Ateşkes sonrası sessiz savaş: İran’ın Kürt cephesi

2026’da İran ve rakipleri arasında sağlanan ateşkes bölgede tansiyonu düşürse de Kürt muhalefeti için durum farklı. Sınır hattında dronlar ve operasyonlarla devam eden bu “sessiz savaş,” ateşkesin barış değil sadece strateji değişikliği olduğunu kanıtlıyor.

Süleymaniye’ye yönelik bir dron saldırısı, Fotograf: Rudaw

İran ile dış rakipleri arasında 8 Nisan 2026’da ilan edilen ateşkes, pek çok kişi tarafından bölgedeki gerilimin düştüğünün bir işareti olarak görüldü. Ancak İranlı Kürt muhalif hareketler için bu, barış anlamına gelmiyordu. Rojhilat (Doğu Kürdistan) ile Irak Kürt Bölgesi arasındaki alanda çatışma sona ermedi; sadece biçim değiştirdi.

Uluslararası ilgi İran, ABD ve İsrail üzerine yoğunlaşmışken, İran-Irak sınırı boyunca başka bir çatışma devam ediyordu. Ateşkesten sonra İran’ın askeri operasyonları, daha doğrudan Kürt muhalif gruplara odaklanmış göründü. Bu gruplar dronlar, füzeler, tutuklamalar ve güvenlik baskılarıyla hedef alındı.

Durumun “sessiz savaş” olarak adlandırılmasının nedeni budur. Resmi bir savaş değildir ve ortada resmi bir deklarasyon yoktur. Ancak saldırılar, baskı, korku ve ölümler devam etmektedir. Bölgedeki diğer çatışmalara kıyasla uluslararası alanda çok daha az ilgi gördüğü için “sessiz” kalmaktadır.

Ateşkesten hedefli saldırılara

Ateşkesten sonra İran’ın askeri odağı; aralarında İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI), Komala ve PAK’ın da bulunduğu, Irak Kürdistanı merkezli Kürt muhalif gruplara kaymış göründü.

İnsan hakları ve bölgesel izleme örgütlerinin raporları, şiddetin ateşkesten sonra sona ermediğini, aksine İranlı Kürt muhalif gruplara yöneldiğini gösteriyor. CPT Irak Kürdistanı, 8-24 Nisan 2026 tarihleri arasında 48 saldırı kaydetti. Bu saldırıların 37’si İranlı Kürt muhalif kamplarını ve üslerini hedeflerken, ABD diplomatik veya askeri tesislerine yönelik saldırı sayısı yalnızca dörttü. Aynı rapor, ateşkes sonrası saldırıların yüzde 75’inin doğrudan Devrim Muhafızları (DMO) tarafından gerçekleştirildiğini, yüzde 25’inin ise bağlı gruplara atfedildiğini belirtti. Kürdistan İnsan Hakları Ağı ve Hengaw gibi insan hakları örgütleri de DMO’nun PDKI ve Komala bağlantılı bölgelere düzenlediği, Kürt muhalif üyelerin ve sivillerin ölümüyle sonuçlanan ölümcül saldırıları belgeledi.

Bu tablo, İran’ın güvenlik odağında net bir kayma olduğuna işaret ediyor. Tahran, bu Kürt grupları hem İran içindeki Kürt bölgeleriyle bağlantılı oldukları hem de Irak Kürt Bölgesi’nde üslendikleri için sınır ötesi bir tehdit olarak görüyor. Kürt gruplar için ateşkes gerçek bir güvenlik getirmedi; sadece İran baskısının yönünü değiştirdi.

“Sessiz Savaş”ın coğrafyası

Bu çatışma esas olarak, İranlı Kürt muhalif grupların uzun yıllardır üslerinin bulunduğu dağlık İran-Irak sınırı boyunca, özellikle Süleymaniye ve Hewler (Erbil) çevresinde yaşanıyor.

Nisan 2026 ortalarında, Süleymaniye yakınlarındaki Surdash bölgesini bir dron saldırısı vurdu. Saldırıda, Kürdistan Emekçileri Topluluğu (Komala) mensubu genç bir kadın peşmerge olan Gazal Mawlan Chaparabad ağır yaralandı ve daha sonra hayatını kaybetti. HANA İnsan Hakları Örgütü hukuk ekibinin raporuna göre, kendisi önce Shorsh Hastanesi’nde acil müdahale almış, ardından ileri görüntüleme ve uzman travma bakımı gibi üst düzey tedaviye ihtiyaç duymuştu. HANA ayrıca, hastanelere kabulünün veya transferinin geciktirildiği ya da reddedildiğine, bu gecikmeler sırasında durumunun kötüleştiğine dair ciddi iddialarda bulundu. Bu vaka, Kürt muhalif kamplarının ve yakınındaki uzak bölgelerin, sadece saldırıların kendisi nedeniyle değil, aynı zamanda yaralıların gelişmiş tıbbi bakıma ulaşmada yaşayabileceği zorluklar nedeniyle dron saldırıları sonrası özellikle savunmasız olabileceğini gösteriyor.

Ghazal Mawlan Chaparabad (hana.org)

Birkaç gün sonra, Hewler yakınlarındaki Jezhnikan kampına bir saldırı daha düzenlendi. Rudaw’ın haberine göre, bir dron saldırısında bir peşmergenin oğlu olan Shahin Azarbarzin hayatını kaybetti, babası ise ağır yaralandı. Kurdistan24 de kampın sivillere ev sahipliği yaptığını, yaralılar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu bildirdi. Bu durum, söz konusu kampların sadece askeri veya siyasi alanlar olmadığını; buralarda ailelerin ve sivillerin de yaşadığını gösteriyor. Gazal Mawlan vakasıyla birlikte bu durum, uzak kamp bölgelerindeki yaralıların saldırılardan sonra acil bakıma ne kadar hızlı ulaşabileceği konusundaki endişeleri artırıyor.

Tehlike savaşçılar veya askeri alanlarla sınırlı değildi; sivil alanlar da risk altındaydı. Sonuç olarak, birçok Kürt kampı ve yakınındaki topluluklar şu anda sürekli bir güvensizlik içinde yaşıyor.

Rojhilat iç baskı altında

Aynı zamanda, İran’ın Kürt bölgeleri içindeki baskı da arttı. Hengaw, İran makamlarının sivil giyimli güçlerin varlığını artırdığını; Sine (Senendej) çevresindeki şehir girişlerinde, şehirlerarası yollarda ve köy yollarında yeni kontrol noktaları oluşturduğunu bildirdi. Ayrıca, korku yaratmak, olası protestoları önlemek ve kamusal alanı kontrol etmek amacıyla bazı Kürt sınır bölgelerine güvenlik bağlantılı güçlerin konuşlandırıldığı belirtildi. Raporda bazı Kürt sınır bölgelerinde Haşdi Şabi güçleri, tanklar ve zırhlı araçlardan bahsedildi. Washington Kürt Enstitüsü’nün (WKI) bir bülteni de Kürt bölgelerinde genişletilen askeri ve vekil güç konuşlandırmalarını tarif etti. Bu raporlar bir bütün olarak, Kürt bölgelerinin ateşkesten sonra daha güçlü bir kamu güvenliği kontrolü altına alındığını gösteriyor.

Kürt halkı için bu; daha fazla gözetleme, daha az hareket özgürlüğü ve sürekli baskı anlamına geliyordu. Aynı döneme ait insan hakları raporları, emre tabi olmayan tutuklamalardan, aileyle iletişim kurulmasına izin verilmeyen gözaltılardan ve bir Kürt siyasi mahkumun infazından bahsetti. Örneğin KHRN, Bukanlı Yousef Karimi’nin tutuklandığını ve ailesiyle iletişim kurmasına izin verilmediğini bildirdi. Ayrı bir gelişmede Hengaw, Kürt siyasi mahkum Naser Bakrzadeh’in ölüm cezasının İran Yüksek Mahkemesi tarafından onanmasının ardından Mayıs 2026’da infaz edildiğini duyurdu.

Bu eylemler, İran’ın aynı anda iki strateji kullandığını gösteriyor: İran dışında, Irak Kürdistanı’ndaki Kürt muhalif grupları zayıflatmaya çalışırken; İran içinde, Rojhilat’taki siyasi hareketliliği durdurmaya çalışıyordu.

İran bunu neden yapıyor?

Fotograf: Rudaw

İran’ın stratejisi istikrarsızlık korkusuna dayanıyor gibi görünüyor. 2026 başındaki daha geniş çaplı kriz sırasında Chatham House, Kürt muhalif grupların, ABD’den gelen olası bir Kürt ayaklanmasına dair karışık mesajlar nedeniyle baskı ve belirsizlikle karşı karşıya kaldığını bildirdi. Ayrıca, Irak merkezli Kürt grupların teoride İran içinde daha geniş bir muhalefet faaliyeti için alan açabileceği, ancak İran güvenlik güçlerinin şiddet kapasitesinin hala yüksek olması nedeniyle bunun çok riskli olacağı not edildi.

Bu nedenle, ateşkes sonrası saldırılar bir uyarı olarak anlaşılabilir. İran; Kürt grupların yeniden örgütlenmesini durdurmak, sınır ötesi ağlarını zayıflatmak ve hem Rojhilat’ta hem de sınırın öteki tarafındaki Kürt mobilizasyonunu engellemek istiyordu. Bu anlamda, ateşkes sonrası saldırılar rastgele değildi; hem İran içindeki hem de dışındaki Kürt siyasi faaliyetlerini kontrol etmeyi amaçlayan bir güvenlik stratejisinin parçasıydı.

Çatışma sona ermedi, sadece biçim değiştirdi

Nisan 2026 ateşkesi daha büyük bir bölgesel savaş riskini azaltmış olabilir, ancak her yere istikrar getirmedi. Kürt muhalif hareketler ve Rojhilat ile Irak Kürdistanı arasındaki geniş bölge için çatışma, resmi olarak tanınmasa da devam etti.

Bu, büyük savaşların yaşandığı geleneksel bir savaş değildi. Dronlar, gözetleme, tutuklamalar ve hedefli saldırılar yoluyla yürütülen bir çatışmaydı. Bu nedenle, Rojhilat’taki durum gerçek bir barış değil, dönüşmüş bir çatışmaydı.

İran’daki Kürt meselesi artık sadece dahili bir sorun değil; daha geniş bir bölgesel güvenlik mücadelesinin parçası haline geldi. Çatışma sona ermedi; sadece daha sessiz, daha az görünür ve dünyanın göz ardı etmesi daha kolay bir hale geldi.

İran-ABD arasındaki müzakereler başladı

ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırıların ardından, 8 Nisan’da uygulanmaya başlanan 2 haftalık ateşkes kararı sonrası taraflar ilk kez, Pakistan’ın arabuluculuğunda başkent İslamabad’da bir araya geldi.

Foto: Seoul Economic Daily

ABD’li ve İranlı yetkililer, 8 Nisan’da Pakistan arabuluculuğunda varılan 2 haftalık ateşkesin ardından bugün (11 Nisan) Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir araya geldi. Kalıcı barışın sağlanabilmesi adına gerçekleştirilen bu görüşmelere ABD’yi temsilen Başkan Yardımcısı JD Vance’in başkanlığını yaptığı bir heyet katılıyor. Heyette, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ve özel temsilci Steve Witkoff da bulunuyor. İran’ı ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığındaki heyet temsil ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de İran heyetinde bulunuyor.

Reuters‘ın iddiasına göre iki ülke de müzakere masasında karşılarında görmeyi tercih ettikleri muhataplarla görüşecek. Görüşmelere aşina olan İranlı yetkililere dayandırılan söylemlere göre JD Vance, İranlılar tarafından Trump’ın çevresindeki en savaş karşıtı isimlerden biri olarak görülüyor. Bu da İranlıları, Vance ile yapılacak görüşmelerden kârlı çıkabileceklerini düşündürüyor. Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi ise, İranlıların bu iddialarını yalanladı. Öte yandan başka bir Beyaz Saray yetkilisi, İranlıların görüşmeler için Vance’i işaret ettiklerini fakat bir sebep sunmadıklarını belirtti. Ayrıca, yönetim içi tartışmalara aşina iki kaynağın belirttiğine göre, bazı Beyaz Saray yetkilileri de son haftalarda, pragmatik bir eğilimi olduğunu sezerek Kalibaf’ı muhatap olarak belirlediler.

Trump tarafından İslamabad’a gönderilen Vance, kendisi için de önemli bir sınav verecek. 2028 ABD Başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin aday adaylığı için adı geçen isimlerden olan Vance’in burada göstereceği performans, onun geleceğini de belirleyecek. Olası başarılı bir anlaşma sağlanması, Vance’in siyasi gücünü artırabileceği gibi, başarısız bir sonuç ise kendisini daha da savaşın yüzü olarak gösterebilir.

Ana gündem maddeleri; taraflar ne istiyor
  • İran, çatışmaların başlamasından bu yana İsrail’in Hizbullah militanlarına yönelik saldırılarında yaklaşık 2 bin kişinin hayatını kaybettiği Lübnan’da da ateşkes istiyor. İsrail ve ABD, Lübnan’ın İran-ABD ateşkesinin bir parçası olmadığını söylerken Tahran, bunun ateşkes kapsamına dahil edilmesinde ısrar ediyor.
  • İran, ABD’nin dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmasını ve yaptırımlara son vermesini istiyor. Washington, yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesine açık olduğunun sinyalini verirken, bunun yalnızca İran’ın nükleer programlarından taviz vermesi karşılığında olabileceğini belirtti.
  • İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki otoritesinin tanınmasını istiyor. ABD ise boğazın petrol tankerlerine ve diğer deniz trafiğine, geçiş ücretleri de dahil olmak üzere, hiçbir sınırlama olmaksızın açılmasını istiyor.
  • İran’ın altı haftalık savaş boyunca oluşan tüm zararlar için tazminat talep etmesi beklenirken, ABD bu konuda henüz bir açıklama yapmadı.
  • İran, uranyum zenginleştirmesine izin verilmesini isterken, Trump bu konunun müzakereye kapalı olduğunda ısrar ediyor.
  • İsrail ve ABD, İran’ın füze kapasitesinin ciddi ölçüde kısıtlanmasını isterken, Tahran ise sahip olduğu füzelerin müzakereye kapalı olduğunu belirtiyor.
  • İran, ABD muharip güçlerinin bölgeden çekilmesini, tüm cephelerde savaşın sona ermesini ve saldırmazlık taahhüdünde bulunulmasını isterken Trump, bir barış anlaşmasına varılana kadar Orta Doğu’daki askeri unsurlarını bölgede tutacağını belirtiyor.

Kaynak: Reuters

Trump’tan paylaşım

Ayrıca Trump, bugün yaptığı bir sosyal medya paylaşımında “Çin, Japonya, Güney Kore, Fransa, Almanya ve daha pek çok ülke dahil olmak üzere tüm dünya ülkelerine bir iyilik olarak Hürmüz Boğazı’nı temizleme sürecini an itibarıyla başlatıyoruz. İnanılmaz ama, bu işi kendi başlarına yapacak cesarete ya da iradeye sahip değiller” ifadelerini kullandı.

Lübnan’da çatışmalar sürüyor

ABD ve İran arasındaki görüşmeler başlarken Lübnan’da ise çatışmalar hâlâ sürüyor. İran’ın görüşmelerdeki gündemlerinden biri Lübnan’ın da ateşkes kapsamına girmesiyken ABD tarafı, Lübnan’ın anlaşmanın bir parçası olmadığını belirtiyor. Öte yandan arabulucu Pakistan da Lübnan’ın anlaşmaya dahil olduğunu söyledi. Bu doğrultuda, İsrailli ve Lübnanlı yetkililerin 14 Nisan Salı günü ABD’nin başkenti Washington DC’de bir araya gelmesi bekleniyor.

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bugün Erdoğan’la İran-ABD görüşmeleri ve Ukrayna’daki durum üzerine bir görüşme gerçekleştirdiklerini sosyal medya hesabından açıkladı.

Ateşkese giden süreç

6 Nisan’da ABD Başkanı Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı ticari trafiğe açması için verdiği mühleti 7 Nisan Salı akşamına kadar uzattı. Boğazın açılmaması halinde ise İran’ın elektrik santralleri ve köprüler gibi sivil altyapı hedeflerini vurmakla tehdit etti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, tehdit altında pazarlık yapmayacaklarını açıkladı. Tahran yönetimi, Pakistan üzerinden iletilen 45 günlük geçici ateşkes önerisini reddederek 10 maddelik kendi taleplerini sundu.

Verdiği mühletin dolmasına saatler kala Trump, sosyal medya üzerinden bir tehdit mesajı paylaştı. Mesajda, “Bu gece koca bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri getirilmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak. Ne olacağını bilmiyorum ama galiba olacak. […] Kim Bilir? Uzun ve karmaşık dünya tarihinin en önemli anlarından olan bu gecede öğreneceğiz. 47 yıllık gasp, yolsuzluk ve ölüm nihayet sona erecek” ifadelerine yer verildi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yaptığı açıklamada, ABD’nin askeri hedeflerinin büyük ölçüde tamamlandığını ve savaşın çok yakında biteceğini belirtti. Vance, İran’ın ya “normal bir ülke olup dünya ticaretine katılacağını” ya da “masaya gelmeyip ekonomik olarak çok kötü bir duruma düşeceğini” ifade etti.

Trump’ın işaret ettiği sürenin dolmasına yalnızca yarım saat kala, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in arabuluculuğuyla bir ateşkes adımı atıldı. Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı “Tam, derhal ve güvenli biçimde açmayı” kabul etmesi şartıyla, bombardıman planını iki haftalığına askıya aldığını duyurdu. Trump ayrıca İran’dan üzerinde çalışılabilir 10 maddelik bir öneri aldıklarını, askeri hedeflere çoktan ulaştıklarını ve onları aştıklarını savundu.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.