Çerçeve Yasanın Bize Düşündürdükleri:

Silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon alanından notlar*

Demos Araştırma Kolektifi, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle TBMM’de kabul edilen Çerçeve Yasa’nın düşündürdüklerini yazdı.

*Bir grup PKK gerillasının silah yakma töreninden

7595 Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun (kamuoyunda bilindiği ismiyle Çerçeve Yasa) 18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kurulduğumuz 2015 yılından bu yana barış, geçmişle yüzleşme, çatışma dönüşümü ve toplumsal hafıza üzerine eleştirel ve erişilebilir bilgi üretme misyonuyla örgütlenen Demos Araştırma Kolektifi olarak, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Çerçeve Yasa’nın bize düşündürdüklerini paylaşmak için bu yazıyı kaleme alıyoruz.

Amacımız, konumumuz ve yaklaşımımız

Barışın en imkânsız gözüktüğü, barış talebini dile getirmenin kendisinin hedef hâline getirilmeye yettiği yıllarda, “Siz neden hâlâ barış konuşuyorsunuz?” diye sorulurken dahi barışı tartışmakta ısrar eden bir örgüt olarak Çerçeve Yasaya dair düşüncelerimizi paylaşmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Ekim 2024’te kamuoyunda duyurulan müzakereler ile başlayan bu yeni süreci yakından takip ediyor ve 10 yılda biriktirdiklerimizle katkı sunmaya çalışıyoruz. Demos’u çoğunuz barış ve geçmişle yüzleşmeye dair dünya deneyimleri, bu alanların toplumsal cinsiyet ile ilişkisi ve barış/geçmişle yüzleşmede sivil toplumun rolüne ilişkin üretimlerimiz ile tanıyorsunuz. Bu doğrultuda yeni süreçte de 11 Temmuz 2025’teki sembolik silah yakma törenine katılımımıza ilişkin içerikler; İnsan Hakları Derneği (İHD) ile ortak yayınladığımız, TBMM çatısı altında kurulan Komisyona sivil toplum katılımına dair araştırma; ve resmi adımların ötesinde, sivil alanı odağa alarak tuttuğumuz süreç kronolojisi başta olmak üzere üretimlerimize devam ettik.

PKK’nin 12. Kongresi’nde aldığı, örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararıyla birlikte sürece dair silahsızlanma tartışmaları hız kazandı. Bu doğrultuda biz de silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon (disarmament, demobilization and reintegration – “DDR”) konusunu çalışma alanlarımıza dahil etmeye karar verdik. Araştırmaya başladıkça gördük ki DDR, güvenliği salt devlet eksenli ele alan bir saha. Tartışmalar çoğunlukla Birleşmiş Milletler’in önerdiği DDR çerçevesi (IDDRS) ve bu çerçevenin büyük ölçüde şekillendiği Afrika ülkelerindeki deneyimler üzerinden yürütülüyor; Sierra Leone, Liberya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti özellikle “klasik” referans vakalar olarak tekrar ediyor. Bu çerçeve, feminist ve eleştirel kaynak üretimini zorlaştırıyor; alanda uzmanlaşan araştırmacı sayısı sınırlı, üretilenin önemli bir kısmı da devletçi/güvenlikçi bir paradigmadan geliyor. Yani Demos’un araştırmalarında esas aldığı ana akıma alternatif, yerelden, özne odaklı ve toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımların nadir benimsendiği bir saha. Öyle ki, erişilebilir ve eleştirel bilgi üretme hedefi olan bir araştırma kolektifi olarak bu alanda beslenebileceğimiz eleştirel literatürün dahi kısıtlı olduğunu gördük. Bu da bizi DDR üzerine kendi içimizde öğrenmeye, tartışmaya ve başka deneyimleri araştırmaya teşvik etti. Yakınlarda QAD Barış Araştırmaları Derneği’nin desteğiyle araştırmacılarımızdan Ruken Ay Adın ve Dr. Nisan Alıcı’nın Resmi Anlaşma Olmaksızın Silahsızlanma: Kolombiya, Kuzey İrlanda ve Nepal Deneyimlerinden Derslerle Türkiye Barış Sürecinde DDR’nin İmkânları ve Önündeki Engeller başlıklı araştırmasını yürütmeye başladık.

Bu yazıda Çerçeve Yasaya dair girişte yaptığımız Genel Değerlendirme dışında çoğunlukla DDR alanından bakarak düşündüklerimiz yer alıyor. Yasanın ve sürecin Kürdistan, Türkiye ve bölge halkları için doğurması beklenen olumlu/olumsuz sonuçlarına dair siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, hukukçular ve gazeteciler tarafından çok sayıda analiz, eleştiri ve tutum yazısı yazıldı, yazılmaya devam ediyor. Bunların bazılarını tekrar, bazılarına itiraz eder bir yazı kaleme almanın sürece yeni ve yapıcı bir katkı oluşturmayacağını düşündük. Bununla birlikte DDR ekseninde -ki Kürt hareketinin bu yasanın bir barış yasası değil silahsızlanma yasası olduğuna dair tutumu dikkate alındığında elzem olan- analizlerin az olduğunu gördük. Bu boşluğu tek bir yazıyla doldurmak mümkün olmadığı gibi böyle bir hedefimiz de yok; ancak bu yazının açtığı soruların, DDR alanında başkaca üretimleri de teşvik edeceğini umuyoruz.

Elbette bu yazının açtığı soruların bir kısmını sormak için erken olduğunu biliyoruz – yasanın uygulanacağına dair haklı tereddütler bu kadar yoğunken, uygulamanın ilerleyen aşamalarına dair ortaya attığımız soru(n)ların en iyi ihtimalle gereksiz, en kötü ihtimalle zararlı olduğunu düşünenler olacaktır. Bu riski göze alıyoruz çünkü DDR’nin ilk ayağı olan silahsızlanmanın ve devamında gelmesi beklenen terhis ve yeniden entegrasyonun kapsamını, ilkelerini ve işleyişini ve barış/geçmişle yüzleşmeyle ilişkisini birlikte tartışmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. İçerisine yeni girdiğimiz ve alıştığımız politik/metodolojik kapsamdan uzak DDR alanını Demos olarak tek başımıza öğrenemeyeceğimizi biliyoruz. Bu nedenle DDR üzerine yapacağımız tüm çalışmalarda birlikte öğrenerek eleştirel bilgi üretmeyi bir yöntem olarak esas alıyoruz. Dolayısıyla bu yazı da başta sivil alan ve akademi olmak üzere barış mücadelesinde ortaklaştığımız herkese birlikte öğrenme ve tartışmaya davet niteliği taşıyor.

A. Genel değerlendirme

Yasanın ortaya çıkışını, devam eden sürecin önemli bir hukuki adımı olarak değerlendiriyoruz. Bu adımın ne anlama geldiğini yalnızca yasa metninden hareketle belirlemek kolay değil; sürecin bir barış anlaşması metni yokluğunda, atipik yürütülen bir barış müzakeresi olduğunu, başından bu yana barış-demokratikleşme ikiliğine sıkıştırıldığını ve bunların barış hedefine ulaşmakta yarattığı zorlukları görüyoruz.

PKK-devlet arasındaki çatışmayı ilgilendiren başkaca yasal metinler de daha önce TBMM’den geçti. 2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, pişmanlığı adında gizlese de özünde esas alan ve bu yönüyle dönüşleri teşvik etmekte başarısız olan bir metindi. Yine 2014 tarihli ve 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ise hükümetin çözüm sürecine yönelik (arkasında durmadığı) irade beyanını ve süreçte yer alan kamu görevlilerinin sorumsuzluğunu ortaya koymaktan öteye geçemedi; Çözüm Süreci’nde rol alan Kürt hareketinden siyasetçiler, sürece dair çalışmaları nedeniyle yargılandı ve ağır cezalara çarptırıldı. Önceki barış denemelerine dair bu yasal tarihe göz attığımızda Çerçeve Yasa’nın çatışma çözümünü nerelerde geçmişe kıyasla ileri götürdüğünü, nerelerde geri kaldığını daha iyi görüyoruz. Bu tarihsel bakış, bir infaz düzenlemesi olarak Çerçeve Yasa’nın geçirilmesi sürecinde, PKK’nin ilkesel olarak reddettiği pişmanlık kavramından uzaklaşılmasının barışı mümkün kılan koşullar açısından bir kazanım olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte Çerçeve Yasa’nın cezai sorumsuzluğu yine kamu görevlileriyle sınırlı tutması, yargı bağımsızlığının olmadığı Türkiye’de sürece yönelik güvensizliği pekiştiriyor. Çerçeve Yasa’nın “ilk hukuki metin” veya “aslında af/pişmanlık niteliği taşıdığı” gibi farklı tespitler mevcut, ancak Yasa’nın bu eski metinlerle karşılaştırıldığı daha nüanslı tarihsel, politik ve normatif analizlere de ihtiyaç var.

Yasanın kendisinin nasıl tanımlandığı, tarafların yasaya yüklediği anlamlar ve kamuoyundaki tartışmalar da çeşitli. Bir taraftan Kürt hareketinin yasayı bir “barış yasası” olmaktan ziyade silahsızlanmaya ilişkin bir düzenleme olarak değerlendirdiğini görüyoruz. Diğer taraftan, yasanın “çerçeve/kök yasa” olarak tanımlanması karşısında “terör örgütü” tanımı, uygulamanın devletin güvenlik aygıtının tek taraflı teyit ve tespitine bağlanması ve demokratikleşmeye yönelik herhangi bir hüküm içermemesi gibi meseleler etrafında devam eden tartışmalar var. Demos olarak Komisyon’a ilişkin çalışmamızda ifade ettiğimiz gibi, silahsızlanmanın geçmişle yüzleşme ve demokratikleşmeye dair adımların ön koşulu olarak görülmesi sürecin başarıya ulaşma ihtimalini azaltıyor. Bunun yerine bu üç ayağın -silahsızlanma (hatta DDR), geçmişle yüzleşme ve demokratikleşme- birbiriyle uyumlu ve eşzamanlı programlar olarak ele alınması, silahsızlanmayı sağlayacak ve devam ettirecek koşulları oluşturmaya daha elverişli olacaktır. Nitekim anti-demokratik uygulamaların devam etmesi, geri dönüşler için elzem olan güven ortamının oluşmasının önünde bir engel teşkil ettiği gibi toplumu barış gündemine ikna etmeyi de zorlaştırıyor.

Silahsızlanmanın gerçekleşmesi, kendi başına barışın toplumsallaşması, çatışmanın nedenlerinin ortadan kalkması veya demokratikleşmenin sağlanması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda silahsızlanma sürecinin nasıl yürütüleceği de sonraki aşamaların niteliğini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle yasayı değerlendirirken yalnızca silahların bırakılmasına ilişkin hukuki düzenlemelere değil, bunun sonrasında ortaya çıkacak terhis ve yeniden entegrasyon süreçlerine ve bunların toplumsal yaşamla ilişkisine de bakılması, bunların geçmişle yüzleşme ve demokratikleşmeyle ilişkisinin kurulması gerektiğini düşünüyoruz.

Farklı çatışma deneyimleri, silahsızlanmanın tek başına ele alınamayacağını; savaşan kişilerin sivil ve toplumsal yaşama dönüşlerinin, toplumsal kabulün, barış eğitiminin, ekonomik ve sosyal koşulların, psikososyal ihtiyaçların ve çatışmanın etkilediği toplumsal ilişkilerin de sürecin bir parçası olduğunu gösteriyor. Türkiye açısından hangi unsurların nasıl uyarlanabileceği ise henüz cevaplanmamış bir soru ve bizim araştırmamızın da temel meselelerinden biri. Dolayısıyla Çerçeve Yasa ile birlikte önümüzde yalnızca “silahların bırakılması nasıl gerçekleşecek?” sorusu bulunmuyor. Aynı zamanda “bundan sonra nasıl bir toplumsal ve siyasal hayat kurulacak?”, “silahsızlanan kişilerin dönüşü nasıl gerçekleşecek?”, “toplum bu dönüşüme nasıl hazırlanacak?”, “güven nasıl inşa edilecek?” ve “bu süreçte farklı toplumsal grupların ihtiyaçları nasıl gözetilecek?” gibi sorular da önem kazanıyor.

Bu soruların önemli bir kısmının cevabını bugün için bilmiyoruz. Ancak bize göre yalnızca mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanmasını beklememek, ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek ihtiyaçları, riskleri ve imkânları şimdiden tartışmaya başlamak önemli. Barış isteyenlerin sürece yapıcı katkı koymasına yönelik çağrıların buna karşılık geldiğini düşünüyoruz. Bu sürecin çatışma bağlantılı doğrudan şiddeti sona erdirdiği gibi demokratikleşme tartışmaları için kapı araladığını görmek şart; yıllarca barış üzerine söylediğimiz her sözü, yazdığımız her yazıyı olası yargı tacizleri riskiyle değerlendirirken bugün barış üzerine daha serbest konuşabilmemiz bunun açık bir göstergesi. Bir yandan cezaevlerinden, dağdan, sürgünden geri dönüşlerin gerçekleşmesi için PKK ile devletin üzerinde uzlaştığı ve TBMM’den çoğunluğun evet oyuyla geçen bu Çerçeve Yasa’nın uygulanmasını talep eder ve izlerken, bir yandan Yasa’nın eksikliklerine dikkat çekip demokratikleşmeye dair mücadelenin sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Bu kuşkusuz ki devletin silahsızlanma gerçekleşirken dayattığı koşulların geçmişle yüzleşme ve demokratikleşme üzerindeki etkilerini, teknik bir silahsızlanma sürecinin üzerini örttüğü hak ihlallerini ve bunların toplumsal muhalefette yarattığı ve yaratabileceği ayrışmaları da tartışmayı gerektiriyor. Bu nedenle aşağıdaki başlıklarda, yasanın doğrudan düzenlediği alanların yanı sıra, yasanın uygulanmasıyla birlikte gündeme gelebilecek toplumsal meseleleri de tartışmaya açıyoruz.

B. Toplumsal cinsiyet

Çatışmadan barışa geçiş süreçlerinde toplumsal cinsiyetin DDR tasarımına dahil edilmesi gerekiyor. Bu, kadınların sürece yalnızca biçimsel bir “bileşen” olarak eklemlenmesi, yani salt temsil amacıyla dahil edilmesi anlamına gelen bir dahiliyet değil; savaşan öznelerin toplumsal cinsiyete dayalı olarak farklılaşan risk ve ihtiyaçlarının sürecin her aşamasına içkin kılınmasını gerektiren bir dahiliyet.

Geri dönecek olan kadınların toplumsal cinsiyetlendirilmiş deneyimlerinin dikkate alınması, sürecin bu yeni aşamasına kadınların etkili katılımıyla mümkün olabilir. Nitekim kadınlar bu talebi başından beri dile getiriyor. Ancak sürecin yine demokratikleşme başlığıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka özelliği de, iktidarın toplumsal cinsiyet karşıtı politikalarını eş zamanlı yürütmesi. Çerçeve Yasa tartışmalarıyla Anayasa Mahkemesi’nin nafaka hakkını sınırlandıran kararı ve LGBTİ+’ları bu sefer açıktan ve doğrudan kriminalize eden yargı paketi tekliflerinin aynı zamanlara denk gelmesi iki ayrı gündem değil. Bu gündemlerin arasındaki bağı, yani patriyarkayla militarizmin, şidddetin, ayrımcılığın ilişkisini dile getiren kadınların ve LGBTİ+’ların görüşlerinin ve taleplerinin daha fazla gündeme alınması, Çerçeve Yasa’nın açtığı demokratikleşme penceresini görmek demek.

Yasa’nın kurduğu İcra Kurulu (resmi adıyla “Takip ve Değerlendirme Kurulu”) ve bunun altında oluşturulan alt kurul/komisyonlar, silahsızlanma ve terhis sürecinde kimin “savaşçı” sayılacağına, kimin yeniden entegrasyon desteğinin kapsamına gireceğine dair kriterleri henüz belirlemedi. Uluslararası deneyimler, bu kriterlerin -eğer kadınlar sürece dahil edilmeden, salt devletin güvenlik bürokrasisi tarafından belirlenirse- muharebe-dışı rollerde (kuryelik, istihbarat, lojistik, aşçılık vb.) yer almış kadınları büyük ölçüde dışarıda bırakma riski taşıdığını gösteriyor. Bunun yanında geri dönüşün toplum ve aileler tarafından nasıl karşılanacağı sorusunu genellenebilir bir kabul senaryosuyla yanıtlayamayız. Kadın gerillalara yönelik güçlü bir toplumsal saygı/kabul olabileceği gibi bu kabul herkes için aynı işlemeyebilir; damgalanma riski farklılaşabilir. Başka deneyimler, geri dönüşte hem bu damgalanmayla başa çıkmanın hem de bakım emeğinin büyük ölçüde yine kadınların üzerine kaldığını gösteriyor.

Kadınların talepleri sürecin başından beri süren bir mücadele hattı olarak devam ediyor. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin açıklamalarında yer verdiği üzere, yasada bahsedilen komisyon ve kurullarda kadınların eşit temsille yer alması, kadın hareketinin kendi mekanizmalarıyla oluşturacağı bağımsız bir komisyonun sürecin resmi izleme yapısının parçası olarak tanınması, savaş yıllarında kadınlara yönelen militarist şiddetin sorgulanması için kadın hakikat komisyonlarının kurulması, koruculuk ve bekçilik sistemlerinin kaldırılması bu taleplerin başında geliyor. Şubat 2026’da açıklanan Meclis Komisyonu raporu bu talepleri içermedi. Farklı çatışma sonrası süreçleri karşılaştıran araştırmalar, kadınların barış müzakerelerine anlamlı katılımı sağlandığında imzalanan anlaşmaların başarılı olma ihtimalinin önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Kadın örgütlerinin sürece dahil olduğu durumlarda, anlaşma hükümlerinin on yıllık bir süre boyunca fiilen uygulanma oranı da belirgin biçimde artıyor. Kolombiya’da toplumsal cinsiyet eşitliği bölümünün anlaşma metnine girmesi, Kuzey İrlanda’da mağdur hakları ve eğitim gibi başlıkların müzakere masasına taşınması, kadınların masada bulunması ile mümkün oldu. Türkiye’de, özellikle de bir barış anlaşmasının yokluğunda kadınların komisyon ve kurullarda yer alması, DDR’nin ve genel olarak barış sürecinin hem kapsayıcılığını hem de kalıcılığını doğrudan belirleyecek.

C. Toplumu barışa hazırlamak

Silahların susması toplumun barışa hazır olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim Zonguldak ve Düzce’de Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırılar, Amedspor maçında devletin Kürt halkına yönelik işlediği suçları sembolize eden sarı torbaların sallanması gibi olaylar sürecin toplumsallaşmasındaki eksikleri ortaya koyuyor. Barış eğitimi veya diyalog zeminleri bu meselenin önemli bir bileşeni olarak ele alınmalı. Sürece açık olmayan kesimler için olduğu kadar, savaştan dönenlere yönelik düşmanlık besleyebilecek kesimlerin yeni toplumsal düzeni kabul edip içselleştirmesi için de toplumsal düzeyde eğitim programlarını hazırlanması gerekebilir. Ama bu, örgün eğitim ya da klasik bir müfredat anlamına gelmek zorunda değil, en azından şimdilik. Mahalle ölçeğinde, yerel yönetimler eliyle yürütülecek diyalog çalışmaları bu aşamada daha uygulanabilir ve gerçekçi bir seçenek olabilir. Kürdistan’ın ihtiyaçları şehirden şehre farklılaşırken, Türkiye’nin geri kalanı da bu tabloya dahil edildiğinde bambaşka ihtiyaç setleri karşımıza çıkar. İlçe belediyeleri gibi görece küçük ölçekli yerel yönetim birimlerinde dahi toplumu barışa hazırlamaya ve bir arada yaşamayı mümkün kılmaya yönelik diyalog çalışmaları düzenlenmesi gibi örnekler üzerine düşünebilmeliyiz. Bu çalışmaların toplumsal cinsiyete duyarlı ve hak temelli olması için sivil toplumun da sorumluluk alması ve etkin katılım göstermesi gerekir.

Diyalog ve güven inşası bu hazırlığın ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli; kolaylaştırıcılık, yerel düzeyde diyalog mekanizmaları, sürece mesafeli ama demokrasi yanlısı sivil toplum kesimleriyle temas gibi araçlar da bu kapsamda ele alınmalı. Ancak diyalog zemininin sağlıklı işleyebilmesi için tarafların sürece dair algı ve beklentilerindeki farklılıkların da görünür kılınması gerekiyor. Bu farklılıklar bir maliyet-fayda hesabına indirgendiğinde, toplumsal düzeyde ortak bir zemin kurmak güçleşebiliyor. Bununla birlikte, silahsızlanma sürecinin ilerlemesi bunu zamanla dönüştürebilecek bir potansiyel taşıyor; güven inşası ile silahsızlanma birbirini besleyen, karşılıklı olarak güçlendiren süreçler olarak da okunabilir. Çerçeve Yasa toplumu bu sürece hazırlayacak diyalog ve barış eğitimi mekanizmalarına dair açık bir hüküm sunmuyor; İcra Kurulu’nun ve alt komisyonların görev tanımları da bu boşluğu şimdilik kapsamıyor. Yasanın DDR’yi büyük ölçüde teknik bir silahsızlanma ve entegrasyon sürecine indirgeyen yaklaşımı, toplumsal düzeydeki kabul ve yüzleşme boyutunu ikincil bırakıyor. Ancak yasanın uygulama sürecinin henüz başında olması, bu tür mekanizmaların yerel yönetimler, sivil toplum ve özellikle kadın hareketinin girişimleriyle zaman içinde şekillenebileceği bir alan da olabilir. DDR’nin teknik boyutunun yanına toplumsal kabul ve yüzleşme boyutunun eklenmesi, sürecin ilerleyen aşamalarında hâlâ mümkün.

D. Kamuoyu iletişimi ve medya

Yasanın ve sürecin/DDR’nin kamuoyunda nasıl anlatılacağı, hangi dille ve hangi çerçeveden aktarılacağı, yukarıda bahsedilen toplumsal kabul sürecinin doğrudan bir uzantısı. Nefret söylemi ve damgalamayla mücadele, kazanan-kaybeden ikiliğini kıracak bir dil bu başlığın merkezinde duruyor. Bu damgalanmanın kadın savaşçılar söz konusu olduğunda katmanlaştığını da unutmamak gerekiyor: hem eski savaşçı olmanın hem de toplumsal cinsiyet rollerinin dışında bir yaşam sürmüş olmanın getirdiği çifte bir ötekileştirme riski var.

Bu noktada barış gazeteciliği kavramı da öne çıkıyor; medyanın çatışmayı yeniden üretmek yerine diyaloğu ve ortak zemini görünür kılacak bir dil kurması, sivil toplum-medya işbirliğinin geliştirilmesi ile mümkün olabilir. Ama bu sorumluluk yalnızca gazetecilere düşmüyor, barış diline uygun bir söylemin yargı ve güvenlikten sorumlu devlet kurumlarının dilinde de karşılık bulması gerekiyor; aksi halde medyanın tek başına üstlendiği bir dil değişimi kalıcı olmuyor.

Bugüne kadarki deneyim, bu tür işbirliği zeminlerinin henüz kurumsallaşmadığını gösteriyor. Meclis Komisyonu’ndaki “dinleme” usulü dışında sivil toplumun resmi katılımına imkân tanınmaması, DDR-geçmişle yüzleşme-demokratikleşme arasındaki kopukluğu derinleştiriyor. Çerçeve Yasa’yla kurulan/kurulacak İcra Kurulu’nun, bunun kuracağı alt kurul ve komisyonların ve TBMM’de kurulacak İzleme Komisyonu’nun bu ilk komisyon deneyiminden çıkarması gereken en önemli derslerden biri, sembolik bir katılımın sürece anlamlı bir katkı sağlamayacağı.

E. Devletin silah(sız)lanması

DDR devlet merkezciliği gereği devlet dışı silahlı aktörlerin silahsızlanmasını gündeme alırken devletlerin silahsızlanmasını tamamen kapsam dışı bırakıyor. Oysa feminist barış aktivistlerinin on yıllardır -başta nükleer silahlara karşı- yürüttüğü silahsızlanma kampanyaları, devletlerin artan silah ve mühimmat harcamalarının halklar ve özellikle de kadınlar için güvenlik değil yıkım anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

PKK’nin silahsızlanması tartışmaları sürerken, devletlerin silahlanma trendi Türkiye için de devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı verilerine göre Türkiye’de 2025 yılı “savunma” (yani savaş) harcamaları, gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) %2,33’üne yükseldi; bu oran 2024’te %2,08, 2023’te %1,5’tu. 2025 NATO zirvesinde kabul edilen, üye ülkelerin 2035’e kadar yıllık GSYH’nin %5’ini savunma harcamalarına yatırması anlaşması, eğitime, sağlığa, barınmaya ve sistematik eşitsizliklerin giderilmesine ayrılması gereken bütçenin daha fazla silah, daha fazla şiddet, daha fazla yoksulluk satın alması demek. Bu arka planda, PKK’nin devlete teslim edeceği silahların envanteri çıkarıldıktan sonra TSK’nın kullanımına geçirilmesi veya satışı gibi ihtimaller kamuoyuna yansıyor. Tam da emperyalist işgaller ve bölgesel savaşlara atıfla başlatılan bu sürecin böyle bir sonucu olması şaşırtıcı olmayabilir, ancak silahsızlanmanın bu boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Teslim edilen silahların yok edilmesi talebini zamanı geldiğinde gündeme almalıyız.

Buna ek olarak, devletin PKK ile çatışma gerekçesiyle oluşturduğu, kalekollar, koruculuk sistemi, arama/kontrol noktaları gibi militarize yapıların tasfiyesi de yeterince gündeme gelmiyor. Haziran 2026’da İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre 2.763 kontrol ve arama noktası uygulamasına son verildi. Ancak koruculuk sistemi devam ettiği gibi Bakan, korucuların köy okullarına güvenlik görevlisi olarak atanacağını açıkladı. Militarizasyonun kim için güvenlik, kim için şiddet anlamına geldiğini Kürdistan’da kadınların maruz kaldığı üniformalı şiddetten, Gülistan Doku soruşturmasında ortaya çıkan erkek-devlet-çete işbirliklerinden biliyoruz. Güvenliği daha fazla silah, daha çok kolluk/asker ve daha güçlü orduya indirgeyen yaklaşımların karşısında devletin militarizasyonuna dair itirazları, bölgesel savaşlar ve güvenliğe feminist yaklaşımları yaygınlaştırmaya ihtiyaç var.

F. Çeşitlenen ihtiyaçlar ve erişilebilirlik

DDR süreci tasarlanırken en temel ilkelerden biri, herkese aynı uygulamayı sunan tek tip bir modelden vazgeçmek olmalı. Bunun yerine kişinin somut ihtiyacına göre şekillenen ve gerçekten herkesin erişebildiği bir yaklaşım kurulmalı. Bunu, önümüzdeki aşamaları ve geri dönüşleri düşünerek yazıyoruz. Kırk yılı aşkın bir çatışmanın içinde dağda, cezaevinde, sürgünde ya da Güney Kürdistan’da 1998’den bu yana varlığını sürdüren Mahmur Kampı’nda geçen onlarca yıl var; bu kadar uzun bir sürecin ardından dönen insanların ihtiyaçları da birbirinden çok farklı olacaktır. Kimi ileri yaşta, kimi bedensel ya da zihinsel bir engelle yaşıyor, kimi Türkçe konuşmuyor olabilir; az da olsa bazıları hiç okuma yazma öğrenememiş olabilir. Bunu görmeyen bir DDR tasarımı, en kırılgan olanları daha en baştan dışarıda bırakma riskine sahip. Bu nedenle somut olarak bedensel ya da zihinsel engeli bulunan savaşan kadın ve erkeklerin, silahsızlanma ve terhis aşamasının her adımında fiziksel erişime, uygun iletişim yöntemlerine ve uzman desteğe kavuşması sağlanmalı. Okuma yazma bilmeyenlerin ihtiyaçları formlarda, bilgilendirme metinlerinde ve süreçle ilgili tüm yazılı materyallerde gözetilmeli; bu materyaller sözlü ya da görsel alternatiflerle desteklenmeli. Türkçe konuşmayanlar için sürecin her aşamasında Kürtçe materyaller hazırlanmalı ve yeterli sayıda ve nitelikte tercüman bulunmalı. Görme engeli olanların ihtiyaçlarına uygun materyal ve destek mekanizmaları hazır bulundurulmalı. Kısacası, DDR’nin başarısı büyük ölçüde bu çeşitliliği ne kadar gördüğüne ve buna göre esnekleşebildiğine bağlı olacak.

G. Topluluk temelli psikososyal destek

DDR’nin özellikle yeniden entegrasyon aşamasında hem silah bırakanların hem de onların ailelerinin ve yakın çevrelerinin psikososyal desteğe erişebilmesi önem taşıyor. Kamuoyuna yansıdığı üzere, Çerçeve Yasa’nın uygulanması kapsamında Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu başlıklı bir kurul oluşturuldu; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’ndan uzmanların da bu kurulda yer alması bekleniyor. Ancak “psikososyal destek” denildiğinde çoğu kişinin aklına yalnızca bireylerin psikologa erişimi geliyor; bu bireyci/klinik indirgeme, özellikle cezaevlerinde psikolojik danışmanların etik dışı, hatta düşmanca muamelelerine maruz kalmış kişiler tarafından tepkiyle karşılanıyor. Bu tepkinin haklı bir zemini olduğunu ve güvensizliğin bir hakikat olduğunu görmek gerekiyor. Ancak bu haklı güvensizlik, DDR’nin psikososyal boyutunu tümden bir kenara bırakmak anlamına gelmemeli; çünkü DDR’nin psikososyal etkileri, en az politik etkileri kadar gerçek ve dikkate alınmaya değer.

Topluluk temelli psikososyal destek, bireyci ve asimilasyoncu rehabilitasyon süreçlerinden ayrılıyor. Öncelikle, savaşan kişilerin döndüğü topluluğun parçası olan, onların ana dillerini konuşan, bir tarih ve kültürü paylaşan kişilerin bu desteği sağlaması gerekiyor. Söz konusu destekler ihtiyaç halinde bireysel terapi ilişkisini içerebilir ancak bununla sınırlı değil; topluluk bağlarını güçlendiren, örgütlenirken iyileştiren kolektif çalışmalar öne çıkıyor. Bu desteğin kapsamı, uzun zamandır teknolojiyle teması sınırlı kalmış kişilerin günlük hayatını kolaylaştıracak dijital beceri kazandırma eğitimlerinden, birlikteliği destekleyecek müzik ve spor etkinliklerine kadar uzanan bir yelpazede, farklı görünümlere sahip olabilir. İçerik, hem geri dönenlerin hem de topluluğun ihtiyaçlarına göre şekillendirilebilir. Tüm bunlar planlanırken kişilerin yaşı, toplumsal cinsiyeti, büyüdüğü ve geri döndüğü çevre gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir.

Geri dönecek olanların Kürdistan’da coşkuyla karşılanacağını tahmin etmek güç değil. Ancak bu; uzmanlaşmış, düzenli ve erişilebilir desteğe duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmadığı gibi psikososyal desteğe zaten gerek olmadığı yönündeki yaygın yaklaşım da bu talebi dile getirmeyi zorlaştırabilir. Psikososyal desteğe dair eleştirel yaklaşımların yaygınlık kazanması, hem bu desteğe ihtiyaç duyulmasının yaratabileceği damgalanma ve utancın ortadan kalkmasını hem de toplumsal, politik ve kültürel koşullara uygun destek için hazırlık yapılmasını teşvik edebilir. Eleştirel, toplumsal, feminist psikoloji gibi alanlarda çalışan profesyonellerin ve özellikle Kürdistan’daki sivil toplum örgütlerinin ihtiyaçlara uygun, yerelleştirilmiş programlar üzerinde yaptığı ve/veya yapacağı çalışmalar bu alandaki sessizliği kırmaya vesile olabilir.

H. Cenazeler ve yas hakkı

DDR’nin cenazeler ve yas hakkıyla ilişkisi, sürecin en az konuşulan ama en somut boyutlarından biri. Ağustos 2026’daPKK’nin yıllar önce yaşamını yitirmiş mensuplarının isimlerini toplu olarak açıklamaya başlaması -Diyarbakır’da tek bir taziyede kırk dokuz kişi, birkaç gün içinde yüzü aşan isim- bunun hâlâ güncel bir mesele olduğunu gösteriyor. Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi’nin yıllardır belgelediği üzere, Kürdistan’da yas iki yönlü bir kayıp üzerinden şekilleniyor: hem hayatını kaybetme hem cenazenin kendisinin kaybı. Cenazenin dini vecibelerinin engellenmesi, cenaze defnedilirken birkaç kişiyle sınırlı katılım izni verilmesi, taziye çadırı kurulmasının yasaklanması, kimi zaman naaşın yıllar sonra bir kutu içinde teslim edilmesi; bugüne kadar sıkça karşılaşılan uygulamalar arasında. Aynı çatışmada hayatını kaybetmiş insanlara kimliğine göre değer biçilmesi kamusal alandaki bir yas hiyerarşisine işaret ediyor. Silahsızlanma sürecinin bir bölümü olarak konuşulan sosyal uyum ve rehabilitasyon tartışmalarının, geride kalanların ölülerine ve mezarlara kavuşabilmesi ve yasını damgalanmadan tutabilmesi sorusunu da içermesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunu geçmişle yüzleşmenin bir parçası olarak da görmek gerekiyor. Savaş sonrası toplumların hakikatle yüzleşmesi, cenazelere, kayıplara ve yasa dair adımlardan bağımsız düşünülemez; ölülerine kavuşamayan, yasını tutamayan bir toplumda hakikatin ve onarımın konuşulması da eksik kalır. Bu nedenle yas hakkını yalnızca ailelerin bireysel bir talebi değil, sürecin bütünlüğü için önemli, kolektif bir adalet meselesi olarak ele almak gerekiyor.

I. Ekoloji

Kırk yılı aşkın süren çatışma, Kürdistan’ın coğrafyasında derin ve çoğu zaman geri döndürülemez ekolojik izler bıraktı. Askeri operasyonlar kapsamında ormanların yakılması, köylerin boşaltılması ve mera alanlarının kullanılamaz hâle getirilmesi, bölgenin hem biyoçeşitliliğini hem de kırsal yaşamın sürdürülebilirliğini derinden etkiledi. Baraj ve gözetleme amaçlı altyapı projeleri güvenlik gerekçesiyle hızlandırılırken doğanın tahribatı çoğu zaman bu güvenlik politikasının doğrudan bir aracı hâline geldi. Sermaye-devlet işbirliği ise hem çatışma öncesi hem de çatışma sonrası dönemde doğanın tahribatına yön veren bir başka dinamik oldu. DDR’nin ekolojik etkileri de bu nedenle, doğanın ağır tahribata uğradığı bölge ve Kürdistan için ayrıca değerlendirilmeli.

Silahların susması, savaşın yarattığı ekolojik yıkımın da sona ermesi anlamına gelmiyor; savaş sona erdikten sonra da askeri faaliyetlerin yol açtığı tahribat devam ediyor. Silah ve mühimmat artıkları, çatışmalardan kalan yapılar ve malzemeler toprağı, su kaynaklarını ve havayı zehirlemeye devam ediyor. PKK’nin silahlarını teslim etmesini müteakip silahlara ne yapılacağı sorusu da yukarıda bahsettiğimiz üzere belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmanın doğrudan kapsamında olmasa da çatışmanın bitmesinin sonuçlarından biri, Kürdistan’da artması beklenen ekonomik yatırımlar; bu da bölgedeki HES, JES gibi projelerin artması riskini doğuruyor. Özellikle ekoloji mücadelesi veren örgütlerin, bu alanda birikmiş deneyim ve bilgiyi bu sürece taşımasını; sürecin ekolojik tahribat açısından ortaya çikaracağı riskler ve bunları önlemeye yönelik talepler üzerine görüşlerini daha fazla paylaşmalarını, tartışmayı genişletmelerini umuyoruz.

*Demos Araştırma Kolektifi’nin resmi sayfasından alınan bu yazıyı, Kolektif’in onayı ile niha+ okurları için yayımlıyoruz.

Dört alt komisyon kurulma kararı alındı

“Çerçeve Yasa” kapsamında kurulan Kurul ilk kez toplandı

10 Ağustos’ta 467 oyla kabul edilen “Çerçeve Yasa”nın öngördüğü şekilde kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısı 3 saat sürdü. Dört alt komisyon kurulması kararı alındı

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kapsamında kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu ilk kez toplandı.

Sata 15.30’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen ilk toplantıya, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ve MGK Genel Sekreteri Okay Memiş katıldı.

Kurul tarafından toplantı sonrasında yapılan açıklamada, dört alt komisyon kurulması kararı alındığı belirtildi. Açıklama şöyle:

“7595 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını bugün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet YILMAZ başkanlığında; Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin katılımıyla gerçekleştirmiştir.

Ülkemizin ve bölgemizin terörden bütünüyle arındırılması, şiddetin ve silahların tamamen gündemden düşmesi ve kardeşlik ikliminin kökleşmesi vizyonuyla yürütülen tarihi süreç, 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun milletimizin iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yüksek bir toplumsal ve siyasi mutabakatla kabul edilmesiyle önemli bir eşiğe ulaşmıştır.

Türkiye Yüzyılı’nın en büyük yapı taşlarından biri olarak ülkemizin iç huzurunu ve toplumsal bütünleşmesini pekiştirecek ve aynı zamanda sınır ötesindeki istikrarsızlıklara karşı bölgemizi bir barış, refah ve güven havzası haline getirecek olan bu sürecin hukuki altyapısını oluşturan 7595 sayılı Kanunun 18 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmesiyle beraber idari mekanizmalar hızla harekete geçirilmiştir.

Bugün gerçekleştirilen ilk Kurul toplantısı kapsamında;

  • Kurulun işleyişi ve sürece dahil olan tüm devlet kurumlarımızın yürüteceği çalışmaların en üst düzeyde koordinasyonu detaylıca görüşülmüş,
  • Kurul çalışmalarının sevk ve idaresinde izlenecek usul ve esaslar ele alınmış,
  • Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonunun oluşturulması karara bağlanmıştır.

Devletimiz, tüm kurumlarıyla tam bir eş güdüm içinde, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek bu tarihi adımları kararlılıkla uygulamaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Yaklaşık iki yıldır devam eden Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasındaki görüşmelerin ardından yürütüle çalışmalar sonrasında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunu 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yasalaşmıştı.

Bu kapsamda oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısı 3 buçuk saat sürdü. Toplantıda sürecin gidişatı, PKK’nin silah bırakmasını takip ve teyit edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve kanun hükümlerinin uygulanmasını izleyecek kurulda yol haritası ve alt kurullar gündeme alındı.

Söz konusu kurulla birlikte alt kurulların da oluşturulması gündemde.

Oluşacak ilk alt kurulun, silah teslimi ve sahadaki doğrulama mekanizması üzerine olması planlanıyor. Bu kurulun Abdullah Öcalan’ın yürütücülüğünde çalışması bekleniyor.

Kurulun, silahların nerede, hangi takvimle ve hangi yöntemle teslim edileceğini takip etmesi öngörülüyor. Ayrıca adli işlemler için de bir kurul olacak.

Adalet Bakanlığı yetkilileri ile uygulamada görev alacak hâkim ve savcıların katkı vereceği bu yapının, gelecek kişilerin dosyalarını hukuki statülerine göre sınıflandırması hedefleniyor.

Ancak infazın ertelenmesine alt kurul değil, infaz hâkimi karar verecek.

Silahlarını bırakarak Türkiye’ye dönecek kişilerin sosyal uyum ve rehabilitasyon süreci için de bir kurul oluşturulacak.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığından psikolog, psikiyatrist, hekim ve sosyal hizmet uzmanlarının bu kurulda görevlendirilmesi planlanıyor.

Bir başka çalışma grubu da yasadan faydalanmak isteyenlerin başvuru ve kayıtları için oluşturulacak.

“Çerçeve Yasa”da atılacak adımlar, örgütün silah bıraktığının teyidine ilişkin Milli Güvenlik Kurulu kararının yayınlanması şartına bağlanıyor. Yasada 6 ay içinde başvuru yapacak örgüt üyelerine ceza ve infaz erteleme yer alıyor.

Yasa 467 oyla kabul edilmişti

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda 467 evet oyuyla kabul edilmişti.

Kaynak: AA, İlke TV, T24, niha+

Resmi Gazete’de yayımlandı

Erdoğan “çerçeve yasayı” imzaladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yasayı imzalamasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, düzenlemenin Meclis’te 467 milletvekilinin desteğiyle kabul edildiğini söyleyerek hayırlı olması dileğinde bulundu. Yasa’nın imzalanmasının ardandan, ilgili madde gereği oluşturulan Kurul, ilk toplantısını 24 Ağustos’ta yapacak.

Recep Tayyip Erdoğan, Foto: X

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandı. Erdoğan’ın imzalaması sonrasında yasa, Resmi Gazete’de yayımlandı.

2024 yılında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Parti milletvekilleri ile tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrılarla başlayan, 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın PKK’yi feshetme çağrısı yapmasıyla günümüze kadar gelen süreç, böylece yeni bir evreye taşınmış oldu.

Meclis’te yer alan partilerin katılımıyla kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu yaptığı toplantıların ardından, Abdullah Öcalan’ı İmralı Cezaevi’nde ziyaret etmiş ve sonrasında da ortak bir rapor hazırlamıştı.

Söz konusu yasa, bu sürecin sonucunda hazırlanmış ve Meclis’te 467 oyla kabul edilmişti.

Yasanın yürürlüğe girebilmesi için, Milli Güvenlik Kurulu’nun “silah teslimi ve fesih ile ilgili süreci ‘teyit’ ve ‘tespit’ etmesi” gerekiyor. Söz konusu sürecin Eylül ya da Ekim ayı içerisinde gerçekleşeceğine dair görüşler bulunuyor.

Sonrasında PKK gerilalarının, yurtdışında bulunan Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye dönmesi ve hapishanelerde bulunan siyasi mahpusların tahliye edilmeleri bekleniyor.

Erdoğan teşekkür etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yasayı imzalamasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, düzenlemenin Meclis’te 467 milletvekilinin desteğiyle kabul edildiğini söyleyerek hayırlı olması dileğinde bulundu.

Erdoğan açıklamasında yasanın Meclis’te kabul edilmesini “tarihî bir mutabakat örneği” olarak nitelendirerek, Türkiye’nin huzurlu, müreffeh ve güvenli geleceği için önemli bir adım atıldığını ifade etti.

Sürece katkı sunan siyasi aktörlere teşekkür eden Erdoğan, Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP Grubu ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’u özel olarak andı.

AKP Grubu’ndaki milletvekillerine de teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı siyasi partilerde yer almalarına rağmen yapıcı tutum sergileyen tüm siyasi parti grupları ve milletvekillerine minnettarlığını dile getirdi.

Sürecin bugüne kadar gelmesinde katkısı bulunan devlet kurumları ve görevlilerini tebrik eden Erdoğan, uygulamanın toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri gözetilerek yürütüleceğini vurguladı.

“Başta şehit yakınları ve gaziler olmak üzere toplumun tamamının hassasiyetlerinin dikkate alınacağını” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin yasanın belirlediği zeminde ilgili kurum ve kurulların koordinasyonunda sürdürüleceğini kaydetti.

Açıklamasında, “Milletimizin tamamının hassasiyetlerini dikkate alan bir yaklaşımla yürüttüğümüz süreci, Kanun’un belirlediği zeminde, ilgili kurum ve kurullarımızın riyasetinde aynı samimiyet ve titizlikle yönetmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Kurul 24 Ağustos’ta toplanacak

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ‘çerçeve yasa’da tanımlanan Kurul’un kanunun yayımlanmasıyla birlikte kurulduğunu ve ilk toplantısını 24 Ağustos’ta gerçekleştirmeyi planladıklarını duyurdu.

Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda toplantı ile ilgili şunları kaydetti:

“Gazi Meclisimizde 467 gibi rekor bir oyla kabul edilmesinin ardından, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Resmi Gazete’de yayımlanan 7595 Sayılı ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ hayırlı olsun. Kanunda tanımlanan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında faaliyet gösterecek olan Kurul, Kanun’un yayımlanmasıyla birlikte kurulmuştur. Kurul üyesi Bakanlarımız ve kurumlarımız da kendi sorumluluk alanlarındaki çalışmalarını başlatmıştır.

Kurulun ilk toplantısını 24 Ağustos Pazartesi günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu toplantıda Kurulumuzun çalışma usul ve esasları ile silahları bırakma ve fesih sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulacak alt komisyonlar ele alınacaktır. Ayrıca, Kurul üyelerimizin gündeme getirebileceği ve kurumlarımız arasında koordinasyon gerektiren hususlar üzerinde de değerlendirmeler yapılabilecektir. Kurulumuz, milli birliğimiz, kardeşliğimiz ve huzurumuz için etkin bir koordinasyon içinde çalışacak, 7595 Sayılı Kanun’la tanımlanan tüm görev ve sorumlulukları yerine getirmek için yoğun bir mesai sergileyecektir.”

Yasa’nın Kurul’la ilgili maddesi

Çerçeve Yasa’nın “Takip, koordinasyon ve uygulama” başlıklı 7. maddesinde söz konusu Kurul şu şekilde tanımlanıyor:

MADDE 7- Takip, koordinasyon ve uygulama

(1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç hâlinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi hâlinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Barış akademisyenleri: “Silahların susması temel talebimizdi”

Meclisten geçen “çerçeve yasayı” değerlendiren barış akademisyenleri Zafer Yörük ve Can Irmak Özinanır, yasanın, eksikliklerine rağmen ve doğrudan demokratikleşme garantisi taşımasa da silahların susması ve barış mücadelesinin yürütülmesi adına kritik bir adım olduğunu söyledi. Akademisyenler, umudun hep var olduğunu belirtti.

Fotoğraf: sessizkalma.org

Abdullah Öcalan ile devlet arasında yürütülen ve Kürt tarafının “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, devletin ve AKP iktidarının ise “Terörsüz Türkiye” adıyla tanımladığı süreç kapsamında düzenlenen “çerçeve yasa” 10 Ağustos tarihinde 467 oyla Meclis’ten geçti. “Çerçeve yasa” ya da resmi adıyla “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun,” 12 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunuldu.

Toplam 12 maddeden oluşan bu teklif, soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümlerden başvuru usullerine, hak yoksunluklarının kaldırılmasından silah ve malzemenin kayıt altına alınmasına kadar birçok düzenlemeyi kapsıyor.

Barış talebiyle bildiriye imza attıkları için yıllardır Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ihraçları ve yargı süreçleriyle karşı karşıya kalan barış akademisyenleri arasından Zafer Yörük ve Can Irmak Özinanır, yasayı Niha+’ya değerlendirdi.

İki yılı aşkın süredir devam eden sürecin ardından gelen düzenlemeyi ele alan akademisyenler, yasanın içeriği itibarıyla tek başına nihai bir çözüm ya da demokratikleşme sağlamayacağını ancak silahların susması ve hak mücadelesinin sürdürülmesi adına önemli bir “kapı araladığını” belirtiyor.

10 yıldır süren hak ihlallerine ve belirsizliklere rağmen akademisyenler, toplumsal barışın ve demokrasinin geleceğine odaklanılması gerektiğinin altını çiziyor.

Yörük: “Yasayı barış anlaşması olarak görüyorum”

9 yıl boyunca görev yaptığı İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki işinden çıkarılarak ihraç edilen siyaset bilimci Doç. Dr. Zafer Yörük, çerçeve yasayı öncelikle devlet ile bir silahlı güç arasında bir ateşkes ve barış anlaşması olarak gördüğünü, bu yönüyle doğrudan desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu ifade etti:

“Çerçeve yasa hem Kürt meselesinin hali hem de demokratikleşme açısından bir garanti vermiyor. Zaten şu andaki konusu da bu değil gibi gözüküyor. Yasanın şu anki konusu, silahlı savaşan bir grupla devlet otoritesi arasında bir mütareke, bir ateşkes ve ateşkesten barışa giden süreci başlatmaktır.”

Zafer Yörük, Fotoğraf: Gazete Duvar

“Demokratikleşme için olumlu bir adım”

Barış akademisyenlerinin en başından beri temel talebinin silahların susması olduğunu hatırlatan Yörük, düzenlemeyi Kürt meselesinden bağımsız olarak dahi olumlu ve umut verici bir gelişme şeklinde nitelendirdi. Yörük, yasanın iki boyutu daha olduğunu söyledi:

“İkinci olarak, Kürt meselesinin kendisinin çözümü konusunda önemli bir adım mı? Evet, o açıdan da önemli. Çünkü devletin, karşısında savaşan silahlı gücü bir muhatap olarak tanıması ve onunla belli bir anlaşma yapması, aslında Kürt realitesini, Kürt siyasi hareketini tanıması demektir. Bu durum, sivilleşme halinde DEM Parti ve diğer Kürt siyasi oluşumlarını muhatap alıp Kürt halkının göz ardı edilmiş taleplerini ciddiye almanın yolunu açabilir ama tabii ki bunun garantisini içermiyor.

Üçüncü mesele ise ülkenin demokratikleşmesi. Kürt sorununda silahların susması ve meselenin siyasi zeminde tartışılmasının kabulü, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacaktır. Kürt halkının talep ettiği haklar, siyasal sistemin otoriter ve yasaklayıcı yanlarını törpüleyecek dinamikleri zaman içinde ortaya çıkarır. Dolayısıyla demokratikleşme açısından olumlu bir adım olarak görmek gerekir.”

“Barış ortamı olumlu süreci çoğaltacaktır”

Barış akademisyenlerinin yaşadığı hak ihlallerine ve ihraç süreçlerine de değinen Yörük, akademisyenlerin kişisel bir beklenti ya da çıkar peşinde olmadığını vurguladı:

“Bizim başımıza gelenler, haklarını savunduğumuz Kürt halkının 100 yıldır çektikleri yanında hiçbir şeydir. Kaç sene geçti, herkes kendisine farklı bir yaşam kurdu. Hakkımızda beraat kararlarının çıkması hareket alanımızı olumlu etkiledi, KHK ile çıkarılan arkadaşlarımızın haklarını geri alma süreçleri başladı ve barış ortamı bu olumlu süreci çoğaltacaktır. Ancak biz barış akademisyenleri olarak kendimiz için hiçbir zaman bir şey beklemedik, imzamızı attık ve bedelini ödemeye de razı olduk.”

Özinanır: “Mücadele için bir fırsat”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışırken ihraç edilen barış akademisyeni Can Irmak Özinanır da iki yılı aşkın süredir devam eden sürece dikkat çeken çekti. Özinanır, çıkan yasanın yetersiz ve eksik olduğunu, pek çok konuyu kapsamadığını vurguladı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Meclis’te yaptığı konuşmada “bir kapı aralandı” söylemine dikkat çeken Özinanır, yasa ile bir kapının aralandığını ve bu kapının kapanmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

Can Irmak Özinanır, Fotoğraf: Marksist.org

İktidarın ana muhalefet üzerindeki baskıyı artırdığı son derece otoriter bir dönemde olunduğuna işaret eden Özinanır, yasanın tek başına demokratikleşme sağlamayacağını ifade etti. Savaş koşullarında demokrasinin her zaman daha geriye gittiğini hatırlatan Özinanır, “En azından silahların sustuğu bir ortamda demokrasi için mücadele etmek daha mümkün. Elimizde bu mücadeleyi yürütmek için bir fırsat var” dedi.

Özinanır, yasanın şu anki haliyle barış akademisyenleri için doğrudan bir sonuç doğurmadığını söyledi, fakat bir barış umudunun hep olduğunu, barış akademisyenleri olarak 10 yıl önceki taleplerinde haklı olduklarını da ekledi.

“10 yıl önceki talebimiz gerçekleşiyor”

10 yıldır barış talep ettikleri için cezalandırıldıklarını ve yargıdan çelişkili kararlar çıktığını ve kendisi gibi halen görevine dönemeyen çok sayıda akademisyen bulunduğunu hatırlatan Özinanır, şunları söyledi:

“Bizim 10 yıl önce talep ettiğimiz şeyin bir şekliyle gerçekleşiyor olmasını önemli buluyorum. Bu durum hemen işlerimize dönmemizi sağlamayabilir ama uzun vadede barışı talep edenler, barışın sonuçlarından da faydalanacaktır.”

Ne olmuştu?

11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan 406 akademisyen, 1 Eylül 2016’da dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. Ayrıca bildiriye imza atan 822 akademisyen Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı.

Ağır Ceza Mahkemesi bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek beraat kararı verse de Barış İçin Akademisyenler görevlerine iade edilmedi. Çünkü Barış Akademisyenlerinin bu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) olan dosyaları için, “önce iç hukukun bitirilmesi gerekir” kararı verildi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Barış Akademisyenleri ve Gülen Cemaati bağlantılı tüm dosyalar için OHAL Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, neredeyse tüm Barış Akademisyenlerinin iadesine ret kararı verdi. Komisyonun ret kararlarını açıklaması 2021 yılını bulduğu için akademisyenlerin bir üst mahkemeye erişimi yaklaşık 5 yıl gecikti.

Bunun üzerine 2019’dan itibaren BİM davaları başladı. Toplamda 10 yıla yaklaşan hukuki süreç hâlâ devam ediyor.

2023 Haziran itibariyle haklarında KHK ile ihraç kararı verilen çok sayıda Barış Akademisyeninin ise mahkemelerin göreve iade kararlarına rağmen üniversiteler tarafından işe başlatılmadığı kaydedilmişti.

10 yıllık hukuki mücadele: Yalnızca 14 kesin iade

Rapor: barisicinakademisyenler.net

Barış İçin Akademisyenler’in düzenli aralıklar ile yayınladığı rapora göre, göreve iade için açmış oldukları iptal davalarında bazı mahkemeler evet derken bazıları ise hayır diyebiliyor.

2016’dan beri süren hukuki mücadele sonucunda Danıştay kararı ile iadesi kesinleşen dosya sayısı ise yalnızca 14 iken Bölge İdare Mahkemesi düzeyinde 119, Danıştay düzeyinde ise 211 davada karar yok.

Ayrıca, her kademedeki akademisyenlere sosyal medya hesaplarının taranmasından vakıf, dernek vb. üyeliklerine kadar yeniden bir güvenlik soruşturması da yapılıyor. Böylece iade süreçleri daha uzun sürüyor ve akademisyenlerin aktif ve eleştirel bilgi üretimi giderek kısıtlanıyor.

BM sözcüsü: “Barış için atılan adımları destekliyoruz”

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘Çerçeve Yasası’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayına sunulurken, BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, barış yolunda atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. DEM Parti ise Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından ilk MYK toplantısını yapıyor.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak binilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunuldu. 467 oyla kabul edilen düzenlemede 87 ret, 7 çekimser oy kullanılmıştı.

Uygulama ne zaman başlayacak?

Meclis’ten geçen düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın onay süreci bulunuyor. Kanun, Erdoğan tarafından onaylanmasının ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle, Çerçeve Yasa’da öngörülen mekanizmaların işletilmesine ilişkin süreç başlayacak.

Ancak sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin henüz bir netlik bulunmuyor. Yasanın uygulanabilmesi için, güvenlik kurumlarının tespitleri ile Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması sonrasında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerine ilişkin uygulanacak hükümler yer alıyor. Yasanın resmi gazetede yayınlanmasından önce MGK’nın kararı beklenebileceği belirtiliyor.

BM: Barış yolundaki adımları destekliyoruz

Çerçeve Yasası’nın meclisten geçmesinin ardından dün dünyanın önden gelen basın kuruluşları yasaya ilişkin haberler yaparak sürecin geldiği aşamaya dikkat çekmişti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen günlük basın toplantısında, Türkiye’de kabul edilen düzenlemeye ilişkin soruyu yanıtladı.

Sürecin incelendiklerini belirten Haq, “Türkiye hükümetinin, PKK dahil olmak üzere Kürt gruplarla barış yolunda ilerlemeye yönelik attığı tüm adımları destekliyoruz.”

DEM Parti MYK yasa sonrası ilk kez toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, Meclis’te kabul edilen Çerçeve Yasa’yı görüşmek üzere Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

Toplantının ana gündemini, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ve yasanın uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeler oluştuyor. MYK toplantısında, Eylül ayında gerçekleştirilmesi beklenen kongre sürecinin de ele alınması bekleniyor. MYK toplantısında yapılacak değerlendirmelerin ardından DEM Parti’nin Çerçeve Yasa’nın uygulanma sürecine ilişkin tutum ve çalışmalarının netleşmesi bekleniyor.

“Çerçeve Yasa” Meclis’te kabul edildi

50 yıllık çatışma sürecini hukuki bir zeminde bitirme iddiası taşıyan tasarı, Meclis Genel Kurulu’nda hararetli tartışmalara sahne oldu. Yapılan oylama sonunda, teklif kabul edilerek kanunlaştı.

TBMM

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis’te yapılan oylamanın sonunda kabul edilerek kanunlaştı. Elektronik oylama üsülü ile yapılan oylamada 562 milletvekili oy kullanırken bunların 468’i kabul, 88’i ret, 6’sı ise çekimser oy kullandı. Böylece “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaşmış oldu.

Meclis Genel Kurulu yapılan oylamanın ardından kapatıldı.

Kamuoyunda “Çerçeve yasa” olarak bilinen düzenleme için görüşmeler 11.00’de başladı.

Genel Kurul’da partilerin grup başkanvekilleri yasa teklifine dair açıklamalar yaptı. Yeni Yol adına Bülent Kaya, İYİ Parti adına Turhan Çömez, CHP adına Rahmi Aşkın Türeli, MHP adına Erkan Akçay, DEM Parti adına Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yeni Parti adına Murat Emir ve AKP adına Abdulhamit Gül konuştu.

12 maddelik yasanın, yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturması öngörülüyor.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve PKK’nin silah bırakması ile PKK’lilerin hukuki durumlarını düzenleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulu’nda yoğun tartışmaların ardından kabul edilerek maddelerinin görüşülmesine başlandı.

Genel Kurul’da yapılan elektronik oylamada, yasa teklifinin maddelerine geçilmesi kararı 28 ‘Hayır’ oyuna karşılık, 269 ‘Evet’ oyuyla Meclis’ten geçti. İktidar kanadı (AKP ve MHP) tasarıyı “terörsüz Türkiye için tarihi bir devlet politikası” olarak nitelendirirken; İYİ Parti tasarıya sert sözlerle karşı çıktı. Yasa teklifine ‘Evet’ diyeceklerini açıklayan YENİ Parti ve CHP ise sürecin demokratikleşme ve adalet adımlarıyla desteklenmesi gerektiği şerhini düştü. YENİ Parti grubundan 33 milletvekili ‘Hayır’ oyu vereceğini ilan etti.

‘Hayır’ oyu vereceğini açıklayan Yeni Parti Milletvekilleri

1 İzzet Akbulut
2 Hasan Öztürk
3 Sibel Suiçmez
4 Cemal Enginyurt
5 Süreyya Öneş Derici
6 Deniz Yavuzyılmaz
7 İbrahim Aslan
8 Hikmet Yalım Halıcı
9 Cumhur Uzun
10 Eylem Ertuğ Eryılmaz
11 Murat Çan
12 Servet Mullaoğlu
13 Salih Uzun
14 Uğur Bayraktutan
15 Şeref Arpacı
16 Murat Bakan
17 Seyit Torun
18 Mahmut Tanal
19 Fethi Açıkel
20 Elvan Işık Gezmiş
21 Melih Meriç
22 İsmail Atakan Ünver
23 Mehmet Tahtasız
24 Ümit Özlale
25 Mustafa Erdem
26 Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu
27 Reşat Karagöz
28 Ayhan Barut
29 Barış Karadeniz
30 Fahri Özkan
31 Deniz Yücel
32 Seda Kaya Ösen
33 Ednan Arslan

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “çerçeve yasaya” ilişkin avukatları aracılığıyla açıklama yaptı. İmamoğlu, Türkiye’nin “tarihinin önemli eşiklerinden birinde” olduğunu belirterek barış, huzur, kardeşlik, demokrasi ve hukukun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in süreçte aldığı karara destek verdiğini belirtti. Özel’in “açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine” inandığını ifade eden İmamoğlu, “bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı” desteklediğini söyledi.

İmamoğlu, “Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum” dedi.

DEM Parti ise yasayı “çatışma çözümünün ilk adımı” olarak değerlendirdi.

Silivri Cezaevi’nden mesaj gönderen seçilmiş Hatay Milletvekili Ş. Can Atalay şiddetsiz siyaset ortamının önemine vurgu yaparken, Tunç Soyer de yasanın “kan ve gözyaşı devrinin kapanması” için bir anahtar olduğunu belirtti.

Günün Kronolojisi

11:37 – 13:55
Oturum Öncesi ve Kulis Trafiği
Süreci başlatan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Meclis’e geldi. Kuliste DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Bahçeli’nin yanına giderek tokalaştı. Öncesinde AKP ve CHP Grup Başkanları da Bahçeli ile selamlaştı.
11:58 – 14:01
Grup Başkanvekillerinin İlk Çıkışları ve İYİ Parti’nin Önergesi
Oturumun başında söz alan AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül süreci “Çanakkale ruhu” ile tanımlarken, DEM Parti’den Gülistan Kılıç Koçyiğit “Barışın kazananı 86 milyon olacaktır” dedi. CHP, YENİ Parti ve Yeni Yol temsilcileri demokratikleşme olmadan silahların susmasının tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. İYİ Parti, yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle görüşmelere başlanmaması için bir grup önerisi verdi. İYİ Partili Turhan Çömez’in “Teröristlerin affedileceği bu yasanın görüşülmesi için Sevr’in imzalandığı günü (10 Ağustos) tercih ettiniz” şeklindeki sert eleştirileriyle sunduğu önerge, oylanarak reddedildi.
14:06
İYİ Parti’nin Sert Muhalefeti: ‘Büyük Bir Kalkışmadır’
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, kürsüden sürece en sert tepkiyi veren isim oldu. Yasanın PKK yöneticilerini siyasete kazandırma amacı taşıdığını savunan Dervişoğlu, “Sürece kim ne ad verirse versin milli kimliğimiz ve cumhuriyetimize karşı girişilen büyük bir kalkışmadır. Öcalan’ı makbul bir siyaset gurusu gibi kim pazarlamıştır?” diyerek yasaya ‘Hayır’ diyeceklerini kesinleştirdi.
15:56
DEM Parti: ‘Bu Yasa Taviz Değil, Vatan Ortaktır’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yasanın “çatışma çözümünün ilk adımı” olduğunu belirterek, “Bu yasa taviz değildir, yenme ve yenilme değildir. Ülkenin bütünlüğünü tartışmaya açmıyoruz. Kürtler ayrılmak istese burada olmazdık. Vatan ortaktır” ifadelerini kullandı. Bakırhan, yasanın eksikleri olduğunu ancak desteklediklerini, asıl adımın Meclis açıldığında demokratikleşme ile atılması gerektiğini söyledi.
16:07 – 16:38
YENİ Parti ve CHP: ‘Barışın Önünde Durmayacağız’
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesini ve kayyım, AİHM kararları gibi demokratik adımların eksikliğini eleştirdi. Ancak “Silahların bırakılması için aralanan kapıyı kapatmayacağız, ‘Evet’ diyeceğiz” dedi. Özel, milletvekillerini illerinin hassasiyetlerine göre serbest bıraktı. CHP adına konuşan İnan Alp Akgün ve Oğuz Kaan Salıcı da “Cumhuriyeti demokrasiyle güvence altına alma zamanı geldi” diyerek CHP’nin ‘Evet’ oyu vereceğini doğruladı.
18:01 – 18:03
İktidar Cephesi (MHP, AKP): ‘Bu Bir Af Değildir’
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, yasanın bir af olmadığını, devam eden soruşturmaların veya suç vasfının değişmediğini vurguladı. “Sürecin amacı hukukun üstünlüğü ve iç cephenin güçlendirilmesidir” dedi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, hazırlanan raporun “üçüncü bir dış göz olmadan, bu toprakların evlatları tarafından” hazırlandığını, tek hedefin şiddetin bir daha konuşulmaması olduğunu aktardı.

Ne olmuştu?

Teklif TBMM Adalet Komisyonu’nda 18 saat boyunca görüşülmüştü.

Teklifte AKP, CHP, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR, Yeni Yol Grubu ve DSP milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 367 milletvekilinin imzası bulunuyor.

Tartışmaların da yaşandığı görüşmelerde AKP ve MHP, düzenlemenin “tarihi bir mutabakatın ürünü” ve “af niteliğinde olmayan” bir çalışma olduğunu savundu.

CHP ve Yeni Parti ise sürecin demokratikleşme ayağının eksik olduğunu vurguladı. Yeni Yol grubu ise düzenlemenin “şartlı genel af” niteliğinde olduğunu söyledi.

Yasa teklifinin tam metni

12 maddeden oluşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak adlandırılan çerçeve yasa teklifinin tam metni:

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu,

ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4 – (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5 – (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6 – (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7 – (1) Bu kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8 – (1) Bu kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9 – (1) Bu kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10 – (1) Bu kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11 – (1) Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12 – (1) Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1 – Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2 – Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3 – Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4 – Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adlî işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adlî kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5 – Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adlî işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmeksizin kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6 – Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7 – Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.

Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekretarya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8 – Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9 – Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10 – Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

MADDE 11 – Yürürlük maddesidir.

MADDE 12 – Yürütme maddesidir.

Meclis’te sandalye dağılımı

AKP 277, Yeni Parti 91, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 45, İyi Parti 29, Yeni Yol Partisi 20, HÜDA PAR 4, Yeniden Refah Partisi 4, TİP 3, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 2, EMEP 2, Saadet Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Parti’nin de 1’er sandalyesi bulunuyor. 10 milletvekili ise bağımsız.

Meclis Skor Tabelası: Çerçeve Yasa Oylaması

nihaplus Özel İnfografik Masası • Parti ve Milletvekili Bazlı Detaylı Dağılım
“KABUL” (Evet)
AKP268
DEM Parti55
MHP44
YENİ Parti35
CHP29
Yeni Yol Grubu16
Bağımsızlar7
HÜDA PAR4
TİP3
DBP2
EMEP2
DSP1
Saadet Partisi1
“RET” (Hayır)
YENİ Parti54
İYİ Parti29
CHP2
Bağımsızlar1
Demokrat Parti1
ÇEKİMSER
Yeniden Refah Partisi4
Yeni Yol Grubu3
KATILMAYANLAR
CHP14
AKP9
YENİ Parti2
MHP2
Bağımsızlar2
DEM Parti1
Yeni Yol Grubu1

Meral Danış Beştaş: Yasa, barışa giden yolda “asgari bir adım”

HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında dün Meclis’e sunulan çerçeve yasayı “ilk defa teslimiyetin dayatılmadığı, müzakerenin etkisinde varılan asgari bir yasa teklifi” olarak tanımladı.

Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” 5 Ağustos’ta açıklandı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, söz konusu yasaya ilişkin Niha+’ya yaptığı değerlendirmede bu düzenlemenin bir af yasası olmadığını vurgulayarak “Bu, neticede bir barış ve demokratik toplum sürecinin, müzakere sürecinin geldiği aşamada siyasi olarak yurt dışında mecburen bulunanlar, sürgündekiler, içerideki tutuklular, siyasi mahpuslar ve gerillanın gelişini düzenleyen bir düzenleme” dedi.

“Pişmanlık, teslimiyet dayatılmıyor”

Düzenlemenin bir kaos ortamı yaratmayacağını savunan Beştaş, “Tam tersine Kürt halkının artık hukuk kapısından içeri girmesi için ilk defa pişmanlığın, teslimiyetin dayatılmadığı, müzakerenin etkisinde varılan asgari bir yasa teklifi” ifadelerini kullandı.

Beştaş, yasanın sadece başlangıç için “küçük bir adım” olduğunu, sürecin bundan sonraki düzenlemelerle şekilleneceğini söyledi. Dil, kimlik, kültür hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme hakkı gibi başlıklarda demokrasiden, hukuktan, adaletten ve özgürlüklerden yana bir tutum sergilediklerini yineledi.

Yasada cezaların üst ve alt sınırlarının belirlendiğini aktaran Beştaş, kapsam dışı tutulan grupları da tekrarladı: 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezaları ile insan öldürme suçları düzenlemenin dışında bırakıldı. Beştaş, bu düzenlemelerin PKK ve KCK ile bağlantılı oluşum ve örgütler için geçerli olduğunu belirtti.

Eksiklikler Adalet Komisyonu’nda söylenecek

Yasanın eksikliklerine ilişkin konuşan Beştaş, 2005 yılı öncesi ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hüküm giyenlerin kapsam dışı bırakılmasının statü talebini karşılamadığını belirtti. Bu düzenleme, Abdullah Öcalan’ı da kapsam dışında bırakıyor.

Beştaş, kanunda yeni yasal düzenlemeler ve idari adımlar için Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında bir kurul oluşturulacağını, bu kurulun sürecin idari boyutunu yürütmekle sorumlu tutulacağını aktardı. “İdari olarak Sayın Öcalan akademisyen, gazeteci, siyasetçi bu konuda kendisiyle görüşmek isteyenlerle görüşebilecek diye yorumluyoruz ve istiyoruz. Yani talep çok net” dedi.

Beştaş, bu sürecin yeni bir yasa çıkana kadar fazla uzatılmaması gerektiği görüşünü ilgili taraflarla paylaştıklarını, yarın toplanacak Adalet Komisyonu’nda da bu eksikliklerin dile getirileceğini belirtti.

“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 7 Ağustos’ta Meclis Adalet Komisyonu’nun önüne inecek ve tartışılmaya başlanacak. Komisyonda kabul edilmesi halinde ise teklif Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

Kimi suçların yasa kapsamı dışında tutulmasına ilişkin Beştaş, bu durumun “Türkiye siyasetinin hâlâ belli ezberlerden ve kalıplardan kurtulamamış olmasının bir yansıması” olduğunu söyledi. Sürecin yalnızca müzakereyle değil, toplumun taleplerine sahip çıkması ve itirazını güçlendirmesiyle ilerleyebileceğini vurguladı.

“Bir kapı aralandı”

Yasanın hukuki riskler barındırdığını kabul eden Beştaş, eleştiri ve eksikliklerin bulunduğunu ancak bunun “asgari bir müşterek” olduğunu belirtti: “İlk adımın atılabilmesi için bir anlamda buna evet diyeceğiz. Çünkü bir adım atılmazsa gelecek adımların önü de kapalı olacak. Bir aralanma hali var. Yani bir kapı aralandı.”

Beştaş, bu kapının sonuna kadar açılmasının toplumun ve halkların elinde olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

“Çerçeve yasa” 12 maddeden oluşacak

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “çerçeve yasa”nın maddeleri açıklandı. Bir hafta içinde yasallaşması öngörülen teklifte Abdullah Öcalan’ın ve 2005 öncesi müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezası alanların kapsam dışında bırakıldığı görüldü.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen “çerçeve yasa” taslağında yer alan maddeler açıklandı. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli kanun teklifinin düzenlemeleri, AKP ve MHP tarafından yapılan ortak basın toplantısıyla duyuruldu.

Meclis’te düzenlenen basın toplantısına AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, AKP Genel Başkanvekili Abdülhamit Gül ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da katıldı. Güler, Meclis Başkanlığına sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli Kanun teklifinin maddelerini açıkladı. Güler, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifinin yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 maddeden oluştuğunu söyleyerek “Gerekli düzenlemeler gerektikçe yapılacak. Yine İmralı’da belli bir disiplin ve işleyişe tabi şekilde akademisyenler ve gazeteciler gibi kişilerle görüşmeler yapılacak” dedi.

Teklifteki maddelere göre, 2005 yılından önce ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar veya ağırlaştırılmış müebbet yükümlülüğü doğuran suçlar yasa kapsamı dışında tutulacak. Bu bağlamda, sürecin muhattabı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çerçeve yasanın kapsamında yer almaması kamuoyunda tepki yarattı.

Kartal: “Mevcut düzenleme yerinde bir karar değil”

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “umut hakkı” söylemlerini anımsatarak “Önder Apo bu süreçte etkili olmazsa, kendisi bizzat doğrudan çağrı yapmazsa bu süreç gelişmez. Hem Özgürlük Hareketi hem de halk açısından devletin Kürt sorununa yaklaşımındaki temel ölçü, devletin Önder Apo’ya yaklaşımıdır. Önder Apo’nun konumu, yaşam koşulları ve çalışma koşulları belirleyici ölçüdür. Eğer bu konuda güven veren bir gelişme yoksa, hâlâ bilinen güvenlik politikaları esas alınıyorsa, bu durum ne Özgürlük Hareketi’nde ne de halkta güven oluşturur” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sürece ilişkin bu sabah Millet Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Sinan Burhan’a yaptığı değerlendirmelerde, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik “umut kakkı”nın tanınması gerektiğini söyledi:

“Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan ‘umut hakkı’na kavuşmalıdır. Türkiye huzur bulmalıdır. Hedefimiz Türkiye’nin ve bölgenin huzura kavuşmasıdır.”

Kartal, sözlerine şu şekilde devam etti:

“İlk aşamada kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek böyle ele alınıyor olabilir. Ancak bunun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak diğer adımlarla mutlaka çözülmesi gerekiyor. Devletin yetkili organlarının ve Meclisi’nin bu konuda çok net olması gerekiyor. Halk ve hareket olarak biz böyle bakıyoruz. Çünkü gerçekten bu konuda bir gelişme olmazsa, Türkiye’ye dönüşler ve yasal-demokratik sürece katılım ciddi sorunlar yaşayabilir. Bu nedenle mevcut düzenlemeyi yerinde bir karar olarak görmüyoruz.”

Meclis Başkanlığı’na sunulan ve içeriği kamuoyu ile paylaşılan “çerçeve yasa” taslağının bir hafta içerisinde yasalaşması bekleniyor. Söz konusu kanun teklifindeki maddeler şu şekilde:

AMAÇ VE KAPSAM

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.

(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.

TANIMLAR

MADDE 2-(1) Bu Kanunda geçen;

a) Örgüt: PKK/KCK ve bağlı bütün oluşumlarını,

b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu, ifade eder.

Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi

MADDE 3- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir.

(3) Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.

Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi

MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fikrada belirtilen amaç için kullanılabilir. (2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.

Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi

MADDE 6- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;

a) Toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,

b) Toplam on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle,

İnfaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fikranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.

(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.

(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.

(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Takip, koordinasyon ve uygulama

MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir. (3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Silah ve malzeme teslimi

MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.

Süre

MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.

Görev ve sorumluluk

MADDE 10- (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK örgüt kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.

MADDE 2- Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.

MADDE 3- Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fikra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.

MADDE 4- Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adli işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.

Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.

MADDE 5- Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adli işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fikrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.

MADDE 6- Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.

Maddenin birinci fikrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.

Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir. Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.

MADDE 8- Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

MADDE 9- Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.

MADDE 10- Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idari veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

CHP ve HÜDAPAR da imza verdi

Bir hafta içinde yasallaşması beklen teklife, AKP, MHP, DEM Parti, HÜDA-PAR ve CHP imza verdi. Teklif, 7 Ağustos Cuma günü Meclis Adalet Komisyonu’nun önüne inecek ve tartışılmaya başlanacak. Komisyonda kabul edilmesi halinde ise teklif Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

“Bu yasa bir ilk adım”

DEM Parti Meclis grup salonunda yapılan imza toplantısının ardından DEM Parti Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi. İlk sözü alan Bakırhan, “Yasaya dönük eleştirilerimiz vardı. Yasanın eksiklikleri vardı. Bütün bunlara rağmen bu ilk adımı büyüteceğiz, toplumsallaştıracağız. 86 milyona götürmeye çalışacağız. Bunun yanında başta Meclis olmak üzere çatışmanın yeniden üretilmesini engelleyen her demokratik adımız sözü, pratiği ve eylemi de sonuna kadar savunacağız ve destekleyeceğiz” diye konuştu.

Bakırhan’ın ardından söz alan Tülay Hatimoğulları, DEM Parti olarak bu yasanın kök yasa niteliği taşımasını istediklerini belirterek “Kürt sorunu bir terör sorunu değil. Bunu her daim altını çizdik. Kürt sorunu iktisadi bir sorundur. Sosyal, siyasal ve toplumsal bir sorundur. Dolayısıyla bu sorunu, bu meseleyi bu şekilde ele alarak bundan sonraki süreçte yine müzakere ve diyaloğun devam ettiği ve demokratikleşmenin önünü açacak yeni yasaların ortaya çıkması bakımından da biz bu aşamayı önemli görüyoruz” dedi.

*Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Öcalan: “Her şey çözülmüş değil, ama negatif yaklaşmaya gerek yok”

DEM Parti İmralı Heyeti yaptığı yazılı açıklamada Öcalan’ın “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dediğini aktardı.

Abdullah Öcalan

DEM Parti İmralı Heyeti, 2 Ağustos tarihinde İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin içeriğine dair yazılı bir açıklama yayınladı.

Heyetin açıklamasında Öcalan’ın Meclis gündemine gelmesi beklenen “çerçeve yasa” ile ilgili olarak “Henüz her şey çözülmüş değil. Negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yok” dediğini duyurdu.

İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Erol, 2 Ağustos tarihinde İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmişti.

Öcalan kamuoyu ile paylaşılan mesajında şunları dile getiriyor:

“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.

“Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.

“Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.

“Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacıdır. Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir.

“Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız. Bu adımın barışa ve ekonomiye devasa katkısı olacaktır.

“Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.

“Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”

Çerçeve yasanın Meclis’e gelmesi bekleniyor

Bir süredir gündemin önemli bir maddesi haline gelen ve bu hafta Meclis’e sunulacağı belirtilen çerçeve yasa ile ilgili olarak AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Meclis kapanmadan yasal çerçeveyi ortaya çıkarmak istediklerini belirtti. Çelik “Hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli” ifadelerini kullandı.

PKK gerillaları 11 Temmus 2025 tarihinde Casene Mağarası’nda silahlarını bir törenle yakmıştı.

PKK’nin kendisini feshetmesi ardından silah bırakma sürecine hukuki zemin oluşturması beklenen ve uzunca bir süredir tartışma konusu olan çerçeve yasanın, Meclis’e gelmesi bekleniyor.

DEM Parti İmralı Heyetinin 20 Temmuz tarihinde Abdullah Öcalan ile görüşmesi ile birlikte tartışmaların yoğunluk kazandığı çerçeve yasaya yönelik hükümet ve hükümetin ortağı MHP yöneticilerinden de açıklamalar yapılıyor.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, dün partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında yaptığı açıklama ile çerçeve yasayı Meclis kapanmadan çıkarmak istediklerini belirtti.

Çerçeve yasa konusunda da yeni bir aşamaya gelindiğini belirten Çelik, “Yeni aşama silah bırakmanın temin edilmesi, terörsüz bölge hedeflerine ulaşılması için bir yasal çerçevenin ortaya çıkmasıydı. Bununla ilgili çok sayıda toplantı yapıyoruz, hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli. Ama ayrıca politik atmosfer de çok önemlidir” dedi.

Feti Yıldız: “Geçici ve müstakil bir yasa

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız de Yeni Birlik Gazetesine yaptığı açıklamada PKK’nin feshi, silahların teslimi ve sonrasını kapsayan amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu açık olduğunu belirterek “Soyut ve çerçevesi iyi çizilmeden kaleme alınan kavram setleri her zaman istismar edilmeye ve amaç dışı kullanılmaya elverişli olmuştur” dedi.

Yıldız yapılacak olan yasal düzenlemenin PKK ile özgüllendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Öcalan: “Yasal zeminin vakti geldi

DEM Parti İmralı Heyeti‘nin 20 Temmuz’da yaptıkları görüşme sonrasında 21 Temmuz’da Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerini yayınladıkları basın açıklamasında Öcalan’ın “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” sözlerine yer verildi.

Açıklamaya göre Öcalan’ın “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor” dediği belirtildi:

“Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.”

Yasanın bu hafta sunulması bekleniyor

İmralı Heyetinin Öcalan ile görüşme sonrasında AKP yetkilileri ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları ziyaret, yasanın yakın dönemde gündeme geleceğine dair beklentileri arttırdı. Meclis Başkanı Kurtulmuş, Meclis tatile girmeden süreci tamamlamak istediklerini son günlerde bir kaç kez dile getirmişti.

Kulislerde yasanın bu hafta Meclis’e sunulması ve ardından Adalet Komisyonu’nda ele alınması bekleniyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 24 Temmuz tarihinde TRT Haber’de katıldığı bir programda mevcut sürecin önemli bir aşamaya geldiğini belirterek, bunun “millî birlik ve kardeşlik” projesi olduğunu söyledi.

Gürlek, çerçeve yasanın 15 maddeden oluştuğunu ve önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelmesini beklediğini belirtti: “Terörsüz Türkiye süreci güzel bir aşamaya geldi bildiğim kadarıyla. Sayın Meclis Başkanımız Numan Bey de bir açıklama yaptı. Önümüzdeki hafta önce Adalet Komisyonu’na gelecek daha sonra da Meclis’te Genel Kurula gelme aşamasına geldi.

Bildiğim kadarıyla bir 15 maddelik bir metin var. O süreci Meclis takip ediyor, biz dahil değiliz. Sadece biz teknik olarak, Adalet Bakanlığı olarak kanunların yapılması aşamasında öneri sunabiliyoruz istedikleri şekilde. Ama bir an önce bu sürecin tamamlanması lazım.

Burada genel af düzenlemesi yok. Şahsa özel gibi bir düzenleme yok. Bunlar Meclis’in takdiri. Yani genel affa ilişkin şu an bir düzenleme, bir çalışma yok. Ama Meclis biliyorsunuz ne zaman kanun düzenlenirse gündeme gelebilir. Ama şu anki bu pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var.

Karasu: “Süreci teşvik ediyoruz”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, 27 Temmuz tarihinde Medya Haber’de yayınlanan özel bir programda Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasaya ilişkin konuştu.

Söz Taslağı beklediklerini belirten Karasu, şunları söyledi:

“Biz de taslağı bekliyoruz. Bir ara bir taslak dolaşıma sokuldu, basın üzerinden bize de geldi. Tabii o taslağın kabul edilecek yanı yoktu. Taslak üzerinde çalışılarak bir uzlaşma gerçekleşmiş görünüyor. Özellikle mesela ‘terör örgütü’ gibi bir kavramın kullanılması, böyle bir süreç açısından… Partiyi feshettik, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Süreci zaten doğru buluyoruz, destekliyoruz. Önder Apo’nun dediği gibi bu bir başlangıçsa, bir kapı açılıyorsa, en azından önümüzdeki dönemde yeni gelişmelerin, yeni adımların ön adımı olacaksa tabii ki biz de süreci teşvik eden bir yaklaşım içinde oluruz. Ama tabii taslağı bekliyoruz. Gördükten sonra tutumumuzu da açık ve net ortaya koyarız.”

Karasu ayrıca önceliklerinin Öcalan’ın özgürlüğünü hedeflediklerini belirtti.

Bakırhan: “Kategorik ayrım yapmamalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 26 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasanın kategorik ayrımlar yapmaması ve süreç kapsamında dönmek isteyen hiç kimseyi dışarıda bırakmaması gerektiğini belirtti.

Aydar: Güçlü bir hukuki zemin oluşturmalı

KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, süreç ve çerçeve yasa ile ilgili Ajansa Welat’a konuştu. Çerçeve yasanın Kürt sorununun çözümü için güçlü bir hukuki zemin oluşturması gerektiğini belirten Zübeyir Aydar, şu ifadeleri kullandı:

“Kürt sorunu yüzyıllardır süregelen büyük bir sorundur ve tek bir yasayla çözülemez. Ancak bu çerçeve yasa, çözümün önünü açmalı ve temelini oluşturmalıdır. Anayasa’dan başlayarak Türkiye’nin tüm mevzuatı gözden geçirilmelidir. Hapishaneler boşaltılsa veya ülkeye dönüşler sağlansa bile dil, kültür ve kimlik üzerindeki engeller kaldırılmadıkça sorun çözülmüş olmaz. Görüşme ve müzakere koşullarının netleşmesi gerekiyor. Devlet, Sayın Öcalan’ı muhatap ve başmüzakereci olarak görüyor. Ancak iki aydır kendisiyle görüşme yapılmıyor. Başmüzakerecinin statüsü güvence altına alınmadan ve iletişim kanalları tamamen açılmadan sağlıklı bir çözüm üretilemez. Bahsettiğimiz yasa, ilk adım olarak bu statüyü ve çalışma koşullarını netleştirmelidir.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.