Bu yıl 33’üncüsünü düzenlenen Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde kazananlar belli oldu. Evrensel’den Filiz Gazi ve Özlem Temena Türkçe haber dalında birinci oldu. Kürtçe haber dalında Ajansa Welat’tan Nedim Oruç, Video haber’de Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar, Fotoğraf dalında ise Ardıl Batmaz ödüle layık görüldü. Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü’nün sahibi MEBYA-DER oldu.
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) bu yıl 33’üncüsünü düzenlediği Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri açıklandı. Yarışmaya toplam 72 eser başvurdu. Jüri üyelerinin, yoğun katılım nedeniyle değerlendirme sürecinde zorlandığı belirtildi.
Türkçe haber dalı
Birincilik ödülünün sahibi, Evrensel gazetesinden Filiz Gazi ve Özlem Temena oldu. İkiliyi ödüle taşıyan “Fabrikalarda Uzuv Kayıplı Kaza Gerçeği” başlıklı haber dizisi, fabrika, maden ve inşaat kazalarında uzuv kaybeden işçilerin yaşadığı hukuki, ekonomik ve sosyal süreci mercek altına alırken iş güvenliği eksikliklerine ve kayıt dışı çalışmaya dikkat çekiyor.
İkincilik, Yeni YaşamGazetesi‘nden Reyhan Hacıoğlu‘nun “Kürdün dağı taşı yağmalanıyor” başlıklı Kürt illerindeki maden ve doğa tahribatını konu alan haberine verildi. Kürdistan’da yaşanan doğa katliamını haritalandırmak ve toplu bir veri çıkarmak amacıyla yapılan haber, Türkiye’de çok uzun süredir yaşanan doğa katliamının çok daha derinlikli ve ağır bir tablosunun özellikle süreçle birlikte Kürdistan’da devreye sokulduğunu, satılmış ancak henüz işletmeye açılmamış maden sahalarıyla birlikte önümüzdeki yıllarda coğrafyada neredeyse insanlara yaşam alanı kalmayacağına dikkat çekiyor.
Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç, Şırnak’taki AKP’li belediye yöneticilerinin usulsüzlüklerini belgeleyen altı bölümlük “Dek û dolabên rêveberên AKPê yên Şirnexê” başlıklı dosya haberiyle birinciliği aldı.
Mansiyon ödülü ise yine Ajansa Welat‘tan Heval Önkol‘a, yazar İsmet Konak’la yaptığı söyleşiye dayanan “Yado û têlî xanime pîya ameyî qirkerdene” başlıklı habere verildi.
Mezopotamya Ajansı’ndan (MA)Emrullah Acar, 88 yaşındaki Fatime Ülüş’ün oğlunun mezarını bulmak için Strazburg’dan Şırnak’taki Cudi Dağı’na yaptığı 4 bin 600 kilometrelik yolculuğu belgeleyen “Bir mezar taşı peşinden 88 yaşında Strazburg’tan Cûdî’ye” başlıklı haberiyle ödülün sahibi oldu. Jüri, hikayenin bireysel bir kayıp anlatısının ötesine geçerek toplumsal hafızaya ve yas hakkına işaret ettiğini vurguladı.
Fotoğraf dalında serbest gazeteci Ardıl Batmaz, toplu anma töreninde çekilen “Yitirilenlerin Işığında” adlı karesiyle ödüllendirildi.
“Yitirilenlerin Işığında”, Foto: Ardıl Batmaz
Mansiyon, Dokuzsekiz Haber‘den Sultan Kılıç‘ın Rojin Kabaiş için düzenlenen eyleme dair fotoğrafına gitti.
Karikatür dalında ise Ereğli Ceza İnfaz Kurumu’ndan Mahmut Ulusan, “Voltran Voltran Voltran” adlı eseriyle ödüle değer görüldü.
“Voltran Voltran Voltran”, Çizer: Mahmut Ulusan
Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü
Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü, yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla dayanışma çalışmaları yürüten MEBYA-DER’e (Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği) takdim edildi.
Ödül töreni, 23 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da Diyarbakır Yenişehir’deki ÇandAmed Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
11 ilde yapılan ev baskınlarında ESP’de faaliyet yürütmüş kişilerin yanı sıra SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de dahil 39 sosyalist gözaltına alındı.
Foto: ETHA
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında bugün (15 Eylül) sosyalistlere yönelik bir operasyon gerçekleştirildi.
Etkin Haber Ajansı’nda (ETHA) yer alan bilgilere göre sabah saatlerinde İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Diyarbakır, Mersin, Muğla, Şanlıurfa ve Elazığ’da ev baskınları düzenlendi.
Aktarılan bilgilere göre soruşturma, bir itirafçı beyanına dayanıyor. Toplam 52 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken 8 kişi yurtdışında, 2 kişi ise halihazırda cezaevinde bulunuyor. Kalan 42 kişiye yönelik düzenlenen ev baskınlarında ise 39 kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nde (ESP) faaliyet yürütmüş kişilerin yanı sıra Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de yer alıyor.
ESP, yaptığı açıklamada operasyonun itirafçı beyanlarına ve “uydurma gerekçelere” dayandırıldığını, toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik bir adım olduğunu savundu ve gözaltındakilerin serbest bırakılmasını istedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), barış ve demokratik çözüm sürecinin konuşulduğu bir dönemde toplumun farklı kesimlerinin ardı ardına hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, SYKP’li ve ESP’li isimlerin gözaltına alınmasının tabloyu ağırlaştırdığını belirtti.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ise geçtiğimiz günlerde LGBTİ+’lara yönelik baskınların ardından bugün de sosyalistlere yönelik operasyonla karşılaşıldığını, soruşturma ve gözaltıların muhalefet üzerinde süreklileşen bir baskı aracına dönüştüğünü ifade etti.
Benzin ve motorin fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 artırılması, Suriyelileri sokaklara döktü. Hayat pahalılığından şikayetçi olan eylemciler karayollarını kapattı. Esad yanlısı Suriye İslami Direniş Cephesi ise halka eylemleri büyütme çağrısı yaptı.
Foto: Mezopotamya Ajansı
Suriye, Esad’ın düşmesinden sonra yaşanan en geniş çaplı gösterilere sahne oluyor. Geçtiğimiz günlerde Rojava kentlerinde düzenlenen eylemler, bu sefer farklı bir nedenden dolayı Suriye kentlerinde yaşanıyor.
Halep, Hama, Şam kırsalı, Dera, Rakka, Deyrizor ve Haseke’nin yanı sıra şimdiki İslamcı iktidarın “kalesi” olarak bilinen İdlib’de de eylemciler sokakta.
Benzin ve motorin fiyatlarına yaklaşık yüzde 40 zam
Protestolar her ne kadar 13 Eylül’de yürürlüğe giren yeni akaryakıt tarifesinin ardından başlasa da eylemciler genel olarak hayat pahalılığından şikayetçi.
Suriye Enerji Bakanlığı zamlara gerekçe olarak, küresel enerji maliyetleri, ithalat giderleri ve Suriye’nin en büyük petrol rafinerisi olan Banyas Rafinerisi’nin bakıma alınmasını gösterdi.
Benzin ve motorin fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 artırılmasının gıda, ulaşım ve tarımsal ürünlerin fiyatlarını katlayacağı da düşünülüyor.
“Kıtlık günlerini arar olduk”
Gazeteci Hasan Sivri’nin X hesabından paylaştığı ve konuşmasının Türkçe çevirisini yaptığı bir eylemci açlıktan tükendiklerini, insanların şekerli suyla ayakta kaldığını söyledi.
“Eskiden asla istemediğimiz —inşallah da yaşamayız dediğimiz— o kıtlık günlerini bile arar olduk!” diyen eylemci, HTŞ iktidarına seslenerek “Biz sizin yanınızda durduk siz de bizim yanımızda durun,” dedi.
Suriyeliler her yerde isyanda. Bir Suriyeli Colani’ye: -Yeter, canımıza tak etti, bardak taştı! -Açlıktan tükendik! İnsanlar şekerli su ile ayakta. -Tüm dünya Esad’a ambargo uyguladı ama mazot yine de böyle yükselmedi!
Eylemciler uluslararası yolu kesti, kolluk gerçek mermiyle müdahale etti
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin paylaştıklarına göre İdlib ve Halep’e bağlı Azez’de kolluk güçleri ve göstericiler arasında çatışma yaşandı. Kolluğun bazı bölgelerde göstericilere gerçek mermilerle ateş ettiği bilgisi paylaşıldı.
Foto: Suriye İnsan Hakları Gözlemevi
Yine gözlemevinin paylaştıklarına göre göstericiler Saraqib kırsalında bulunan İdlib yakınlarındaki uluslararası M4 yolunu ve M5 yolu olarak bilinen Şam-Halep karayolunu kesti. İki karayolunun da Şam için stratejik önemi büyük.
Kolluk güçlerinin göstericileri gerçek mermilerle ateş ederek dağıttığı bilgisini teyit eden Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, yetkilileri protestolarla başa çıkmak için güç kullanmamaları konusunda uyardı, Suriyelilerin toplanmalarını ve taleplerini barışçıl bir şekilde ifade etme haklarına saygı gösterilmesini istedi.
Suriye İslami Direniş Cephesi halkı sokaklara çağırdı
17 Aralık 2024’te, Baas rejimi düştükten sonra kurulan, Esad yanlısı Suriye İslami Direniş Cephesi 13 Eylül’de yaptığı açıklamada Suriyelileri protestoları genişletme çağrısı yaptı.
İslami Direniş Cephesi’nin açıklaması
Suriye İslami Direniş Cephesi açıklamasında yaşananları “bir devrim dalgası olarak” nitelendirdi. HTŞ’nin ülkenin egemenliğini ipotek altına aldığının söylendiği açıklamada kolluğun göstericilere müdahalesi kınandı.
Açıklamada Suriyeliler HTŞ rejimi gidene kadar kesintisiz bir direnişe çağrıldı.
Yeni eğitim-öğretim yılı, bugün başladı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Diyarbakır’da sınıf öğretmenliği yapan Ayşe, yeni döneme hangi koşullarda girildiğini Niha+’a anlattı.
Fotoğraf: MEB
Okul öncesi ile ilkokul 1’inci ve ortaokul 5’inci sınıflar için düzenlenen Okula Uyum Haftası’nın ardından tüm kademelerde eğitim-öğretim bugün başladı.
Milyonlarca öğrenci sınıflara girdi, öğretmenler ders başı yaptı.
Peki, yeni eğitim-öğretim döneminde öğrencileri ve öğretmenleri neler bekliyor? Milyonlarca öğrenci ve binlerce öğretmen yeni eğitim-öğretim yılına hangi sorunlarla giriyor?
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak ve Diyarbakır’da sınıf öğretmenliği yapan Ayşe*, yeni eğitim-öğretim yılına dair Niha+’a değerlendirmelerde bulundu.
AKP iktidarı döneminde özel okulların sayısı katlandı
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Anayasa’nın 42. maddesinde “Türkiye’de eğitim, zorunlu eğitim ücretsiz ve parasızdır” dendiğini, ancak birçok meselede olduğu gibi bu meselede de yasaların olması gerektiği gibi uygulanmadığını söyleyerek başladı sözlerine.
AKP iktidarı döneminde özel okul oranının bütün okullar içinde yüzde 2’den yüzde 19,85’e çıktığını söyleyen Irmak, Beştepe’deki Eğitim Politikaları Kurulu’nda bulunan 12 kişiden üçünün özel okul patronu, sadece birinin eğitimci olduğunu ifade etti, “Madem Türkiye’de parasız, eşit, kamusal bir eğitim var, Anayasa’da da güvence altına alınmış, bunların izah edilmesi gerekiyor.” dedi.
“Niteliksiz ve gerici eğitim politikalarının her gün derinleşerek devam ediyor olması, okullarda temizlik meselelerinin sorunlu olması, biraz parası olan insanların çocuklarını devlet okuluna değil özel okula göndermesine neden oluyor” diyen Irmak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğitimde zirve yapmış ülkelere bakıldığında özel eğitim kurumu diye bir kurum yok. Yani özel okul yok. Her kademede eğitim devlet tarafından veriliyor, burada okuyan çocukların da her türlü eğitim gideri devlet tarafından karşılanıyor. Barınma, ulaşım, kırtasiye, bir öğün yemektir… Bunlar çok önemli şeyler. Gerçek anlamda kamusal ve parasız olan eğitimde bunlar sağlanır.”
”Liselerdeki giderler yüzde 63 artmış”
Bugün Türkiye’de ise giderlerin velilerin üstüne yüklendiğini söyleyen Irmak, “Üstelik okullardaki giderler, mesela ilkokulda bir yıl öncesine göre yüzde 51 artmış, ortaokullarda yüzde 43 artmış, liselerde yüzde 63 artmış” diye konuştu.
Irmak, bütün velilerin çocuklarının iyi eğitim alabilmesi için ya lise döneminde ya üniversite döneminde ya da üniversite bittikten sonra yüksek lisans döneminde çok ciddi paralar harcayarak çocukların iyi eğitim almasını sağlamaya çalıştıklarını ifade etti. Velilerin, çocukları üniversiteye gittiğinde dahi barınması ve beslenmesi için çok ciddi paralar harcadığını da aktaran Irmak, bazı isim yapmış devlet okullarının kayıt için velilerden ücret istediğini de söyledi:
“Veliler gittiklerinde rıza da sağlanıyor belli ölçülerde. ‘Bu okula çocuğunuzu yazdırmanız için 150 bin lira, 200 bin lira bağış yapmanız lazım.’ deniliyor. Götürüp özel okula 700-800 bin lira vermektense çocuklarını devlet okuluna götürüp bu parayı veriyorlar.”
“Tek inanç, tek din varmış gibi…”
Irmak, eğitimdeki ideolojik dönüşümün 2012-2013 eğitim-öğretim yılında 4+4+4 uygulamasının gelmesiyle birlikte başladığını, o dönemde müsteşar olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in de bu dönüşüm süreçlerinde görev aldığını söyledi.
“O dönemle birlikte okul müdürleri değişti. Okul müdürleri iktidara yakın sendikalardan seçildi. Müfredat değiştirildi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli hayata geçirildi. Şimdi de bütün bu dönüşümleri hayata geçirebilmeleri için Eğitim Akademileri kuruldu.”
Irmak, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Saygılıyım” (ÇEDES) uygulamasının ise başlı başına bir problem olduğunu söyledi. İsmine karşın hiçbir çevre problemiyle ilgilenmediklerini, ÇEDES’in programının, planının, uygulama alanlarının neredeyse tamamının Diyanet İşleri Başkanlığı’na, bir kısmının da Gençlik ve Spor Bakanlığı’na ait olduğunu söyledi.
Irmak, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin de bahsettiği ideolojik dönüşümde önemli bir uğrak olduğunu ifade etti:
“Geçtiğimiz son iki yılda bu ülkede sadece bir tek inanç, bir tek din varmış gibi ‘Maarifin Kalbinde Ramazan’ diye uygulamaya başladılar. Ama normalde laik ve demokratik bir ülkede, bizim Anayasamızda da bu yazılı, devlet bütün inançlara eşit mesafede durmalı. Herhangi bir inancın, inanç ritüellerini okulda destekleyen, öne çıkaran bir yaklaşım içinde olmaması lazım ama bunlar da maalesef yapılıyor, yapılmaya devam ediliyor. Bunlar hem okullarda huzuru bozan hem ülkemiz gençliğini bilimsel bir eğitimle geleceğe taşımak yaklaşımı içinde olmayan uygulamalar.”
Bakan Tekin: MESEM’lerde 37 öğrenci hayatını kaybetti
DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun MESEM’ler ve çocuk ölümlerine ilişkin soru önergesini yanıtlayan Yusuf Tekin’in, 2025 ve 2026 yıllarında 37 öğrencinin yaşamını yitirdiğini açıkladığını aktaran Irmak, bu sayının kamuoyunun bildiği 22-23 öğrenciden çok daha fazlası olduğunu, bakanın 9 bin 950 de “kaza” yaşandığını ifade ettiğini söyledi.
Irmak, ayrıca MESEM’lerde birçok kız çocuğunun da tacize uğradığının basına yansıdığını hatırlattı.
“Çocukları şiddete yönelten olguları ortadan kaldırmadığınız sürece bu sorunun üstesinden gelemezsiniz”
Okulların yaşadığı güvenlik krizine dair ise “Okulun önüne bir güvenlik koyarak bu sorunu çözemezsiniz. Şiddete sebep olan, çocukları şiddete yönelten olguları ortadan kaldırmadığınız sürece bu sorunun üstesinden gelemezsiniz. Ama meseleye pedagojik yaklaşmayan, bilimsel yaklaşmayan, bilimi neredeyse okulların kapı dışına atmaya çalışan bir iktidardan maalesef bunları beklemiyoruz. Umarım bu tür olaylar yaşanmaz.” dedi.
Fotoğraf: EğitimSen Genel Başkanı Kemal Irmak
“Öğretmeni bir özne olmaktan çıkaran eğitim anlayışının zaten başarılı olma şansı yok”
Irmak, öğretmenlerin norm fazlası nedeniyle baskıya uğradığını ifade etti. “Plansızlık yüzünden bir ilde 12.000 öğretmen açığı var, bir ilde işte 3.000-4.000 öğretmen fazlası var. Bütün bu plansızlıklar sonucunda fazla olan öğretmenler baskı altına alınıyor, istemleri dışında başka yerlere gönderiliyorlar. Öğretmeni itibarsız bırakan, öğretmeni bir özne olmaktan çıkaran eğitim anlayışının zaten başarılı olma şansı yok. Öğretmendir eğitim alanında en temel özne.” diye konuştu.
“Bilimsel ve laik eğitim ilkelerinden uzaklaştırılan uygulamalara son verilmesini istiyoruz”
Irmak, sendikası Eğitim Sen’in taleplerini ve mücadele zeminini şöyle özetledi:
“Biz aynı zamanda laik, parasız, demokratik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi, ana dilinde, karma bir eğitimi hayata geçirilmesi için mücadele ediyoruz. Zaten eğer bu saydığımız başlıklara uygun bir milli eğitim politikası hayata geçirilirse kimse sorun yaşamaz. Karma, parasız, bilimsel, demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve ana dilinde diyoruz. Bu yaklaşımdan uzak olunması, problemlerin temelini oluşturuyor.
Bütün eğitim emekçilerinin bir kere ücretleri yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını talep ediyoruz. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik başta olmak üzere bu güvencesiz istihdam uygulamalarına son verilmesini istiyoruz. Her okula ihtiyacı oranında doğrudan yeterli bütçe ayrılmasını istiyoruz. Tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek istiyoruz. Bu çok önemli bir şey, bunun mücadelesini Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu ile birlikte de sürdürüyoruz. Çocukların temel kırtasiye ve eğitim materyallerinin ücretsiz karşılanmasını istiyoruz. Kayıt parası, zorunlu bağış gibi uygulamalardan vazgeçilmesini istiyoruz. Okul servis ve ulaşım giderlerinin kamusal olarak desteklenmesini istiyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başta olmak üzere bilimsel ve laik eğitim ilkelerinden uzaklaştırılan uygulamalara son verilmesini istiyoruz. Bu gibi başlıklarda mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bütün bu sorunlar varken bakan öğretmenlerin ne giyeceğiyle ilgileniyor, önlük giydirmeye çalışıyor. Aslında eğitim sorunlarının üstünü kapatmaya, manipüle etmeye dönük hamlelerle uğraşıyor.”
“Her şeye rağmen sorunsuz bir eğitim-öğretim yılı diliyoruz. Çocukların şiddete, ayrımcılığa uğramadığı, okullara aç gitmediği, öğretmenlerin güvence içinde ve itibarlarının kendine iade edildiği bir eğitim-öğretim yılı diliyoruz bütün çocuklarımıza, öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize.” diyerek sözlerini noktaladı.
“Şimdiki model kalabalık sınıflar için uygun değil”
Diyarbakır’da sınıf öğretmenliği yapan Ayşe, “2008 yılından itibaren sahada aktif görev alan 2014 yılı itibariyle milli eğitim bünyesinde sınıf öğretmeni olarak çalışan biri olarak; üniversiteye yerleştiğim yıl olan 2008’den günümüze 7 milli eğitim bakanı ve 3 farklı eğitim müfredatına bağlı çalıştığımı söyleyebilirim.” diyerek sözlerine başladı.
Son değişikliğin ise 2024-2025 eğitim-öğretim yılında uygulanmaya başlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olduğunu ekledi.
Kendisine göre eğitim modelindeki en büyük eksikliğin pilot uygulamanın yapılmamış olması olduğunu söyleyen Ayşe, pilot uygulama yapılmadığı için eksiklikler ve bunlara karşı alınacak önlemlerin tamamen öğretmenin kriz yönetimine bağlı olduğunu belirtti, “Bu durum hem zaman hem emek kaybı demek.” dedi.
“Bir diğer eksiklik şimdiki modelin kalabalık sınıflar için uygun olmayışı.” diyen Ayşe, kendilerine verilen eğitimin “yüzeysel” ve “pratikten kopuk” olduğunu, yıllarca uygulanması planlanan bir modelin 2-3 günlük seminerlerde, slaytlarla anlatılmaya çalışıldığını söyledi.
Şu örneği verdi:
“Modele göre ilkokul sınıf mevcudu 30-35 arası olmalı ancak uygularken istenen etkinlikler verilen sürelere göre sınıfın en fazla 20-25 olması gerektiğini gösteriyor. Pilot uygulamalar yapılsaydı bu sonuçlara zaten ulaşılacaktı. 2025-2026 yılında okuttuğum 1. sınıf mevcudum 50’ye yakındı.Umarım en kısa sürede revizyona gidilir.”
Ayşe, “İlkokul dönemindeki öğrenciler somut olanı anlar. Müfredatta pedagojik uyumsuzluk var. Soyut ve felsefi kökenli değerler eğitimini 6-10 yaş arasına anlatacak kaynak eksikliği, yöntem yetersizliği çok fazla.” diye konuştu.
Etkinliklerin güzel olduğunu ancak fiziki alt yapılarının olmadığını söyleyen Ayşe, sınıfların kalabalık olduğunu ve sıra düzenini değiştirip etkinliği yapacak yeterli alan olmadığını, etkinliklerin uygulamaya uygun olmayışının çocukları da üzdüğünü ifade etti.
“Öğrenciler olumsuz etkilenmesin diye etkinlikleri gruplara bölerek yaptırmaya başladım. Evde yapmaya uygun olanları hafta sonu etkinliği olarak veriyorum. Bu şekilde her öğrenci en az bir etkinlik yapmış oluyor zamandan biraz kazanmış oluyoruz.”
“Belirsizlik yaşadığım çok fazla konu var”
Ayşe, bu dönemki sınıfı hakkında şunları söyledi:
“Bu dönem tekrar 1. sınıf okutacağım. Bağlar ilçesinde, göçmen ailelerin yaşadığı bir bölge. Sınıfımın şu an mevcudu 10’u göçmen öğrenci olmak üzere toplam 30 öğrenci. Okulun fiziki koşulları gayet iyi ancak bölge dezavantajlı bir bölge. Belirsizlik yaşadığım çok fazla konu var.”
Ailelerde ya tek çalışan var ya da çalışan olmadığını, çok fazla parçalanmış aile olduğunu, göçmen öğrenci ve veliyle aralarında ciddi bir iletişim eksikliği olduğunu, olacağını söyleyen Ayşe, bir diğer problemin de göçmen öğrenciler ve yerli öğrenciler arasında yaşanan şiddet olayları olduğunu belirtti.
“Okul forması ve okul ihtiyaçları en uygun yerlerden alınsa bile 4500-5000₺ civarı.” diyen Ayşe, bahsettiği rakama ayakkabı, mont ve beslenme ihtiyacını bile dahil etmediğini söyledi. Sözlerini şöyle noktaladı:
“Öğrencilere kırtasiye malzemesi okul forması sosyal devlet anlayışıyla ücretsiz verilmeli. En az bir öğün sağlıklı gıda ücretsiz dağıtılmalı.”
*: Öğretmenin ismi güvenlik sebebiyle değiştirilmiştir.
Rojava’nın Kobanê kentinde, Hesekê yakınlarında 26 yaşındaki Sîpan Hiznî’nin öldürülmesinin ardından kentte çıkan protestolarda tutuklanan kişilerin tutulduğu cezaevinde yangın çıktı. Çıkan yangında dokuz kişinin yaşamını yitirmesinin ardından kentte yas ilan edildi. KCK ise yaptığı açıklamada halkın protesto hakkına dikkat çekti, başsağlığı diledi.
Kuzey ve Doğu Suriye / Rojava’nın Kobanê kentinde, Hesekê yakınlarında Hesekê Tugayı’na bağlı 26 yaşındaki asker Sîpan Hiznî’yi (Seban/Sami Şeyhmus Hasu), bir grup silahlı kişinin kaçırıp Serekaniye’nin Edlan köyünde öldürdüğü öğrenildi.
Bunun ardından Qamişlo, Hesekê ve Amûdê gibi Rojava kentlerinde protestolar düzenlendi. Eylemlerin ardından geçici Suriye hükümetine bağlı silahlı güçler protestolara müdahale etti, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Gözaltına alınan protestocuların tutulduğu Kobani’de bulunan bir cezaevinde çıkan yangının ardından dokuz kişi yaşamını yitirdi, 17 kişi ise yaralandı.
Cezaevi yangınında hayatını kaybeden dokuz kişi için iki günlük yas ilan edildi. Yas kararını Kobani Şehit Aileleri Kurumu duyurdu.
13 Eylül sabahından itibaren şehir merkezindeki çarşı, toptancı hali ve diğer bölgelerde esnaf kepenk kapattı. Sokakların büyük ölçüde boş kaldığı kentte, güvenlik güçleri devriye faaliyetlerini sürdürdü. Pazar günü yapılması planlanan cenaze töreni ertelenerek 14 Eylül Pazartesi günü saat 17.00’ye alındı.
Yangında yaralananlardan 12’sinin hastanelerdeki tedavisinin sürdüğü, bazılarının durumunun ağır olduğu bildirildi. Hafif derecede yaralanan veya dumandan etkilenen bazı tutuklular ise tedavilerinin ardından taburcu edildi.
Yangını soruşturma talebi
Kobani Şehit Aileleri Kurumu ile kent sakinleri, yangının bütün yönleriyle araştırılması, ihmali veya sorumluluğu bulunanların yargılanması için bağımsız ve şeffaf soruşturma istedi. Kurum, yas ilanının yanı sıra benzer olayların tekrarlanmaması için cezaevindeki yönetim ve müdahale zincirinin açıklanmasını talep etti. ANHA’nın aktardığına göre kentteki başlıca talep, yangının koşullarının bağımsız biçimde ortaya çıkarılması oldu.
Halep İç Güvenlik Komutanlığı da yangının çıkış nedenini, sorumluları ve cezaevi yönetiminin uygulamalarını araştırmak üzere soruşturma başlatıldığını; sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.
Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mazlum Abdi, Kobani’ye giderek yangında yaralananları hastanede ziyaret etti ve yaşamını yitirenlerin aileleriyle görüştü. Abdi ayrıca Suriye ordusunun 60. Tümen Komutan Yardımcısı Çiya Kobani ile bir araya gelerek gerginliğin düşürülmesini görüştü. Görüşmelerin ardından Halep’ten gönderilen güvenlik güçlerinin kentten çekildiği bildirildi.
KCK’den açıklama
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise yaşananların ardından yaptığı açıklamada Sipan Hiznî ve Kobani’de yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diledi.
KCK, Suriye geçici hükümeti ve Rojava yönetimi arasında yürütülen entegrasyon sürecine atıf yaparak “Bir entegrasyon demokratikleşme temelinde olacaktır. Entegrasyonun demokratik yanı farklı tüm kimliklerin eşit ve özgür olarak görülmesiyle sağlanır.” dedi.
Geçici Şam hükümetinin, kendilerine de zarar verecek yaklaşım, tutum ve müdahalelerden uzak durması gerektiğinin ifade edildiği açıklamada, Şam hükümetinin Kürtçe eğitime yönelik sınırlandırıcı yaklaşımı da eleştirilerek “14 yıldır yapılan eğitime yönelik bu saldırı; geçici Şam hükümetinin Kürt varlığını gerçek anlamda tanımak istemediğini göstermektedir. Böylece BAAS milliyetçiliğinin dinci versiyonu dayatılmaktadır.” denildi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı imzasıyla yayımlanan açıklamada şunlara da dikkat çekildi:
“Özerk Yönetim aylardır demokratik entegrasyon için hem Şam hükümetiyle görüşmeler yapmakta hem de bu konuda toplumsal bir mücadele yürütmektedir. Ancak son zamanlarda demokratik entegrasyon konusunda sorunlar yaşandığı görülmektedir. Bir halkın anadilde eğitiminin tartışma dışı olması gerekirken Rojava ve Kürtlerin bulunduğu alanlarda 14 yıldır yapılan anadilde eğitim engellenmek istenmektedir. Kürtçe eğitim ciddi biçimde sınırlandırılmaya çalışılmaktadır. 14 yıldır yapılan eğitime yönelik bu saldırı; geçici Şam hükümetinin Kürt varlığını gerçek anlamda tanımak istemediğini göstermektedir. Böylece BAAS milliyetçiliğinin dinci versiyonu dayatılmaktadır.
Halkımız ve gençler buna karşı günlerdir ayaktadırlar. Anadilde eğitimlerine sahip çıkacaklarını göstermişlerdir. Kürt halkının bu örgütlü gücü anadilde eğitimin sürdürülmesini sağlayacaktır. Halk ve öğrenciler, anadilde eğitimimiz kırmızı çizgimizdir, demektedirler. BAAS döneminde hiç öğretilmiyordu, demek bir demagojiden ibarettir. BAAS rejimiyle kıyaslamak daha baştan Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını sınırlamanın zeminini yaratmaktır. Halkımız bu tür oyunları da kabul etmeyeceğini göstermiştir.
Demokratik entegrasyon her şeyden önce yerel demokrasiyi, yerelin iradesini kabul etmekle olur. Kobanê’deki son yaşananlar göstermiştir ki, geçici Şam hükümeti yerel iradeyi reddetmektedir. Yerelde çözülecek sorunları Şam’dan ve Halep’ten güç göndererek çözme yaklaşımı aslında BAAS iktidarının yönetim kültürünü sürdürmek anlamına gelmektedir.
Geçici Şam hükümetinin bu yaklaşımı sadece Rojava ve Suriye’deki Kürt halkı tarafından değil, Kürdistan’ın dört parçası ve dünyadaki tüm Kürtler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. DEM Parti, Kobanê’deki müdahaleyi demokratik entegrasyon sürecine yönelik bir provokasyon olarak değerlendirmiştir. Rojava ve Suriye’deki Kürt nüfusunun Kürdistan’ın diğer parçalarından az olması sahipsiz oldukları ve bu saldırıyı kabul edecekleri anlamına gelmemektedir.
Rojava ve Suriye’deki Kürtler demokratik devrimini yapmış Kürtlerdir. Bu devrim onlara bir bilinç, irade ve örgütlülük kazandırmıştır. Halkımız bu gücünü demokratik eylemliliklerle ortaya koyarak her türlü saldırıyı püskürtebilir. Demokratikleşme ve temel demokratik haklar beklenerek ne korunur ne de kazanılır! Bu açıdan halkımız demokratik haklarını meşruiyet içinde kullanabilir. Anadilde eğitim için halkın ve öğrencilerin tutumları demokratik haklarını kullanmalarına önemli bir örnektir. Demokratik mücadeleyi güçlü tutmak ve süreklileştirmek için demokratik toplum örgütlenmesinin yaygın ve derinliğine gerçekleştirmek çok önemlidir.
Geçici Şam hükümeti, kendilerine de zarar verecek yaklaşım, tutum ve müdahalelerden uzak durmalıdır. Kürdün gücünü demokratikleşme ve Suriye’nin istikrarı için değerlendirmelidir. Suriye devleti tüm kimliklerin ve inançların özgür ve demokratik yaşamını tanıdıkça istikrara kavuşur ve güçlenir.”
DEM Parti: Açık bir provokasyon
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu ise yaptığı açıklamada yaşananları provokasyon olarak değerlendirdi.
12 Eylül’de yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“Haseke Tugayı bünyesinde görev yapan Sîpan Hiznî’nin kaçırılarak katledilmesini ve Kobanî Cezaevinde tutukluların yaşamını yitirmesine neden olan müdahaleyi kınıyoruz. Bu acı kayıplar nedeniyle derin bir üzüntü içindeyiz. Hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Rojava halkına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Sîpan Hiznî’nin Suriye’deki entegrasyon sürecinin hassas bir aşamasında katledilmiş olması dikkat çekicidir. Bu cinayet ve cezaevine yönelik müdahale biçimi açık bir provokasyondur.
Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve Kobanî Cezaevinde yaşananlar titizlikle soruşturulmalıdır. Ölümlerin nedeni derhal açığa çıkarılmalı, sorumlular hiçbir makam ya da rütbe ayrımı gözetilmeksizin tespit edilmelidir.
Halep’ten Kobanî’ye sevk edilen güvenlik güçlerinin bölgeden geri çekilmesinin yaşanan gerginliğin büyümesini önleyecek en doğru adım olacağı kanaatindeyiz. Şam rejimi olayları tırmandıracak müdahalelerden kaçınmalıdır. Rojava halkının demokratik tepkisi müdahaleyle karşılanmamalı; toplumsal gerginliği artıracak değil azaltacak bir yaklaşım esas alınmalıdır.
Sürecin bu denli kırılgan bir eşiğinde yaşanan her olay bir provokasyon zeminine dönüşmeye açıktır. Bu zeminin oluşmasına izin vermemek, sorumluluk taşıyan herkesin ortak görevidir.”
Kaos GL Derneği’ne yönelik gece saatlerinde polis operasyonu düzenlendi. Operasyon sonucu yedek üyelerle birlikte yönetim ve denetim kurulu üyeleri evlerinden gözaltına alındı. LGBTİ+ dernek ve aktivistlerine ait olan onlarca site ve sosyal medya hesabı erişime engellendi.
Fotoğraf: bianet
Bugün gece saatlerinde KaosGL Derneği’ne ve üyelerine dönük polis operasyonu düzenlendi. Operasyon sonucunda yedek üyelerle birlikte denetim ve yönetim kurulu üyeleri gözaltına alındı.
Kaos GL, 50’ye yakın LGBTİ+ aktivistinin evlerinden gözaltına alındığını ve polislerin dernek ofisine de girdiğini kaydetti.
“Ailem Güvende” operasyonu
12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece saat Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir dahil 15 ilde LGBTİ+ derneklerine, LGBTİ+ aktivistlerine ve bazı mekanlara yönelik art arda operasyon düzenlendi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yayınladığı açıklamasına göre, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen “Ailem Güvende” adlı operasyonlarında 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı.
Derneğe “Müstehcenlik” suçlaması
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Kaos GL Derneği’nin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında yayımlanan içerikler için “müstehcenlik” suçlaması gerekçe gösterildi. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 11 Eylül 2026 tarihli kararında, başsavcılık, Kaos GL’nin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarında “müstehcenlik içeren paylaşımlar” yapıldığını ve bu içeriklerin çocuklar tarafından görülebilecek şekilde yayımlandığı iddia edildi ve savcılık tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde düzenlenen “müstehcenlik” suçu kapsamında soruşturma başlatıldı.
Soruşturmaya dahil olan içeriklerin derneğin kurumsal internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından paylaşılması da gerekçe gösterildi. Savcılık, paylaşımların “dernek çatısı altında oluşturulmuş bir sivil toplum kuruluşu faaliyetleri üzerinden derneğin kurumsal internet sayfaları ve sosyal medya hesapları kullanılarak” yapıldığını öne sürerek Dernekler Kanunu’na muhalefet kapsamında değerlendirme yapılmasını istedi.
KaosGL’nin aktardığına göre kararda, soruşturmaya ilişkin delil, fotoğraf ve basılı materyaller bulunması halinde bunlara el konulmasına da izin verildi. Hakimlik aktivistlere ait masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler, taşınabilir bellekler, CD ve DVD’ler ile diğer dijital materyaller üzerinde inceleme yapılmasına karar verdi. Şifrelerin çözülememesi veya dijital verilere erişilememesi halinde cihazlara el konulmasına da izin verildi.
LGBTİ+ mekanlarına eş zamanlı operasyon
Kaos GL’ye düzenlenen operasyonla eş zamanlı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Beyoğlu ve Şişli’de çok sayıda mekana operasyon düzenlendi. Operasyonlarda Taksim, Cihangir ve İstiklal Caddesi’ndeki gece kulüpleri ve masaj salonları dahil birçok adrese baskın yapıldı.
KaosGL Derneği’ne ilişkin yürütülen polis operasyonuyla ilgili belgede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın yürüttüğü bu operasyondan da bahsedildi.
İnternet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellendi
LGBTİ+ dernek ve aktivistlerine ait olan onlarca site ve sosyal medya hesapları, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9559 sayılı kararıyla erişime engellendi.
Erişim engeli kararlarının mesai saatleri dışında, Cumartesi günü alınması dikkat çekti.
Erişime engellenen internet siteleri: Kaos GL Derneği, 17 Mayıs Derneği, ÜniKuir, Pembe Hayat Derneği, SPoD, Genç LGBTİ+ Derneği, Lambdaistanbul, Muamma LGBTİ+ Derneği, velvele.net
Engellenen X hesapları: Levent Pişkin , Seyhan Arman, Zeynep Esmeray Özadikti, Yasemin Öz, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, Özgür Renkler Derneği, Queer Adana, Bilkent Üniversitesi resmi LGBTQIA+ öğrenci topluluğu, Velvele, İnter Dayanışma, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, İzmir LGBTİ+ Onur Haftası.
Erişime engellenen ve henüz Türkiye’den görünmez kılınmayan Instagram hesapları: Yıldız Tar, 17 Mayıs Derneği, Seyhan Arman, SPoD, Pembe Hayat Derneği, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Kulübü, Hacettepe Kuir Araştırmaları, Enes Hocaoğulları, HEVİ LGBTİ+ Derneği, İÜ Radar.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan sıkıyönetim rejimi, ülkeyi baştan aşağı denetim altına alırken Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, dönemin en ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı yer olarak tarihe geçti. Darbe yönetiminin başındaki Kenan Evren, Milliyet Gazetesi’nden Abbas Güçlü’ye verdiği demeçte “İdam kararlarını imzalarken ellerim hiç titremedi” demişti.
Fotoğraf: Sol – Arşiv
Bugün 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümü. 12 Eylül, birçok siyasi görüşten olan kişilerin ciddi baskı altına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla hafızalara kazındı.
12 Eylül sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kenan Evren komutasında yönetime el koydu. Ordu önce radyo ve televizyon binalarını ele geçirdi, aynı saatlerde okunan 1 No’lu bildiriyle parlamento ve hükûmetin feshedildiği, yurt genelinde sıkıyönetim ilan edildiği duyuruldu. Aynı bildiriyle yurt dışına çıkışlar da durduruldu ve ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı getirildi. TBMM ve hükûmet feshedildi, anayasa askıya alındı, siyasi partiler ve sendikalar kapatıldı. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi bazı parti liderleri gözaltına alınarak sürüldü. Çok sayıda sosyalist, özgürlükçü kurum üyeleri ile sendika üyeleri Çanakkale’nin Lapseki ilçesinde bulunan Zincirbozan askeri tesisine ve cezaevlerine gönderildi. Yönetim ise artık Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) eline geçmişti.
O dönemin MGK Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, MGK üyesi Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramirali Nejat Tümer, MGK üyesi Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenerali Nurettin Ersin, MGK üyesi Hava Kuvvetleri Komutanı Orgenerali Tahsin Şahinkaya, MGK üyesi Jandarma Genel Komutanı Orgenerali Sedat Celasun, MGK Genel Sekreteri Orgenerali Ali Haydar Saltık’tı.
Haziran 1980’den itibaren bu darbenin, “Bayrak Harekâtı” kod adı ile yapılmaya başlandığı biliniyor.
Dönemin resmi bilançosuna göre 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi hakkında idam istendi. 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı, 259 kişinin idam dosyasını yargıtay onadı. 171 kişinin ise gözaltında işkence sonucu öldüğü belgelendi, darbe yönetimi sebebiyle yaklaşık 300 kişinin ise öldüğu kaydedildi. Çoğu marksist, Alevi veya Kürt olan 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
12 Eylül Darbesi’ne giden süreçte ise Kanlı 1 Mayıs, Maraş Katliamı, Çorum Katliamı gibi çeşitli olaylar olmuş, “sağ-sol” çatışması olarak adlandırılan bu süreçte solcu ve marksist görüşlere dönük baskılar gittikçe artıyordu. Bu baskı ortamı, 12 Eylül 1980 darbesinin önünü açan etkenlerden biri olmuştur.
Darbeye Giden Süreç
1977–1980: 12 Eylül’ü hazırlayan olaylar
1 MAYIS 1977
Kanlı 1 Mayıs
Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlayan kalabalığa açılan ateş sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Sürecin başlangıcı sayılan olaylardan biri. İşçiler ve sendika üyeleri polis kurşunuyla yaralandı veya öldürüldü.
ARALIK 1978
Kahramanmaraş Katliamı
19 Aralık 1978’de sol görüşlü öğretmenlerin gittiği bir sinemaya bomba atılmasıyla olaylar başladı. Provokasyonlar sonucunda Alevi vatandaşların evleri işaretlendi ve şehirde saldırılar büyüdü. Siyasi ve mezhepsel gerilimin tırmandığı olaylarda solcu ve Alevi olan 111 kişi hayatını kaybetti.
1 ŞUBAT 1979
Abdi İpekçi Suikastı
Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
14 Ekim 1979
Terzi Fikri, Fatsa’da Belediye Başkanı Seçildi
Fikri Sönmez, bağımsız aday olarak Fatsa Belediye Başkanlığı’na seçildi; ilçeyi halk komiteleriyle yönetmeye başladı.
Mayıs-Temmuz 1980
Çorum Katliamı
Siyasi ve mezhepsel olaylarda çoğu Alevi olan 57 kişi hayatını kaybetti. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in bu süreçte Fatsa’yı işaret etmesi, Terzi Fikri’nin hedef gösterilmesinde rol oynadı.
11 TEMMUZ 1980
“Nokta Operasyonu”
Vali değişikliğiyle başlatılan operasyonla Fikri Sönmez gözaltına alındı, darbeden önce belediye başkanlığından bu şekilde uzaklaştırıldı.
22 TEMMUZ 1980
Kemal Türkler Suikastı
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.
6 EYLÜL 1980
Konya Kudüs Mitingi
İsrail Parlamentosunun Kudüs’ü başkent ilan etmesi nedeniyle Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde düzenlenen miting, darbecilerce müdahale gerekçelerinden biri olarak öne sürüldü. Erbakan, daha sonra bu mitingin Konya Belediyesi tarafından düzenlendiğini ve kendisinin mitinge davet edildiğini söylemişti.
Günlük hayat askeri denetim altında
12 Eylül sabahı duyurulduğu şekilde, o tarihten itibaren sıkıyönetim uygulamaları başladı.
İlk günlerde tüm gün süren sokağa çıkma yasakları, birkaç gün içinde günün belirli saatleriyle (günün ilk haftalarında 09.00-17.00 gibi) sınırlandırıldı, büyük şehirlerde gece yarısından sabaha kadar süren yasaklar yıllarca aralıklarla sürdürdü.
Şehirlerarası seyahatler izne bağlandı.
Gazete ve dergiler sıkı denetime alındı, Aydınlık Dergisi, Politika Gazetesi, Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu gibi birçok muhalif ve sol yayın kapatıldı, matbaalarda basılmakta olan kitaplar imha edildi. Dönem boyunca 31 gazeteci tutuklandı, yüzlerce gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazetecinin ise öldürüldüğü kaydedildi. İstanbul’da hiçbir gazete toplam 300 gün yayımlanmadı.
Siyasi partiler, sendikalar ve dernekler kapatıldı. Her türlü toplantı, gösteri ve yürüyüş yasaklandı.
Yaklaşık 2 milyon kişi güvenlik kayıtlarına alınarak fişlendi, binlerce öğretmen, akademisyen ve kamu görevlisi “sakıncalı” bulunarak görevden uzaklaştırıldı, on binlerce kişiye pasaport verilmedi, binlerce kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
Askeri yönetimin belirlediği anayasa için 7 Kasım 1982 Pazar günü yapılan bir referandum sonucu anayasa yüzde 92’lik “Evet” oyu ile onaylandı.
Sivil yargı büyük ölçüde askeri mahkemelere devredildi. Dönemin en ağır sonuçlarından biri de bu mahkemelerin verdiği idam kararları oldu.
Evren: “Asmayalım da besleyelim mi?”
12 Eylül döneminde askeri mahkemeler toplam 517 kişiye idam cezası verdi, bunlardan 50’si infaz edildi. Kenan Evren, bir röportajı sırasında idamlara ilişkin “bir sağdan, bir soldan astık” diye konuştu.
Darbe sonrası ilk idamlar 9 Ekim 1980’de gerçekleşti. Marksist Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu bu gün asıldı.
13 Aralık 1980’de, “darbeden önce bir askeri inzibat erini öldürdüğü” gerekçesiyle yargılanan ve idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren, Milli Güvenlik Konseyi’nce onaylanan hükümle ve yaşı büyütülerek Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edildi. Kenan Evren’in bu idam öncesinde sarf ettiği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü, Evren’i ve yaptığı idamları ifade eden sözlerden birisi olarak hafızalarda yerini korudu.
Bu dönemde verilen 50 idam kararı arasında, Veysel Güney, Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan gibi sol/marksist görüşlü insanlar da bulunuyor.
Kenan Evren, Milliyet Gazetesi’nden Abbas Güçlü’ye verdiği demeçte “İdam kararlarını imzalarken ellerim hiç titremedi” dedi.
Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi, Esat Oktay Yıldıran
Diyarbakır Askeri Cezaevi (“Diyarbakır 5 No’lu cezaevi” olarak da anılır), darbeden önce de faaliyetteydi. Ancak 12 Eylül sonrasında sıkıyönetime devredilerek rejimin en ağır uygulamalarının sahnelendiği mekâna dönüştü. Cezaevi 9 Mayıs 1988’de Adalet Bakanlığı’na devredilene kadar bu statüde kaldı.
Cezaevindeki dönemin en çok anılan ismi, Şubat 1981’den itibaren iç güvenlik amiri olarak görev yapan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’dı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda görev almış bir subay olan Yıldıran, tanıklıklara göre görevi süresince tutuklulara yönelik ağır fiziksel ve psikolojik uygulamaları sistematik hale getirdi. Kurumsal araştırma komisyonlarına ve tanık ifadelerine göre bu dönemde neredeyse tüm tutuklular, aç ve susuz bırakma, uzun süre yıkanma ve temizlik imkânı verilmemesi, yoğun dayak, tecrit, hakaret ve aşağılama gibi uygulamalara maruz kaldı.
14 Temmuz 1982’de Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in öncülüğünde başlatılan açlık grevi ile ölüm orucu, cezaevi koşullarına karşı düzenlenen simgesel eylemlerden biri olarak anılmaya devam ediyor. Kemal Pir bu eylem sürecinde hayatını kaybetti.
Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi
Esat Oktay Yıldıran’ın cezaevinde müdürlük yaptığı dönemi de kapsayan 1980-84 yılları arasında, Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi’nde en az 34 mahpus ciddi işkenceler sonucu öldürüldü.
O dönem cezaevinde ölenler arasında PKK’nin kurucularından Kemal Pir ve Mehmet Hayri Durmuş, PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da vardı. Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kurucu kadrosundan Mazlum Doğan, 21 Mart 1982‘de Newroz gecesi hücresinde kendini yakarak yaşamına son verdi.
17 Mayıs 1982‘de “Dörtler” olarak bilinen isimlerden Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, aynı cezaevinde kendilerini yakarak yaşamlarına son verdi.
Esat Oktay Yıldıran, 22 Ekim 1988’de İstanbul Ümraniye’de bindiği bir otobüste, “Sana Laz Kemal’in selamını getirdim” diyen bir PKK üyesi tarafından öldürüldü.
12 Eylül Askeri Darbesi sürecinde işlenen insanlık suçlarının failleri zamanaşımı veya devlet sırrı gerekçe gösterilerek cezasız bırakıldı.
Hesekê Tugayı’na bağlı 26 yaşındaki asker Sîpan Hiznî’ninbir grup silahlı kişi tarafından Serêkaniyê’nin Edlan köyünde öldürülmesi üzerine Rojava kentlerinde protestolar başladı. Kolluk güçlerinin gözaltına aldığı eylemcilerin tutulduğu cezaevinde çıkan yangında yaşamını yitirenler var.
Rojava’nın Kobanê kentinde, Hesekê yakınlarında Hesekê Tugayı’na bağlı 26 yaşındaki asker Sipan Hizni’yi(Seban/Sami Şeyhmus Hasu), bir grup silahlı kişinin kaçırıp Serekaniye’nin Edlan köyünde öldürdüğü öğrenildi.
Yetkililer, olayın araştırıldığını ve sorumluların ceza alacağını söyledi.
Olayla bağlantılı olarak şimdiye kadar 4 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sîpan Hemo, olayla ilgili yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Derin bir üzüntü ve kederle, vahşi ve sinsi bir suçun kurbanı olarak şehit düşen Şehit Seban (Sami ŞeyhmusHasu) ailesine en içten taziye ve teselli dileklerimi sunuyorum. Şehit, Hesekê Tugayı’nda bir savaşçıydı ve görev yıllarında kendini bölgenin güvenliği ve halkını savunmaya adamıştı. Tüm şiddet ve öldürme çağrısı yapan kışkırtıcı medya söylemlerini kınıyor ve halkımızın çocuklarını sabırla, nefis kontrolüyle donanmaya ve fitne çıkarma girişimlerinin peşine takılmamaya davet ediyorum. Yetkili makamlar, ilgili kişilerden birkaçını yakalamak için harekete geçmiş olup, tüm suçluların yakalanması için çabalarını sürdürmektedir. Böylece mahkemenin huzuruna çıkarak, işlenen suçun vahşiliğine uygun adil bir yargılama ile kanunun gerektirdiği cezayı alacaklardır.”
MSD: Bu suç, Kürt halkını hedef alan bir karaktere sahip
Demokratik Suriye Meclisi (MSD), konuyla ilgili yaptığı açıklamada Sipan Hizni’nin katledilmesini şiddetle kınadıklarını belirtti, “Bu suç, özellikle Kürt halkını hedef alan bir karaktere sahiptir” dedi.
Cinayetin arka planındaki gerçeklerin açıklanması için bağımsız bir tahkikat talep eden MSD, yaptığı açıklamada “Gerçek adalet ve toplumsal uzlaşı, kurbanların kimliğinin yok sayılması ya da önemsizleştirilmesi üzerinden inşa edilemez” dedi.
Rojava kentlerinde protestolar düzenlendi
Olayın duyulmasının ardından Qamişlo, Hesekê ve Amûdê gibi Rojava kentlerinde protestolar düzenlendi. Bazı yerlerde Suriye bayrakları indirildi ve resmî kurumlara ait tabelalar söküldü.
Eylemlerin ardından kent genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Protestoların ardından kolluk güçleri Kobanêli 27 genci gözaltına aldı.
Bu gençlerden 10’u bir süre sonra serbest bırakıldı, 17’si ise yaklaşık 50 araçlık askeri ve güvenlik konvoyu eşliğinde Halep’e götürüldü.
Eylemcilerin olduğu cezaevinde yangın: 9 kişi öldü
ANHA’nın aktardıklarına göre gözaltına alınan kişilerin Halep kentine nakledilmesi hazırlıkları sürerken, tutuldukları Kobanê’de bulunan bir cezaevinde, sabaha karşı saat 02.00 sularında, henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.
Yangında 9 mahpusun yaşamını yitirdiği, 17 tutuklunun da yaralandığı belirtildi. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu öğrenildi.
Kobanê Şehit Aileleri Kurumu: “Sorumlular yargılansın”
Kobanê Şehit Aileleri Kurumu olayla ilgili yaptığı açıklamada “Bu olayları basit ‘münferit ihlaller’ olarak göstermeye ya da çeşitli gerekçeler ileri sürerek sorumluluğun üzerini örtmeye yönelik her türlü girişimi reddediyoruz” dedi.
“Dün gece kentimizde yaşanan keyfi gözaltıları, sivillerin korkutulmasını ve halkımızın onuru ile Kürt kimliğini hedef alan ırkçı hakaretleri büyük bir öfkeyle kınıyoruz” denilen açıklamada olayda sorumluluğu olan herkesin rütbesine ve görevine bakılmaksızın yargılanması talep edildi.
ABD Başkanı Trump, ara seçimlerde Cumhuriyetçiler Meclis ve Senato’da çoğunluğunu korursa her yetişkin ABD vatandaşına 5 bin dolar verileceğini iddia etti. Olası ödemelerin maliyetinin 1 trilyon doları aşacağı düşünülürken Cumhuriyetçiler de bu teklife şüpheyle yaklaştı.
Foto: Brendan Smialowski
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi ve üst kanat Senato’daki çoğunluğunu koruması durumunda ülkedeki her yetişkin vatandaşa 5 bin Amerikan Doları göndereceğini açıkladı.
Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğunu korumaya çalışırken Trump’ın halk desteği düşük seviyelerde seyrediyor. Ayrıca Amerika’da İran savaşına verilen kamuoyu desteği her geçen gün düşmeye devam ediyor. Bu koşullarda, Cumhuriyetçilerin daha güçlü oldukları Senato’da da çoğunluğu ellerinde tutmaları ihtimali belirsizliğini koruyor.
Texas eyaletinin Dallas kentinde düzenlenen Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçim kongresinde verilen bu söz, ABD basınında, partisinin Kasım’da zayıflayan durumunu terse çevirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendirildi.
NEW: President Trump makes a major promise at the Republican midterm convention in Dallas: $5,000 for every adult U.S. citizen if Republicans win both the House and Senate in the midterms.
“I will issue a dividend to every adult citizen in the United States of America for… pic.twitter.com/XqiphY7y8a
Trump, kongrede yaptığı konuşmasında bu ödemeye “Trump Temettüsü” adını verdi ve bunu başarılı bir şirketin hissedarlarına yaptığı nakit dağıtımına benzetti. Cumhuriyetçilerin kazanması durumunda herkesin bu kazançtan payını alacağını söyleyen Trump, bunun ülkenin ekonomik gücü ve başarısı sayesinde mümkün olacağını iddia etti.
Maliyet trilyonu buluyor
ABD resmi verilerine göre ülkede yaklaşık 240 milyon yetişkin vatandaş bulunuyor. Bu da, toplam maliyetin yaklaşık 1,2 trilyon doları bulacağını gösteriyor. Bu meblağ, ülkede halihazırda bulunan 1,8 trilyon dolarlık bütçe açığını daha da artırabilir. Ayrıca geçtiğimiz ay, ABD’nin toplam kamu borcu tarihi boyunca ilk defa 40 trilyon doları aştı.
Trump, eğer Cumhuriyetçiler ara seçimlerden başarılı çıkarsa ödeme takvimine dair somut bir açıklama yapmadı. Bunun yanında, ödemenin sadece ABD vatandaşlarına gideceğini paranın ülke içerisinde harcanması gerektiğini belirtti, ancak bunun nasıl denetleneceği de belirsizliğini koruyor.
ABD Başkanı, vaadine örnek olarak geçtiğimiz yıl askeri personele verdiği bin 776 dolarlık ödemeyi gösterdi. Fakat bu ödeme, Beyaz Saray tarafından başlatılan bir program değil, ABD Kongresi tarafından halihazırda onaylanmış bir askeri konut ödeneğiydi.
Vance’ten geri adım
Trump’ın açıklamasının üzerinden yaklaşık bir saat sonra ise ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, teklifi kısmi olarak yumuşatmaya çalıştı. Vance, ödemelerin zenginlere gitmeyeceğini ima ederek bu dağıtımın ABD’nin tarife gelirleriyle finanse edilebileceğini öne sürdü. Buna karşın mevzubahis ödeme tutarı, tarifelerden elde edilen gelirden birkaç kat daha fazla.
Bununla birlikte, Yüksek Mahkeme geçtiğimiz yıl Trump’ın tarife programının büyük kısmını geçersiz kılmıştı.
Cumhuriyetçiler şüpheyle karşıladı
Teklif, yaptığı teklifle Cumhuriyetçilerden şüpheci tepkiler aldı. Politico‘nun ulaştığı ve ismi açıklanmayan bir Cumhuriyetçi Parti yetkilisi bu durumu, “siyasi havayı değiştirmeye yönelik çaresiz bir girişim” olarak nitelendirdi. Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerinden Chip Roy ise kabaca bir hesapla bile maliyetin bir trilyon doları aştığını ve bunun nasıl finanse edileceğini merak ettiğini belirtti.
Associated Press’in (AP) ulaştığı Washington merkezli düşünce kuruluşu Committee for a Responsible Federal Budget‘tan kıdemli politika direktörü Marc Goldwein, Trump’ın kongre onayı olmaksızın vatandaşlara para gönderme yetkisinin olmadığını vurguladı. Ona göre temettü kavramı, bir şirketin elinde fazlalık olduğunda yaptığı bir dağıtımı ifade ediyor. Oysa ABD hükümeti, yıllık neredeyse 2 trilyon dolar açık veriyor ve 40 trilyon dolar da borcun içinde. Goldwein, ülkenin mali açıdan başarılı olduğu fikrinin gülünç buşunabilecek bir iddia olduğunu savunarak ortada dağıtılacak fazlalık olmadığını söyledi.
Ekonomik riskler ve arka plan
Uzmanlar, böylesi bir ödemenin hayata geçmesi halinde tüketimin artacağını ve bunun da enflasyonun yükselmesine sebebiyet vereceğine dikkat çekiyor. Halihazırda İran’la yaşanan savaş nedeniyle fiyatlar yükselmiş durumdayken bu adım, ABD’nin uzun vadeli borçlanma maliyetlerini de yükseltme potansiyeline sahip.
Ayrıca AP, iş insanı Elon Musk‘ın geçtiğimiz yıl Wisconsin eyaleti Yüksek Mahkemesi seçimlerinde milyonlarca dolarlık çek dağıtarak desteklediği adaya seçimi kazandırmaya çalışmasını da hatırlatıyor. Trump da bu yılın başlarında 2 bin dolarlık bir temettü önermiş ve bunun için Kongre’nin onayına gerek duymadığını düşündüğünü iddia etmişti. Ayrıca Trump, 2025’te Elon Musk’ın DOGE girişimiyle tasarruf edildiği öne sürülen paranın vatandaşlara iade çeki olarak gönderilmesi önerisini de desteklemişti.
Cumhuriyetçi Senatör Bernie Moreno ise resmi X hesabından yaptığı açıklamada, 3 Kasım’daki seçimlerin hemen ardından “Trump Temettüsü”nün yasalaşması için bir tasarı hazırlayacağını duyurdu ve Cumhuriyetçilerin kazanacağına dair inancını belirtti.
CHP 103. yaşına belediyelerine operasyon düzenlenmesi, mutlak butlan kararı ve Yeni Parti ayrışması nedeniyle pek çok krizle girdi. Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kurumsal hesaplarından paylaşılan videoda ilk Genel Başkan Mustafa Kemal Atatürk’ten Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Altan Öymen’e bütün genel başkanların fotoğrafları veya konuşmalarına yer verildi. Ancak Özgür Özel döneminden herhangi bir konuşma videoda yer almadı.
Fotoğraf: John Wreford/SOPA Images/ZUMA/picture alliance
9 Eylül 1923’te kurulan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 103. yaşına pek çok krizle girdi.
Belediyelerine operasyon yapılan, kazandığı belediyeler AKP’ye geçen, mutlak butlan kararıyla yönetimi yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’na devredilen ve milletvekillerinden 91’iÖzgür Özel liderliğindeki Yeni Parti’ye geçen CHP’nin yıl dönümü kutlamaları da dikkat çeken detaylara sahne oldu.
CHP’li belediyeler üzerinde yoğunlaşan operasyonları devlet kanadı her ne kadar “rüşvet ve yolsuzluk” olarak gerekçelendirse de Özel yönetimi bu operasyonların siyasi olduğunu, CHP’nin son yerel seçimde birinci parti olmasının “cezalandırıldığını” söylüyor.
21 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal kararı vermiş, mahkeme, kurultayı ve kurultayda alınan kararları baştan itibaren yok hükmünde saymıştı. Böylece mevcut Genel Başkan Özgür Özel ile Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi organları görevden uzaklaştırılmış, Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi mahkeme kararıyla parti yönetimine atanmıştı.
Seçilmiş CHP’lilerin binadan çıkmaması üzerine CHP Genel Merkezi’ne polis zoruyla giren yönetim, Özel yönetiminin aksine belediye başkanları hakkında yürütülen operasyonların siyasi olmadığını savunuyor.
Niha+, son dönemlerini bu krizlerle geçiren CHP’nin 103. yıl kutlamalarındaki detayları derledi.
Kutlama videosunda Özgür Özel’in başkanlığına yer verilmedi
Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin kurumsal hesaplarından paylaşılan videoda ilk Genel Başkan Mustafa Kemal Atatürk’ten Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Altan Öymen’e bütün genel başkanların fotoğrafları veya konuşmalarına yer verildi.
Ancak Özgür Özel döneminden herhangi bir konuşma videoda yer almadı. Özel’in fotoğrafları da geçmiş genel başkanların fotoğrafları arasında gösterilmedi.
Yine, partinin 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olmasına dair herhangi bir detaya yer verilmedi.
Her sabah güne, yakamdaki Altı Ok’un ağırlığıyla başlıyorum.
O mirası korumak, hakkıyla taşımak ve bir sonraki nesle emanet etmekten başka bir gayem yok.
Özel CHP’nin kuruluşunu değil “İzmir’in kurtuluşunu” kutladı
Aynı zamanda “İzmir’in işgalden kurtuluşu” olarak kutlanan 9 Eylül’de CHP’nin eski Genel Başkanı Özel, partinin kuruluşunu değil “İzmir’in kurtuluşunun 104. yılını” kutladı.
Özel, X hesabından yaptığı açıklamada “Cumhuriyet’e, bağımsızlığa ve bu toprakları bize vatan yapan kahramanların mirasına sonuna kadar sahip çıkacağız. İzmir’in kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun.” dedi.
9 Eylül 1922, işgale boyun eğmeyen milletimizin zafer tarihidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Cumhuriyet’e, bağımsızlığa ve bu toprakları bize vatan yapan kahramanların mirasına sonuna… pic.twitter.com/i76kZc8yeU
Kılıçdaroğlu Anıtkabir Özel Defteri’nde de “arınma” vurgusu yaptı
103. yıl kutlamaları kapsamında CHP heyeti Anıtkabir’i ziyaret etti.
Kılıçdaroğlu, beraberindeki heyetle Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu. Ardından Anıtkabir’de bulunan İsmet İnönü’nün mezarını da ziyaret etti.
Kılıçdaroğlu, Anıtkabir Özel Defteri’ne, Mustafa Kemal’e hitaben “Emanetinize layık olmak; Cumhuriyet Halk Partisi’nin dokularına işlenen ahlakı, adaleti ve erdemi korumak, her türlü yozlaşmadan arınma iradesini ve temiz siyaset anlayışını kararlılıkla sürdürmek demektir.” yazdı.
Mahkeme kararıyla atanan CHP yönetimi, özellikle AKP’lilerin İmamoğlu ve Özel çevresine karşı kullandığı rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerinden “temiz siyaset”, “arınma” ve “erdem” vurgusu yapıyor.
Karalar ve Seçer Kılıçdaroğlu’yla Anıtkabir’de
Buradaki törende Kılıçdaroğlu’na Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar da eşlik etti.
Zeydan Karalar, pek çok CHP’li başkanın dahil olduğu Aziz İhsan Aktaş soruşturması kapsamında geçen yıl gözaltına alınıp tutuklanmış, 212 gün cezaevinde tutulmuştu.
Karalar ve Seçer, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilmesinden sonra, Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’ye katılmayacaklarını söylemişti.
Mansur Yavaş Kılıçdaroğlu’nun davetini reddetti
9 Eylül akşamı CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen resepsiyona çağrılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, daveti reddetti.
Geçmişte mutlak butlan kararını ve CHP Genel Merkezi’nin polis tarafından basılmasının yanlış olduğunu düşündüğünü dile getiren Yavaş, CHP’de kalmayı sürdürürken, bir yandan da “tarafsız” durdurduğunu ifade ediyor.
Muharrem İnce Genel Merkez’de
9 Eylül akşamı CHP Genel Merkezi’nde düzenlenenresepsiyona, geçmiş kurultaylarda Kılıçdaroğlu’na karşı genel başkan adayı olarak çıkan ve CHP’nin 2018 genel seçimlerindeki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce katıldı.
Fotoğraf: CHP resmi X hesabı
İnce, 2018’de yaşanan yenilgiyi Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’ye bağlamış, Genel Merkez’in kendisine seçim verisi göndermediğini savunmuştu.
Ardından İnce 2021’de Memleket Partisi’ni kurmuş, bu süreçte de Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerini sürdürmüştü.
2025’te ise partiyi feshetmiş ve Özel yönetimindeki CHP’ye katılmıştı.
CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı çıktıktan sonra ise Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’ye katılmamış, CHP’de kalmıştı.
İnan Güney de Genel Merkez’deki resepsiyona katıldı
19 Ağustos 2025’te tutuklanan, iddianamesi 23 Mart 2026’da hazırlanan ve İBB dosyasıyla birleştirilen Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, 8 Temmuz’da tahliye edilmişti.
Mutlak butlan kararının ardından CHP’de kalmayı tercih eden Güney de resepsiyon sırasında CHP Genel Merkezi’nde bulundu.