Kaynarpınar halkı JES için jandarma eşliğinde gelen iş makinelerine tepki gösterdi

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde JES projesi kapsamında jandarma eşliğinde getirilen iş makinelerine köylüler engel oldu. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu’ndan Nilüfer Uygun ve platform sözcüsü Ekrem Alan, kepçelerin sahaya girişinin şu anlık pazartesi gününe kadar durdurulduğunu ifade etti.

Fotoğraf ve video: Kanîreş Ekoloji Platformu

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar (Licik) köyünde, Amerika merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi’nin yürüttüğü Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi kapsamında bugün öğlen saatlerinde jandarma eşliğinde iş makineleri köye girdi.

Kaynarpınar köylülerinin aktardığına göre jandarma son birkaç gündür köy içinde ve çevresinde sık sık devriye gezdi. Bölgedeki gerilim yalnızca Kaynarpınar’la sınırlı değil, Karlıova ve Varto’da toplam 22 köyü riske atacak bir proje. Bölge halkı aylardır, şirketin gerçekleştirmeyi planladığı jeotermal kaynak arama projesi için verilen “ÇED gerekli değildir” kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmenin durdurulmasını ve kararın iptalini talep ediyor.

Proje şirketinin Bingöl’ün Karlıova (Kanîreş) ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde sondaj çalışması başlatmak istemesi üzerine, Çalıdere (Xwarik) köyünde 97 gündür nöbet tutan halk, şirkete karşı direnen köylülere destek vermek için yola çıktı. Varto’dan gelen destekçiler önce Kaynarpınar yolunda durdurularak köye alınmadı, kısa bir süre sonra engelin kaldırılmasıyla yurttaşlar Kaynarpınar’a ulaşabildi.

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu’ndan Nilüfer Uygun ve platform sözcüsü Ekrem Alan, yaşananları Niha+’a anlattı.

“En yoğun direniş göstereceğimiz gün pazartesi”

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu sözcüsü Alan, iş makinelerinin köye girdiğini ancak jeotermal sahaya sokulmadığını doğrulayarak “İş makineleri köye girdiğinde biz fark ettik. Ama makineleri jeotermal sahasına sokmadık. Sahaya girmediler” dedi.

Uygun da köyün belli noktalarının giriş-çıkışa kapatıldığını, ana yolun Erzincan’a bağlanması nedeniyle bazı köylülerin “Erzincan’a gidiyorum”, “Yedisu’ya gidiyorum” gibi gerekçelerle engellemelere rağmen alana girmeye çalıştığını aktardı.

Alan, sözlerine “Sabah saat 9’dan beri pazarlıktayız. En sonunda makineleri sahanın dışında tuttuk. Pazartesiye kadar süre aldık” diye devam etti. Uygun, pazartesi günü mahkeme kararının sonuçlanmasının beklendiğini, bu süreçte baro aracılığıyla yargı üzerinde baskı oluşturmayı planladıklarını belirtti.

Uygun, avukatların devreye girmesiyle Bingöl Adliyesi’nde nöbetçi hakim ve savcılarla görüşüldüğünü, hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle pazartesiye kadar bir durdurma kararı alındığını söyleyerek “Pazartesi en yoğun direniş göstereceğimiz gün olacak” dedi.

Uygun, Peri Vadisi’nde jeotermal çalışmalarının başlatıldığı süreci hatırlatarak şu anki durumu özetledi:

“Bir yıl önce bize geldiklerinde biz bir mücadele başlattık. O mücadelenin sonunda biz durdurma kararı kazandık. Ama Kurban Madencilik adı altında o toprakları ranta sunan adam gidip tekrar (28 Temmuz’da) bir ÇED Olumlu raporu çıkartıp tekrar aynı yere ama farklı ÇED raporu üzerinden karar çıkarmış.”

Bugün sahaya makinelerle birlikte sondaj kuyusu açmak amacıyla giriş yapıldığını aktaran Uygun, şirket yetkililerinin ellerinde sondaj çalışmasına dair yasal bir belge bulunup bulunmadığı sorulduğunda evrak gösteremediklerini de ekledi:

“Arkadaşlar sormuş elinizde yasal bir evrağınız var mı? Bu sondaj kuyusu vuracağınıza dair bir evrağınız var mı? Evrak da yok. Ama makinelerle alana girmeye çalışmışlar.”

Ruhsat Kurban Madencilik’te, saha Ignis’te

Alan’a göre Varto, Yedisu ve çeşitli ekoloji gruplarından destekçilerin alana ulaşması pazarlık sürecinde köylülerin elini güçlendirdi. Alan, projenin hukuki sürecine ilişkin de bilgi verdi. Platformun açtığı davada Danıştay 3. Dairesi’nden onay çıktığını, ancak dosyanın halen Bingöl İdare Mahkemesi’nde beklediğini söyledi:

“Bingöl İdare Mahkemesi kararı onaylayıp şirkete bildirecek ama Bingöl İdare Mahkemesi öyle yapmıyor. İlla ben sahaya keşif göndereceğim diyor.”

Bingöl İdare Mahkemesi, 21 Temmuz 2026 tarihinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca proje sahasında keşif yapılmasına ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesine karar vermişti.

Şirket yapısına ilişkin ise Alan, ruhsatın Kurban Madencilik’e ait olduğunu, ancak sahada fiilen çalışma yürüten firmanın Varto ve Karlıova’da JES projesi yapmayı planlayan Ignis şirketi olduğunu aktardı: “Burayı Ignis’e satan Kurban Madencilik. Ama esas sahaya gelen firma Ignis. Burada iş yapacak olan firma Ignis’tir.”

Uygun, Kurban Madencilik’in sahibi Mustafa Kurban’ın daha önce Kaynarpınar’da bir termal otel yaptığını da hatırlatarak Kurban’ın tutumunun rant sağlamak üzerine olduğunu belirtti.

Alan, projenin hayata geçmesi halinde köyün iskana tabi tutularak boşaltılacağının ve yok olacağının altını çizerek sözlerini sonlandırdı.

Akbulut: “Kürt karşıtı ırkçılık ayrı bir ırkçılık biçimi olarak tanınmalı”

Avrupa’da Kürtlere yönelik ırkçılığın resmi olarak tanınmadığını söyleyen Anti-Kürt Irkçılığı Bilgi Merkezi (IAKR) Başkanı Civan Akbulut, adı konulmadığında bu durumun görünmez ve cezasız kaldığını belirtti. Akbulut, Kürt sığınmacıların Avrupa ülkeleri tarafından yüksek ret oranlarıyla karşılaştığını ifade ederek “Ankara ile siyasi yakınlaşma arttıkça Kürtlerin maruz kaldığı zulüm geçmişinin tanınması o kadar zorlaşıyor” dedi.

Fotoğraf: The Amargi

Avrupa genelinde “Kürt karşıtı ırkçılık”, en az tanınan ama en yaygın sistematik ayrımcılık biçimlerinden biri olmaya devam ediyor. Avrupa genelinde aşırı sağcı eğilimler ve göçmen düşmanlığı artarken Avrupa’da yaşayan Kürtler hem bu genel yabancı düşmanı ortamla hem de jeopolitik hesapların ve aşırı sağın körüklediği sınır ötesi bir baskıyla karşı karşıya kalıyor.

Nüfusunun bir milyonu aştığı tahmin edilen ve Avrupa’nın en büyük Kürt diasporasına ev sahipliği yapan Almanya gibi ülkelerde bu durum, gündelik yaşamda, kamu kurumlarında ve sokakta somut biçimde kendini gösteriyor. Söz konusu olaylar, aşırı milliyetçi grupların uyguladığı fiziksel şiddetten kurumsal ihmale kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Son yıllarda Essen, Stuttgart ve Köln gibi kentlerde Kürt toplum merkezlerini, kültürel etkinlikleri ve bireyleri hedef alan şiddetli saldırılar, Türk aşırı sağ ağlarının, özellikle “Bozkurtların”, oluşturduğu artan tehdidi gözler önüne serdi.

Bu büyüyen tehlikeye rağmen Kürtlere yönelik saldırılar çoğu zaman yalnızca “yabancı kaynaklı siyasi anlaşmazlık” ya da genel bir “siyasi saikli suç” olarak kayda geçiriliyor, bu da şiddetin Kürt karşıtı özgül niteliğini gizliyor. Ayrıca Almanya’da Kürt siyasi ifade biçimlerinin ısrarla “terör” adı altında değerlendirebiliyor. Bu pratikler diasporada yaşayan Kürtler için çoğu zaman trajik sonuçlara da yol açabiliyor. Basında ve kamuoyunda yer alan verilere göre 2023’ten bu yana Almanya’da onlarca Kürt mülteci intihar etti.

Almanya’nın Berlin kentinde faaliyet gösteren Kürt Karşıtı Irkçılık Bilgi Merkezi’nin (IAKR) Federal Parlamento’da sunduğu “2024 Yılı Kürt Karşıtı Irkçılık Raporu”ndaki verilere göre, yalnızca 2024 yılı içerisinde belgelenmiş 217 Kürt karşıtı ırkçılık vakası kaydedildi. Raporda, siyasi, saldırı ve ayrımcılık vakalarının %37,8’i (82 vaka) aşırı sağcı Türk milliyetçiliği ve “Ülkü Ocakları” (Bozkurtlar) gibi grupların sembol ve söylemleriyle bağdaştırıldığı bildirildi.

Avukat, siyasetçi ve IAKR Başkanı Civan Akbulut, anti-Kürt ırkçılığının Avrupa’da hukukun, siyasetin ve gündelik yaşamın her alanına nüfuz eden yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekti.

IAKR Başkanı Civan Akbulut, Fotoğraf: ANF

“Anti-Kürt ırkçılığı gündelik hayata uzanıyor”

Akbulut’a göre, anti-Kürt ırkçılığı, Kürt kimliğinin temelden reddedilmesiyle başlıyor ve bu da sözlü taciz, tehditler ve fiziksel saldırıların normalleştiği bir zemin oluşturuyor.

TikTok ve X gibi platformların açıktan yapılan düşmanlığın eşiğini düşürdüğünü, platformlarda bunun neredeyse “sıradan bir üslup” haline geldiğini ve bu düşmanlığın rutin biçimde okullara, kamu kurumlarına ve iş yerlerine sıçradığını vurgulayan Akbulut, Kürtlerin başkalarından farklı, kendine özgü bir risk katmanıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Akbulut, bu durumda söz konusu olanın temel haklar meselesi olduğunu savundu:

“Burada söz konusu olan temel haklardır: saldırılara karşı bedensel bütünlük ve ayrımcılıktan korunma hakkı. Avrupa’da kendini açıkça Kürt olarak tanımlayan herkes, bu hakların kendisine güvence altına alınmadığını hesaba katmak zorunda. Irkçılık genel olarak Avrupa’da büyüyen bir sorun ve son yıllarda belirgin biçimde arttı. Kürt karşıtı ırkçılık da bu gidişatın bir parçası ve onunla birlikte yoğunlaşıyor.”

“Yaklaşık 18 bin kişi Bozkurtlarla bağlantılı”

Akbulut, bu düşmanlığın, Ankara’ya yönelik jeopolitik hesaplamalar nedeniyle aşırı milliyetçi grupların faaliyetlerini sıklıkla göz ardı eden Avrupa dış politikası ve göçmen politikası ile daha da iç içe geçtiğini ve bunun sonucunda ulusötesi ırkçılığın Avrupa sınırları içinde cezasız bir şekilde faaliyet göstermesine fiilen izin verildiğini belirtti:

“Almanya ve Avrupa’daki en büyük aşırı sağ hareketlerden biri olan Bozkurtlar, son derece yüksek bir seferberlik kapasitesine sahip ve şiddete meyilliler. Yalnızca Almanya’da yaklaşık 18 bin kişinin bu harekete bağlı olduğu tahmin ediliyor ve Kürtler bu hareket için başlıca düşman konumunda. Buna ek olarak, Ankara’ya yönelik jeopolitik hesaplar nedeniyle bu duruma göz yuman bir Avrupa siyaseti de mevcut. Türk hükümeti tarafından yayılan suçlama ve genel şüphe, sorgulanmadan Avrupa medyasına sızdığında, Kürtlere dair kamuoyu algısını da değiştiriyor. Kürt karşıtı ırkçılık ulusötesi biçimde işliyor, ama sahaya yansıması bir Alman ve Avrupa sorunu. Burada gerçekleşiyor, iç siyaset tarafından göz yumuluyor ve büyük ölçüde cezasız kalıyor.”

Almanya’da Kürt Karşıtı Irkçılık

IAKR Sonderbericht Nr.1 (Ocak 2026) • Öne Çıkan Bulgular

Rapor, Suriye’de yaşanan gelişmelerin Almanya’daki Kürt toplumuna yönelik nefret söylemini, dijital saldırıları ve kamusal alandaki ayrımcılığı görünür biçimde artırdığını; uluslararası gelişmelerin diaspora üzerinde doğrudan etkiler yarattığını vurguluyor.
43
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê saldırılarında hayatını kaybeden kişi
25
Ölen siviller
155.000
Yerinden edilen sivil sayısı
1.500
Al-Shaddadi Cezaevi saldırısından sonra kaçtığı belirtilen IŞİD mensubu
400.000+
Saldırı öncesinde Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yaşayan nüfus
10.000
Kuzeydoğu Suriye’deki cezaevlerinde tutulan IŞİD mensubu
40.000+
IŞİD bağlantılı kişi ve aile bireylerinin tutulduğu kamplardaki nüfus
54
Esad yönetiminin sona erdiği yıllık dönem

Rapordaki Kritik Bulgular

Bombardıman
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre saldırılarda yerleşim alanları ve hastaneler hedef alındı.
Zorunlu Göç
Suriye devlet ajansı SANA dahi çatışmalar nedeniyle en az 155 bin kişinin evlerini terk ettiğini kabul etti.
Kadınlara Yönelik Şiddet
Rapor, kadın savaşçılara yönelik işkence görüntülerinin uluslararası dayanışma kampanyalarını tetiklediğini aktardı.
Güvenlik Riski
Cezaevlerine yönelik saldırılar nedeniyle IŞİD mensuplarının kaçmasının uluslararası güvenlik tehdidi oluşturduğu belirtiliyor.
Diasporaya Etkisi
Rapora göre Suriye’deki askeri gelişmeler Almanya’da Kürtlere yönelik nefret söylemini ve dijital saldırıları artırdı.

Ocak 2026 Zaman Çizelgesi

10 Ocak

Suriye geçiş hükümeti ile Kürt güçleri arasındaki müzakerelerin başarısızlığa uğramasının ardından askeri operasyonlar hız kazandı.

11 Ocak

Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri ele geçirildi, rapora göre 43 kişi öldü, 25’i sivildi.

Sonraki Günler

İşkence, infaz ve kötü muamele görüntülerinin sosyal medyada yayılması uluslararası tepki yarattı.

13 Ocak

DAANES bölgelerine yönelik saldırılar genişledi, Al-Shaddadi cezaevine yönelik saldırı sonrasında yaklaşık 1.500 IŞİD mensubunun kaçtığı bildirildi.
Kaynak: Informationsstelle Antikurdischer Rassismus (IAKR), Sonderbericht Nr.1 – Vorfälle von antikurdischem Rassismus in Deutschland, Ocak 2026.

“Kürtler devlete asla güvenmemeyi öğrendi”

Akbulut, bu ayrımcılığın üstesinden gelinmesindeki temel sorunun resmi tanınmama olduğunu belirtti:

“Kategori yok, farkındalık yok. Kürt toplumu ciddi bir baskı altında ve kendisi de kriminalize ediliyor, oysa Türk aşırı-sağcılar, Kürtlere karşı bir katalizör görevi gören derneklerini ve etkinliklerini büyük ölçüde engellenmeden yürütebiliyorlar. Bu dengesizlik, yetkililerin kendilerine kadar uzanıyor. Kürtler tarihsel olarak devlete asla güvenemeyeceklerini öğrendi ve şikayetlerin sonuçsuz kalması ya da tehditlerin ciddiye alınmaması durumunda bu güvensizlik Avrupa’da da devam ediyor.”

Akbulut’a göre “en güçlü ve dolayısıyla en tehlikeli” unsurlardan biri, Kürt karşıtı ırkçılığın kendini kriminalizasyon olarak ifade etmesi, çünkü bu durum baskı ve şiddet için bir gerekçe sağlıyor. “Kürt aktivizmi genel bir şekilde ‘terör’ ile ilişkilendirildiğinde, her türlü Kürt öz-örgütlenmesinin topyekûn şüphe altına alındığı bir ortam ortaya çıkar. Bir kişi güvenlik riski olarak işaretlendiğinde, ona karşı neredeyse her şey meşrulaştırılabilir,” diye devam etti.

Akbulut, Avrupa’da bu suç sayma uygulamasının derneklere yapılan baskınlarda, bayrak ve sembollerin yasaklanmasında ve sözde güvenlik gerekçesiyle konuşma ve etkinliklerin iptal edilmesinde ya da mekanların son anda geri çekilmesinde kendini gösterdiğini belirtti. Bunun dışsal etkisinin, sürekli olarak güvenlik riski olmadıklarını açıklamak zorunda kalanların, maruz kaldıkları ayrımcılıktan bahsetme fırsatı bile bulamamaları olduğunu vurguladı.

“Suçlu muamelesi, rolleri tersine çeviriyor: Mağdurlar şüpheli konumuna itiliyor. Bu çok büyük bir sorun” dedi.

“İltica değerlendirmeleri tarafsız değil”

Akbulut, Avrupa makamlarının Türkiye’yi rutin biçimde “güvenli menşe ülke” olarak sınıflandırdığını ve Kürtlerin orada gruba dayalı bir baskıya maruz kalmadığını yanlış biçimde varsaydığını, bu yüzden Kürt sığınmacıların olağanüstü yüksek ret oranlarıyla karşılaştığını anlattı. “Diğer başvuru sahiplerine kıyasla Kürtlere çok daha az sıklıkla koruma veriliyor” diyen Akbulut, bunun tesadüf değil yapısal bir durum olduğunu vurguladı:

“Kararlarda, Kürtlerin Türkiye’de Kürt oldukları için herhangi bir baskıya maruz kalmadıkları yönündeki tespit defalarca tekrarlanıyor. Bu tamamen yanlış ve gerçeklerle çelişiyor, ama koruma taleplerinin reddi için bir dayanak oluşturuyor. Bu değerlendirmeler tarafsız değil. Ankara ile siyasi yakınlaşma arttıkça, Türkiye’deki duruma dair resmi değerlendirme de olumlulaşıyor ve Kürtlerin maruz kaldığı zulüm geçmişinin tanınması o kadar zorlaşıyor. Bu yalnızca Türkiye’den gelen Kürtleri ilgilendirmiyor; Suriye, Irak ve İran’dan gelen Kürtler de çok daha büyük zorluklarla karşılaşıyor. Ve bunun ötesinde genel bir eğilim de söz konusu: sağa kayış, kışkırtma ve sınırları kapatmaya yönelik giderek sertleşen politikalar karşısında, Avrupa genelinde mültecilerin koruma alması gitgide zorlaşıyor. Kürtler, tüm bu kısıtlamaların kesiştiği bir noktada duruyor.”

“Kürt karşıtı ırkçılık, cinsiyetçilikle iç içe”

Bu ayrımcılığın etkisi, Akbulut’un “kesişimsel ezilmenin tipik bir örneği” olarak tanımladığı durumu yaşayan Kürt kadınlar için özellikle ağır. Akbulut’a göre, Kürt kimliğine yöneltilen bu düşmanlık, yapısal cinsiyetçilikle kesişerek katmanlı bir değersizleştirme dinamiği yaratıyor:

“Dolayısıyla Kürt karşıtı ırkçılık, cinsiyetçilik, sağlamcılık, queerfobi veya sınıfçılıkla eşzamanlı olarak ve bunlarla etkileşim halinde ortaya çıkabilir. Belirleyici olan nokta, bunların sadece yan yana duran farklı baskı deneyimleri olmaması, birbirlerini etkilemeleri ve pekiştirmeleridir. Kürt kadınlar söz konusu olduğunda bu durum çok somut hale gelir: Kürtlere yönelik ırkçı düşman imgesi, hem ırkçı hem de cinsiyetçi olan bir Kürt kadınları değersizleştirme sürecine dönüşür. Burada çeşitli değersizleştirme mantıkları birbiriyle iç içe geçmektedir ve tam da bu nedenle kesişimsel bakış açısı çalışmalarımız için bu kadar önemlidir.”

Kürt karşıtı ırkçılığın, kurumsal ihmal ve kriminalizasyon gibi diğer grup odaklı düşmanlık biçimleriyle aynı temel mekanizmalara dayandığını belirten Akbulut, dayanışmanın yapısal bir gereklilik olduğunu vurguladı:

“Irkçılık tek başına ortaya çıkmaz. Irkçılıkla mücadele eden herkes, her seferinde diğer grupları da etkileyen aynı mekanizmalarla karşılaşır: değersizleştirme, suç sayma, kurumların görmezden gelmesi.”

Kürtlerin devletin yardım etmediği durumlarda kendi başlarının çaresine bakmayı öğrendikleri için Kürtlerin öz-örgütlenmesinin uzun bir geçmişe sahip olduğuna da dikkat çeken Akbulut, bu durumun pek çok marjinalleştirilmiş grubun aşina olduğu bir örüntü olduğunu söyledi.

“Irkçılıkla mücadele şart”

Bu yapısal engelleri ortadan kaldırmak için Akbulut, üç temel siyasi ve hukuki önlemi sıraladı:

“Birincisi, Kürt karşıtı ırkçılık ayrı bir ırkçılık biçimi olarak tanınmalı. Kendi kategorisi olmadan yetkililer, okullar ve mahkemeler ilgili olayları kayda bile geçiremiyor, adı konmayan şey görünmez ve cezasız kalıyor.

İkincisi, göz yummak yerine tutarlı bir ırkçılıkla mücadele şart. Irkçı aktörlerin denetimsiz biçimde faaliyet göstermesine artık izin verilmemeli; Bozkurtlar da oldukları gibi, yani aşırı sağcı bir hareket olarak ele alınmalı. Bu, daha geniş tablodan ayrı düşünülemez: Kürt karşıtı ırkçılık, ırkçılığın genel olarak normalleştiği ve Avrupa genelinde sağa kayışın ivme kazandığı bir zeminde büyüyor.

Üçüncüsü ve en belirleyicisi, siyasetin kendisi Kürt karşıtı söylemleri benimsemeyi bırakmalı. Suçlama ve genel şüphe, Avrupa’daki idari uygulamalara ve medya diline sızdığında, ırkçılıkla mücadele edilmiyor, tam tersine, ırkçılık idare ediliyor ve sürdürülüyor.”

Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı

“Sistem karşısında gösterdiği direnç onun fiziksel ve zihinsel diriliğinin biricik formülüdür. Zekasını ve yeteneğini bu düzene değil bu düzen karşısındaki direncine borçludur.”

Yönetmenliğini Tony Richardson’un yaptığı Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı (1962) filmi birey ile sistem çatışmasını konu edinirken aynı zamanda başarı ve statü odaklı bireyler üzerine varoluşçu, eleştirel bir bakış sunar.

İşçi sınıfına mensup bir aileden olan Smith politik bir bilinci olmaksızın salt yaşadığı koşulları gözlemleyerek düzen dışı, kendi halinde bir anarşisttir. Parayı sevmez, politikacılarla alay eder, bu sistem içerisinde çalışmayı reddeder. Parayı ödünç aldığında veya çaldığında onu sevdikleriyle sonuna dek çarçur etmekten zevk duyar. Ancak birgün bir soygun nedeniyle yakalanır ve ıslah evine kapatılır.

Islahevleri, düzene uyum göstermeyen çocukların disipline edilinceye dek tutulduğu hapisanelerdir. Rekabetin esas alınıp disiplinli çalışmanın ilke olduğu bu ıslahevi kapitalist sistemin en açık, en totaliter göstergelerini sunar. Smith zeki bir çocuktur, sistemi kolaylıkla çözümler, oyunu kurallarına göre oynamaya karar verir. Bu hapishaneden serbest kalmak istiyorsa kapitalist çarkın iyi bir dişlisi olarak müdüre kendini kanıtlaması gerekmektedir.

Müdür, Smith’in iyi bir koşucu olduğunu keşfetmiş, gelecek müsabakalarda ıslahevini temsil edeceğine karar vermiştir. Müdür, sistemin otorite figürü olarak Smith’in üzerinde ancak onun yeteneğini kullanarak otorite kuracağını hesaplamaktadır. Gerçekten de Smith iyi bir koşucudur, sokaklarda iken polisten kaça kaça bu yeteneğini geliştirmiş ve bu yetenek şimdi hem serbest kalması hem de bu sistemde yükselmesine fırsat sunmaktadır. Onun ulusal düzeyde başarı kazanacağına herkes kesin gözüyle bakmaktadır. Her şeyin farkındadır, dışarda nasıl ki çalışmak patrona üç kuruş için kölelik yapmak anlamına geliyordu, şimdi de ıslahevninde her gün bir yarış atı olarak koşturulması aynı anlama gelecekti.

Smith’in her uzun mesafe koşusu onun düzenden deli gibi soluk soluğa durmadan kaçışını temsil eder, tıpkı polisten kaçmak gibi. Müsabaka günü gelip çattığında düzenin şeflerine bir sürprizi olacaktır. Çünkü o zekasını ve yeteneklerini onu daha da köleleştiren bu sistem için satmayı değil salt zevkleri için kullanmayı tercih etmektedir.

Ona göre sisteme uyum sağlayarak statü merdivenlerini tırmanırken kişilik ve değer olarak ödenecek bedel sistemi reddederek karşısında durarak ödenecek bedelden daha yüksektir. Bir “yarış atı” olarak sistemin ona vereceği ödüller onun kaybını asla karşılayamayacağının bilincindedir. O ancak sistemin karşısında durarak kendini gerçekleştirebilmekte, ilişkilerini böylelikle daha gerçekçi ve samimi kılabilmektedir. Aksi takdirde sahteliğin, başarı simülasyonunun ağına yakalanacak, günbegün sömürü düzeni içinde tükenecek, kişiliği günden güne yitecektir. Sistem karşısında gösterdiği direnç onun fiziksel ve zihinsel diriliğinin biricik formülüdür. Zekasını ve yeteneğini bu düzene değil bu düzen karşısındaki direncine borçludur.

Filmin Künyesi:

Yönetmen: Tony Richardson
Senaryo: Alan Sillitoe
Filmin Adı: Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı
Vizyon Tarihi: 1962
Ülke: İngiltere

AB yeni göç yasası ile Yunanistan’da keyfi uygulamalar arttı

12 Haziran’da tüm Avrupa’da yürürlüğe giren AB Göç ve İltica Konusunda Yeni Pakt anlaşması ile mültecilere yönelik hak ihlalleri artıyor. Yunanistan’da hamile bir kadın eşi ile birlikte keyfi bir şekilde 1 ay tutuklu kalırken bir anne iki çocuğu ile birlikte gerekçesiz bir şekilde gözaltına alınarak haklarında 2 yıl hapis istemi ile dava açıldı.

Fotoğraf: The Press Project

Yunanistan’da mültecilere hukuki ve sosyal yardım yapan Reffuge Support Aegen (RSA) adlı kuruluşun bildirdiğine göre yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte güvenlik güçlerinin keyfi uygulamaları da arttı. Yasanın yürürlüğe girdiği 12 Haziran’dan hemen sonra Göçmen Kabul ve Kimlik Tespiti Merkezi (RIC) sisteminin çökmesi ile mülteciler için iltica başvurusu yapabilmek tam bir işkenceye dönüştü. Yeni yasaya göre başvuru merkezlerinde gözaltında tutulabilen mülteciler keyfi uygulamalarında hedefi haline geliyor. RSA’ya göre, Yeni Pakt’ın uygulanması ile birlikte mültecilerin keyfi olarak tutuklanması, gözaltına alınması ve suçlu muamelesi görmesi, prosedürlerin çökmesi ve sığınma başvurularının kayda alınmasının durdurulması damga vurdu.

Başvuru merkezine gitti gözaltına alındı

Yeni Pakt’ın uygulanmaya başladığı 12 Haziran itibarıyla Yunanistan’a gelenler kayıtsız bir şekilde gözaltında tutulurken; bazıları ise sığınma talebinde bulunurken keyfi olarak tutuklandığını cezai kovuşturmaya uğrayarak gözaltına alındığını belirten RSA, bu durumun, Göç ve İltica Bakanlığı’nın yetkili birimlerinin sığınma başvurularını kaydetmeye yönelik zaten sorunlu olan prosedürleri daha da kötü haline getirdiğini açıkladı. RSA, yaşanan ihlallerden güvenlik nedeniyle isimlerini açıklanmadığı iki başvurucuyu örnek olarak gösterdi. Başvuruculardan ilki Atina’da 6 ve 8 yaşlarındaki iki çocuğu ile iltica başvurusunda bulunan bir anneye ait. Buna göre Temmuz ayında Malasaka Kabul ve Kimlik Tespit Merkezi’ne başvuran anne başka bir Avrupa ülkesinde yaşayan eşinin yanına çocukları ile birlikte gitmek için aile birleşimin olmasını istedi. Ancak başvuru merkezindeki görevliler polisi çağırarak, anne ve iki çocuğunu gözaltına alıp, iki yıl hapis cezası gerektiren bir suç olan “yasa dışı kalış” suçundan yargılanmak üzere savcılığa çıkarıldılar. Aile daha sonra Amygdaleza Geri Gönderme Öncesi Gözaltı Merkezi’nde (PRDC) gözaltına alınmış ve sığınma başvurusunda bulunmuş olmalarına rağmen haklarında sınır dışı kararı çıkarıldı. RSA’nın yaptığı başvurular sonucu karara itiraz edilerek aile son anda sınır dışı edilmekten kurtularak başvuru merkezinde işlemleri yapılmaya başlandı.

Münferit değil

RSA gönüllüsü ve avukat Marianna Tzeferakou yaşanan olayın münferit bir olay olmadığını belirterek şunları söyledi: “Malakasa RIC Yönetimi’nin bir sığınmacı ve çocuklarını kaydetmeyi açıkça reddetmesi ve ardından Malakasa RIC tarafından polis yetkililerinin çağrılarak yasa dışı kalış suçundan tutuklanmalarına, idari geri gönderme kararı çıkarılmasına ve polis yetkileri tarafından — üstelik korkunç koşullar altında — gözaltına alınmalarına yol açması; Yunan hukukunu, AB hukukunu ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden, insanları riske atan ve insan onurunu zedeleyen hukuka aykırı bir muameledir. Bu münferit bir olay değildir. Bu tür uygulamaların yerleşmesi ve Yeni Pakt’ın uygulanması bağlamında tartışmasız insan haklarının çiğnenmesi hukuka aykırıdır ve demokratik bir devlette kabul edilemez.”

Hamile kadın ve eşi bir ay tutuklu kaldı

RSA’nın açıkladığı ikinci olay ise Midilli Adası’nda gerçekleşiyor. İleri derecede hamile olan bir kadın ve eşi Midilli Adasına’na geldikten sonra yetkililer tarafından güvenlik taraması ve sığınma prosedürlerinden geçmek üzere Midilli Kapalı Kontrollü Erişim Merkezi’ne (CCAC) götürüldüler. Yaklaşık bir ay boyunca herhangi bir belgeye ve durumları hakkında bilgiye sahip olmaksızın orada kayıtsız bir şekilde gözaltında kaldılar. RSA’nın girişimleri sonucu keyfi gözaltıya son verilmesi için Midilli İdare Mahkemesi’ne yapılan itiraz ardından çift, bir aylık tutukluluğun ardından serbest bırakılarak sığınmacı kartları verildi.

RSA yaptığı açıklamada şunlara dikkat çekti:

“Burada yukarıdaki iki olaydan yola çıkarak dile getirdiğimiz hususlar, Temmuz 2026 başından bu yana Yunan makamlarının ve AB kurumlarının dikkatine sunulmuş ancak herhangi bir yanıt alınamamıştır. RSA, Yeni Pakt’a ve bunun Yunanistan’daki uygulama yasasına karşı olduğunu, temel insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini belirterek güçlü çekincelerini dile getirmiştir. Başta sığınma hakkına erişim olmak üzere sığınma güvencelerinin korunması, sığınmacıların gözaltında tutulmasına son verilmesi, hukuka ve insan haklarına uyulması çağrısında bulunuyoruz. Yeni Pakt ve Yunanistan’daki uygulama yasası tarafından zedelenen, uluslararası hukuk ve Anayasa ile güvence altına alınan her insanın yaşam, özgürlük ve onur haklarına ayrım gözetilmeksizin saygı gösterilmesini talep ediyoruz.”

Yunanistan’da nasıl uygulanıyor?

Yasaya göre, göre iltica başvurusu yapan kişinin durumunun 12 hafta gibi kısa bir sürede incelenmesi öngörülüyor. Yunanistan’da iltica başvuru randevularının bile bazen 2-3 yılı bulduğu düşünüldüğünde mevcut 12 haftalık uygulamanın iltica edenler için olumsuz sonuçlar doğuracağı STK’ların itiraz ettiği en önemli nokta. STK’ların karşı çıktığı bir diğer nokta ise bu 12 haftalık sürecin gözaltına geçirilecek olması.

İlticaları kabul edilebilir bulunan kişiler için ise 3 ay içinde mülteci statüsü verilmesi öngörülüyor. İltica başvurusu kabul edilmeyenler ise zorla geri gönderilebilecek. Yunanistan’da uygulanacak yasaya göre iltica başvurusu kabul edilebilir kişiler açık kamplarda, kabul oranı düşük olan kişiler ise kapalı kamplarda yani gözaltı merkezlerinde tutulacak.

Bakanlık Kürtçe yazma eserlerin varlığı için: Duymadım, görmedim, bilmiyorum

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) envanterinde yüzlerce Kürtçe nadir eserin gizlendiği iddialarını reddederek kayıtlarında sadece 79 eser olduğunu savundu. Bakanlığın savunmasındaki idari ve hukuki çelişkiler dikkat çekti.

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı internet sitesi

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (TÜYEK) sisteminde bulunan Kürtçe yazma ve nadir eserlerin dijital ortama aktarılmadığı yönündeki iddiaları reddetti. Bakanlık, sistemlerinde 79 adet Kürtçe yazma ve nadir eser dışında, başka Kürtçe kaynağın olmadığını iddia etti.

Ancak bir süre önce, kurumun veri tabanında 300 ile 400 arası Kürtçe nadir eserin olduğu iddia edilmişti. Bu eserlerin tasnif edilmesine rağmen dijital sisteme aktarılmadığı ve bunun engellendiği belirtiliyor.

Söz konusu eserler arasında Mem û Zîn, Leyla û Mecnûn, Siyahpoş Dîwanı, Dîwana Seyyîd Qedrî, Dîwana M. Zeynelabîdîn, Manzume-î Faqiyê Teyran, Eqîda Îmanê ya Manzûm (M. Ali Nasreddin Zoki), Mewlûda Kurmancî (M. Muhammed Beşir Elcezeri), Kitaba Durri’l-Ala, Zübdetü’t-Tecvîd, Kürtçe Hikmetli Sözler / Kürtçe Deyimler, Dumanname (M. İzzet Cixsi), Çîçeka Destê Zaruka gibi eserlerin olduğu iddia ediliyor.

Bakanlığın söz konusu yanıtı çeşitli çelişkiler barındırıyor. İçeriği bile incelenmeyen ve ‘ne olduğu bilinmiyor’ denilen eserler hakkında telif veya mülkiyet engeli bulunduğunun iddia edilmesi, kamu sorumluluğuna dair soru işaretlerine yol açıyor.

Dijital erişime kapatıldığı belirtilen bu eserlerin akıbeti, DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp tarafından Şubat ayında Meclis gündemine taşınmıştı. Gökalp, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un cevaplaması talebiyle verdiği soru önergesinde “Kürtçe Nadir Eserler”in ağırlıkta olduğu belirtilen Şarkiyat Koleksiyonu kaç cilt ve kaç eserden oluşmaktadır? Bu koleksiyondaki kaç eserin dili Kürtçedir? Kataloglama işlemi tamamlanmış olmasına rağmen bu koleksiyondaki 94 cilt ve 130 tanesi Kürtçe, 3 tanesi Farsça, 62 tanesi Arapça olan 195 yazma eser neden kurumsal dijital sisteme dahil edilmemiştir?” diye sormuş Meclis bünyesinde bir de araştırma yapılmasını talep etmişti.

Bakanlık: İçerikte ne var bilmiyoruz

Bakanlık, önergeye verdiği yazılı yanıtta 400’e yakın eserin varlığını reddederken, dijital erişime açılmayan materyaller için ise hukuki ve idari belirsizlikleri gerekçe gösterdi.

Bakanlığın Gökalp’a verdiği yanıtta, TÜYEK’in veri tabanında kataloglanması tamamlanıp tespit edilen 79 adet Kürtçe eser bulunduğu belirtildi.

Açıklamada bu eserlere ilişkin, “son kataloglama tarihi 16.06.2025’te okuyucuların dijital erişimine açılan Arkeoloji koleksiyonunda 1 adet Kürtçe eser ve 12.0.2025 (editörün notu: Bakanlığın söz konusu metninde yazılan tarih aynen korunmuştur) tarihinde okuyucuların dijital erişimine açılan Hacı Bektaş-ı Veli Koleksiyonunda 1 adet Kürtçe eser olmak üzere iki eser 2025 yılı içerisinde kataloglanarak okuyucuların istifadesine sunulmuştur” ifadelerine yer verildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ellerinde “Şarkiyat Koleksiyonu” adıyla bir yazma veya nadir basma eserlerden oluşan bir koleksiyon bulunmadığını söyleyerek Kürtçe yazma ve nadir eserlerle ilgili Diyarbakır çevresinde yaptıkları bir çalışmaya dikkat çekti.

Bakanlık, bir yandan elinde böyle bir koleksiyon bulunduğunu reddederken, diğer yandan 2023 Aralık ayında sahada yapılan çalışmalarla çok sayıda dijital eserin kuruma girdiğini doğrulamış oldu. Açıklamada, 2023 Aralık ayında “Diyarbakır ve çevresinde ‘Yazma Eser Saha Araştırmaları’ (satın alma, bağış vb.) yapmak üzere bir komisyon” görevlendirildiği bilgisi verilerek bu komisyon eliyle sahada yürütülen çalışmalar kapsamında Diyarbakır Şarkiyat Araştırmaları Derneği ile görüşüldüğü ve dernek tarafından eser sayısı, eser bilgileri ve kime ya da kimlere ait olduğu belli olmayan eser görüntülerinin bulunduğu CD ve harici hard disklerin tutanakla tespit edildiği açıklandı.

Ancak Bakanlık ellerindeki eserlerin içeriği ve mahiyeti hakkında bir bilgiye sahip olmadığını iddia etti: “Dijital kopyaları alınan eserlerin aslı TÜYEK’te olmadığı gibi Şarkiyat Araştırmaları Derneği’nde de eserlerin aslının ve kime ait olduğuna dair bilgilerin bulunmadığı bilinmektedir. Dernek tarafından görüntülerin dijitalleri verilirken eserlerin kime ait olduğu, bilgi ve belgeleri Başkanlığa bildirilmemiştir. Derneğin bu eserleri kimden hangi şartlarla aldığı, bu esergörüntülerinin sahipleri tarafından 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat hükümleri çerçevesinde yayılmasına, 3. kişilerle paylaşılmasına izin verilip verilmediği bilinmemektedir. Adı geçen dernekle TÜYEK arasında akdedilmiş bir idari protokol de bulunmamaktadır. Yukarıda belirtilen nedenlerle, malik bilgileri, eserler üzerindeki maddi ve manevi hak sahipliği ve hak devirleri, mahiyeti ve muhteviyatı bilinmeyen dijital görseller portala/sisteme yüklenmemiş, mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde 3. kişilerin erişimine açılması da hukuken mümkün bulunmamaktadır.”

Cevap ve çelişkiler

Söz konusu eserlerin dijital kopyalarının Aralık 2023 tarihinde resmî bir komisyon tarafından CD ve hard disklerle tutanak karşılığında teslim alındığını kurumun resmi cevabında açıkça kabul ediliyor. Resmî olarak teslim alınan koleksiyonun hâlen envantere kaydedilmemiş olması, eserlerin var olduğuna dair bir işaret olarak görülüyor.

Uzmanlardan oluşan bir komisyonun içeriğini bilmediği materyalleri teslim alması ve kurumun yaklaşık üç yıldır bunları incelememiş olması başka bir çelişkili nokta.

Bir yandan materyallerin içeriğinin bilinmediği söylenirken diğer yandan malik ve hak sahipliği bilgilerinin belirsizliği gerekçe gösterilerek eserlerin portala yüklenemeyeceği ileri sürülüyor. Bu durumda içeriği incelenmemiş bir veri hakkında hukuki engel bulunduğu sonucuna nasıl ulaşıldığı sorusu akla geliyor.

Meral Danış Beştaş: Yasa, barışa giden yolda “asgari bir adım”

HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında dün Meclis’e sunulan çerçeve yasayı “ilk defa teslimiyetin dayatılmadığı, müzakerenin etkisinde varılan asgari bir yasa teklifi” olarak tanımladı.

Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” 5 Ağustos’ta açıklandı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, söz konusu yasaya ilişkin Niha+’ya yaptığı değerlendirmede bu düzenlemenin bir af yasası olmadığını vurgulayarak “Bu, neticede bir barış ve demokratik toplum sürecinin, müzakere sürecinin geldiği aşamada siyasi olarak yurt dışında mecburen bulunanlar, sürgündekiler, içerideki tutuklular, siyasi mahpuslar ve gerillanın gelişini düzenleyen bir düzenleme” dedi.

“Pişmanlık, teslimiyet dayatılmıyor”

Düzenlemenin bir kaos ortamı yaratmayacağını savunan Beştaş, “Tam tersine Kürt halkının artık hukuk kapısından içeri girmesi için ilk defa pişmanlığın, teslimiyetin dayatılmadığı, müzakerenin etkisinde varılan asgari bir yasa teklifi” ifadelerini kullandı.

Beştaş, yasanın sadece başlangıç için “küçük bir adım” olduğunu, sürecin bundan sonraki düzenlemelerle şekilleneceğini söyledi. Dil, kimlik, kültür hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme hakkı gibi başlıklarda demokrasiden, hukuktan, adaletten ve özgürlüklerden yana bir tutum sergilediklerini yineledi.

Yasada cezaların üst ve alt sınırlarının belirlendiğini aktaran Beştaş, kapsam dışı tutulan grupları da tekrarladı: 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezaları ile insan öldürme suçları düzenlemenin dışında bırakıldı. Beştaş, bu düzenlemelerin PKK ve KCK ile bağlantılı oluşum ve örgütler için geçerli olduğunu belirtti.

Eksiklikler Adalet Komisyonu’nda söylenecek

Yasanın eksikliklerine ilişkin konuşan Beştaş, 2005 yılı öncesi ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hüküm giyenlerin kapsam dışı bırakılmasının statü talebini karşılamadığını belirtti. Bu düzenleme, Abdullah Öcalan’ı da kapsam dışında bırakıyor.

Beştaş, kanunda yeni yasal düzenlemeler ve idari adımlar için Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında bir kurul oluşturulacağını, bu kurulun sürecin idari boyutunu yürütmekle sorumlu tutulacağını aktardı. “İdari olarak Sayın Öcalan akademisyen, gazeteci, siyasetçi bu konuda kendisiyle görüşmek isteyenlerle görüşebilecek diye yorumluyoruz ve istiyoruz. Yani talep çok net” dedi.

Beştaş, bu sürecin yeni bir yasa çıkana kadar fazla uzatılmaması gerektiği görüşünü ilgili taraflarla paylaştıklarını, yarın toplanacak Adalet Komisyonu’nda da bu eksikliklerin dile getirileceğini belirtti.

“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 7 Ağustos’ta Meclis Adalet Komisyonu’nun önüne inecek ve tartışılmaya başlanacak. Komisyonda kabul edilmesi halinde ise teklif Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

Kimi suçların yasa kapsamı dışında tutulmasına ilişkin Beştaş, bu durumun “Türkiye siyasetinin hâlâ belli ezberlerden ve kalıplardan kurtulamamış olmasının bir yansıması” olduğunu söyledi. Sürecin yalnızca müzakereyle değil, toplumun taleplerine sahip çıkması ve itirazını güçlendirmesiyle ilerleyebileceğini vurguladı.

“Bir kapı aralandı”

Yasanın hukuki riskler barındırdığını kabul eden Beştaş, eleştiri ve eksikliklerin bulunduğunu ancak bunun “asgari bir müşterek” olduğunu belirtti: “İlk adımın atılabilmesi için bir anlamda buna evet diyeceğiz. Çünkü bir adım atılmazsa gelecek adımların önü de kapalı olacak. Bir aralanma hali var. Yani bir kapı aralandı.”

Beştaş, bu kapının sonuna kadar açılmasının toplumun ve halkların elinde olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

2025’te 609 bin 959 çocuk hakkında yasal işlem yapıldı

TUİK Verilerine göre, 2025 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı toplam olay sayısı 609 bin 959 oldu. Bu verilerin 2024 yılına göre yüzde 0,4 azaldığı belirtildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri’ni açıkladı.

TUİK Verilerine göre; 2025 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı toplam olay sayısı 609 bin 959 oldu. Bu verilerin 2024 yılına göre yüzde 0,4 azaldığı belirtildi.

Çocukların 267 bin 794’ü mağdur olarak, 196 bin 308’i suça sürüklenme sebebiyle (kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla), 92 bin 301’i bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 554’ü kayıp (hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunan) olması sebebiyle, 28 bin 251’i kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 751’i ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı güvenlik birimlerine geldi veya getirildi.

%41,6’sı yaralama olayına karıştı

Suça sürüklenme nedeni ile güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların %41,6’sına yaralama, %14,7’sine hırsızlık, %9,7’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, %5,1’ine tehdit suçları isnat edildi.

%43,9’unu mağdur çocuklar oluşturdu

Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 267 bin 794 çocuğun %83,9’unu suç mağduru, %16,1’ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu. Güvenlik birimlerine suç mağduru olarak gelen veya getirilen 224 bin 579 çocuğun %59,2’si yaralama, %10,3’ü cinsel suçlar, %8,5’i aile düzenine karşı suçlar, %5,0’ı tehdit, %17,0’ı ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı mağdur oldu.

“Çerçeve yasa” 12 maddeden oluşacak

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “çerçeve yasa”nın maddeleri açıklandı. Bir hafta içinde yasallaşması öngörülen teklifte Abdullah Öcalan’ın ve 2005 öncesi müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezası alanların kapsam dışında bırakıldığı görüldü.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen “çerçeve yasa” taslağında yer alan maddeler açıklandı. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli kanun teklifinin düzenlemeleri, AKP ve MHP tarafından yapılan ortak basın toplantısıyla duyuruldu.

Meclis’te düzenlenen basın toplantısına AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, AKP Genel Başkanvekili Abdülhamit Gül ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da katıldı. Güler, Meclis Başkanlığına sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli Kanun teklifinin maddelerini açıkladı. Güler, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifinin yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 maddeden oluştuğunu söyleyerek “Gerekli düzenlemeler gerektikçe yapılacak. Yine İmralı’da belli bir disiplin ve işleyişe tabi şekilde akademisyenler ve gazeteciler gibi kişilerle görüşmeler yapılacak” dedi.

Teklifteki maddelere göre, 2005 yılından önce ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar veya ağırlaştırılmış müebbet yükümlülüğü doğuran suçlar yasa kapsamı dışında tutulacak. Bu bağlamda, sürecin muhattabı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çerçeve yasanın kapsamında yer almaması kamuoyunda tepki yarattı.

Kartal: “Mevcut düzenleme yerinde bir karar değil”

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “umut hakkı” söylemlerini anımsatarak “Önder Apo bu süreçte etkili olmazsa, kendisi bizzat doğrudan çağrı yapmazsa bu süreç gelişmez. Hem Özgürlük Hareketi hem de halk açısından devletin Kürt sorununa yaklaşımındaki temel ölçü, devletin Önder Apo’ya yaklaşımıdır. Önder Apo’nun konumu, yaşam koşulları ve çalışma koşulları belirleyici ölçüdür. Eğer bu konuda güven veren bir gelişme yoksa, hâlâ bilinen güvenlik politikaları esas alınıyorsa, bu durum ne Özgürlük Hareketi’nde ne de halkta güven oluşturur” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sürece ilişkin bu sabah Millet Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Sinan Burhan’a yaptığı değerlendirmelerde, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik “umut kakkı”nın tanınması gerektiğini söyledi:

“Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan ‘umut hakkı’na kavuşmalıdır. Türkiye huzur bulmalıdır. Hedefimiz Türkiye’nin ve bölgenin huzura kavuşmasıdır.”

Kartal, sözlerine şu şekilde devam etti:

“İlk aşamada kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek böyle ele alınıyor olabilir. Ancak bunun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak diğer adımlarla mutlaka çözülmesi gerekiyor. Devletin yetkili organlarının ve Meclisi’nin bu konuda çok net olması gerekiyor. Halk ve hareket olarak biz böyle bakıyoruz. Çünkü gerçekten bu konuda bir gelişme olmazsa, Türkiye’ye dönüşler ve yasal-demokratik sürece katılım ciddi sorunlar yaşayabilir. Bu nedenle mevcut düzenlemeyi yerinde bir karar olarak görmüyoruz.”

Meclis Başkanlığı’na sunulan ve içeriği kamuoyu ile paylaşılan “çerçeve yasa” taslağının bir hafta içerisinde yasalaşması bekleniyor. Söz konusu kanun teklifindeki maddeler şu şekilde:

AMAÇ VE KAPSAM

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

TANIMLAR

MADDE 2-(1) Bu Kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu, ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fikrada belirtilen amaç için kullanılabilir. (2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

İnfaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fikranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir. (3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10- (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK örgüt kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2- Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3- Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fikra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4- Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adli işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5- Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adli işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fikrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6- Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fikrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir. Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8- Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9- Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10- Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idari veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

CHP ve HÜDAPAR da imza verdi

Bir hafta içinde yasallaşması beklen teklife, AKP, MHP, DEM Parti, HÜDA-PAR ve CHP imza verdi. Teklif, 7 Ağustos Cuma günü Meclis Adalet Komisyonu’nun önüne inecek ve tartışılmaya başlanacak. Komisyonda kabul edilmesi halinde ise teklif Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

“Bu yasa bir ilk adım”

DEM Parti Meclis grup salonunda yapılan imza toplantısının ardından DEM Parti Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi. İlk sözü alan Bakırhan, “Yasaya dönük eleştirilerimiz vardı. Yasanın eksiklikleri vardı. Bütün bunlara rağmen bu ilk adımı büyüteceğiz, toplumsallaştıracağız. 86 milyona götürmeye çalışacağız. Bunun yanında başta Meclis olmak üzere çatışmanın yeniden üretilmesini engelleyen her demokratik adımız sözü, pratiği ve eylemi de sonuna kadar savunacağız ve destekleyeceğiz” diye konuştu.

Bakırhan’ın ardından söz alan Tülay Hatimoğulları, DEM Parti olarak bu yasanın kök yasa niteliği taşımasını istediklerini belirterek “Kürt sorunu bir terör sorunu değil. Bunu her daim altını çizdik. Kürt sorunu iktisadi bir sorundur. Sosyal, siyasal ve toplumsal bir sorundur. Dolayısıyla bu sorunu, bu meseleyi bu şekilde ele alarak bundan sonraki süreçte yine müzakere ve diyaloğun devam ettiği ve demokratikleşmenin önünü açacak yeni yasaların ortaya çıkması bakımından da biz bu aşamayı önemli görüyoruz” dedi.

*Kaynak: Mezopotamya Ajansı

SDG: “Entegrasyon süreci devam ediyor, tugayların eğitimi gecikmeye neden oluyor”

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin belirlenen aşamalar doğrultusunda devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Habib, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli televizyon kanalı Al-Arabiya’ya yaptığı açıklamada, entegrasyon kapsamında bazı askeri liderlerin atandığını belirterek, sürecin uygulanmasındaki gecikmenin tugayların eğitimi için gereken zamandan kaynaklandığını söyledi. Entegrasyonun tüm aşamalarının tamamlanması için belirlenmiş bir zaman çizelgesi bulunmadığını ifade eden Habib, sürecin belirli aşamalara göre ilerlediğini kaydetti.

Habib, SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın entegrasyon sürecini mümkün olan en kısa sürede tamamlamak konusunda istekli olduğunu belirtti.

Ne olmuştu?

Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki merkezi hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ülkenin kuzeydoğusundaki idari ve askeri yapıların devlete dahil edilmesine yönelik kapsamlı bir entegrasyon süreci başlatıldı.

SDG Lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara

İlk olarak Mart 2025’te imzalanan mutabakatla askeri birliklerin birleştirilmesi, enerji kaynakları ve sınır kapılarının yönetimi gibi konularda bir çerçeve çizilmiş; fakat özerklik ile merkezi otorite anlayışları arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle uygulama sürecinde aksamalar yaşanmıştı.

Yaşanan anlaşmazlıklar ve askeri çatışmaların ardından taraflar Ocak 2026’da yeni ve bağlayıcı bir entegrasyon anlaşmasına varmış, bu kapsamda SDG tugayları Suriye ordusuna dahil edilmeye başlanırken ağır silahlar, petrol sahaları ve kamu binaları aşamalı olarak merkezi hükümetin denetimine geçmişti.

Entegrasyon sürecinin siyasi ve toplumsal boyutunda ise Kürt kimliğinin, dilsel ve kültürel hakların tanınmasına yönelik çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri süreci destekleyen adımlar oldu.

Bununla birlikte, sivil idari kurumların birleştirilmesi, yerel güvenlik güçlerinin (Asayiş) İçişleri Bakanlığı yapısına entegrasyonu ve siyasi temsil oranları konularındaki müzakereler kritik bir eşik oluşturmayı sürdürüyor.

Ağustos 2026’da Şam’daki Halk Sarayı’nda Ahmed el Şara ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında gerçekleşen üst düzey görüşmede, askeri ve sivil entegrasyon anlaşmasının tam olarak hayata geçirilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğü dâhilinde kalıcı istikrarın sağlanması hedefleniyor.

“Çerçeve yasa” yarın Meclis’e sunuluyor

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen “çerçeve yasa” teklifi yarın saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacak. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı verilen yasa 10 maddeden oluşacak.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen “çerçeve yasa” taslağı, uzun süredir devam eden görüşme trafiğinin ardından somutlaşmaya başladı. Düzenlemenin, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı ile yarın (5 Ağustos) saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacağı bildirildi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, gün içinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken görüşmelerin olumlu ilerlediğini belirterek teklifin yarın Meclis Başkanlığı’na verileceğini ifade etmişti.

Ortak basın açıklaması yapılacak

Teklifin Meclis’e sunulmasının ardından saat 11.00’de AKP ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortak bir basın açıklaması yapması planlanıyor. Toplantıda AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala ve grup başkanvekillerinin yanı sıra MHP Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay, Filiz Kılıç ve Feti Yıldız’ın da yer alacağı belirtildi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan bilgilere göre teklifin Cuma günü Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi ve hafta sonuna kadar Genel Kurul’dan geçirilmesi hedefleniyor.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bugün (4 Ağustos) kanun teklifini imzaladı. Gün içinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de taslağa imza attığı bilgisi paylaşıldı. Teklife bu ana kadar Numan Kurtulmuş, AKP milletvekilleri, Devlet Bahçeli ve MHP’li milletvekilleri imza verdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) ise teklifi yarın imzalayacağı öğrenildi.

Meclis’te yoğun görüşme trafiği

AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ile Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, taslak gündemiyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Meclis Grubu’nu ziyaret etti. İkiliyi CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç ve beraberindeki heyet karşıladı.

Dün (3 Ağustos) ise görüşmeler gece saatlerine kadar sürmüştü. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ve Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Özgür Faik Erol, Öztürk Türkdoğan, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal ile yaklaşık 2,5 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. DEM Parti ile görüşmenin ardından AKP heyeti MHP’den Feti Yıldız ile bir araya geldi. Yıldız, görüşme sonrası mutabık olduklarını ve bir pürüz bulunmadığını söyledi. AKP’nin ayrıca HÜDA PAR milletvekilleriyle, Yeni Parti, CHP ve Yeni Yol yöneticileriyle de görüşme yaptığı aktarıldı.

DEM Parti MYK olağanüstü toplandı

Öte yandan DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları başkanlığında bugün saat 15.00’te olağanüstü toplandı. Toplantıda çerçeve yasa tartışmaları, siyasi partilerle yürütülen temaslar ve taslağın somutlaşması başlıklarının ele alındığı, partinin olağan MYK toplantısını ise 12 Ağustos’ta yapmasının beklendiği belirtildi.

AKP cephesinde de toplantı trafiği öne çıkıyor. AKP Meclis Grubu’nun yarın kapalı bir grup toplantısı düzenleyeceği, toplantıda Grup Başkanı Abdullah Güler ve Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın teklife ilişkin bilgilendirme yapacağı öğrenildi.

Yasanın 10 maddeden oluşması bekleniyor

Mezopotamya Ajansı’nın edindiği kulis bilgilerine göreyse DEM Parti ile AKP heyetleri çerçeve yasaya ilişkin bir görüşme daha gerçekleştirdi. Görüşmede, yasa taslağının 10 maddeden oluştuğu, bazı başlıklarda uzlaşı sağlandığı, bazılarının ise netleştirilmeye çalışıldığı kaydedildi.

Aktarılan ayrıntılara göre, DEM Parti heyeti metinden “terör” söyleminin çıkarılmasını isterken AKP heyeti bu ifadenin ilk ve ikinci maddede yer alacağını, sonraki maddelerde ise yalnızca “örgüt” ibaresinin kullanılacağını belirtti. Görüşmede DEM Parti tarafının, “amaç ve kapsam” maddesinde “silahların teslimi” yerine “imha ya da bırakma” ifadesinin kullanılmasını önerdiği, AKP heyetinin ise bu öneriyi yeniden değerlendirmek üzere not aldığı ifade edildi.

Bir başka başlıkta ise istisna tutulan fiillerin, “kasten öldürme” ile “2005’ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet” cezaları olarak düzenleneceği belirtildi.

Kurullar ve kadın temsiliyeti gündemde

Görüşmelerde kurumsal yapıya ilişkin başlıklar da ele alındı. AKP heyetinin, adı yasada geçmese de Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun yasayla birlikte oluşturulacağını, ayrıca en az üç alt kurul daha düşünüldüğünü aktardığı öğrenildi. Bu kapsamda geçmişe dönük talepler ile hukuki meseleleri inceleyecek bir kurulun ve sürece dahil olacakların sosyo-ekonomik koşullarını ele alacak ayrı bir kurulun oluşturulmasının planlandığı belirtildi.

DEM Parti heyetinin ise kurulların oluşturacağı alt komisyonlara ilişkin metne “bu komisyonlarda kadın temsiliyeti gözetilir” ifadesinin eklenmesini istediği, AK Parti heyetinin bu talebi not aldığı kaydedildi. Ayrıca DEM Parti’nin, bu düzenlemenin bir giriş/kök yasa olduğunu ve devam edecek demokratikleşme adımlarının başlangıcını oluşturduğunu vurgulayan bir girizgâhın eklenmesini önerdiği, AK Parti tarafının ise böyle bir değerlendirmenin yasa metni yerine gerekçeye yazılabileceğini belirttiği ifade edildi.

Öcalan: “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar”

Abdullah Öcalan’ın görüşleri de geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından çerçeve yasaya ilişkin trafik hızlanmıştı. Heyetin aktardığı mesajda Öcalan, çıkarılacak yasanın sürecin önünü açacak anahtar nitelikte ve önemli bir başlangıç olduğunu, bin kilometrelik yolun bir adımla başladığını belirterek toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkışın yaşanacağını vurgulamıştı.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.