7 Dakika oyununun yönetmeni Arzu Gamze Kılınç, oyunun evrensel mesajına dikkat çekiyor: “Korkularımızın esiri olur ve bireysel davranırsak kaybetmeye mahkumuz. Sınıfsal bir bilinçle ve birlikte hareket edersek kazanan taraf biz oluruz.”

İtalyan yazar Stefano Massini’nin gerçek bir hikâyeden yola çıkarak kaleme aldığı “7 Dakika”, işçi mücadelesine ayna tutuyor. Fransa’da bir tekstil fabrikasında, ekonomik krizin gölgesinde geçen oyun; patronların işi sürdürme karşılığında işçilerden mola sürelerinden sadece “7 dakika” feragat etmelerini istemesiyle başlayan o kritik toplantıyı konu alıyor. İlk bakışta küçük görünen bu tavizin kolektif haklar ve onur söz konusu olduğunda nasıl hayati bir yol ayrımına dönüştüğünü anlatıyor.
Geçtiğimiz günlerde bu evrensel hikâye, Türkiye’nin işçi havzalarından biri olan Gebze’de yankılandı. Oyun, Cihangir Atölye Sahnesi (CAS) tarafından, çeşitli meslek gruplarından gelen emekçilerin oluşturduğu bir kadroyla sahnelendi. Arzu Gamze Kılınç’ın yönettiği, Aytuğ Erdil’in çevirdiği bu tek perdelik eser ücretsiz olarak sahnelendi.

Salona Bekaert işçilerinden Doruk Maden işçilerine, sendika temsilcilerinden demokratik kitle örgütlerine kadar birçok isim geldi. Açılış konuşmasını yapan Novares İşyeri Baştemsilcisi Sinan Karataş ise konuşmasında 1 Mayıs’a çağrı yaptı. Konuşmanın ardından oyun seyirciyle buluştu.
Oyunun yönetmeni Arzu Gamze Kılınç, Niha+’ya 7 Dakika’nın nasıl doğduğunu ve oyunun işçilerle buluşmasını değerlendirdi.

7 Dakika’nın doğuşu
Yönetmen Kılınç, Cihangir Atölye Sahnesi’nin (CAS) hem profesyonel bir tiyatro hem de bir eğitim merkezi olduğunun altını çiziyor. 4 yıllık “Oyun Atölyesi” programının bir ürünü olan “7 Dakika”nın hazırlık sürecine dair bilgi veren Kılınç, ekibin farklı yaş ve meslek gruplarından oluştuğunu belirtti:
“7 Dakika adlı oyun Oyun Atölyesi eğitim programımızın bir ürünü. Usta-Çırak ilişkisini temel alan Oyun Atölyelerimiz bir tiyatro yapma pratiğidir ve her yıl başka bir oyun ve başka bir yönetmen ile oyun çalışılan 4 yıllık bir programdır. Her sezon sonu çalışılan oyun seyirci karşısına çıkar ve temsiller verir. 7 Dakika, Oyun Atölyemizin 3. Sınıf programında üretilmiş bir oyundur.”
Haftada iki gün, 3’er saatlik eğitimlerin yanı sıra yürütülen yoğun prova sürecinin zorluklarına değinen Kılınç, “Günün sonunda oyun seyirciyle buluşunca bu zorluklar işin tuzu biberi oluyor” dedi.

“Tiyatroyu işçiler ile buluşturduk”
Kılınç, “7 Dakika”yı sahnelerken iki temel motivasyonla hareket ettiklerini vurguluyor: Birincisi, öğrencilerin sahne pratiğini farklı sahnelerdeki farklı izleyici kitleleriyle güçlendirmek; ikincisi ise tiyatroyu ekonomik veya coğrafi engeller nedeniyle sanata erişimi kısıtlı olan düşük gelirli ve dezavantajlı gruplara ulaştırmak. Kılınç, CAS’ın repertuar anlayışı doğrultusunda tiyatroyu “gişe seyircisi” kıskacından kurtarıp çevre ilçe ve illere taşımanın ekip olarak temel sorumlulukları olduğunu ifade ediyor:
“7 Dakika özelinde ise çok güçlü bir motivasyondan daha söz edebiliriz; oyunun içeriği açısından oyunu direkt kendi hedef kitlesi olan ‘işçiler’ ile buluşturmak ve ortak dertlerimizi seyircimizle birlikte düşünüp, tartışarak deneyim kazanmak. Her oyun sonrası seyircimiz ile söyleşi gerçekleştiriyoruz ve bu söyleşilerde yaşadıklarımız, düşündüklerimiz karşılıklı çok kıymetli oluyor.”
Geçen gün oyunu Gebze gibi işçi yoğunluklu bir kentte oynadınız. Bu gösterimden sonra ne tür geri bildirimler aldınız?
Oyunun finalini seyirciye bıraktıkmaları nedeniyle, bütün oyunlardan sonraki söyleşilerde tartışma sürecinin kesintisiz devam ettiğini belirten Arzu Gamze Kılınç, Gebze gibi işçi havzalarındaki gösterimlerden aldıkları geri bildirimleri şu sözlerle özetliyor:
“Bu aşamada sadece sahnedeki oyuncular değil, izleyiciler de kendi düşüncelerini ve deneyimlerini aktararak sürece dahil oluyor. Gebze’de de daha önce birçok bölgede de olduğu gibi geri bildirimlerde en sık ifade edilen şey ‘Bu konuyu seçtiğiniz; işçilerin, bizlerin dertlerini, sorunlarını ele aldığınız için çok teşekkür ediyoruz’ minvalindeki son derece samimi teşekkürler oluyor. Bunun dışında oyunun içeriğindeki oylama ve karar alma sürecine dair çok içeriden sorular yahut duygu düşünce paylaşımları gerçekleşiyor. Bizler için en etkili olan kısım ise işçilerin kendi çalışma hayatlarında ‘tıpkı buna benzeyen’ deneyim ve anılarını paylaşmaları oluyor.”

“Mesele coğrafi değil, sınıfsal“
Her oyun sonrası hemen hemen bütün işçilerle konuşulduğunu aktaran Kılınç, “Bunun coğrafi sınırlarla, ülkelerle, milletlerle ilgili bir durum olmadığı; meselenin sınıfsal olduğu ve sistem aynı kaldığı sürece dünyanın her yerinde ve tarihin her diliminde benzer sorunların yaşandığı konuşuluyor. Hatta ‘Karakterlerin isimleri Ali ya da Ayşe olsaydı aynı bizi, bizim tartışmalarımızı anlatırdı’ diyorlar ve aslında bunun sadece kendi ülkelerine ve kendilerine ait bir sorun olmadığı daha da net karşımıza çıkıyor” dedi.
“İşini kaybetmemek için nelerden vazgeçersin?”
Kılınç, 1 Mayıs öncesi gösterilen bu oyunun evrensel ve ana mesajını vurgulayarak sözlerini sonlandırıyor:
“Oyun, fabrikaya yeni ortakların ve yabancı sermayenin gelişi ile işçilerin yaşadığı işini kaybetme kaygılarını temel alarak ‘İşini kaybetmemek için nelerden vazgeçersin?’ sorusunu ortaya koyuyor ve bu soruya verilen yanıtlar üzerinden patronların daha fazla kâr etmek için neler yapabileceklerini gösteriyor. İstenen tavizlerin bireysel açıdan bakılınca nasıl basit ve masum göründüğü ancak bu tavizler verilirse aslında neler olabileceği masaya yatırılıyor. Yazar Stefano Massini, seyircilerin her birinin en az bir karakterlerle özdeşlik kurabileceği bir dünya yaratmış ve 11 farklı karakter o kadar akıllıca çizilmiş ki seyirci ‘hep kendimi gördüm, gıcık olduğum insanları gördüm’ şeklinde ifadelerde bulunuyor. Oyunun totali ‘Korkularımızın esiri olur ve bireysel davranırsak kaybetmeye mahkumuz. Sınıfsal bir bilinçle ve birlikte hareket edersek kazanan taraf biz oluruz’ diyor.”