8 Aralık 2024'ten entegrasyona Rojava'nın kronolojisi

Mazlum Abdi: SDG’nin entegrasyon süreci tamamlandı

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyon sürecinde sona gelindi. Mazlum Abdi yaptığı açıklamada, entegrasyonun tamamlandığını belirtirken “kimliğin ve kazanımların korunduğunu” vurguladı.

Foto: picture-alliance/NurPhoto/S. Backhaus

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, 20 Ağustos 2026’da Kamışlo’nun kuruluş yıldönümünde askeri, güvenlik ve idari kurumların devlet kurumlarıyla entegrasyonunun tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı. Abdi, bundan sonraki mücadelenin, hakları Suriye Anayasası’nda güvence altına almaya odaklanacağını vurguladı.

Mazlum Abdi açıklamasında, “Askeri, güvenlik ve idari kurumlarımızı devlet yapılarının kurumlarına entegre etme sürecinin sona erdiğini ve bütünüyle tamamlandığını söylemek isterim” dedi. Abdi ayrıca, Irak, İran ve Türkiye’den Suriye’ye gelen Kürt savaşçıların artık Suriye’den ayrıldığını belirtti.

Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) öncülüğünde Beşşar Esad hükümetinin devrilmesinin ardından günümüze kadar yaşananların ve SDG’nin entegrasyon sürecinin kronolojisini Niha+ okurları için derledik.

Suriye’de yaşananlar ve SDG’nin entegrasyon süreci

Esad sonrası denklem
8 Aralık 2024 Esad rejiminin devrilmesi ve geçiş yönetimi.

HTŞ öncülüğündeki muhalif güçler hızlı bir ilerleyişle Şam’a girerek yarım asırlık Baas iktidarını sona erdirdi. Ahmed eş-Şaraa liderliğinde bir geçiş yönetimi kuruldu. Ülkenin kuzey ve doğusu ise SDG ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolünde kaldı.

Aralık 2024 Kobanê’de süren saldırılar.

Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Türk Hava Kuvvetleri, Esad’ın devrilmesiyle eşzamanlı olarak Kobanê çevresinde SDG’ye yönelik saldırılarını sürdürdü.

10 Mart Çerçeve Anlaşması
12–23 Şubat 2025 İlk temaslar ve müzakere zemini.

Geçiş hükümeti, 12 Şubat’ta General Ziad el-Ayiş’i entegrasyon sürecini yürütmek üzere cumhurbaşkanlığı özel temsilcisi olarak atadı. 23 Şubat’ta Halk Savunma Birlikleri (YPG) komutanı Sipan Hemo başkanlığındaki SDG heyeti, Şam’da Savunma Bakanlığı yetkilileriyle askeri entegrasyon planlarını görüştü.

10 Mart 2025 Sekiz maddelik çerçeve anlaşma.

Cumhurbaşkanı eş-Şaraa ile Mazlum Abdi, Şam’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arabuluculuğunda sekiz maddelik bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, Kuzey ve Doğu Suriye’deki tüm sivil ve askeri kurumların devlete entegrasyonunu, ülke çapında ateşkesi, Kürtlerin “Suriye’nin ayrılmaz parçası” olarak tanınmasını ve vatandaşlık haklarını, sınır kapıları, havaalanı ve petrol-gaz sahalarının devlete devrini öngörüyordu. Uygulama son tarihi ise 2025 yılı sonu olarak belirlendi.

1 Nisan 2025 Halep mahalleleri için 14 maddelik yerel anlaşma.

Geçiş hükümeti ile SDG, Halep’te Kürt nüfusun yoğun yaşadığı Şêx Maqsûd ve Eşrefiye mahalleleri için 14 maddelik bir yerel anlaşma imzaladı. Anlaşma, SDG güçlerinin silahlarıyla Fırat’ın doğusuna çekilmesini ve güvenliğin İçişleri Bakanlığı ile SDG’ye bağlı Asayiş tarafından ortak sağlanmasını öngörüyordu.

3–9 Nisan 2025 Esir takası ve mahallelerden kısmi çekilme.

3 Nisan’da taraflar arasında esir takasının ilk kısmı gerçekleşti. 9 Nisan’da yaklaşık 480 savaşçı 60 askeri araçla Şêx Maqsûd ve Eşrefiye’den ayrıldı. Ancak mahallelerin nihai durumu belirsiz kaldı.

Nisan 2025 Tişrîn Barajı’nın kısmi devri.

10 Mart anlaşmasının ardından atılan adımlar kapsamında Tişrîn Barajı kısmen hükümet güçlerine devredildi. Ortak devriyeler başladı ve SDG cephe hatlarından çekilme taahhüdünde bulundu.

26 Nisan 2025 Rojava’da Kürt Birliği Konferansı.

Kamişlo’da toplanan konferans, birleşik Suriye içinde ademi merkeziyet ve kültürel-siyasi hakların anayasal güvencesini talep eden bir uzlaşı metni yayımladı.

7 Ekim 2025 Şam ziyareti ve ABD arabuluculuğunda askeri mutabakat.

Halep’teki çatışmaların ardından sağlanan ateşkes sonrası Abdi, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ve CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper eşliğinde Şam’a giderek eş-Şaraa ile görüştü. Abdi, SDG’nin orduya bireysel değil “büyük askeri birlikler” halinde katılmasında ısrar etti. Ekim’deki mutabakat, SDG birliklerinin kendi komuta yapılarını koruyarak orduya katılabilmesine kapı araladı.

Aralık 2025 Anlaşmanın uygulanması için son tarih doldu.

10 Mart anlaşmasının uygulama süresi, hükümlerin çoğu hayata geçirilmeden 2025 sonunda doldu. Taraflar karşılıklı gecikme ve engelleme suçlamalarında bulundu. 22 Aralık’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin Şam’daki ortak basın toplantısı sırasında Şêx Maqsûd yakınında çatışmalar çıktı.

Rojava’ya Saldırılar
4 Ocak 2026 Müzakereler somut sonuç olmadan tıkandı.

Şam’daki askeri birleşme görüşmeleri somut bir ilerleme sağlamadan sonuçlandı.

6–10 Ocak 2026 Halep’in tamamı hükümet kontrolüne geçti.

Şêx Maqsûd, Eşrefiye ve Bani Zeyd mahallelerinde beş gün süren yoğun çatışmaların ardından 10 Ocak’ta Kürt güçleri son mahalleden çekildi ve hükümet güçleri Halep’in tamamının kontrolünü ele geçirdi. Binlerce Kürt Efrîn’e ve Fırat’ın doğusuna kaçmak zorunda kaldı. Bundan sonra ise Rojava’ya çok cepheli saldırılar başladı.

16 Ocak 2026 13 sayılı Kararname: Vatandaşlık, Kürtçe ve Newroz.

Eş-Şaraa, 13 sayılı Kararname’yi çıkararak Rojava’lı Kürtlere vatandaşlık verdi. Kürtçe “ulusal dil” olarak tanındı ve Newroz ulusal bayram ilan edildi.

17 Ocak 2026 Fırat’ın batısının askeri bölge ilan edilmesi.

Suriye ordusu, Deir Hafer’den İHA fırlatıldığı gerekçesiyle Fırat’ın batısındaki bölgeyi askeri bölge ilan etti ve askeri harekatı genişletti.

18 Ocak 2026 Al-Ömer petrol sahası ve genel seferberlik çağrısı.

Ülkenin en büyük petrol sahası Al-Ömer ve çevresindeki gaz sahaları geçiş hükümetinin kontrolüne geçti. Aynı gün Özerk Yönetim genel seferberlik ilan ederek halkı öz savunmaya ve “onuru koruma savaşına” çağırdı. Cizîre ve Kobanê’de pek çok kişi seferberliğe katıldı.

18–20 Ocak 2026 Kobanê ve cezaevlerindeki IŞİD mahkumları.

SDG, Kobanê’nin güney cephelerindeki saldırıları püskürttüğünü açıkladı. Cezaevleri konusunda ise ciddi bir kriz yaşandı. Hükümete bağlı gruplar Hasekê’deki el-Şeddadi cezaevinden, yabancılar dahil yaklaşık bin 500 IŞİD mensubunu serbest bıraktı. SDG, koalisyon desteğiyle Rakka’daki el-Aqtan’dan ve el-Hol kampından çekildi.

20 Ocak 2026 İlk ateşkes ve Kobanê kuşatması.

Dört günlük bir ateşkes ilan edildi. Ancak anlaşmadan saatler sonra Kamışlo ve Tirbespî’de patlamalar duyuldu, Kobanê çevresine saldırılar sürdü. Kobanê’ye 20 Ocak’tan itibaren su, elektrik ve internet kesildi. Kuşatma yaklaşık 600 bin kişiyi etkiledi ve haftalarca devam etti.

24 Ocak 2026 Ateşkes 15 gün uzatıldı.

Ateşkes 15 gün uzatıldı. Bu uzatma, büyük ölçüde IŞİD tutuklularının ABD koordinasyonuyla Irak’a naklini gerçekleştirmek için yapıldı. Ateşkese rağmen Kobanê’nin batısındaki köylere yeni saldırılar yapıldığı aktarıldı.

26 Ocak 2026 Kürtçe eğitim için talimat.

Eğitim Bakanlığı, Kürtçe müfredatın ve öğretmen eğitiminin uygulanmasına yönelik talimatlarını yayımladı. Bu, 13 sayılı Kararname’yle tanınan dil haklarının hayata geçirilmesine dönük bir adım olarak sunuldu.

27 Ocak 2026 Trump’ın eş-Şaraa’ya ateşkes çağrısı.

Washington’da artan siyasi baskı ortamında ABD Başkanı Donald Trump, eş-Şaraa’yı arayarak ateşkesin istikrara kavuşturulması ve askeri operasyonların durdurulması çağrısında bulundu.

29 Ocak 2026 Kapsamlı entegrasyon anlaşması

Taraflar, ateşkesi kalıcılaştırmak ve kademeli entegrasyonu başlatmak üzere kapsamlı bir anlaşma açıkladı. Anlaşma, güçlerin cephelerden çekilmesini, İçişleri birliklerinin Haseke ve Kamışlo’ya konuşlanmasını, yerel Asayiş’in devlet yapılarına entegrasyonunu, ağır silahların, sınırların, petrol sahalarının ve ana yolların devlete devrini, özerk kurumların devlete katılmasını içeriyordu.

Devir, atamalar ve entegrasyon
3–6 Şubat 2026 Devlet güçlerinin Haseke ve Kamışlo’ya girişi.

İç güvenlik birimleri, Asayiş’in eşliğinde Haseke ve Kamışlo’ya girdi. 5 Şubat’ta SDG’nin aday gösterdiği Nûreddin Ahmed Îsa, Haseke valiliğine atanarak Şam’dan döndü. 6 Şubat’ta askeri entegrasyon aşamalarını görüşmek üzere bir toplantı yapıldı.

Mart 2026 Sipan Hemo’nun Savunma Bakan Yardımcılığına atanması.

Suriye Savunma Bakanlığı, YPG komutanı Sipan Hemo’yu Savunma Bakan Yardımcısı olarak atadı. Aynı dönemde Şam, Kamışlo Havaalanı’nın ve önemli petrol sahalarının yönetimini devraldı Ayrıca, yerinden edilmiş Kürtlerin Efrîn’e dönüşleri başladı.

Nisan–Mayıs 2026 Entegrasyonda yavaş ilerleme.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed, ANHA’ya sürecin yavaş ilerlediğini, yeni anayasanın hazırlanması dahil sorunların görüşüldüğünü ve Kürtlerin anayasa komisyonunda yer alacağını söyledi. Sipan Hemo, SDG’den dört tugayın Suriye Arap Ordusu’na dahil edildiğini bildirdi.

4 Ağustos 2026 Abdi-Şaraa görüşmesi

Son olarak Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa, entegrasyon sürecini görüşmek üzere 4 Ağustos’ta Şam’da Mazlum Abdi ile bir araya geldi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Şeybani ve İlham Ahmed de katıldı. Toplantı, Şaraa’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile bir gün önce yaptığı görüşmenin ardından yapıldı.

20 Ağustos 2026 Entegrasyonun tamamlandığının ilanı.

Mazlum Abdi, Kamışlo’nun kuruluş yıldönümü etkinliğinde askeri, güvenlik ve idari kurumların ulusal devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı. Abdi, süreçte “kimliğin ve kazanımların korunduğunu” vurgulayarak, bundan sonraki aşamanın Kürtlerin ve tüm bileşenlerin haklarını Suriye Anayasası’nda güvence altına almaya yönelik yoğun bir siyasi çalışmaya sahne olacağını söyledi. Abdi ayrıca, “Yeni Suriye’de her çocuğun kendi anadilinde eğitim görme hakkına sahip olacağını” ifade etti.

Kaynak: Fırat Haber Ajansı (ANF), Hawar Haber Ajansı (ANHA), Rûdaw, The New Region, Al Jazeera, Middle East Council, ecoi.net

Küresel ısınma

Buzulların erimesi ile kayıp dağcıların cesetleri bulunuyor

Artan küresel ısınma ile birlikte buzulların erimesi sonucu yıllar önce kaybolan dağcıların cesedi bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde Pakistan’da 28 yıl önce kaybolan bir dağcının cesedinin bulunmasının ardından İsviçre’de 34 yıl önce kaybolan iki dağcının Belçika vatandaşları olduğu öğrenildi.

Fotoğraf: Pexels.com

İsviçre’nin güneybatısındaki Valais bölgesinde, son yüzyılda kayıp olarak bildirilen kişilerin veritabanını tutan polis, buzulların erimesiyle birlikte, onlarca yıl önce ortadan kaybolmuş kişilerin kalıntılarının giderek daha fazla yüzeye çıktığını söyledi .

Geçtiğimiz ayın sonlarında, İsviçre’nin Luzern Kantonu’nun güneyindeki Trift buzulunun erimesi sonucu ortaya çıkan insan kalıntıları bir yürüyüşçü tarafından geçtiğimiz ay bulunmuştu. Yerel yetkilerin yaptığı açıklamaya göre, yapılan DNA testlerinde kalıntıların 39 ve 41 yaşlarında olan iki Belçikalı yürüyüşçüye ait öğrenildi. Her iki kişi cesetlerinin bulunduğu yerden birkaç kilometre güneyde, 1992 yılında Vaismis Dağı yakınlarında kaybolduklarından beri kayıp durumdaydı . Üç yıl önce, Matterhorn yakınlarındaki bir İsviçre buzulunda bulunan cesedin, 1986’da kaybolan bir Alman dağcıya ait olduğu DNA testleriyle doğrulandı .

Pakistan’da 28 yıldır kayıp olan dağcının cesedi bulunmuştu

Bu ay başlarında Doğu Pakistan’da bulunan ‘Lady Vadisi’ olarak bilinen bölgede koyun otlatan bir çoban, üzerindeki kıyafetleri dahi zarar görmemiş bir dağcının cesedini buldu. Cesedin yanında bulunan kimlik kartında ‘Naseeruddin’ ismi yazıyordu. Polis, kartın sahibinin Haziran 1997’de bölgedeki kar fırtınası sırasında bir buzul çatlağına düşerek kaybolan bir adam olduğunu tespit etti. Bölgenin, son yıllarda azalan kar yağışları nedeniyle buzulların doğrudan güneş ışığına maruz kalmasıyla hızlı bir şekilde erimeye başladığı öğrenildi. İklim değişikliğinin buzul erimesini hızlandırdığını belirten uzmanlar, bulunan cesetlerin bozulmamasını, aşırı soğukta hızlıca donan cesetlerin çürümeyi engellediği gibi buzulun nem ve oksijen eksikliği, bedenin adeta mumyalaşmasına neden olduğunu belirtiyor.

EBU ZUHUR HAVA ÜSSÜ SALDIRISI

İsrail: Türkiye’ye mesaj verdik

İsrail’in Suriye‘nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü vurması tartışmaları sürüyor. İsrail Başbakanı Netenyahu saldırı ile Türkiye’ye mesaj verdiklerini söylerken Suriye Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanı Asad el-Şeybani, Hava Üssü’nde Türkiye’nin kalıcı bir askeri varlığının söz konusu olmadığını saldırıdan birkaç gün önce eğitim amacıyla Türk askerinin üste bulunduğunu söyledi.

Fotograf: AA

Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki İdlib’te bulunan ve yaklaşık 10 yıldır kullanılmayan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssüne yönelik hava saldırısı sonrası tarafların açıklamaları devam ediyor. İsrail, saldırıyı Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının genişlemesine ilişkin kaygılarıyla bağlantılı olduğu bildirildi. Türkiye ise hava üssünde Türk askerinin bulunmadığını belirterek saldırıyı kınadı.

İsrail Başbakanlığı saldırı sonrası yaptığı açıklamada saldırıyı, Suriye’nin Türk askerlerinin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne konuşlanmasına izin vermeye hazırlandığı iddiasıyla açıkladı. Ankara ise üste Türk askeri varlığı bulunduğu yönündeki iddiayı reddetti. Saldırı sonrası açıklama yaparak tansiyonu düşürmeye çalışan ABD’nin Suriye-Irak Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, saldırıdan önce Ankara’nın bilgilendirilmediğini açıklayarak, İsrail, Türkiye ve Suriye arasında daha güçlü bir “çatışmasızlık mekanizmasına” kurulması çağrısında bulundu.

Çatışmasızlık mekanizması kurulmuştu

2025 yılında Türkiye’nin Hama Hama Hava Üssü’ne yerleşeceği iddiasıyla İsrail bu üsse saldırı düzenlemiş, ardından Türkiye ve İsrailli yetkililer Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bir araya gelerek çatışmasızlık mekanizması oluşturmuşlardı.

Ankara ile Tel Aviv Suriye hava sahasında karşı karşıya gelme riskini azaltmak amacıyla iletişim ve çatışmasızlık görüşmeleri yürütmüştü. 9 Nisan 2025’te Azerbaycan’da bir araya gelen Türk ve İsrailli heyetler teknik toplantı yapmış, Suriye’de iki ülkenin çatışmasını veya yanlış anlaşılmaları önleyecek bir “çatışmasızlık mekanizması” oluşturulması amaçlanmıştı.

İsrail: Türkiye’nin konuşlanması statükoyu bozar

Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yapılan saldırının ardından ilk açıklamayı yapan İsrail Başbakanlığı, Şam yönetiminin Türk askerlerinin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne konuşlanmasına izin vermeye hazırlandığını iddia etti. İsrail bunun kendi güvenliği açısından tehdit oluşturacağı konusunda Suriye’yi daha önce uyardığını ve Şam’ın bu uyarıları dikkate almadığını öne sürdü.

Açıklamada, “İsrail, güvenliğine yönelik tehditlere müsamaha göstermeyecektir ve mevcut duruma geri dönülmesini memnuniyetle karşılayacaktır” ifadelerine yer verildi. İsrail’in açıklamasından sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada ise, saldırıyı kınarken, Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Ebu Zuhur’da Türk askeri bulunmadığını söyledi.

Saldırıdan birkaç saat önce Türk heyeti üssü ziyaret etmiş

Middle East Institute’nün Suriye Programı Direktörü Charles Lister, bir Türk heyetinin İsrail saldırısından “yalnızca birkaç saat önce üsten ayrıldığını ve İsrail’in ziyaretten haberdar olduğunu” öne sürdü.

AP’ye konuşan iki üst düzey Suriyeli yetkili ise, İsrail hava saldırısından bikr gün önce Türk heyetinin üste bulunduğunu aktardı. Ajans, Türk heyetinin yenileme çalışmalarını incelemek üzere üssü ziyaret ettiğini yazdı.

ABD çatışmasızlık mekanizmasında ısrarcı

Bölgede tansiyonun tırmanmasını istemeyen Washington ise yeni bir çatışmasızlık mekanizması kurulması çağrısında bulundu. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Reuters’a yaptığı açıklamada, İsrail’in operasyonundan önce Ankara’ya bilgi verilmediğini söyledi. Barrack, yaşananların İsrail, Türkiye ve Suriye arasında daha kurumsal bir iletişim ve çatışmasızlık mekanizması oluşturulması gerektiğini gösterdiğini de vurguladı.Washington’ın halihazırda taraflar arasındaki bilgi paylaşımını ve iletişimi kolaylaştıran bir sistem yürüttüğünü söyleyen Barrack, bunun daha güçlü bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini ifade etti ve “Gelecekteki yanlış anlaşılmaları önlemek amacıyla böyle bir mekanizmayı kurmak için aktif şekilde çalışıyoruz” dedi.

Netanyahu: Mesajımızı daha iyi anlamalarını sağladık

İsrail Başbakanı Netanyahu, saldırı sonrası katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye bir mesaj ilettik ancak görünüşe göre duymadılar. Bu yüzden onu daha iyi anlamalarını sağladık” dedi

Netenyahu, “Türkiye‘nin güneye doğru ilerleyen bir askeri tahkimatına tahammül etmeyeceğiz. Bunu genel hatlarıyla açıkça ifade ettik” dedi. Netanyahu, Türkiye’nin saldırının hedefi olan askeri havalimanına yerleşme niyetinde olduğunu öne sürdü.

Suriye: Kalıcı Türk askeri varlığı oluşturmayacağız

Suriye Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanı Asad el-Şeybani ise, ABD merkezli Axios Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Bölgede bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya Türk kuvvetlerini konuşlandırma niyetimiz yok”

Şeybani, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) subaylarının İsrail saldırısından günler önce üssü ziyaret ettiğini, ancak bunun “eğitim ve uzmanlık alışverişi alanlarındaki devam eden askeri işbirliği” çerçevesinde olduğunu savundu.

Bağımsız sinemacılar: “Filmleri sansürlenen meslektaşlarımızın yanındayız”

Bağımsız sinemacılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün yönetmen Bingöl Elmas’ın Kapadokya’daki doğa tahribatını konu alan “Şiirli Oda’nın İzinde” adlı belgeseline verilen desteği geri istemesi üzerine bir açıklama yaptı.

Bingöl Elmas, Fotoğraf: Agos

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yönetmen Bingöl Elmas’ın Kapadokya’daki tahribatı ve tarihçi Mükremin Tokmak’ın mücadelesini konu aldığı “Şiirli Oda’nın İzinde” isimli belgeseline verdiği desteği geri çekti. Bunun üzerine bağımsız sinemacılar, “Sanatsal İfade ve Üretim Alanımızı Savunuyoruz” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Kapadokya’nın politik ihmalleri

Yönetmen Bingöl Elmas’ın 2005’te taşındığı Kapadokya’daki doğa tahribatına karşı mücadeleyi anlattığı belgeseline yapılan Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği geri çekildi, bakanlık desteği faiziyle beraber geri istedi.

Agos’tan Ilgaz Gökırmaklı’nın haberine göre Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, belgesel filmini “başvuru dosyasında yer alan senaryo ve yaklaşım metniyle uyumlu olmadığı” ve “teknik açıdan yeterli bulunmadığı” gerekçeleriyle reddederek film için bu kararı verdi.

İletilen resmi açıklamaya karşın yönetmen Elmas, Bakanlık yetkililerinin kendisine telefon görüşmelerinde filmde Kapadokya’da bakanlığın ihmali olduğunu öne sürdüğü için yapımın politik bir film olduğunu ve bu sebeple desteklenemeyeceğinin söylediğini aktardı.

“Telefon görüşmelerindeki ifadeler sıradan bir sansür uygulamasına mı döndü?”

Bağımsız sinemacılar konuya ilişkin yayınladıkları açıklamada desteğin geri çekilmesini “Rojbash, Kanun Hükmü, ve Oy’una Geldik filmlerine getirilen yasaklamalar sinemacıları hizaya çekmeye çalışan aynı sansürcü siyasetin örnekleri” olarak değerlendirirken Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğüne çeşitli sorular yöneltti.

Filmi teknik açıdan yeterli bulmayan ve senaryoya uygunluğunu tartışan kurulun kimlerden oluştuğunu soran 215 imzacı, telefon görüşmelerindeki ifadeler ve resmî karardaki gerekçelerin farklı olmasının sansür uygulamalarının örtük şekilde yapılmasının sıradan bir uygulamasına dönüp dönmediğini de sorguladı.

Açıklamanın tamamı şöyle:

Sanatsal İfade ve Üretim Alanımızı Savunuyoruz

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, yönetmen Bingöl Elmas’ın Kapadokya’daki kültürel hafızayı, yerel tarihi ve çevre mücadelesini konu alan Şiirli Oda’nın İzinde adlı belgesel filmini “başvuru dosyasında yer alan senaryo ve yaklaşım metniyle uyumlu olmadığı” ve “teknik açıdan yeterli bulunmadığı” gerekçeleriyle reddederek film için verdiği yapım desteğini faizi ile geri istedi.

Bakanlık tarafından iletilen resmi evrakta karara gerekçe olarak her ne kadar bu şartlar öne sürülse de yönetmenin yetkililerle yaptığı sözlü görüşmelerde belgeselin “politik bulunması” ve Kapadokya’daki tahribata yönelik Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı hedef alan eleştiriler içermesi nedeniyle kabul edilmediğinin dile getirilmesi, resmi yazılı gerekçelerin birer kılıftan ibaret olduğunu gözler önüne serdi. Bakanlığın yasakçı/sansürcü politikalarının ilk örneği bu değil. Sınıflandırma yoluyla gösterim imkânlarının kısıtlanması ve hatta açıkça uygulanan gösterim yasaklarıyla yıllardır karşılaşıyoruz. Son yıllarda birbiri ardına Rojbash, Kanun Hükmü, ve Oy’una Geldik filmlerine getirilen yasaklamalar sinemacıları hizaya çekmeye çalışan aynı sansürcü siyasetin örnekleridir. Bingöl Elmas’ın yaşadığı ise; proje destek süreçlerine ilişkin tarafsızlık şüpheleri ve politik gerekçelerle “kara listeye alınmış” sinemacıların Sinema Destekleme Kurulundaki meslek birliği üyelerine söz hakkı tanınmaksızın değerlendirme dışı bırakıldıkları iddiaları bir yana, destek mekanizmasıyla ilgili şu sorunları da görünür kılıyor: resmi gerekçelerle asıl gerekçelerin uyuşmazlığı, değerlendirme kriterlerinin ve yönteminin keyfiliği, kurulların şeffaflıktan yoksun oluşu. Bu vakanın Kültür ve Turizm Bakanlığının sinema filmi destek süreçlerinde yıllardır süregelen ve kanıksanan sansür/otosansür mekanizmalarını kamusal olarak tartışmaya vesile olmasını umuyoruz.

Kamu desteklerinin, eserlerin tesliminden sonra “politik gerekçelerle” faiziyle geri istenmesi, ekonomik baskı yoluyla sektörü otosansüre zorlayan sistematik bir gözdağı ve cezalandırma yöntemine dönüştü. Oysa düşünce ve sanatsal ifade özgürlüğü anayasal bir haktır. Bunu korumak ve güvence altına almak her şeyden önce devlet kurumlarına düşen bir görev ve sorumluluktur. Eleştiriden arındırılmış, tahrif edilmiş bir gerçeklik dayatması sanatın özüne aykırıdır. Kamu kaynaklarıyla sağlanan sinema destekleri iktidarların ya da bürokratların kişisel veya siyasi beğenilerine göre dağıtılan bir lütuf değildir. Belgesel sinema toplumsal olayları, kamusal politikaları ve kamu kurumlarının uygulamalarını özgün ve eleştirel bakış açılarıyla ele alabilir. Çekim süreçleri bütünüyle öngörülebilir olmadığından filmin senaryosu başvuru dosyasındaki senaryodan farklılaşabilir, birebir aynı kalması beklenemez. Destek süreçlerinin şeffaf, nesnel, hesap verilebilir ve denetlenebilir ölçütlere dayanması; profesyonel ihtiyaçları ve zorunlulukları gözetmesi, her anlamda hakkaniyetli olması beklenir. Bu husus hem sanatçıların sanatsal özgürlüğüne ilişkin yasal güvence, hem de kamu idaresinin ciddiyetine duyulan güven açısından büyük önem taşır.

Öyleyse bu vaka özelinde soruyoruz:

– Telefon görüşmelerindeki ifadeler ile resmî karardaki gerekçelerin farklı olması, sansür uygulamalarının örtük şekilde yapılmasının sıradan bir uygulamasına mı döndü?

– Filmi teknik açıdan yeterli bulmayan ve senaryoya uygunluğunu tartışan kurul kimlerden oluşuyor; belgesel sinema alanında mesleki yeterlilik ve uzmanlığı olan kişilerden mi oluşuyor?

– Filmin teknik yetersizliğinden kasıt nedir? Hangi standartlara ve ölçütlere dayandırılarak bu yargıya varılmıştır?”

– Bir filmde politik eleştiri yapılması kurula göre filmin yetersizliğine mi işaret ediyor?

Kültür ve Turizm Bakanlığını; bu soruları cevaplamaya ve genel olarak sanatsal üretime ve ifade özgürlüğüne yönelik her türlü sansür kararını geri çekmeye ve sinemacıların mağduriyetlerini gidermeye davet ediyoruz.

Filmleri sansürlenen ve gösterimi engellenen meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu, sinemamızı sansür ve finansal baskı kıskacına teslim etmeyeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İmzalar:

  1. Altyazı Sinema Derneği
  2. Documentarist İstanbul Belgesel Günleri
  3. Özgürlük için Sanat İnisiyatifi
  4. Özgür Sanat Meclisi
  5. Seyri Sokak
  6. Sine-Sen
  7. ​​Zîn Kolektif
  8. Adil Okay – Yazar
  9. Adnan Akdağ – Ses Tasarımcısı
  10. Adnan Tataroğlu – Fotoğraf Sanatçısı & Eğitimci
  11. A. Haluk Ünal – Hikaye Anlatıcısı & Yönetmen
  12. Ahmet Asan – Eğitimci
  13. Ahmet Gürata – Öğretim Üyesi
  14. Ali Ergül – Yönetmen
  15. Ali Taner Baltacı – Yönetmen
  16. Alper Şen – Yönetmen
  17. Aram Dildar – Yönetmen
  18. Arda Kavaklıoğlu – Oyuncu
  19. Arîn İnan Arslan – Yönetmen
  20. Arzu Filiz Güngör – Fotoğrafçı
  21. Aslı Filiz – Yapımcı
  22. Asya Leman – Kurgucu & Görsel Sanatçı & Yönetmen
  23. Atlas Hakan Özel – Turizm
  24. Ayça Çiftçi – Sinema Yazarı & Akademisyen
  25. Aykan Özener – Emekli Akademisyen
  26. Aylin Kuryel – Akademisyen & Sinemacı
  27. Aysel Altun – Emekli
  28. Ayşe Ayben Altunç – Yönetmen
  29. Ayşe Çetinbaş – Belgeselci
  30. Aynur Özbakır – Belgesel Yönetmeni & Kurgucu
  31. Aziz Akal – Belgesel Sinemacı
  32. Azra Deniz Okyay – Yönetmen & Senarist & Prodüktör
  33. Bahar Saner – Fotoğrafçı
  34. Belmin Söylemez – Yönetmen
  35. Berat İlk – Yapımcı & Yönetmen
  36. Berke Baş – Belgesel Sinemacı
  37. Berna Güler – Editör
  38. Berrak Samur – Yönetmen
  39. Bilge Taş – Film Festivalleri Araştırmacısı & Eski Festival Organizatörü
  40. Burhan Ökmen
  41. Bülent Boral – Yönetmen
  42. Can Candan – Belgesel Sinemacı & Akademisyen
  43. Can Memiş – Sanat eleştirmeni & Sosyolog
  44. Canan Şeten Kesik – Öğretmen
  45. Ceylan Özgün Özçelik – Yönetmen
  46. Cihad İlbaş – Yönetmen
  47. Çağıl Kaya – Müzisyen
  48. Çayan Demirel – Belgesel Sinemacı
  49. Çınar Doğan – Sinema Emekçisi
  50. Defne Halman – Oyuncu
  51. Deniz Büyükkırlı – Senarist
  52. Deniz Yeşil – Belgesel Sinemacı
  53. Derya Sağlam – Tiyatro
  54. Dilan Engin – Yönetmen
  55. Dilek Metin Sert – Kültür-Sanat Emekçisi
  56. Diren Keser – Gazeteci & Yönetmen
  57. Ebru Aksoy – Belgeselci
  58. Ekrem Buğra Büte – Sinema Yazarı
  59. Elif Ergezen – Belgesel Sinemacı
  60. Emin Alper – Yönetmen
  61. Emin Altan – Emekli
  62. Emine Emel Balcı – Yönetmen
  63. Emine Kart – Fotoğrafçı
  64. Enis Rıza Sakızlı – Belgesel Sinemacı
  65. Eren Kahraman – Sinemacı
  66. Erhan Örs – Kurgucu
  67. Erol Mintaş – Yönetmen & Senarist
  68. Ertuğrul Mavioğlu – Belgesel Yönetmeni
  69. Evrim Kaya – Sinema Yazarı
  70. Eylem Şen – Belgesel Sinemacı
  71. Faruk Uysal
  72. Fatih Pınar – Belgesel Sinemacı
  73. Fatin Kanat – Yönetmen
  74. Feryal Saygılıgil – Akademisyen
  75. Fırat Yücel – Sinema
  76. Funda Alp – Senarist
  77. Gök Akyel – Sinemacı
  78. Gökhan Aktar – Sınıf Öğretmeni
  79. Gökhan Yolcu – Fotoğraf Sanatçısı
  80. Gül Büyükbeşe – Belgesel Sinemacı
  81. Güliz Sağlam – Yönetmen
  82. Gülsevil Tüzün – Emekli Araştırmacı
  83. Gürşat Özdamar – Yönetmen
  84. Hakan Barçın – Belgesel Sinemacı
  85. Hakan Bozyurt – Avukat
  86. Hakan Gönüllü – Emekli
  87. Halil Yetiş – Yönetmen
  88. Hande Yelke – Yönetmen
  89. Haşmet Topaloğlu – Yapımcı & Yönetmen
  90. Hebun Polat – Yönetmen
  91. Hevi Nimet Gatar – Yönetmen & Doktora Öğrencisi
  92. Hilmi Etikan – Belgesel Sinemacı
  93. Hülya Üçpınar – Hukukçu
  94. Hüseyin Yılmaz – Fotoğrafçı
  95. İmre Azem – Belgeselci
  96. İz Öztat – Sanatçı
  97. Jeyan Kader Gülşen – Film Yönetmeni
  98. Kazım Gündoğan – Belgesel Sinemacı
  99. Kazim Taşkın – Reji Asistanı
  100. Kemal Alptekin
  101. Kemal Çavuşoğlu – Biyolog
  102. Koray Kesik – Görüntü Yönetmeni
  103. Korkut Akın – Yönetmen & Eleştirmen
  104. Kutbettin Cebe – Belgeselci
  105. Lisa Çalan – Sinemacı
  106. M. Selma Özinanır – Yapımcı & Yönetmen
  107. Mahmut Wenda Koyuncu – Belgesel Yönetmeni & Kürator
  108. Medet Dilek – Belgesel Sinemacı
  109. Mehmet Emin İsi – Sinemacı
  110. Mehmet Özer – Fotoğrafçı & Şair
  111. Mehmet Sait Şan – Sanat Yönetmeni
  112. Melek Ulagay Taylan –
  113. Melis Birder – Belgeselci
  114. Merve Yıldıran – Yazar & Yönetmen
  115. Metin Avdaç – Yönetmen
  116. Metin Ewr – Senarist & Yönetmen
  117. Metin V. Bayrak – Felsefeci
  118. Mihriban Sezen – Belgesel Yönetmeni
  119. Mizgin Arslan – Yönetmen & Child Therapist
  120. Munevvet Antczak – Mimar
  121. Murat Ayman – Yönetmen
  122. Mustafa Ünlü – Belgesel Sinemacı
  123. Müslüm Kabadayı – Eğitimci Yazar
  124. Müzeyyen Esmer – Emekli
  125. Nadir Öperli – Yapımcı
  126. Nalan Barbarosoğlu – Yazar
  127. Nalan Sakızlı – Belgesel Sinemacı
  128. Nazım Dikbaş – Çevirmen
  129. Nazmi Kırık – Oyuncu
  130. Necati Sönmez – Sinema
  131. Neşet Kutluğ – Emekli
  132. Nevruzham Orhon – Sigortacı, Emekli
  133. Nezahat Gündoğan – Belgesel Film Yönetmeni
  134. Nil Kural – Sinema Yazarı
  135. Nilgün Yoldaş
  136. Nursen Kadayıfçıoğlu – Hekim & Fotoğraf Sanatçısı
  137. Nurten Gül – Emekli Memur
  138. Oktay İnce – Belgeselci
  139. Onur Metin – Gazeteci
  140. Orhan Eskiköy – Yönetmen
  141. Orhan Toraman – Yönetmen
  142. Osman Bayraktaroğlu – Kurgucu
  143. Ozan Çağlar – Yönetmen
  144. Ömer Leventoğlu – Sinemacı
  145. Ömer Tuncer – Belgeselci
  146. Önder Esmer – Belgesel Yönetmeni
  147. Önder Sertçelik – Öğretmen
  148. Özcan Alper – Yönetmen
  149. Özcan Vardar – Kurgucu
  150. Özcan Yaman – Gazeteci
  151. Özkan Küçük – Yönetmen
  152. Özlem Sarıyıldız – Belgesel Filmci
  153. Özgün Gündüz – Yapımcı & Yönetmen
  154. Paşa İmrek – Belgesel Fotoğrafçı
  155. Pelin Esmer – Yönetmen & Senarist
  156. Pınar Kula – Yardımcı Yönetmen
  157. Rabar Ibrahim Hama Ali – Director
  158. Refik Akay
  159. Rengin Azizoğlu – Gazeteci
  160. Reyan Tuvi – Belgesel Sinemacı
  161. Rezan Kaya – Oyuncu
  162. Rûken Tekeş – Yönetmen
  163. Selen Çatalyürekli – Belgesel Sinemacı
  164. Semih Dindar – Gazeteci & Belgesel Sinemacı
  165. Senem Aytaç – Sinema Yazarı
  166. Seray Genç – Sinema Yazarı
  167. Serpil Gönüllü – Emekli
  168. ​​Serra Akcan – Fotoğrafçı & Videografiker
  169. Sevinç Koçak – Editör
  170. Seyhan Akın – Yönetmen
  171. Sezgin Türk – Yapımcı & Yönetmen
  172. Sibel Tekin – Belgesel Sinemacı & Video Aktivist
  173. Sibil Çekmen – Akademisyen
  174. Sidar İnan Erçelik – Yönetmen
  175. Somnur Vardar – Yönetmen
  176. Sonay Ban – Akademisyen & Araştırmacı
  177. Soner Sert – Yönetmen
  178. Sumru – Belgesel Sinema Çalışanı
  179. Suzan Demir – Sinema Eleştirmeni & Gazeteci
  180. Süleyman Karaaslan – Ses Kurgucusu
  181. Şehbal Şenyurt Arınlı – Belgesel Sinemacı
  182. Şeyla Korkut – Belgesel Sinemacı
  183. Şirin Bahar Demirel – Yönetmen
  184. Şirin Erensoy – Akademisyen
  185. Taban Celali – Yönetmen
  186. Tamer Temel – Müzisyen
  187. Tahir Ün – Görsel Sanatçı
  188. Tatlıhan Tuncel – Kurgucu
  189. Tayfur Kesik – Fotoğrafçı
  190. Tekin Süllü – Arkeolog & Sanat Tarihçisi
  191. Tevfik Hoş – Belgesel Yönetmeni & Yerbilimci
  192. Tülin Erarslan – Belgesel Sinemacı
  193. Ulaş Tosun – Belgesel Yönetmeni
  194. Ü. Ufuk Tosun – Aktör & Menajer & Cast direktörü
  195. Ümit Kıvanç – Belgesel Sinemacı
  196. Yalçın Çıdamlı – Emekli
  197. Yağız Köksal – Animatör
  198. Yasemin Ertorun – Oyuncu
  199. Yasemin Mirik – Fotoğraf Sanatçısı
  200. Yasin Ali Türkeri – Yönetmen
  201. Yusuf Aslan – Fotoğrafçı
  202. Yücel Tunca – Fotoğrafçı
  203. Yücel Ünlü – Yönetmen
  204. Zafer Ayden – Sinema Emekçileri Sendikası Denetim Üyesi
  205. Zeynep Dadak – Yönetmen
  206. Zeynep Dinsel – Oyuncu
  207. Zeynep Ünal – Yapımcı
  208. Zekican Sarısoy – Sinema Yazarı
  209. Zöhre Temur – Öğretmen

Ukrayna Rusya’ya dronlarla saldırdı

Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, tarafların sivil ve altyapı hedeflerine yönelik karşılıklı ağır hava saldırılarıyla yeni bir ivme kazandı. Ukrayna, savaşın başından bu yana Rusya topraklarına yönelik en büyük İHA (İnsansız Hava Aracı) saldırılarından birini gerçekleştirdi. Rusya’nın Ukrayna’nın Harkiv bölgesine düzenlediği füze saldırısında çok sayıda sivil hayatını kaybetti.

Ukrayna’nın Rusya saldırısından, Foto: Al Jazeera

Ukrayna, Rusya’nın başkenti Moskova başta olmak üzere birçok bölgeyi hedef alan geniş çaplı bir insansız hava aracı operasyonu düzenledi. Yaklaşık 600’den fazla İHA’nın kullanıldığı bu saldırı, 2022’deki işgalin başlangıcından bu yana gerçekleştirilen en büyük hava dalgalarından biri olarak kayıtlara geçti.

Moskova Hedefte

Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, 600’den fazla İHA’nın başkente yöneldiğini ve bunlardan 180’inin hava savunma sistemleri tarafından düşürüldüğünü açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı ise ülke genelinde ve ilhak edilen Kırım üzerinde toplam 791 Ukrayna İHA’sının engellendiğini iddia etti.

Moskova Valisi Andrey Vorobyov’un açıklamalarına göre, saldırılarda aralarında 10 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu en az üç kişi yaralandı. Ayrıca, Rusya’nın en büyük e-ticaret şirketi olan Wildberries’e ait bir sanayi deposunda yangın çıktı. Ukrayna, bu şirketin Rus ordusuna lojistik destek sağladığını öne sürüyor.

Ukrayna’nın saldırıları Kırım Yarımadası’nı da etkiledi. Bölgenin en büyük elektrik tedarikçisi Krymenergo, İHA saldırıları nedeniyle güney, kuzeybatı ve doğu kesimlerde geniş çaplı elektrik kesintileri yaşandığını duyurdu.

Rusya’dan Harkiv’e füze saldırısı

Ukrayna’nın İHA saldırılarıyla eş zamanlı olarak Rusya, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki sivil yerleşim yerlerini füzelerle vurdu.

Harkiv Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Oleh Syniehubov, Peçenihy köyüne düzenlenen Rus füze saldırısında 10 sivilin hayatını kaybettiğini ve 17 kişinin yaralandığını bildirdi.

Saldırıda 10 ev, bir kafe, postane, bir mağaza ve en az yedi araç kullanılamaz hale geldi.

Zelenski’den sert tepki

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, saldırıyı “acımasız” olarak nitelendirerek, “Bu Rus saldırısına kesinlikle cevap vereceğiz” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Ulusal Polisi, Sumi bölgesine yönelik ayrı bir Rus saldırısında 3 kişinin daha hayatını kaybettiğini ve 3 kişinin yaralandığını raporladı.

Askeri analistlere göre, yaklaşık 1.250 kilometrelik cephe hattındaki çatışmaların yoğun dron ve yer robotu kullanımı nedeniyle kilitlenmesi, tarafları uzun menzilli hava saldırılarına yöneltti.

Kiev yönetimi, yerli üretim uzun menzilli İHA’larla savaşı doğrudan Rusya topraklarına taşıyarak, Rus halkına savaşın sonuçlarını hissettirmeyi ve Vladimir Putin’i barış müzakerelerine zorlamayı amaçlıyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, Putin’in gerçekçi ateşkes önerilerini reddederek savaşı uzattığını belirtti.

İngiliz Times gazetesinin, Birleşik Krallık yapımı İHA’ların Rusya içindeki hedefleri vurmak için kullanıldığına dair haberinin ardından Rusya’dan sert bir açıklama geldi. Rusya’nın Londra Büyükelçiliği, İngiltere’yi uyararak bu eylemlerin “hesabı sorulacak sonuçlar” doğuracağını ifade etti. İngiltere, Ukrayna’ya 2026 yılı sonuna kadar 150 bin İHA tedarik etme taahhüdünde bulunmuştu.

Ukrayna sınırına yaklaşık 500 km uzaklıktaki Moskova’ya yönelik İHA saldırıları, Kiev’in uzun menzilli kapasitesini geliştirmesiyle daha sık hale geldi.

Ukrayna’nın Moskova’ya yönelik ilk başarılı İHA saldırıları 2023 ilkbaharında oldu; ancak bunlar düzensizdi ve az sayıda İHA içeriyordu.

O tarihten bu yana Moskova çevresine kapsamlı hava savunmaları kuruldu – ancak Ukrayna’nın saldırılarında kullandığı İHA sayısı da arttı ve bazıları bu savunmaları aşmayı başardı.

Genel Bilanço Özeti
Aşağıdaki tablo, son 24 saat içinde yaşanan karşılıklı saldırıların bilançosunu özetlemektedir:
Hedef BölgeSaldırı TürüCan Kaybı / YaralıHasar Durumu
Harkiv (Peçenihy – Ukrayna)Rus Füze Saldırısı10 Ölü, 17 Yaralı10 ev, kafe, postane ve 7 araç tahrip oldu.
Moskova ve Kırım (Rusya)Ukrayna İHA SaldırısıEn az 3 YaralıWildberries deposunda hasar; Kırım’da elektrik kesintileri.
Sumi (Ukrayna)Rus İHA / Patlayıcı3 Ölü, 3 YaralıBelirtilmedi.

Kaynak: DW Türkçe, nbcnews, abcnews, BBC Türkçe

Resmi Gazete’de yayımlandı

Erdoğan “çerçeve yasayı” imzaladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yasayı imzalamasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, düzenlemenin Meclis’te 467 milletvekilinin desteğiyle kabul edildiğini söyleyerek hayırlı olması dileğinde bulundu. Yasa’nın imzalanmasının ardandan, ilgili madde gereği oluşturulan Kurul, ilk toplantısını 24 Ağustos’ta yapacak.

Recep Tayyip Erdoğan, Foto: X

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandı. Erdoğan’ın imzalaması sonrasında yasa, Resmi Gazete’de yayımlandı.

2024 yılında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Parti milletvekilleri ile tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrılarla başlayan, 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın PKK’yi feshetme çağrısı yapmasıyla günümüze kadar gelen süreç, böylece yeni bir evreye taşınmış oldu.

Meclis’te yer alan partilerin katılımıyla kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu yaptığı toplantıların ardından, Abdullah Öcalan’ı İmralı Cezaevi’nde ziyaret etmiş ve sonrasında da ortak bir rapor hazırlamıştı.

Söz konusu yasa, bu sürecin sonucunda hazırlanmış ve Meclis’te 467 oyla kabul edilmişti.

Yasanın yürürlüğe girebilmesi için, Milli Güvenlik Kurulu’nun “silah teslimi ve fesih ile ilgili süreci ‘teyit’ ve ‘tespit’ etmesi” gerekiyor. Söz konusu sürecin Eylül ya da Ekim ayı içerisinde gerçekleşeceğine dair görüşler bulunuyor.

Sonrasında PKK gerilalarının, yurtdışında bulunan Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye dönmesi ve hapishanelerde bulunan siyasi mahpusların tahliye edilmeleri bekleniyor.

Erdoğan teşekkür etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yasayı imzalamasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, düzenlemenin Meclis’te 467 milletvekilinin desteğiyle kabul edildiğini söyleyerek hayırlı olması dileğinde bulundu.

Erdoğan açıklamasında yasanın Meclis’te kabul edilmesini “tarihî bir mutabakat örneği” olarak nitelendirerek, Türkiye’nin huzurlu, müreffeh ve güvenli geleceği için önemli bir adım atıldığını ifade etti.

Sürece katkı sunan siyasi aktörlere teşekkür eden Erdoğan, Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP Grubu ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’u özel olarak andı.

AKP Grubu’ndaki milletvekillerine de teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı siyasi partilerde yer almalarına rağmen yapıcı tutum sergileyen tüm siyasi parti grupları ve milletvekillerine minnettarlığını dile getirdi.

Sürecin bugüne kadar gelmesinde katkısı bulunan devlet kurumları ve görevlilerini tebrik eden Erdoğan, uygulamanın toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri gözetilerek yürütüleceğini vurguladı.

“Başta şehit yakınları ve gaziler olmak üzere toplumun tamamının hassasiyetlerinin dikkate alınacağını” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin yasanın belirlediği zeminde ilgili kurum ve kurulların koordinasyonunda sürdürüleceğini kaydetti.

Açıklamasında, “Milletimizin tamamının hassasiyetlerini dikkate alan bir yaklaşımla yürüttüğümüz süreci, Kanun’un belirlediği zeminde, ilgili kurum ve kurullarımızın riyasetinde aynı samimiyet ve titizlikle yönetmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Kurul 24 Ağustos’ta toplanacak

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ‘çerçeve yasa’da tanımlanan Kurul’un kanunun yayımlanmasıyla birlikte kurulduğunu ve ilk toplantısını 24 Ağustos’ta gerçekleştirmeyi planladıklarını duyurdu.

Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda toplantı ile ilgili şunları kaydetti:

“Gazi Meclisimizde 467 gibi rekor bir oyla kabul edilmesinin ardından, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Resmi Gazete’de yayımlanan 7595 Sayılı ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ hayırlı olsun. Kanunda tanımlanan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında faaliyet gösterecek olan Kurul, Kanun’un yayımlanmasıyla birlikte kurulmuştur. Kurul üyesi Bakanlarımız ve kurumlarımız da kendi sorumluluk alanlarındaki çalışmalarını başlatmıştır.

Kurulun ilk toplantısını 24 Ağustos Pazartesi günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu toplantıda Kurulumuzun çalışma usul ve esasları ile silahları bırakma ve fesih sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulacak alt komisyonlar ele alınacaktır. Ayrıca, Kurul üyelerimizin gündeme getirebileceği ve kurumlarımız arasında koordinasyon gerektiren hususlar üzerinde de değerlendirmeler yapılabilecektir. Kurulumuz, milli birliğimiz, kardeşliğimiz ve huzurumuz için etkin bir koordinasyon içinde çalışacak, 7595 Sayılı Kanun’la tanımlanan tüm görev ve sorumlulukları yerine getirmek için yoğun bir mesai sergileyecektir.”

Yasa’nın Kurul’la ilgili maddesi

Çerçeve Yasa’nın “Takip, koordinasyon ve uygulama” başlıklı 7. maddesinde söz konusu Kurul şu şekilde tanımlanıyor:

MADDE 7- Takip, koordinasyon ve uygulama

(1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç hâlinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.

(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.

(3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.

(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi hâlinde;

a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,

b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,

Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.

(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.

(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

Belçika’daki orman yangınında dördüncü gün: Tehlike sürüyor

Belçika’nın doğusundaki, ülkenin en büyük doğal koruma alanı “Hohen Venn”de çıkan yangını kontrole almak için çalışmalar sürüyor. 14 Ağustos cuma günü başlayan yangının büyümesiyle şu ana kadar yaklaşık 30 kilometre karelik bir alan yok oldu. Yangın, belçika tarihinin en büyük yangını olarak kayda geçti.

Fotoğraf: Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım

Belçika’nın doğusundaki Liège ilinde ve kuzeybatı Almanya’nın bitişik bölgelerindeki Ardenler ve Eifel yaylaları arasında kalan doğa koruma alanı Hohen Venn’de cuma günü başlayan yangın, pazartesi günü itibarıyla yaklaşık 3.200 hektarlık bir alanı etkilemiş durumda ve Alman sınırına yaklaşık 300 metre mesafede ilerliyor. Yangın pazartesi sabahı bölgedeki yağmurla birlikte yavaşlasa da çalışmalar sürüyor.

İkinci gününde rüzgar yönünün etkisi ve hava koşullarıyla büyüyen yangın, Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi verilerine göre 2011’de 1400 hektarlık alana ulaşan yangının iki katından daha fazla bir alanı etkisi altına aldı. Bu yangın, Belçika tarihinin en büyük yangını olarak kayıtlara geçti.

Yangının Hohes Venn-Eifel bölgesindeki geniş turbalık ve doğal alanı etkilemesi, söndürme çalışmalarını daha da güçleştiriyor. Bölgenin bazı noktalarında ulaşım imkanlarının kısıtlı olması da itfaiye araçlarının veya sağlık ekiplerinin yangın hattına doğrudan ulaşmasını engelliyor. Turbalık zeminin yapısı yüzeydeki alevler söndürülse dahi ateşin toprağın altında yanmaya devam edebilmesini sağlayarak yangının tümüyle kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor.

*Turbalık alanlar, bataklık ve sulak alanlarda ölen bitkilerin su altında oksijensiz kalarak çok yavaş bir şekilde çürümesi ve birikmesiyle oluşan asidik yapılı doğal alanlar

“Dumandan 5 bin kişi etkilendi”

Yetkililer Waimes belediyesine bağlı Sourbrodt ile Bütgenbach’ın bazı bölgelerinde tedbir amacıyla bölgedeki evleri tahliye etmelerini istedi. Yangının Almanya’ya sıçraması tehlikesi sürerken ise Monschau’da tahliye çağrısı yapıldı. Monschau belediye sözcüsü dumandan 5 bin kişinin etkilendiğini, bu çağrının ise önlem amaçlı olduğunu belirtti. Kalterherberg mahallesindeki 17 evden 30 kişi pazar akşamı tahliye edildi. Tahliye edilenler için bir okulda geçici barınma merkezi oluşturuldu. Yetkililer yangınla birlikte dumanın da sağlık açısından tehlike oluşturduğunu söyledi.

Die Zeit’e göre, Monschau’da içme suyu şebekesinde söndürme çalışmaları kapsamında bölgeden yoğun su çekilmesi, borulardaki akış hızını ve basıncı ani bir şekilde değiştirerek şebekede bulanıklığa da yol açtı. Yerel su idaresi Perlenbach Su Tedarik Birliği, söz konusu bulanıklığın sağlık açısından tamamen zararsız ve tehlikesiz olduğunu duyurdu.

Seferberlik sürüyor

Monschau İtfaiyesi Sözcüsü Tobias Schell, ekiplerin şu an için belirledikleri hattı tutabildiğini ve yangının daha fazla yayılmadığını aktardı. Yer altındaki kömürleşmiş torf katmanlarının içten içe yanması nedeniyle “Bu, haftalarca sürecek bir operasyon olacak” diyen Schell, yangının çıkış nedenine dair henüz bir açıklama yapamayacaklarını belirtirken, bölgede çiftçilerin ve yerel işletmelerin de söndürme çalışmalarına destek verdiğini, halk arasındaki dayanışmanın oldukça güçlü olduğunu vurguladı.

Yangın’ın kontrol altına alınabilmesi için Avrupa ülkeleri Belçika’ya destek oldu. İsveç’ten iki su kepçeli uçak ve büyük bir su deposu olan hollanda helikopteri ile birlikte Almanya silahlı kuvvetlerinden veya Bundeswehr’den iki helikopterin öğlen Belçika’ya varması ve bu gece için iki Norveç helikopteri bekleniyor. Valon Bölgesi Doğa Koruma Kurumu (DNF) ve yerel çiftçiler de ekiplere destek veriyor. Söndürme çalışmalarına ayrıca Lüksemburg, Hollanda, Çekya’dan da destek sağlandı.

Yangınla ilgili sorular için Liège eyalet valisi Hervé Jamar tarafından 1771 numaralı ücretsiz bir hat oluşturuldu.

Kaynak: Die Zeit, Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım, DW

*Bu haber, Niha+ stajyeri Gökçe Bayrak tarafından hazırlandı.

Batı Şeria'da şiddetin durdurulması için yeni çağrı

Papa 14. Leo: Barış, iki devletli çözümle mümkün

Papa 14. Leo, uluslararası topluma seslenerek iki devletli çözüm için harekete geçme çağrısında bulundu.

Papa 14. Leo, Foto: CNS photo/Vatican Media

Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, 16 Ağustos Pazar günü (bugün) geleneksel Angelus duasının ardından yaptığı konuşmada Batı Şeria’da Filistinlilere dönük şiddet eylemlerine son verilmesi gerektiği çağrısını yineledi.

Vatikan’ın yayın organı olan Vatican News‘in aktardıklarına göre, bölgede Filistin halkına karşı süregelen saldırıların durdurulması gerektiğini belirten 14. Leo, adil ve kalıcı bir barışın iki devletli çözümle mümkün olacağını ve uluslararası toplumun bu yönde somut adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Vatikan’dan geçmişte de benzer çağrılar

Papa 14. Leo, geçmişte de Filistin’de yaşanan saldırılar hakkında açıklamalarda bulunmuştu. Eylül 2025’te Gazze halkına “en derin yakınlığını” dile getiren Papa, Filistinlilerin korku içinde ve kabul edilemez koşullarda hayatta kalmaya çalıştıklarını, kendi topraklarından zorla sürüldüklerini söylemiş ve ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması ve uluslararası hukuka uyulması çağrısı yapmıştı.

Başpiskopos Gabriele Caccia da Temmuz 2025’te Birleşmiş Milletler’deki (BM) konuşmasında bugünküne (16 Ağustos) benzer bir vurgu yapmıştı. Ayrıca Vatikan’ın dönemin BM Daimi Gözlemcisi, aynı yıl içerisinde bu tutumu tekrar yineleyerek İsrail ile Filistin’in tanınmış sınırlar içerisinde barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamasının hedeflenmesinin gerektiğini, kalıcı ilerlemenin güç kullanarak değil diyalog ile sağlanabileceğini belirtmişti.

İrlandalı düşünür Holloway'den Öcalan'a mektup

Holloway: “Sen dünya için bir umutsun”

Holloway’den Öcalan’a: “Kitaplarını okuduk, şimdi yüzünü görmek, sesini duymak istiyoruz.”

John Holloway, Foto: X/@_Civak_saz1

İrlandalı Marksist düşünür John Holloway, Abdullah Öcalan için bir mektup kaleme aldı. “Sen dünya için bir umutsun” başlıklı mektubunda Holloway, “Seninki bir umut şarkısı, bu karanlığı giderek artan dünyada bizim çaresizce ihtiyaç duyduğumuz umut” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’ne teslim edilen mektubun tamamı şöyle:

“Sevgili Abdullah Öcalan,

Şimdi şarkını yüksek sesle ve berrak bir biçimde söyle. Uzun yıllardır güzel şarkılar söylüyorsun, ama bu, kafese kapatılmış bir kuşun şarkısıydı. Artık kafesinden çıkıp ağaçların tepelerinden, çatıların üzerinden, bütün dünyayı dolduracak bir şarkı söylemelisin. Kitaplarını okuduk, şimdi yüzünü görmek, sesini duymak istiyoruz.

Seninki bir umut şarkısı, bu karanlığı giderek artan dünyada bizim çaresizce ihtiyaç duyduğumuz umut. Kürt halkı için umut, ama bundan çok daha fazlası. Devletlere bölünmenin anlamsız ve barbarca biçimiyle trajik bir şekilde parçalanmış Ortadoğu için umut. Oysa yaşamın ortaklaşa akmasına izin verilse pek çok şey çözülebilir. Dünya için de umut, kadınların köleliğinin geçmişin acı bir hatırası olarak kalacağı, bitkilerin, hayvanların ve diğer yaşam biçimlerinin saygıyla ele alınacağı başka yaşam biçimlerinin önünü açan bir umut.

Umut şarkısı aynı zamanda bir reddediş şarkısıdır. Anlamı şudur: ‘Hayır, kabul etmeyeceğiz.’ Egemenlerin vahşetini, savaşın anlamsız gaddarlığını, paranın yıkıcı saltanatını, cinsiyetçiliğin ve ırkçılığın şiddetini kabul etmeyeceğiz. Hayır, yeter; artık daha fazlasını kabul etmeyeceğiz.

Umut şarkısı dünyanın acısını söyler. Hapsedilmenin acısını, işkencenin, ayrımcılığın, aşağılanmanın ve sömürünün acısını. Yaratabileceğimiz onca şeyin engellenmesinin, hayal kırıklığının acısını; hayatın nasıl olması gerektiğine hep birlikte, ortaklaşa karar verdiğimiz zenginlik içindeki bir dünyaya ulaşamamanın acısını.

Söylediğin şarkının gücü, kafesinin parmaklıklarını eğip büküyor. Biz, seni hayranlıkla izleyenler, seni özgür görmek, sesini duymak istiyoruz. Özgürlük için söylediğin şarkının bütün dünyada yankılanmasını istiyoruz. Elbette bir dengbêj şarkısı bu: Umudu, reddedişi, acıyı ve komünal yaşamı bir araya getiren bir şarkı.

Derin bir hayranlıkla, yakında özgür olmanı umuyorum.”

John Holloway kimdir?

1947’de İrlanda’nın Dublin kentinde doğan John Holloway, hukuk, siyaset bilimi ve sosyoloji alanlarındaki çalışmalarıyla bilinen Marksist bir düşünürdür. 1968’de Cambridge Üniversitesi’ni bitiren Holloway, sonrasında Avrupa Koleji’nde çalışmalarına devam etti. Doktorasını 1975’te Edinburgh Üniversitesi’nde siyaset bilimi dalında tamamladı. Holloway, Edinburgh’da çeyrek yüzyıla yakın süre ders verirken devlet, sermaye ve sınıf mücadelesi gibi kavramları merkeze alan araştırmalar yürüttü. İlerleyen yıllarda ağırlığını Meksika’ya veren Holloway, 1993’ten itibaren Benemérita Universidad Autónoma de Puebla’da görev yaparak toplumsal hareketler, özerklik ve kapitalizme karşı direniş biçimleri üzerine yoğunlaştı.

Holloway, Meksika’da Zapatista hareketiyle yakınlık kurarken Açık Marksizm olarak anılan bilinen yaklaşımın temsilcilerindendir. Holloway ayrıca, geleneksel solun kalıplarını sorgulayan, tabandan gelen yaratıcı direnişi ve özgürleşmeyi merkeze koyan bir entelektüel geleneğin temsilcilerinden biridir. 2002’de yayımlanan İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek adlı çalışmasında devrimci dönüşümü devlet aygıtını ele geçirmeye bağlamayan Holloway’e göre göre asıl değişim, insanların günlük yaşamlarında tahakküme karşı açtıkları özerk ve kolektif gedikler aracılığıyla filizlenir. Holloway bu fikri, Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak adlı eserlerinde daha da ileri taşıyarak mevcut toplumsal ilişkilerin içinde yeni yaşam biçimlerinin kurulabileceğini savunmaktadır.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Gençlik örgütleri üniversitelerde yeni dönemi nasıl karşılıyor?

Barınma krizi, geçim sıkıntısı, akademik nitelik kaybı, soruşturmalar… Üniversiteler yeni döneme bu ağır eleştirilerin gölgesinde giriyor.

Fotograf: Ali Dinç

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarının açıklanmasının ardından sınava girenler üniversite ve bölüm tercihlerini yaptı.

Üniversitelere ilk kez gidecek olanları bundan önceki senelerde olduğu gibi, kredi ve yurt yetersizliği, akademik yeterlilik eleştirileri, üniversite içi demokratik mekanizmaların işlememesi, siyasi nedenlerle açılan soruşturmalar gibi gündem maddeleri bekliyor. Üniversiteliler ve üniversitelerde çalışma yürüten gençlik örgütleri, bu eleştirileri yıllardır dile getiriyor ve bunlara karşı mücadele ediyorlar.

Peki, tüm bu eleştirilerin gölgesinde sol-sosyalist gençlik örgütleri yeni dönemi nasıl karşılıyor?

Devrimci Gençlik Dernekleri Üyesi Esma Görmez, Emek Gençliği MYK Üyesi Deniz Tepe ve Gençlik Komiteleri Üyesi Senem Çelik yeni dönem ve beraberinde getirdikleriyle ilgili Niha+’a konuştular.

Görmez: Öğrenciler iş bulamıyor ve geçinemiyor

Devrimci Gençlik Dernekleri Üyesi Esma Görmez

Devrimci Gençlik Dernekleri Üyesi Esma Görmez, üniversite kampüslerinin bilim üretimi ve kültürel gelişim-paylaşım alanı olması gerekirken mevcut ekonomik şartlar ve genel sosyal-kültürel baskılamalar sonucunda güç bela eğitim odaları ve derslik olmakla kalabildiğini söyledi ve “üretilen cüzi miktardaki bilimin” ise mevcut iktidarın propaganda aracı, kültür dayatmalarından ileri gidemediğini savundu.

Öğrencilerin büyük bir kısmının yaşamını idame ettirebilmek için çeşitli işlerde çalışmak zorunda olduğunu belirten Görmez, öğrencilerin üniversitelerine yalnızca ders için gidip derslerinden çıktıktan sonra ya işe ya da iş yorgunluğu atabilmek için evlerine veya yurtlarına yöneldiğini, bir kısmının ise okula sadece sınav dönemlerinde uğrayabildiğini ifade etti:

“Üniversite öğrencileri, okullarında herhangi bir kulüp veya başka sosyal aktivite yapmak için giriştiği alan arayışında bile siyasi ve kültürel uyuşmazlıklar sonucu herhangi bir kazanım elde edemiyor.”

Görmez, üniversitelerin probleminin içinde geçirilen eğitim süreleriyle de sınırlı kalmadığını, üniversitelerden mezun olanların kendilerini devasa bir yedek işçi ordusunun içinde bulduklarını düşünüyor:

“İş bulacak kadar şanslı olan sayılı insan ise kendini insani olmayan çalışma saatleri, yoksulluk sınırının altında maaşlar/ücretlerle karşı karşıya buluyor. İleriye dönük olarak gençlerin geçim dertlerini, çalışma hayatlarındaki zorlu şartlarını, aldıkları ‘asgari’ ücretleri, işyerlerinde karşılaştıkları mobbing/taciz vb. güçlükleri yankılamayı hedeflediğimiz ‘Köle Değiliz’ kampanyamız üzerine yoğunlaşacağız.”

Türkiye’de üniversiteli, işsiz ve çalışan gençlik kesimlerini ayırt etmeden gençlikle doğrudan temaslar ve birebir iletişimler kurarak bu alanda faaliyet göstereceklerini aktaran Görmez “Gençliğin kendi elleriyle kuracağı, ortak sorunlarını haykıracağı, bu sorunlar etrafında yan yana geleceği ve bu düzeni değiştirmek için birlikte omuz omuza mücadele edeceği, kurtuluş alanını hep birlikte örebileceği bir platform kurmayı hedefliyoruz” dedi.

Deniz Tepe: “Akademik ve ekonomik taleplerde birleşelim”

Emek Gençliği MYK Üyesi Deniz Tepe

Emek Gençliği MYK Üyesi Deniz Tepe ise “emperyalist saldırganlığın yayıldığı, yaşam ve çalışma koşullarının ağırlaştığını” belirterek Türkiye’deki iktidarın politikalarını eleştirdi:

“Saray rejiminin bu tabloyu örgütlemek, iktidarını sürdürebilmek üzere baskı ve yasaklar tertiplediği koşulların bir ürünü olarak üniversiteli gençliğin etrafının çevrildiği dört duvarın her bir tuğlası birbiriyle oldukça ilişkili olduğundan birbirinden bağımsız değerlendirmemeliyiz.”

Tepe, üniversiteli gençliğin, egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda hareket eden iktidarın gelecek dönem üniversite planı karşısında, içinde bulunduğu ağır koşulları dünya ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle birlikte ele alarak ekonomik ve akademik talepleri başta olmak üzere ortak bir rota etrafında bir araya gelmesinin geçmişe göre bu dönemde daha önemli olduğunu ifade etti:

“Sermaye ve onun temsilcisi saray rejimi, halihazırda sürdüğü ekonomik, siyasal ve ideolojik programını, başını ABD emperyalizminin çektiği emperyalistlerin pazar ve rekabet kavgasının sonucu olarak işgal ve yağmanın, krizlerin, savaşların içinde yeniden konumlanmaya yönelik hamleleriyle iç içe sürdürmeye devam ediyor.”

Geçim sıkıntısı artarken, eğitimini sürdürebilmek için güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda kalan yüz binlerce üniversiteli gencin olduğunu söyleyen Tepe, gençlerin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayan burslara ve düşük ücretlerin kural haline geldiği yeni kısmi süreli, esnek çalışma modellerine razı edilmek istendiğini belirterek şöyle devam etti:

“Sermaye kesimlerinin ceplerini doldurmak için üniversiteleri ucuz kalifiye emek ihtiyacının karşılandığı ‘Üniversite A.Ş.’ler, eğitimi de bilimsel kıstaslardan arındırıp idealist ögelerle bezeli bir biçimde dizayn ederek hareket eden saray rejiminin sömürü programı karşısında, yan yana gelişlerimizi güçlendirmeliyiz.”

“Bütçe sermayeye değil eğitime ayrılmalı”

Tepe, önümüzdeki dönemde de bütçenin sermayeye değil eğitime ayrılması, burs miktarlarının artırılması, nitelikli beslenme ve barınma koşullarının sağlanması gibi ortak talepler başta olmak üzere parasız eğitim talebi etrafında birleşmeye, mücadele etmeye devam edilmesi gerektiğini savundu.

İktidarın son yıllarda toplumsal desteğini ve meşruiyetini gittikçe yitirdiğini söyleyen Tepe, iktidarın durumu tersine çevirme yolunu “faşist bir rejim inşasını hızlandırmakta”, “emekçilerin ve gençliğin mücadelesini yasaklarla boğmakta” gördüğünü ifade etti.

Üniversitelerde atanmış rektörler eliyle kulüp ve toplulukların kapatılması, öğrencilerin her alanda karar mekanizmalarından dışlanması ve ODTÜ Bahar Şenliği’nde gerçekleşen provokasyonları örnek gösteren Tepe, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Emek Gençliği olarak çağrımız, ‘Demokratik, Özerk Üniversite, Bağımsız ve Demokratik Türkiye’ için kampüslerimizde bir araya gelerek sorunlarımızın çözümünde kullanacağımız mekanizmaları inşa etmek/işlevsel hale getirmek ve emperyalistlere, işbirlikçileri saray rejimine karşı mücadeleyi büyütmek üzere seferber olmaktır.”

Çelik: “Öğrencilerin temel hakları yok sayılıyor”

Gençlik Komiteleri Üyesi Senem Çelik

Gençlik Komiteleri Üyesi Senem Çelik, tüm Türkiye’de olduğu gibi kampüslerde de öğrenci gençlik, işçi sınıfının bir parçası olarak, holdinglerin ve AKP’nin, burjuva sınıfının egemenliğini yeniden üreten saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Bunun kampüslerdeki çok net tezahürlerine bugüne dek de şahitlik ettik. Üniversitelerin bilim üreten, özgür düşünce alanı niteliğinin tasfiyesinin tamamlanışı ile üniversite yönetimlerinin açıktan sermaye çıkarlarını merkeze aldığı gündemler karşımıza çıkıyor.”

Öğrencilerin yaşam dahil temel haklarının yok sayılarak kâr üzerinden şekillenen eğitim planları ve kampüs yaşamına ilişkin imkanların ve kampüslerin her geçen gün katlanarak ranta açılması gibi örneklerin üniversite olgusunun şirketleşmesi üzerine önemli çıktılar olduğunu söyleyen Çelik, AKP iktidarının artık rıza üretemediğini, 19 Mart eylemleri sürecinde yaratılan “halk isyanı potansiyelinin yarattığı tehdidi” hissettiğini savundu:

“Bulunduğu krizin doğrudan sonucu olarak sıkılaştırmaya ihtiyaç duyduğu zor ve baskı aygıtlarının en sert biçimleri bugün üniversiteli gençliği hedef alıyor. Bu sene içinde karşılaştığımız; üniversitesini, yurttaşlık haklarını ve demokratik taleplerini savunan öğrencilere karşı yoğun soruşturma ve ceza dalgaları; gençlik mücadelesinin devlet kolluğu ve burjuva hukuku tarafından bastırılma çabasının tamamlayıcısı olarak çalışıyor.”

“En büyük sorun örgütsüzlük”

Bu koşullar ve potansiyel içinde gençliğin karşısındaki en büyük sorunu örgütsüzlük olarak görmenin yanlış olmayacağını söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye işçi sınıfının tüm düzen araçları ve siyasetine karşı yükselen öfkesi içinde gençliğin, ileri niteliğini bu proleter öfkenin bir parçası hatta doğrudan taşıyıcısı olarak bir araya getirmesi üzerindeki mevzubahis kuşatmanın temelini dolayısıyla tümünü sarsacak tek güç olacaktır.”

Gençliğin bu güce adımlamadığı sürece herhangi bir alandaki baskı koşullarının artışına dair yürütülen her mücadelenin yarım kalacağını ifade eden Çelik, yeni dönemki mücadele hatlarına dair şunları söyledi:

“Yeni dönemde iktidarın içinde bulunduğu bu kriz ve emperyalist paylaşım savaşlarına yapılan hazırlık göz önünde bulundurularak iktidar karşısında yükselecek bir proleter devrimci gücün inşasını amasız fakatsız tek yol olarak görüyoruz. Bugün işçi sınıfının işyerinden, mahallesine tüm toplumsal alanları ve iktidarı yönetecek iradesini güçlendirmek bu yolu var edecek tek şey. Üniversitelerde de gençliğin bu iradeye öncülük edecek ve yaratıcı yöntemlerini geliştirecek deneyimi edinmesi bunun kritik bir adımı. Gençliğin bir kıvılcımı başlatacak potansiyelini Türkiye Devrimci Hareketi tarihinden görüyor ve yakın tarih halk isyanlarının deneyimleriyle ilerliyoruz.”

Gençlik Komiteleri olarak yeni dönemde odaklarının öğrenci gençliğin yönetme iradesini güçlendirmek olacağını söyleyen Çelik, bunu dar bir temsilci çıkarma çabasından öte niceliğin niteliğe dönüşeceği bir kapsamda hedeflemek ve ilerletmek gerektiğini ifade etti:

“Bunun bugünün koşulları içinde mümkün olmadığını söyleyenler olabilir. Ancak yemekhane işgalleri, kampüs savunma eylemleri, işçi direnişleriyle temas kuran öğrenci toplamları gibi sadece bu yıl içinden birçok örnek bu inşanın mümkün olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin kampüslerinde topluluklarının, yurtlarının, üniversitelerinin denetim mekanizmalarına katılımını sağlamak gerekiyor. Bunu yakın zamanda barınamayan öğrencilerin kitlesel yurt eylemlerinde deneyimledik. Üniversitelerin, yönetimlerinin ve iktidarın çürümüşlüğünü tümden ortaya dökecek bu katılım yönetme iradesini ortaya çıkaracak tarihsel zorunluluğu taşıyor. Bu sebeple yeni dönemde tüm çabamız ‘Biz Yönetiriz’ diyecek gençlik yığınlarını var etmek için olacak.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.