15-16 Haziran Direnişi’nin 56. yılında konuşan Zafer Aydın ve Hakan Koçak, Türkiye işçi sınıfının siyasetle kurduğu ilişkinin zaman içinde zayıfladığına dikkat çekti. Koçak ve Aydın’a göre yeni bir işçi hareketinin filizlenmesi için sınıf temelli örgütlenmenin güçlenmesi ve sendikal-siyasal bağların yeniden kurulması gerekiyor.

15-16 Haziran Direnişi
Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri olan 15 -16 Haziran Direnişi’ni diğer işçi eylemlerinden ayıran nedenlerden biri de Türkiye işçi sınıfının politik taleplerle meydanlara çıkması olarak değerlendiriliyor.
Politika yapıcılar tarafından kendi aleyhlerinde geliştirilen bir yasaya karşı anayasal haklarına sahip çıkma motivasyonu ile politik sonuçlar elde eden Türkiye işçi sınıfının 56 yıl içinde yaşadığı dönüşümü, siyaset ile arasındaki mesafenin nedenlerini ve bu durumun nasıl değişebileceğini Doç. Dr. Hakan Koçak ve Zafer Aydın ile konuştuk.
Zafer Aydın: Direnişin başarısındaki önemli etmenler
15-16 Haziran 1970’te gerçekleşen direnişin, işçilerin Anayasa ve yasalar tarafından güvence altına alınan sendika seçme özgürlüğünü savunma eylemi olarak ortaya çıktığını belirten Zafer Aydın, işçilerin “benim hangi sendikaya üye olacağıma ancak ve yalnızca ben karar verebilirim” kararlılığı ile eyleme geçtiğini söyledi.
Türkiye işçi sınıfının örgütlü gücünün, mücadelesinin ve 1960’lı yıllar boyunca elde ettikleri deneyimlerin, direnişin başarısında önemli etmenler olduğunu savunan Aydın, işçiden yana esen politik rüzgarların, devletin müdahalesini kabul etmeyen ve daha çok özgürlük talep eden kültürel atmosferin de eylemin oluşumunu ve sonuçlarını olumlu olarak etkilediğini belirtti.

Zafer Aydın
Günümüzdeki işçi mücadelelerinin başarısızlığına dair de konuşan Zafer Aydın, işçilerin kolektif mücadele araçlarının işçi haklarını geliştirme perspektifi içinde hareket ettiği takdirde bir anlam taşıyabileceğini savundu:
“Böyle bir dert olmayınca sınırlanmış sendikal hak ve özgürlükler ‘yasal olarak mümkün değil’ mazeretiyle mücadeleden kaçmaya gerekçe olarak kullanılabiliyor. Öte yandan işçilerin sendikal hakları, piyasacılığı, liberal politikaları benimseyen siyasal muhalefetin de ilgi alanına girmiyor. Hal böyle olunca sendikal hak ve özgürlükler konusunda mevcut durumu olduğu gibi kabullenen bir statüko ortaya çıkıyor.”
15-16 Haziran’da siyasal iktidar muhattap aldı
15-16 Haziran Direnişi’ndeki taleplerin sendikal özler taşımasına rağmen eylemin doğrudan siyasal iktidarı muhatap alan bir bir hatta ilerlediğini belirten Zafer Aydın, hareketin gelişme süreci içerisinde politik sonuçları olduğunu da anlattı.
Hızlı politikleşmenin ve yüksek politizasyonun dönemin temel özelliklerinden biri olduğunu savunan Aydın, işçilerin döneme özgü koşullar içinde hem bireysel olarak, hem de sendikaları aracılığıyla siyasete müdahil olduğunu söyledi.
Buradaki temel itkinin “ekmek ile demokrasi arasındaki dolaysız bağın bilince çıkması”, olduğunu belirten Aydın, bu durumun paradoks gibi gözükebileceğini ama günümüzde özellikle AKP politikalarından duyulan rahatsızlığın da benzer bir politizasyonu oldukça yükselttiğini öne sürdü:
“Politika daha çok takip edilip, üzerinde konuşulan, tartışılan bir konu haline geldi. Ancak politik tutum alma aynı oranda gelişmedi. Özellikle de işçiler açısından. İşçiler siyasetle ilişkilenmenin, kendi ekmekleri ve gelecekleri açısından önemini kavramaktan uzaklar.”
Aydın, bu durumun uzun yıllardır Türk-İş tarafından savunulan ve “partiler üstü politika” diye kodlanan siyaset dışı tutumdan kaynaklanabileceğini de belirtti.
Sınıf bakış açısı ile hareket etmek
Eskiden işçiler lehine yaşanan gelişmelerin biçimlenmesinde sınıf bakış açısı ile hareket etmenin belirleyici olduğunu hatırlatan Aydın, bugün ise bu bakış açısı büyük oranda kaybolduğunu; oysa üstü kapatılmaya, görünmez kılmaya yönelik bütün çabalara rağmen rağmen yaşadığımız dönemin temel özelliklerinden birinin de sınıfsal saflaşma olduğunun altını çizdi:
“Derinleşen yoksulluk, bozulan gelir dağılımı, geniş kesimlerden yükselen “geçinemiyoruz” feryatları bu saflaşmayı açık bir biçimde gözler önüne seriyor. Buna rağmen, sınıf körlüğü, meseleyi sınıfsal boyutuyla ele almaktan uzak yaklaşımlarla ezilenlerin toplumsal yaşamda sesi çıkmıyor. İşçi muhalefeti, itirazı görünür hale gelmiyor. Bu çember, sınıfsal bakış açısına sahip sendikal ve siyasal bir muhalefet odağı yaratmakla kırılabilir. “
Hakan Koçak: Sendikal gerileme Türkiye’deki model ile ilişkili
Çalışma ekonomisti Hakan Koçak ise Türkiye’de sendikal hakların bu kadar kısıtlanmış konuma gelmesini Türkiye kapitalizminin küresel sistem içerisinde tuttuğu rol ile açıkladı.
Ucuz işgücü sermayesi ile ön plana çıkan Türkiye kapitalizminin 2000’li yıllardan bu yana emek maliyetlerini düşürerek dünya kapitalist sisteminde avantaj sağladığını belirtti.
15-16 Haziran’ı yaratan yasal düzenlemelerin, bu modelin uygulanabilmesi için atılan adımların ilk örneklerinden olduğunu belirten Koçak, o gün işçilerin bu adımları “geri püskürttüğünü” ancak sermaye sınıfının 12 Eylül sonrası attığı adımlarla bu modelin inşasını tamamladığını söyledi.
Bugün işçi eylemlerinin yaygınlaştığını ve radikalleştiğini ifade eden Koçak, eylemlerin eskisi gibi büyük hacimli olmadığını ancak süreklilik ve yaygınlık açısından çok fazla eylem pratiğinin var olduğunu belirtti.
“15-16 Haziran 1960’ların meşruiyeti altında filizlendi”
15-16 Haziran’ın politik talepler etrafında şekillenmesinin dönemin politik konjonktürü içinde incelenmesi gerektiğini savunan Koçak, dönemin toplumsal hareketlerinin yarattığı meşruiyet içerisinde filizlenen işçi hareketinin bugün yalnızca ekonomik talepler etrafında şekillenmesinin ise normal olduğunu savundu.
Bugün işçi sınıfının hem örgütsel kapasite hem de referans alacağı ideolojik hegemonya ve politik konjonktür açısından dezavantajlı olduğunu söyleyen Koçak, nesnel koşulların ise mücadeleyi daha gerekli hâle getirdiğini savundu.
Ekonomik talepli hareketlerin de aslında politik olduğunu ifade eden Koçak, işçi sınıfının her eyleminin mevcut hükümete karşı da bir eylem olduğunu söyledi.
Türkiye işçi sınıfının siyasette özne olma fikrinden bilinçli şekilde uzaklaştırıldığını belirten Koçak, işten atma baskısı altında siyasi refleks göstermenin mümkün olmadığını da ekledi.
“Yeni bir işçi hareketi için yeterince nüve var”
31 Mart seçim sonuçlarının da işçi sınıfının mevcut iktidara verdiği bir yanıt olduğunu söyleyen Koçak, yaratılan bu konjonktürün mutlak bir doğru olmadığını da anlattı:
“Yeni bir işçi hareketi için yeterince nüvenin ortaya çıktığını düşünüyorum. Fiili ve meşru çizgide, hukuksal sınırların ötesinde bir ufku olan ancak şimdilik dağınık bir işçi hareketi var. Geçen 1 Mayıs’ta ve son madenci eylemlerinde gördüğümüz gibi bu nüveler canlı ve eğer güçlü biçimde kamuoyunda da görülebildiklerinde önemli bir destek de sağlıyorlar. Doruk Madencilik işçilerinin eylemi de bu açıdan önemli bir örnekti. İşçi hareketinin ne kadar hegemonik hâle gelebildiğini gösterdi. Hem sendikal kapasiteyi arttırarak hem de siyaseten burayı desteklemek gerekiyor.”