TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘Çerçeve Yasası’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayına sunulurken, BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, barış yolunda atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. DEM Parti ise Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından ilk MYK toplantısını yapıyor.
Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak binilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunuldu. 467 oyla kabul edilen düzenlemede 87 ret, 7 çekimser oy kullanılmıştı.
Uygulama ne zaman başlayacak?
Meclis’ten geçen düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın onay süreci bulunuyor. Kanun, Erdoğan tarafından onaylanmasının ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle, Çerçeve Yasa’da öngörülen mekanizmaların işletilmesine ilişkin süreç başlayacak.
Ancak sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin henüz bir netlik bulunmuyor. Yasanın uygulanabilmesi için, güvenlik kurumlarının tespitleri ile Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması sonrasında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerine ilişkin uygulanacak hükümler yer alıyor. Yasanın resmi gazetede yayınlanmasından önce MGK’nın kararı beklenebileceği belirtiliyor.
BM: Barış yolundaki adımları destekliyoruz
Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından dün dünyanın önden gelen basın kuruluşları yasaya ilişkin haberler yaparak sürecin geldiği aşamaya dikkat çekmişti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen günlük basın toplantısında, Türkiye’de kabul edilen düzenlemeye ilişkin soruyu yanıtladı.
Sürecin incelendiklerini belirten Haq, “Türkiye hükümetinin, PKK dahil olmak üzere Kürt gruplarla barış yolunda ilerlemeye yönelik attığı tüm adımları destekliyoruz.”
DEM Parti MYK yasa sonrası ilk kez toplandı
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Meclis’te kabul edilen Çerçeve Yasa’yı görüşmek üzere Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.
Toplantının ana gündemini, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ve yasanın uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeler oluştuyor. MYK toplantısında, Eylül ayında gerçekleştirilmesi beklenen kongre sürecinin de ele alınması bekleniyor. MYK toplantısında yapılacak değerlendirmelerin ardından DEM Parti’nin Çerçeve Yasa’nın uygulanma sürecine ilişkin tutum ve çalışmalarının netleşmesi bekleniyor.
31 Mart 2024 yerel seçiminden bu yana DEM Parti’nin 10 belediyesine kayyım atandı. Üç belediye başkanı AKP’ye geçti, bir başkan bağımsız kaldı. İki belediye başkanı DEM Parti’den ihraç edildi, bir başkan ise kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildikten sonra istifa etti. En son Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı “Geri Çekilme İlkesi” kapsamında görevden ayrıldı.
31 Mart 2024 yerel seçimler öncesinde DEM Parti, belediye eş başkan adaylarını belirlemek için halk oylaması yaptı.
31 Mart 2024 yerel seçimleri DEM Parti açısından önemli bir seçim başarısı ortaya çıkardı.
Seçim sonrası ortaya çıkan tabloya göre DEM Parti, 3 büyükşehir, 7 il, 58 ilçe ve 10 belde olmak üzere 78 belediye kazandı.
Ancak bu tablo sonraki iki yıl içerisinde aynı kalmayarak değişikliğe uğradı.
Merkezi yönetim tarafından belediyelere kayyım atanması, seçilmiş başkanların partilerinden ayrılması, parti içi disiplin süreçleri ve eş başkanların görevlerinden ayrılması DEM Parti’nin kazandığı belediyelerin bugünkü tablosunu değiştirdi.
Bu süreçte dikkat çeken bir başka nokta ise, bu tablonun değişmesine neden olan gelişmenin sadece kayyım atamalarıyla ilgisinin olmaması.
Kayyım atanması, seçilmiş belediye yönetiminin merkezi idare tarafından görevden uzaklaştırılması anlamına geliyor. Ancak DEM Parti belediyeleri ayrıca istifa ve ihraçlarla da gündeme geldi. DEM Parti’den ihraç edilen bazı başkanlar ise belediye başkanlığını bağımsız olarak sürdürdü.
📊 İNFOGRAFİK | 31 Mart 2024’te DEM Parti’nin seçim bilançosu
78 BELEDİYE
3 Büyükşehir
7 İl
58 İlçe
10 Belde
Türkiye geneli DEM Parti oy oranı: %5,70
DEM Parti’nin 2024 yerel seçimlerine ilişkin derlenen veri setinde toplam 78 belediye ve yüzde 5,70 Türkiye geneli oy oranı yer alıyor.
Adayları halk belirledi
DEM Parti’nin 2024 seçimlerine hazırlanırken uyguladığı aday belirleme sistemi seçim sonucunun önemli parçalarından biriydi.
Parti, özellikle güçlü olduğu Kürt illerinde adaylarını ön seçim ve halk katılımına dayalı yöntemlerle belirledi.
DEM Parti’nin Ocak 2024’te yaptığı açıklamada yaklaşık 90 merkezde ön seçim yapılacağı, delegeler ve katılımcıların oy kullanacağı ve adayların yüzde 50+1 koşuluyla belirlenmesinin öngörüldüğü belirtildi. 8 Ocak 2024 tarihli parti duyurusunda ise 13-14 Ocak’ta 84 seçim çevresinde ön seçim yapılacağı ve yaklaşık 100 bin kişinin sandık başına gideceği açıklandı. DEM Parti, Silopi’ye ilişkin sonraki açıklamasında da 31 Mart seçimlerinde adaylarını ön seçimle belirlediğini açıkça belirtti.
📊 İNFOGRAFİK | Kürt illerinde aday belirleme
Aday adayları
↓
Halk toplantıları / parti tabanı
↓
Ön seçim – halk oylaması
↓
Kadın ve erkek eşbaşkan adayları
↓
31 Mart 2024
Kent uzlaşısı: Batıdaki seçim stratejisiydi
DEM Parti Kürt illeri dışındaki bölgelerde ise kent uzlaşısı adını verdikleri bir modelle adayları belirledi. Parti kent uzlaşısını farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin, demokratik kitle örgütlerinin, kadın ve gençlik hareketlerinin, emek ve meslek örgütlerinin katılımıyla en geniş mutabakatı sağlamaya dönük bir yöntem olarak tanımladı.
📊 İNFOGRAFİK | İki Farklı Yöntem
Kürt illerinde: Ön seçim / halk katılımı
↕
Kürt illeri dışındaki bazı seçim çevrelerinde: Kent uzlaşısı / geniş toplumsal-siyasal ortaklaşma
İlk kayyım Hakkâri’ye
Seçim sonuçlarının netleşmesinin ardından, bundan önceki seçimlerden sonra olduğu gibi, DEM Parti belediyelerine kayyım atanma ihtimali gündeme geldi. DEM Parti’nin seçimden sonra kayyım uygulamasıyla karşılaşan ilk belediyesi Hakkâri oldu.
3 Haziran 2024’te Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış görevden uzaklaştırıldı ve belediyeye kayyım atandı.
Böylece 31 Mart seçimlerinden yalnızca iki ay sonra seçilmiş bir DEM Parti belediye yönetimi merkezi idarenin müdahalesiyle görevden uzaklaştırılmış oldu. Hakkâri’nin ardından kayyım uygulaması 2024’ün son aylarında peş peşe geldi.
📊 İNFOGRAFİK | 10 DEM Parti belediyesine kayyım
Belediye
Tür
Kayyım tarihi
Hakkâri
İl
3 Haziran 2024
Mardin
Büyükşehir
4 Kasım 2024
Batman
İl
4 Kasım 2024
Halfeti
İlçe
4 Kasım 2024
Dêrsim
İl
22 Kasım 2024
Bahçesaray
İlçe
29 Kasım 2024
Akdeniz
İlçe
Ocak 2025
Siirt
İl
Ocak 2025
Van
Büyükşehir
Şubat 2025
Kağızman
İlçe
Şubat 2025
TOPLAM: 10
4 Kasım: Mardin, Batman ve Halfeti
4 Kasım 2024’te Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı.
Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Eş Gülistan Sönük ve Halfeti Belediye Eş Başkanı Mehmet Karayılan görevlerinden uzaklaştırıldı. 22 Kasım’da Dêrsim Belediyesi, 29 Kasım’da ise Van’ın Bahçesaray Belediyesi aynı sürece dahil edildi.
2025’in başında Akdeniz ve Siirt; ardından Van Büyükşehir ve Kağızman belediyelerine de kayyım atandı.
📊 İNFOGRAFİK | 10 kayyımın dağılımı
2 Büyükşehir: Mardin, Van
4 İl: Hakkâri, Batman, Siirt, Dêrsim
4 İlçe: Halfeti, Bahçesaray, Akdeniz, Kağızman
📊 İNFOGRAFİK | Kayyımın DEM Parti’nin kazandığı il ve büyükşehirlerdeki oranı
31 Mart 2024’te: 10 il/büyükşehir belediyesi
↓
Kayyım atanan: 6 (Mardin, Van, Batman, Hakkâri, Siirt, Dêrsim)
↓
Oran: %60
Bu oran, kayyım uygulamasının DEM Parti’nin kazandığı il ve büyükşehirler üzerindeki ağırlığını gösteren en belirgin istatistiklerden biri.
Sandıktan çıkan başkanların siyasi statüsü değişti
Kayyım dışında bazı belediyelerde değişim, seçilmiş başkanların başka partilere geçmesiyle gerçekleşti. Bu kategoride dört belediye öne çıkıyor: Birecik (Mehmet Begit), Taşlıçay (Mehmetali Budak), İkiköprü (Halil İbrahim Karabulut), Kızıltepe (Zeyni İpek). Ancak bu dört dosyanın hepsi aynı biçimde sonuçlanmadı.
Birecik: Önce bağımsız, ardından AKP
Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit, 29 Nisan 2024’te dört belediye meclis üyesiyle birlikte DEM Parti’den istifa etti. Begit, istifasını açıklarken belediyeye dışarıdan müdahale edildiğini ileri sürdü ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini açıkladı. Daha sonra Begit AK Parti’ye geçti.
Taşlıçay: “Hizmetlerimiz engelleniyor”
Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmetali Budak, 9 Ağustos 2024’te DEM Parti’den istifa etti. Budak, parti içerisinde bazı kişi ve kişiler tarafından belediye hizmetlerinin engellendiğini veya sekteye uğratıldığını savundu. Daha sonra AKP’ye geçti.
İkiköprü: DEM Parti’den AKP’ye
Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı İkiköprü beldesinde DEM Parti’nin adayı Halil İbrahim Karabulut ve Celile Yıldız eş başkan adayı olarak gösterildi. DEM Parti’nin kendi açıklamasına göre İkiköprü’de seçim %58,98 oyla kazanıldı. Karabulut daha sonra partiden ayrıldı ve siyasi statüsü bağımsızlıktan AKP’ye geçişe uzandı.
Kızıltepe: İhraçtan önce istifa
Kızıltepe dosyası, “ihraç edilen başkanlar” başlığı altında verilmemeli. DEM Parti, 1 Ağustos 2024’te Zeyni İpek hakkında disiplin soruşturması başlattı. Aralık ayında İpek kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi. Ancak DEM Parti’nin 26 Aralık 2024 tarihli resmi açıklamasına göre, İpek disiplin kurulunun kendisinden savunma istemesinin ardından partiden istifa etti. Yani ihraç kararı verilmeden önce parti üyeliğini sona erdirdi. İpek bağımsız olarak belediye başkanlığına devam etti.
📊 İNFOGRAFİK | Başkanların parti değişimleri
DEM Parti → AKP
Mehmet Begit (Birecik)
Mehmetali Budak (Taşlıçay)
Halil İbrahim Karabulut (İkiköprü)
DEM Parti → Bağımsız
Zeyni İpek (Kızıltepe)
İki başkan DEM Parti’den ihraç edildi
İdil Belediye Eş Başkanı Türkan Kayır, parti içindeki disiplin sürecinin ardından 19 Aralık 2024’te DEM Parti’den ihraç edildi. Partinin resmi açıklamasında Kayır ve belediye meclis üyesi Ekrem Şimşek hakkında yürütülen disiplin sürecinin sonuçlandırıldığı ve Kayır’ın partiden ihraç edilmesine karar verildiği belirtildi. Parti, Kayır’dan belediye başkanlığı görevinden istifa etmesini de istedi. Kayır ise görevinden ayrılmayarak bağımsız olarak devam etti.
Silopi: Jiyan Ormanlı
Silopi Belediye Eş Başkanı Jiyan Ormanlı da DEM Parti’nin disiplin sürecinden geçti. DEM Parti’nin 2025 tarihli resmi açıklamasına göre Ormanlı, “kolektif yönetim anlayışı” ile parti kararlarına ilişkin sorunlar nedeniyle kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildi. Disiplin süreci sonunda 6 Ağustos 2025’te DEM Parti’den ihraç edildi. Parti, Ormanlı’yı göreve başladıktan sonra kendisini tek yetkili görme eğiliminden vazgeçmemekle suçladı ve istifa etmesini istedi. Ancak Ormanlı’nın partiden ihraç edilmesi, Silopi Belediyesi’nin başka bir partiye geçtiği anlamına gelmiyor.
📊 İNFOGRAFİK | İhraç ve istifa ayrımı
İHRAÇ
Türkan Kayır (İdil)
Jiyan Ormanlı (Silopi)
İHRAÇ DEĞİL — İSTİFA
Zeyni İpek (Kızıltepe) – İpek hakkında kesin ihraç istemiyle disiplin süreci yürütüldü; ancak ihraç kararı verilmeden önce partiden ayrıldı.
Sağlık nedeniyle ayrılan eş başkan
Van İpekyolu Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Altındağ, sağlık sorunları nedeniyle 17 Haziran 2025’te görevinden ayrıldı. DEM Parti’nin açıklamasına göre Altındağ’ın tedavi sürecinin daha uzun süreceği ve dinlenmesi gerektiği yönündeki doktor değerlendirmeleri sonrasında istifa konusunda görüş birliğine varıldı. Bu olayda belediye DEM Parti’den çıkmadı.
Bozova
Seçim sonrası belediyelerdeki değişimin bir başka örneği ise Bozova oldu. DEM Parti, 7 Temmuz 2026’da Bozova Belediye Eş Başkanı İsmail Yıldız’ın eşbaşkanlık görevinden alınmasına karar verdi. Partinin açıklamasına göre Yıldız’ın seçimlerden bu yana yürüttüğü görev, partiye ve ilgili kurullara ulaşan şikâyetler doğrultusunda yeniden değerlendirildi. Yakın zamanda kabul edilen Tutum Belgesi doğrultusunda “Geri Çağırma İlkesi” işletildi. Yıldız eşbaşkanlıktan alınırken belediye meclis üyeliği devam etti. Bu dosya, kayyım uygulamasından farklı bir mekanizmaya işaret ediyor: Merkezi yönetim tarafından görevden alma değil, partinin kendi iç denetim mekanizması.
Diyarbakır: “Geri Çekilme İlkesi”
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun, 2026’da DEM Parti’nin “Geri Çekilme İlkesi” kapsamında görevinden ayrıldı. DEM Parti’nin 20 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında Hatun’un ciddi sağlık sorunları yaşadığı, ayrıca iki yılı aşkın görev sürecinde yaşadığı eksik ve yetersizlikleri kendisinin de açıkladığı belirtildi. Parti kurulları Hatun’un görevden ayrılma talebini kabul etti. Burada da belediye DEM Parti yönetiminden çıkmadı.
📊 İNFOGRAFİK | 31 Mart’tan 2026’ya değişim haritası
78 – DEM Parti’nin resmi seçim bilançosu
↓
10 – Kayyım atanan belediye
↓
3 – AKP’ye geçen belediye başkanı (Birecik – Mehmet Begit, Taşlıçay – Mehmetali Budak, İkiköprü – Halil İbrahim Karabulut)
↓
1 – Bağımsız kalan başkan (Kızıltepe – Zeyni İpek)
↓
2 – DEM Parti’den ihraç edilen başkan (İdil – Türkan Kayır, Silopi – Jiyan Ormanlı)
↓
1 – Kesin ihraç sürecindeyken istifa eden başkan (Kızıltepe – Zeyni İpek)
↓
2 – Sağlık / geri çekilme kapsamında görevden ayrılan eşbaşkan (İpekyolu – Cevdet Altındağ, Diyarbakır – Doğan Hatun)
↓
1 – “Geri Çağırma İlkesi” uygulanan eşbaşkan (Bozova – İsmail Yıldız)
Seçimden sonra ortaya çıkan tablo
31 Mart 2024’te sandıktan çıkan tablo ile bugün arasındaki fark, yalnızca kayyım uygulamasıyla açıklanamıyor. Bir yanda merkezi yönetimin seçilmiş belediye başkanlarını görevden uzaklaştırdığı ve yerlerine valileri veya kaymakamları görevlendirdiği kayyım mekanizması bulunuyor. Diğer yanda belediye başkanlarının kendi siyasi tercihleriyle partiden ayrılması ve bazı durumlarda başka bir partiye geçmesi var.
Bunun yanında DEM Parti’nin kendi içindeki disiplin mekanizmaları da devreye girdi. İdil ve Silopi’de belediye başkanları partiden ihraç edildi. Kızıltepe’de ise kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilen Zeyni İpek, ihraç kararı verilmeden önce istifa etti.
2025 ve 2026’da ise parti, eşbaşkanlık sistemi açısından yeni bir döneme girdi. İpekyolu’nda sağlık gerekçesiyle bir eş başkan görevden ayrıldı. Diyarbakır’da “Geri Çekilme İlkesi” işletildi. Bozova’da ise “Geri Çağırma İlkesi” uygulanarak bir eş başkan görevden alındı.
Bu tablo, DEM Parti’nin 31 Mart 2024’te kazandığı belediyelerin sonraki iki yılda dışarıdan müdahale, siyasi saf değiştirme, parti içi disiplin ve iç denetim olmak üzere farklı mekanizmalarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
🗓️ KRONOLOJİ | 31 Mart 2024 – Temmuz 2026
31 Mart 2024: DEM Parti, kendi resmi bilançosuna göre 78 belediye kazandı.
29 Nisan 2024: Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit ve dört meclis üyesi DEM Parti’den istifa etti. Begit bağımsız devam edeceğini açıkladı.
3 Haziran 2024: Hakkâri Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış görevden uzaklaştırıldı, belediyeye kayyım atandı.
Haziran 2024: İkiköprü Belediye Başkanı Halil İbrahim Karabulut DEM Parti’den ayrıldı.
1 Ağustos 2024: Kızıltepe Belediye Başkanı Zeyni İpek hakkında DEM Parti tarafından disiplin soruşturması başlatıldı.
9 Ağustos 2024: Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmetali Budak DEM Parti’den istifa etti.
4 Kasım 2024: Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı.
22 Kasım 2024: Dêrsim Belediyesi’ne kayyım atandı.
29 Kasım 2024: Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atandı.
19 Aralık 2024: İdil Belediye Eş Başkanı Türkan Kayır DEM Parti’den ihraç edildi.
26 Aralık 2024: Zeyni İpek, kesin ihraç istemiyle yürütülen disiplin sürecinin ardından DEM Parti’den istifa etti.
Ocak 2025: Akdeniz ve Siirt belediyelerine kayyım atandı.
Şubat 2025: Van Büyükşehir ve Kağızman belediyelerine kayyım atandı.
17 Haziran 2025: İpekyolu Belediye Eş Başkanı Cevdet Altındağ sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrıldı.
6 Ağustos 2025: Silopi Belediye Eş Başkanı Jiyan Ormanlı DEM Parti’den ihraç edildi.
7 Temmuz 2026: Bozova Belediye Eş Başkanı İsmail Yıldız hakkında “Geri Çağırma İlkesi” uygulandı.
20 Temmuz 2026: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun’un “Geri Çekilme İlkesi” kapsamındaki görevden ayrılma talebi kabul edildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) envanterinde yüzlerce Kürtçe nadir eserin gizlendiği iddialarını reddederek kayıtlarında sadece 79 eser olduğunu savundu. Bakanlığın savunmasındaki idari ve hukuki çelişkiler dikkat çekti.
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı internet sitesi
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (TÜYEK) sisteminde bulunan Kürtçe yazma ve nadir eserlerin dijital ortama aktarılmadığı yönündeki iddiaları reddetti. Bakanlık, sistemlerinde 79 adet Kürtçe yazma ve nadir eser dışında, başka Kürtçe kaynağın olmadığını iddia etti.
Ancak bir süre önce, kurumun veri tabanında 300 ile 400 arası Kürtçe nadir eserin olduğu iddia edilmişti. Bu eserlerin tasnif edilmesine rağmen dijital sisteme aktarılmadığı ve bunun engellendiği belirtiliyor.
Söz konusu eserler arasında Mem û Zîn, Leyla û Mecnûn, Siyahpoş Dîwanı, Dîwana Seyyîd Qedrî, Dîwana M. Zeynelabîdîn, Manzume-î Faqiyê Teyran, Eqîda Îmanê ya Manzûm (M. Ali Nasreddin Zoki), Mewlûda Kurmancî (M. Muhammed Beşir Elcezeri), Kitaba Durri’l-Ala, Zübdetü’t-Tecvîd, Kürtçe Hikmetli Sözler / Kürtçe Deyimler, Dumanname (M. İzzet Cixsi), Çîçeka Destê Zaruka gibi eserlerin olduğu iddia ediliyor.
Bakanlığın söz konusu yanıtı çeşitli çelişkiler barındırıyor. İçeriği bile incelenmeyen ve ‘ne olduğu bilinmiyor’ denilen eserler hakkında telif veya mülkiyet engeli bulunduğunun iddia edilmesi, kamu sorumluluğuna dair soru işaretlerine yol açıyor.
Dijital erişime kapatıldığı belirtilen bu eserlerin akıbeti, DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp tarafından Şubat ayında Meclis gündemine taşınmıştı. Gökalp, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un cevaplaması talebiyle verdiği soru önergesinde “Kürtçe Nadir Eserler”in ağırlıkta olduğu belirtilen Şarkiyat Koleksiyonu kaç cilt ve kaç eserden oluşmaktadır? Bu koleksiyondaki kaç eserin dili Kürtçedir? Kataloglama işlemi tamamlanmış olmasına rağmen bu koleksiyondaki 94 cilt ve 130 tanesi Kürtçe, 3 tanesi Farsça, 62 tanesi Arapça olan 195 yazma eser neden kurumsal dijital sisteme dahil edilmemiştir?” diye sormuş Meclis bünyesinde bir de araştırma yapılmasını talep etmişti.
Bakanlık: İçerikte ne var bilmiyoruz
Bakanlık, önergeye verdiği yazılı yanıtta 400’e yakın eserin varlığını reddederken, dijital erişime açılmayan materyaller için ise hukuki ve idari belirsizlikleri gerekçe gösterdi.
Bakanlığın Gökalp’a verdiği yanıtta, TÜYEK’in veri tabanında kataloglanması tamamlanıp tespit edilen 79 adet Kürtçe eser bulunduğu belirtildi.
Açıklamada bu eserlere ilişkin, “son kataloglama tarihi 16.06.2025’te okuyucuların dijital erişimine açılan Arkeoloji koleksiyonunda 1 adet Kürtçe eser ve 12.0.2025 (editörün notu: Bakanlığın söz konusu metninde yazılan tarih aynen korunmuştur) tarihinde okuyucuların dijital erişimine açılan Hacı Bektaş-ı Veli Koleksiyonunda 1 adet Kürtçe eser olmak üzere iki eser 2025 yılı içerisinde kataloglanarak okuyucuların istifadesine sunulmuştur” ifadelerine yer verildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ellerinde “Şarkiyat Koleksiyonu” adıyla bir yazma veya nadir basma eserlerden oluşan bir koleksiyon bulunmadığını söyleyerek Kürtçe yazma ve nadir eserlerle ilgili Diyarbakır çevresinde yaptıkları bir çalışmaya dikkat çekti.
Bakanlık, bir yandan elinde böyle bir koleksiyon bulunduğunu reddederken, diğer yandan 2023 Aralık ayında sahada yapılan çalışmalarla çok sayıda dijital eserin kuruma girdiğini doğrulamış oldu. Açıklamada, 2023 Aralık ayında “Diyarbakır ve çevresinde ‘Yazma Eser Saha Araştırmaları’ (satın alma, bağış vb.) yapmak üzere bir komisyon” görevlendirildiği bilgisi verilerek bu komisyon eliyle sahada yürütülen çalışmalar kapsamında Diyarbakır Şarkiyat Araştırmaları Derneği ile görüşüldüğü ve dernek tarafından eser sayısı, eser bilgileri ve kime ya da kimlere ait olduğu belli olmayan eser görüntülerinin bulunduğu CD ve harici hard disklerin tutanakla tespit edildiği açıklandı.
Ancak Bakanlık ellerindeki eserlerin içeriği ve mahiyeti hakkında bir bilgiye sahip olmadığını iddia etti: “Dijital kopyaları alınan eserlerin aslı TÜYEK’te olmadığı gibi Şarkiyat Araştırmaları Derneği’nde de eserlerin aslının ve kime ait olduğuna dair bilgilerin bulunmadığı bilinmektedir. Dernek tarafından görüntülerin dijitalleri verilirken eserlerin kime ait olduğu, bilgi ve belgeleri Başkanlığa bildirilmemiştir. Derneğin bu eserleri kimden hangi şartlarla aldığı, bu esergörüntülerinin sahipleri tarafından 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat hükümleri çerçevesinde yayılmasına, 3. kişilerle paylaşılmasına izin verilip verilmediği bilinmemektedir. Adı geçen dernekle TÜYEK arasında akdedilmiş bir idari protokol de bulunmamaktadır. Yukarıda belirtilen nedenlerle, malik bilgileri, eserler üzerindeki maddi ve manevi hak sahipliği ve hak devirleri, mahiyeti ve muhteviyatı bilinmeyen dijital görseller portala/sisteme yüklenmemiş, mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde 3. kişilerin erişimine açılması da hukuken mümkün bulunmamaktadır.”
Söz konusu eserlerin dijital kopyalarının Aralık 2023 tarihinde resmî bir komisyon tarafından CD ve hard disklerle tutanak karşılığında teslim alındığını kurumun resmi cevabında açıkça kabul ediliyor. Resmî olarak teslim alınan koleksiyonun hâlen envantere kaydedilmemiş olması, eserlerin var olduğuna dair bir işaret olarak görülüyor.
Uzmanlardan oluşan bir komisyonun içeriğini bilmediği materyalleri teslim alması ve kurumun yaklaşık üç yıldır bunları incelememiş olması başka bir çelişkili nokta.
Bir yandan materyallerin içeriğinin bilinmediği söylenirken diğer yandan malik ve hak sahipliği bilgilerinin belirsizliği gerekçe gösterilerek eserlerin portala yüklenemeyeceği ileri sürülüyor. Bu durumda içeriği incelenmemiş bir veri hakkında hukuki engel bulunduğu sonucuna nasıl ulaşıldığı sorusu akla geliyor.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen “çerçeve yasa” teklifi yarın saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacak. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı verilen yasa 10 maddeden oluşacak.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen “çerçeve yasa” taslağı, uzun süredir devam eden görüşme trafiğinin ardından somutlaşmaya başladı. Düzenlemenin, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı ile yarın (5 Ağustos) saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacağı bildirildi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, gün içinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken görüşmelerin olumlu ilerlediğini belirterek teklifin yarın Meclis Başkanlığı’na verileceğini ifade etmişti.
Ortak basın açıklaması yapılacak
Teklifin Meclis’e sunulmasının ardından saat 11.00’de AKP ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortak bir basın açıklaması yapması planlanıyor. Toplantıda AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala ve grup başkanvekillerinin yanı sıra MHP Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay, Filiz Kılıç ve Feti Yıldız’ın da yer alacağı belirtildi.
Mezopotamya Ajansı’nda yer alan bilgilere göre teklifin Cuma günü Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi ve hafta sonuna kadar Genel Kurul’dan geçirilmesi hedefleniyor.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bugün (4 Ağustos) kanun teklifini imzaladı. Gün içinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de taslağa imza attığı bilgisi paylaşıldı. Teklife bu ana kadar Numan Kurtulmuş, AKP milletvekilleri, Devlet Bahçeli ve MHP’li milletvekilleri imza verdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) ise teklifi yarın imzalayacağı öğrenildi.
AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ile Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, taslak gündemiyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Meclis Grubu’nu ziyaret etti. İkiliyi CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç ve beraberindeki heyet karşıladı.
Dün (3 Ağustos) ise görüşmeler gece saatlerine kadar sürmüştü. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ve Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Özgür Faik Erol, Öztürk Türkdoğan, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal ile yaklaşık 2,5 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. DEM Parti ile görüşmenin ardından AKP heyeti MHP’den Feti Yıldız ile bir araya geldi. Yıldız, görüşme sonrası mutabık olduklarını ve bir pürüz bulunmadığını söyledi. AKP’nin ayrıca HÜDA PAR milletvekilleriyle, Yeni Parti, CHP ve Yeni Yol yöneticileriyle de görüşme yaptığı aktarıldı.
DEM Parti MYK olağanüstü toplandı
Öte yandan DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları başkanlığında bugün saat 15.00’te olağanüstü toplandı. Toplantıda çerçeve yasa tartışmaları, siyasi partilerle yürütülen temaslar ve taslağın somutlaşması başlıklarının ele alındığı, partinin olağan MYK toplantısını ise 12 Ağustos’ta yapmasının beklendiği belirtildi.
AKP cephesinde de toplantı trafiği öne çıkıyor. AKP Meclis Grubu’nun yarın kapalı bir grup toplantısı düzenleyeceği, toplantıda Grup Başkanı Abdullah Güler ve Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın teklife ilişkin bilgilendirme yapacağı öğrenildi.
Mezopotamya Ajansı’nın edindiği kulis bilgilerine göreyse DEM Parti ile AKP heyetleri çerçeve yasaya ilişkin bir görüşme daha gerçekleştirdi. Görüşmede, yasa taslağının 10 maddeden oluştuğu, bazı başlıklarda uzlaşı sağlandığı, bazılarının ise netleştirilmeye çalışıldığı kaydedildi.
Aktarılan ayrıntılara göre, DEM Parti heyeti metinden “terör” söyleminin çıkarılmasını isterken AKP heyeti bu ifadenin ilk ve ikinci maddede yer alacağını, sonraki maddelerde ise yalnızca “örgüt” ibaresinin kullanılacağını belirtti. Görüşmede DEM Parti tarafının, “amaç ve kapsam” maddesinde “silahların teslimi” yerine “imha ya da bırakma” ifadesinin kullanılmasını önerdiği, AKP heyetinin ise bu öneriyi yeniden değerlendirmek üzere not aldığı ifade edildi.
Bir başka başlıkta ise istisna tutulan fiillerin, “kasten öldürme” ile “2005’ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet” cezaları olarak düzenleneceği belirtildi.
Kurullar ve kadın temsiliyeti gündemde
Görüşmelerde kurumsal yapıya ilişkin başlıklar da ele alındı. AKP heyetinin, adı yasada geçmese de Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun yasayla birlikte oluşturulacağını, ayrıca en az üç alt kurul daha düşünüldüğünü aktardığı öğrenildi. Bu kapsamda geçmişe dönük talepler ile hukuki meseleleri inceleyecek bir kurulun ve sürece dahil olacakların sosyo-ekonomik koşullarını ele alacak ayrı bir kurulun oluşturulmasının planlandığı belirtildi.
DEM Parti heyetinin ise kurulların oluşturacağı alt komisyonlara ilişkin metne “bu komisyonlarda kadın temsiliyeti gözetilir” ifadesinin eklenmesini istediği, AK Parti heyetinin bu talebi not aldığı kaydedildi. Ayrıca DEM Parti’nin, bu düzenlemenin bir giriş/kök yasa olduğunu ve devam edecek demokratikleşme adımlarının başlangıcını oluşturduğunu vurgulayan bir girizgâhın eklenmesini önerdiği, AK Parti tarafının ise böyle bir değerlendirmenin yasa metni yerine gerekçeye yazılabileceğini belirttiği ifade edildi.
Abdullah Öcalan’ın görüşleri de geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından çerçeve yasaya ilişkin trafik hızlanmıştı. Heyetin aktardığı mesajda Öcalan, çıkarılacak yasanın sürecin önünü açacak anahtar nitelikte ve önemli bir başlangıç olduğunu, bin kilometrelik yolun bir adımla başladığını belirterek toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkışın yaşanacağını vurgulamıştı.
DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı açıklamaya göre Öcalan yapılan görüşmede, “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor” dedi.
Foto: DEM Parti
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol’un 20 Temmuz tarihinde Abdullah Öcalan ile İmralı Adası’nda 5 saat süren görüşmenin ardından açıklama yaptı. Yapılan açıklamada Öcalan’ın “Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir” dediği aktarıldı.
Heyet, Abdullah Öcalan ile en son 24 Mayıs’ta görüşmüştü. Bu görüşmede de “çerçeve yasa”ya dair tartışmalar yürütülmüştü.
Öcalan 27 Şubat 2025’te PKK’ye silah bırakma çağrısında bulunmuştu.
Öcalan’ın yeni mesajında “Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir” denildi.
“Adım atma kararlılığımız sürüyor”
DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı açıklamaya göre Öcalan ile “bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konuları” detaylı bir şekilde ele alındı.
Bu açıklamaya göre Öcalan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türkü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürdü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.
Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.
Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir.
Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.”
İmralı heyeti AKP ve MHP ile görüştü
Buldan, Sancar ve Erol’dan oluşan İmralı heyeti, 15 Temmuz’da AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ve AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ile Meclis’te görüşmüştü.
DEM Parti kaynaklarının verdiği bilgiye göre, AKP ile çerçeve yasanın Meclis tatile girmeden yasalaştırılması konusunda görüş birliği oluştu.
Görüşmede AKP heyeti, İmralı heyetine somut bir teklif metni sunmadı; ancak genel çerçeve konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.
İmralı heyetinin ilettiği talepler arasında çerçeve yasanın kapsayıcı olması, örgüt yöneticilerinin kapsam dışında bırakılmaması ve “suça karışan-karışmayan” ayrımı yapılmaması, Abdullah Öcalan’ın statüsü ile cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve silahsızlanma sürecinin yürütülmesi için gerekli mekanizmaların oluşturulması yer aldı.
Heyet, 16 Temmuz’da da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi Meclis’teki makamında ziyaret etti. Bahçeli de sürecin arkasında olduğunu bir kez daha vurguladı.
Kurtulmuş siyasi partileri ziyaret ediyor
Bu arada İmralı Adası’nda gerçekleşen görüşmenin ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da siyasi partilere bir ziyaret takvimi açıkladı.
Kurtulmuş’un Meclis’te gerçekleştirdiği ziyaretlerin ilk turu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile oldu. Görüşme saat 12.30’da Bahçeli’nin Meclis’teki makamında gerçekleşti.
Devlet Bahçeli, Meclis’te Numar Kurtulmuş’u kabul etti
Kurtulmuş, bugün ayrıca DEM Parti Meclis Grubu ile istişarelerde bulunacak. Görüşmeye DEM Parti’nin genel başkanları ile grup başkan vekilleri katılacak. Meclis Başkanı yine bugün Yeni Yol Partisi ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu kabul edecek.
Kurtulmuş’un yarın da AKP grubunu ziyaret etmesi bekleniyor.
28 Haziran’da İstanbul ve Diyarbakır’da düzenlenen “Özgürlük Mitingleri”ne Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğütalebiyle on binlerce kişi katıldı. Diyarbakır’daki mitingde konser veren Serhado, havaalanından gözaltına alındığında neler yaşandığını anlattı ve “Biz barış için geldik, biz huzur için geldik” dedi.
Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: MA
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Kadın Özgürlük Hareketi (TJA) öncülüğünde “Özgür Önderlikle Özgür Topluma” sloganıyla 27 Haziran’da Van ve Mersin’de, 28 Haziran’da ise İstanbul ve Diyarbakır’da eş zamanlı mitingler gerçekleştirildi.
Mitinglerin ana gündemi, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, toplumla buluşma koşullarının yaratılması ve Kürt sorununun demokratik çözümüydü. Konuşmacılar, yasal düzenlemelerin yapılması, demokratik siyasete katılımın önünün açılması ve barış sürecinin hukuki güvence altına alınması yönünde çağrılarda bulundu. Alanda katılımcılar Öcalan’ın posterlerini açarken sık sık “Bijî Serok Apo” (Yaşasın Önder Apo) ve “Bê Serok Jiyan Nabe” (Öndersiz Yaşam Olmaz) sloganları da attı.
İstanbul: “Barışın yolu İmralı’dan geçiyor”
Marmara Bölgesi’ndeki pek çok şehirden (Balıkesir, Bursa, Yalova, Kocaeli, Tekirdağ ve Edirne) yoğun katılımın olduğu İstanbul mitingi Bağcılar Meydanı’nda yapıldı. Miting, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşu sırasında “Çerxa Şoreşê” marşı okundu ve “Şehîd namirin” (Şehitler ölümsüzdür) sloganları atıldı. Mitingde ayrıca Öcalan’ın sanatçı Kadir İnanır için kaleme aldığı başsağlığı mesajı paylaşıldı.
Saygı duruşunun ardından söz alan DEM Parti İstanbul İl Eş BaşkanıArife Çınar, inkâr ve asimilasyon politikalarına rağmen barış, eşitlik ve özgürlük ısrarlarını sürdüreceklerini belirtti. Çınar, “Bugün açılan barış ve demokrasi yolunun mimarı Sayın Öcalan’dır, kendisinin statüsü bir an önce netleşmelidir” dedi.
Öcalan’ın 27 yıldır cezaevinde halkların barışı için mücadele ettiğini vurgulayan DEM Parti SözcüsüAyşegül Doğan, kalıcı bir barış için öncelikle Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Doğan, “Kürt halkı da Türkiye halkları da kalıcı bir barışa hazır. Savaş yıllarının yerini artık barış almalı. Kürt sorununu ve dışlanan tüm kimlikleri cesaretle konuşma vaktidir, bu fırsatı kaçırmayalım” çağrısında bulundu.
Çözüm için net ve cesur bir “çerçeve yasa” yapılması gerektiğini savunan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTuncer Bakırhan, “Umut hakkı tanınmadan toplumsal barış inşa edilemez. Hazırlanacak yasa; dağdan, cezaevinden ve sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu ayrımcılığa yer bırakmadan, güvenli bir şekilde açmalıdır” diye konuştu.
İstanbul Bağcılar Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi
Konuşmaların ardından sanatçı Tara Mamedova’nın ve Agirê Jiyan grubunun sahne almasıyla son buldu. Agirê Jiyan konser sırasında barışı temsilen güvercinler uçurdu.
Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki mitinge ise çevre illerden gelen on binlerce kişi katıldı. Mitingde öne çıkan konuşmalar şunlardı:
Alandaki kitlenin ortak bir demokratik yaşam iradesini temsil ettiğini söyleyen DEM Parti Diyarbakır İl Eş BaşkanıAbbas Şahin, “Hiçbir baskı bu halkın özgürlük yürüyüşünü engelleyemez” mesajı verdi.
DBP Eş Genel BaşkanıÇiğdem Kılıçgün Uçar, Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye halklarının ortak geleceğini ve demokratik birliğini hedeflediğini belirtti. Hükümet kanadından gelen “yasal çerçeve Meclis’e gelsin” açıklamalarına değinen Uçar, “Amed’den soruyoruz; bu yasayı Meclis’e kim getirecek? Barış masasında oturan muhatap kim?” sorusunu yöneltti.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne rağmen İmralı’daki tecridin sürdüğünü ifade eden İmralı Sekreteryası‘ndanVeysi Aktaş, “Sayın Öcalan barışın, demokrasinin iradesidir ve baş müzakerecidir. Devlet bu iradeye saygılı yaklaşmalıdır. Talebimiz; eşit müzakere koşulları, özgür çalışma ortamı ve onurlu bir özgürlüktür” dedi ve ekledi: “Kimse iradeyi kırma operasyonuna dönüştürmemelidir. Bazıları ‘barış’ kelimesiyle diz çöktürmek istiyorsa, halkın diz çökmeyeceğini bilmelidir.”
Konuşmalardan sonra Kadir Çat’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde on binlerce kişi halay çekti. Ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ındaha öncelerde yaptığı özgürlük, barış, demokrasi başlıklı yaptığı değerlendirmelerin yer aldığı bir sinevizyon gösterimi yapıldı.
Serhado: “Neden Önder Apo’dan bu kadarkorkuyorlar?”
Diyarbakır’daki Özgürlük Mitingi’nde uzun yıllardır İsveç’te olan Kürt rap sanatçısı Serhado’nun konser verdi. Konser için sahneye çıkan Serhado, önce “Ez Kurdistan im” adlı şarkısını söyleyerek giriş yaptı. Şarkının ardından Diyarbakır’ı ne kadar özlediğini ifade eden Serhado, seyircilere “Cuma günü, 11 yıl aradan sonra arabayla geldim ve yeniden ülkemin topraklarına ayak bastım. Ne kadar da güzel bir histi” dedi.
Seyircilere havaalanı çıkışından gözaltına alındığını hatırlatan Serhado, o gün neler yaşandığını anlattı:
“Havalimanından çıktım, bana hiçbir şey söylemediler. Gittik, yemeğimizi yedik, güzelce çayımızı içtik ve dışarı çıkıp arabaya bindik. Bir baktım önümüze bir araba durdu ve polisler ‘gel gel gel’ yaptı. Ne bir kimlik gösterdiler, ne bir kağıt, ne belge, ne de başka bir şey… Dediler ki ‘gel şu arabaya bin’. Sonra ‘yok yok, şu arabaya bin’ dediler. Ardından ‘başka bir arabaya geçelim’ dediler. Yani beni yirmi defa arabadan arabaya aktardılar. Beni götürdüklerinde onlara sordum: ‘Ben neden gözaltına alındım?’ Biz buraya ‘Özgürlük Mitingi’ne geldik, biz barış istiyoruz!
Polislerden biri bana sordu, dedi ki: ‘Abi, İsveç mi daha güzel yoksa Amed mi?’ Ben de ‘Beni gözaltına alana kadar vallahi Amed daha güzel’ dedim. Sonra onlara sordum, dedim ki: ‘Beni neden havalimanında gözaltına almadınız?’ Bu sefer aralarından biri dedi ki: ‘Senin evraklarını hazırlamak biraz zaman alıyordu.’ Meğer yeni bir dava açmışlar, kaç yıl öncesinden… 16 yıl önce ‘Roja Îne’ (Cuma Günü) davasını açmışlar. Ben de onlara sordum, dedim ki: ‘Ben iki yıldır bu ülkedeydim, neden şimdiye kadar beni gözaltına almadınız?’ O da bunun sebebini bilmiyordu. Yahu dostlar, siz 16 gün önce ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Beni gözaltına alan o polis, 16 yıl önce bana bu dava açıldığında kendisi henüz 16 yaşındaydı!
Ben bu Amed’den ne zaman kurtulacağım? Sonra o polisin ‘püf-püf’ edip oflaması başladı… Allah aşkına, sanki ben kendi isteğimle, keyfimden gelip buraya oturmuşum gibi davranıyorlar. Ben gözaltına alındım ama onlar oflayıp pufluyordu.
İşte böyle dostlar, biz barış için geldik, biz huzur için geldik. Hadi ayağa kalkın, Önderliğimizin sesini daha da gürleştirelim! Neden Önder Apo’dan bu kadar çok korkuyorlar? Neden?”
Serhado’nun konseri ardından “Özgürlük Mitingi” son buldu.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, silahların bırakılması ile ilgili süreç için henüz siyasi partiler arasında uzlaşıya varılmış bir taslak olmadığını kaydederek, Cumhurbaşkanı’nın sürecin temposunun artacağı yönündeki açıklaması için “Biz bu açıklamayı önemsiyoruz. Bir taahhüt olarak görüyoruz aynı zamanda. Bunun devamında somut adımların gelmesi gerekir” dedi.
Ayşegül Doğan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12 Haziran tarihinde, Selimiye Camii Şerifi’nin yeniden ibadete açılması ile ilgili gerçekleştirilen törende yaptığı konuşmada, silahların bırakılması ile ilgili süreç için, “Bu hedefe giden yolda şimdiye kadar çok önemli mesafe kat ettik, inşallah, tempomuzu biraz daha artıracağız” dedi.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan Niha+’ya yaptığı değerlendirmede, Erdoğan’ın yaptığı açıklamayı önemsediklerini belirterek bunu bir taahhüt olarak gördüklerini kaydetti:
“İktidar cenahından yapılan açıklamaların yanı sıra ülkenin cumhurbaşkanının işt daha dün yaptığı bir açıklama var. Sürecin temposunun hızlanacağını ifade ettiği açıklama. Dolayısıyla biz bu açıklamayı önemsiyoruz. Bir taahhüt olarak görüyoruz aynı zamanda. Bunun devamında somut adımların gelmesi gerekir. İhtiyaç duyulan somut adımlar ne? Hızlıca bir yasal çerçevenin takvimini oluşturmak, Meclis çalışmalarını ara vermeden bunu konsensüsle Genel Kurula getirmek ve bu yasal çerçeveyi artık oluşturmak.”
“Geçiş hukuku yasası gerekiyor”
Basına ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, PKK’liler ile ilgili olarak bir çerçeve yasa hazırlanıyor ve bu yasa 9 maddeden oluşuyor.
“Henüz bir taslak yok. Siyasi partiler arasında uzlaşıya varılmış bir taslak yok” diyen Doğan, kendilerinin çalışmalarının olduğunu belirtti:
“Bizim çalışmalarımız var zaten. Hep Türkiye’de demokratik siyaset alanının genişlemesine dönük çalışmalar yapan bir siyasi partiyiz. Bizim programımız var. Komisyonla sunduğumuz rapor var. Sonra komisyondan çıkan bir ortak rapor var. Bu raporun bir konsensüsle çıktığı birtakım eleştirilere, itirazlara, hatta şerhlere rağmen de kamuoyunca biliniyor. Yani yapılması gerekenler çok aşikar. Öyle gizli saklı bilinmeyen bir şey yok. Bizim yaklaşımımızı da yinelemek gerekirse DEM Parti olarak biz teknik bir hukuk yaklaşımıyla değil, sıradan bir yasal düzenleme çalışması olarak değil, çatışmalı bir dönemden kalıcı olarak çatışmaları sonlandırabilecek niteliğe sahip bir geçiş hukuku yasasının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da kategorik bir bakış açısı içermeyecek, kategorik bir yaklaşım içermeyecek, kapsayıcı olacak ve bütüncül bir hukuk yaklaşımıyla bir başlangıç adımı gibi düşünelim. Bu önemli bir başlangıç adımı. Sürecin aynasını oluşturacak ve bundan sonra da bir takım yeni düzenlemelerle infaz kanununu düzenlemeye ihtiyaç var. Anayasal bir takım gereklilikleri olan bir süreçten bahsediyoruz.”
“Beklenti silahların tümden devre dışı kalması”
Silahların bırakılması süreci ile ilgili olarak da konuşan DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan “beklentimiz silahların tümden devre dışı kalabileceği bir yol haritasının ve kalıcı bir biçimde devre dışı kalabileceği bir yol haritasının ve bir takvimin hızla oluşturulması” dedi. Doğan
Abdullah Öcalan’ın yasal çerçeveye ve sürecin hızlanmasına ilişkin son görüşmede İmralı heyeti ile bir takım öneriler paylaştığını ifade ederek şöyle devam etti: “Kamuoyuna açık dolayısıyla yapılması gerekenler aşikar. Aşina olmadığımız ancak deneyimli olduğumuz bir zaman diliminden geçiyoruz. Burada önemli olan bu negatif süreci pozitif bir sürece dönüştürmek ve bundan sonra yasal çerçevelerle birlikte başlayan yeni bir dönemi konuşmak.”
Doğan İmralı Heyeti dışında Abdullah Öcalan ile görüşmek isteyen isimlerle ilgili bir gelişme olup olmadığı sorusuna henüz bir gelişme olmadığını söyledi: “Olması gerekir. Geç kalmış bir çalışma bu. Bizzat Öcalan’ın da kamuoyuna ulaştırmak istediği, doğrudan temas kurmak istediği yönünde mesajları da paylaştık. Yani kendi ifadesi de topluma doğrudan ulaşabilmek. Ve olması gereken de bu. Sürecin doğal ihtiyacıdır. Ana muhatap, baş aktör, çok kritik bir konuda müzakereci pozisyonunda iletişim koşullarının, çalışma koşullarının da bu sürecin hızlanacak temposuna uygun olması gerekir.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın zamanda görüşen DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, görüşmede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için “Meclis tatile girmesin” dediğini aktardı.
Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 Haziran’da görüştü, Foto: Sırrı Sakık
Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana Kürt sorunu ve çatışma süreçlerinin sona ermesine dair yürütülen süreçlerde yer almış bir isim. Dönemin cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, başbakanı Necmettin Erbakan’ın dönemlerinde hem PKK’nin ilan ettiği ateşkeslerin gerçekleşmesi hem de müzakere süreçlerin gelişmesi için taraflarla görüştü, müzakere heyetlerinde yer aldı.
2013 ile 2015 tarihleri arasında yürüyen ve adına “Çözüm Süreci” denen dönem ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu sırasında DEM Parti milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” ilkesinin uygulanması gerektiğini söylemesi ile başlayan süreçte resmi bir rol üstlenmemesine rağmen, siyasetteki tecrübesi ile önemli görüşmeler gerçekleştirmeye devam etti.
Sakık son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bulunan Külliye’de bir görüşme gerçekleştirerek bu rol ve misyonunu devam ettirdiğini göstermiş oldu.
4 Haziran 2026 tarihinde kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ve paylaştığı fotoğraf ile görüşmeyi duyuran Sırrı Sakık, açıklamasında “Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmemizde halkımızın barışa, demokrasiye ve adalete dair beklentilerini, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin somut adımlarla ilerlemesine yönelik talep ve umutlarını kendisine ilettim. Bu tarihsel sürecin günlük siyasetin çok üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kanın, gözyaşının ve çatışmanın Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkmasının toplumun ortak arzusu olduğunu ifade ettim.” dedi.
Sakık bu görüşmeyle ilgili daha önce kimi medya organlarına demeçler vererek görüşmenin içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu.
Konuyla ilgili Niha+’a konuşan Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Erdoğan’dan Meclis’in tatile girmemesini istedi:
“Görüşmede, ‘Siz erteleyip ötelerseniz bu süreç geçmişte olduğu gibi yine böyle riskler var. Onun için ertelemeye, ötelemeye gerek yok. Bu da benim talebimdir: Meclis bu yaz tatile girmesin. Mevcut yasaları çıkaralım, sorunları tartışalım, konuşalım. Sayın Öcalan’a heyetler gidecekse bu ambargoyu kaldırın, gitsinler, gelsinler. Barış böyle inşa olur’ dedim.”
“Ahlaki vicdani bir duruşum var”
“Bu halkın evladıyım. Bu halkın dil, kültür, kimlik var olabilme mücadelesinin bir parçasıyım. O gündür bugündür Kürt sorunu yerli yerinde durduğu için siyasi aktörler değişiyor, ama Kürt halkının talepleri değişmiyor. Var olmak istiyor. Anayasa’da olmak istiyor” diyen Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana gelişen müzakere süreçlerinde yer aldığını belirtti:
“Ben 1993 sürecinden başlayarak bugüne kadar bütün müzakere süreçlerinde yer aldım. Bugün tabii ki müzakerelerde yokum ama bir ahlaki vicdani duruşum var. Yani bilgimi, birikimimi, 40 yıldır yaşadıklarımı yetkililerle bu sorunu çözecek, çözebilecek gücü olan siyasi aktörlerle, görüşmeyi doğru bulurum. Siyaset dünyasının da görevi de budur. Benim de görevim buydu.”
Erdoğan ile görüşmesinin de bu kapsamda olduğunu söyleyen Kürt siyasetçi, “Sayın Cumhurbaşkanı başbakanken ben oğlumu kaybetmiştim. Beni aradığında yurt dışındaydı. Kendisine şunu söylemiştim: Siz bu ülkenin azizi olun. Ben acılardan süzülerek geliyorum. Kardeşimi, kız kardeşimi, babamı, ailemi, eşim mi… Ama hiçbir acının evlat acısı kadar acı olmadığını söyledim. Bu topraklarda Kürt, Türk halkının evlatları her gün bu topraklara düşüyor. Onun için aziz olun. Bu ülkenin barışını sağlayın. O gün de söylemiştim. Bugün de söylüyorum” dedi.
“Aklın yolu bidir”
Sakık kendisini fesh eden PKK’nin attığı adımlara rağmen siyaset dünyası ve parlamentonun adım atmadığını kaydederek şöyle devam etti:
“Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Neredeyse iki yıldır devam eden bir süreç var. PKK olumlu adımlar attı. Bunun karşılığında siyaset dünyası, parlamento, bu işin muhatabı olanlar hala adım atmadılar. Benim görüşmem bu temeldeydi. Ben kendisine de söyledim: Yani Kürtler diyor ‘Av di golê de bimîne, genî dibe’. Önce Kürtçe söyledim, sonra Türkçeye de çevirerek söyledim kendisine.
“Olabilecekleri net olarak kendisiyle paylaştım, Geçmişten bugüne kadar yaşanan olumsuzluklar, tıkanan süreci hep birlikte değerlendirdik.
“Sevgili Selahattin Demirtaş’ın da bir an önce özgür olması, bu sürece katılması gerektiğini söyledim. Geçmişte sizin hayata geçirdiğiniz AİHM kararları vardı. Leyla Zana, Hâtip Dicle, Selim Sadak, Orhan Doğan’ın benim de içinde bulunduğum DEP davasında AİHM kararlarını siz hayata geçirmiştiniz dedim. Şimdi de bizim sizden isteğim, hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hem de Türkiye’nin en üst organı olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hayata geçirin dedim. O dönemde de yargı mahkum etmişti. Ama AYM’in verdiği kararları bizzat siz hayata geçirdiniz. Bunları konuştuk. Yani onlar notlar aldılar. “İlgileneceğiz, konuşacağız” dediler.
Eminim bu görüşmeler bir ete kemiğe bürünür. Aklı yolun birdir. Eğer gerçekten bu topraklarda barış sağlanacaksa birbirimizle oturup konuşabilmeliyiz. Geçmişten bugüne kadar gelen o tecrübeler, birikimler hepsi değerlendirilmelidir. Beni de dinledi. Uzun uzun konuştuk. Sonra özel sohbetlerimiz de oldu.
Endişelerimiz var. Ben bunu da seslendirdim. Halkın güveninin kırılmaması gerekir. Toplumda çok büyük bir halk desteği var. Bütün Kürtler bu konuda umutlu. Onun için bunu heba etmemeliyiz. Bunu küçük siyasete kurban etmemeliyiz.
Biz büyük bir barıştan, büyük bir mücadeleden, 100 yıllık bir mücadeleden bahsediyoruz. Yani size de tarih böyle bir misyonu getirdi, kapınızın önüne koydu. 100 yıllık bir sorununu çözebilecek bir gücünüz var. Bu gücü heba etmeyin. Bunu da söyledim. Diliyorum heba edilmez.”
2 Nisan Otizm Günü’ne ilişkin açıklama yapan DEM Parti, bu günün farklı olanı toplumdan dışlayan ve görünmez kılan anlayışa karşı bir itiraz günüolduğunu belirtti.
Bugün 2 Nisan, Dünya Otizm Farkındalık Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2007 yılında dünya genelinde otizm spektrum bozukluğuna sahip kişilerle ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla 2 Nisan’ı Dünya Otizm Farkındalık Günü ilan etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Engelliler Komisyonu, Otizmlilerin yaşadıklarına sorunlara ve taleplerine ilişkin yazılı ve videolu bir açıklama yayınladı.
DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi’nin yazılı açıklaması şöyle:
Eğitimden sağlığa, kent yaşamından sosyal politikalara kadar pek çok alanda otistikler ve tüm engelliler erişilemez, parçalı ve dışlayıcı bir sistemin içinde var olmaya zorlanmaktadır. Eğitim hakkı kâğıt üzerinde kalmakta; kapsayıcılık söylemde var olurken, pratikte ayrıştırma sürmektedir. Yetersiz öğretmen istihdamı, kalabalık sınıflar, bireysel farklılıkları gözetmeyen müfredatlar ve piyasa odaklı hizmet anlayışı var olan eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
Otizmi bir “bozukluk” olarak tanımlayan anlayışın kendisi ayrımcılığın en görünür biçimlerinden birisidir. Çünkü bu dil; farklılığı değil, norm dışı olanı sorun olarak gören, insanı tek tipe indirgeyen bir bakış açısını her gün yeniden üretir. Oysa otizm bir eksiklik değil insanlığın nöro-çeşitliliğinin doğal bir parçasıdır. Sorun, otistikler ve otistik tavır değildir; onları dışlayan, bastıran ve dönüştürmeye çalışan toplumsal, siyasal ve kurumsal yapılardır.
İhtiyaç duyulan yaklaşım; otistiklerin özerkliğini, özgünlüğünü ve toplumsal katılımını esas alan kamusal politikaların hayata geçirilmesidir. Bu kapsamda eğitim sisteminden kent planlamasına kadar her alanda evrensel tasarım ilkeleri benimsenmeli; fiziksel, dijital, duyusal ve iletişimsel erişilebilirlik bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Otistikler adına konuşma, karar alma ve politika üretme hakkı doğrudan otistiklerin ve ailelerinindir. Bu irade yok sayıldığında ortaya çıkan her politika eksik, yanlı, yanlış ve ayrımcı olmaya mahkûmdur. Gerçek dönüşüm, öznelerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik süreçlerle mümkün olacaktır.
Bizler için, 2 Nisan Otizm Günü farklı olanı toplumdan uzaklaştıran, görünmez kılan anlayışa karşı bir itiraz günüdür. Ayrı kurumlar yerine birlikte yaşamı, dışlama yerine kapsayıcılığı, merhamet yerine adaleti savunuyoruz.
Unutulmamalıdır ki erişilebilir olmayan kentler, krizler, yoksulluk ve şiddet ortamları en çok otistikleri ve engellileri etkilemektedir. Bu nedenle afet ve kriz politikaları dahil tüm politikalar nöro-çeşitliliği gözeten bir perspektifle yeniden inşa edilmelidir.
Toplumsal dönüşüm yalnızca fiziksel düzenlemelerle değil, zihniyet değişimiyle mümkündür. Önyargıların, kalıpların ve tek tipçi normların yerine kabulü, anlamayı ve çoğulluğu koymak zorundayız. Her bireyin kendini ifade etme hakkı vardır ve iletişim yalnızca sözle sınırlı değildir. Otistikler için alternatif ve destekleyici iletişim yöntemleri eşit yurttaşlıklarının temel unsurlarındandır.
Bugün çağrımız açıktır: Yardım değil hak, merhamet değil adalet, uyum değil kabul istiyoruz. Farklılıklarımız bir tehdit değil insanlığın zenginliğidir. Otistiklerin özgürleşmesi demokratik, eşitlikçi ve barışçıl bir toplum mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Hatice Betül Çelebi Engelliler Komisyonu Eşsözcüsü 2 Nisan 2026
Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.
Foto: Ferid Demirel
DEM Parti, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil ilan edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.
Teklif, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
“Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi”
Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.
Gerekçede, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan edilmesinin emek mücadelesinin tarihsel öneminin tanınması anlamına geldiği belirtilerek, 8 Mart’ın da benzer şekilde kadınların mücadelesinin kamusal ve kurucu bir değer olarak tanınmasını sağlayacağı ifade edildi.
“Kadınların bir araya gelmesini güvence altına alacak”
Teklif metninde, 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesinin kadınların o gün ücretli ya da ücretsiz emek baskısı altında kalmadan bir araya gelmesini, forumlar, yürüyüşler ve dayanışma etkinlikleri düzenlemesini mümkün kılacağı kaydedildi.