İstanbul ve Diyarbakır’da “Özgürlük Mitingleri” düzenlendi

28 Haziran’da İstanbul ve Diyarbakır’da düzenlenen “Özgürlük Mitingleri”ne Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle on binlerce kişi katıldı. Diyarbakır’daki mitingde konser veren Serhado, havaalanından gözaltına alındığında neler yaşandığını anlattı ve “Biz barış için geldik, biz huzur için geldik” dedi.

Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: MA

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Kadın Özgürlük Hareketi (TJA) öncülüğünde “Özgür Önderlikle Özgür Topluma” sloganıyla 27 Haziran’da Van ve Mersin’de, 28 Haziran’da ise İstanbul ve Diyarbakır’da eş zamanlı mitingler gerçekleştirildi.

Mitinglerin ana gündemi, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, toplumla buluşma koşullarının yaratılması ve Kürt sorununun demokratik çözümüydü. Konuşmacılar, yasal düzenlemelerin yapılması, demokratik siyasete katılımın önünün açılması ve barış sürecinin hukuki güvence altına alınması yönünde çağrılarda bulundu. Alanda katılımcılar Öcalan’ın posterlerini açarken sık sık “Bijî Serok Apo” (Yaşasın Önder Apo) ve “Bê Serok Jiyan Nabe” (Öndersiz Yaşam Olmaz) sloganları da attı.

İstanbul: “Barışın yolu İmralı’dan geçiyor”

Marmara Bölgesi’ndeki pek çok şehirden (Balıkesir, Bursa, Yalova, Kocaeli, Tekirdağ ve Edirne) yoğun katılımın olduğu İstanbul mitingi Bağcılar Meydanı’nda yapıldı. Miting, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşu sırasında “Çerxa Şoreşê” marşı okundu ve “Şehîd namirin” (Şehitler ölümsüzdür) sloganları atıldı. Mitingde ayrıca Öcalan’ın sanatçı Kadir İnanır için kaleme aldığı başsağlığı mesajı paylaşıldı.

Saygı duruşunun ardından söz alan DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar, inkâr ve asimilasyon politikalarına rağmen barış, eşitlik ve özgürlük ısrarlarını sürdüreceklerini belirtti. Çınar, “Bugün açılan barış ve demokrasi yolunun mimarı Sayın Öcalan’dır, kendisinin statüsü bir an önce netleşmelidir” dedi.

Öcalan’ın 27 yıldır cezaevinde halkların barışı için mücadele ettiğini vurgulayan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, kalıcı bir barış için öncelikle Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Doğan, “Kürt halkı da Türkiye halkları da kalıcı bir barışa hazır. Savaş yıllarının yerini artık barış almalı. Kürt sorununu ve dışlanan tüm kimlikleri cesaretle konuşma vaktidir, bu fırsatı kaçırmayalım” çağrısında bulundu.

Çözüm için net ve cesur bir “çerçeve yasa” yapılması gerektiğini savunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Umut hakkı tanınmadan toplumsal barış inşa edilemez. Hazırlanacak yasa; dağdan, cezaevinden ve sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu ayrımcılığa yer bırakmadan, güvenli bir şekilde açmalıdır” diye konuştu.

İstanbul Bağcılar Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi

Konuşmaların ardından sanatçı Tara Mamedova’nın ve Agirê Jiyan grubunun sahne almasıyla son buldu. Agirê Jiyan konser sırasında barışı temsilen güvercinler uçurdu.

Diyarbakır: “Baskılar özgürlük yürüyüşünü durduramaz”

Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki mitinge ise çevre illerden gelen on binlerce kişi katıldı. Mitingde öne çıkan konuşmalar şunlardı:

Alandaki kitlenin ortak bir demokratik yaşam iradesini temsil ettiğini söyleyen DEM Parti Diyarbakır İl Eş Başkanı Abbas Şahin, “Hiçbir baskı bu halkın özgürlük yürüyüşünü engelleyemez” mesajı verdi.

DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye halklarının ortak geleceğini ve demokratik birliğini hedeflediğini belirtti. Hükümet kanadından gelen “yasal çerçeve Meclis’e gelsin” açıklamalarına değinen Uçar, “Amed’den soruyoruz; bu yasayı Meclis’e kim getirecek? Barış masasında oturan muhatap kim?” sorusunu yöneltti.

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne rağmen İmralı’daki tecridin sürdüğünü ifade eden İmralı Sekreteryası‘ndan Veysi Aktaş, “Sayın Öcalan barışın, demokrasinin iradesidir ve baş müzakerecidir. Devlet bu iradeye saygılı yaklaşmalıdır. Talebimiz; eşit müzakere koşulları, özgür çalışma ortamı ve onurlu bir özgürlüktür” dedi ve ekledi: “Kimse iradeyi kırma operasyonuna dönüştürmemelidir. Bazıları ‘barış’ kelimesiyle diz çöktürmek istiyorsa, halkın diz çökmeyeceğini bilmelidir.”

Konuşmalardan sonra Kadir Çat’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde on binlerce kişi halay çekti. Ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ındaha öncelerde yaptığı özgürlük, barış, demokrasi başlıklı yaptığı değerlendirmelerin yer aldığı bir sinevizyon gösterimi yapıldı.

Serhado: “Neden Önder Apo’dan bu kadar korkuyorlar?”

Diyarbakır’daki Özgürlük Mitingi’nde uzun yıllardır İsveç’te olan Kürt rap sanatçısı Serhado’nun konser verdi. Konser için sahneye çıkan Serhado, önce “Ez Kurdistan im” adlı şarkısını söyleyerek giriş yaptı. Şarkının ardından Diyarbakır’ı ne kadar özlediğini ifade eden Serhado, seyircilere “Cuma günü, 11 yıl aradan sonra arabayla geldim ve yeniden ülkemin topraklarına ayak bastım. Ne kadar da güzel bir histi” dedi.

Seyircilere havaalanı çıkışından gözaltına alındığını hatırlatan Serhado, o gün neler yaşandığını anlattı:

“Havalimanından çıktım, bana hiçbir şey söylemediler. Gittik, yemeğimizi yedik, güzelce çayımızı içtik ve dışarı çıkıp arabaya bindik. Bir baktım önümüze bir araba durdu ve polisler ‘gel gel gel’ yaptı. Ne bir kimlik gösterdiler, ne bir kağıt, ne belge, ne de başka bir şey… Dediler ki ‘gel şu arabaya bin’. Sonra ‘yok yok, şu arabaya bin’ dediler. Ardından ‘başka bir arabaya geçelim’ dediler. Yani beni yirmi defa arabadan arabaya aktardılar. Beni götürdüklerinde onlara sordum: ‘Ben neden gözaltına alındım?’ Biz buraya ‘Özgürlük Mitingi’ne geldik, biz barış istiyoruz!

Polislerden biri bana sordu, dedi ki: ‘Abi, İsveç mi daha güzel yoksa Amed mi?’ Ben de ‘Beni gözaltına alana kadar vallahi Amed daha güzel’ dedim. Sonra onlara sordum, dedim ki: ‘Beni neden havalimanında gözaltına almadınız?’ Bu sefer aralarından biri dedi ki: ‘Senin evraklarını hazırlamak biraz zaman alıyordu.’ Meğer yeni bir dava açmışlar, kaç yıl öncesinden… 16 yıl önce ‘Roja Îne’ (Cuma Günü) davasını açmışlar. Ben de onlara sordum, dedim ki: ‘Ben iki yıldır bu ülkedeydim, neden şimdiye kadar beni gözaltına almadınız?’ O da bunun sebebini bilmiyordu. Yahu dostlar, siz 16 gün önce ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Beni gözaltına alan o polis, 16 yıl önce bana bu dava açıldığında kendisi henüz 16 yaşındaydı!

Ben bu Amed’den ne zaman kurtulacağım? Sonra o polisin ‘püf-püf’ edip oflaması başladı… Allah aşkına, sanki ben kendi isteğimle, keyfimden gelip buraya oturmuşum gibi davranıyorlar. Ben gözaltına alındım ama onlar oflayıp pufluyordu.

İşte böyle dostlar, biz barış için geldik, biz huzur için geldik. Hadi ayağa kalkın, Önderliğimizin sesini daha da gürleştirelim! Neden Önder Apo’dan bu kadar çok korkuyorlar? Neden?”

Serhado’nun konseri ardından “Özgürlük Mitingi” son buldu.

Kaynak: MA, Yeni Yaşam Gazetesi

Doğan: Erdoğan’ın açıklaması sonrası somut adım bekliyoruz

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, silahların bırakılması ile ilgili süreç için henüz siyasi partiler arasında uzlaşıya varılmış bir taslak olmadığını kaydederek, Cumhurbaşkanı’nın sürecin temposunun artacağı yönündeki açıklaması için “Biz bu açıklamayı önemsiyoruz. Bir taahhüt olarak görüyoruz aynı zamanda. Bunun devamında somut adımların gelmesi gerekir” dedi.

Ayşegül Doğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12 Haziran tarihinde, Selimiye Camii Şerifi’nin yeniden ibadete açılması ile ilgili gerçekleştirilen törende yaptığı konuşmada, silahların bırakılması ile ilgili süreç için, “Bu hedefe giden yolda şimdiye kadar çok önemli mesafe kat ettik, inşallah, tempomuzu biraz daha artıracağız” dedi.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan Niha+’ya yaptığı değerlendirmede, Erdoğan’ın yaptığı açıklamayı önemsediklerini belirterek bunu bir taahhüt olarak gördüklerini kaydetti:

“İktidar cenahından yapılan açıklamaların yanı sıra ülkenin cumhurbaşkanının işt daha dün yaptığı bir açıklama var. Sürecin temposunun hızlanacağını ifade ettiği açıklama. Dolayısıyla biz bu açıklamayı önemsiyoruz. Bir taahhüt olarak görüyoruz aynı zamanda. Bunun devamında somut adımların gelmesi gerekir. İhtiyaç duyulan somut adımlar ne? Hızlıca bir yasal çerçevenin takvimini oluşturmak, Meclis çalışmalarını ara vermeden bunu konsensüsle Genel Kurula getirmek ve bu yasal çerçeveyi artık oluşturmak.”

“Geçiş hukuku yasası gerekiyor”

Basına ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, PKK’liler ile ilgili olarak bir çerçeve yasa hazırlanıyor ve bu yasa 9 maddeden oluşuyor.

“Henüz bir taslak yok. Siyasi partiler arasında uzlaşıya varılmış bir taslak yok” diyen Doğan, kendilerinin çalışmalarının olduğunu belirtti:

“Bizim çalışmalarımız var zaten. Hep Türkiye’de demokratik siyaset alanının genişlemesine dönük çalışmalar yapan bir siyasi partiyiz. Bizim programımız var. Komisyonla sunduğumuz rapor var. Sonra komisyondan çıkan bir ortak rapor var. Bu raporun bir konsensüsle çıktığı birtakım eleştirilere, itirazlara, hatta şerhlere rağmen de kamuoyunca biliniyor. Yani yapılması gerekenler çok aşikar. Öyle gizli saklı bilinmeyen bir şey yok. Bizim yaklaşımımızı da yinelemek gerekirse DEM Parti olarak biz teknik bir hukuk yaklaşımıyla değil, sıradan bir yasal düzenleme çalışması olarak değil, çatışmalı bir dönemden kalıcı olarak çatışmaları sonlandırabilecek niteliğe sahip bir geçiş hukuku yasasının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da kategorik bir bakış açısı içermeyecek, kategorik bir yaklaşım içermeyecek, kapsayıcı olacak ve bütüncül bir hukuk yaklaşımıyla bir başlangıç adımı gibi düşünelim. Bu önemli bir başlangıç adımı. Sürecin aynasını oluşturacak ve bundan sonra da bir takım yeni düzenlemelerle infaz kanununu düzenlemeye ihtiyaç var. Anayasal bir takım gereklilikleri olan bir süreçten bahsediyoruz.”

“Beklenti silahların tümden devre dışı kalması”

Silahların bırakılması süreci ile ilgili olarak da konuşan DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan “beklentimiz silahların tümden devre dışı kalabileceği bir yol haritasının ve kalıcı bir biçimde devre dışı kalabileceği bir yol haritasının ve bir takvimin hızla oluşturulması” dedi. Doğan

Abdullah Öcalan’ın yasal çerçeveye ve sürecin hızlanmasına ilişkin son görüşmede İmralı heyeti ile bir takım öneriler paylaştığını ifade ederek şöyle devam etti: “Kamuoyuna açık dolayısıyla yapılması gerekenler aşikar. Aşina olmadığımız ancak deneyimli olduğumuz bir zaman diliminden geçiyoruz. Burada önemli olan bu negatif süreci pozitif bir sürece dönüştürmek ve bundan sonra yasal çerçevelerle birlikte başlayan yeni bir dönemi konuşmak.”

Doğan İmralı Heyeti dışında Abdullah Öcalan ile görüşmek isteyen isimlerle ilgili bir gelişme olup olmadığı sorusuna henüz bir gelişme olmadığını söyledi: “Olması gerekir. Geç kalmış bir çalışma bu. Bizzat Öcalan’ın da kamuoyuna ulaştırmak istediği, doğrudan temas kurmak istediği yönünde mesajları da paylaştık. Yani kendi ifadesi de topluma doğrudan ulaşabilmek. Ve olması gereken de bu. Sürecin doğal ihtiyacıdır. Ana muhatap, baş aktör, çok kritik bir konuda müzakereci pozisyonunda iletişim koşullarının, çalışma koşullarının da bu sürecin hızlanacak temposuna uygun olması gerekir.”

Sırrı Sakık: Cumhurbaşkanına “Meclis tatile girmesin” dedim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın zamanda görüşen DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, görüşmede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için “Meclis tatile girmesin” dediğini aktardı.

Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 Haziran’da görüştü, Foto: Sırrı Sakık

Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana Kürt sorunu ve çatışma süreçlerinin sona ermesine dair yürütülen süreçlerde yer almış bir isim. Dönemin cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, başbakanı Necmettin Erbakan’ın dönemlerinde hem PKK’nin ilan ettiği ateşkeslerin gerçekleşmesi hem de müzakere süreçlerin gelişmesi için taraflarla görüştü, müzakere heyetlerinde yer aldı.

2013 ile 2015 tarihleri arasında yürüyen ve adına “Çözüm Süreci” denen dönem ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu sırasında DEM Parti milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” ilkesinin uygulanması gerektiğini söylemesi ile başlayan süreçte resmi bir rol üstlenmemesine rağmen, siyasetteki tecrübesi ile önemli görüşmeler gerçekleştirmeye devam etti.

Sakık son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bulunan Külliye’de bir görüşme gerçekleştirerek bu rol ve misyonunu devam ettirdiğini göstermiş oldu.

4 Haziran 2026 tarihinde kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ve paylaştığı fotoğraf ile görüşmeyi duyuran Sırrı Sakık, açıklamasında “Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmemizde halkımızın barışa, demokrasiye ve adalete dair beklentilerini, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin somut adımlarla ilerlemesine yönelik talep ve umutlarını kendisine ilettim. Bu tarihsel sürecin günlük siyasetin çok üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kanın, gözyaşının ve çatışmanın Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkmasının toplumun ortak arzusu olduğunu ifade ettim.” dedi.

Sakık bu görüşmeyle ilgili daha önce kimi medya organlarına demeçler vererek görüşmenin içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konuyla ilgili Niha+’a konuşan Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Erdoğan’dan Meclis’in tatile girmemesini istedi:

“Görüşmede, ‘Siz erteleyip ötelerseniz bu süreç geçmişte olduğu gibi yine böyle riskler var. Onun için ertelemeye, ötelemeye gerek yok. Bu da benim talebimdir: Meclis bu yaz tatile girmesin. Mevcut yasaları çıkaralım, sorunları tartışalım, konuşalım. Sayın Öcalan’a heyetler gidecekse bu ambargoyu kaldırın, gitsinler, gelsinler. Barış böyle inşa olur’ dedim.”

“Ahlaki vicdani bir duruşum var”

“Bu halkın evladıyım. Bu halkın dil, kültür, kimlik var olabilme mücadelesinin bir parçasıyım. O gündür bugündür Kürt sorunu yerli yerinde durduğu için siyasi aktörler değişiyor, ama Kürt halkının talepleri değişmiyor. Var olmak istiyor. Anayasa’da olmak istiyor” diyen Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana gelişen müzakere süreçlerinde yer aldığını belirtti:

“Ben 1993 sürecinden başlayarak bugüne kadar bütün müzakere süreçlerinde yer aldım. Bugün tabii ki müzakerelerde yokum ama bir ahlaki vicdani duruşum var. Yani bilgimi, birikimimi, 40 yıldır yaşadıklarımı yetkililerle bu sorunu çözecek, çözebilecek gücü olan siyasi aktörlerle, görüşmeyi doğru bulurum. Siyaset dünyasının da görevi de budur. Benim de görevim buydu.”

Erdoğan ile görüşmesinin de bu kapsamda olduğunu söyleyen Kürt siyasetçi, “Sayın Cumhurbaşkanı başbakanken ben oğlumu kaybetmiştim. Beni aradığında yurt dışındaydı. Kendisine şunu söylemiştim: Siz bu ülkenin azizi olun. Ben acılardan süzülerek geliyorum. Kardeşimi, kız kardeşimi, babamı, ailemi, eşim mi… Ama hiçbir acının evlat acısı kadar acı olmadığını söyledim. Bu topraklarda Kürt, Türk halkının evlatları her gün bu topraklara düşüyor. Onun için aziz olun. Bu ülkenin barışını sağlayın. O gün de söylemiştim. Bugün de söylüyorum” dedi.

“Aklın yolu bidir”

Sakık kendisini fesh eden PKK’nin attığı adımlara rağmen siyaset dünyası ve parlamentonun adım atmadığını kaydederek şöyle devam etti:

“Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Neredeyse iki yıldır devam eden bir süreç var. PKK olumlu adımlar attı. Bunun karşılığında siyaset dünyası, parlamento, bu işin muhatabı olanlar hala adım atmadılar. Benim görüşmem bu temeldeydi. Ben kendisine de söyledim: Yani Kürtler diyor ‘Av di golê de bimîne, genî dibe’. Önce Kürtçe söyledim, sonra Türkçeye de çevirerek söyledim kendisine.

“Olabilecekleri net olarak kendisiyle paylaştım, Geçmişten bugüne kadar yaşanan olumsuzluklar, tıkanan süreci hep birlikte değerlendirdik.

“Sevgili Selahattin Demirtaş’ın da bir an önce özgür olması, bu sürece katılması gerektiğini söyledim. Geçmişte sizin hayata geçirdiğiniz AİHM kararları vardı. Leyla Zana, Hâtip Dicle, Selim Sadak, Orhan Doğan’ın benim de içinde bulunduğum DEP davasında AİHM kararlarını siz hayata geçirmiştiniz dedim. Şimdi de bizim sizden isteğim, hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hem de Türkiye’nin en üst organı olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hayata geçirin dedim. O dönemde de yargı mahkum etmişti. Ama AYM’in verdiği kararları bizzat siz hayata geçirdiniz. Bunları konuştuk. Yani onlar notlar aldılar. “İlgileneceğiz, konuşacağız” dediler.

Eminim bu görüşmeler bir ete kemiğe bürünür. Aklı yolun birdir. Eğer gerçekten bu topraklarda barış sağlanacaksa birbirimizle oturup konuşabilmeliyiz. Geçmişten bugüne kadar gelen o tecrübeler, birikimler hepsi değerlendirilmelidir. Beni de dinledi. Uzun uzun konuştuk. Sonra özel sohbetlerimiz de oldu.

Endişelerimiz var. Ben bunu da seslendirdim. Halkın güveninin kırılmaması gerekir. Toplumda çok büyük bir halk desteği var. Bütün Kürtler bu konuda umutlu. Onun için bunu heba etmemeliyiz. Bunu küçük siyasete kurban etmemeliyiz.

Biz büyük bir barıştan, büyük bir mücadeleden, 100 yıllık bir mücadeleden bahsediyoruz. Yani size de tarih böyle bir misyonu getirdi, kapınızın önüne koydu. 100 yıllık bir sorununu çözebilecek bir gücünüz var. Bu gücü heba etmeyin. Bunu da söyledim. Diliyorum heba edilmez.”

DEM Parti: “Otistikler merhamet değil adalet istiyor”

2 Nisan Otizm Günü’ne ilişkin açıklama yapan DEM Parti, bu günün farklı olanı toplumdan dışlayan ve görünmez kılan anlayışa karşı bir itiraz günü olduğunu belirtti.

Bugün 2 Nisan, Dünya Otizm Farkındalık Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2007 yılında dünya genelinde otizm spektrum bozukluğuna sahip kişilerle ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla 2 Nisan’ı Dünya Otizm Farkındalık Günü ilan etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Engelliler Komisyonu, Otizmlilerin yaşadıklarına sorunlara ve taleplerine ilişkin yazılı ve videolu bir açıklama yayınladı.

Videolu açıklama için yukarıdaki videoya veya buraya tıklayınız.

DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi’nin yazılı açıklaması şöyle:

Eğitimden sağlığa, kent yaşamından sosyal politikalara kadar pek çok alanda otistikler ve tüm engelliler erişilemez, parçalı ve dışlayıcı bir sistemin içinde var olmaya zorlanmaktadır. Eğitim hakkı kâğıt üzerinde kalmakta; kapsayıcılık söylemde var olurken, pratikte ayrıştırma sürmektedir. Yetersiz öğretmen istihdamı, kalabalık sınıflar, bireysel farklılıkları gözetmeyen müfredatlar ve piyasa odaklı hizmet anlayışı var olan eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

Otizmi bir “bozukluk” olarak tanımlayan anlayışın kendisi ayrımcılığın en görünür biçimlerinden birisidir. Çünkü bu dil; farklılığı değil, norm dışı olanı sorun olarak gören, insanı tek tipe indirgeyen bir bakış açısını her gün yeniden üretir. Oysa otizm bir eksiklik değil insanlığın nöro-çeşitliliğinin doğal bir parçasıdır. Sorun, otistikler ve otistik tavır değildir; onları dışlayan, bastıran ve dönüştürmeye çalışan toplumsal, siyasal ve kurumsal yapılardır.

İhtiyaç duyulan yaklaşım; otistiklerin özerkliğini, özgünlüğünü ve toplumsal katılımını esas alan kamusal politikaların hayata geçirilmesidir. Bu kapsamda eğitim sisteminden kent planlamasına kadar her alanda evrensel tasarım ilkeleri benimsenmeli; fiziksel, dijital, duyusal ve iletişimsel erişilebilirlik bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Otistikler adına konuşma, karar alma ve politika üretme hakkı doğrudan otistiklerin ve ailelerinindir. Bu irade yok sayıldığında ortaya çıkan her politika eksik, yanlı, yanlış ve ayrımcı olmaya mahkûmdur. Gerçek dönüşüm, öznelerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik süreçlerle mümkün olacaktır.

Bizler için, 2 Nisan Otizm Günü farklı olanı toplumdan uzaklaştıran, görünmez kılan anlayışa karşı bir itiraz günüdür. Ayrı kurumlar yerine birlikte yaşamı, dışlama yerine kapsayıcılığı, merhamet yerine adaleti savunuyoruz.

Unutulmamalıdır ki erişilebilir olmayan kentler, krizler, yoksulluk ve şiddet ortamları en çok otistikleri ve engellileri etkilemektedir. Bu nedenle afet ve kriz politikaları dahil tüm politikalar nöro-çeşitliliği gözeten bir perspektifle yeniden inşa edilmelidir.

Toplumsal dönüşüm yalnızca fiziksel düzenlemelerle değil, zihniyet değişimiyle mümkündür. Önyargıların, kalıpların ve tek tipçi normların yerine kabulü, anlamayı ve çoğulluğu koymak zorundayız. Her bireyin kendini ifade etme hakkı vardır ve iletişim yalnızca sözle sınırlı değildir. Otistikler için alternatif ve destekleyici iletişim yöntemleri eşit yurttaşlıklarının temel unsurlarındandır.

Bugün çağrımız açıktır: Yardım değil hak, merhamet değil adalet, uyum değil kabul istiyoruz. Farklılıklarımız bir tehdit değil insanlığın zenginliğidir. Otistiklerin özgürleşmesi demokratik, eşitlikçi ve barışçıl bir toplum mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Hatice Betül Çelebi
Engelliler Komisyonu Eşsözcüsü
2 Nisan 2026

DEM Parti: 8 Mart tatil ilan edilsin

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Foto: Ferid Demirel
Foto: Ferid Demirel

DEM Parti, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil ilan edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

Teklif, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.

“Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi”

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Gerekçede, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan edilmesinin emek mücadelesinin tarihsel öneminin tanınması anlamına geldiği belirtilerek, 8 Mart’ın da benzer şekilde kadınların mücadelesinin kamusal ve kurucu bir değer olarak tanınmasını sağlayacağı ifade edildi.

“Kadınların bir araya gelmesini güvence altına alacak”

Teklif metninde, 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesinin kadınların o gün ücretli ya da ücretsiz emek baskısı altında kalmadan bir araya gelmesini, forumlar, yürüyüşler ve dayanışma etkinlikleri düzenlemesini mümkün kılacağı kaydedildi.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.