Özgürlüğün kalemi: Angela Davis

Feminist ve siyahi devrimci bir yazar olan Davis; siyasi tutsakların yaşam koşulları başta olmak üzere feminizm, LGBTİ+ hakları ve ırksal-sosyal adalet gibi birçok konuyu gündeme getirmeye devam ediyor.

Angela Y. Davis’in temsili bir fotoğrafı

Feminist, akademisyen, yazar ve siyahi devrimci Angela Yvonne Davis, dünya çapında adı duyulmuş Marksist ve Feminist düşünürlerden birisi. Hayatı boyunca siyasi tutukluların, siyahilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, hayvanların hakları için mücadele etti. Hâlâ Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır.

Birmingham’da başlayan çocukluk

Angela Y. Davis, 26 Ocak 1944’te Alabama’nın Birmingham şehrinde doğdu ve ilkokul ve ortaokulu burada okudu. Birmingham’daki mahallesi, siyahi komşularının evleri milliyetçi ve beyaz üstünlükçü bir örgüt olan Ku Klux Klan örgütünün hedefi olduğu için “Dynamite Hill” (Dinamit Tepesi) olarak adlandırıldı. Davis’in anne ve babası, ırk ayrımcılığının uygulandığı okullarda öğretmenlik yapıyordu. Annesi yaz tatillerinde yüksek lisans derecesi aldı ve Davis’in doğumundan kısa bir süre sonra babası öğretmenliği bırakıp tamirci oldu.

Davis, ailedeki dört kardeşten en büyüğüdür. O küçükken ebeveynleri devrimci ve ırkçılık karşıtı çalışmalara yoğun bir şekilde katılıyordu. Davis ailesi, o dönemde hükümetin gözünde yasadışı olan Ulusal Renkli İnsanların İlerlemesi Derneği (NAACP) ile siyahlar arasında ittifaklar kurmaya ve haksız yere suçlananları savunmaya odaklanan bir grup olan Güney Siyahi Gençlik Kongresi (SNYC) üyesiydi.

11 yaşındaki Davis, yerel bir kilisede ırklararası tartışma grupları düzenleyen bir organizasyona katıldı. Ancak 1963 yılında Ku Klux Klan örgütü, bu toplantıları bahane ederek kiliseyi yaktı.

Okul hayatı ve siyasete atılım

14 yaşında Davis, New York şehrindeki bir özel okul olan Elizabeth Erwin Lisesi’ne devam etmek üzere güneyli siyahi öğrenciler kapsamında verilen bir bursu kazandı. 15 yaşına geldiğinde Davis, bir süre kaldığı New York’ta dostlarıyla geçirdiği süre zarfında Güney’deki ırk ayrımcılığının daha fazla farkına vardı. Bu ziyaretler, Davis’in Güney’deki siyahların özgürleşmesinin tüm siyahları özgürleştireceği yönündeki algısını etkiledi.

1960 yılında, Komünist Parti ile bağlantıları olan sosyalist bir gençlik örgütü olan Advance’ye katıldı. 1961 yılında liseden mezun olduktan sonra Brandeis Üniversitesi’nden burs aldı ve burada bir yıl Fransa’da okudu. 1965 yılında Fransızca bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Eğitimine Almanya’daki Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe okuyarak devam etti ve yüksek lisans derecesini California-San Diego Üniversitesi’nden, doktora derecesini de Humbolt Üniversite’sinden aldı.

1969 yılında Davis, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken siyahilerin hakkını savunan Kara Panter Partisi’ne (BPP) ve Los Angeles Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi’ne (SNCC) katıldı. Davis, BPP ve SNCC’de kadınların rolüyle ilgili sorunları fark etti ve Komünist Parti, Irkçılık ve Siyasi Baskıya Karşı Ulusal İttifak ve Siyah Kadınlar Siyasi Grubu gibi sınıf, ırk ve cinsiyet sorunlarını ele alan kesişimsel örgütlere katılma gereği duydu. Bu dönemde Davis, ABD’nin ticaret ambargosunu protesto etmek için gizlice Küba’ya gitti.

Vali Reagan’ın baskısı

1969 yılında Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles’ta felsefe öğretmek üzere işe alındı. Kaliforniya Üniversitesi Yönetim Kurulu, Vali Ronald Reagan, Davis’i ABD Komünist Partisi üyesi olduğu için işten çıkardı. Mahkeme kararıyla işten çıkarılması engellense de Yönetim Kurulu 1970 yılında “kışkırtıcı dil kullandığı” gerekçesiyle onu tekrar işten çıkardı. Vali Reagan, Davis’in bir daha asla Kaliforniya Üniversitesi sisteminde ders veremeyeceğini açıkladı. Davis’in Kara Panter Partisi’ne açıkça destek vermesi, Vali Reagan ve FBI tarafından zulüm görmesinin bir başka nedeniydi.

16 ay mahkumluk: “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük”

Angela Davis’i kamuoyuna tanıtan asıl olay, 1970 yılında gerçekleşen bir tutuklanma ve yargılanma süreciydi.

Üstünde “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük” yazan rozet

Ocak 1970’te, Kaliforniya’daki Soledad Hapishanesi’nde tutuklu bulunan George Jackson ve diğer iki mahkum, bir hapishane gardiyanını öldürmekle suçlandı. Duruşma sırasında, Jackson’ın 17 yaşındaki kardeşi Jonathan Jackson, Marin County mahkemesini ele geçirdi ve siyahi sanıkları silahlandırarak yargıç, savcı ve üç kadın jüri üyesini rehin aldı. Bu süreç sonucunda yargıç, Jonathan Jackson ve militanlar öldürüldü; savcı ve jüri üyelerinden birisi yaralandı. Davis, bu olayda kullanılan silahları satın almakla suçlandı ve “ağırlaştırılmış adam kaçırma ve birinci derece cinayet” suçlamasıyla yargılandı. Suçlama ardından Davis kovuşturmadan kaçtı. İlk tutuklama emri çıkarıldıktan dört gün sonra, Eski Federal Soruşturma Bürosu Başkanı J. Edgar Hoover, Angela Davis’i FBI’nin “En Çok Aranan On Kaçak Listesi”ne dahil etti. Davis, New York’ta yakalanana kadar iki ay boyunca kaçak hayatı sürdü. Dünya çapında binlerce aktivist onun serbest bırakılmasını talep ederek tutuklanmasını protesto etti. Protesto ve imza kampanyalarının sonucunda Davis, 16 ay hapis yattıktan sonra yargılandı ve 4 Haziran 1972’de tamamı beyazlardan oluşan bir jüri tarafından suçsuz bulundu.

Davası sona erdikten sonra Davis, Küba, SSCB ve Doğu Almanya dahil olmak üzere çeşitli komünist ülkeleri ziyaret etti. Amerika Birleşik Devletleri’ne döndükten sonra, öğretim kariyerine devam etti. Claremont Kolejleri, San Francisco Eyalet Üniversitesi ve 1991’den 2008’e kadar ders verdiği Kaliforniya Üniversitesi dahil olmak üzere Kaliforniya’daki çeşitli üniversitelerde görev yaptı. Hala Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır. Burada Bilinç Tarihi Bölümü’nde ders vermiş ve Feminist Çalışmalar Bölümü’nün eski direktörüdür.

ABD Komünist Partisi’nin 1980 ve 1984 seçimlerine başkan yardımcısı adayı olarak Angela Davis’i gösterdiği biliniyor.

Davis’in Türkçeye çevrilen kitapları

“Angela Davis: Bir Otobiyografi” (2017), Kadınlar, Irk ve Sınıf (1983), “Irkçı Kuşatma ve Kadınlar” (2016), “Özgürlük Kesintisiz Bir Mücadeledir: Ferguson, Filistin ve Bir Hareketin Oluşumu” (2017) ve “Eğer Şafakta Gelirlerse” (2008) gibi birçok kitabın yazarıdır.

Hayatı boyunca ırkçılık, ataerkil baskı, savaş, hapis ve idam cezasına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam eden Davis; 1991 yılında ABD Komünist Partisi’nden ayrıldı ve Demokrasi ve Sosyalizm Yazışma Komiteleri’ni kurdu.

Davis’in lezbiyen kimliği

Davis; 1980’lerin başında fotoğrafçı Hilton Braithwaite ile evlendi, 1987’de ise ondan boşandı. 1997 yılında Davis, Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki Çeşitli Cinsellik ve Cinsiyet Birliği’nde lezbiyen olarak açıldı.

Angela Davis, 25 Nisan 2022’de Brüksel’de Avrupa ve Orta Asya Lezbiyen* Topluluğu (EL*C) Eş Başkanı Joelle Sambi Nzeba’nın Lezbiyen Görünürlük Günü ve lezbiyen siyasi aktivizm hakkındaki sorusuna yanıt verdi:

“Black Lives Matter hareketi, siyah kadınların queer aktivizminin herkes için demokrasi mücadelesinde ne kadar önemli bir liderlik rolü oynadığını göstermiştir. Lezbiyenlerin, özellikle de siyah lezbiyenlerin görünürlüğünün tanınmasının kesinlikle çok önemli olduğunu söyleyebilirim.”

“Ancak bence en önemli olan şey; bu mücadelelerde yer alan belirli bireylerin kimlikleri değil, bu konuları birlikte düşünme ve en marjinalleştirilmiş olanların ve mücadeleleri herkes için özgürlük hayali olanların liderliğini takip etmeyi öğrenemezsek radikal sosyalist demokrasi olamayacağını kabul etme becerisidir.”

“Veganlık devrimci bir bakış açısının parçası”

Davis, 27. Renkli Kadınları Güçlendirme Konferansı’ndaki bir söyleşide vegan olduğunu belirterek veganlıkla ilgili görüşlerini ifade etmişti:

“Artık bunun hakkında konuşmanın doğru zamanı olduğunu düşünüyorum çünkü bu, devrimci bir bakış açısının parçası. İnsanlarla daha şefkatli ilişkiler kurmanın yanı sıra, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da şefkatli ilişkiler kurmanın yollarını bulmalıyız ve bu, kapitalist endüstriyel gıda üretim sisteminin tümüne meydan okumak anlamına gelir.”

“Çoğu insan biftek ya da tavuk yerken hayvanları yediklerini düşünmez. Çoğu insan, bu hayvanların sadece gıda ürünü olmak için katlanmak zorunda oldukları korkunç acıları düşünmez.”

2011 yılında, bir grup Siyah, Yerli ve Renkli İnsanlar (BIPOC) feminist akademisyen ve aktivistle birlikte Filistin’e seyahat etti ve İsrail’in siyonist ırkçılığını sona erdirmesi için bir kampanya başlattı.

Mevcut koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) salgını sırasında Davis, San Quentin hapishanesindeki sosyal mesafe protestosu ve bu salgın sırasında öne çıkan, renkli insanlar için sınırlı sağlık hizmetlerine erişim gibi sosyal eşitsizlikler hakkındaki haberleri yayarak hapishanelerin kaldırılmasını savundu.

Davis, hapishanelerin kaldırılması, radikal feminizm, LGBTİ+ hakları, ırksal ve sosyal adalet konularındaki tartışmayı sürdürmek için yerel üniversitelerde ve etkinliklerde konuşmalar yapmaya devam ediyor.

Kürt halkının mücadelesine desteği

ANF’nin haberine göre, aralarında Angela Davis’in de bulunduğu 33 düşünür, Abdullah Öcalan için “umut hakkı”nın uygulanması çağrısında bulundu. Ayrıca Davis, şimdiye kadar Aysel Tuğluk gibi Kürt kadın siyasi tutsakların özgürlüğünü isteyen çağrılara destek vermiştir. Kürtlere yönelik saldırıları kınayarak Birleşmiş Milletler’e (BM) 2022 yılında açık mektup gönderen 75 kadın arasında Angela Davis de yer alıyordu.

Filozof Jürgen Habermas hayatını kaybetti

Almanyalı filozof Jürgen Habermas, ardında bıraktığı fikirleri ve çalışmalarının yanı sıra Filistin’de yaşananları soykırım olarak tanımlamayan ve İsrail’in meşru müdafaa hakkını savunan bildirinin imzacılarından olmasıyla da dikkat çekmişti.

Dünyaca bilinen Almanyalı filozof Jürgen Habermas; ardında pek çok ödül, akademik çalışma ve fikirler bırakarak 94 yaşında aramızdan ayrıldı.
Fotoğraf: Britannica

Almanyalı filozof, sosyolog ve siyaset bilimcisi Jürgen Habermas, Almanya’nın Starnberg kentinde 96 yaşında hayatını kaybetti. Habermas’ın ölümü, bugün (14 Mart) Almanya merkezli Suhrkamp Yayınevi tarafından duyuruldu. Habermas, modern sosyal teori, kamusal alan, demokrasi ve iletişimsel rasyonalizm konularındaki çalışmalarıyla dünya çapında bilinmekteydi.

1929 yılında Almanya’nın Düsseldorf kentinde doğan Habermas, Frankfurt okulunun ikinci kuşak temsilcileri arasında gösterilmekteydi. Doğuştan yarık damak hastalığı olan Habermas, çocukluğundan itibaren bir dizi ameliyat geçirdi ve bu deneyimler onun dil üzerine fikirlerini etkiledi.

Habermas, sözlü dilin etkilerini “bireyler olarak onsuz var olamayacağımız bir ortaklık katmanı” olarak bizzat deneyimlediğini aktardı. Ayrıca, “yazılı biçimin sözlü dilin kusurlarını gizlediğini” ifade etti.

Nazi Almanyası’nın yenilgisi sırasında 15 yaşında olan Habermas, daha sonra 1945’te yeni bir dönemin doğuşunu ve Nazi suçlarının gerçekliğiyle yüzleşmesini, felsefe ve sosyal teoriye yönelmesini sağlayan vazgeçilmez bir etken olarak belirtti.

1960’ların sonlarında Almanya’da ve dünya genelinde yükselen solcu öğrenci hareketiyle karmaşık bir ilişkisi olan Habermas, bir yandan bu hareketle etkileşim kurarken, diğer yandan o dönem “sol faşizm” olarak adlandırdığı tehlikeye karşı uyarılarda bulunmaktaydı. Nitekim Habermas, daha sonra bu hareketin Almanya toplumunda “köklü bir liberalleşmenin” itici gücü olduğunu kabul edecekti.

Lisans eğitimini Göttingen, Zurich ve Bonn Üniversitelerinde, felsefe doktorasını ise Bonn Üniversitesi’nde Das Absolute und die Geschichte: Von der Zwiespältigkeit in Schellings Denken (Kesinlik ve Tarih: Schelling Düşüncesinde Duygu Karmaşası) adlı teziyle tamamladı.

Habermas’ın başlıca eserleri:

  • Strukturwandel der Öffentlichkeit (Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü) (1962)
  • Erkenntnis und Interesse (Bilgi ve İlgi) (1968)
  • heorie des kommunikativen Handelns (İletişimsel Eylem Kuramı) (1981)
  • Der philosophische Diskurs der Moderne (Modernin Felsefî Söylemi) (1985)
  • Die nachholende Revolution (Arkadan Yetişen Devrim) (1990)
  • Faktizität und Geltung (Olgular ve Normlar) (1992)

Habermas 1961’de Marburg’da doçentlik unvanını alıp 1964 yılında ise Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji profesörü oldu. 1971-1981 yıllarında Max Planck Enstitüsü’nün müdürlüğünü yapan Habermas, 1981’de Berkeley Üniversitesi’nde konuk profesör olarak bulundu. 1982’de ise Frankfurt Üniversitesi’ne profesör olarak geri döndü ve 1994 yılında buradan emekli oldu.

Habermas; Hegel Ödülü, Sigmund Freud Ödülü, Theodore W. Adorno Ödülü, Wilhelm Leibniz Ödülü, Sonning Ödülü, Heinrich Heine Ödülü, Erasmus Ödülü gibi pek çok prestijli ödülün sahibi olmuştur

Habermas aynı zamanda, 7 Ekim sonrasında Filistin’de yaşananlarla ilgili yayımlanan “Dayanışma İlkeleri” adlı bildirinin imzacılarından biriydi. Habermas haricinde Nicole Deitelhoff, Rainer Forst, Klaus Günther‘in de imzaladıkları bildiri, İsrail’in meşru müdafaa hakkını savunurken yaşananların soykırım olarak tanımlanmasına ise karşı çıkmaktaydı:

“Genel anlamda Yahudi yaşamını ortadan kaldırmaya yönelik bir niyete sahip olan Hamas katliamı, İsrail’i karşılık vermeye yöneltmiştir. İlkesel olarak haklı olan bu misillemenin nasıl yürütüldüğü ise tartışmalı bir konudur. Orantılılık, sivil kayıpların önlenmesi ve gelecekteki bir barış perspektifi gözetilerek savaşın yürütülmesi, yol gösterici ilkeler olmalıdır. Bununla birlikte, Filistin halkının akıbetine duyulan tüm endişelere rağmen, İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedildiğinde değerlendirme standartları tamamen ölçüsünü yitirmektedir.”

Kaynaklar: AP (Associated Press), Washington Post, DW (Deutsche Welle), Reset DOC

Sırbistan’ın Lizbon Büyükelçiliği’nde kokain skandalı

Fotoğraf: Euronews

Sırbistan’ın Portekiz’deki diplomatik misyonu ile ilgili uyuşturucu iddiaları gündemdeyken olayların perde arkasında Cumhurbaşkanı Vučić’in yakın çevresi dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Euronews
Fotoğraf: Euronews

Sırbistan’ın Portekiz’deki diplomatik misyonu, Karadağlı suç çetesi tarafından kokain depolamak amacıyla güvenli bir sığınak olarak kullanıldı.

Aynı zamanda Sırp İlerici Partisi’nin (SNS) kurucularından olan Büyükelçi Oliver Antic, Aleksandar Vučić ve iktidardaki partiye yakın kişilerin uyuşturucu kaçakçılığı veya kullanımıyla ilişkilendirilmesi bundan önce de gündeme gelmişti.

Sky televizyonunun aktardıklarına göre uluslararası kokain kaçakçılığıyla suçlanan eski Budva Belediye Başkanı ve Demokratik Cephe üyesi Milo Bozovic ile ortağı İvan Mijatovic’in yazışmalarına atıfta bulunularak, Lizbon’daki Sırbistan Büyükelçiliği’nin uyuşturucuları için güvenli bir sığınak görevi gördüğü belirtildi.

Skaj Mijatović, Božović’e gönderdiği mesajda, MSC Fantasia gemisinden 100 kilogram kokaini çıkarmak için bir planı olduğunu belirtti:

“7 dakikalık boş zamanım var, eğer bu 7 dakika içinde bu işi yapamayacaksak, canınız cehenneme. Malları doğrudan elçiliğe götürüyorum ve bir şey olursa nerede olduğunu biliyorsunuz. Size yedek bir büyükelçi vereceğim.”

Büyükelçi Oliver Antic

Bu mesajlar 2020 yılına, daha doğrusu iktidardaki partinin kurucusu Oliver Antić’in Sırbistan büyükelçisi olduğu döneme ait mesajlar.

Antić’in adı, Kragujevac Hukuk Fakültesi’nde sınav ve diploma satışıyla ilgili olan “Indeksi” olayıyla ilişkilendirilmişti. O dönemde, bu fakültede sınav ve diplomaların manipüle edilmesi karşılığında 500 ile 16 bin euro arasında rüşvet alındığı konuşulmaktaydı.

Ayrıca, Antic hakkında daha önce 2020-2021 yılları arasında Belgrad’daki evinde o zamanlar dokuz yaşında olan kızına cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuştu. Fakat kendisinin 2022’de ölmesinin ardındandava çözümsüz kaldı.

Lizbon’daki Sırbistan büyükelçiliğiyle ilgili bu son olay, iktidar partisinin suç dünyasından kişilerle, hatta Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden bazı kişilerle kurduğu temasların ve bağlantıların uyuşturucuyla doğrudan bağlantılı olduğuna dair bir dizi örnekten bir diğeridir.

Şoför Petar Filipović

Radar’ın daha önce bildirdiğine göre, Petar Filipović 2024’ün sonlarında polis tarafından lüks bir araçta 34 paket eroinle yakalandı. Filipović, “Informer” gazetesinin düzenlediği partide Cumhurbaşkanı Vučić’in koruma ekibinin bir üyesi olarak görülmemiş olsaydı, bu olay muhtemelen sıradan bir asayiş haberinden ibaret kalacaktı.

Söz konusu olaydan iki ayı aşkın bir süre sonra Filipović, Belgrad’daki Yüksek Savcılık binasında sorgulandı. Suçun ortaya çıkmasından şüphelinin sorgulanmasına kadar geçen sürenin uzunluğuna rağmen hakkında herhangi bir arama veya yakalama kararı çıkarılmadı.

Davaya bakan Savcı Aleksandra Mrdović şüphelinin ifadesini aldı ancak tutuklama talebinde bulunmadı. Söz konusu eylemin “kişisel kullanım amacıyla uyuşturucu bulundurma” kapsamında değerlendirildiği dosyada, Filipović hakkında ertelenmiş hapis cezası ve zorunlu uyuşturucu tedavisi talep edildi.

Ancak tüm bu yaşananlar ve hukuki süreç, Filipović’in rejim yanlısı gazete tarafından düzenlenen bir partide Vučić’in yanında boy göstermesine engel teşkil etmedi.

Koluvija ve Jovanjica

Kuşkusuz bu skandalların en bilineni, Jovanjica’daki esrar plantasyonunu devletin zirvesiyle ve güvenlik servisleriyle ilişkilendiren vakadır. Sırbistan güvenlik birimlerine mensup çok sayıda kişinin özel bir uyuşturucu servetinin korunmasına doğrudan dahil olduğu tartışmasız bir şekilde ortaya çıkmış olmasına rağmen, tesisin sahibi Predrag Koluvija bizzat Cumhurbaşkanı Vučić’in himayesinde kaldı.

Vučić konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Her şeyden önce bu adam iki yıl boyunca tutuklu kaldı. Böyle bir suçtan ötürü bir kişinin iki yıl içeride tutulduğu benzer bir dava yok. Üstelik şimdi de neden tutukluluğunun devam etmediği sorgulanıyor. Takdir edersiniz ki bu çok garip. Çünkü kendisi kimseyi öldürmedi, elinde 10 ton kokain falan da yoktu. Anladığım kadarıyla bir ton esrar söz konusu ki Almanya ve çevremizdeki ülkelerin yarısı bunu zaten yasallaştırdı. Kaldı ki kendisi bu iddiaları tamamen reddediyor. Ancak böyle bir suçlamayla iki yıl tutuklu kalması, görünüşe göre birilerinin ortaya çıkacak gerçeklerden (duyulabileceklerden) korktuğunu gösteriyor. Bu kişilerin kim olduğunu göreceğiz.”

Koluvija’nın yalnızca Vučić’in değil, tüm iktidar çevresinin koruması altında olduğu, kamuoyunun Koluvija’nın savunucusu ve hamisi olarak Vladimir Đukanović’i seçtiğini görmesiyle daha da netleşti.

2023 yılında Sırbistan Barolar Birliği Disiplin Mahkemesi, Đukanović’e kendi YouTube kanalında Koluvija ile gerçekleştirdiği röportaj sebebiyle para cezası kesti.

Organize Suçlar Savcılığı, Predrag Koluvija’yı izinsiz esrar üreten ve satışını yapan bir suç örgütünün lideri ve organizatörü olmakla suçluyor. Koluvija hakkında açılan çok sayıda ceza davası ise halihazırda tek bir dosyada birleştirilmiş durumda.

Rekor Operasyon ve El Koyma

Sırbistan kamuoyu, Jovanjica’nın Avrupa’nın bu bölgesindeki veya en azından Sırbistan tarihindeki en büyük uyuşturucu operasyonu olduğunu düşünüyordu. Ancak, Kruševac’a bağlı Konjuh köyünde polis ve savcılığın ortaklaşa düzenlediği dev operasyonla tutuklanan İlerici Partili Rade Spasojević bu rekoru kırdı. Zira polis, Spasojević’in salatalık yetiştirmek için kullandığı arazisinde tam beş ton esrar ele geçirdi.

Öte yandan, Kruševac’taki muhaliflerin ortaya çıkardığı üzere Rade Spasojević, Aleksandar Vučić’in uzun yıllardır mesai arkadaşı olan ve Sırbistan Hükümeti’nde bakanlık görevini yürüten Bratislav Gašić’in de yakın bir dostu.

Savcılık, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Zemun’da piyasaya sürülmek üzere hazırlanan iki ton esrarın ele geçirildiği olayla bağlantılı soruşturmaların genişleyerek devam ettiğini duyurdu. Polis, operasyon kapsamında Spasojević’in yanı sıra Aleksandra Mijajlović, Nebojša Spasojević, Ivan Dragnić ve Uroš Mladenovski hakkında da yasal işlem başlattı.

Yapılan aramalarda uyuşturucu maddelerin yanı sıra, aralarında otomatik tüfeklerin ve taşınabilir roketatarların da bulunduğu silahlar ele geçirildi.

Cumhurbaşkanının “Sağdıcı” Nikola Petrović

En sarsıcı örneklerden biri de Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in sağdıcı (yakını) Nikola Petrović’in davasıdır. Petrović, Mart 2023’te kokain ve alkolün etkisindeyken bir trafik kazasına neden olmuş, ancak bu olaydan dolayı herhangi bir ceza almamıştır.

Kaza esnasında lüks otomobiliyle tali yoldan ana yola çıkan Petrović, “Dur” tabelasını ihlal etmiş ve içinde iki kişinin bulunduğu bir araca çarpmıştır.

Kaza mahallinde yapılan testlerde kanında 0.4 promilin üzerinde alkol tespit edilmiş, ayrıca kokain testi de pozitif çıkmıştır.

Ancak CINS‘in (Sırbistan Araştırmacı Gazetecilik Merkezi) haberine göre uzmanlar daha sonra hazırladıkları raporda, alkolün emilim aşamasında olması sebebiyle kandaki alkol oranının yasal sınırlar dahilindeki 0.1 ile 0.2 promil arasında olduğunu ve kokain kullanımının tam zamanının tespit edilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.

Başlangıçta Petrović hakkında ceza davası açılmış olsa da daha sonra bu adımdan vazgeçilmiş ve tüm hukuki süreç basit bir kabahat suçlamasıyla kapatılmıştır.

İlk etapta 10.000 dinar ve ek olarak iki ayrı para cezasına çarptırılan Petrović’in bu cezaları, Ceza Temyiz Mahkemesi tarafından bozuldu. NOVA‘nın aktardıklarına göre, kazanın üzerinden geçen iki yılın ardından hukuki sürecin tamamlanamaması nedeniyle mutlak zaman aşımı devreye girdi ve Petrović, neden olduğu kazaya rağmen özgür şekilde hayatına devam ediyor.

Kaynak: The Geopost

HRANA: İran’da en az 1.298 sivil hayatını kaybetti

HRANA, 28 Şubat’ta başlayan İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş nedeniyle aralarında 29’u kadın ve 205’i çocuk olan en az 1.298 sivilin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Son iki haftadaki saldırıların yoğunluk noktalarına göre dağılımı haritası, HRANA

ABD merkezli ve bağımsız bir insan hakları kuruluşu olan İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 28 Şubat’tan bu yana İran ve ABD-İsrail arasında yaşanan savaşa dair açıklama yaptı.

HRANA, 28 Şubat’tan bu yana kaydettiği veriler, İran’daki savaş nedeniyle görülen hasar ile birlikte ölü ve yaralı sayısının verilerini kamuoyuyla paylaştı.

HRANA tarafından verilen verilere göre, savaşın on dördüncü gününün sonuna kadar İran’ın çeşitli bölgelerinde toplam 2.061 ayrı olayda 5.480 saldırı kaydedildiğini ve bu saldırıların 4.765 sivil ve asker kaybına yol açtığını belirtti.

En çok zarar gören şehir: Tahran

İran’ın 31 eyaletin tamamının en az bir kez hedef alındığını söyleyen HRANA, toplamda 209 şehrin bu dönemde ya doğrudan saldırıya uğradı ya da saldırıların yol açtığı hasara maruz kaldığını açıkladı. 31 eyalet içinde en çok saldırıya maruz kalan eyaletin, saldırıların %39.53’ünün hedefi olmasıyla Tahran olduğu belirtildi.

36 okul hasar gördü

HRANA, yapılan saha incelemeleri sonucunda birçok sağlık tesisinin, okulun ve yerleşim alanının ciddi zarar gördüğünü ortaya koydu.

HRANA, en az 20 hastane veya tıp merkezinin hasar gördüğünü açıkladı. Ülke genelinde en az 36 okulun hasar gördüğünü, bu olayların yedisinde, birçok öğrencinin de hayatını kaybettiğini veya yaralandığını belirtti.

Hayatını kaybeden 1298 sivilin en az 205’i çocuk

HRANA, aralarında en az 205 çocuğun ve en az 29 kadının bulunduğu 1.298 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. Saldırılar sırasında en az 654 sivilin yaralandığı biliniyor. Paylaşılan veriler, saldırılar sırasında en az 14 çocuğun ve en az 30 kadının yaralandığını gösteriyor.

Raporda ayrıca 599 kişinin ölümünün “belirsiz” olarak kaydedildiği, fakat bazı bölgelere bağımsız erişimin olmaması ve kriz koşullarında mağdurların kimliklerinin kesin olarak tespit edilmesindeki zorluklar nedeniyle doğrulanamadığı ifade edildi.

HRANA, hükümet tarafından yapılan internet kesintisinin savaş sırasındaki olayların belgelenmesi ve olası insan hakları ihlallerinin kaydedilmesi üzerinde de önemli bir etkisi olduğunu söyledi.

Nedir bu “JES”ler?

Jeotermal elektrik santralleri enerji sağlamak için kurulsa da getirdiği ekolojik etkiler oldukça fazla.

JES görseli

Jeotermal Enerji Santrali görseli.

Jeotermal Enerji Santralleri (JES) ve Ekolojik Etkileri

Jeotermal Enerji Nedir?

Jeotermal enerji, yer kabuğunun derinliklerinde bulunan sıcak su ve buharın yüzeye çıkarılarak enerji üretiminde kullanılmasıdır.

Enerji Nasıl Üretilir?

Derin sondaj kuyularından çıkarılan sıcak akışkan türbinleri döndürür ve elektrik üretimi sağlar.

Ekolojik Risk

Jeotermal akışkan arsenik, bor ve çeşitli ağır metaller içerebilir. Bu akışkanın doğaya karışması su kaynaklarını ve toprağı etkileyebilir. Ayrıca bu akışkandaki ağır metaller ve gazlar, hava kirliliğine sebep olur.

Deprem riski: Jeotermal sahalar çoğunlukla aktif fay hatlarına yakın bölgelerde kurulmaktadır. Sondaj faaliyetleri ve yeraltına akışkan basılması bazı durumlarda mikro-depremleri tetikleyebilir. Bu durum bilimsel çalışmalarda “indüklenmiş sismisite” olarak geçiyor.

JES Akışkanlarında Bulunabilen Maddeler

As
Arsenik
Hg
Cıva
B
Bor
CO₂
Karbon dioksit
H₂S
Hidrojen sülfür

JES Projelerinin Etki Zinciri

Sondaj
Jeotermal enerji için açılan derin sondaj kuyuları suya kimyasal karıştırarak yeraltı jeolojisini ve su ekosistemlerini etkileyebilir. Ayrıca yüksek sıcaklıktaki atık suyun akarsulara deşarjı, mineral konsantrasyonunun değişmesine sebep olur.
Yeraltı Suyu
Jeotermal akışkanın yüzeye çıkması veya yeniden basılmanın (reenjeksiyon) başarısız olduğu durumlarında yeraltı suyu kirlenebilir.
Tarım
Su kalitesinin değişmesi ve toprağın kimyasal olarak etkilenmesi tarım üretimini düşürür. Ege illerinde incir bahçeleri ve zeytinlikler zarar görmektedir.
Hayvancılık
Tarım üretiminin zayıflaması yem üretimini etkiler. Kürt illerinde geçim kaynağı olan hayvancılık bu nedenle hassas bir alandır.
Köy Yaşamı
Tarım ve hayvancılığın zayıflaması; köy ekonomisini etkiler, havaya karışan gazlar ve ağır metaller sebebiyle kanser gibi sağlık sorunlarını arttırır. Bu durum köy halkını göçe zorlar.
Biyoçeşitlilik
Santral alanlarının genişlemesi ve jeotermal akışkanların deşarjı gibi faktörler doğal habitatların parçalanmasına neden olur. Endemik bitki ve hayvan türleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Fay Hatları Üzerindeki JES Sahaları

Jeotermal enerji sahaları çoğunlukla yer kabuğundaki kırık sistemleri ve fay hatları boyunca oluşur. Bu kırıklar yeraltındaki sıcak suyun yüzeye çıkmasını kolaylaştırır. JES projelerinin büyük bir kısmı, deprem riski yüksek olan bölgelerdeki aktif fay hatları boyunca yoğunlaşmıştır.

JES sondaj kuyusu JES sondaj kuyusuAktif fay hattıToprak yüzeyi Yer kabuğu

Deprem riski yüksek bölgelerdeki santral tesisleri, boru hatları ve jeneratörler hasar görebilir veya patlayabilir. Depremler sırasında jeotermal atıksuların kontrolsüz sızması meydana gelebilir.

JES → Toprak → Ürün Verimi → Göç İlişkisi

Kırsal bölgelerde enerji projeleri yalnızca çevreyi değil, yerel ekonomiyi de etkileyebilir. Türkiye’de özellikle Kürt bölgelerinde geçmişte yaşanan zorunlu göç politikaları düşünüldüğünde, ekonomik ve sosyal değişimlerin işgal politikalarının bir sonucu olduğuna varılır.

JES Faaliyetleri
Sondaj kuyuları ve santral sahaları geniş alanlara yayılır.
Toprak ve Su
Yeraltı su sistemlerinde meydana gelen değişimler tarım alanlarını ve besin üretimini etkiler.
Ürün Verimi
Aydın’da incir ve zeytin üretimi risk altında. Kürt illerinde ise mera alanlarının etkilenmesi hayvancılığı etkileyebilir.
Kırsal Göç
Tarım ve hayvancılığın zayıflaması geçim kaynaklarını daraltabilir ve göçü hızlandırabilir.

JES Projeleri Nasıl İlerliyor?

1. Arama Ruhsatı: Şirketler valilik veya il özel idarelerine başvurarak jeotermal kaynak arama ruhsatı alır.
2. Sondaj: Derin kuyular açılır.
3. ÇED Süreci: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu hazırlanır.
4. Arazi İzinleri: Tarım dışı kullanım izni Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilir.
5. Kamulaştırma: Bazı durumlarda Cumhurbaşkanlığı kararıyla kamulaştırma yapılabilir.
6. Santral Kurulumu: Enerji üretimi başlar.

JES Türkiye’de Hangi Bölgelerde Yoğunlaşıyor?

  • Ege Bölgesi: Aydın, Denizli ve Manisa Türkiye’deki jeotermal santrallerin büyük bölümüne ev sahipliği yapmaktadır.
  • İç Anadolu: Konya ve Nevşehir de arama ruhsatlarının verildiği bölgeler arasında yer almaktadır.
  • Kürt İlleri: Muş ve Bingöl çevresinde son yıllarda jeotermal arama projeleri gündeme gelmiştir.

Kızıldere JES Alanı Ne Kadar Büyük?

Denizli Kızıldere jeotermal sahası yaklaşık 528 hektar büyüklüğündedir. Bu alan yaklaşık 739 futbol sahasına denk bir araziye yayılmaktadır.

Türkiye’de JES İstatistikleri

  • Türkiye genelinde yaklaşık 71 jeotermal enerji santrali bulunmaktadır.
  • Bunların 46 tanesi Aydın’da yer almaktadır.
  • Kızıldere JES sahası yaklaşık 528 hektar büyüklüğündedir.
  • Tokat’taki arama ruhsatı sahası yaklaşık 36 bin hektarlık bir alanı kapsamaktadır.
Jeotermal enerji projeleri birçok bölgede yerel halk tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Tarım alanlarının zarar görebileceği, su kaynaklarının etkilenebileceği, endemik canlıların yok olabileceği ve kamulaştırma süreçleri nedeniyle yerel halk ile ekoloji örgütleri çeşitli direnişler ve hukuki mücadeleler yürütmektedir. Bu nedenle bazı bölgelerde JES yatırımlarının gerçekten kamu yararına olup olmadığı sorusu tartışılmaya devam etmektedir.

Senegal’de LGBTİ+lara hapis cezası 5 katına çıkarıldı

Senegal Ulusal Meclisi, LGBTİ+ ilişkiler için öngörülen azami cezayı iki katına çıkararak bu suçun hapis cezasını 10 yıla yükseltecek içeren bir yasa tasarısını kabul etti.

Fotoğraf: KaosGL

Senegal Meclisi LGBTI+ bireylere yönelik ayrımcı bir karara daha imza attı. Bu karara göre, Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkiler için verilen cezaları 5 yıl ile 10 yıl arasında cezalandırmayı öngören yasayı kabul etti.

PinkNews‘te yer alan habere göre, bu karar 11 Mart günü kabul edildi. Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkileri halihazırda 1 ile 5 yıl arasında değişen hapis cezasına mahkum ediyordu.

Hapis ve para cezası 5 katına çıkarılacak

Senegal Başbakanı Ousmane Sonko tarafından geçen ay parlamentoya sunulan yeni yasa tasarısı, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı” olarak nitelendiriyor. Tasarı, bu suçtan hüküm giyenlere verilen hapis cezasını 1 ile 5 yıldan 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinselliğin teşvik edilmesini bir suç sayarak para cezasını 1,5 milyon CFA frangından (115.807,95 TL) 10 milyon CFA frangına (772.053 TL) çıkarıyor.

Ceza Kanunu’nda değişiklik getiren yasa tasarısı, Senegal parlamentosunda 11 Mart’ta yapılan oylamada 135’e karşı sıfır oyla kabul edildi; üç milletvekili ise çekimser kaldı. Tasarı şimdi Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye’nin imzasını bekliyor. Milletvekili ve yasama üyesi Diaraye Ba, oylamanın ardından “Eşcinseller bu ülkede artık nefes alamayacak. Eşcinseller bu ülkede artık ifade özgürlüğüne sahip olmayacak.” dedi.

Birçok haber kaynağının duyurduğuna göre, bu tasarı, eşcinsel ilişkilere verilen 1 ile 5 yıl arasında olan hapis cezasını, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı eylemler” olarak adlandırarak hapis cezasını 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinsel ilişkileri savunan herkese 3 ile 7 yıl arasında hapis cezası getiriyor.

Reuters‘in haberine göre, İslam ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir ağ olan ve homofobik çalışmalarıyla bilinen And Samm Jikko Yi’nin lideri İmam Babacar Sylla, Faye’den tasarıyı bir an önce yasalaştırılmazsa LGBTİ+’ların hastalık bulaştırmaya devam edeceğini söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, bu tasarının insanları tehlikeye koyacağını belirterek cumhurbaşkanını tasarıyı imzalamamaya çağırdı.

“Bu tasarı daha fazla korkuyu ve göçü getirecek”

BBC News’e konuşan Senegal LGBTİ+ Derneği Başkanı ve tıp doktoru Charles Dotou, “Eşcinsel ilişkilerin çoğu zaten gizli kalıyordu.” dedi. Dotou, sözlerine şöyle devam etti:

“Tek olacak olan şey, insanların daha fazla saklanmaya başlaması, daha fazla korku yaratması ve insanların o toplulukta normal bir şekilde yaşamaktan korkması olacaktır. Böylece, zaten ifşa olmuş kişiler başta olmak üzere, bir göç dalgası yaşanacak ve bu da toplumda bir miktar kaos yaratacaktır.”

Ne Olmuştu?

Geçen sene Senegal, Dakar’daki eşcinsellik karşıtı protestoların ardından, Mayıs 2025 bitiminde eşcinsel ilişkilere karşı mevcut yasaları sertleştirmeye yönelik hükümet tarafından yeni bir kampanya başlatılmıştı.

Yasa tasarısı öncesi gözaltı dalgası

France24‘ün haberine göre, geçtiğimiz haftalarda Senegal’deki sosyal mecralar homofobik mesajlar ve eşcinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen kişilerin kimliklerinin ifşa edilmesi yönündeki çağrılarla dolmuştu.

Uluslararası medya, Şubat ayından bu yana ülkenin LGBTİ+ karşıtı yasaları kapsamında düzinelerce erkeğin gözaltına alındığını bildirdi. Bu gözaltı dalgasının başlangıcında polis, aralarında medya sunucusu Pape Chinch Diallo ve müzisyen Djiby Dramé’nin de bulunduğu 12 kişiyi gözaltına almıştı. Gözaltılar genellikle suçlamalara ve telefon aramalarına dayandırılmıştı. Human Dignity Trust‘un paylaştığı verilere göre,aynı ayın ilerleyen günlerinde aralarında bir gazetecinin de bulunduğu birkaç gözaltının daha gerçekleştiği ve bazı kaynaklara göre bugüne kadar 40 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Aralarından bazıları, her türlü cinsel yönelime sahip kişilerin HIV’e yakalanabileceği ve yayabileceği bilimsel olarak uzun bir süre önce kanıtlanmış olmasına rağmen “HIV’i kasıtlı olarak bulaştırmakla” suçlanıyor.

Afrika’daki 54 ülkeden en az 32’sinde, eşcinsel ilişkileri yasaklayan ve cezalandıran yasalar bulunduğu biliniyor. Bu ülkeler arasından Uganda, Moritanya ve Somali’de bu suçlara idam cezası uygulanmaktadır.

ILGA verilerine ve Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi‘ne göre ise Sadece Güney Afrika Cumhuriyeti, Angola Cumhuriyeti ve Mozambik Cumhuriyeti LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarını ceza kanunlarından açıkça kaldırmıştır.

Kaynak: Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi, BBC News, France24, ILGA, PinkNews, Reuters

Rojhilat’ta yeni safha: Kürt partileri ortak cephede

İran’ın içinden geçtiği kriz ortamında Rojhilat’taki Kürt siyasi güçleri Şubat 2026’da bir araya geldi. On yıllardır parçalı seyreden hareket, ideolojik farklılıklarını askıya alarak ortak bir platform kurdu. Bu yapıyı oluşturan partiler kim, ne talep ediyor?

Kürdistan Demokrat Partisi-İran (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Komalası ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu‘nu kurdu.

Koalisyon; İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için mücadele etmeyi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmeyi ve Rojhilat’ta Kürt ulusunun siyasi iradesine dayanan demokratik bir yapı kurmayı hedefliyor.

İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla vurduğu süreçte kurulan ittifak, on yıllardır parçalı seyreden Rojhilat siyasi hareketinin tarihsel birlik çabasını somutlaştırıyor. Başlangıçta imzadan kaçınan Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi, 4 Mart 2026’da koalisyona katıldı.

Partiler ve talepleri

KDP-İ (1945)

Rojhilat’ın en köklü partisi. Mahabad’da kurulan KDP-İ, 1946’da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti’nin de çekirdeğini oluşturdu.

Sosyalist Enternasyonal üyesi olan parti, federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarını savunuyor. Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap uluslarını stratejik müttefik olarak görüyor. UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi.

KDP-İ, Genel Sekreter Ebdulrehman Qasimlo’nun 1989’da Viyana’da İranlı yetkililerle barış görüşmeleri sırasında öldürülmesiyle sarsıldı. Ardılı Sadiq Şerefkendî de 1992’de Berlin’de düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Her iki suikast, İran devletinin operasyonu olarak belgelendi. Mevcut Genel Sekreter Mistefa Hicri, 2016’da uzun yıllardır süren sessizliğin ardından örgütün yeniden silahlı mücadeleye döneceğini ilan etti.

Komala — İran Kürdistanı Komala Partisi (Mohtadi kolu, 1969/2000)

1969’da Tahran’da bir grup Kürt öğrenci ve aydın tarafından kurulan Komala, İran Devrimi öncesinde Kürdistan’da kitlesel gösterilerin örgütleyicisi oldu. 1983’te İran Komünist Partisi’ne katıldı. Abdullah Mohtadi’nin 2000’de ayrılmasıyla sosyal demokrat bir çizgiye geçti.

Federal ve laik demokratik bir İran talep ediyor. Kürtler ve diğer azınlıklar için eşit haklar, teokratik rejimin sona erdirilmesini savunuyor. Koalisyona başlangıçta katılmadı; geçiş dönemine ilişkin belirsizlikleri gerekçe gösterdi. 4 Mart’ta imzaladı.

Komala — İran Kürdistanı Emekçiler Örgütü / CPI Kürdistan Kanadı (Alizadeh kolu, 1969/1983)

İran Komünist Partisi bünyesindeki Komala’nın 2000 bölünmesinden sonra CPI’nin Kürdistan kolu olarak varlığını sürdüren yapı. Marksist-Leninist çizgide, sınıf eksenli bir program yürütüyor. Kadın özgürlüğü ve toplumsal kurtuluşu Kürt siyasi gündeminin merkezine koyuyor. İşçi sendikalarının ve örgütlenmelerinin güçlendirilmesini savunuyor.

PJAK (2004)

PKK’nin ideolojik çerçevesinde, Rojhilat için Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm modelini hayata geçirmek amacıyla kuruldu. Demokratik, ekolojik ve cinsiyete duyarlı bir toplum paradigması temel eksen. Militanlarının yaklaşık yarısı kadın.

İran’ın teokrasisinin etnik azınlıklar için özerkliği tanıyan federal ve demokratik bir yapıyla değiştirilmesini talep ediyor. İran ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor.

PAK (1991)

Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki güç boşluğunda kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi, İran rejimiyle müzakereyi reddeden bir çizgide duruyor. İran’da halk ayaklanmasıyla rejimin devrilmesini ya da iktidarının daraltılmasını talep ediyor. Ocak 2026 protestoları sırasında İran Devrim Muhafızları’na yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı; İran, Irak Kürdistanı’ndaki PAK üslerini vurdu.

Xebat (1980)

İran Kürdistanı Mücadele Örgütü olarak da bilinen Xebat, 1980’de kuruldu. İran’da demokratik bir rejimin kurulmasını ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Koalisyonun kurucu imzacılarından.

Koalisyonun temel hedefleri

Koalisyon bildirgesi altı temel hedefe dayanıyor: İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için ortak mücadele; kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi; Rojhilat’ta demokratik ve ulusal bir kurumun tesisi; Kürt öz savunma hakkının tanınması; iç şiddetin reddi; uluslararası ilişkilerin koordinasyonu için ortak diplomatik komite. Ortak peşmerge komuta merkezi oluşturulması da gündemde.

Monarşist muhalefetin fiilen lideri Reza Pehlevi, ittifakın kuruluşuna sert tepki gösterdi; Kürt partilerini ayrılıkçılıkla suçladı ve rejim sonrası dönemde askeri müdahale tehdidinde bulundu. Koalisyon, bu açıklamaya karşı Kürt haklarına bağlılığını yineleyerek “özgürlük güçlerini” otoriterliğe karşı durmaya çağırdı.

Arka plan

Rojhilat’taki Kürt siyasi örgütlenmesi, 1946’da Mahabad’da ilan edilen ve yalnızca 11 ay süren Kürdistan Cumhuriyeti’ne dayanıyor. Qazî Muhemmed liderliğinde kurulan cumhuriyet, Sovyetlerin çekilmesinin ardından İran ordusu tarafından bastırıldı; Qazî Muhemmed, Hacî Baba Şêx ve Seyfî Qazî cumhuriyetin ilan edildiği meydanda idam edildi.

2022’de Kürt kadın Jîna Mahsa Aminî’nin İran Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak veren Jin Jiyan Azadî ayaklanması, Kürt siyasi hareketini yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. Yüzlerce Kürt bu süreçte hayatını kaybetti.

2025-2026 İran krizinde ise beş parti Şubat 2026’da resmi koalisyonu kurdu. İran, kuruluşun hemen ardından Erbil yakınlarındaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla hedef aldı.

11 Aylık devlet deneyimi: Kurdistan Cumhuriyeti

20. yüzyılda kurulan ilk Kürt cumhuriyeti: 11 aylık kısa ömrü, ulusal bir simge olarak kalıcı etkisi ve çöküşünün Rojhilat siyasetine bıraktığı izler.

1946’da kurulan Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, 20. yüzyılda bağımsız bir cumhuriyet olarak örgütlenen ilk Kürt siyasi yapısıdır. Yalnızca 11 ay ayakta kalan bu devlet, bugün hâlâ Kürt siyasi tarihinin en tartışılan dönemlerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Rojhilat · Kürt Siyasi Tarihi Serisi

Mahabad Kürdistan
Cumhuriyeti

22 Ocak 1946 — 15 Aralık 1946

20. yüzyılda kurulan ilk Kürt cumhuriyeti: 11 aylık kısa ömrü, ulusal bir simge olarak kalıcı etkisi ve çöküşünün Rojhilat siyasetine bıraktığı izler.

Filtrele
Tümü
Siyasi
Askeri
Diplomatik
Kültür & Kimlik
Ekonomi
Çöküş

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı güç boşluğundan doğdu. İran’ı işgal altında tutan Sovyet kuvvetleri İran merkezi yönetiminin bölgeye müdahalesini engelledi; Kürt milliyetçi hareketi bu koşulları değerlendirerek Mahabad merkezli bağımsız bir cumhuriyet ilan etti.

Qazî Mihemed önderliğinde kurulan devlet, anayasası, ordusu, resmi dili ve kurumlarıyla kısa ömrüne karşın tarihsel bir eşik teşkil eder. Sovyetlerin çekilmesiyle İran merkezi yönetimi bölgeyi geri aldı; Qazî Mihemed ve yönetimin önde gelenleri idam edildi.

11
Ay Ömür
1946
Kuruluş Yılı
KDP-İ
Kurucu Parti
3
İdam Edilen Lider

Arşiv Görseller

Wikimedia Commons · Kamuya Açık Tarihi Fotoğraflar

Kronoloji

Kuruluştan çöküşe · 1941–1947

Eylül 1941Siyasi
Komelê Jiyaneweyî Kurd: Örgütlenmenin Temeli
İngiltere ve Sovyetler Birliği İran’ı işgal eder; Rıza Şah tahttan indirilir. Sovyet bölgesinde kalan Kürt ve Azerbaycan bölgeleri İran merkezi yönetiminden fiilen koparak özerk hareketlerin gelişmesi için zemin hazırlar. Mahabad’da kurulan Komelê Jiyaneweyî Kurd, sonradan KDP-İ’ye dönüşecek siyasi çekirdeği oluşturur.
16 Ağustos 1945Siyasi
Partiya Demokrata Kurdistana Îranê (KDP-İ) Kuruluyor
Qazî Mihemed liderliğinde Mahabad’da kurulan KDP-İ, kültürel ve siyasi özerklik taleplerini örgütsel zemine oturtur. Kürtçe eğitim, toprak reformu ve özerklik temel program maddeleri olur. Sovyet desteği önemli bir dış etken olarak devreye girer.
Aralık 1945Diplomatik
Sovyet Desteği ve Azerbaycan Bağlantısı
Sovyetler, aynı dönemde kurulan Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti’ni desteklediği gibi Kürt hareketine de destek verir. Mahabad ile Tebriz arasında ittifak kurulur; ancak bu ittifak eşit koşullara dayanmaz — Kürtler Azerbaycan’ın küçük ortağı konumundadır.
22 Ocak 1946Siyasi
Cumhuriyetin İlanı: Çwar Çira Meydanı
Mahabad’ın Çwar Çira (Dört Işık) Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti ilan edilir. Qazî Mihemed cumhurbaşkanı seçilir; yemin töreni Kürdistan’ın farklı bölgelerinden gelen delegelerin katılımıyla gerçekleşir. Kürtçe, Farsça’nın yanında resmi dil ilan edilir. Cumhuriyet ilanı
Qazî Mihemed ve cumhuriyet liderleri, 1946 · Wikimedia Commons (PD)
Ocak–Şubat 1946Siyasi
Hükümet Yapısı ve Kurumlar
Bakanlar kurulu oluşturulur: Tarım, Maliye, Eğitim, Adalet ve Savunma bakanlıkları işlev kazanır. Devlet, merkeziyetçi bir yapı yerine kabilevi otoritelerle iç içe geçmiş görünüm sergiler. Yerel Kürt güçleri arasındaki otorite çatışmaları hükümetin temel iç kırılganlığı olur.
Şubat 1946Kültür & Kimlik
Kürtçe Eğitim, Basın ve Kültürel Faaliyetler
Okullarda Kürtçe eğitime başlanır. Kürtçe gazete Kurdistan yayınını sürdürür. Tarihte ilk kez bir Kürt yönetimi altında Kürtçe, resmi yazışma ve yargı dili olarak kullanılır. Şair Hemîn Mukriyanî ve diğer aydınlar bu dönemin kültürel üretiminde öne çıkan isimler arasındadır.
Ocak–Mart 1946Askeri
Pêşmerge Ordusu: Mele Mistefa Barzanî’nin Rolü
Düzenli ordu kurma girişimi başlar. Irak’tan geçen Mele Mistefa Barzanî komutasındaki yaklaşık 3.000 pêşmerge, cumhuriyetin silahlı gücünün önemli bölümünü oluşturur. Barzanî bu dönemde Kürt askeri kimliğinin öne çıkan isimlerinden biri haline gelir. Barzanî ve Seyfê Qazî pêşmergelerle
Mele Mistefa Barzanî ve Seyfê Qazî, pêşmergelerle · Wikimedia Commons (PD)
Nisan–Haziran 1946Ekonomi
Ekonomik Yapı ve Kırılganlıklar
Cumhuriyetin ekonomisi tarım ve geleneksel vergi düzenine dayanır. İran merkezi yönetimiyle ticaret ilişkisinin kesilmesi bölgeyi ekonomik baskıya sokar. Dar coğrafya, dışa kapalı ekonomi ve Sovyet desteğine bağımlılık yapısal kırılganlıklar yaratır.
Nisan–Mayıs 1946Diplomatik
Sovyetlerin Çekilmesi
ABD ve İngiltere’nin baskısı ve İran’ın Sovyetlere petrol imtiyazı teklif etmesi üzerine Sovyet kuvvetleri İran’dan çekilmeye başlar. Bu gelişme hem Mahabad’ı hem de Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti’ni savunmasız bırakır. Sovyet korumasının sona ermesiyle İran merkezi ordusu harekete geçer.
Kasım–Aralık 1946Çöküş
İran Ordusu’nun İlerleyişi
İran kuvvetleri Tebriz’i aldıktan sonra Mahabad’a yönelir. Yerel Kürt güçlerinin büyük kısmı direnişten vazgeçer ya da İran’la müzakereye girer. Mele Mistefa Barzanî kuvvetleriyle direnişi sürdürmek isterse de genel tabloya göre pozisyon almak zorunda kalır.
15 Aralık 1946Çöküş
Mahabad’ın Düşmesi
İran ordusu Mahabad’a girer; cumhuriyet fiilen sona erer. Qazî Mihemed İran makamlarına teslim olmak yerine kentte kalarak tutuklanır. Mele Mistefa Barzanî kuvvetleriyle Sovyetler Birliği’ne geçer. Kürtçe eğitim yasaklanır, Kürtçe yayın faaliyetleri durdurulur.
31 Mart 1947Çöküş
İdam: Qazî Mihemed, Sadr Qazî ve Seyfê Qazî
Qazî Mihemed, kardeşi Sadr Qazî ve kuzeni Seyfê Qazî, Mahabad’ın Çwar Çira Meydanı’nda — cumhuriyetin ilan edildiği yerde — idam edilir. İran merkezi yönetimi Kürtçe eğitim ve yayın faaliyetlerine yönelik kısıtlamaları kalıcı hale getirir.

“Ben bu halkı terk etmeyeceğim. Onlarla birlikte ölmeyi, onları bırakıp kaçmaya tercih ederim.”
— Qazî Mihemed, Aralık 1946 (aktarılan söz)

Temel Aktörler

Cumhuriyetin öne çıkan isimleri

Qazî Mihemed
Cumhurbaşkanı
Mahabad’ın önde gelen dini ve hukuki otoritesi. KDP-İ’nin kurucusu. Hukuki bilgisi ve toplumsal ağırlığıyla cumhuriyetin siyasi meşruiyetini inşa etti. Kentten ayrılmak yerine halkıyla kalmayı seçmesi sonradan Kürt siyasi belleğinde özel bir yer edindi. 1947’de idam edildi.
Mele Mistefa Barzanî
Askeri Komutan
Irak Kürdistanı’ndan Mahabad’a geçen Barzanî, pêşmerge kuvvetleriyle cumhuriyetin askeri omurgasını oluşturdu. Cumhuriyetin çöküşünden sonra kuvvetleriyle SSCB’ye sığındı. Irak Kürdistanı’nın sonraki on yıllarında belirleyici siyasi figür oldu.
Hemîn Mukriyanî
Şair ve Aydın
Cumhuriyet döneminin öne çıkan Kürt şairi. Kürtçe eğitim ve kültür politikalarının şekillenmesinde etkin rol oynadı. Eserleri Kürt edebiyatında yerini korumaktadır.
Sadr Qazî
Hükümet Üyesi
Qazî Mihemed’in kardeşi. Hükümetin idari işleyişinde görev aldı. Qazî Mihemed ile birlikte 1947’de idam edildi.
Seyfê Qazî
Savunma Kadrosu
Qazî ailesinden; cumhuriyetin savunma yapılanmasının parçasıydı. Qazî Mihemed ve Sadr Qazî ile aynı gün idam edildi.
Sovyet Komutanlığı
Dış Aktör
Sovyet kuvvetlerinin varlığı cumhuriyetin kurulmasına zemin hazırladı. Ancak Sovyetlerin İran’dan çekilmesi cumhuriyeti savunmasız bıraktı. Bu durum, dış büyük güç desteğine dayalı stratejinin taşıdığı riskleri somut biçimde ortaya koydu.

Yapısal Analiz

Güçlü yönler · zayıflıklar · uluslararası bağlam · miras

GÜÇLÜ YÖNLER

  • Seçilmiş liderlik ve işlevli devlet kurumları
  • Kürtçe eğitim, basın ve resmi dil uygulaması
  • Pêşmerge kuvvetleriyle oluşturulan askeri kapasite
  • KDP-İ çatısında örgütlü siyasi taban
  • Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti ile ittifak

YAPISAL ZAYIFLIKLAR

  • Sovyet desteğine bağımlı kuruluş stratejisi
  • Dar coğrafya ve sınırlı ekonomik taban
  • Kabileler arası otorite çatışmaları
  • Uluslararası tanınırlık ve diplomatik destek yokluğu
  • İran merkezi ordusu karşısında savunma yetersizliği

ULUSLARARASI BAĞLAM

  • Soğuk Savaş’ın açılış döneminde İran üzerindeki ABD–SSCB rekabeti
  • ABD ve İngiltere’nin Sovyet çekilmesi için baskı uygulaması
  • İran’ın petrol imtiyazı vaadiyle Sovyetleri çekmesi
  • BM’nin kuruluş aşamasında Kürt meselesine ilgisizliği
  • İngiltere’nin İran’daki çıkarları ve Sovyet karşıtı tutumu

TARİHSEL MİRAS

  • KDP-İ’nin örgütsel sürekliliği
  • Pêşmerge kavramının Kürt siyasi diline kalıcı girişi
  • Modern Kürt devlet talebinin somut tarihsel referansı
  • Büyük güç bağımlılığına karşı özerk strateji tartışmasının çıkış noktası
  • Qazî Mihemed’in Rojhilat siyasetinde kurucu figür olarak konumlanması

Kalıcı Etki ve Tarihsel Önemi

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, 20. yüzyılda kurulan ve işlevsel kurumlarla yönetilen ilk Kürt cumhuriyeti olarak tarihsel kayıtlara geçmiştir. Önceki dönemlerde Baban, Botan ve Soran gibi Kürt emirlikleri var olmuştu; ancak bunlar imparatorluk çatıları altındaki özerk yapılardı. Mahabad ise uluslararası siyasi gündemin tam ortasında, bağımsız bir cumhuriyet olarak kuruldu. Bu, Kürt siyasi taleplerinin tarihsel zemine oturtulmasında belirleyici bir referans noktası oluşturdu.

KDP-İ, cumhuriyetin çöküşünden sonra da örgütsel varlığını sürdürerek Rojhilat Kürt siyasetinin temel partisi olmaya devam etti. Qazî Mihemed’in idamı ve pêşmerge kavramının bu dönemde şekillenmesi, sonraki Kürt siyasi hareketleri üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.

Büyük güç desteğinin stratejik güvenilmezliğine ilişkin 1946 deneyimi, 1991, 2003 ve 2017 sonrası gelişmeler ekseninde Kürt siyasi tartışmalarında tekrar tekrar gündeme geldi.

Rojhilat · İran Kürdistanı Siyasi Tarihi Serisi · Wikimedia Commons görselleri kamu malıdır (Public Domain)

Arka Plan

II. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere ve Sovyetler Birliği, İran’ı işgal ederek ülkeyi etki alanlarına böldü. Sovyet bölgesinde kalan Kürt bölgelerinde İran merkezi yönetiminin otoritesi fiilen sona erdi. Bu ortamda Mahabad’da faaliyet gösteren Komelê Jiyaneweyî Kurd (Kürdistan Yaşam Cemiyeti), 1945’te Partiya Demokrata Kurdistana Îranê’ye (KDP-İ) dönüştü. Dini ve hukuki otorite sahibi Qazî Mihemed, partinin genel başkanlığına getirildi.

Kuruluş

22 Ocak 1946’da Mahabad’ın Çwar Çira Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi. Qazî Mihemed cumhurbaşkanı seçildi. Kürtçe, Farsça’nın yanında resmi dil ilan edildi; okullarda Kürtçe eğitime başlandı. Kürtçe gazete Kurdistan yayın hayatını sürdürdü. Bakanlar kurulu oluşturuldu ve düzenli bir ordu kurulmasına girişildi. Irak Kürdistanı’ndan gelen Mele Mistefa Barzanî komutasındaki yaklaşık 3.000 pêşmerge, cumhuriyetin silahlı gücünün önemli bölümünü oluşturdu. Aynı dönemde Azerbaycan’da Sovyet desteğiyle kurulan Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti ile ittifak tesis edildi; ancak Kürtler bu ilişkide küçük ortak konumundaydı.

Çöküş

Cumhuriyetin ömrünü belirleyen etken dış dinamiklerdi. ABD ve İngiltere’nin baskısı ve İran’ın Sovyetlere petrol imtiyazı teklif etmesi üzerine Sovyet kuvvetleri 1946 baharında İran’dan çekildi. Sovyet koruması ortadan kalkınca İran ordusu harekete geçti. Aralık 1946’da İran kuvvetleri önce Tebriz’i, ardından Mahabad’ı ele geçirdi. Yerel Kürt güçlerinin büyük kısmı direniş yerine müzakereyi tercih etti. Qazî Mihemed, olası bir silahlı direnişin sivil halk üzerinde yaratacağı sonuçlardan kaçınmak için kentte kalarak tutuklandı. Mele Mistefa Barzanî ise kuvvetleriyle Sovyetler Birliği’ne geçti. 31 Mart 1947’de Qazî Mihemed, kardeşi Sadr Qazî ve kuzeni Seyfê Qazî, cumhuriyetin ilan edildiği Çwar Çira Meydanı’nda idam edildi.

Miras

Cumhuriyetin çöküşünün ardından İran yönetimi Kürtçe eğitimi yasakladı ve Kürtçe yayın faaliyetlerini durdurdu. KDP-İ yasadışı ilan edilmesine karşın faaliyetlerini sürdürdü ve Rojhilat Kürt siyasetinin temel örgütü olmayı devam ettirdi. Mahabad deneyimi, Kürt siyasi düşüncesinde kalıcı izler bıraktı. Büyük güç desteğinin stratejik güvenilmezliğine ilişkin bu tarihsel ders, 1991, 2003 ve 2017 sonrasındaki gelişmeler bağlamında Kürt siyasi tartışmalarında defalarca gündeme geldi. Önceki dönemlerde Baban, Botan ve Soran gibi Kürt emirlikleri var olmuştu; ancak bunlar imparatorluk çatıları altındaki özerk yapılardı. Mahabad ise uluslararası siyasi gündemin tam ortasında, bağımsız bir cumhuriyet olarak kuruldu ve bu niteliğiyle modern Kürt siyasi tarihinde ayrı bir yere sahiptir.

Not: Haberin içerisindeki infografi yapay zeka aracı Claude yardımıyla oluşturulmuştur.

Foto kaynak: Wikimedia Commons

İran’a saldırı: Savaşın ilk yedi günü

İlk hafta içinde İran’daki askeri altyapı, komuta merkezleri ve güvenlik kurumları hedef alındı; İran ise İsrail şehirleri ve ABD’nin Körfez’deki askeri üslerini vurdu.

Foto: Rudaw

28 Şubat 2026’da başlayan ve hızla bölgesel bir krize dönüşen İran savaşı, ilk haftasında Orta Doğu’daki güç dengelerini sarsan gelişmelere sahne oldu. ABD ve İsrail’in İran’daki askeri hedeflere yönelik hava saldırılarıyla başlayan operasyon, İran’ın füze ve drone misillemeleriyle karşılık vermesi üzerine bölgesel bir çatışmaya dönüştü.

İlk hafta içinde İran’daki askeri altyapı, komuta merkezleri ve güvenlik kurumları hedef alındı; İran ise İsrail şehirleri ve ABD’nin Körfez’deki askeri üslerini vurdu.

Uluslararası toplumdan ise çoğunlukla ateşkes ve diplomasi çağrıları geldi.

Iran War First Week Interactive Map

Iran War – 28 Feb to 6 Mar 2026

Interaktif harita: ABD-İsrail saldırıları, İran misillemeleri ve sivil hedefler

28 Şubat

Savaşın başlangıcı

ABD ve İsrail, İran’daki askeri hedeflere yönelik geniş çaplı saldırılar başlattı. İran’ın başkenti Tahran başta olmak üzere İsfahan, Kum ve Kirmanşah’ta patlamalar rapor edildi.

ABD Savunma Bakanlığı saldırıların amacını şöyle açıkladı: “Operasyon İran’ın saldırı kapasitesini zayıflatmayı ve bölgesel tehditleri azaltmayı amaçlıyor.”

İsrail hükümeti ise operasyonu “önleyici savunma” olarak nitelendirdi.

Liderlik hedefi

Saldırılar sırasında İran’ın dini lideri Ali Khamenei hayatını kaybetti. İran yönetimi bu suikastı “uluslararası hukukun açık ihlali” olarak nitelendirdi ve yeni liderlik konseyi oluşturdu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden İran dini lideri Ali Hamaney için intikam almanın İran İslam Cumhuriyeti’nin “meşru hakkı ve görevi” olarak gördüklerini söyledi. Pezeşkiyan ayrıca, Hameney’e yönelik bu suikastı, “Müslümanlara, özellikle de Şiilere karşı açık savaş ilanı” olarak nitelendirdi.

Sivil kayıplar

ABD-İsrail savaş uçakları, İran’ın Hormozgan eyaletinde bulunan Minab kentinde bir okulun vurulduğu bildirildi. Saldırıda 168 kız çocuğu hayatını kaybetti. Bu olay savaşın ilk gününden itibaren uluslararası tepkilere yol açtı.

1–2 Mart

İran’dan misilleme

İran Devrim Muhafızları İsrail ve ABD üslerini hedef alan füze saldırıları başlattı.

Hedefler:

  • Tel Aviv
  • Hayfa
  • ABD’nin Katar’daki Al Udeid üssü
  • Bahreyn’deki ABD 5. Filo karargâhı

İran yönetimi saldırıları “meşru savunma” olarak tanımladı.

2–3 Mart

İran’daki askeri altyapı hedefte

ABD ve İsrail saldırıları İran’ın askeri kurumlarına yöneldi.

Vurulduğu bildirilen hedefler:

  • Devrim Muhafızları tesisleri
  • füze depoları
  • askeri üsler
  • devlet televizyonu merkezleri

World Health Organization bazı sağlık tesislerinin de hasar gördüğünü açıkladı.

3–5 Mart

Savaş bölgeselleşiyor

İran’ın misilleme saldırıları Körfez ülkelerine yayıldı.

Füze ve drone saldırıları şu ülkelerde rapor edildi:

  • Katar
  • Bahreyn
  • Kuveyt
  • Birleşik Arap Emirlikleri

Gulf Cooperation Council ülkeleri ortak açıklama yaparak gerilimin düşürülmesini istedi.

Deniz çatışması

Savaşın ilerleyen günlerinde deniz çatışmaları da yaşandı. ABD donanması bir İran savaş gemisini batırdı. Bu olay çatışmanın deniz boyutuna genişlediğini gösterdi.

4–6 Mart

İran’da internet kesintisi

İran hükümeti ülke genelinde internet erişimini sınırladı. Yetkililer bunu güvenlik gerekçesiyle yaptıklarını açıkladı.

İlk haftanın bilançosu

Bağımsız raporlara göre:

yüzlerce füze fırlatıldı. İran’da 1000’den fazla kişi öldü. İsrail’de 10’dan fazla kişi öldü. Körfez ülkelerinde yaralanmalar rapor edildi.

Not: Bu haberde kullanılan harita, yapay zeka aracı Chatgpt tarafından nihaplus için yapılmıştır.

DEM Parti: 8 Mart tatil ilan edilsin

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Foto: Ferid Demirel
Foto: Ferid Demirel

DEM Parti, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil ilan edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

Teklif, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.

“Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi”

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Gerekçede, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan edilmesinin emek mücadelesinin tarihsel öneminin tanınması anlamına geldiği belirtilerek, 8 Mart’ın da benzer şekilde kadınların mücadelesinin kamusal ve kurucu bir değer olarak tanınmasını sağlayacağı ifade edildi.

“Kadınların bir araya gelmesini güvence altına alacak”

Teklif metninde, 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesinin kadınların o gün ücretli ya da ücretsiz emek baskısı altında kalmadan bir araya gelmesini, forumlar, yürüyüşler ve dayanışma etkinlikleri düzenlemesini mümkün kılacağı kaydedildi.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.