Dr. Küçükçallı: “Nedenleri ortadan kaldırmadan çocuklara hapis cezası verilmesi sorunu çözmez”

Suça sürüklenen çocukların korunmasında devletin yükümlülükleri kadar toplumsal ve vicdani sorumluluğun da yerine getirilmesini gerektiğini belirten Adli Tıp Uzmanı Dr. Nevin Küçükçallı, çocukların şiddet sarmalından çıkarılması için onarıcı ve tedavi edici tedbirleri içeren merkezlerin olması gerektiğini belirtti.

Görsel: psikolektif.com

Türkiye’de son yıllarda suça sürüklenen çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. 2024 verilerine göre güvenlik birimlerine ulaşan vaka sayısı 612 bin. “Yeni nesil çeteler” diye tabir edilen grupların en çok çocuk yaştaki kişilerden yararlandığı görülüyor.

Adli Tıp Uzmanı ve Türk Tabipleri Birliği üyesi Dr. Nevin Küçükçallı suça sürüklenen çocukların, birer “suçlu” oldukları ön kabulünün olduğundan kurtulunması gerektiğini belirterek “Kaldı ki bizler çocuklarla ilgili medyada kullanılan ve çocukları canavarlaştıran dilin de karşısında durmalıyız” dedi.

Çocuğun korunmasında devletin yükümlülüklerini hatırlatan Küçükçallı, toplumsal ve ve vicdani sorumlulukların bulunduğunu ve toplum tarafından çocukların canavarlaştırılmaması gerektiğini kaydetti.

“Birincil amacımız hiçbir zaman çocukları cezalandırmak olmamalı, onların yüksek yararını gözetmek ve onları korumak olmalıdır” diyen Dr. Nevin Küçükçallı, suça sürüklenen çocuklar ve uygulamalar ile ilgili olarak niha+’ın sorularını yanıtladı.

Nevin Küçükçallı hakkında

Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu. Adli tıp uzmanı, Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmakta ve insan hakları ihlalleri konusunda çalışmaktadır. Türk Tabipleri Birliği ve Adli Tıp Uzmanları Derneği üyesidir.

Öncelikle çocuk kimdir, sorusu ile başlamak istiyorum.

18 yaşına kadar her insan çocuktur. Çocukluk sabit bir an değil, devam eden bir gelişim evresidir. Empati kurma, soyut düşünme ve dürtü kontrolü genetik ve çevresel etkenlerle zaman içinde olgunlaşır. Son yapılan çalışmalar beyindeki değişimlerin, ergenlik öncesinden başlayarak yirmili yaşların ortalarına kadar devam ettiğini göstermektedir.

Bütün çocuklar, örneğin bebek ile ergen, aynı hak ve özgürlüklere mi sahiptir?

1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye göre bütün çocuklar sırf çocuk olmalarından ileri gelen bazı hak ve özgürlüklere sahiptirler ve devletler de çocukları korumakla yükümlüdürler.

Peki suça sürüklenen çocuk kimdir?

2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu’na göre; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan veya güvenlik tedbirine karar verilen çocuktur. Çocuk Koruma Kanunu çocuğu suçlu olarak değil, risk faktörleri tarafından “suça sürüklenen” olarak tanımlamaktadır.

Çocuklar için risk faktörlerinden bahseder misiniz, risk faktörleri nelerdir?

Derin yoksulluk ve toplumsal bölüşümdeki adaletsizlikler bu çocuklarda en büyük risk faktörüdür. Bunun yol açtığı okuldan kopuşlar ve ailenin düşük eğitim düzeyi veya parçalanmış aile yapısı da önemli risk faktörleridir. Bunlar çocuğun yalnızlaşmasına yol açmaktadır. Bu çocuklar da kendilerini ispat etmek için suçun prestij kabul edildiği mahalle kültürü ve suç örgütleri ile tanışmaktadırlar. Özellikle kentlerin periferlerinde yaşamlarını sürdüren çocuklar için şiddet, bir hayatta kalma mekanizması olarak da görülmektedir.

Gazeteci Hrant Dink’in 17 yaşında olan Ogün Samast tarafından öldürülmesi üzerine eşi Rakel Dink’in söylediği “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…” sözünde geçen karanlığın, risk faktörleri içinde olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle! Yoksulluğun giderek derinleştiği, toplumsal bölüşümdeki adaletsizliğin giderilmesi için herhangi bir politika üretilmediği, çocuklara ücretsiz bir öğün yemek verilmesinin dahi konuşulmadığı, sosyal hakların sürekli tırpanlandığı, eğitim ve sağlığa ulaşımın giderek zorlaştığı, ötekileştirmenin ve şiddetin yüceltildiği bir düzenden bahsediyoruz. Çocuğu suça iten nedenleri ortadan kaldırmadan hukukun 24 yıl hapis cezası vermesi sorunu çözer mi?

“Devletin sorumluluklarını konuşmalıyız”

Suça sürüklenen çocukları eskiye oranla medyada daha çok görüyoruz. Sayıları artıyor mu? Güvenlik birimlerine mağdur sıfatıyla gelen çocuklarla suça sürüklenen çocuklar arasında ortaklaşan ve ayrışan yerler nelerdir?

2024 yılında güvenlik birimlerine gelen çocuk sayısı 612 bin ve 2023’e göre yaklaşık olarak %10 artmıştır. Ancak burada dikkat çeken şey ise çocuklardan 202 bin kadarı suça sürüklenme iddiası bulunan çocuk iken, 279 bin çocuk mağdur sıfatıyla sisteme girmiştir. Yani hukuk sistemine giren çocukların büyük çoğunluğu suçun faili (%33) değil, suçun mağduru (%45) konumundadır. Suçun karanlık yüzü mağdur edilen çocuklardır. Bir diğer ilginç nokta ise her iki gruptaki çocukların sisteme en sık girme sebepleri de yaralamadır. Yani asıl sorun artan şiddettir.

Diğer taraftan insanlar mağdur edilen çocukları konuşmak, onlar için çözüm üretmek, artan şiddetin nedenlerini araştırmak ve bu konularda devletin sorumluluklarını yerine getirmesi çağrısı yapmak yerine suça sürüklenen çocukları konuşmayı tercih etmektedirler. Sorumluluk almak ve çözüm üretmek daha zor, suçlamak daha kolaydır.

Tabii bu arada suça sürüklenen çocukların cezalarının artırılması için bir algı oluşturulmaya da çalışılmakta son zamanlarda.

“Salt yaşa bakılması yeterli değil”

Suça sürüklenen çocuklara uygulanacak cezalara nasıl karar veriliyor?

Türk Ceza Kanunu’nun 31. Maddesi ceza sorumluluğunun yaşa göre belirlenmesini düzenler. Bu yasaya göre 12 yaşın altındaki çocukların ceza sorumluluğu yoktur, hiçbir şekilde ceza kovuşturması yapılamaz. 12-15 yaş arasındaki suça sürüklenen çocuklarda adli tıp değerlendirmesi gerekir. Adli tıbbi değerlendirmede çocuğun belirgin zeka geriliği veya akıl hastalığının olduğu değerlendirilirse ceza kovuşturması yapılmaz. Adli tıbbi değerlendirmede çocuğun belirgin bir zeka geriliği veya akıl hastalığı bulunmadığı, algılaması ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin geliştiği değerlendirmesi yapıldığında ise genellikle çocuğa yarı oranında indirimli ceza verilir. 15-18 yaş arasındaki çocuklarda ise adli tıbbi değerlendirme yapılmadan 1/3 oranında indirimli ceza verilir.

Peki suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluklarının belirlenebilmesi için yaşa bakılması yeterli midir?

Hayır, ceza sorumluluğu için salt yaşa bakılması yeterli değildir. Çocuğun işlediği fiilin ahlaki ve yasal sonuçlarını, toplumun kurallarını entelektüel olarak anlaması ve bunlara göre davranışlarını yönlendirebilecek psikososyal olgunluğa da erişmiş olması gerekmektedir.

Adli tıbbi değerlendirmeler bu anlamda gerektiği biçimde yapılabilseydi, çocuğu suça iten koşullar ve travmalar tespit edilerek çocuğa zamanında psikososyal olarak müdahale edilebilirdi. Oysa tamamen öznel değerlendirmelerle çoğunlukla çocuğun ceza sorumluluğunu etkileyecek düzeyde bir psikopatolojisinin olmadığı yönünde matbu değerlendirmeler yapılmakta ve çocukların hapishane ortamlarına gönderilmesi sağlanmaktadır.

Çocukların birer yetişkin olmadıklarını göz önünde bulundurduğumuzda, hapishanelere gönderilmesi bir çözüm değil. Peki bu konunun çözümü ilgili neler yapılması gerekiyor?

Suça sürüklenen çocukların, birer “suçlu” oldukları ön kabulünden kurtulmamız gerekiyor. Kaldı ki bizler çocuklarla ilgili medyada kullanılan ve çocukları canavarlaştıran dilin de karşısında durmamız gerekir.

Çocuklar birer yetişkin değildirler. Hala fiziksel ve psikososyal gelişimleri sürmektedir. Bu gelişim tamamlanmadan çocuktan, yetişkin gibi hukuki sonuçları üstlenmesi beklenemez, beklenmemelidir.

Bir kere sisteme giren çocukla daha sonra da karşılaşılabiliyoruz çünkü çocuk hapishaneye girdiğinde artık rol modelleri hapishanedeki kişiler ve konuşulan birincil dil ise şiddet olmaktadır. Şiddet ise öğrenilen ve maruz kalındıkça üretilen bir dildir. Yani çocukların hapishane ortamına gönderilmesi, suç döngüsünün devamına yol açmaktadır. Birincil amacımız hiçbir zaman çocukları cezalandırmak olmamalı, onların yüksek yararını gözetmek ve onları korumak olmalıdır.

Çocuğun korunmasında devletin yükümlülükleri yanı sıra toplumsal ve vicdani sorumluluklarımız da bulunmaktadır. Toplum tarafından çocuklar canavarlaştırılmamalı ve sistem içinde yalnız bırakılmamalıdırlar. Yalnızlaşan çocukların şiddet sarmalından çıkmaları çok daha zor olmaktadır.

Sonuç olarak çözüm, çocuğun cezalandırılması değildir. Çözüm, çocuğu suça iten sebeplerin ortadan kaldırılmasıdır. Yoksulluğu önleyecek sosyal politikaların hayata geçirilmesi, eğitim ve okul niteliğinin artırılması, ayrıntılı ve nitelikli adli tıbbi ve sosyal hizmet değerlendirmelerinin yapılması, çocukların cezaevleri koşullarında tutulmalarının önlenmesi, çocuğun şiddet sarmalının içinden çıkarılması için onarıcı ve tedavi edici tedbirlerin merkeze alınmasıdır. Bütün bunlar çocuğun iyiliği, geleceğinin korunması ve karanlığın elinden geri alınması için yapılması gerekenlerdir.

FİSA Çocuk Hakları Merkezi
6 Temmuz 2026

2026 yılının ilk beş ayında Türkiye’de önlenebilir nedenlerle en az 303 çocuk yaşamını kaybetti

FİSA Çocuk Hakları Merkezi, 2026 yılının Ocak–Mayıs dönemini kapsayan “Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı İhlalleri” bilgi notunu yayımladı. Yerel ve ulusal internet medyası, yerel kaynaklar ile insan hakları örgütlerinin verilerinin taranmasıyla hazırlanan bilgi notuna göre, Türkiye’de yılın ilk beş ayında önlenebilir nedenlerle en az 303 çocuk yaşamını kaybetti.

Çalısma kapsamında 69 ilde meydana gelen çocuk yaşam hakkı ihlallerine ilişkin verilere ulaşıldı. Önceki yıllarda olduğu gibi en fazla çocuk ölümü 18 çocukla Urfa’da kaydedildi. Urfa’yı 16 çocuk ölümüyle Antalya, 14’er çocuk ölümüyle Maraş ve İstanbul izledi.

Kamu hizmetlerindeki ihmaller nedeniyle en az 46 çocuk yaşamını kaybetti

Bilgi notuna göre; kamu kurumlarında ve/ya da kamu görevlilerinin bizzat yaptıkları ve/ya da ihmal ederek yapmadıkları nedeniyle gerçekleşen olaylarda en az 46 çocuk yaşamını kaybetti. Yaşamını yitiren çocukların 22’si sağlık, 20’si eğitim, 2’si bakım hizmeti alırken ve 2’si ise yerel yönetim hizmetlerinden yararlanırken hayatını kaybetti.

FİSA Çocuk Hakları Merkezi, bu tablonun kamusal hizmetlerin çocukların özgün gereksinimlerine göre yapılandırılmamasının ve koruyucu, çocuk merkezli mekanizmaların işletilmemesinin en ağır sonucu olduğunu vurguladı.

Şiddet, iş cinayetleri ve ihmaller sonucu en az 257 çocuk yaşamını kaybetti

Merkez, devletin düzenleme, denetleme ve önleyici politikalar geliştirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ise en az 257 çocuğun yaşamını kaybettiğini belirtti. Bu ölümler; şiddet, iş cinayetleri, ihmal ve diğer yaşam hakkı ihlalleri başlıkları altında sınıflandırıldı.

Bilgi notuna göre, yılın ilk beş ayında; en az 26 çocuk intihar ederek yaşamına son verdi, en az 8 çocuk bireysel silahlanmanın neden olduğu olaylarda yaşamını kaybetti, en az 14 çocuk şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

Boğulma ve Yüksekten Düşmeler Önlenmiyor

Bilgi notuna göre 2026 yılının ilk beş ayında en az 39 çocuk kentsel ve kırsal açık alanlarda yaşamını kaybetti. Bu çocukların 31’i, barajlarda, nehirlerde, gerekli tedbirlerin alınmadığı açık sularda ve çoğunlukla DSİ’ye ait sulama kanallarında boğularak hayatını kaybetti.

Ev içi kazalarda yaşamını yitiren 11 çocuğun 8’i ise açık pencere ve balkonlardan düşme sonucu yaşamını kaybetti.

FİSA Çocuk Hakları Merkezi, boğulma ve yüksekten düşme olaylarının her yıl sistematik biçimde yaşanmasına rağmen etkili politikaların hayata geçirilmediğini, gerekli tedbirlerin alınmadığını ve risklerin ortadan kaldırılmadığını belirterek, bu nedenle aynı nedenlerin 2026 yılında da çocuk ölümlerine yol açmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Çocuklar İş Cinayetlerinde Ölüyor: Beş ayda en az 27 çocuk

Bilgi notuna göre, 2026 yılının ilk beş ayında en az 27 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti.

Çalışırken yaşamını kaybeden 21 çocuk işçinin; 11’inin tarım ve hayvancılık işlerinde, 3’ünün inşaatlarda yüksekten düşerek, 1’inin ise sanayi sektöründe çalışırken yaşamını yitirdiği kaybedildi. Yaşamını kaybeden çocuklardan en az 2’sinin, MESEM kapsamında çalıştığı belirlendi.

İş yeri kazalarında yaşamını kaybeden 6 çocuk ise mevsimlik tarım işçisi aileleriyle gittikleri kentlerde, konakladıkları riskli geçici barınma alanlarında yaşamını yitirdi. Bu çocukların tamamının mülteci olduğu kaydedildi.

Şiddet: Evde, Okulda, Sokakta…

2026 yılının ilk beş ayında şiddet sonucu en az 24 çocuk yaşamını kaybetti. Bu ölümlerin 13’ü akran şiddeti, 6’sı toplumsal cinsiyet temelli şiddet, 4’ü ev içi şiddet ve 1’i çocuk cinayeti sonucu meydana geldi. FİSA Çocuk Hakları Merkezi, bu tablonun şiddetin çocukların evlerinde, mahallelerinde, okullarında ve en yakın ilişkileri içinde üretildiğini gösterdiğini belirtti.

Merkez açıklamasında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Her bir çocuk ölümü, şiddetin farklı biçimlerinin birbirini beslediğini ve çocukların yaşam hakkının korunmasının ancak şiddeti üreten yapısal sorunlara müdahale edilmesi ve etkili çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.”

Türkiye’de 414 bin mahpus var


Hapishanelerde 207’si kız çocuk olmak üzere 12-18 yaş arası 4 bin 524 çocuk tutulmaktadır. 19 bin 809 kadın mahpusun yanında annesi ile 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 891‘dir.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) Nisan 2026 yılı açıklamasına göre, Türkiye’de, toplam 304 bin 956 kapasiteli 403 hapishanede 414 bin 401 mahpus tutuluyor. 116 bin 66 mahpus açık, 298 bin 335 mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor.

CİSST · Nisan 2026 · Türkiye Ceza İnfaz Sistemi
Türkiye Hapishanelerinde Kapasite Krizi
Resmi kaynaklar temelinde derlenen veriler ışığında hazırlanmıştır
403 Hapishane Sayısı
414.401 Toplam Mahpus
Kapasite: 304.956
+%35,9 Doluluk Fazlası
109.445 kişi kapasitesi üstünde
Kapasite — Doluluk Oranı
Resmi Kapasite: 304.956 Mevcut: 414.401
%100 kapasite dolduğunda %135,9 — her 100 kapasiteye 136 mahpus
116.066 Açık Hapishanelerde %28,0
298.335 Kapalı Hapishanelerde %72,0
Hukuki Durum
351.887
Hükümlü (%84,9)
62.514
Tutuklu (%15,1)
Özel Gruplar
19.809 Kadın mahpus
891 Annesiyle kalan çocuk (0–6 yaş)
4.524 Çocuk mahpus (12–18 yaş) — 207’si kız
6.638 65 yaş üstü mahpus
14.276 Yabancı uyruklu mahpus
200 LGBTİ+ mahpus
Engelli Mahpuslar
476
Hapishanelerde engelli mahpus bulunmaktadır. Türlere göre dağılım aşağıda gösterilmektedir.
252 Ortopedik Engel
96 Görme Engeli
68 İşitme Engeli
34 Dil & Konuşma Engeli
26 İşitme + Konuşma Engeli
Eğitim ve İstihdam (2025 Verisi)
77.014
Öğrenimini sürdüren mahpus
58.500
Sigortalı mesleki faaliyette bulunan mahpus
Günlük İaşe Bedeli (2025)
144 ₺
Yetişkin hükümlü ve tutuklular ile görevdeki personel için
275 ₺
Çocuk hükümlü/tutuklular; annesiyle kalan çocuklar; süt emziren ve hamile mahpuslar için
Kaynak: CİSST (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği) — Nisan 2026 açıklaması; resmi verilere dayanmaktadır NihaPLUS · Nisan 2026

Resmi kaynaklardan elde edilen veriler ışığında yapılan açıklamaya göre, bu mahpusların 351 bin 887’si hükümlü, 62 bin 514’ü tutuklu. 200‘ü LGBTİ+, 14 bin 276’sı yabancı mahpus. Hapishanelerde dil ve konuşma engelli olan 34, görme engelli 96, işitme engeli olan 68, işitme ve konuşma engeli olan 26 ve ortopedik engeli olan 252 kişi olmak üzere 476 engelli mahpus var.

Hapishanelerdeki mahpusların 6 bin 638’i 65 yaşın üstünde. 2025 yılında açıklanan son rakama göre hapishanelerde öğrenimini sürdürebilen mahpus sayısı 77 bin 14 ve sigortalı olarak mesleki faaliyette bulunan 58 bin 500 mahpus bulunuyor. Hapishanelerde 207’si kız çocuk olmak üzere 12-18 yaş arası 4 bin 524 çocuk varken, 19 bin 809 kadın mahpusun yanında, annesi ile 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 891‘dir.

Derneğin verdiği diğer bir bilgiye göre, 2025 yılı itibarıyla ise iaşe bedeli, hükümlü ve tutuklular ile görev başında bulunan personel için 144 TL, çocuk hükümlü ve tutuklular için 275 TL, kurumda annesiyle birlikte kalan çocuklar ile süt emziren hükümlü ve tutuklu anneler ve hamileler için de 275 TL’dir.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.