Londra Konferansı’ndan geriye kalanlar

Londra’da düzenlenen “Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı”nda kameraların çoğu zaman kadrajın dışında bıraktığı, fakat konferansın ruhunu kürsüdeki konuşmalar kadar anlatan küçük anlar.

Foto: Mark Campbell

29-30 Eylül’de Centre for Kurdish Affairs tarafından Birleşik Krallık’ın Başkenti Londra’da düzenlenen “Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı,” iki gün boyunca dünyanın farklı bölgelerindeki çatışma ve barış deneyimlerini, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözüm olanaklarını ve Türkiye’deki sürecin bölgesel ve uluslararası boyutlarını tartıştı.

Kürtler, sivil toplum temsilcileri, siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler ve farklı ülkelerdeki barış süreçlerinde yer almış isimlerin buluştuğu konferansın sunumları Kürt basınında geniş biçimde yer aldı.

Bu nedenle konferansta yapılan tespitleri sıralamak yerine panel aralarında kurulan cümleleri, kahve molalarında yapılan tartışmaları, bir bakışta ya da gözyaşında kendini ele veren duyguları anlatmak istiyorum. Kameraların çoğu zaman kadrajın dışında bıraktığı, fakat iki günün ruhunu belki de kürsüdeki konuşmalar kadar anlatan o küçük anlardan bahsetmek istiyorum.

Salondaki gözyaşları

İlk günün en çarpıcı anlarından biri, Tamil deneyiminin anlatıldığı oturumda yaşandı. Westminster Üniversitesi Uluslararası Hukuk, Kalkınma ve Çatışma Çalışmaları Profesörü Radha D’Souza, Tamil deneyimini anlatırken uluslararası garantörlerin devreden çıkmasının ardından Sri Lanka devletinin 2009’da de facto özerk Tamil Eelam bölgesine operasyon düzenlediğini ve bir soykırım yaptığını söyledi. O esnada dinleyiciler arasındaki bir Kürdün gözyaşlarını tutamadığını gördüm.

Kahve arasında yanına gidip neden ağladığını sorduğumda, “Rojava’da biz Kürtlere yapılanlar aklıma geldi. Cizre’de, Nusaybin’de yaşadıklarımız aklıma geldi. Bu süreç olmasa dağdaki gerillalara yapılabilecekler gözümün önüne geldi,” dedi. Ardından Tamillere ve Filistinlilere yapılanların Kürtlerin yaşadıklarıyla benzerliğine dikkat çekti ve ekledi: “Sayın Öcalan bu süreci başlatarak bir katliamın önüne geçti. Barış mücadelesini ısrarla sürdürmeliyiz.”

Salonda anlatılan Tamil deneyimi böylece bir anda dinleyicilerden birinin kendi hafızasına dönüşmüştü.

Foto: Mark Campbell

Dört kadının masasında

Yemek arasında ise dört kadının aynı masada hararetli biçimde konuştuğunu görünce onlara katıldım. Konuşulan konu yine konferansta anlatılan barış deneyimleriydi.

Sanat tarihçisi Güler, en çok Bask deneyiminden etkilendiğini söylüyordu. Basklı panelistlerin konferansa çok hazırlıklı geldiklerini ve sunumlarından çok şey öğrendiğini anlatıyordu. Özellikle Bask Barış Süreci Uzmanı Paul Rios Garaizar’ın anlattığı iki noktanın önemli olduğunu dile getiriyordu.

İlki, Garaizar’ın yalnızca sivil toplumun baskısıyla 2017’de Fransa’daki otonom olmayan Bask bölgesinde belediyeler birliğinin nasıl kurulduğunu anlatmasıydı. Bunu, kendilerini “Barış Zanaatçıları” olarak adlandıran bir grup yurttaşın başlattığı ve büyüttüğü eylemler sağlamıştı. Güler, Garaizar’ın şu sözünü özellikle vurguluyordu: “Barış pasif bir eylem değildir.”

İkinci olaraksa Guernica Ağacı’nı anlatmıştı Garaizar. Ağacın Basklıların özgürlük sembolü olduğunu, aynı zamanda “rahmi” olduğunu söylemişti. Ağaç başkentte büyümüyordu, köklerinden, yavaş yavaş büyüyordu. Güler’in bundan çıkardığı mesaj ise açıktı: “Barışı kendiniz, halk olarak büyütmelisiniz.”

Aynı masadaki, psikolog olan Delal’in gündeminde ise başka bir konu vardı: Uluslararası garantörler. Anlatılan barış deneyimlerinin hepsinde uluslararası mekanizmaların ve garantörlerin bulunduğunu söyleyen Delal, Kürtlerin sürecinde bunun nasıl sağlanabileceğini düşünüyordu.

Foto: Mark Campbell

Bu soruyu, Kolombiya barış müzakereleri sırasında stratejik danışmanlık yapmış olan sendikacı Mariela Kohon’a yönelttik. Kohon, Kolombiya sürecinde Norveç ve Küba’nın zor anlarda yardımcı olduklarını ve garantörlük işlevi gördüklerini anlattı. Takip ettiği kadarıyla Türk devletinin şu anda garantörlere açık olmadığını belirten Kohon, sivil toplumun örgütlenmesine işaret etti: “Toplum ve sivil kuruluşlar örgütlenip bunu sağlamaya çalışmalı.”

Özcesi, konferansın amaçladığı “Barış nasıl toplumsallaşmalı ve sivil kurumlar neler yapmalı?” gündemi adresini bulmuş ve toplumun günlük yaşamının bir tartışma konusu olmuştu.

Prof. Gunter ve Kışanak’ın konuşması

Konferansın oturumları kadar dikkat çekici anlarından bazıları da salon dışında, birkaç kişinin yan yana geldiği kısa sohbetlerde ortaya çıkıyordu. Bunlardan biri Prof. Michael Gunter ile Kürt siyasetçi Gültan Kışanak arasında yaşandı.

Gunter, Türk devletinin ve Kürt tarafının sürece yaklaşımlarının birbirinden çok farklı olduğunu söyledi. Türkiye’deki sürece dair ciddi şüpheleri bulunduğunu belirterek, “Erdoğan’a güvenemezsiniz” dedi.

Kışanak’ın Gunter’e verdiği yanıt netti: “Diyalog çatışanlar arasında olur. Kürtler kimseye değil, kendine güveniyor.” Ardından Kışanak, Gunter’e şu soruyu sordu, “Peki sizce Kürtler ne yapabilir?” Gunter’in cevabı ise kısaydı: “Bilmiyorum.”

Foto: Mark Campbell

Dünyanın farklı bölgelerindeki barış süreçlerinden dersler çıkarılmaya çalışılırken bu kısa diyalog belki de Kürtlerin en çok bu süreçte muzdarip olduğu konuyu açığa vuruyordu: Eleştiren çok, ama çözüm üretmeye çalışansa çok az.

Bazı panelistlerin koltukları boştu

İkinci gün, konferansın en kalabalık günüydü. Salondaki beklenti daha çok Kürt siyasi temsilcilerinin yapacağı açıklamalar içindi. Ancak, “Çatışma Sonrası Kürt Demokratik Siyaseti” başlıklı panele geçildiğinde beklenmedik bir bilgi paylaşıldı. Birleşik Krallık, siyasetçiler Veysi Aktaş, Çetin Arkaş, Nesrin Akgül, Yüksel Genç ve gazeteci Ali Duran Topuz’un vize başvurularını reddetmişti. Bu nedenle isimler panele online katılacaktı. Salonda bu durumun yarattığı hayal kırıklığı hissediliyordu. Veysi Aktaş, vize alamamalarını politik bir karar olarak yorumladı.

Panelde tartışmalı “entegrasyon” kavramı gündeme geldi. Siyasetçi Çetin Arkaş konuya dair şu açıklamayı yaptı: “Sayın Öcalan’ın kimlikleri, kültürleri ve inançları yaşamın dışına iten tekçi bir modele onay vermesi mümkün değildir. Entegrasyon demokratik devletle olur. Tekçi bir yapıya kim, neden entegre olsun? Bunu kabul etmenin adı entegrasyon değil, gönüllü olarak asimilasyonu kabul etmektir.”

“Rojhilat’ı izleyin”

“Sınırlar Ötesinde Kürt Sorunu” panelinde ise Başur (Güney), Rojhilat (Doğu) ve Rojava (Batı) Kürdistanı’ndaki gelişmeler konuşuldu.

Siyasi Analist Dr. Hêmin Seyîdî’nin Rojhilat’taki siyasal duruma ve İran’daki Kürtlerin müzakere deneyimlerine ilişkin değerlendirmeleri özellikle dikkatle dinlendi. Seyîdî’nin “Jin, Jiyan, Azadî” sloganına ilişkin sözleri salonda belirgin bir heyecan yarattı. Bu sloganın Öcalan’ın felsefesinden hareketle Bakur’da, Türkiye Kürdistanı’nda doğduğunu söyleyen Seyîdî, sloganın İran’daki 2022 protestolarının da motoru haline geldiğini belirtti. Seyîdî Rojhilat’ın İran’ın gelecekteki siyasi gelişmelerinde önemli bir rol oynayabileceğini savundu ve dinleyicilere, “Rojhilat’ı izleyin” çağrısı yaptı.

Gazeteci Frederike Geerdink’in İran’a yönelik saldırılar sırasında İran’daki Kürtlerin ABD ve İsrail tarafından yönlendirildiğine ilişkin söylentileri sorması üzerine ise Seyîdî bu iddiaların doğru olmadığını söyledi. Seyîdî, Rojhilat’taki Kürt siyasi partilerinin gücünün ABD veya İsrail’den değil, Rojhilat’ın içinden geldiğini vurguladı.

Aynı panelde Rojava Şam Temsilcisi Dr. Abdulkerîm Omer ise Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı görevini neden kabul ettiği sorusuna şu yanıtı verdi: “Halkın çıkarları ve temsili açısından Şam’da aktif rol alma amacıyla görev kabul edildi.”

Gözaltından çıktı, konferansa geldi

Konferansın ikinci gününün bir diğer dikkat çekici görüntüsü siyasi bir tartışmanın ortasında değil, yine yemek molasında yaşandı.

Salı günü Liverpool’da, yasaklı Palestine Action grubuna destek eylemine katıldığı için gözaltına alınan 94 yaşındaki insan hakları avukatı Margaret Owen, serbest bırakılmasının ardından Çarşamba günü konferansa geldi. Bir oturuma katılan Owen, daha sonra katılımcıları zafer işaretiyle selamlayarak konferanstan ayrıldı. Kürt dostu Owen’ın bu desteği, konferansın hafızada kalan bir başka karesi oldu.

Margaret Owen

Ve saygı duruşu

Duygusal anlardan bir diğeri de konferansa online olarak katılan gazeteci Ali Duran Topuz’un konuşmasında yaşandı. Topuz sunumunu Kürtçe yaptı ve konuşmasını Rojava’da hayatını kaybeden gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’e adadı. Salonda bir sessizlik hissedildi.

Konferansın kapanış konuşmasında benzer bir atmosfer yeniden oluştu. Centre for Kurdish Affairs, konferansı Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren ve isimleri yeni açıklanan özgürlük gerillalarına adadığını açıkladığında bazı katılımcıların gözleri doldu. İki gün boyunca siyaset, hukuk, uluslararası ilişkiler, çatışma çözümleri ve barış mekanizmaları konuşulmuştu. Kapanış ise bütün bu başlıkların tartışılmasına neden olan şeyi, kaybedilen insanlar için taşınan acıyı ortaya koydu.

Eleştirenler de vardı

Konferansa eleştiri yöneltenler de vardı. Bir katılımcı, konferansın hafta içi düzenlenmesini ve tarihinin hükümetteki İşçi Partisi’nin Liverpool’daki yıllık toplantısıyla çakışmasını eleştirdi. Ayrıca Birleşik Krallık parlamenterlerinden kimsenin katılmaması da ona göre önemli bir eksiklikti.

Ancak aynı kişi, bu eleştirilerine rağmen konferansın önemli olduğunu düşünüyor ve şunları dile getiriyordu: “İki gün boyunca silahların susmasının ardından nelerin yapılması gerektiği, hukuki güvenceler, uluslararası mekanizmalar, garantörler, komisyonlar ve toplumun sürece katılımı tartışıldı. Molalarda insanların şu soruyu tartıştığını gördüm: ‘Diasporadaki Kürtler olarak ne yapabiliriz?’ Bunu soruyor olmak bence önemli.”

Günün sonunda katılımcıların ortaklaştığı düşünce ise şuydu: Kürt meselesinde yeni bir dönemden söz ediliyorsa, bunun kaderini toplum belirleyecek. Sürecin nasıl ilerleyeceği kadar, toplumun ne kadar örgütleneceği ve barışı ne kadar sahipleneceği belirleyici olacak. Basklı Paul Rios Garaizar’ın söylediği o kısa cümle, iki günün bütün tartışmalarını özetlemeye yetiyordu:

“Barış pasif bir eylem değildir.”

8 Aralık 2024'ten entegrasyona Rojava'nın kronolojisi

Mazlum Abdi: SDG’nin entegrasyon süreci tamamlandı

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyon sürecinde sona gelindi. Mazlum Abdi yaptığı açıklamada, entegrasyonun tamamlandığını belirtirken “kimliğin ve kazanımların korunduğunu” vurguladı.

Foto: picture-alliance/NurPhoto/S. Backhaus

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, 20 Ağustos 2026’da Kamışlo’nun kuruluş yıldönümünde askeri, güvenlik ve idari kurumların devlet kurumlarıyla entegrasyonunun tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı. Abdi, bundan sonraki mücadelenin, hakları Suriye Anayasası’nda güvence altına almaya odaklanacağını vurguladı.

Mazlum Abdi açıklamasında, “Askeri, güvenlik ve idari kurumlarımızı devlet yapılarının kurumlarına entegre etme sürecinin sona erdiğini ve bütünüyle tamamlandığını söylemek isterim” dedi. Abdi ayrıca, Irak, İran ve Türkiye’den Suriye’ye gelen Kürt savaşçıların artık Suriye’den ayrıldığını belirtti.

Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) öncülüğünde Beşşar Esad hükümetinin devrilmesinin ardından günümüze kadar yaşananların ve SDG’nin entegrasyon sürecinin kronolojisini Niha+ okurları için derledik.

Suriye’de yaşananlar ve SDG’nin entegrasyon süreci

Esad sonrası denklem
8 Aralık 2024 Esad rejiminin devrilmesi ve geçiş yönetimi.

HTŞ öncülüğündeki muhalif güçler hızlı bir ilerleyişle Şam’a girerek yarım asırlık Baas iktidarını sona erdirdi. Ahmed eş-Şaraa liderliğinde bir geçiş yönetimi kuruldu. Ülkenin kuzey ve doğusu ise SDG ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolünde kaldı.

Aralık 2024 Kobanê’de süren saldırılar.

Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Türk Hava Kuvvetleri, Esad’ın devrilmesiyle eşzamanlı olarak Kobanê çevresinde SDG’ye yönelik saldırılarını sürdürdü.

10 Mart Çerçeve Anlaşması
12–23 Şubat 2025 İlk temaslar ve müzakere zemini.

Geçiş hükümeti, 12 Şubat’ta General Ziad el-Ayiş’i entegrasyon sürecini yürütmek üzere cumhurbaşkanlığı özel temsilcisi olarak atadı. 23 Şubat’ta Halk Savunma Birlikleri (YPG) komutanı Sipan Hemo başkanlığındaki SDG heyeti, Şam’da Savunma Bakanlığı yetkilileriyle askeri entegrasyon planlarını görüştü.

10 Mart 2025 Sekiz maddelik çerçeve anlaşma.

Cumhurbaşkanı eş-Şaraa ile Mazlum Abdi, Şam’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arabuluculuğunda sekiz maddelik bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, Kuzey ve Doğu Suriye’deki tüm sivil ve askeri kurumların devlete entegrasyonunu, ülke çapında ateşkesi, Kürtlerin “Suriye’nin ayrılmaz parçası” olarak tanınmasını ve vatandaşlık haklarını, sınır kapıları, havaalanı ve petrol-gaz sahalarının devlete devrini öngörüyordu. Uygulama son tarihi ise 2025 yılı sonu olarak belirlendi.

1 Nisan 2025 Halep mahalleleri için 14 maddelik yerel anlaşma.

Geçiş hükümeti ile SDG, Halep’te Kürt nüfusun yoğun yaşadığı Şêx Maqsûd ve Eşrefiye mahalleleri için 14 maddelik bir yerel anlaşma imzaladı. Anlaşma, SDG güçlerinin silahlarıyla Fırat’ın doğusuna çekilmesini ve güvenliğin İçişleri Bakanlığı ile SDG’ye bağlı Asayiş tarafından ortak sağlanmasını öngörüyordu.

3–9 Nisan 2025 Esir takası ve mahallelerden kısmi çekilme.

3 Nisan’da taraflar arasında esir takasının ilk kısmı gerçekleşti. 9 Nisan’da yaklaşık 480 savaşçı 60 askeri araçla Şêx Maqsûd ve Eşrefiye’den ayrıldı. Ancak mahallelerin nihai durumu belirsiz kaldı.

Nisan 2025 Tişrîn Barajı’nın kısmi devri.

10 Mart anlaşmasının ardından atılan adımlar kapsamında Tişrîn Barajı kısmen hükümet güçlerine devredildi. Ortak devriyeler başladı ve SDG cephe hatlarından çekilme taahhüdünde bulundu.

26 Nisan 2025 Rojava’da Kürt Birliği Konferansı.

Kamişlo’da toplanan konferans, birleşik Suriye içinde ademi merkeziyet ve kültürel-siyasi hakların anayasal güvencesini talep eden bir uzlaşı metni yayımladı.

7 Ekim 2025 Şam ziyareti ve ABD arabuluculuğunda askeri mutabakat.

Halep’teki çatışmaların ardından sağlanan ateşkes sonrası Abdi, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ve CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper eşliğinde Şam’a giderek eş-Şaraa ile görüştü. Abdi, SDG’nin orduya bireysel değil “büyük askeri birlikler” halinde katılmasında ısrar etti. Ekim’deki mutabakat, SDG birliklerinin kendi komuta yapılarını koruyarak orduya katılabilmesine kapı araladı.

Aralık 2025 Anlaşmanın uygulanması için son tarih doldu.

10 Mart anlaşmasının uygulama süresi, hükümlerin çoğu hayata geçirilmeden 2025 sonunda doldu. Taraflar karşılıklı gecikme ve engelleme suçlamalarında bulundu. 22 Aralık’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin Şam’daki ortak basın toplantısı sırasında Şêx Maqsûd yakınında çatışmalar çıktı.

Rojava’ya Saldırılar
4 Ocak 2026 Müzakereler somut sonuç olmadan tıkandı.

Şam’daki askeri birleşme görüşmeleri somut bir ilerleme sağlamadan sonuçlandı.

6–10 Ocak 2026 Halep’in tamamı hükümet kontrolüne geçti.

Şêx Maqsûd, Eşrefiye ve Bani Zeyd mahallelerinde beş gün süren yoğun çatışmaların ardından 10 Ocak’ta Kürt güçleri son mahalleden çekildi ve hükümet güçleri Halep’in tamamının kontrolünü ele geçirdi. Binlerce Kürt Efrîn’e ve Fırat’ın doğusuna kaçmak zorunda kaldı. Bundan sonra ise Rojava’ya çok cepheli saldırılar başladı.

16 Ocak 2026 13 sayılı Kararname: Vatandaşlık, Kürtçe ve Newroz.

Eş-Şaraa, 13 sayılı Kararname’yi çıkararak Rojava’lı Kürtlere vatandaşlık verdi. Kürtçe “ulusal dil” olarak tanındı ve Newroz ulusal bayram ilan edildi.

17 Ocak 2026 Fırat’ın batısının askeri bölge ilan edilmesi.

Suriye ordusu, Deir Hafer’den İHA fırlatıldığı gerekçesiyle Fırat’ın batısındaki bölgeyi askeri bölge ilan etti ve askeri harekatı genişletti.

18 Ocak 2026 Al-Ömer petrol sahası ve genel seferberlik çağrısı.

Ülkenin en büyük petrol sahası Al-Ömer ve çevresindeki gaz sahaları geçiş hükümetinin kontrolüne geçti. Aynı gün Özerk Yönetim genel seferberlik ilan ederek halkı öz savunmaya ve “onuru koruma savaşına” çağırdı. Cizîre ve Kobanê’de pek çok kişi seferberliğe katıldı.

18–20 Ocak 2026 Kobanê ve cezaevlerindeki IŞİD mahkumları.

SDG, Kobanê’nin güney cephelerindeki saldırıları püskürttüğünü açıkladı. Cezaevleri konusunda ise ciddi bir kriz yaşandı. Hükümete bağlı gruplar Hasekê’deki el-Şeddadi cezaevinden, yabancılar dahil yaklaşık bin 500 IŞİD mensubunu serbest bıraktı. SDG, koalisyon desteğiyle Rakka’daki el-Aqtan’dan ve el-Hol kampından çekildi.

20 Ocak 2026 İlk ateşkes ve Kobanê kuşatması.

Dört günlük bir ateşkes ilan edildi. Ancak anlaşmadan saatler sonra Kamışlo ve Tirbespî’de patlamalar duyuldu, Kobanê çevresine saldırılar sürdü. Kobanê’ye 20 Ocak’tan itibaren su, elektrik ve internet kesildi. Kuşatma yaklaşık 600 bin kişiyi etkiledi ve haftalarca devam etti.

24 Ocak 2026 Ateşkes 15 gün uzatıldı.

Ateşkes 15 gün uzatıldı. Bu uzatma, büyük ölçüde IŞİD tutuklularının ABD koordinasyonuyla Irak’a naklini gerçekleştirmek için yapıldı. Ateşkese rağmen Kobanê’nin batısındaki köylere yeni saldırılar yapıldığı aktarıldı.

26 Ocak 2026 Kürtçe eğitim için talimat.

Eğitim Bakanlığı, Kürtçe müfredatın ve öğretmen eğitiminin uygulanmasına yönelik talimatlarını yayımladı. Bu, 13 sayılı Kararname’yle tanınan dil haklarının hayata geçirilmesine dönük bir adım olarak sunuldu.

27 Ocak 2026 Trump’ın eş-Şaraa’ya ateşkes çağrısı.

Washington’da artan siyasi baskı ortamında ABD Başkanı Donald Trump, eş-Şaraa’yı arayarak ateşkesin istikrara kavuşturulması ve askeri operasyonların durdurulması çağrısında bulundu.

29 Ocak 2026 Kapsamlı entegrasyon anlaşması

Taraflar, ateşkesi kalıcılaştırmak ve kademeli entegrasyonu başlatmak üzere kapsamlı bir anlaşma açıkladı. Anlaşma, güçlerin cephelerden çekilmesini, İçişleri birliklerinin Haseke ve Kamışlo’ya konuşlanmasını, yerel Asayiş’in devlet yapılarına entegrasyonunu, ağır silahların, sınırların, petrol sahalarının ve ana yolların devlete devrini, özerk kurumların devlete katılmasını içeriyordu.

Devir, atamalar ve entegrasyon
3–6 Şubat 2026 Devlet güçlerinin Haseke ve Kamışlo’ya girişi.

İç güvenlik birimleri, Asayiş’in eşliğinde Haseke ve Kamışlo’ya girdi. 5 Şubat’ta SDG’nin aday gösterdiği Nûreddin Ahmed Îsa, Haseke valiliğine atanarak Şam’dan döndü. 6 Şubat’ta askeri entegrasyon aşamalarını görüşmek üzere bir toplantı yapıldı.

Mart 2026 Sipan Hemo’nun Savunma Bakan Yardımcılığına atanması.

Suriye Savunma Bakanlığı, YPG komutanı Sipan Hemo’yu Savunma Bakan Yardımcısı olarak atadı. Aynı dönemde Şam, Kamışlo Havaalanı’nın ve önemli petrol sahalarının yönetimini devraldı Ayrıca, yerinden edilmiş Kürtlerin Efrîn’e dönüşleri başladı.

Nisan–Mayıs 2026 Entegrasyonda yavaş ilerleme.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed, ANHA’ya sürecin yavaş ilerlediğini, yeni anayasanın hazırlanması dahil sorunların görüşüldüğünü ve Kürtlerin anayasa komisyonunda yer alacağını söyledi. Sipan Hemo, SDG’den dört tugayın Suriye Arap Ordusu’na dahil edildiğini bildirdi.

4 Ağustos 2026 Abdi-Şaraa görüşmesi

Son olarak Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa, entegrasyon sürecini görüşmek üzere 4 Ağustos’ta Şam’da Mazlum Abdi ile bir araya geldi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Şeybani ve İlham Ahmed de katıldı. Toplantı, Şaraa’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile bir gün önce yaptığı görüşmenin ardından yapıldı.

20 Ağustos 2026 Entegrasyonun tamamlandığının ilanı.

Mazlum Abdi, Kamışlo’nun kuruluş yıldönümü etkinliğinde askeri, güvenlik ve idari kurumların ulusal devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı. Abdi, süreçte “kimliğin ve kazanımların korunduğunu” vurgulayarak, bundan sonraki aşamanın Kürtlerin ve tüm bileşenlerin haklarını Suriye Anayasası’nda güvence altına almaya yönelik yoğun bir siyasi çalışmaya sahne olacağını söyledi. Abdi ayrıca, “Yeni Suriye’de her çocuğun kendi anadilinde eğitim görme hakkına sahip olacağını” ifade etti.

Kaynak: Fırat Haber Ajansı (ANF), Hawar Haber Ajansı (ANHA), Rûdaw, The New Region, Al Jazeera, Middle East Council, ecoi.net

SDG: “Entegrasyon süreci devam ediyor, tugayların eğitimi gecikmeye neden oluyor”

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin belirlenen aşamalar doğrultusunda devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Habib, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli televizyon kanalı Al-Arabiya’ya yaptığı açıklamada, entegrasyon kapsamında bazı askeri liderlerin atandığını belirterek, sürecin uygulanmasındaki gecikmenin tugayların eğitimi için gereken zamandan kaynaklandığını söyledi. Entegrasyonun tüm aşamalarının tamamlanması için belirlenmiş bir zaman çizelgesi bulunmadığını ifade eden Habib, sürecin belirli aşamalara göre ilerlediğini kaydetti.

Habib, SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın entegrasyon sürecini mümkün olan en kısa sürede tamamlamak konusunda istekli olduğunu belirtti.

Ne olmuştu?

Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki merkezi hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ülkenin kuzeydoğusundaki idari ve askeri yapıların devlete dahil edilmesine yönelik kapsamlı bir entegrasyon süreci başlatıldı.

SDG Lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara

İlk olarak Mart 2025’te imzalanan mutabakatla askeri birliklerin birleştirilmesi, enerji kaynakları ve sınır kapılarının yönetimi gibi konularda bir çerçeve çizilmiş; fakat özerklik ile merkezi otorite anlayışları arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle uygulama sürecinde aksamalar yaşanmıştı.

Yaşanan anlaşmazlıklar ve askeri çatışmaların ardından taraflar Ocak 2026’da yeni ve bağlayıcı bir entegrasyon anlaşmasına varmış, bu kapsamda SDG tugayları Suriye ordusuna dahil edilmeye başlanırken ağır silahlar, petrol sahaları ve kamu binaları aşamalı olarak merkezi hükümetin denetimine geçmişti.

Entegrasyon sürecinin siyasi ve toplumsal boyutunda ise Kürt kimliğinin, dilsel ve kültürel hakların tanınmasına yönelik çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri süreci destekleyen adımlar oldu.

Bununla birlikte, sivil idari kurumların birleştirilmesi, yerel güvenlik güçlerinin (Asayiş) İçişleri Bakanlığı yapısına entegrasyonu ve siyasi temsil oranları konularındaki müzakereler kritik bir eşik oluşturmayı sürdürüyor.

Ağustos 2026’da Şam’daki Halk Sarayı’nda Ahmed el Şara ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında gerçekleşen üst düzey görüşmede, askeri ve sivil entegrasyon anlaşmasının tam olarak hayata geçirilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğü dâhilinde kalıcı istikrarın sağlanması hedefleniyor.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.