Barrack dönemi, ABD’nin Ortadoğu’daki ayak izini küçültme stratejisinin, sahadaki Kürt siyasi ve askeri yapılarının aleyhine işlediği bir süreç oldu. Sadece Suriye Özel Temsilcisi değil, aynı zamanda ABD’nin Ankara Büyükelçisi şapkasını da taşıyan Barrack, Şam’daki Esad sonrası yeni geçiş hükümeti ile Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ortak bir paydada buluşturdu.

Mesud Barzani, Tom Barrack ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi‘nin katıldığı toplantı. 17 Ocak 2026 Pirmam.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 30 Mayıs 2026, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın görev süresinin sona erdiğini duyurdu. Rubio, “Büyükelçi Tom Barrack, Suriye Özel Temsilcimiz olarak paha biçilemez bir rol oynadı. Bu görevlendirme sona eriyor olsa da, Trump yönetimi adına hem Suriye hem de Irak’ta önemli bir rol oynamaya devam edecek. Bölgeye ilişkin uzmanlığı, ilişkileri ve ‘Önce Amerika’ gündemine yönelik anlayışı, ülkemiz adına başarılar getirmeyi sürdürecek” ifadelerini kullandı.
ABD Dışişleri Bakanı’nın bu açıklamasından sonra, Barrack’ın yerine kimin atanacağı henüz belli değil.
Barrack’ın görev süresi, Washington’un IŞİD ile mücadele eksenli politikasını, bölgesel devletlerin (Türkiye ve Suriye) güvenlik kaygılarını önceleyen bir “entegrasyon ve geri çekilme” stratejisine dönüştürdüğü bir dönem oldu.
Görevde kaldığı süre boyunca Ortadoğu’da ve Kürt coğrafyasında yürüttüğü politikalar, akıllarda kalmaya devam edecek. Özellikle Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesinde bulunan Kürt siyasi yapılarına karşı bulundukları ülkelerin merkezi idareleri lehine politika geliştirmesi, Kürt toplumunda ciddi tepkiyle karşılanmasına yol açtı. Barrack’ın Türkiye, Irak ve geçici Şam yönetimi ile ilişkileri de hem Ortadoğu’da hem de ABD’de eleştiri konusu oldu.
Tom Barrack’ın atanması ve ABD’nin politikası
Thomas Joseph Barrack Jr, 1947 yılında Los Angeles County’de doğdu. Lübnan kökenli bir aileden gelen Barrack, hukuk eğitiminin ardından kariyerine uluslararası iş dünyasında başladı. Özellikle gayrimenkul ve yatırım fonları alanında büyüyerek Colony Capital (bugünkü DigitalBridge) adlı şirketi kurdu ve küresel ölçekte büyük projelere imza attı.
1980’lerde Ronald Reagan yönetiminde kısa süreli kamu görevlerinde yer aldıktan sonra uzun yıllar iş dünyasında aktif kaldı. Donald Trump ile yakın ilişkisi, özellikle 2016 seçim kampanyası ve ardından gelen siyasi süreçlerde dikkat çekti.
2025 yılında ABD yönetimi tarafından iki kritik göreve getirildi. Tom Barrack’ın Türkiye Büyükelçiliği ile birlikte Suriye dosyasını da üstlenmesi, Washington’un sahadaki askeri angajmandan diplomatik ve devlet merkezli bir modele geçişinin işareti olarak değerlendirildi.
Barrack’ın hem Ankara Büyükelçisi hem de Suriye Özel Temsilcisi “çift şapkasıyla” görev yaptığı bu dönem. Washington’un asker çekme stratejisinin, Kürtlerin siyasi ve idari haklarının tasfiyesi pahasına bölgesel devletlerle (Türkiye, Suriye, Irak) uzlaşarak hayata geçirildiği bir “zorunlu entegrasyon” süreci olarak kayıtlara geçti.
Ankara ile derinleşen “övgü dolu” mesai
Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği görevini Ankara Büyükelçisi unvanıyla birlikte yürütmesi, sahadaki dengeleri Ankara lehine değiştiren en kritik hamleydi. Barrack, göreve geldiği ilk günden itibaren ABD’nin Suriye’deki varlığını “sonsuz savaşlar” doktrininden çıkarıp bölgesel devletlerin inisiyatifine bırakan yeni politikanın sözcüsü oldu.

Tom Barrack ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan
ABD’nin değişen rotasını, Ortadoğu’da maliyetli devlet inşası süreçlerinden vazgeçiş olarak tanımlayan Barrack, bu süreçte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başta olmak üzere Türk güvenlik bürokrasisiyle son derece yakın bir mesai yürüttü.
Barrack Haziran 2025 tarihinde Anadolu Ajansı’na verdiği bir söyleşide Lahey’de düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında bir araya gelen Trump ve Erdoğan’ın görüşmesine dair konuşarak, Trump ile Erdoğan’ın, ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun da iyi kişisel ilişkilere sahip olduğunu söyledi.
Barrack, “Tarihin çok ama çok önemli bir döneminde, iki başkan ve dışişleri bakanları, dört kişi arasında karşılıklı güvene dayalı kişisel bir ilişki, yakınlık ve anlayışla başladı.” dedi.
Barrack, Orta Doğu ve Yakın Doğu’nun oluşturduğu yeni bir döneme tanıklık edildiğini vurgulayarak, ABD tarafından, Türkiye’nin daima büyük bir NATO müttefiki olarak görüldüğünü kaydetti.
“Türkiye hiçbir zaman büyük bir bölgesel aktör olarak hak ettiği değeri ve önemi tam anlamıyla göremedi.” diyen Barrack, Türkiye’nin çevresinde yaşanan çatışmalara ve savaşlara işaret etti.
Süreç boyunca Türk yetkililere dair övgülerini devam ettiren Barrack, pek çok kez Türkiye’ye gelerek devlet ve hükümet yetkilileri ile görüştü. Yine Ortadoğu ülkelerinde kimi üst düzey devlet ve hükümet yetkililerinin katıldığı toplantılarda, Türk yetkililerle ikili görüşmeler gerçekleştirdi.
Halep saldırısı ve Kürt güçleriyle ilişkileri
Barrack’ın Türkiye dahil Ortadoğu’daki ülkelerin merkezi yapılarıyla uyumlu politikası, özellikle Kürtler açısından ‘yıkıcı’ sonuçlara yol açtı.
ABD’nin yeni politikasının sahadaki en yıkıcı test alanı, 2026’nın başında başlayan Halep saldırısı oldu. Suriye geçici hükümet güçleri ve destekli gruplar, Kürtlerin 2011’den bu yana kendi asayişini kurduğu Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine girerken ABD sessiz kalmayı tercih etti. 140 binden fazla sivilin evlerini terk ederek Rojava’nın iç kesimlerine sığınmak zorunda kaldığı bu kriz günlerinde Barrack, koruma sağlamak yerine diplomatik baskıyı artırdı.
Çatışmaların en yoğun olduğu Ocak ayı ortasında Rojava’daki Kürt siyasi ve askeri otoriteleriyle (SDG liderliği) yapılan görüşmeler, bir müttefiklik dayanışmasından çok “zorunlu entegrasyon” dayatmasına sahne oldu. Oysa ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin açıklamalarına göre, o güne kadar SDG, IŞİD ile savaşta stratejik bir müttefikti. Barrack’ın açıklamaları ise bu ilişkinin değiştiğini açık ediyordu.
Daha 20025 yılının Temmuz ayında New York’ta düzenlediği bir basın toplantısında Barrack, ABD’nin DEAŞ’la mücadele etmek için SDG ile ittifak kurduğunu söyleyerek, “Bu nedenle duygular çok yoğun çünkü onlar ortaklarımızdı. Ancak asıl soru şu, onlara ne borçluyuz? Onlara bir devlet içinde kendi bağımsız yönetimlerini kurma hakkını borçlu değiliz. Onlara borçlu olduğum şey şu; makul bir şekilde yeni yönetime geçiş sürecinde bir yol sunma borcumuz var. Bu yeni rejimde tek Suriye ile nasıl bütünleşecekleri konusunda makul olunması gerekiyor.”
Geçici Şam yönetiminin Halep’le başlayan ve Rojava’nın geneline yayılan saldırı sürecinde, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve diğer Kürt yetkililer ile yaptığı basına kapalı toplantılarda, Barrack’ın Kürtler’in taleplerine kapıları kapattığı yönünde bilgiler yansıyordu.
20 Ocak 2026’da Barrack, SDG’nin fiilen tasfiyesini şu sözlerle meşrulaştırdı: “SDG’nin sahada birincil IŞİD karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde ortadan kalktı, çünkü Şam artık IŞİD gözaltı tesisleri ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda.”
29 Ocak’ta ise SDG ile geçici Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşma için “Bugün Suriye hükümeti ile SDG arasında açıklanan kapsamlı anlaşma, Suriye’nin ulusal uzlaşma, birlik ve kalıcı istikrar yolculuğunda derin ve tarihi bir dönüm noktasını temsil ediyor” diyerek yürüttüğü politikaya uygun demeçler veriyordu.
Erbil’e sıçrayan baskı: Bağdat’a biat
Barrack’ın Kürt aktörleri merkezi devletlere entegre etme vizyonu, Rojava ile sınırlı kalmadı. Halep krizinin hemen ardından, Mart 2026’da diplomatik trafik Irak Kürdistan Bölgesi’ne (IKB) kaydı.
Erbil’de IKB Başbakanı Mesrur Barzani ve Kürt yetkililerle bir araya gelen Barrack, burada da Bağdat yönetiminin elini güçlendiren bir dil kullandı. Türkiye ve Irak arasında inşa edilen ve Erbil’i dışarıda bırakan “Kalkınma Yolu” projesiyle ekonomik olarak kuşatılan Kürt yönetimine, ABD’nin artık Erbil’i Bağdat’a karşı koruyan bir tampon olmayacağı mesajı verildi. Barrack, petrol ihracatı ve bağımsız bütçe konularında Erbil’i, merkezi Irak hükümetinin şartlarına şartsız uymaya zorladı.
Özerk yönetimden “kültürel azınlık” statüsüne
Tom Barrack’ın görev süresinin sona erdiği Mayıs 2026 itibarıyla, Kuzeydoğu Suriye’de eşbaşkanlık sistemi, yerel kaynakların yönetimi, çok dilli eğitim ve yerel güvenlik (Asayiş) gibi demokratik idari haklar, “bütünleşik devlet” konsepti içinde eritildi. Şam yönetimi, Kürtlere idari bir özyönetim hakkı tanımak yerine, yalnızca kısıtlı “kültürel vatandaşlık” hakları vadetti.
Kuzeydoğu Suriye’de kurulan yönetim modeli cinsiyet eşitliği, çok dilli eğitim ve yerel meclisler gibi demokratik unsurlar barındırıyordu. Ancak Barrack döneminde ABD’nin bu modeli siyasi olarak tanımayı reddetmesi, Şam ve Ankara’nın elini güçlendirdi. “Entegrasyon” baskısı, Kürtler için eşit vatandaşlık temelinde bir birleşmeden ziyade, Baas rejiminin güvenlikçi kodlarına geri dönüş riskini taşıyor.

Tom Barrack ve geçici Şam yönetimi Başkanı Ahmed eş-Şara
Barrack’ın “bütünleşik devlet” söylemi, Şam’ın Kürt okullarını kapatma veya müfredatı tamamen Araplaştırma politikalarına uluslararası bir sessizlik kalkanı sağladı. Kürt siyasi aktörleri, uluslararası toplumun kendilerini sadece “IŞİD’e karşı savaşan piyadeler” olarak gördüğünü, siyasi bir halk olarak haklarını görünmez kıldığını savunuyor.
İnsan hakları ve siyasi temsil perspektifinden bakıldığında Barrack dönemi, ABD’nin Ortadoğu’daki ayak izini küçültme stratejisinin, sahadaki Kürt siyasi ve askeri yapılarının aleyhine işlediği bir süreç oldu. Şam’daki Esad sonrası yeni geçiş hükümeti (Ahmed eş-Şara yönetimi) ile Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ortak paydada buluşturan ABD diplomasisi, bu dönemde Kürt meselesini bir hak ve özerklik statüsünden çıkarıp, merkezi devlet yapılarına (Şam ve Bağdat) “koşulsuz entegrasyon” dayatmasına dönüştürdü.
İNFOGRAFİK: Barrack dönemi, Kürt aktörler ve bölgesel güvenlik denklemi (2025-2026)
1. Sahadaki Kırılma Noktaları ve Askeri-Diplomatik Akış
-
Eylül 2025
ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği ve Ankara Büyükelçiliği görevlerinin Tom Barrack şahsında birleştirilmesi. Bölgesel devletleri (Türkiye-Suriye-Irak) önceleyen yeni diplomasi hattının kuruluşu.
-
Sonbahar 2025
Şam’da kurulan Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni geçiş hükümetinin Küresel IŞİD Karşıtı Koalisyon’a resmi katılımı. ABD diplomasisinin sahadaki birincil muhatabının SDG’den merkezi Şam yönetimine kayışı.
-
Ocak 2026 Başı
Suriye hükümet güçleri ve destekli grupların Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine girişi. Bölgede 2011’den bu yana var olan Kürt idari ve asayiş yapılarının fiilen dağılması.
-
Ocak 2026 Ortası
Halep’teki askeri baskı ve ABD’nin hava koruması sağlamaması neticesinde SDG ile Şam arasında entegrasyon anlaşmasının imzalanması. Ağır silahların ve petrol/altyapı kontrolünün aşamalı olarak merkezi hükümete devri.
-
Mart 2026
Zorlayıcı entegrasyon modelinin Irak sahasına aktarılması. ABD’nin bütçe ve petrol ihracatı başlıklarında Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) yönetimine yönelik merkeziyetçi Bağdat politikalarına uyum sağlama baskısı.
-
30 Mayıs 2026
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği unvanının sona erdiğinin resmen açıklanması.
2. Bölgesel Aktörlerin Politika ve Hedef Matrisi
| Aktör | Suriye / Irak Stratejisi | Kürt Yapılarına Yaklaşım |
|---|---|---|
| ABD (Barrack Dönemi) | Maliyetli devlet inşası süreçlerinden ve askeri varlıktan kademeli çekilme; bölgesel istikrarı tanınmış merkezi hükümetler üzerinden kurma. | Kürt yapılarını taktiksel ortaktan “geçiş aktörü” statüsüne indirme; özerk askeri ve ekonomik yapıların Şam ile Bağdat’a devrini dayatma. |
| Türkiye (Hakan Fidan Doktrini) | Sınır hattı boyunca derinlikli güvenlik kuşağı oluşturma; sınır ötesi askeri operasyonları ABD’nin çekilme takvimiyle koordine etme. | Kuzeydoğu Suriye’deki idari özerklik, kanton ve federalizm modellerinin tasfiyesi; SDG’nin askeri bir güç olarak tamamen dağıtılması hedefi. |
| Şam Yönetimi (Geçiş Hükümeti) | Ülke genelindeki tüm stratejik altyapı, petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları üzerinde merkezi egemenliği yeniden tesis etme. | Siyasi ortaklık veya idari-askeri özerklik statüsünün kesin reddi; Kürt nüfusa yalnızca sınırlı kültürel vatandaşlık hakları tanıma. |
| Kürt Siyasi Yapıları (Rojava / IKB) | IŞİD karşıtı mücadele döneminde elde edilen anayasal statü, ekonomik özerklik ve özsavunma kapasitelerini korumaya dönük hayatta kalma siyaseti. | Merkeziyetçi baskılar karşısında askeri ve ekonomik gücün (petrol) zayıflaması; idari yönetim modellerinin daralarak kültürel savunmaya çekilmesi. |
3. Hak Temelli ve Yapısal Değişim Analizi
2026 yılı başında Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak zorunda kalan ve Rojava’nın iç kesimlerine göç eden Kürt nüfusu.
Entegrasyon anlaşmaları uyarınca SDG kontrolünden kademeli olarak merkezi Şam yönetimine devredilen petrol sahaları ve lojistik hatlar.
Yıllar içinde geliştirilen çok dilli yerel yönetim, eşbaşkanlık sistemi ve yerel güvenlik (Asayiş) örgütlenmesinin; merkezi devletlerin dikey bürokrasisi içinde erimesi.
Türkiye ve Irak arasında geliştirilen Kalkınma Yolu projesinin Irak Kürdistan Bölgesi (Erbil) topraklarını dışarıda bırakacak şekilde tasarlanması ve ekonomik kuşatma etkisi.














