olduklarını belirtti.
Garabet Balıkçı’nın “Başka Sevag’lar yaşanmasın” sözünü hatırlatan Güreh, verdikleri adalet mücadelesinin Hrant Dink, Maritsa Küçük ve katledilen tüm Ermeniler için olduğunun altını çizdi. Güreh, bu mücadelenin kışlalarda yaşanan başkaca şüpheli asker ölümlerinin önüne geçtiğini savundu.
Anma törenine katılan kişiler, Sevag ve Garabet Balıkçı gibi iki ismin Ermeni Soykırımı’nın yaşandığı günde yaşamını yitirmesinin oldukça anlamlı olduğunu belirtirken Anadolu’daki Ermeni toplumunun inkâr edilemez olduğunu ve yetkililerin Balıkçı’nın ailesi ve sevenlerine bir özür borçlu olduğunu söyledi. Gerek Türkiye’de gerekse de diaspora da yaşayan Ermenilerin büyük acılar yaşadığını ifade eden yurttaşlar yaşananların planlı olduğunu fakat yüzleşmenin hâlâ mümkün olduğunu vurguladı.
Gazeteci Sevan Ataoğlu İstanbul başta olmak üzere Türkiye’de 24 Nisan anmalarının sürekli engellendiğini hatırlatırken bugün gelinen durumda, Sevag ve babası Garabet Balıkçı nezdinde tekerrür eden tarihin Ermeni toplumu için üzücü ama aynı zamanda bir adalet talebinin hatırlanması açısından da önemli olduğunu belirtti.
Ermenilerin yaşadığı acıların oldukça tarihsel olduğunu belirten Zakarya Mildanoğlu ise yaşadıkları acının tarihsel olduğunu söyledi:
“Adalet için, vicdan için ve kardeşlik için geldim. Birkaç kelimeyle anlatmak mümkün değil. Bu tarihsel bir acı. Çok sık karşılaşılan bir durum değil. Ama ne yazık ki Türkiye’de, bu coğrafyada çok sık karşılaşılan bir olgu. Bir aralar her 10 senede bir darbeler dönemi, ondan öncesinde ise 1800’lerde başlayan adaletsizlikler; Süryanilere, Rumlara, Kürtlere… Bir çare aranıyor sözde. Yani utanç verici bir şey. Bunlar burada bitecek zannediyorlar. Tarihe geçti artık. Satır aralarına geçti. 100, 200, 500 sene sonra insanların karşısına çıkacak; bu coğrafyayı okuyanların, araştıranların karşısına çıkacak. İlla ideolojik bir görüşü, solcu ya da sağcı olması gerekmiyor; tarihçiler, aklı başında olan insanlar araştırdıklarında Sevag Balıkçı karşılarına çıkacak muhakkak.”
Av. Diren Cevahir Şen: “2011’de yaşanan cinayet, ‘Evet yaptık, yine yaparız’ demek”
2011’de askerliğini yaptığı sırada, silah arkadaşı tarafından 20’li yaşlarındayken öldürülen Sevag Balıkçı’nın çok genç yaşta hayatını kaybettiğini hatırlatan Avukat Diren Cevahir Şen ise Sevag’ın askerde herhangi bir çatışma sırasında değil, kasten tüfekle öldürüldüğünü hatırlattı:
“Kazara olduğunu iddia ettiler o süreçte ama kazara değildi. Sevag’ın öldürüldüğü günün 24 Nisan olması ise tesadüf olmasa gerek. Aslında öldüren kişinin daha önce de Sevag’la askerlik sırasındaki ufak ufak diyaloglarında, hafiften serte doğru ilerleyen şekilde ırkçıvari söylemlerinin olduğunu biliyoruz. Yargılamalar sırasında da bu ortaya çıktı.”
Sevag Balıkçı’yı öldüren kişinin cezalandırıldığını fakat yargılamanın çok uzun sürdüğünü hatırlatan Şen, yargılama sürecinin 18 yıl aldığını fakat kasten öldürmeden değil, taksirle öldürmeden yargılandığını belirtti. Hafifletici nedenlerin devreye girdiğini söyleyen Şen, cinayetin kasten ve planlı şekilde gerçekleştiğini savundu. Ermeni Soykırımı’nın ise hep inkar edildiğini söyleyen Şen, 2011’de yaşanan bu ölümün ise ‘Evet yaptık, yine yaparız’ demek olduğunu vurguladı.
”Zaten 1,5 milyon Ermeni soykırımda öldü. Bir miktarı da yollarda, sürgünde öldü. Aslında 2 milyona yakın Ermeni’nin öldüğünü söyleyebiliriz. Ani Balıkçı açısından çok acı bir şey; önce oğlunu, sonra eşini kaybetti aynı gün. Onların yanında olmaya, onlara teselli olmaya çalışıyoruz. En büyük acı onların acısı ama aslında toplumsal bir acı ve travma. Umarım, buna inanıyorum, her şey iyiye doğru gider; bununla herkes yüzleşecek. Bütün dünya bunu kabul edecek çünkü dünyada soykırımlar tarihi mevcut. Ama yakın tarihimizin en büyük soykırımıdır Ermeni Soykırımı. ‘Genocide’ kavramının kavramsallaşmasının nedenidir. Holokost, Yahudi Soykırımı dediğimiz şey daha yokken, Ermeni Soykırımı ile soykırım, ‘genocide’ kelimesi gündemimize gelmiştir.
Bununla yüzleşmek, bunu anlamak, tabii ki daha sonra bunu telafi etmek çok önemli. Fakat devlet aygıtı sistematik şekilde baskı yapıyor. Soykırım demek tekrar yasak oldu. 24 Nisan anmaları yasaklanıyor. Gelip mezar başında iki polis bekliyor. Yaptığımız şey iki tane insanın ölümünün sene-i devriyesinde onları dualarla anıyoruz. Sevag Balıkçı herhangi bir anne babanın herhangi bir evladıydı. Okulu bitirmişti, seramik sanatçısıydı. Çok iyi bir sanatçı olacaktı belki. Askere gitti; ölmedi, öldürüldü. O gün kasten öldürüldü. Belki onu öldüren kişi 24 Nisan’ı bilmiyordur bile. Eğitim düzeyini ya da o tarihle ilgili farkındalık düzeyini bilmiyoruz ama bunun arkasındaki sistematik kötülüğü görüyoruz. Keza Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast ne 24 Nisan’ı bilir ne Ermeni Soykırımı tarihini bilir, bildiğini düşünmüyorum. Ama oradaki o ırkçı cinayete, nefret cinayetine giden zinciri biliyoruz arkasında kimin olduğunu. Bu da böyle bir şey. Sevag, Hrant Dink kadar göz önünde değildi. Hrant Dink bir gazeteciydi, aynı zamanda sosyalist, solcu bir aydındı. Sevag alelade biriydi ama işte gördük. Onun için bugün askere giden Ermeni genç erkeklerin hiçbiri güvende değil.”
Sevag Balıkçı, zorunlu askerlik görevini yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde, terhisine 20 gün kala hayatını kaybetti. 24 Nisan 2011’de karakol çevresine çit örme görevi sırasında silahla vurularak öldürülen Balıkçı’nın ardından ailesi uzun bir hukuk mücadelesi başlattı. Acı bir tesadüf eseri, baba Garabet Balıkçı da oğlunun ölüm yıldönümü olan 24 Nisan 2022 sabahı, anma töreni için kabristana gitmeye hazırlanırken evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu yaşamını yitirdi.
- Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 2013 yılında sanık Kıvanç Ağaoğlu’na “bilinçli taksirle öldürme” suçundan 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası verdi. Astsubay Sadrettin Ersöz ise “görevi ihmal”den 5 ay hapis cezası alsa da hükmün açıklanması geri bırakıldı.
- Ailenin itirazıyla Askeri Yargıtay’a giden dosya, usulden bozularak iade edildi. Yeniden yargılama sürerken 15 Temmuz sonrası çıkan 668 sayılı KHK ile askeri yargı kaldırılınca, dosya sivil mahkemeye devredildi.
- Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada sanık Ağaoğlu, bu kez 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.