KDP-YNK anlaşmazlığı yeni riskler barındıyor

20 ayı aşkın süredir devam eden hükümet krizi, Kürdistan Bölgesi’ni sadece siyasi bir çıkmaza değil, aynı zamanda idari ve askeri bir bölünmüşlüğe sürüklüyor. Erbil ve Süleymaniye arasındaki denge arayışı, yerel siyasetin ötesine geçerek bölge güvenliğini tehdit eden kritik bir kırılma noktasına dönüştü.

IKYB Parlamentosu

Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde 20 Ekim 2024’de yapılan seçimlerin üzerinden 20 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen henüz hükümet kurulamadı. 105 sandalyeye sahip parlementoda 50+1’i bulan bir ittifak kurulamadığı için bölgedeki siyasi kriz derinleşiyor.

20 Ekim 2024 yılında yapılan seçimlerde, KDP 40, YNK 23, Yeni Nesil, 16, Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtî) 7, Helwest 3, Halk Cephesi (Berey Gel), 2, Goran ve Komal 3 sandalye kazanmıştı.

Seçimlerin ardından KDP ile YNK arasında bakanlıkların yeniden belirlenmesi ve başkanın seçilmesi gibi başlıkların müzakere edildiği 30’u aşkın görüşme sonuç vermedi. Yeni hükümet belirlenmediği için yaklaşık 20 aydır bir önceki seçimde oluşturulan hükümet geçici hükümet olarak faaliyetlerini sürdürüyor. KDP ve YNK arasındaki bu anlaşmazlık sadece Kürdistan Bölgesi Hükümet seçimi için değil Irak Cumhurbaşkanı seçiminde de yansıdı ve Kürtler parçalı duruşları nedeniyle Irak Cumhurbaşkanı seçimi de zamana yayıldı.

IKBY Siyasi ve İdari Etkinlik Haritası
Sarı Bölge: Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)

KDP’nin temel gücü ve mutlak hakimiyet alanı Erbil (Hewlêr) ve Duhok vilayetlerini kapsar. IKBY’nin başkenti Erbil olduğu için resmi idari yapının merkezinde de KDP’nin ağırlığı hissedilir. Aynı zamanda Türkiye ile sınırı olan Zaho ve çevresi de KDP’nin tam kontrolündedir.

Yeşil Bölge: Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)

KYB’nin geleneksel tabanı ve siyasi, idari, askeri kontrol noktası Süleymaniye ve Halepçe vilayetleridir. Bu bölge, İran sınırına paralel uzanır ve KYB idaresi bu vilayetlerin güvenliğini, yerel yönetimini kendi askeri (70. Birlik) ve idari kadrolarıyla sağlamaktadır.

Muhalefet ve Diğer Partilerin Etkinlik Alanları
  • Gorran (Değişim Hareketi): Ortaya çıkış noktası ve en güçlü olduğu taban Süleymaniye vilayetidir. KYB içinden çıkarak büyüyen bu hareket, Süleymaniye siyasetinde bir faktördür.
  • Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe): Merkezi ve temel kitlesi ağırlıklı olarak Süleymaniye’dedir, ancak Erbil’de de belli bir protest oya hitap etmeyi başarmış bölge genelinde karşılık bulan güncel ana muhalefettir.
  • İslami Partiler: Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtû) Duhok bölgesinde ciddi bir varlık gösterirken; Kürdistan Adalet Topluluğu (Komal) ağırlıklı olarak Süleymaniye ve Halepçe civarında etkilidir.

2005 yılında onaylanan Irak Anayasası’na göre teamüller gereği Cumhurbaşkanı Kürtlerden seçiliyor. KDP ve YNK arasındaki anlaşmaya göre ise o günden itibaren Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’nı KDP’li, Irak Cumhurbaşkanı ise YNK’li bir isimden seçiliyor. Cumhurbaşkanı seçimi konusunda da anlaşamayan her iki parti farklı adaylar ile seçime girerken 11 Nisan’da yapılan seçimi YNK’nin adayı Nizar Amedi kazandı. KDP ise seçimi boykot ederek Nizar Amedi’yi Kürdistan temsilcisi olarak tanımadıklarını duyurdu.

KDP Politbürosu tarafından yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı makamı için belirlenen aday, Kürdistani mekanizmaların dışında tutulmuştur. Oysa bu makam bir partinin değil, Kürdistan halkının hakkıdır. Ancak bu makam için söz konusu aday bir parti tarafından belirlenmiş ve Irak’ın diğer bileşenlerine mensup bazı taraflarca onaylanmıştır. Bu nedenle bu seçim yöntemini reddediyoruz ve bu şekilde belirlenen bir kişiyi Kürdistan çoğunluğunun temsilcisi olarak tanımıyor, onunla muhatap olmayacağız” ifadelerine yer verildi.

Hükümet görüşmeleri sonuçsuz kaldı

Irak Cumhurbaşkanlığı seçimi bu şekilde çözümlenirken bölgesel hükümetin kurulması ise yapılan onlarca görüşmeye rağmen çözülemedi. Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi teammüllere göre her seçim süreci için Kürdistan Bölgesi Başbakanlığı her iki parti arasında 2 yıl dönüşümlü olarak paylaşılıyordu. Ancak KDP bu teamül bir süredir uygulanmıyor. KDP, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı ve Başbakanlığı kendisinde kalmasını istiyor. Buna karşın YNK ise hükümet içinde daha fazla bakanlık ve yetki istiyor. KDP 2023 yılına kadar 11 sandalyelik bileşen kotası ile birlikte yüzde 50’lilik çoğunluğu sağlayıp hükümeti kurabiliyordu. Ancak 2023 yılında Irak Federal Mahkemesi kararı ile Kürdistan Bölge Parlamontosu’nda sandalye sayısı 111’den 100’e ve kota sandalye sayısı ise 11’den 5’e düşürüldü.

Kürdistan Bölgesi yönetiminde tam ortak olmayı isteyen YNK, karar alma süreçlerinde KDP’nin belirleyici hale geldiğini ve bunun siyasi dengeyi bozduğunu savunuyor.

Taraflar arasında İçişleri Bakanlığı ve güvenlik kurumları üzerindeki denetim konusunda yaşanan ayrılıkla birlikte sonuç olarak KDP yönetimdeki ağırlığın kendi elinde kalmasını istiyor, YNK ise eşit ortaklık talebinde bulunuyor.

KDP ve YNK arasındaki bu anlaşmazlık Kürdistan Bölgesi’nde bir çok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Hükümetin kurulamaması nedeniyle siyasi, ekonomik ve toplumsal krizler ile maaşların ödenmemesi gibi sıkıntılar yaşanırken, merkezi hükümet ile olan ilişkilerde yaşanan parçalı durum nedeniyle Bağdat ile Kürdistan bölgesi arasında yaşanan sorunların çözümü de sürekli erteleniyor.

IKBY Siyasetinin Etkili İsimleri
Mesud Barzani

Mesud Barzani

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı

Kürdistan Bölgesi’nin eski başkanı ve KDP’nin tarihi lideridir. Resmi bir hükümet görevi olmamasına rağmen, Sarı Bölge’de (Erbil-Duhok) ve tüm bölge siyasetinde nihai kararları alan en güçlü siyasi figür konumundadır.

Neçirvan Barzani

Neçirvan Barzani

IKBY Başkanı & KDP Başkan Yrd.

Bölgenin mevcut başkanıdır. Özellikle Erbil merkezli diplomaside, Bağdat ve Ankara ile olan ilişkilerin yönetiminde ve KDP ile KYB arasındaki bölgesel krizlerin dengelenmesinde kilit bir rol oynamaktadır.

Bafel Talabani

Bafel Talabani

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı

Yeşil Bölge’nin (Süleymaniye-Halepçe) fiili lideridir. Parti içi çekişmeleri sonlandırarak KYB’nin askeri (70. Birlik) ve istihbari gücünü tek elde toplamış, Erbil’in politikalarına karşı Süleymaniye’nin özerkliğini savunan ana aktör olmuştur.

Şaswar Abdulvahid

Şaswar Abdulvahid

Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe) Lideri

Süleymaniye çıkışlı bir medya patronu ve siyasetçidir. KDP ve KYB’nin geleneksel ikili iktidarına sert eleştiriler yönelterek her iki bölgede de sistem karşıtı, protest oyların güncel merkezini oluşturmaktadır.

YNK ve Nesil Hareketi’nin ittifakı

KDP ve YNK’nin uzun süren sonuçsuz müzakerelerinin ardından geçtiğimiz aylarda YNK ve Yeni Nesil Hareketi parlementoda birlikte çalışma kararı aldılar. Toplamda 38 sandalyeye tekabül eden bu anlaşma ile Kürdistan Bölgesel Parlemontosu’nda KDP’ye yakın bir sayı elde ederek güç dengelerini kısmen değiştiren bu ittifak ile hükümet kurmaya yetecek sayıya ulaşılamasada KDP’ye karşı Süleymaniye merkezli bu iki hareketin birleşimi yeni bir güç dengesi ortaya çıkardı. Nitekim iki parti Irak Parlemontosu’nda da ortak çalışma kararı alarak önemli bir güç sağladığı görülüyor.

YNK ve Yeni Nesil Hareketi tarafından varılan anlaşmanın ardından YNK Başkanı Bafıl Talabani, KDP ile anlaşıp hükümeti bir an önce kurmak istediklerini belirtirken Yeni Nesil Hareketi Lideri Şaswar Abdulvahid, başbakanlığın KDP dışında bir isimde olması gerektiğini belirterek YNK ile aynı çizgide oldukları mesajını verdi. KDP ise tüm ittifak tekliflerini sürüncemede bırakmasına rağmen hükümet kurulmama gerekçesi olarak YNK’yi gösteriyor. KDP Sözcüsü Mahmud Muhammed, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, YNK’yi süreci tıkamakla suçlayarak “Halkın oyunu ve iradesini hiçe sayarak, zorbalıkla kendini seçim sonuçlarına dayatan ve partilerin aldığı oy ve sandalye sayılarını hesaba katmayan taraf bizzat KYB’dir” ifadelerini kullandı..

KDP: Gerçek temsilci biziz

KDP’nin hem Kürdistan Parlamentosu hem de Irak Temsilciler Meclisi seçimlerinde YNK’den daha fazla o aldığına dikkaç çeken Muhammed, halkın gerçek temsilcisinin KDP olduğunu; YNK’nin ise sadece 23 sandalyeye sahip olarak yalnızca kendi seçmenini temsil ettiğini dile getirdi.

Askeri kriz: Pêşmergenin birleşememesi

KDP ve YNK arasındaki bu siyasi krizin yanında askeri bir kriz olarak değerlendirilebilecek olan peşmergenin birleşmesi sorunu da bulunuyor. Her iki partinin ayrı ayrı silahlı gücü yani Pêşmergesi bulunuyor. 2010 yılında başlayan her iki partiye bağlı Pêşmerge gücünün birleşmesinde 2013 yılına kadar 42 bin Pêşmergenin birleşmesi ile 14 tugay oluşturulmuş ancak daha sonra birleşme süreci durmuştu. 2018’de ABD ve İŞİD’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun desteği ve zorlamasıyla bu süreç yeniden başladı ancak halen sonuca ulaştırılamadı. ABD’nin yeni Irak ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın ABD’nin yeni bölge politikası olarak ilan ettiği ve uygulamaya koymaya çalıştığı bölgede tek ordu, tek merkezi yapı doktrini ile Pêşmergenin Irak ordusu ile entegre edileceği tartışılmış ancak bu durum Pêşmerge Bakanlığı ve KDP tarafından yalanlanmıştı.

Mela Bahtiyar: “Sonuçlar ağır olur”

Federe Kürdistan ve Irak siyasetinde önemli bir fügür olan Kürt Siyasetçi Mela Bahtiyar, geçtiğimiz günlerde Rudaw’a yaptığı açıklamada, hükümet kuramamanın siyasi sonuçlarının ağır olacağı uyarısında bulundu. Mevcut durumun Federe Kürdistan bölgesinin pozisyonunu zayıflattığına dikkat çeken Bahtiyar, bölgede fiilen iki ayrı alan bulunduğunu söyledi. Pêşmerge güçlerinin, polis teşkilatının ve çeşitli kamu kurumlarının yıllardır tam anlamıyla birleştirilemediğini anımsatan Bahtiyar, “Hükümetimiz Koye’den Xaneqîn’e kadar YNK’ye sormadan bir hizmetli bile atayamaz; YNK de Koye’den Zaxo’ya kadar KDP’ye sormadan bir asker atayamaz” dedi.

“Temsilciyi ABD belirler”

Bahtiyar, ABD’nin Irak’ta güçlü ve birleşik bir devlet yapısını desteklediğini, Washington yönetiminin birleşik ordu, birleşik mali sistem ve güçlü merkezi kurumlar görmek istediğini belirterek Federe Kürdistan ile Bağdat arasındaki sorunların çözümünün de bu nedenle önem taşıdığını söyledi. KDP ve YNK’nin mevcut anlaşmazlıklarını aşamaması halinde dış aktörlerin sürece daha fazla müdahil olabileceğini ifade eden Bahtiyar, şunları kaydetti: “Çözseler daha iyi olur ama çözmezlerse, bence sonunda ABD, Kürtlerin temsilcisinin kim olduğuna bizzat karar verir. Durum oraya varmadan çözmeleri en iyisidir.”

20 ayı aşkın süredir her iki partinin anlaşamamasından dolayı kurulamayan bölgesel hükümet, Kürdistan bölgesinde ciddi ekonomik ve siyasi sorunları beraberinde getirirken bir yandan da bölge devletlerinin müdahalelerine karşı bölgeyi savunmasız bırakıyor.

IKYB Siyasi Sistemi: Kronoloji ve Yapısal Analiz
Siyasi Sistemin Ortaya Çıkışı ve Kronolojisi
  • 1946: Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Mahabad’da Mustafa Barzani tarafından kuruldu.
  • 1970: Irak ile Kürt liderler arasında “11 Mart Otonomi Anlaşması” imzalandı.
  • 1975: Celal Talabani önderliğinde Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kuruldu.
  • 1991: 1. Körfez Savaşı sonrası Raperin (ayaklanma) gerçekleşti. BM kararıyla 36. paralelin kuzeyi “Uçuşa Yasak Bölge” ilan edilerek fiili bir özerklik yaratıldı.
  • 1992: Bölgede ilk parlamento seçimleri yapıldı. KDP ve KYB mecliste %50-50 güç paylaştı ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KRG) fiilen kuruldu.
  • 1994 – 1998: KDP ve KYB arasında yaşanan iç savaş (Brakujî) sonucunda bölge idari olarak ikiye bölündü (Erbil ve Süleymaniye).
  • 2003: ABD’nin Irak’ı işgaliyle Baas rejimi devrildi, Peşmerge güçleri koalisyonla hareket etti.
  • 2005: Yeni Irak Anayasası ile Kürdistan Bölgesi “federal bir bölge” olarak hukuki (de jure) statü kazandı.
  • 2006: KDP ve KYB idareleri birleşerek tek bir hükümet kurdu.
  • 2009: Gorran (Değişim) Hareketi kurularak iki partili hegemonya kırıldı.
  • 2014 – 2017: IŞİD savaşı süresince Peşmerge, Kerkük dahil tartışmalı bölgelerin kontrolünü sağladı.
  • 2017: Bağımsızlık Referandumu yapıldı, ardından Irak ordusu Kerkük ve diğer bölgeleri geri aldı.
  • 2024: Ertelenen Kürdistan Parlamentosu seçimleri Ekim ayında gerçekleştirildi.
Etkin Siyasi Güçler ve Hakimiyet Alanları
  • Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): Erbil ve Duhok vilayetlerinde (“Sarı Bölge”) hakimdir. Askeri gücü 80. Birlik’tir.
  • Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): Süleymaniye ve Halepçe vilayetlerinde (“Yeşil Bölge”) hakimdir. Askeri gücü 70. Birlik’tir.
  • Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe): KDP-KYB ikiliğine karşı çıkan, bölgedeki en büyük güncel muhalefet partisidir.
  • Gorran: Süleymaniye merkezli eski ana muhalefet hareketidir.
  • İslami Partiler: Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtû) ve Kürdistan Adalet Topluluğu (Komal) mecliste yer alan muhafazakar güçlerdir.
Bölgesel ve Uluslararası İlişkiler Denklemi
  • Irak Merkezi Hükümeti (Bağdat): İlişkiler federal bütçe payı, memur maaşları, enerji ihracatı ve “Madde 140” kapsamındaki tartışmalı bölgelerin statüsü üzerinden yürütülür.
  • Türkiye: Erbil ile özellikle ticari, siyasi ve enerji (Ceyhan boru hattı) alanında güçlü ilişkileri vardır. PKK’ye yönelik askeri operasyonlar ilişki dinamiklerinin bir parçasıdır.
  • İran: Sınır komşusu olduğu KYB bölgesinde tarihi ve siyasi nüfuzu yüksektir. Kendi muhalif Kürt partilerine yönelik askeri baskıları üzerinden sürece müdahil olur.
  • ABD ve Uluslararası Koalisyon: Güvenlik eksenli ilişkiler sürdürülmektedir. Peşmerge güçlerinin birleştirilip partisiz bir orduya dönüşmesi için fon ve eğitim sağlarlar.
Ne İstiyorlar? (Temel Siyasi Talepler)
  • Madde 140’ın Uygulanması: Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde referandum yapılarak bu alanların Erbil’e mi Bağdat’a mı bağlanacağının kesinleşmesi.
  • Mali Güvence: Memur ve Peşmerge maaşlarının Bağdat tarafından kesintisiz olarak ödenmesi.
  • Enerji Bağımsızlığı: Bölgedeki petrol ve gaz kaynaklarını yönetme yetkisinin tanınması veya elde edilen gelirden adil pay alınması.
Ne Yapıyorlar? (Mevcut Faaliyetler)
  • Ekim 2024 seçimleri sonrası yeni koalisyon hükümetinin kurulmasına yönelik parti içi ve partiler arası müzakereler.
  • Parti kontrolündeki askeri birlikleri tek bir Peşmerge Bakanlığı altında birleştirme (Reform) çalışmaları.
  • Memur maaşlarının bankalar aracılığıyla (Tevtin/MyAccount projeleri) ödenmesi için Bağdat ile teknik görüşmeler.
  • Güvenlik boşluğu olan tartışmalı bölgelerde IŞİD hücrelerine karşı Irak ordusuyla koordineli operasyonlar.

Petrol anlaşması: Irak’ın yeni stratejisi ve Kürdistan Bölgesi’nde durum

ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol ticaretinin durmasının ardından bölge ülkeleri Ceyhan boru hattına yöneldi. Ankara ile Bağdat arasında 1973 yılında imzalanan anlaşma süresi doldu. Irak, Basra-Hadise boru hattıyla Türkiye’nin hakimiyetini engellemeye ve Kürdistan Bölgesi’nin özerk ekonomik yetkisini sona erdirmeye çalışıyor.

Foto: The National Context

İlk olarak 1973’te imzalanan ve son olarak 2010’da yenilenen Irak-Türkiye ham petrol boru hattı anlaşması, 27 Temmuz itibarıyla sona eriyor. Türkiye, Temmuz 2025’te anlaşmayı feshedeceğini resmi olarak bildirmişti ve o tarihten bu yana masada yeni bir taslak sözleşme metni tutuluyordu. Irak Kabinesi ise nihayet Petrol Bakanlığı’na uzun vadeli bir anlaşma için müzakereleri başlatma yetkisi verdi. Fakat, masadaki başlıkların resmi olarak yalnızca transit tarifeleri, sevk hacimleri ile teknik ve ticari şartlarla sınırlı olduğu belirtildi.

Bu anlaşmanın sona ermesi, Basra Körfezi’ndeki enerji taşımacılığında yakın tarihin en keskin daralmasının yaşadığı döneme denk geliyor. İşte bu durum, teknik bir sözleşme yenileme sürecini, Irak’ın ihracat haritasının geleceğine dair stratejik bir güç savaşına dönüştürmüş durumda.

Bağlam

Hürmüz Boğazı’na ilişkin veriler durumun vahametini gözler önüne seriyor. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılardan önce, boğazdan günde yaklaşık 70 enerji ve petrol ürünü taşıyan gemi geçiyordu. Mart ayından bu yana günlük geçiş sayısı 7’den, Mayıs ayında ise 6’dan aşağı geriledi. Irak, savaştan önce ayda yaklaşık 93 milyon varil petrol sevk ettiği Hürmüz üzerinden Nisan ayında yalnızca 10 milyon varil civarında petrol taşıyabildi. Son on yıldır Irak ihracatının neredeyse tamamını sırtlanan Basra limanlarındaki yüklemeler, artık sistemin tek bir noktadan kırılmasına yol açabilecek ciddi bir zafiyet noktası olarak görülüyor.

Kuzey hattının yeniden hayati önem kazanmasının temel sebebi de tam olarak bu. Bağdat ve Hewlêr (Erbil) arasında varılan mutabakat doğrultusunda Ceyhan üzerinden ihracat Mart ayında yeniden başladı. İlk etapta günlük 170 bin varil olan bu hacim şu an 200 bin varil seviyesine ulaştı ve elde edilen gelir doğrudan federal hazineye aktarılıyor. Irak yönetimi bu miktarı kısa sürede 500 bin varile çıkarmayı hedefliyor.

Görüşmelerde Irak’ın aldığı her kararın hukuki bir arka planı var. Hat, Irak’ın 2014-2018 arasındaki izinsiz Kürt petrolü ihracatı nedeniyle Türkiye’ye karşı açtığı tahkim davasını kazanması ve Ankara’nın yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ardından 2023 yılında atıl kalmıştı. Bağdat, ham petrolün mülkiyetini, pazarlama kanallarını veya ödeme mekanizmalarını Hewlêr-Ankara ekseninin paralel yorumuna açık bırakacak hiçbir yeni anlaşmaya imza atmayacaktır.

“Entegre bir enerji koridoru”

Ankara ise meseleye sadece basit bir sözleşme yenilemesi olarak bakmıyor. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, hattın nominal kapasitesinin günlük 1,5 milyon varile yakın olduğunu ancak hiçbir zaman tam kapasiteyle kullanılmadığını defalarca dile getirdi. Bayraktar, yeni bir anlaşmanın kesinlikle hattın daha yoğun kullanılmasını garanti edecek bir mekanizma içermesi gerektiğini savunuyor. Fakat kuzeydeki üretim bu hattı tek başına doldurmaya yetmeyeceği için söz konusu hacme ulaşmak, hattın güneye yani Basra’ya doğru uzatılmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye bu projeyi, Faw Limanı’ndan başlayıp Türkiye’ye uzanan geniş Kalkınma Yolu Projesi’yle bütünleştirmek istiyor. Bu doğrultuda proje; karayolu ve demiryolunun yanı sıra petrol, doğalgaz, petrokimya, rafinaj ve elektriği de kapsayan “entegre bir enerji koridoru” olarak yeniden formülize ediliyor. Türkiye’nin sunduğu taslak metin, ham petrol taşınmasının çok ötesine geçerek saha geliştirme, rafinaj, elektrik üretimi/iletimi ve Ceyhan’daki BOTAŞ (Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi) terminalinin işletilmesini de içeriyor. Buna paralel olarak Türkiye’nin devlet şirketi TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı); BP (British Petrol), ExxonMobil ve Chevron gibi devlerle üretim/arama ortaklıkları geliştirirken Bakan Bayraktar önceliğin Irak ve Kerkük sahaları olduğunu açıkça ifade ediyor.

Analiz

Türkiye’nin bu talebinin arkasındaki matematiksel gerçek ise tartışmaya kapalıdır. Petrol Bakanlığı eski Müsteşarı, Petrol yeni Bakanı Basim Mohammed Khudair, Kerkük’teki üretimin günlük 380 bin varil civarında olduğunu, bunun büyük kısmının yerel rafineriler tarafından tüketildiğini ve geriye ihracat için yalnızca 250 bin varil kaldığını belirtiyor. Kürdistan Bölgesi’nin katkısı eklendiğinde bile, kuzey ekseninin toplam kapasitesi günlük 650 bin varil civarına ancak ulaşıyor ki bu da Türkiye’nin ticari kazanç sağlamak istediği 1,5 milyon varil hedefinin çok gerisinde kalıyor.

Kerkük, Ceyhan hattını tek başına dolduramaz. Bu, ancak Basra petrolü ile mümkün olabilir. Müzakerelerin sıradan bir “Kerkük-Ceyhan hattı yenilemesi” olmaktan çıkıp “Basra-Hadise-Ceyhan Tasarımı”na evrilmesinin arkasındaki yegane gerçek tam olarak budur.

Bağdat’ın bu süreçteki en büyük kozu, Petrol Bakanlığı’nın kuzey ihracat sisteminin “omurgası” olarak nitelendirdiği Basra-Hadise boru hattıdır. Başbakan Sudani; Ağustos 2024 ve Ocak 2025’te imzalanan sözleşmelere dayanarak Nisan ayında bu projeyi hayata geçirmek üzere bakanlık müsteşarının başkanlığında özel bir heyet görevlendirdi. Toplam maliyeti 5 milyar doları bulması beklenen proje için bu yıl Irak-Çin çerçeve anlaşması kapsamında 1,5 milyar dolarlık bir bütçe tahsis edildi. Bu yeni hat, hem yerel rafinerileri besleyecek hem de 200 kilometre 42 inçlik Hadise-IT1A bağlantısıyla mevcut Türkiye hattına entegre edilecek.

Bağdat, dışarıdan bir aktöre uzun vadeli transit geçiş hakları tanıyacak bir yatırım modelini reddederek tamamı Petrol Bakanlığı’nın mülkiyetinde olan, devlet finansmanlı ve anahtar teslim bir modeli tercih etti. Eğer Türkiye “yatırım” adı altında boru hattında bir mülkiyet veya kontrol kozu elde etmeyi amaçlıyorsa bu, Irak için net bir kırmızı çizgi.

Irak’ın bu planındaki en belirleyici özellik, Basra-Hadise hattının çok yönlü bir kapasiteye sahip olmasıdır. Ham petrol, Hadise’den kuzeye, yani Ceyhan’a sevk edilebilir. Bununla birlikte bu hat, teorik olarak gelecekte Suriye kıyısındaki Banyas ve Tartus limanlarına açılacak batı çıkışlarını ya da Ürdün’deki Akabe limanına uzanacak güneybatı kollarını da destekleyebilecek yapıdadır. Elbette bu alternatif kolların hepsinin bugünden yarına hayata geçecek projeler olduğu düşünülmemelidir. Buradaki asıl ve acil değer, Irak’a sağlanan stratejik alternatif yaratma gücüdür. Bu ihtimaller, henüz hepsi fiziksel birer ihracat rotasına dönüşmemiş olsa bile, Bağdat’a geniş bir seçenekler haritası sunmaktadır.

İşte Türkiye tarafının söylemlerinin gölgelediği Irak stratejisinin can alıcı noktası tam olarak burasıdır. Bağdat’ın amacı Hürmüz’ün yerine Ceyhan’ı ikame etmek değildir. Asıl hedef, hiçbir çıkış noktasının tek başına belirleyici ve vazgeçilmez olmadığı bir enerji merkezi inşa etmektir. Suriye üzerinden bir Akdeniz çıkışı veya Ürdün üzerinden bir Kızıldeniz çıkışı, aslında tam da Türkiye’nin kurmaya çalıştığı türden bir bağımlılığa karşı Irak’ın kendini koruma stratejisidir. Hürmüz rotasını çeşitlendirmek, aynı jeopolitik riski alıp bu kez sadece Türkiye topraklarında yoğunlaştıracaksa pek bir anlam ifade etmez ve Bağdat bunun son derece farkındadır. Batı yönlü bu alternatiflerin varlık sebebi hepsinin aynı anda inşa edilecek olması değildir. Tam aksine bu seçeneklerin her birinin, tek bir transit devletin Irak petrolü üzerinde kurabileceği tekel gücünü zayıflatıyor olmasıdır.

“IKBY boru hattı sıradan bir besleme hattına dönüşebilir”

İşte iki hükümetin hedeflerinin kesiştiği, ancak tam olarak uyuşmadığı nokta burasıdır. Her iki taraf da Ceyhan hattından daha yüksek hacimde petrol akmasını istiyor, dolayısıyla bir anlaşmaya varılması kuvvetle muhtemel. Ancak Türkiye, Ceyhan kapasitesini genişleterek Irak’ın güney petrolünü kendi topraklarına bağlamayı arzularken Irak, Ceyhan hattını tamamen federal otoritenin (Bağdat’ın) kontrolüne almayı ve diğer alternatif çıkış kapılarını açık tutmayı hedefliyor. Her iki aktör de aynı boru hattı üzerinden farklı bir jeopolitik koz elde etmenin pazarlığını yapıyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) cephesinden bakıldığında ise gidişat pek iç açıcı görünmüyor. Bölgenin 2014 yılında inşa ettiği ve günlük yaklaşık 900 bin varil tasarım kapasitesine sahip boru hattı, kısa vadede fiziksel işlevselliğini koruyor. Ancak bu esnada, Bağdat’ın kontrolündeki günlük 1,5 milyon varil kapasiteli Kerkük-Fişhabur hattı federal bir alternatif güzergah olarak tamamen onarılıp devreye sokuluyor. Söz konusu alternatif hat ve Basra-Hadise projesi tamamlandığında, IKBY boru hattı stratejik bir düğüm noktası olmaktan çıkıp sisteme bağlı sıradan bir besleme hattına dönüşecek.

Aslında Bağdat’ın nihai amacı bu hattı tamamen kapatmak değil. Asıl hedef, hattı bağımsız bir ticari otorite olmaktan çıkarmak. Bu yeni denklikte Türkiye yalnızca Bağdat ile masaya oturacak, petrolün pazarlamasını doğrudan SOMO (Irak Milli Petrol Şirketi) yürütecek ve elde edilen gelir federal hazineye akacak. IKBY hattı, teknik altyapının bir parçası olarak varlığını sürdürebilir, ancak Hewlêr için paralel bir siyasi ekonominin temeli olma işlevini yitirecektir.

Öte yandan, bu müzakerelerin mutlak ve kapsamlı bir uzlaşı ya da tamamen kopuş gibi iki uç şekilde sonuçlanması şart değil. Taraflar mevcut çerçeveyi bir süre daha uzatabilirler; ki burada Türkiye’nin elindeki en büyük koz transit tarifesinin bizzat kendisidir. Bakan Bayraktar’ın sürekli vurguladığı “tam kapasite kullanım garantisi” mekanizması, aslında hacme endeksli bir ücretlendirmeye işaret ediyor: Sevk edilen petrol miktarı düşük kaldığında varil başına daha yüksek bir tarife (veya “al ya da öde” tarzı bir taban fiyat) uygulanması, Irak hattı doldurmayı taahhüt ettiğinde ise bu tarifenin düşürülmesi planlanıyor. Bu fiyatlandırma stratejisi, hattın boş kalmasını Bağdat için maliyetli hale getirerek onu Basra petrolünü bu hatta bağlamaya mecbur bırakmak üzere tasarlanmış durumda. Kısacası Türkiye’nin oyun planında, tarife meselesi ile Basra petrolü meselesi aslında birbiriyle bütünleşmiş tek bir meseledir.

Bu doğrultuda, olası gerçekçi sonuçlar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bir uçta; temel meseleler belirsizliğini korurken, 27 Temmuz’dan sonra da ham petrol akışının devam etmesini sağlayacak kısa vadeli ve teknik bir uzatma kararı bulunuyor. Ortada; Irak’ın taahhütlerini transit tarifesine yansıtan, hacim kademeli bir yenileme anlaşması yer alıyor. Diğer uçta ise Türkiye’nin taslağını hazırladığı; transit geçişi saha geliştirme, rafinaj, elektrik üretimi ve Ceyhan terminalinin işletilmesiyle tek bir pakette birleştiren kapsamlı “enerji koridoru” paketi duruyor.

Irak’ın çıkarı, Türkiye firmalarının münferit saha, alt sektör veya boru hattı sözleşmelerinde yer almasını kabul etse bile; transit geçişin yenilenmesi meselesini dar kapsamlı tutmaktan ve yatırım ile altyapı paketinin aynı sözleşmenin içine dahil edilmesine direnmekten geçiyor. Önce dar kapsamlı bir transit geçiş, ilerleyen dönemde ise daha geniş çaplı bir düzenleme öngören aşamalı bir yol haritası, Ankara’dan ziyade Bağdat’ın işine geliyor.

Kurulacak yapı ne olursa olsun, son mühletten önce varılacak hiçbir uzlaşı 2023 öncesi modeli geri getirmeyecektir. En muhtemel nihai sonuç; Ceyhan’ın SOMO ve federal hazinenin kontrolünde federal bir koridor olarak geri dönmesi, IKBY hattının siyasi ve ticari bir özerkliği olmaksızın yalnızca bir altyapı unsuru olarak varlığına müsaade edilmesi ve Türkiye’nin hacim garantileri ile yatırım erişimi elde etmesi ancak Irak petrolü üzerinde mutlak bir kontrol kuramaması olacaktır.

Bağdat’ın buradaki temel stratejik hesabı; Suriye ve Ürdün seçeneklerini masada tutmanın, Ceyhan’ı ikinci bir Hürmüz Boğazı’na dönüşmekten kurtarıp salt bir transit koridoru olarak kalmasını sağlayacak yegane hamle olmasıdır.

Kaynak: The National Context

Ateşkes sonrası sessiz savaş: İran’ın Kürt cephesi

2026’da İran ve rakipleri arasında sağlanan ateşkes bölgede tansiyonu düşürse de Kürt muhalefeti için durum farklı. Sınır hattında dronlar ve operasyonlarla devam eden bu “sessiz savaş,” ateşkesin barış değil sadece strateji değişikliği olduğunu kanıtlıyor.

Süleymaniye’ye yönelik bir dron saldırısı, Fotograf: Rudaw

İran ile dış rakipleri arasında 8 Nisan 2026’da ilan edilen ateşkes, pek çok kişi tarafından bölgedeki gerilimin düştüğünün bir işareti olarak görüldü. Ancak İranlı Kürt muhalif hareketler için bu, barış anlamına gelmiyordu. Rojhilat (Doğu Kürdistan) ile Irak Kürt Bölgesi arasındaki alanda çatışma sona ermedi; sadece biçim değiştirdi.

Uluslararası ilgi İran, ABD ve İsrail üzerine yoğunlaşmışken, İran-Irak sınırı boyunca başka bir çatışma devam ediyordu. Ateşkesten sonra İran’ın askeri operasyonları, daha doğrudan Kürt muhalif gruplara odaklanmış göründü. Bu gruplar dronlar, füzeler, tutuklamalar ve güvenlik baskılarıyla hedef alındı.

Durumun “sessiz savaş” olarak adlandırılmasının nedeni budur. Resmi bir savaş değildir ve ortada resmi bir deklarasyon yoktur. Ancak saldırılar, baskı, korku ve ölümler devam etmektedir. Bölgedeki diğer çatışmalara kıyasla uluslararası alanda çok daha az ilgi gördüğü için “sessiz” kalmaktadır.

Ateşkesten hedefli saldırılara

Ateşkesten sonra İran’ın askeri odağı; aralarında İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI), Komala ve PAK’ın da bulunduğu, Irak Kürdistanı merkezli Kürt muhalif gruplara kaymış göründü.

İnsan hakları ve bölgesel izleme örgütlerinin raporları, şiddetin ateşkesten sonra sona ermediğini, aksine İranlı Kürt muhalif gruplara yöneldiğini gösteriyor. CPT Irak Kürdistanı, 8-24 Nisan 2026 tarihleri arasında 48 saldırı kaydetti. Bu saldırıların 37’si İranlı Kürt muhalif kamplarını ve üslerini hedeflerken, ABD diplomatik veya askeri tesislerine yönelik saldırı sayısı yalnızca dörttü. Aynı rapor, ateşkes sonrası saldırıların yüzde 75’inin doğrudan Devrim Muhafızları (DMO) tarafından gerçekleştirildiğini, yüzde 25’inin ise bağlı gruplara atfedildiğini belirtti. Kürdistan İnsan Hakları Ağı ve Hengaw gibi insan hakları örgütleri de DMO’nun PDKI ve Komala bağlantılı bölgelere düzenlediği, Kürt muhalif üyelerin ve sivillerin ölümüyle sonuçlanan ölümcül saldırıları belgeledi.

Bu tablo, İran’ın güvenlik odağında net bir kayma olduğuna işaret ediyor. Tahran, bu Kürt grupları hem İran içindeki Kürt bölgeleriyle bağlantılı oldukları hem de Irak Kürt Bölgesi’nde üslendikleri için sınır ötesi bir tehdit olarak görüyor. Kürt gruplar için ateşkes gerçek bir güvenlik getirmedi; sadece İran baskısının yönünü değiştirdi.

“Sessiz Savaş”ın coğrafyası

Bu çatışma esas olarak, İranlı Kürt muhalif grupların uzun yıllardır üslerinin bulunduğu dağlık İran-Irak sınırı boyunca, özellikle Süleymaniye ve Hewler (Erbil) çevresinde yaşanıyor.

Nisan 2026 ortalarında, Süleymaniye yakınlarındaki Surdash bölgesini bir dron saldırısı vurdu. Saldırıda, Kürdistan Emekçileri Topluluğu (Komala) mensubu genç bir kadın peşmerge olan Gazal Mawlan Chaparabad ağır yaralandı ve daha sonra hayatını kaybetti. HANA İnsan Hakları Örgütü hukuk ekibinin raporuna göre, kendisi önce Shorsh Hastanesi’nde acil müdahale almış, ardından ileri görüntüleme ve uzman travma bakımı gibi üst düzey tedaviye ihtiyaç duymuştu. HANA ayrıca, hastanelere kabulünün veya transferinin geciktirildiği ya da reddedildiğine, bu gecikmeler sırasında durumunun kötüleştiğine dair ciddi iddialarda bulundu. Bu vaka, Kürt muhalif kamplarının ve yakınındaki uzak bölgelerin, sadece saldırıların kendisi nedeniyle değil, aynı zamanda yaralıların gelişmiş tıbbi bakıma ulaşmada yaşayabileceği zorluklar nedeniyle dron saldırıları sonrası özellikle savunmasız olabileceğini gösteriyor.

Ghazal Mawlan Chaparabad (hana.org)

Birkaç gün sonra, Hewler yakınlarındaki Jezhnikan kampına bir saldırı daha düzenlendi. Rudaw’ın haberine göre, bir dron saldırısında bir peşmergenin oğlu olan Shahin Azarbarzin hayatını kaybetti, babası ise ağır yaralandı. Kurdistan24 de kampın sivillere ev sahipliği yaptığını, yaralılar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu bildirdi. Bu durum, söz konusu kampların sadece askeri veya siyasi alanlar olmadığını; buralarda ailelerin ve sivillerin de yaşadığını gösteriyor. Gazal Mawlan vakasıyla birlikte bu durum, uzak kamp bölgelerindeki yaralıların saldırılardan sonra acil bakıma ne kadar hızlı ulaşabileceği konusundaki endişeleri artırıyor.

Tehlike savaşçılar veya askeri alanlarla sınırlı değildi; sivil alanlar da risk altındaydı. Sonuç olarak, birçok Kürt kampı ve yakınındaki topluluklar şu anda sürekli bir güvensizlik içinde yaşıyor.

Rojhilat iç baskı altında

Aynı zamanda, İran’ın Kürt bölgeleri içindeki baskı da arttı. Hengaw, İran makamlarının sivil giyimli güçlerin varlığını artırdığını; Sine (Senendej) çevresindeki şehir girişlerinde, şehirlerarası yollarda ve köy yollarında yeni kontrol noktaları oluşturduğunu bildirdi. Ayrıca, korku yaratmak, olası protestoları önlemek ve kamusal alanı kontrol etmek amacıyla bazı Kürt sınır bölgelerine güvenlik bağlantılı güçlerin konuşlandırıldığı belirtildi. Raporda bazı Kürt sınır bölgelerinde Haşdi Şabi güçleri, tanklar ve zırhlı araçlardan bahsedildi. Washington Kürt Enstitüsü’nün (WKI) bir bülteni de Kürt bölgelerinde genişletilen askeri ve vekil güç konuşlandırmalarını tarif etti. Bu raporlar bir bütün olarak, Kürt bölgelerinin ateşkesten sonra daha güçlü bir kamu güvenliği kontrolü altına alındığını gösteriyor.

Kürt halkı için bu; daha fazla gözetleme, daha az hareket özgürlüğü ve sürekli baskı anlamına geliyordu. Aynı döneme ait insan hakları raporları, emre tabi olmayan tutuklamalardan, aileyle iletişim kurulmasına izin verilmeyen gözaltılardan ve bir Kürt siyasi mahkumun infazından bahsetti. Örneğin KHRN, Bukanlı Yousef Karimi’nin tutuklandığını ve ailesiyle iletişim kurmasına izin verilmediğini bildirdi. Ayrı bir gelişmede Hengaw, Kürt siyasi mahkum Naser Bakrzadeh’in ölüm cezasının İran Yüksek Mahkemesi tarafından onanmasının ardından Mayıs 2026’da infaz edildiğini duyurdu.

Bu eylemler, İran’ın aynı anda iki strateji kullandığını gösteriyor: İran dışında, Irak Kürdistanı’ndaki Kürt muhalif grupları zayıflatmaya çalışırken; İran içinde, Rojhilat’taki siyasi hareketliliği durdurmaya çalışıyordu.

İran bunu neden yapıyor?

Fotograf: Rudaw

İran’ın stratejisi istikrarsızlık korkusuna dayanıyor gibi görünüyor. 2026 başındaki daha geniş çaplı kriz sırasında Chatham House, Kürt muhalif grupların, ABD’den gelen olası bir Kürt ayaklanmasına dair karışık mesajlar nedeniyle baskı ve belirsizlikle karşı karşıya kaldığını bildirdi. Ayrıca, Irak merkezli Kürt grupların teoride İran içinde daha geniş bir muhalefet faaliyeti için alan açabileceği, ancak İran güvenlik güçlerinin şiddet kapasitesinin hala yüksek olması nedeniyle bunun çok riskli olacağı not edildi.

Bu nedenle, ateşkes sonrası saldırılar bir uyarı olarak anlaşılabilir. İran; Kürt grupların yeniden örgütlenmesini durdurmak, sınır ötesi ağlarını zayıflatmak ve hem Rojhilat’ta hem de sınırın öteki tarafındaki Kürt mobilizasyonunu engellemek istiyordu. Bu anlamda, ateşkes sonrası saldırılar rastgele değildi; hem İran içindeki hem de dışındaki Kürt siyasi faaliyetlerini kontrol etmeyi amaçlayan bir güvenlik stratejisinin parçasıydı.

Çatışma sona ermedi, sadece biçim değiştirdi

Nisan 2026 ateşkesi daha büyük bir bölgesel savaş riskini azaltmış olabilir, ancak her yere istikrar getirmedi. Kürt muhalif hareketler ve Rojhilat ile Irak Kürdistanı arasındaki geniş bölge için çatışma, resmi olarak tanınmasa da devam etti.

Bu, büyük savaşların yaşandığı geleneksel bir savaş değildi. Dronlar, gözetleme, tutuklamalar ve hedefli saldırılar yoluyla yürütülen bir çatışmaydı. Bu nedenle, Rojhilat’taki durum gerçek bir barış değil, dönüşmüş bir çatışmaydı.

İran’daki Kürt meselesi artık sadece dahili bir sorun değil; daha geniş bir bölgesel güvenlik mücadelesinin parçası haline geldi. Çatışma sona ermedi; sadece daha sessiz, daha az görünür ve dünyanın göz ardı etmesi daha kolay bir hale geldi.

Vietnam’dan İran’a ABD’nin ‘sonuçsuz’ savaşları

İran’da İsrail ve ABD’nin başlangıçta belirledikleri hedeflere ulaşamaması, ABD’nin Vietnam Savaşı’ndan bu yana yaşadığı diğer askeri müdahelelerdeki sonuçları tekrar hatırlatmaya yol açtı.

Donald Trump / Foto: Beyaz Saray

28 Şubat 2026 tarihinde ABD ile İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı saldırısı ile başlayan “İran Savaşı” 8 Nisan’da iki haftalık bir ateşkes anlaşması ile bir süreliğine ertelenmiş oldu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif sosyal medya hesabında bir mesaj paylaşarak İran, ABD ve müttefiklerinin derhal ateşkes konusunda anlaştığını duyurdu.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun aksi yöndeki beyanatına rağmen, Şerif, ateşkesin yalnızca belirli bölgelerde değil, Lübnan dahil “her yerde” geçerli olacağını söyledi.

Pakistan Başbakanı, “tüm anlaşmazlıkların nihai olarak çözülmesi için müzakereleri sürdürmek üzere heyetlerini 10 Nisan Cuma günü İslamabad’a davet ediyorum” diyerek kırılgan olan bu sürecin, nihai bir anlaşma ile sonuçlanmasına yönelik çabaların devam edeceği işaretini verdi.

Trump, İran'ın ABD ve İsrail'e 10 maddelik bir plan sunduğunu söyledi.

İran devlet televizyonuna göre 10 maddelik plan şu unsurları içeriyor:

* Irak, Lübnan ve Yemen'deki savaşın tamamen sona erdirilmesi
*İran'a yönelik savaşın süre sınırı olmaksızın tamamen ve kalıcı olarak sona erdirilmesi
*Bölgedeki tüm çatışmaların bütünüyle sona erdirilmesi
*Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması
*Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğü ve güvenliğini sağlamak için bir protokol ve koşullar oluşturulması
*İran'a yeniden inşa maliyetleri için tam tazminat ödenmesi
*İran'a yönelik yaptırımların tamamen kaldırılması taahhüdü
*ABD tarafından tutulan İran'a ait fonların ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması
*İran'ın hiçbir şekilde nükleer silah edinmeyeceğine tam bağlılık göstermesi
*Yukarıdaki koşulların onaylanmasının ardından tüm cephelerde derhal ateşkesin yürürlüğe girmesi

ABD Başkanı Donald Trump, İran devlet yetkilileri ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kabul ettiğini açıkladığı bu ateşkes anlaşması, sürecin buraya nasıl geldiği ile ilgili çeşitli tartışmaları da alevlendirdi.

Mevcut değerlendirmeler ABD ve İsrail’in savaş hedeflerinin kısmen başarısız olduğunu, İran’da istenen çapta rejim değişikliğinin gerçekleşmediği ve İran’ın bölgesel etkisinin sürmeye devam ettiğini göstermektedir. Bu durum ABD ve İsrail açısından başarısızlık olarak değerlendiremezse de başarılı oldukları yönünde kesin bir yorum yapılmasını da zorlaştırır.

Trump’ın “bütün bir medeniyeti yok etmek” ile tehdit ettiği 7 Nisan’dan 8 Nisan’a geçişte ortaya çıkan ateşkes anlaşması,

ABD ve İsrail açısından başarısızlık ve kısmı hedef sapmaları şeklinde yorumlanırken, bu durum ABD’nin Vietnam Savaşı’ndan bu yana yaşadığı diğer askeri müdahelelerdeki sonuçları tekrar hatırlatmaya yol açtı. Vietnam, Somali, Afganistan ve daha bir kaç yerde, ABD çeşitli gerekçelerle saldırılar başlatmış, ancak gerekçeleri ve hedefleriyle uyumlu olmayan sonuçlar elde etmişti.

Stratejik Analiz Dosyası

ABD Askeri Müdahaleleri ve Hedeflerinin İflası

Vietnam’dan İran Ateşkesine (1960 – 2026)

8 Nisan 2026 gece yarısı itibariyle yürürlüğe giren iki haftalık İran ateşkesi, ABD’nin yarım yüzyılı aşkın müdahale tarihindeki yeni bir düğümü temsil ediyor. İlan edilen siyasi hedeflerin sahadaki sosyolojik ve askeri gerçeklerle çarpıştığı bu kronoloji, stratejik bir geri çekilme döngüsünü işaret etmektedir.
Müdahale Kronolojisi
  • 01 Vietnam Savaşı 1960 – 1973
    Resmi Söylem Komünizmin yayılmasını (Domino Teorisi) durdurmak ve Güney Vietnam’ın bağımsızlığını korumak.
    Stratejik Sonuç ABD 50 binden fazla kayıp vererek çekildi; Kuzey Vietnam ülkeyi kendi idaresinde birleştirdi.
  • 02 Irak’ın İşgali 2003 – 2011
    Resmi Söylem Kitle imha silahlarını tasfiye etmek ve Baas rejimini devirerek demokrasi inşa etmek.
    Stratejik Sonuç Silah bulunamadı; ülke kaosa sürüklendi, bölgesel nüfuz İran lehine değişti ve IŞİD ortaya çıktı.
  • 03 Afganistan Savaşı 2001 – 2021
    Resmi Söylem El-Kaide’yi yok etmek ve Taliban rejimini kalıcı olarak tasfiye etmek.
    Stratejik Sonuç 20 yılın sonunda ABD mağlubiyeti kabul ederek çekildi; Taliban Kabil’de yönetimi devraldı.
  • 04 İran Savaşı 2025 – 2026
    Resmi Söylem Nükleer programı durdurmak ve bölgesel güvenlik tehdidini bertaraf etmek.
    Stratejik Sonuç 8 Nisan 2026 Ateşkesi: Rejim değişikliği hedefi başarısız oldu; Hürmüz Boğazı krizi küresel ekonomiyi sarstı.

Suriye ve HTŞ Gerçeği

ABD’nin Suriye’deki proksi savaşları ve radikal gruplarla olan dolaylı mücadelesinde, Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) yerel ve bölgesel dengeleri kökten değiştiren bir aktör olarak öne çıktı.

2011-2017 Nusra Cephesi’nden kopuş ve yerelleşme süreci.
2024-2026 İdlib merkezli sivil yönetim ve Şam’a yönelik stratejik baskı.

Stratejik Analiz: Ortak Desenler

Lojistik Teknolojik üstünlük, asimetrik direniş ve yerel sosyoloji karşısında stratejik olarak yetersiz kalmaktadır.
Meşruiyet İstihbarat fiyaskoları ve suni gerekçeler (KİS, demokrasi vb.) küresel kamuoyu desteğinin kaybına yol açmaktadır.
Maliyet Trilyonlarca dolarlık askeri harcama, sahada kalıcı siyasi istikrar üretmek yerine “güvenlik boşluğu” yaratmaktadır.
Sonuç 28 Şubat 2026’da başlayan süreç, 8 Nisan ateşkessiyle ABD’nin müzakere masasına “hedeflerine ulaşamadan” dönmesiyle sonuçlanmıştır.

Vietnam sendromu

Vietnam savaşı, ABD tarihinin en çok etki bırakan savaşlarından biri oldu. 1955 ile 1975 yılları arasında Kuzey Vietnam ile Güney Vietnam arasında süren bu savaşta ABD, Kuzey Vietnam ve Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne karşı Güney Vietnam yönetimine destek verdi. ABD’nin “Domino Teorisi” doktrinini çerçevesinde gerçekleşen bu savaş, 1965 ile 1973’te en yoğun halini yaşadı.

1 Kasım 1955’te başlayan savaş, 30 Nisan 1975’te Kuzey Vietnam’ın Saygon’u ele geçirmesiyle sona erdi.

Gerilla taktikleri kullanan Viet-Kong (Kuzey Vietnam destekli Güney’deki gerillalar), gelişmiş ABD teknolojisine karşı psikolojik üstünlük sağladı.

Foto: Derin Tarih dergisi

Yaklaşık 2 milyon sivil ve 1 milyondan fazla asker hayatını kaybetti. 58.000’den fazla ABD askeri öldü. Sonuçta ABD, Vietnam’dan çekildi, Güney Vietnam düştü ve ülke Kuzey Vietnam yönetiminde birleşti.

Domino Teorisi, Soğuk Savaş döneminde (1950’ler-70’ler) ABD’nin, Vietnam’daki gibi bir ülkenin komünist yönetime geçmesinin, bölgedeki diğer ülkelerin de sırayla komünizme “düşmesine” (domino etkisi) yol açacağı korkusuna dayanan dış politika doktrinidir.

Komünizmin Güneydoğu Asya’da yayılmasını engellemek ve “ilk domino taşı” olarak görülen Vietnam’ı koruyarak Laos, Kamboçya, Tayland gibi çevre ülkeleri güvence altına almaktı. Aynı amaçlarla sonraları Laos ve Kamboçya gibi yerlere müdaheleler gerçekleştirdi. ABD, bu teori gereği Güney Vietnam’daki komünist olmayan hükümeti desteklemek için doğrudan askeri müdahalede bulundu.

Somali: Kara Şahin Düştü

ABD’nin Somali İç Savaşı’na insani yardım misyonuyla başlayıp, Muhammed Farah Aidid’e bağlı milislerle çatışmaya dönüştüğü ve 18 Amerikan askerinin öldüğü ağır bir hezimetle sonuçlanan savaş yaşandı. 3-4 Ekim 1993’te yaşanan bu olay, ABD’nin Afrika’daki askeri müdahale politikasını değiştirerek birliklerini çekmesine yol açtı.

1992 yılında BM, Somali’deki kıtlık ve iç savaş ortamında insani yardımları korumak için “Restore Hope” (Umutu Yenile) operasyonunu başlattı.

Foto: Alexander Joe

ABD özel kuvvetleri (Rangers ve Delta Force), Mogadişu’da Somali askerî subay, politikacı ve iç savaşının en etkili isimlerindin biri Muhammed Farah Aidid’i yakalamak için operasyonlar düzenledi. ABD kuvvetleri, iki Black Hawk helikopterinin düşürülmesiyle şehir merkezinde kapana kısıldı. Çatışmalarda 18 ABD, 1 Malezya ve 1 Pakistan askeri ölürken, yüzlerce Somalili sivil ve milis hayatını kaybetti. Ölen ABD askerlerinin cesetlerinin sokaklarda sürüklenmesi ABD kamuoyunda büyük tepki yarattı. Başkan Clinton, 1994’te birliklerin geri çekilmesini emretti ve BM güçleri 1995’te Somali’den ayrıldı.

Her ne kadar ABD ve BM, “Somali’de açlık ve kaos nedeniyle insani yardım” adı altında bu işe giriştilerse de, bu hareketin amacı, ABD’nin özellikle Mogadişu civarında askeri ve lojistik varlığını arttırmasıydı. Analizler, insani gerekçenin sadece bir meşruiyet söylemi olduğunu vurgular. ABD, bölgede stratejik bir varlık göstermek ve Kuzeydoğu Afrika’da etkili olmak istedi.Yerel klanların güçlenmesini ve ABD’ye karşı direncini kırmak da operasyonun dolaylı amaçları arasındaydı.

ABD’nin en uzun savaşı: Afganistan

Afganistan Savaşı, 7 Ekim 2001 tarihinde başladı. ABD’nin en uzun savaşı olarak tarihe geçti.

ABD tarafından 11 Eylül saldırıları gerekçesi ile başlayan bu savaş, ABD Başkanı George W. Bush‘un “terörle mücadele” politikası çerçevesinde gerçekleşti. Savaş Usame bin Ladin‘in yakalanmasına değin sürecekti. Aynı zamanda diğer Taliban güçlerin ortadan kaldırılması ile sona erecekti. Böylelikle Afganistan’da iç güvenlik sağlanmış olacaktı.

ABD ve Birleşik Krallık önce hava bombardımanı daha sonra da takviye güçlerle beraber Afganistan’a asker indirdi. 2002’de Amerikan ve İngiliz askerleri Kuzey İttifakı ile savaşa katıldı. Daha sonra gerginlikler üzerine NATO güçleri (Koalisyon güçleri) Afganistan’a asker indirdiler. Amerikan hükûmeti kalıcı barışı sağlamak amacı ile bölgede asker bulundurup varlıklarını hissettireceklerini açıkladı.

Foto: Wikipedai

27 Mayıs 2014 tarihinde ABD Başkanı Barack Obama, ABD birliklerinin savaş misyonunun yıl sonuna kadar sona ereceğini duyurdu. Geriye ise 9,800 kişilik bir grup kalacaktı ve Afgan güçlerini eğitecek, danışmanlık verecekti. Fakat 2015 tarihinden itibaren koalisyon güçleri kara çarpışmalarına katılmayacaktı. Obama ayrıca 2016 yılı sonuna kadar tüm Amerikan birliklerinin ülkeden çekileceğini duyurmuştu ancak ABD başkanlığı değişip yeni başkan Donald Trump olunca bu plan 2019 yılının sonlarına kadar rafa kalktı.[18] ABD ve Taliban 2020’nin Ocak ayında Katar’ın başkenti Doha’da bir araya gelerek Doha Anlaşmasını imzalayarak ABD askerlerinin 1 Mayıs 2021 tarihine kadar ülkeyi terk etmesi üzerine anlaştı.[19] Trump, Amerikan askerlerinin Noel’e kadar Afganistan’ı terk edeceğini söyledi ancak bu gerçekleşmedi. ABD’de seçimler yaklaşırken askerlerin ayrılması seçim sonrasına kaldı.[20]

Trump’ın ardından iktidar yine Demokratların eline geçti ve seçim sonrasına kalan Afganistan’dan çekilme politikası Joe Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte kademeli şekilde başladı ve bu geri çekilme ile Taliban saldırısı başladı. Taliban, beş gün içerisinde 15 Ağustos 2021’de Kabil’e girdi.[21] Ertesi gün Taliban, Afganistan İslam Emirliği’ni ilan etti. Böylece 20 yılın ardından Afganistan’da tekrar Taliban dönemi başlamış oldu.

30 Ağustos’ta ABD’nin son askerlerinin de çekilmesiyle Amerika’nın en uzun savaşı sona erdi.

ABD’nin hedefleri (kalıcı iç güvenlik ve Taliban’ın devrilmesi) gerçekleşmedi. ABD, 20 yıl süren savaş boyunca sahada kalıcı sonuç alamadı; Taliban bölgesel ve toplumsal bir güç olarak geri döndü.

Irak savaşı

20 Mart 2003’te ABD liderliğindeki müttefik güçler Irak’ı işgale başlayarak Saddam Hüseyin rejimine son verdi.

ABD, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olmasının uluslararası barışı tehdit ettiğini savundu ancak birçok ülke askeri harekatı desteklemeyi reddetti.

1990-1991 Körfez Savaşı’nda ABD, Irak güçlerinin Kuveyt’ten püskürtüldüğü çok uluslu bir koalisyona liderlik etmişti.

Daha sonra Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Irak’ın tüm kitle imha silahlarını imha etmesini zorunlu kılan 687 sayılı kararı kabul etti. Karar nükleer, biyolojik, kimyasal silahları ve uzun menzilli balistik füzeleri kitle imha silahı olarak tanımlıyordu.

ABD’nin Irak İşgali’nden sonra, halk Saddam Hüseyin’in heykellerini devirdi, Foto: Rojnews

1998’de Irak, BM silah denetçilerine izin vermeyi reddetti, ABD ve İngiltere de buna hava saldırılarıyla karşılık verdi.

El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Washington’daki Pentagon’a düzenlediği saldırılardan sonra, dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Irak’ı işgal etme planları yapmaya başladı.

Bush, Saddam Hüsey’nin kitle imha silahları üretmeye ve saklamaya devam ettiğini, Irak’ın İran ve Kuzey Kore ile birlikte uluslararası bir “şer ekseninin” parçası olduğunu iddia etti.

ABD Kongresi izin verdi

ABD Kongresi, Ekim 2002’de Irak’a askeri operasyon düzenlenmesine izin verdi.

Şubat 2003’te dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BM Güvenlik Konseyi’nden Irak’a askeri harekata onay vermesini istedi. Powell, Irak’ın kitle imha silahları programıyla önceki kararları ihlal ettiğini iddia etti.

Ancak Powell, Konsey’i ikna edemedi. BM üyelerinin çoğunluğu, BM ve Uluslararası Enerji Kurumu’nun Irak’ta daha fazla kanıt bulması gerektiğine karar verdi.

ABD, denetim raporlarını beklemeyeceğini söyledi ve Irak’a karşı bir “gönüllüler koalisyonu” kurdu.

Koalisyondaki 30 ülkeden İngiltere, Avustralya ve Polonya işgalde fiilen yer aldı.

İngiltere 45 bin, Avustralya 2 bin birlik gönderdi. Polonya 194 özel harekat timiyle işgali destekledi. Kuveyt de işgalin sınırları üzerinden başlamasını onayladı.

İspanya ve İtalya, ABD öncülüğündeki koalisyona diplomatik destek verdi. Bunun yanında Vilnius Grubu adı verilen doğu Avrupa ulusları da Irak’ın kitle imha silahları programı yürüttüğüne ve BM kararlarını ihlal ettiğine inandıklarını açıkladı.

Kimyasal silah iddiaları

Colin Powell, 2003’te BM’de yaptığı konuşmada, Irak’ın biyolojik silah üretmek amacıyla “mobil laboratuvarlar” geliştirdiğini söyledi. Ancak, 2004 yılında iddiasına yönelik kanıtların “pek sağlam görünmediğini” kabul etti.

İngiltere hükümeti, Irak’ın füzeleriyle Doğu Akdeniz’deki İngiltere hedeflerini 45 dakika içinde vurmaya hazır hale geleceğini iddia eden bir istihbarat dosyasını kamuoyuna açıkladı. Dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları ürettiğinin “su götürmez bir gerçek” olduğunu söyledi.

Ülkelerin iddiaları büyük ölçüde, Irak’ın kitle imha silahları programı hakkında ilk elden bilgiye sahip olduklarını söyleyen iki Iraklı sığınmacının iddialarına dayanıyordu. Bu sığınmacılar Rafid Ahmed Alwan el-Cenabi adlı bir kimya mühendisi ve Maj Muhammed Harith adlı bir istihbarat görevlisiydi. Her iki isim de daha sonra, müttefiklerin Saddam Hüseyin’i devirmesini istedikleri için sahte kanıtlar öne sürdüklerini açıkladı.

ABD, Saddam rejimini devirdi ama kitle imha silahları bulunamadı. Başlangıç hedefleriyle sahadaki sonuçlar örtüşmedi.

Heşdi Şabi üslerine bir ayda 83 saldırı düzenlendi

Irak’ta son bir ayda Heşdi Şabi üslerine karşı toplam 83 saldırı gerçekleşti: 73 milis öldü, 61 milis ise yaralandı.

Erbil merkezli Rûdaw’ın aktardığına göre, Irak genelinde Heşdi Şabi’ye bağlı üs ve kontrol noktaları son bir ayda yoğun saldırıların hedefi oldu.

28 Şubat ile 2 Nisan arasındaki bir ayı aşkın süreçte, çoğu hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılarda toplam 83 bombardıman kaydedildiği söylenirken 73 milisin hayatını kaybettiği, 61 milisin ise yaralandığı biliniyor. Ölenler arasında aynı zamanda tabur komutanları ve operasyon sorumluları da bulunuyor.

En zarar gören grup Hizbullah oldu

Rûdaw’a göre bu süreçte en fazla hedef alınan yapı, İran’a yakınlığıyla bilinen Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) oldu. Gruba bağlı noktaların 8 kez bombalandığı, saldırıların büyük bölümünün Anbar’daki 45. Tugay’a yöneldiğini aktarıldı.

Bu bilgilere göre, en yoğun bombardımanın yaşandığı yer 12 saldırıyla Ninova şehri oldu. Ninova’nın ardından saldırıya uğrayan şehirler ise 11 saldırıyla Anbar, 7 saldırıyla Babil, 6 saldırıyla Selahaddin ve 4 saldırıyla Kerkük şeklinde kayıtlara geçti.

Irak İslam Direnişi 753 saldırı gerçekleştirdi

Diğer taraftan, İran’a yakınlığıyla bilinen ve Irak İslami Direnişi ise 28 Şubat’tan itibaren Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Irak genelinde toplam 753 saldırı düzenlediğini açıkladı. Bu durum, Irak’taki yapıların bölgesel güç dengelerinin parçası olarak hedef alındığını ortaya koyuyor.

Saldırı nedeniyle Kürdistan’da petrol üretimi durdu

Saldırı sonucunda sahada maddi hasar meydana gelirken petrol üretiminin durdurulduğu bildirildi.

Foto: Rudaw
Foto: Rudaw

Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı, dün gece Duhok’taki HKN petrol sahasına yönelik bir saldırı düzenlendiğini açıkladı.

Saldırı sonucunda sahada maddi hasar meydana gelirken petrol üretiminin durdurulduğu bildirildi.

ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlatmış olduğu saldırıdan sonra Kürdistan Bölgesi de dahil pek çok Körfez ülkesi, Irak ve bölge ülkelerine yönelik insansız hava araçları ile saldırılar gerçekleşiyor.

Rudaw’ın haberine göre, Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Dün gece Irak’taki yasa dışı gruplar tarafından Duhok ilinin Sersing ilçesinde bulunan HKN petrol sahasına bir saldırı gerçekleştirilmiştir” denildi.

Üretim durduruldu

Saldırının yol açtığı hasara ilişkin bilgi veren bakanlık, “Söz konusu saldırı sahadaki petrol üretiminin durmasına neden olmuştur” ifadesini kullandı.

Saldırıyı şiddetle kınayan bakanlık, eylemin Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik altyapısını ve halkın kaynaklarını hedef aldığını vurguladı.

2 dron ile saldırı düzenlendi

Duhok’un Sersing ilçesinde bulunan HKN petrol sahası, Kürdistan Bölgesi’nin en aktif üretim alanlarından biri olarak biliniyor.

Edinilen bilgilere göre saldırı 2 insansız hava aracı (dron) ile gerçekleştirildi.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.