Claude Fable 5 ve Mythos 5’e erişim kapandı

Claude’un geliştiricisi Anthropic, ABD Ticaret Bakanlığı’ndan gelen talep sonrasında yeni duyurduğu yapay zeka modelleri Fable 5 ve Mythos 5’e erişimi tüm kullanıcılar için kapattı.

Foto: Technopat

Yapay zeka şirketi Anthropic, yeni duyurulan yapay zeka modelleri Claude Fable 5 ve Claude Mythos 5’i Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümetinin ihracat kısıtlaması adımının ardından tüm kullanıcılara kapattı. ABD yönetiminin asıl amacının yabancı uyruklu kişilerin bu teknolojilere erişimini engellemek olarak belirtilmesine karşın Anthropic yönetimi, yasal süreçlerde herhangi bir risk almamak adına modelleri herkes için geçici olarak devre dışı bıraktı.

Süreci hızlandıran gelişme, ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in Anthropic CEO’su Dario Amodei’ye gönderdiği uyarı mektubu oldu. Mektupta Ticaret Bakanlığı, Fable 5 ve Mythos 5 modellerinin ABD sınırları dışına çıkarılması, yeniden ihraç edilmesi veya ülke içindeki yabancı uyruklu kişilere devredilmesi işlemlerini lisans şartına bağladı.

Reuters‘ın haberine göre, eş zamanlı olarak Amazon Web Services’ten de tüm bölgelerdeki Anthropic kullanıcılarının model erişimlerini iptal etmesi istenirken şirketin eski nesil diğer modelleri ise bu yasaktan etkilenmedi.

“Jailbreak” iddiası

Yine Reuters‘ın aktardığına göre hükümetin bu ani kararının arkasında siber güvenlik endişeleri yatıyor. Başka bir şirketin, Mythos modelinin güvenlik duvarlarını “jailbreak” yöntemiyle aşmayı başardığını iddia etmesi, Washington’da bu teknolojinin bilgisayar korsanlarına yardım edebileceği korkusuna sebep oldu.

Donald Trump yönetimi, daha en başından beri bu modellerin piyasaya sürülmesini durdurmaya çalışmış ancak başarısız olmuştu. Hatta Trump, yakın bir zaman önce yapay zeka şirketlerinin en güçlü modellerini halka açmadan önce devlet tarafından siber güvenlik testleri yapılmasını talep eden bir başkanlık kararnamesi de imzalamıştı. Yetkililer, “ABD ulusal güvenlik altyapısı bu yeni teknolojilere karşı gerekli savunma güçlendirmelerini tamamlayana kadar” modellerin kullanım dışı kalacağını belirtti.

Bu kararla birlikte Anthropic’in bu modelleri gelecekte yabancı uyruklu kullanıcılara sunabilmesi için artık özel ihracat lisansları alması gerekiyor.

Anthropic: “Endüstri durma noktasına gelir”

Anthropic ise yaptığı açıklamada kararın aşırı olduğunu belirtiyor. Şirket, spesifik ve dar kapsamlı bir potansiyel “jailbreak” bulgusunun, yüz milyonlarca insanın kullandığı bir modeli tamamen piyasadan çekmek için yeterli bir gerekçe olamayacağını savunurken şirket yönetimi, “Eğer hükümetin bu güvenlik standardı yapay zeka endüstrisinin geneline uygulanırsa tüm şirketlerin ileri seviye modelleri piyasaya sürmesi fiilen durma noktasına gelir” uyarısında bulundu.

Anthropic ve Claude Hakkında

Claude Fable 5 ve Claude Mythos 5, yapay zeka sektöründe faaliyet gösteren Anthropic şirketi tarafından Haziran 2026’da duyurulan gelişmiş yeni nesil yapay zeka modelleridir. Geniş kitlelere sunulmak üzere tasarlanan Fable 5, kullanılabilirlik ve koruma dengesiyle ön plana çıkarken daha dar bir kullanıcı kitlesini hedefleyen Mythos 5 ise yalnızca Project Glasswing adlı özel siber güvenlik ve araştırma programı ortaklarına açılmak üzere geliştirilmişti.

Bunların yanı sıra Claude, Şubat 2026’da ABD’nin İran üzerine gerçekleştirdiği saldırılar sırasında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından istihbarat değerlendirmesi, hedef tespiti ve savaş senaryolarının simülasyonu için kullanmıştı. Anthropic, daha önce Pentagon ile çalışan veri analizi şirketi Palantir ile ortaklık kurmuştu. İran Savaşı’nın ilk günlerinde ABD’nin Minab’da bir ilkokula düzenlediği ve 120’den fazla çocuğun hayatını kaybettiği saldırı hakkında Anthropic CEO’su Amodei, saldırıda Claude’un veya herhangi bir yapay zekanın tam olarak nasıl bir rol oynadığını bilmediklerini belirtmişti. Amodei ayrıca, sistemin tasarım prensibi gereği nihai kararı her zaman bir insanın verdiğini vurgulamıştı.

Hatimoğulları: Temmuz ayında bir yasa çıkmasını herkes bekliyor

Tülay Hatimoğulları, Eylül ayı içerisinde kongre yapacaklarını belirterek Meclis’e gelmesi beklenen yasa ile ilgili olarak “Cumhurbaşkanı yasanın Meclis kapanmadan önce geleceğine dair bir şeyler paylaştı. Bunun doğru olmasını ümit ediyoruz” dedi.

Foto: Evrim Kepenek/bianet

Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında bir süredir gerçekleşen görüşmelerin ardından kendisini fesh eden PKK’nin silah bırakma sürecini yönetecek ve PKK’lilerin geri dönüş süreci ile ilgili atılacak adımları belirleyecek yasal düzenlemelerin Meclis tatile girmeden, Temmuz ayı içerisinde gündeme gelmesi bekleniyor.

İstanbul’da Bakırköy Belediyesi Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve iki gün sürecek olan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” Konferansı’na katılan Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, PKK’nin silahlı mücadeleye son verdiğini açıklamasının Türkiye siyaseti için büyük bir değişim doğuracağını kaydetti. Hatimoğulları, söz konusu yasal düzenlemeye ve DEM Parti’nin önümüzdeki dönem gerçekleşmesi beklenen kongresine dair Niha+’ya konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları

“Sayın Öcalan bir yol haritası ortaya koydu”

Herkes tarafından uzun bir süredir temmuz ayında bir “çerçeve” yasanın çıkmasının beklendiğini belirten Hatimoğulları, DEM Parti heyeti İmralı’ya gittiğinde Abdullah Öcalan’ın konuya ilişkin bir yol haritası ortaya koyduğunu fakat devlet tarafından bu durumu hızlandırmaya dair atılan bir adım daha olmadığını ifade etti.

Hatimoğulları’na göre, en acil adım çerçeve yasaların acilen çıkması ve iktidar çevresi tarafından yasanın çıkacağına ilişkin paylaşılan bilgilerin doğru olması:

“Bu konuda iktidarın uzunca bir zamandır yasayla ilgili bir sürünceme hali, bir oyalama hali zaten dikkatlerden kaçmıyor. En son Cumhurbaşkanı yasanın meclis kapanmadan önce geleceğine dair bir şeyler paylaştı. Bunun doğru olmasını ümit ediyoruz. Bu sözlere rağmen yine bir oyalama halinin ortaya çıkması barış sürecinin olacağına dair inancı kaybettiriyor adım atılmadığı için.”

“Yasa ‘gelecek mi gelmeyecek mi’ sorusuna sıkıştı”

Hatimoğulları, sürece ilişkin söylenenlerin devlet tarafının içindeki bir çelişki olarak dışarı yansıdığını vurguladı ve “İktidar, devlet ya da İmralı’daki görüşmeler tarafından bu yasanın çıkacağına dair bazı olumlu mesajlar verilirken bir yandan hükümet adına konuşan bazı isimlere baktığımızda gündemlerinde öyle bir şeyin olmadığını ifade ediyorlar ve bu eş zamanlı oluyor” dedi.

Bunun çelişkili mi yoksa danışıklı mı olduğunu pratiklere göre anlayacaklarını söyleyen Hatimoğulları, meclisin normal şartlarda 15 Temmuz’da kapandığını hatırlattı.

Hatimoğulları, beklenen yasal düzenlemenin “gelecek mi gelmeyecek mi” tartışmasına sıkıştığını dile getirerek içeriğin de en az zamanlama kadar önemli olduğunu belirtti.

“Yasanın ‘kök yasa’ şeklinde çıkması bekleniyor”

Hatimoğulları’na göre yasa, silahsızlanma sürecinin inşasına katkı sunacak ve silah bırakan kişilerin Türkiye’de demokratik siyasete katılımını ve demokratik entegrasyonunu sağlayacak nitelikte olmalı. Bir “kök yasa” şeklinde çıkması beklenen düzenlemenin ihtiyaca göre daha sonra çoklu yasalarla genişletilebileceğini belirten Hatimoğulları, ancak şu aşamada kategori ayrımı yapmaksızın bütün silahlı kesimleri kapsayacak bir yasanın beklendiğini vurguladı:

“Bu yasal düzenlemede silahı bırakan insanların Türkiye’de demokratik siyasete katılım ve demokratik entegrasyon sürecinin bir parçası olması bekleniyor. Bu yasa bütün bunları anlatabilmeli ve bütün bunlara yol açmalı. Bütün demokrasi güçleri ve toplum bunu bekliyor. Ve yasanın hukuki sonuç doğuracak bir mahiyette çıkması. Bu yasa çıktıktan sonra cezaevlerindeki siyasi mahkûmların yurt dışında Avrupa’daki diasporadaki siyasetçilerin dağda silah bırakarak demokratik siyasete yapılmak isteyen bütün kesimleri kapsayacak bir yasa olmalı ve somut sonuç doğurmalı.”

“Kongre Ortadoğu’daki dönüşümleri göğüslemeli”

DEM Parti’nin “yeniden yapılanma” süreci kapsamında planladığı kongrenin yaklaşık olarak bu yılki eylül ayının 3. haftası gerçekleştireceğini söyleyen Hatimoğulları, kongrenin eylül ayının üçüncü haftasında gerçekleştirileceğini açıkladı. Dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan değişim ve dönüşümleri göğüsleyebilecek bir kongre hedeflediklerini belirtti.

Hatimoğulları, PKK’nin Türkiye’de silahlı mücadeleye son verdiğini açıklamasının, Türkiye siyaseti açısından 50 yıl sonra büyük bir değişim ve dönüşüm yaratacağını söyleyerek “Bu değişim ve dönüşümün içinde yani Türkiye’de yaşanan gelişmelere bakmalıyız” dedi.

Kongrede barış, yoksulluk ve kadına şiddet konuşulacak

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemli bir gelişme olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, bu gelişmeyi daha güçlü karşılayabilecek bir toplumsal ayağın örgütlenmesi için hem bu konuyu hem de birçok toplumsal sorunu kongrede konuşacaklarını söyledi:

“Kongrede barışı toplumsallaştırmak, farklı kesimlerce sahiplenilmesini sağlamak için ne yapabileceğimizi konuşacağız. İkinci olarak Türkiye’de 50 milyonun üzerinde insan açlık ve yoksullukla karşı karşıya kalıyor. Biz Türkiye’de yaşanan işsizlik, yoksulluk, açlık, barınama, asgari ücretin hiçleştiği bir yerde bu sorunları görmezden gelerek siyaset yapmadık, yapmayacağız. Dolayısıyla bu kongremizde Türkiye’deki işçi sınıfı, işsizler, yoksullar, güvencesiz çalışanlar, ev emekçisi kadınlar… Bütün bu kesimlerin sorunlarını nasıl önleyebiliriz, parti olarak bu çalışmalara daha güçlü bir şekilde nasıl girebiliriz? Bunları konuşup tartışacağız.”

Devlet ve çeteler eliyle kadına yönelik şiddetin ve katliamların Türkiye’de arttığına dikkat çeken Hatimoğulları, özellikle Dersim’de yaşanan ve Gülistan Doku örneğiyle gündeme gelen kadın katliamlarının da altını çizdi. Kadın meclisinin güçlendirilmesi ve Türk kadın hareketi ile feministlerle daha güçlü bir ittifak kurulması konularının da kongre gündeminde yer alacağını söyledi:

“Bütün bunlara karşı biz kadınlar olarak daha güçlü, kadın meclisimizi nasıl daha güçlü bir hale getirmek ve birlikten parti olarak bunları konuşacağız. Hem Türk kadın hareketiyle hem Türkiye’deki feministlerle kadın hareketiyle nasıl daha güçlü bir ittifakı geliştirebileceğimizi konuşacağız.”

Gençlik ve ekoloji de temel başlıklardan biri

Hatimoğulları, kongrenin en temel konularından birinin gençliğin geleceksizliği ve umutsuzluğu olduğunu ifade ederek yaşanan beyin göçlerine dikkat çekti:

“Eskiden emek göçü oluyordu ya da siyasi gerekçelerle insanlar göç ediyordu. Şimdi Türkiye’de mutsuz ve özgür olmadığı için gençler rotasını Avrupa’ya kuruyor. Bu bakımdan Türkiye’de gençlerin doğdukları kentlerde, doğdukları ülkede yaşayıp barınabilecekleri projeleri geliştirmek zorundayız.”

Son olarak ekolojik yıkıma karşı mücadeleye değinen Hatimoğulları, Türkiye’deki ekoloji hareketinin kent kent örgütlenmelerle önemli adımlar attığını ancak bu direnişlerin yeterli olmadığını söyledi ve DEM Parti olarak ekoloji hareketinin güçlenmesine nasıl katkı sunabileceklerini kongrede tartışacaklarının altını çizdi.

Arnavutluk halkı Trump ailesinin projesine karşı ayakta

Arnavutluk halkının Zvernec’teki bir sahilin turizm projesi kapsamında satılması ardından başlayan yolsuzluk karşıtı eylemleri iki haftadır devam ediyor. Eylemlerin nedenlerini, nasıl örgütlendiğini ve halkın taleplerini anlatan yurttaşlar çevre aktivistlerinin başlattığı bölgesel eylemlerin “yeni bir Arnavutluk” talebiyle devam eden ulusal bir harekete dönüştüğünü söyledi.

Fotoğraf: Erisa Kryeziu

Arnavutluk halkının başkent Tiran’daki Avlonya (Vlora) şehrindeki Zvernec bölgesinde planlanan turizm projesine karşı eylemleri 30 Mayıs’tan bu yana devam ediyor. Protestocular, projenin iptali ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın istifasını gerçekleşene kadar protestoların süreceğini belirtmişti.

Zvernec’teki bir sahilin, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ile damadı Jared Kushner’e ait olduğu iddia edilen turizm projesi kapsamında satılması, protestoların başlangıç noktası olurken yaklaşık iki haftadır devam eden protestolarda “Arnavutluk satılık değildir” sloganı öne çıkıyor. Binlerce vatandaşın katıldığı bu eylemlerin nedenlerini, yolsuzluk iddialarını ve Arnavutluk halkının taleplerini eylemciler ve uzmanlar ile konuştuk.

Trump’ın damadı olan Jared Kushner, aynı zamanda Amerikalı iş insanı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı. Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, 4 milyar euroluk olduğu bilinen bir turizm projesi kapsamında Adriyatik kıyısındaki Sazan Adası’nın bir bölümünü oteller, villalar, apartmanlar, marina ve diğer lüks tesislerin yer aldığı lüks bir tatil merkezine dönüştürmeyi öngörüyor.

Kushner, İran, Ukrayna ve Rusya’yı kapsayan bir dizi diplomatik girişimde ABD temsilcisi olarak da yer almıştı. Ayrıca Trump, Şubat 2026’da Kushner’ı resmen Barış Özel Temsilcisi olarak atamıştı.

“Eylemlerin sebebi, son olay ile sınırlı değil”

Protestolara katılmak için birden fazla neden olduğunu belirten Anila Hoxha, son olayın ayaklanmayı tetikleyen sürecin yalnızca doruk noktası olduğunu söyledi. Protestoların sadece turizm projesine karşı bir tepki olmadığını vurgulayan Hoxha, Arnavutluk halkının, yozlaşmış mevcut hükümete karşı pek çok şikâyeti bir süredir dile getirdiğini savundu.

Hoxha, protestoların ne Amerika ne de İsrail gibi başka devletlerin politikalarıyla ilgisi olmadığını belirterek sorunlarının kendi hükümetleri ve yolsuzlukla ilgili olduğunun altını çizdi.

“Bu sorun sadece Arnavutluk’un sorunu değil”

Meselenin yatırımcıların uyrukları ile ilgisi olmadığını belirten Hoxha, projenin yapılacağı yerin doğal zenginlikler açısından oldukça önemli bir bölgeye yapıldığını ve bu nedenle de sorunun herkesi ilgilendirdiğini söyledi:

“Asıl mesele yatırımcıların uyrukları değil, doğal zenginlikler açısından büyük öneme sahip bir bölgeye yapılan yatırımın kendisi. Bu sorun yalnızca Arnavutluk’un sorunu da olmamalı çünkü bu bir doğa sorunu.”

“Hükümetten istifa dışında beklentimiz yok”

Turizm projesinin özel ve elitist bir ada olarak sunulma biçiminin, halk arasında soru işaretleri uyandırdığını söyleyen Hoxha, bahse konu olan toprakların hiçbir şekilde kimsenin mülkiyeti altında kalmasını istemediklerini belirtti:

“Bu topraklar tarih boyunca Arnavutluk halkına aitti. Bundan sonra da öyle olmalı. Artık mevcut hükümetten bir beklentimiz yok ama talebimiz net. İstifa ve hukukun üstünlüğüne dayalı, her zaman doğru olanın yanında durarak Arnavutluk için çalışacak yeni bir hükümetin kurulması.

Yolsuzluk yıllardır hüküm sürdüğü için, bunu çok kısa sürede ortadan kaldırmak zor olabilir; ancak bu soruna çözüm yolları olduğuna inanıyoruz ve önlemler alarak, çeşitli faaliyetler yürüterek ve farkındalığı artırarak bununla mücadele edilebileceğine inanıyoruz.”

Fotoğraf: Erisa Kryeziu

“Devletin kayıtsızlığı büyük tepki yarattı”

Protestoların, çevre aktivistlerinin sahadaki iş makinelerini fark etmesiyle Mayıs ayında başladığını ve ardından bölgenin, buldozerler ve dikenli teller ile çevrildiğini belirten gazeteci Erisa Kryeziu ise bölgeyi korumakla görevlendirilen özel güvenlik şirketinin agresif bir tepki vererek bir eylemciyi dövüp yerde sürüklemesi sonucunda durumun tırmandığını söyledi.

Olayın polislerin önünde meydana gelmesi ve polislerin ise özel güvenliğe müdahale etmemesinin geniş çaplı tepkiye yol açtığını belirten Kryeziu, sosyal medyada hızla yayılan bu olay videolarının birçok vatandaşta devlete ve onun kolluk güçlerine dair güvensizlik hissi
yarattığını savundu.

Protestoların 12. günde başkent Tiran’ın ana bulvarına kadar taşındığını belirten Kryeziu, eylemlerin bölgenin zengin biyoçeşitliliğini simgeleyen flamingolara atıf ile “Flamingo İsyanı” olarak bilinmeye başladığını söyledi.

“Arnavutluk satılık değil” ve “Projeyi iptal edin” ana sloganlardı diyen Kryeziu, hareketin artık ekolojik kaygıların ötesine geçerek yönetim, şeffaflık, karar alma süreçlerine katılım ve siyasi iktidar ile sermaye grupları arasındaki ilişkiye dair daha geniş bir hayal kırıklığı ifadesi haline geldiğini belirtti.

“Anti-emperyalist bir hareket olarak tanımlayamayız”

Bazı aktivistlerin ve yorumcuların projeleri yabancı yatırımcılar ve daha geniş jeopolitik çıkarlarla ilişkilendirdiğini anlatan Kryeziu, hareketin temel taleplerinin, kamu yararı ve Arnavutluk’ta çevrenin korunmasıyla ilgili olduğunu, bu nedenle de Amerikan veya İsrail dış
politikasına karşı bir hareket olarak tanımlanamayacağını söyledi:

“Arnavutluk’ta yaşanan durum, turizm geliştirme adına önemli kararların alınmasıdır. Ancak bu kararlar şeffaflıktan uzaktır ve iktidara yakın küçük bir yatırımcı grubuna fayda sağlarken sıradan vatandaşlara çok az ya da hiç yarar sağlamadığı izlenimini vermektedir. Aynı zamanda bu projelerin çoğu doğa, biyolojik çeşitlilik ve Arnavutluk’un koruma altındaki alanları pahasına gerçekleştirilmektedir. Bu durum çevrenin korunması, kamu yararı ve demokratik karar alma süreçleri konusunda ciddi endişeler yaratmaktadır.”

“Meydanlar kadın ve gençlerle dolu”

Protestoların bazı muhalif siyasetçiler ve örgütler tarafından desteklense de bağımsız olduğunu belirten gazeteci Kryeziu, tek ortak düşüncenin Arnavutluk’un geleceği olduğunu söyledi.

Eylemlerin sosyal medya sayfaları ve grupları aracılığıyla örgütlendiğini belirten gazeteci, meydanların özellikle gençler ve kadınlar ile dolu olduğunu ve eylemlerin içeriğinin de kalabalık gruplarda kararlaştırıldığını belirtti.

“Protestolar sistem karşıtı harekete dönüştü”

Protestoların ilk günlerinde birçok medya kuruluşunun Zvernec’te yaşanan protestoları ve sahadaki çatışmaları haberleştirmediğini belirten gazeteci, olayın uluslararası gündeme taşınması ile yayın yapılmaya başlandığını belirtti.

Bu durumun Arnavutluk’taki anaakım medya ile siyasi iktidar arasındaki yakın ilişkiyi de gösterdiğini söyleyen Kryeziu, medyanın gözden kaçırdığı diğer bir noktanın ise protestocuların çeşitliliği olduğunu savundu:

“Meydanlarda toplumun her kesiminden insanlar bulunuyor. Bu insanlar Rama hükümetinden, onun propagandasından ve yıllardır toplumu temsil edemeyen geleneksel muhalefetten yorulmuş durumda. Bu nedenle protestolar artık yalnızca belirli bir çevre projesine karşı bir tepki değil, ‘Yeni Bir Arnavutluk’ talebiyle ortaya çıkan daha geniş kapsamlı bir sistem karşıtı harekete dönüşmüştür.”

Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala: Avrupa Konseyi’nden ‘tahliye’ ısrarı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Haziran 2026 toplantısında alınan kararlarda, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluklarında makul şüpheyi destekleyecek kanıt bulunmadığı vurgulanarak “altta yatan siyasi motivasyonun varlığını sürdürdüğü” ifade edildi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AK-BK), gerçekleştirdiği toplantıda Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılma çağrısını yineledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını denetlemek üzere 9-11 Haziran 2026 tarihleri arasında Strazburg’da 1563’üncü toplantısını gerçekleştirdi. Toplantının Türkiye açısından en kritik gündem maddelerini, uzun süredir tutuklu bulunan Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dosyaları oluşturdu. Komite, söz konusu isimlerin derhal serbest bırakılması yönündeki AİHM kararlarının uygulanmadığını belirterek, Türkiye’deki iç hukuk mekanizmalarına net süreler tanıdı.

Haziran 2026 toplantısında alınan kararlarda, yakın zamanda kesinleşen Selahattin Demirtaş (No. 4) kararının Komite’nin mevcut pozisyonunu bütünüyle doğruladığına dikkat çekildi. Karar metninde, iç hukuk mahkemelerinin dayandığı delil temelinin Demirtaş ve Yüksekdağ’ın ne tutukluluğunu ne de mahkûmiyetini haklı çıkarmaya yeterli olmadığı belirtilerek, olayların “altta yatan siyasi motivasyonun varlığını sürdürdüğünü” gösterdiği ifade edildi. Bakanlar Komitesi, Bölge Adliye Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bu şikayetleri hiçbir gecikmeye yer vermeden ele almasının “açık ve ivedi bir gereklilik” olduğunu kaydetti.

AİHM’nin Selahattin Demirtaş (No.4) Kararı

Tarih ve Kesinleşme Durumu
Karar, 8 Temmuz 2025 tarihinde açıklanmış; Türk hükümetinin Büyük Daire’ye yaptığı itiraz talebi reddedilerek nihai olarak kesinleşmiştir.
Kapsadığı İsimler
Söz konusu karar yalnızca Selahattin Demirtaş’ı değil, dönemin diğer HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ‘ı da bütünüyle kapsamaktadır.
Kritik Hukuki Tespitler
  • Her iki ismin de 2016 yılında milletvekili iken “makul şüpheyi destekleyecek kanıt bulunmaksızın” tutuklandığı vurgulanmıştır.
  • İç hukuk mahkemelerinin dayandığı delil temelinin, ne tutukluluğu ne de mahkûmiyeti haklı çıkarmaya yeterli olmadığı belirtilmiştir.
  • Tutuklamaların yargısal bir gereklilikten ziyade başka bir amaç güttüğü ve süreçte “altta yatan siyasi motivasyonun varlığını sürdürdüğü” hükme bağlanmıştır.
Sürecin Mevcut Tıkanıklığı
Kararın kesinleşmesinin ardından 3 Ekim 2025’te Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan tahliye başvurusuna iç hukukta henüz bir yanıt verilmemiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ise karara atıf yaparak kendi pozisyonlarının bütünüyle doğrulandığını ilan etmiş ve derhal tahliye çağrısını yinelemiştir.

2017 yılından bu yana tutuklu bulunan Osman Kavala dosyasında ise Komite, kararların uygulanmamasına yönelik “derin üzüntü” bildirdi. Yayımlanan metinde, Anayasa Mahkemesi’nin en geç 31 Ağustos 2026 tarihine kadar, meseleyi iç hukuk sistemi içinde hızlı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun şekilde çözüme kavuşturacak bir karar vermesinin “zorunlu bir gereklilik” olduğu vurgulandı. Komite, kararların uygulanmaması halinde Eylül 2026’da gerçekleşecek 1569’uncu toplantıda ek adımları ve olası yaptırımları masaya yatıracağını duyurdu.

Temmuz 2025’ten bugüne tıkanan süreç

Bakanlar Komitesi’nin Haziran 2026 kararlarına uzanan süreç, AİHM’nin 8 Temmuz 2025 tarihinde açıkladığı Selahattin Demirtaş (No.4) kararının, Türk hükümetinin Büyük Daire talebinin reddedilmesiyle kesinleşmesiyle ivme kazandı. Bu kesinleşmenin ardından karar, “nitelikli inceleme” statüsünde Bakanlar Komitesi gündemine dahil edildi.

Demirtaş’ın avukatları, AİHM kararının ardından 11 Temmuz 2025’te Türk mahkemelerine başvurdu ancak ret yanıtı aldı. 3 Ekim 2025 tarihinde Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan yeni tahliye talebine ise mahkeme tarafından herhangi bir yanıt verilmedi.

İhlal prosedürü ve Anayasa’nın 90. Maddesi

Sürecin hukuki dayanağını, Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin 46. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi oluşturuyor. 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesine eklenen fıkra ile, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların kanunlarla çelişmesi durumunda uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı kurala bağlanmıştı.

Bu yasal zorunluluğa rağmen AİHM kararlarının uygulanmaması, Türkiye hakkında Avrupa Konseyi nezdinde “ihlal prosedürü” işletilmesine neden oldu. Osman Kavala kararının icra edilmemesi üzerine başlatılan prosedür sonucunda, AİHM Büyük Dairesi 11 Temmuz 2022 tarihinde Türkiye’nin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğine resmen hükmetmişti. Avrupa Konseyi verilerine göre Türkiye, AİHM tarafından hükmedilen genel davaların yüzde 90’ında kararları uygularken, içtihat oluşturan ve yasal düzenleme gerektiren “emsal (öncü)” davalarda uyum oranı yüzde 68’de kalıyor.

İç hukukta uyuşmazlıklar

Uluslararası yargı mercilerinden gelen kararların yanı sıra, iç hukukta da yüksek yargı organları ile ilk derece mahkemeleri arasında yetki uyuşmazlıkları yaşanıyor. Geçtiğimiz süreçte Can Atalay ve Tayfun Kahraman dosyalarında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen “hak ihlali” ve “yeniden yargılama” kararları, Yargıtay ve İstanbul’daki Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından “yetki gaspı” gerekçesiyle uygulanmadı.

Aynı zamanda AYM’nin kendi içinde verdiği kararlardaki farklılıklar da hukuk çevrelerince takip ediliyor. Mahkeme, Gezi davasında tutuklanan Yiğit Aksakoğlu ve Altanlar davasında Mehmet Altan için hak ihlali kararları verirken, benzer suçlamalarla yargılanan Osman Kavala ve Ahmet Altan’ın başvurularını reddetmişti.

Uluslararası denetim organları ve Türkiye’deki yargı mekanizmaları arasındaki bu krizin seyri, Anayasa Mahkemesi’nin 31 Ağustos 2026’ya kadar atacağı adımlar ve Bakanlar Komitesi’nin Eylül 2026 toplantısında alacağı kararlarla netleşecek.

AİHM Kararları ve Yargı Krizi Kronolojisi

Demirtaş ve Kavala dosyalarında ulusal ve uluslararası yargı organlarının aldığı kritik kararlar.

4 Kasım 2016
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gözaltına alınarak tutuklandı.
1 Kasım 2017
İş insanı Osman Kavala tutuklanarak cezaevine gönderildi.
20 Kasım 2018
AİHM: Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi olduğuna karar verdi ve derhal serbest bırakılmasını talep etti. Karar yerel mahkemelerce uygulanmadı.
10 Aralık 2019
AİHM: Osman Kavala’nın tutuklanması için makul şüphe bulunmadığına ve yargılamanın siyasi amaç taşıdığına kanaat getirerek derhal serbest bırakılmasına hükmetti.
22 Aralık 2020
AİHM Büyük Dairesi: Demirtaş davasında (No.2) ihlal kararı vererek serbest bırakılması gerektiğine kesin olarak hükmetti.
11 Temmuz 2022
AİHM Büyük Dairesi (İhlal Prosedürü): Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin başvurusu üzerine, Türkiye’nin Kavala dosyasında AİHS’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğine resmen karar verdi.
8 Temmuz 2025
AİHM: Selahattin Demirtaş (No.4) kararını açıkladı. Türk hükümetinin Büyük Daire talebi reddedilerek ihlal ve serbest bırakılma kararı kesinleşti. Karar, AK BK gündemine alındı.
3 Ekim 2025
Demirtaş’ın avukatları, AİHM kararları doğrultusunda Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeni bir tahliye başvurusunda bulundu. Mahkemeden yanıt alınamadı.
9-11 Haziran 2026
Bakanlar Komitesi 1563. Toplantısı: Selahattin Demirtaş (No.4) kararının pozisyonlarını doğruladığını belirterek Demirtaş, Yüksekdağ ve Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısını yineledi. Anayasa Mahkemesi’ne Kavala dosyası için 31 Ağustos 2026’ya kadar süre verildi.
Eylül 2026 (Planlanan)
Bakanlar Komitesi 1569. Toplantısı: Kararların uygulanmaması halinde Türkiye’ye yönelik atılacak ek adımlar ve yaptırımların görüşüleceği olağanüstü gündemli toplantı.

Kaynak: DW Türkçe, expressioninterrupted, bianet, medyascope, MA, (İnfografiler kaynaklardan elde edilen bilgilerden yola çıkarak yapay zeka araçlarına yaptırıldı.)

Dünya Kupası bu akşam başlıyor

Erkekler Dünya Kupası turnuvası öncesi güç dengeleri yeniden şekillenirken, Arjantin’den Fransa’ya, Brezilya’dan ev sahibi ABD’ye uzanan geniş favori havuzu dikkat çekiyor. Ancak genişleyen format ve artan rekabet, bu Dünya Kupası’nda “kesin favori” tanımını her zamankinden daha belirsiz hale getiriyor.

Foto: Jim Watson/AFP via Getty Images

2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası bu akşam Meksika’nın başkenti Mexico City’de bulunan Estadio Azteca’da oynanacak Meksika-Güney Afrika karşılaşmasıyla başlayacak. Karşılaşma yerel saatle 20.00’de başlayacak.

Açılış mücadelesi, aynı zamanda 2026 Erkekler Dünya Kupası’nın 48 takımlı yeni formatındaki ilk resmi maç olarak kayda geçecek.

Organizasyon boyunca maçlar ABD, Kanada ve Meksika’da oynanacak. Turnuvanın üç ülkeye yayılması nedeniyle grup maçları farklı saat dilimlerinde ve geniş bir coğrafyada oynanacak. ABD, Kanada ve Meksika’daki şehirlerde toplam 16 farklı stadyum turnuva süresince kullanılacak.

Dünya Kupası: Favoriler ve Beklentiler

Turnuva öncesi futbol kamuoyunda öne çıkan takımlar ve güç dengeleri.

Favori Ekipler
Arjantin, Fransa, Brezilya, İngiltere
Kadro istikrarı, derin oyuncu havuzu ve turnuva tecrübesiyle kupanın doğal adayları.
Almanya & İspanya
Potansiyel Şampiyonlar
Dalgalı performansa rağmen “turnuva takımı” kimliğiyle her an zirveye çıkabilecek ekipler.
ABD & Meksika
Ev Sahibi Avantajı
ABD kadro derinliği ile öne çıkarken, Meksika grup aşamasında sürpriz potansiyeli taşıyor.
Afrika & Asya
Genişleyen Görünürlük
Yeni formatla daha fazla eleme şansı bulsalar da, çeyrek final sonrası Avrupa/Güney Amerika ağırlığı bekleniyor.

Final karşılaşması 19 Temmuz’da New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda oynanacak.

FIFA Başkanı Gianni Infantino turnuvayı “insanlık tarihinin en büyük spor organizasyonu” olarak tanımlıyor. Gerçekten de ölçek bakımından 2026 Erkekler Dünya Kupası, yalnızca futbol tarihinin değil, küresel spor tarihinin de en büyük etkinliklerinden biri olmaya hazırlanıyor. Ancak organizasyon büyüdükçe, beraberinde taşıdığı siyasi, ekonomik ve toplumsal tartışmalar da genişliyor.

Son yıllarda Dünya Kupaları yalnızca sahadaki rekabetle değil, ev sahibi ülkelerin politikaları, insan hakları sicilleri, güvenlik uygulamaları ve ekonomik tercihleri üzerinden de değerlendiriliyor. 2026 turnuvası ise bu eğilimin en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Vize engelleri, göç politikaları, güvenlik uygulamaları, yüksek bilet fiyatları, çevresel maliyetler ve ABD’nin dış politikası, futbolun önüne geçen başlıklardan bazıları.

Birçok gözlemciye göre 2026 Erkekler Dünya Kupası, modern futbol tarihinin en siyasallaşmış turnuvalarından biri olmaya aday. Bunun nedeni yalnızca ev sahibi ülkelerin aldığı kararlar değil. Aynı zamanda turnuvanın düzenlendiği dönemin küresel siyasi atmosferi. Göç tartışmalarının yoğunlaştığı, uluslararası gerilimlerin arttığı ve büyük spor organizasyonlarının ekonomik etkilerinin daha fazla sorgulandığı bir dönemde Dünya Kupası, kaçınılmaz olarak futbolun sınırlarını aşan bir anlam kazanıyor.

Turnuva öncesindeki en görünür tartışmalardan biri katılımcıların ülkeye giriş süreçleri oldu.

Dünya Kupası gibi küresel organizasyonlarda ev sahibi ülkelerin temel sorumluluklarından biri, turnuvaya katılma hakkı kazanan sporcuların, görevlilerin ve akredite personelin ülkeye girişini mümkün kılmak olarak kabul ediliyor. Ancak 2026 turnuvası öncesinde yaşanan bazı olaylar, bu ilkenin pratikte nasıl uygulanacağına ilişkin soru işaretleri yarattı.

Somalili hakeme vize verilmedi

FIFA tarafından görevlendirilen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın ABD’ye girişine izin verilmemesi, uluslararası spor kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İran heyetinden bazı görevlilerin vize alamadığı yönündeki açıklamalar da benzer tartışmaları beraberinde getirdi.

BBC’nin analizine göre turnuvaya katılan 48 ülkenin 11’i, ABD’nin seyahat kısıtlamaları, yüksek vize reddi oranları veya ek güvenlik prosedürlerinden etkileniyor.

Bu tablo, sorunun münferit örneklerin ötesine geçtiğine işaret ediyor. Bazı ülkelerden gelen katılımcılar için süreçlerin daha uzun sürmesi, ek güvenlik incelemeleri veya belirsizlikler yaşanması, Dünya Kupası’nın evrensel erişim ilkesiyle ne ölçüde uyumlu olduğu sorusunu gündeme taşıdı.

Bu durum, FIFA’nın uzun yıllardır savunduğu temel ilkelerden biriyle ilgili yeni sorular doğurdu. FIFA Başkanı Gianni Infantino 2017 yılında, Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanan takımların, taraftarların ve görevlilerin ev sahibi ülkeye girişinin garanti altına alınması gerektiğini söylemişti.

Ancak bugün yaşananlar, bu ilkenin ne ölçüde uygulanabildiği yönünde tartışmaları beraberinde getiriyor. Eleştirmenlere göre mesele yalnızca birkaç kişinin vize alamaması değil. Spor organizasyonlarının ulusal güvenlik politikaları karşısındaki hareket alanının ne kadar geniş olduğu.

Tartışmalar yalnızca vize süreçleriyle sınırlı değil

ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından iki ülke arasındaki gerilim de turnuvanın siyasi arka planını şekillendiriyor. Dünya Kupası tarihinde ilk kez ev sahibi ülkelerden biri, turnuvaya katılan bir ülkeyle doğrudan çatışma yaşayan bir aktör konumunda bulunuyor.

Bu durum, spor ile uluslararası siyasetin birbirinden tamamen ayrılmasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. FIFA uzun yıllardır futbolun siyasi çekişmelerden bağımsız tutulması gerektiğini savunsa da, küresel ölçekte düzenlenen organizasyonlar çoğu zaman devletler arasındaki ilişkilerden doğrudan etkileniyor.

İnsan hakları örgütleri ise başka başlıklara dikkat çekiyor. Uluslararası Af Örgütü, ABD’deki göçmenlik uygulamaları ve ICE operasyonlarının taraftarlar üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği uyarısında bulundu. Örgüt ayrıca protesto hakkı, ifade özgürlüğü ve güvenlik uygulamalarına ilişkin endişelerini de kamuoyuyla paylaştı.

İnsan hakları savunucularına göre mesele yalnızca stadyum güvenliği değil. Taraftarların seyahat özgürlüğü, kamusal alanlarda toplanma hakkı ve protesto faaliyetlerine yönelik yaklaşım da büyük spor organizasyonlarının değerlendirilmesinde giderek daha önemli kriterler haline geliyor.

Öte yandan turnuva, maliyet tartışmalarıyla da gündemde. FIFA’nın uyguladığı dinamik fiyatlandırma sistemi nedeniyle bazı maçların bilet fiyatları önceki Dünya Kupalarına kıyasla katlanarak arttı. Taraftar grupları, organizasyonun giderek daha az erişilebilir hale geldiğini savunuyor.

Maliyeti çok artan bir turnuva

Özellikle ulaşım ve konaklama giderlerinin de eklenmesiyle birlikte, birçok taraftar için Dünya Kupası deneyiminin maliyeti geçmiş turnuvalara göre önemli ölçüde yükselmiş durumda. Bu durum, futbolun en büyük organizasyonunun giderek daha fazla ekonomik imkânı olan kesimlere hitap ettiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

FIFA Başkanı Gianni Infantino, ABD Başkanı Donald Trump ile yakın ilişkisi yüzünden eleştiriliyor Foto: APA / Sam Hodde

Çevresel etkiler de eleştirilerin odağında. Araştırmalar, 48 takımlı yeni format ve kıtaya yayılan maç takvimi nedeniyle bu Dünya Kupası’nın şimdiye kadarki en yüksek karbon ayak izlerinden birine sahip olabileceğini ortaya koyuyor.

Takım, taraftar ve organizasyon trafiğinin üç ülkeye yayılması. Artan uçuş sayıları ve genişleyen maç programı nedeniyle çevre örgütleri sürdürülebilirlik hedeflerinin ne ölçüde karşılanabileceğini sorguluyor. FIFA ise altyapı yatırımları ve karbon dengeleme programlarıyla bu etkinin azaltılabileceğini savunuyor.

Bütün bu tartışmalar, futbolun en büyük organizasyonunun nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğine ilişkin daha geniş bir soruyu da gündeme getiriyor: Dünya Kupası hâlâ öncelikle bir spor organizasyonu mu, yoksa giderek daha fazla siyasi, ekonomik ve jeopolitik güç mücadelelerinin sahnesine mi dönüşüyor?

Belki de 2026 Dünya Kupası’nı farklı kılan unsur tam olarak bu. Turnuva bir yandan milyarlarca insanı ekran başına çekecek küresel bir spor şöleni olmayı sürdürürken, diğer yandan çağımızın en önemli tartışmalarının da kesişim noktasında yer alıyor. Göç, güvenlik, erişim, ekonomi ve uluslararası siyaset gibi başlıklar, futbolun etrafında yeni bir tartışma alanı oluşturuyor.

Bu sorunun yanıtı önümüzdeki haftalarda sahadaki sonuçlar kadar, saha dışındaki gelişmeler tarafından da şekillenecek.

🏆 2026 Dünya Kupası: Tam Kapsamlı Maç Takvimi

104 maç, 48 takım, 12 grup. ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek dev turnuvanın tüm eşleşmeleri.

⚽ A Grubu 🇲🇽 Meksika, 🇿🇦 Güney Afrika, 🇰🇷 Güney Kore, 🇨🇿 Çekya
▼
📅 11 Haz 2026Açılış
Meksika
VS
G. Afrika
📍 Mexico City
📅 11 Haz 2026
G. Kore
VS
Çekya
📍 Guadalajara
⚽ B Grubu 🇨🇦 Kanada, 🇧🇦 Bosna Hersek, 🇶🇦 Katar, 🇨🇭 İsviçre
▼
📅 12 Haz 2026
Kanada
VS
Bosna H.
📍 Toronto
📅 13 Haz 2026
Katar
VS
İsviçre
📍 San Francisco
⚽ C Grubu 🇧🇷 Brezilya, 🇲🇦 Fas, 🇭🇹 Haiti, 🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿 İskoçya
▼
📅 13 Haz 2026
Haiti
VS
İskoçya
📍 Boston
📅 13 Haz 2026
Brezilya
VS
Fas
📍 New York / NJ
⚽ D Grubu (Türkiye) 🇺🇸 ABD, 🇵🇾 Paraguay, 🇦🇺 Avustralya, 🇹🇷 Türkiye
▼
📅 12 Haz 2026
ABD
VS
Paraguay
📍 Los Angeles
📅 13 Haz 2026
Avustralya
VS
Türkiye
📍 Vancouver
📅 19 Haz 2026
Türkiye
VS
Paraguay
📍 San Francisco
📅 25 Haz 2026
Türkiye
VS
ABD
📍 Los Angeles
⚽ E Grubu 🇩🇪 Almanya, 🇨🇮 Fildişi Sahili, 🇪🇨 Ekvador, 🇨🇼 Curaçao
▼
📅 14 Haz 2026
F. Sahili
VS
Ekvador
📍 Philadelphia
📅 14 Haz 2026
Almanya
VS
Curaçao
📍 Houston
⚽ F Grubu 🇳🇱 Hollanda, 🇯🇵 Japonya, 🇸🇪 İsveç, 🇹🇳 Tunus
▼
📅 14 Haz 2026
Hollanda
VS
Japonya
📍 Dallas
📅 14 Haz 2026
İsveç
VS
Tunus
📍 Monterrey
⚽ G Grubu 🇧🇪 Belçika, 🇪🇬 Mısır, 🇮🇷 İran, 🇳🇿 Yeni Zelanda
▼
📅 15 Haz 2026
İran
VS
Y. Zelanda
📍 Los Angeles
📅 15 Haz 2026
Belçika
VS
Mısır
📍 Seattle
⚽ H Grubu 🇪🇸 İspanya, 🇺🇾 Uruguay, 🇸🇦 S. Arabistan, 🇨🇻 Yeşil Burun
▼
📅 15 Haz 2026
S. Arabistan
VS
Uruguay
📍 Miami
📅 15 Haz 2026
İspanya
VS
Yeşil Burun
📍 Atlanta
⚽ I Grubu 🇫🇷 Fransa, 🇸🇳 Senegal, 🇮🇶 Irak, 🇳🇴 Norveç
▼
📅 16 Haz 2026
Fransa
VS
Senegal
📍 New York / NJ
📅 16 Haz 2026
Irak
VS
Norveç
📍 Boston
⚽ J Grubu 🇦🇷 Arjantin, 🇩🇿 Cezayir, 🇦🇹 Avusturya, 🇯🇴 Ürdün
▼
📅 16 Haz 2026
Arjantin
VS
Cezayir
📍 Kansas City
📅 16 Haz 2026
Avusturya
VS
Ürdün
📍 San Francisco
⚽ K Grubu 🇵🇹 Portekiz, 🇨🇴 Kolombiya, 🇺🇿 Özbekistan, 🇨🇩 Kongo DC
▼
📅 17 Haz 2026
Portekiz
VS
Kongo DC
📍 Houston
📅 17 Haz 2026
Özbekistan
VS
Kolombiya
📍 Mexico City
⚽ L Grubu 🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 İngiltere, 🇭🇷 Hırvatistan, 🇬🇭 Gana, 🇵🇦 Panama
▼
📅 17 Haz 2026
Gana
VS
Panama
📍 Toronto
📅 17 Haz 2026
İngiltere
VS
Hırvatistan
📍 Dallas
🏆 Final Yolu (Eleme Turları) Son 32, Çeyrek Final, Yarı Final ve Büyük Final
▼
📅 4-7 Temmuz 2026 Son 16 Turu
Grup liderleri ve ikincilerinin yanı sıra, en iyi 8 grup üçüncüsü çapraz eşleşme ile karşı karşıya geliyor.
📅 19 Temmuz 2026 BÜYÜK FİNAL
🏆 Yarı Final 1 Galibi
VS
🏆 Yarı Final 2 Galibi
📍 New York New Jersey Stadium

Taksim’de gazetecilerden açıklama: “Tutuklu ETHA gazetecilerine özgürlük”

Basın emekçileri, 3 Şubat’tan bu yana tutuklu bulunan ve hedef gösterilen ETHA gazetecileri ve tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için Taksim Tünel Meydanı’nda açıklama yaptı: “Özgür basın susmadı, susmayacak!”

Fotoğraf: Abdullah Tepeli



Basın örgütleri, gazeteciler, sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri, tutuklu ve hedef gösterilen gazetecilerle dayanışmak amacıyla sahadaki basın emekçilerinin çağrısıyla İstanbul’un Beyoğlu İlçesi’nde bulunan Taksim Tünel Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamada, Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanları Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz ve Müslüm Koyun’un serbest bırakılması talep edildi. Basın açıklamasına DİSK Basın İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği yöneticileri; Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan, Dem Parti Milletvekili Özgül Saki , Divriği Kültür Derneği Genel Başkanı Cihan Erdoğan ve Hakan Tosun’un ablası Özgür Tosun’un da katıldığı açıklamada “Tutsak gazetecilere özgürlük” pankartı açıldı.

Açıklama sırasında “Özgür basın susturulamaz,” “Pınar’a, Elif’e, Müslüm’e, Nadiye’ye özgürlük,” “ETHA susmadı, susmayacak,” “Gözaltılar tutuklamalar baskılar bizi yıldıramaz” sloganları da atıldı.

Açıklama gazetecilerin ve siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarıyla başladı. İlk olarak tutsak ETHA basın emekçilerinin cezaevinden gönderdikleri mektup okundu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

Sevgili dostlar, meslektaşlar

Şubat ayından bu yana haberlerimiz bahane edilerek tutsağız. Gerçeği haberleştirme ısrarımızı suç göstererek bizi yargılamaya çalışanlara inat içeride ve dışarıda gazeteciliği savunmaya devam ediyoruz.

4 aydır iddianamemiz hala ortada yokken bir tiyatrodan ibaret olan tutukluluk incelemesinde savunma yapmamız engelleniyor. Mahkeme yalnızca hakkımızda önceden verilen tutukluluk devam kararını okuyor.

Gazetecilere yönelik saldırılar günden güne artarken ne halkın haber alma hakkından ne de gerçeği haberleştirme ısrarımızdan bir milim geri adım atmayacağız. Kalemimizi emanet alıp haberlerimizi sürdüren tüm özgür basın emekçilerini selamlıyoruz.

Özgür basın susturulamaz

Dayanışma ve sevgiyle

ETHA Emekçileri

Mektubun okunmasından sonra konuşan ETHA muhabiri Yeşim Tükel, arkadaşlarının Kürtlerin, kadınların, gençlerin, işçilerin, cumartesi annelerinin ve Alevilerin sesi olduklarını için tutuklandıklarını söyledi.

“Sesimizi bütün tutsak gazeteciler için birleştirelim”

Tükel, gazetecilerin üzerindeki baskı, tutuklama, katletme terörünün bu topraklarla özgü olmadığını belirterek, “Suriye’de, cihatçı, soykırımcı HTŞ çetelerinin suçlarını teşhir ettiği için 18 Ocak’tan beri Eva Maria Michelmann ve Ahmet Polad arkadaşımız işkence ve tecrit altında tutsaklar. Sesimizi Elif, Nadiye, Müslüm, Pınar, Ahmet, Eva şahsında bütün tutsak gazeteciler için birleştirelim” dedi.

Ardından katledilen gazeteci ve doğa savunusu Hakan Tosun’un ablası Öznur Tosun söz aldı. Tosun, “Katletmek hapsetmek özgür basını hiçbir zaman susturamadı, susturamayacak. Bu yıllardır böyle devam etti böyle devam edecek. Gazeteciler bizim sağduyumuz, gözümüz, kulağımız. Bugün onlara sahip çıkmazsak biz yarın kör, sağır, dilsiz kalacağız” gazetecilerle dayanışmayı sürdüreceklerini ifade etti.

DFG adına söz alan gazeteci Hayri Tunç ise Gazeteciliğin bu topraklarda her zaman zor altında olduğunu, geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan Mezoptamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl’e yönelik saldırıları ve gazetecilik faaliyetlerinden dolayı ceza alan Erdoğan Alayumat’ın durumuna dikkat çekerek Özgür Basın’ın sesinin susmayacağını aktardı.


“Pınar ve Nadiye bizim için alanlardaydı”

Disk Basın-İş adına konuşsn gazeteci Zana Kaya, “Biz tutuklandığımızda Pınar ve Nadiye bu alanlarda tutsak gazeteciler için eylem yapıyordu. Şimdi biz onlar için alandayız” diyerek tutsak gazetecilerle dayanışma içinde olduklarını ve serbest bırakılana kadar mücadele edeceklerini belirtti.

TGS adına söz alan gazeteci Evrim Kepenek ise tutsak gazetecilerle dayanışma içinde olduklarını belirterek ETHA gazetecilerinin ve tüm tutsak gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmalarını talep etti.

Sonrasında söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, ülkede basın özgürlüğünün mumla arandığını söyleyerek, “Hemen hemen her gün tutuklanan gazetecilerin haberleriyle uyanıyoruz. Arkadaşlarımız gazetecilik faaliyeti yaptıkları için, işçi sınıfının, kadınların, gençlerin, savaş suçlarının haberlerini yaptıkları için tutuklular. Ama bu topraklarda Özgür basın geleneği yılmadı, kalemler yazmaktan vazgeçmeyecek, hep birlikte bu memlekette özgür basın geleneğini hep birlikte devam ettireceğiz” dedi.

Son olarak konuşan Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, gazetecilerin emekçilerden yana oldukları için tutsak edildiklerini belirterek derhal serbest bırakılmalarını talep etti.

Fotoğraf: Abdullah Tepeli

“Görülmesi istenmeyeni görünür kıldılar”

Ardından ortak basın açıklaması okundu. Basın metninin Türkçesini gazeteci Eylem Nazlıer okurken Kürtçesini ise gazeteci Helin Özgün okudu.

128 gündür tutuklu bulunan ETHA emekçilerinin serbest bırakılması için bir araya geldiklerini belirten Eylem Nazlıer, “Arkadaşlarımız 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yapılan operasyonlarda gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen arkadaşlarımıza dair iddianame hazırlanmadı. Aralarında sadece arkadaşımız Müslüm’ün mahkeme tarihi bir kaç gün önce belli oldu. Biz biliyoruz ki arkadaşlarımız gazetecilik yaptıkları için tutuklandı. Çünkü onlar kadın mücadelesinin sesini duyurdu, ekoloji savunucularının emeğini görünür kıldı. Katliamları, yoksulluğu, direnişi ve halkın yaşadığı gerçekleri haberleştirdi. Cumartesi Anneleri’ni, Barış Anneleri’ni, direnen işçileri, adalet talebiyle meydanları dolduran gençleri, kadın ve LGBTİ+’ları kamuoyuna taşıdılar. Görülmesi istenmeyeni görünür kıldılar” dedi.

“Gazeteciliği suç gibi gösteren yayınları kabul etmiyoruz”

Açıklamada geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen Ethem Sarısülük anmasında gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl’ün serbest bırakılmasının ardından, iktidar yanlısı medya tarafından hedef gösterilmesine de dikkat çekti:

“Gazeteciler yalnızca tutuklanmıyor iktidar yanlısı medya organlarınca hedef gösteriliyor. Son olarak, 1 Haziran’da Ankara’da düzenlenen Ethem Sarısülük anmasını takip ettiği sırada gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan MA muhabiri Sema Bingöl’e yönelik linç kampanyasıdır. Gazetecilik faaliyetini suç gibi gösteren, nefret ve düşmanlığı körükleyen bu yayınları yakından tanıyor ve kabul etmiyoruz. Ayrıca Nujinha’ya yönelik saldırıları kınıyoruz. Yayın faaliyetlerinin hedef alınması ve tehdit mesajlarıyla gazetecilerin susturulmak istenmesi kabul etmiyoruz. Kadınların sesi olan Nujinha ile dayanışma içindeyiz. Diyalog ve çözüm arayışında buluştuğu bu dönemde, başta Sema Bingöl olmak üzere Kürt gazetecileri hedef alan yayınlar kabul edilemez. Yetkilileri derhal harekete geçmeye, basın özgürlüğünü koruma sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”


“Meslektaşlarımız için mücadelemiz sürecek”

Açıklamanın sonunda ise şu ifadeler kullanıldı:

“Meslek örgütlerinin hazırladığı raporlara göre birçok gazeteci karakola imza verme, yurtdışı yasağı, ev hapsi gibi sistematik hale getirilen cezalandırma politikaları ile karşı karşıya. Gazeteciliğin soruşturma, gözaltı ve tutuklama süreçleriyle baskı altına alınmasını kabul etmiyoruz. Bir kez daha ilan ediyoruz. Gazetecileri susturamazsınız! ETHA, Atılım gazetesi gözaltı, tutuklama, tüm baskı ve engellemelere rağmen susmadı susmayacak. Bugün bir kez daha buradan ilan ediyoruz: Meslektaşlarımız için mücadelemiz sürecek. ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm özgürlüklerine kavuşana kadar her yerde seslerini yükseltmeye devam edeceğiz, arkadaşlarımız serbest bırakılsın!”

DİSK Basın-İş ile bianet arasında TİS imzalandı

DİSK Basın-İş ile bianet arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi 2 yıl için geçerli olacak. 2026 ve 2027 yıllarında, her yıl için çalışanlara yüzde 1,5 oranında zam yapılacak.

Foto: bianet

Türkiye’nin alternatif medya dünyasının en köklü ve önemli mecralarından olan bianet’in bağlı olduğu IPS İletişim Vakfı ile DİSK Basın-İş arasında Toplu İş Sözleşmesi (TİS) imzalandı.

Sözleşmenin imzalandığını hem bianet hem de DİSK Basın-İş sosyal medya X hesaplarında paylaştı.

bianet’te yayınlanan habere göre, Atölye BİA’da yapılan toplantıya IPS İletişim Vakfı Başkanı Nadire Mater, Vakfın Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Tuna, DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Bilir (Zana) Kaya ve Mali İşler Daire Başkanı İzel Sezer, işyeri temsilcisi Tuğçe Yılmaz, sendika avukatı Mehmet Akif Yıldırım ve TİS uzmanı İrfan Kaygısız da katıldı.

34 maddelik TİS yıllık izin, ücret zammı, yemek ve yol yardımı, ikramiye, sosyal yardımlar ve hibrit çalışma düzeninin yanı sıra editoryal bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği, mobbingin önlenmesi, işçi sağlığı ve güvenliği ile disiplin süreçlerine ilişkin maddeler içeriyor.

Yüzde 1,5 oranında zam yapılacak

1 Ocak 2026 ile 31 Aralık 2027 arasını kapsayacak olan sözleşme uyarınca, IPS İletişim Vakfı/bianet, çalışanlarına yüzde 1,5 oranında zam yapacak.

Sözleşmenin 30. Maddesinde yer alan zam oranları ile ilgili olarak Disk Basın-İş üyelerinin yılın son gününde almakta oldukları ücretlerine yeni yılın ilk gününde yüzde 1,5 oranında artış yapılacağı belirtiliyor. Devamında sendika “üyelerinin ücretleri İsveç kronu üzerinden aylık olarak ödenir. Bu ödemeler yapılırken T.C. Merkez Bankası veya ücretlerin ödendiği banka döviz alış kuru üzerinden (işçi lehine olan kur esas alınmak suretiyle) TL’ye çevrilerek ücret ödemeleri yapılır” deniyor.

Sendika ile bianet’in üzerinde uzlaştığı yüzde 1,5 zam oranı, hem 2026 yılı hem de 2027 yılı için geçerli olacak.

Sözleşme uyarınca, kurum 1 Mayıs, yılbaşı ve banka promosyonu adı altında çalışanlara 10 biner TL ikramiye verecek.

IPS İletişim Vakfı/bianet ile DİSK Basın-İş arasında imzalanan TİS’in bütün maddelerine erişmek için tıklayın

Taliban polisinin kadınları darp etmesinin ardından Herat’ta protestolar başladı

Afganistan’ın Herat vilayetinde, Taliban Ahlak Polisi’nin “uygunsuz baş örtüsü veya burka” giydikleri gerekçesiyle kadınları gözaltına alıp bayılana kadar darp etmesi üzerine protestolar patlak verdi. Taliban üyeleri Herat’taki bazı göstericilere ateş açtı.

Afganistan’da burka giyen kadınlar.

Afganistan’daki Herat vilayetinin Cebrail bölgesi sakinleri, Taliban’ın kadınları gözaltına alıp şiddet uygulamasını protesto etmek amacıyla bu sabah bir gösteri düzenledi. Afganistan Kadın Haber Ajansı’nın (AWNA) aktardığına göre, protesto gösterisi göstericilerin üzerine ateş açan Taliban güçleri tarafından bastırılmaya çalışılıyor. Yerel kaynaklara göre “Eğitim, İş, Özgürlük” sloganları atan mahalle sakinlerine Taliban güçleri tarafından ateş açıldı.

Protestolar, Taliban’ın Ahlak Polisi tarafından kadınlara yönelik sürdürülen gözaltılar ve sert muamele üzerine tırmanışa geçti. Taliban’ın bu uygulaması, Cumartesi günü Herat’ın çeşitli bölgelerinde kadınları zorla çadari (burka) giymeye zorlamak ve giymeyenlerin hapsedileceği yönünde tehdit etmek suretiyle başladı.

Taliban’ın üst düzey lideri Hibatullah Ahundzade, 119 maddeden oluşan kapsamlı bir ceza yönetmeliği taslağını resmen onaylamıştı. Kritik bir şekilde bu yönetmelik, algılanan bir “günaha” (buna uygunsuz kıyafetler de dahil) tanıklık eden her vatandaşın bunu anında durdurma görevi olduğunu belirterek, kolluk yetkisini tabana yaydı ve fiilen sokak şiddetini yasallaştırdı.

Protestocuları vuran Taliban üyesi. Fotoğraf: 8AM Media

8AM Media’nın haberine göre Taliban mensupları, manto giydikleri gerekçesiyle kadınları bayılana kadar darp edip gözaltına alıyor. Herat’taki kadınlar, Taliban mensuplarının sokak ortasında kadınları darp ettiği bu olayların ardından, kadınların bakkala bile çıkmaya korkması nedeniyle kamusal alandaki kadın varlığının keskin bir şekilde düştüğünü belirtiyor.

Taliban göstericilere ateş açtı

Bugün (9 Haziran) yerel kaynaklar 8AM Media muhabirlerine, Taliban gruplarının göstericileri dağıtmak ve bastırmak için ateş açtığını bildirdi. Kaynaklar ayrıca bölge genelinde sürekli olarak ambulans ve Taliban koruma aracı (Ranger) seslerinin duyulduğunu aktardı. Kesin can kaybı ve yaralı sayısı ise henüz netleşmiş değil.

Sosyal medyadaki bir videoya göre, silah sesleri devam ederken mahalle sakinlerinin yaralıları taşıyarak uzaklaştırdığı görülüyor.

En az dört farklı kaynak bugün AWNA’ya, Taliban güçlerinin Herat’taki bazı salonların girişlerinde insanların içeri girmesine izin vermeden önce kadınların kıyafetlerini ve baş örtülerini kontrol ettiğini söyledi.

“‘Uygunsuz baş örtüsü’ İslami değerlerle bağdaşmıyor”

Afganistan’ın Meydan Şehr bölgesinin eski kadın belediye başkanı Zarife Ghafari Bashir, X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Taliban, Herat’ın Cebrail bölgesinde son birkaç gündür kadın ve kız çocuklarının gözaltına alınmasını protesto eden mahalle sakinlerinin barışçıl gösterisini şiddet kullanarak bastırdı. İnternette dolaşıma giren videolar, Taliban güçlerinin kalabalığı dağıtmak için ateş açtığını ve çok sayıda göstericiyi darp ettiğini gösteriyor. Bu son olay, rejimin muhalif sesleri susturmak ve Afgan kadınlarıyla dayanışma içinde olanları bastırmak için şiddet kullanmaya devam ettiğini yansıtmaktadır.”

Afganistan’ın Birleşmiş Milletler Temsilcisi Nasir Ahmad Faiq ise X hesabından yaptığı açıklamada, Taliban’ın ahlak polisi tarafından “uygunsuz baş örtüsü” bahanesiyle kadınların gözaltına alınmasının ne İslami ilke ve değerlerle ne de Afgan halkının kültür ve gelenekleriyle bağdaşmadığını belirtti. Faiq, “Taliban görevlileri, kadınların yakınları (akrabası/yasal vasisi) bile olmadıkları halde, kadınları kamusal alanda zorla gözaltına alma ve taşıma yetkisini kendilerinde nasıl görebiliyorlar?” diye sordu ve şöyle devam etti:

“Bu durum, Taliban hapishanelerindeki şiddet, cinsel istismar ve tecavüz vakalarının yanı sıra Taliban mensuplarının karıştığı zorla evlendirmelere dair güvenilir ve iyi belgelenmiş raporların ortasında yaşanıyor; ki bu vakalar hiçbir zaman şeffaf bir şekilde soruşturulmamış, sorumlulardan hesap sorulmamıştır.”

Af Örgütü: “Her kadının ne giyeceğini seçme hakkı vardır”

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Güney Asya Bölge Ofisi, Taliban’a gözaltına alınan kadınların nerede olduğunu derhal açıklaması, güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlaması ve kadınları kıyafetleri nedeniyle hedef alan uygulamalara son vermesi çağrısında bulundu:

“Herat vilayetinde çok sayıda kadının Taliban’ın kısıtlayıcı kıyafet kurallarına uymadıkları gerekçesiyle gözaltına alındığına dair raporlar son derece endişe vericidir. Bu durum, Afganistan’daki kadın ve kız çocuklarının haklarına yönelik süregelen baskıların çarpıcı bir hatırlatıcısıdır. Her kadının ne giyeceğini seçme, özgürce hareket etme, toplumsal yaşama katılma ve korku ya da gözdağı olmaksızın yaşama hakkı vardır.”

“Bu gözaltılar Taliban’ın toplumsal cinsiyet zulmünün bir parçasıdır”

Küresel bir koruma ağı ve diaspora savunuculuk grubu olan Afgan Kadın Aktivistler Koordinasyon Kurulu (AWACB), X hesaplarından şu açıklamayı yaptı:

“Herat’tan alınan görgü tanığı ifadeleri, fotoğraf ve video görüntülerine göre, Taliban güçleri kamusal alandaki kadınları sırf yüzleri tamamen kapalı olmadığı gerekçesiyle gözaltına almıştır. Bu gözaltılar münferit olaylar değildir. Taliban’ın Afgan kadınlarının bedenleri, hareketleri ve varoluşları üzerinde tam kontrol ve korku kurmaya yönelik sistematik toplumsal cinsiyet zulmü kampanyasının bir parçasıdır.”

“Özgürlüğe Doğru Kadın Hareketi”nin (Women’s Movement Towards Freedom) kurucusu ve lideri Tahera Nasiri ise şu ifadeleri kullandı: “Taliban, kadınları toplumsal yaşamdan silmeye çalışıyor ve evlerinden her çıktıklarında onları giderek daha savunmasız hale getiriyor.” Nasiri’ye göre Taliban, sistematik kısıtlamalar ve baskılar yoluyla kadınları toplumdan tamamen dışlamayı, temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakmayı amaçlıyor.

Nasiri, “Bu rejimin lobisini yapanlara veya güncel durumu normal gibi gösterenlere yazıklar olsun. Gerçek şu ki Afganistan’daki kadınlar her gün ağır ayrımcılık, dışlanma ve baskıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor” dedi.

Kaynak: 8AM Media, AWNA

Sırrı Sakık: Cumhurbaşkanına “Meclis tatile girmesin” dedim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın zamanda görüşen DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, görüşmede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için “Meclis tatile girmesin” dediğini aktardı.

Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 Haziran’da görüştü, Foto: Sırrı Sakık

Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana Kürt sorunu ve çatışma süreçlerinin sona ermesine dair yürütülen süreçlerde yer almış bir isim. Dönemin cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, başbakanı Necmettin Erbakan’ın dönemlerinde hem PKK’nin ilan ettiği ateşkeslerin gerçekleşmesi hem de müzakere süreçlerin gelişmesi için taraflarla görüştü, müzakere heyetlerinde yer aldı.

2013 ile 2015 tarihleri arasında yürüyen ve adına “Çözüm Süreci” denen dönem ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu sırasında DEM Parti milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” ilkesinin uygulanması gerektiğini söylemesi ile başlayan süreçte resmi bir rol üstlenmemesine rağmen, siyasetteki tecrübesi ile önemli görüşmeler gerçekleştirmeye devam etti.

Sakık son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bulunan Külliye’de bir görüşme gerçekleştirerek bu rol ve misyonunu devam ettirdiğini göstermiş oldu.

4 Haziran 2026 tarihinde kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ve paylaştığı fotoğraf ile görüşmeyi duyuran Sırrı Sakık, açıklamasında “Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmemizde halkımızın barışa, demokrasiye ve adalete dair beklentilerini, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin somut adımlarla ilerlemesine yönelik talep ve umutlarını kendisine ilettim. Bu tarihsel sürecin günlük siyasetin çok üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kanın, gözyaşının ve çatışmanın Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkmasının toplumun ortak arzusu olduğunu ifade ettim.” dedi.

Sakık bu görüşmeyle ilgili daha önce kimi medya organlarına demeçler vererek görüşmenin içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konuyla ilgili Niha+’a konuşan Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Erdoğan’dan Meclis’in tatile girmemesini istedi:

“Görüşmede, ‘Siz erteleyip ötelerseniz bu süreç geçmişte olduğu gibi yine böyle riskler var. Onun için ertelemeye, ötelemeye gerek yok. Bu da benim talebimdir: Meclis bu yaz tatile girmesin. Mevcut yasaları çıkaralım, sorunları tartışalım, konuşalım. Sayın Öcalan’a heyetler gidecekse bu ambargoyu kaldırın, gitsinler, gelsinler. Barış böyle inşa olur’ dedim.”

“Ahlaki vicdani bir duruşum var”

“Bu halkın evladıyım. Bu halkın dil, kültür, kimlik var olabilme mücadelesinin bir parçasıyım. O gündür bugündür Kürt sorunu yerli yerinde durduğu için siyasi aktörler değişiyor, ama Kürt halkının talepleri değişmiyor. Var olmak istiyor. Anayasa’da olmak istiyor” diyen Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana gelişen müzakere süreçlerinde yer aldığını belirtti:

“Ben 1993 sürecinden başlayarak bugüne kadar bütün müzakere süreçlerinde yer aldım. Bugün tabii ki müzakerelerde yokum ama bir ahlaki vicdani duruşum var. Yani bilgimi, birikimimi, 40 yıldır yaşadıklarımı yetkililerle bu sorunu çözecek, çözebilecek gücü olan siyasi aktörlerle, görüşmeyi doğru bulurum. Siyaset dünyasının da görevi de budur. Benim de görevim buydu.”

Erdoğan ile görüşmesinin de bu kapsamda olduğunu söyleyen Kürt siyasetçi, “Sayın Cumhurbaşkanı başbakanken ben oğlumu kaybetmiştim. Beni aradığında yurt dışındaydı. Kendisine şunu söylemiştim: Siz bu ülkenin azizi olun. Ben acılardan süzülerek geliyorum. Kardeşimi, kız kardeşimi, babamı, ailemi, eşim mi… Ama hiçbir acının evlat acısı kadar acı olmadığını söyledim. Bu topraklarda Kürt, Türk halkının evlatları her gün bu topraklara düşüyor. Onun için aziz olun. Bu ülkenin barışını sağlayın. O gün de söylemiştim. Bugün de söylüyorum” dedi.

“Aklın yolu bidir”

Sakık kendisini fesh eden PKK’nin attığı adımlara rağmen siyaset dünyası ve parlamentonun adım atmadığını kaydederek şöyle devam etti:

“Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Neredeyse iki yıldır devam eden bir süreç var. PKK olumlu adımlar attı. Bunun karşılığında siyaset dünyası, parlamento, bu işin muhatabı olanlar hala adım atmadılar. Benim görüşmem bu temeldeydi. Ben kendisine de söyledim: Yani Kürtler diyor ‘Av di golê de bimîne, genî dibe’. Önce Kürtçe söyledim, sonra Türkçeye de çevirerek söyledim kendisine.

“Olabilecekleri net olarak kendisiyle paylaştım, Geçmişten bugüne kadar yaşanan olumsuzluklar, tıkanan süreci hep birlikte değerlendirdik.

“Sevgili Selahattin Demirtaş’ın da bir an önce özgür olması, bu sürece katılması gerektiğini söyledim. Geçmişte sizin hayata geçirdiğiniz AİHM kararları vardı. Leyla Zana, Hâtip Dicle, Selim Sadak, Orhan Doğan’ın benim de içinde bulunduğum DEP davasında AİHM kararlarını siz hayata geçirmiştiniz dedim. Şimdi de bizim sizden isteğim, hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hem de Türkiye’nin en üst organı olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hayata geçirin dedim. O dönemde de yargı mahkum etmişti. Ama AYM’in verdiği kararları bizzat siz hayata geçirdiniz. Bunları konuştuk. Yani onlar notlar aldılar. “İlgileneceğiz, konuşacağız” dediler.

Eminim bu görüşmeler bir ete kemiğe bürünür. Aklı yolun birdir. Eğer gerçekten bu topraklarda barış sağlanacaksa birbirimizle oturup konuşabilmeliyiz. Geçmişten bugüne kadar gelen o tecrübeler, birikimler hepsi değerlendirilmelidir. Beni de dinledi. Uzun uzun konuştuk. Sonra özel sohbetlerimiz de oldu.

Endişelerimiz var. Ben bunu da seslendirdim. Halkın güveninin kırılmaması gerekir. Toplumda çok büyük bir halk desteği var. Bütün Kürtler bu konuda umutlu. Onun için bunu heba etmemeliyiz. Bunu küçük siyasete kurban etmemeliyiz.

Biz büyük bir barıştan, büyük bir mücadeleden, 100 yıllık bir mücadeleden bahsediyoruz. Yani size de tarih böyle bir misyonu getirdi, kapınızın önüne koydu. 100 yıllık bir sorununu çözebilecek bir gücünüz var. Bu gücü heba etmeyin. Bunu da söyledim. Diliyorum heba edilmez.”

Gazeteciler, mahpus meslektaşları için Taksim’de bir araya geliyor

Sahadaki gazeteciler, tüm mahpus gazetecilere özgürlük isteyerek herkesi 10 Haziran’da Taksim Tünel Meydanı’ndaki basın açıklamasına çağırıyor: “Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!”

Etkin Haber Ajansı (ETHA) gazetecileri Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz, Elif Bayburt ve Müslüm Koyun’un 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) dönük operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanmasından bu yana 126 gün geçti.

Sahadaki gazeteciler, tutuklanan ETHA gazetecilerine özgürlük istemiyle 10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da, Taksim Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyecek.

Gazeteciler, bütün basın çalışanlarını, demokratik kitle örgütlerini ve kamuoyunu 10 Haziran’daki basın açıklamasına çağırıyor:

Özgür Basın Susturulamaz!

Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e, Müslüm’e ve Tüm Mahpus Gazetecilere Özgürlük!

Tarih: 10 Haziran Saat: 19.00 Yer: Taksim Tünel Meydanı

Meslektaşlarımız cezaevinde. ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm ve onlarla birlikte bu ülkede özgürce haber yapmaya çalışan onlarca gazeteci, mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunuyor.

ETHA emekçisi arkadaşlarımız 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yapılan operasyonlarda gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen arkadaşlarımızın çoğuna dair iddianame bile hazırlanmadı.

Gazetecilik suç değildir. Yalnızca gerçekleri kayıt altına aldıkları için arkadaşlarımız bugün alıkonuluyor.

Gazetecileri susturmak, halkın bilgiye erişme hakkını susturmaktır. Susmuyoruz!

Özgür basın emekçileri olarak tüm gazeteci kuruluşlarını, emek ve meslek kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini ve basın emekçilerini bu çağrıya kulak vermeye davet ediyoruz:

10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da Taksim Tünel’de basın açıklaması için bir araya geliyoruz.

Sahadaki gazeteciler olarak sesimizi yükseltiyoruz:

Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın! Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!

Tüm mahpus gazetecilere özgürlük!

Ne olmuştu?

ESP’ye yönelik 3 Şubat’ta 22 şehirde düzenlenen operasyonlarda, aralarında partinin Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de bulunduğu 95 kişi “örgüt üyeliği ve örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Tutuklananlar arasında ETHA çalışanı gazeteciler Pınar Gayıp, Müslüm Koyun, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt da bulunuyordu. Güncel bilgilere göre, Koyun Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutulurken Gayıp, Gürbüz ve Bayburt Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.

Tutuklanan gazeteci Pınar Gayıp, avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Kapımızı kıranlar bilsin ki baş eğmeyeceğiz. Ülkede ezilenler, çocuklar, kadınlar, işçiler katledilmesin diye uğraşanlar bilsin ki pes etmeyeceğiz. Sosyalist basın susturulamaz” demişti.

bianet’teki habere göre, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Cengizhan Karaşın, Gayıp’a yöneltilen iddialara ilişkin “Dosyasında gazetecilik faaliyeti dışında tek bir delil yok. İzmir’de gözaltına alındığı soruşturmasındaki deliller tekrar dosyasına eklendi. Özetle ‘İzmir’de tutuklayamadık, İstanbul’da tutuklayalım’” diye konuşmuştu.

Tutuklanan gazeteciler arasında henüz Müslüm Koyun’un duruşması belirlendi. Koyun’un duruşması 18 Temmuz saat 10.30’da İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.