CHP Belediyelerine yeni soruşturmalar: Mersin ve Bolu Belediyeleri’ne operasyon

CHP’li Mersin Yenişehir ve Bolu Belediyeleri’ne yapılan gözaltı operasyonlarında toplam gözaltı sayısı 34.

CHP’ni Mersin Yenişehir ilçe Belediyesi’ne ve Bolu Belediyesi’ne yönelik polisler bir operasyon gerçekleştirdi. Operasyonlar sonucunda en az 34 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

  • Bolu Belediyesi’nden Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Leyla Beykoz ve Belediye Meclis üyesi Aydan Özdemir dahil 3 kişi gözaltına alındı. Gözaltıların Bolu Belediyesi’ne bağlı BOLSEV Vakfı üzerinden yürütülen kurban bağışına yönelik soruşturma sebebiyle olduğu belirtildi.
  • Mersin Yenişehir Belediyesi’nden aralarında belediye başkan yardımcıları, şube müdürleri ve şirket yetkililerinin olduğu 31 kişi gözaltına alındı.

Mersin Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, ANKA haber ajansına yaptığı açıklamada, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin belediye binasında arama yaptığını söyledi. Özyiğit, “Bu operasyonları biliyoruz, CHP’li belediyelere yönelik olduğunu biliyoruz” dedi.

X hesabından da bir paylaşım yapan Abdullah Özyiğit, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda hassasiyetin her zaman korunduğunu savundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut ise Bolu ve Mersin Yenişehir Belediyesi’ne yönelik operasyona ilişkin ANKA’ya verdiği demeçte “Memleket, kötü yazılmış distopik bir romanı bile geride bırakacak kadar karanlık bir tabloya sürüklenmiş durumda. Hukuksuzluk sıradanlaştı; keyfi yönetim kural haline geldi. Baskıya, adaletsizliğe, hukuksuzluklara asla boyun eğmeyeceğiz” dedi.

Üsküdar Belediyesi’nden aralarında Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci’nin de bulunduğu 21 kişi 7 Nisan’da gözaltına alınmıştı. Üsküdar Belediyesi’nden gözaltına alınan kişilerin bugün sabah saatlerinde İstanbul Anadolu Adliyesi’ne sevk edildiği belirtildi. Anadolu Ajansı’nın haberine göre bu soruşturma, “ihaleye fesat” ve “rüşvet” iddiasıyla başlatıldı.

CHP belediyelerine yönelik operasyonlar bir süredir devam ediyor

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar bir süredir kamuoyu ve siyasetin gündeminde yer alıyor. 2 Ekim 2024 tarihinde başlayan operasyonlar serisinde şimdiye kadar pek çok belediye başkanı, belediye başkan yardımcısı ve belediye meclis üyesi gözaltına alındı ve tutuklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil pek çok kişinin tutukluluğu da devam ediyor.

1 Nisan 2026’daki AKP grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’ye yönelik rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla ilgili “Belediye kaynakları CHP’li başkanların hanı değildir” demişti.

Kronoloji · Ekim 2024 — Ağustos 2025
CHP’li Belediyelere Operasyonlar
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonuyla yürütülen soruşturma ve tutuklama sürecinin kronolojisi
Ekim 2024 9 Gözaltı Dalgası İstanbul · İzmir · Antalya · Adana Ağustos 2025
9+ Gözaltı Dalgası
414 Sanık (İBB Davası)
89 Tutuklu devam ediyor
10+ Tutuklanan Belediye Başkanı
Arka Plan
Akın Gürlek, 2 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmasının ardından CHP’li belediyeleri hedef alan operasyon dalgalarını başlattı. Gürlek, daha önce Adalet Bakanlığı’nda bakan yardımcılığı görevini yürütmüştü.
Kronolojik Süreç — Dalga Dalga Operasyonlar
Eki 30 2024
Başlangıç
Esenyurt: İlk Tutuklanan Başkan
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer gözaltına alındı, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy’u kayyım olarak atadı.
1 Gözaltı 1 Tutuklama Kayyım atandı
Oca 17 2025
Öncesi
Beşiktaş Belediye Başkanı Tutuklandı
Rıza Akpolat, “suç örgütü eliyle ihale organizasyonu ve rüşvet” suçlamasıyla 4 gün gözaltının ardından tutuklandı.
1 Tutuklama
Mar 19 2025
1. Dalga
İmamoğlu ve 105 kişi gözaltına alındı
İstanbul Üniversitesi’nin 18 Mart’ta İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmesinin ardından başlatılan soruşturma kapsamında İBB Başkanı dahil 106 kişi gözaltına alındı. 23 Mart’ta İmamoğlu ve 53 kişi tutuklandı.
106 Gözaltı 54 Tutuklama
Ekrem İmamoğlu (İBB Başkanı) · Murat Çalık (Beylikdüzü Bşk.) · Murat Ongun (İBB Medya AŞ) · Resul Emrah Şahan (Şişli Bşk.) · Mahir Polat (İBB Gn. Sek. Yrd.)
Nis 26 2025
2. Dalga
İSKİ ve İmar Müdürlüğü’ne operasyon
İBB yolsuzluk soruşturması kapsamında 52 görevli gözaltına alındı; 18 kişi tutuklandı.
52 Gözaltı 18 Tutuklama
Şafak Başa (İSKİ Gn. Müd.) · Elçin Karaoğlu (Boğaziçi İmar Müd.)
May 20 2025
3. Dalga
İBB iştirakleri soruşturması
Belediye iştirakleri odaklı yeni soruşturmada 22 kişi gözaltına alındı; 13 kişi tutuklandı.
22 Gözaltı 13 Tutuklama
Taner Çetin (İBB Basın Yayın Daire Başkanı)
May 23 2025
4. Dalga
Özel Kalem’den Genel Sekreter’e geniş tarama
45 kişi gözaltına alındı; 25 kişi tutuklandı. İmamoğlu’nun yakın çevresi ve üst düzey yöneticiler hedef alındı.
45 Gözaltı 25 Tutuklama
Kadriye Kasapoğlu (Özel Kalem) · Mustafa Akın (Koruma Müd.) · Ziya Gökmen Togay (İSTAÇ Gn. Müd.) · Arif Gürkan Alpay (İBB Gn. Sek. Yrd.)
May 31 2025
5. Dalga
Milletvekilleri ve ilçe belediye başkanlarına uzandı
47 kişi gözaltına alındı; 22 kişi tutuklandı. İstanbul dışındaki CHP’li belediye başkanları da kapsama girdi.
47 Gözaltı 22 Tutuklama
Hakan Bahçetepe (Gaziosmanpaşa) · Utku Caner Çaykara (Avcılar) · Oya Tekin (Seyhan) · Hasan Akgün (Büyükçekmece) · Aykut Erdoğdu (eski Milletvekili)
Tem–Ağu 18+ 2025
6. — 9. Dalga
Dört ardışık dalga: İstanbul’dan Anadolu’ya
18 Temmuz’dan 15 Ağustos’a dek süren dört ayrı operasyonda 114 kişi gözaltına alındı, 38 kişi tutuklandı. İstanbul, Antalya, Çanakkale, Trabzon, Bursa ve Giresun’da eş zamanlı işlem yapıldı.
114 Gözaltı (toplam) 38 Tutuklama (toplam)
İnan Güney (Beyoğlu Bşk.) — 15 Ağustos dalgasında gözaltına alındı
İstanbul Dışı Operasyonlar — Büyükşehir Belediyeleri
İzmir
Eski Büyükşehir Bşk. Tunç Soyer dahil 157 şüpheli hakkında gözaltı kararı. İZBETON AŞ üzerinden yolsuzluk iddiası.
1 Tem 2025 — Soyer 4 Temmuz’da tutuklandı
Antalya
Büyükşehir Bşk. Muhittin Böcek rüşvet soruşturması kapsamında gözaltına alındı; tutuklandı, görevden uzaklaştırıldı.
5 Tem 2025 — 6 Temmuz’da tutuklandı
Adana
Büyükşehir Bşk. Zeydan Karalar yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklandı. 5 Şubat 2026 duruşmasında tahliye edildi; henüz göreve iade edilmedi.
5 Tem 2025 — 8 Temmuz’da tutuklandı
Adıyaman
Büyükşehir Bşk. Abdurrahman Tutdere gözaltına alındı; ev hapsi kararı verildi. 25 Temmuz’da kaldırıldı; 5 Ağustos’ta göreve iade edildi.
5 Tem 2025 — iade: 5 Ağustos 2025
Şile
Belediye Bşk. Özgür Kabadayı dahil 6 kişi “rüşvet, irtikap, ihaleye fesat” suçlamalarıyla gözaltına alındı; 5 kişi tutuklandı.
10 Tem 2025 — 14 Temmuz’da tutuklandı
Ceyhan
Belediye Bşk. Kadir Aydar, 5. dalga kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandı.
31 May 2025
Güncel Durum · Mart 2026
İBB davası kapsamında İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 414 sanığın duruşmaları 9 Mart 2026’da Marmara Cezaevi yerleşkesinde başladı. Bu davada yargılanan 89 kişi hâlâ tutuklu.
Kayyım Atamaları
Esenyurt (Ekim 2024), Beşiktaş (Ocak 2025), Antalya (Temmuz 2025) ve Adana (Temmuz 2025) belediyelerine İçişleri Bakanlığı tarafından yönetici atandı. Adıyaman Belediye Başkanı ise soruşturma sonrasında görevine iade edildi.
Kaynak: CHP belediyelerine operasyon kronolojisi derlemesi — kamuya açık adli süreç belgeleri ve haber kaynakları temelinde NihaPLUS · Nisan 2026

CHP’li belediyelere gözaltı dalgaları: Ne olmuştu?

Önceki görevi Adalet Bakan Yardımcısı olan Akın Gürlek, 2 Ekim 2024’te İstanbul Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmasının ardından İstanbul merkezli olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) belediyelerine yönelik bir operasyon dalgası başlattı. Bu tarihten itibaren, CHP kapsamında birçok operasyon ve tutuklama yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve 17 Ocak 2025’te Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasıyla başlayan operasyonlar, CHP’li belediyelere yönelik sürecin başlangıcı oldu. Ahmet Özer, 31 Mart seçimlerinde CHP ve DEM Parti’nin “kent uzlaşısı” kapsamında, CHP’nin Esenyurt adayı olarak seçimlere girmiş ve yüzde 49 oy oranıyla belediye başkanı seçilmişti. Özer, yaklaşık 12 saati bulan gözaltı sürecinin ardından, nöbetçi sulh ceza hakimliği tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanmıştı. Özer’in tutuklanmasından sonra, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy’u Esenyurt Belediyesi’ne kayyım olarak atadı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ise, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Aziz İhsan Aktaş’ın elebaşılığını yaptığı öne sürülen bir suç örgütünün belediyelere rüşvet vererek ihale organize ettiği” suçlamasıyla başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve 4 gün İstanbul Emniyeti’nde gözaltında tutulduktan sonra 17 Ocak 2025’te tutuklandı.

Akın Gürlek, daha sonra 20 Ocak’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında “tehdit,” “hakaret” ve “terörle mücadelede görev alan kişileri hedef gösterme” suçlarından soruşturma başlattı.

19 Mart’ta başlayan ilk gözaltı dalgası

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla, Terörle Mücadele Yasası kapsamında yeni bir soruşturma başlatıldı. İstanbul’un Kartal ve Ataşehir ilçelerinin CHP’li başkan yardımcıları, Tuzla, Adalar, Beyoğlu, Şişli, Üsküdar, Sancaktepe ve Fatih belediyelerinden yedi CHP’li belediye meclis üyesi bu kapsamda gözaltına alındı. Bu süreç, 27 Şubat’ta Beykoz Belediyesi’nden 20 kişinin gözaltına alınması ve Belediye Başkanı Alaattin Köseler dahil 13 kişinin tutuklanması ile devam etti.

İstanbul Üniversitesi’nin 18 Mart’ta İmamoğlu’nun diplomasını iptal ettiğine yönelik karar almasının ardından başsavcılık tarafından 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında belediye başkanı ve çalışanları dahil 106 kişi gözaltına alındı. İmamoğlu ve 53 kişi 23 Mart’ta tutuklandı.

İmamoğlu ile birlikte Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ve İmamoğlu’nun danışmanı ve İBB Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun da “yolsuzluk” iddialarıyla tutuklandı. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ile Reform Vakfı Başkanı Mehmet Ali Çalışkan ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise “kent uzlaşısı” kapsamında “silahlı terör örgütüne yardım etme” iddiasıyla tutuklandı.

26 Nisan’da ikinci gözaltı dalgası

İBB’ye yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa, İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu dahil 52 İBB görevlisi ile bu kişilerle bağlantılı olduğu iddia edilen kişilere yönelik ikinci bir gözaltı dalgası başladı ve 26 Nisan 2025’te 18 kişi tutuklandı.

Üçüncü ve dördüncü gözaltı dalgası

İBB soruşturması kapsamında, belediyeye bağlı bazı iştiraklerde yolsuzluk iddiasıyla yeni bir soruşturma başlattı. 20 Mayıs’ta İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in de arasında bulunduğu 22 kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve bu kişilerden 13’ü tutuklandı. 23 Mayıs’ta ise dördüncü gözaltı dalgası kapsamında 45 kişi daha gözaltına alındı. Bu kişilerden İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu ile İmamoğlu’nun Koruma Müdürü Mustafa Akın, KİPTAŞ Müdürü Ali Kurt, İSTAÇ Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay, İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay dahil 25 kişi tutuklandı.

Beşinci dalga gözaltı

31 Mayıs’ta aralarında milletvekili ve belediye yöneticilerinin bulunduğu 47 kişinin gözaltına alındığı duyuruldu. Bu operasyon kapsamında, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, CHP Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun da aralarında olduğu 22 kişi tutuklandı.

İzmir, Antalya, Adana’da da operasyonlar yapıldı

CHP’li belediyelere yönelik operasyonların İstanbul dışındaki ayaklarından biri İzmir’deydi. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 Temmuz’da “İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’de taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı” iddiası üzerine soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında, Sayıştay raporu, mülkiye müfettişi raporu, bilirkişi raporlarına istinaden “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla aralarında eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de olduğu 157 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

Gözaltındaki ve savcılıktaki işlemlerin ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Soyer, 4 Temmuz’da tutuklandı.

5 Temmuz 2025 tarihinde Antalya, Adana ve Adıyaman Büyükşehir Belediye Başkanları gözaltına alındı.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Böcek, 6 Temmuz 2025 tarihinde tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, 7 Temmuz’da Böcek’i görevden uzaklaştırdı. 11 Temmuz’da yapılan seçimde Belediye Başkanvekilliği’ne CHP’li Meclis Üyesi Büşra Dirgen Özdemir seçildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ‘yolsuzluk’ soruşturması kapsamında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar gözaltına alındı. Karalar, 8 Temmuz 2025’te tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, 9 Temmuz’da Karalar’ı görevden uzaklaştırdı. Belediye Başkanvekilliği’ne 18 Temmuz’da CHP’li Meclis Üyesi Güngör Geçer seçildi.

Karalar, “Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası” olarak bilinen ve aralarında 5’i tutuklu olmak üzere 7 CHP’li belediye başkanının yer aldığı davanın, 5 Şubat’ta görülen duruşmasında verilen ara kararla tahliye edildi. Ancak henüz göreve iade edilmedi.

5 Temmuz’da gözaltına alınan diğer bir belediye başkanı da Adıyaman Büyükşehir Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere oldu. Soruşturmayı yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yürütttü. ‘Yolsuzluk’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan Tutdere hakkında, 8 Temmuz 2025 tarihinde ‘konutu terk etmeme’ şeklinde adli kontrol tedbiri kararı verildi. İçişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da Tutdere’yi görevden uzaklaştırdı. Belediye Başkanvekilliği’ne 18 Temmuz’da CHP’li Meclis Üyesi Ufuk Bayır seçildi. Tutdere hakkındaki ev hapsi kararı 25 Temmuz’da kaldırıldı. İçişleri Bakanlığı, Tutdere’yi 5 Ağustos’ta görevine iade etti.

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “rüşvet”, “irtikap” ve “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın aralarında bulunduğu toplamda 6 şüpheli 10 Temmuz’da gözaltına alındı. Başkan Kabadayı ile eski Özel Kalem Müdürü Oğuz Kaçmaz, Belediye Başkan Yardımcısı Tuncay Tolga Özçakmak, Belediyenin Hukuk İşlerinden Sorumlu avukat Ali Şafak ve Ruhsat Şefi Evren Buçhan 14 Temmuz’da tutuklandı.

Altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu dalgalar

İBB’ye operasyonların 18 Temmuz’daki altıncı dalgasında 17 kişi gözaltına alındı. 21 Temmuz’da ise 8 kişi tutuklandı. 29 Temmuz’daki yedinci dalgasında İstanbul, Antalya, Çanakkale, Trabzon, Bursa ve Giresun’da gözaltına alınan 25 kişiden 5’i tutuklanırken, 12 Ağustos’ta İstanbul ve Antalya Büyükşehir Belediyeleri’nden 30 kişi gözaltına alındı ve bunlardan 8’i tutuklandı.

Dokuzuncu gözaltı dalgası olarak ise 15 Ağustos’ta Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de arasında olduğu 44 kişinin gözaltına alındı ve 17 kişi tutuklandı.

İBB davası kapsamında İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 414 sanığın duruşmaları 9 Mart 2026’da Marmara Cezaevi yerleşkesinde başladı. Bu davada yargılanan 89 kişinin tutukluluğu hala sürüyor.

Kurdish Monitoring: Kürtçe’ye yönelik ihlalleri kayıt altına alıyoruz

Kurdish Monitoring koordinatörlerinden Mazlum Özdemir, devlete ve Kürt toplumuna yönelik diyerek Kürtçe’ye yönelik talepleri iki başlık altında topluyor: “Devlete yönelik talepler, çok açık ki Kürtçe’nin kamusal alanda önüne çıkarılan bütün yasal ve pratik engellerin kaldırılması şeklinde formüle edilebilir.

*Şırnak’ta Kürt Dil Bayramı etkinliği / Foto: Yeni Yaşam Gazetesi

Kürtçe’nin kamusal alandaki kullanımına yönelik yasak ve engellemeleri izlemek amacıyla 2024 yılında kurulan Kurdish Monitoring platformunun koordinatörlerinden Mazlum Özdemir, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana süren asimilasyon politikalarını ve girişimin hedeflerini anlattı. Özdemir, Türk ulusal kimliği üzerinden şekillenen devlet yapısının Kürtleri ve Kürtçe’yi sistematik olarak yok saydığını, bu nedenle tüm ihlalleri, belgelenmesi gereken ciddi bir mesele olarak gördüklerini söyledi.

Bir grup gazeteci tarafından 2024 yılında çalışmalarına başlayan Kurdish Monitoring, Kürtçeye yönelik baskıları kayıt altına alıyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren uygulanan asimilasyonun Kürtleri hedef aldığını belirten Özdemir, “Türkiye’de Cumhuriyet’in Türk etnik ulusu üzerinden şekillenen yapısını kurumsal hale getirmek için diğer bütün etnik, dini, kültürel yapılar yok sayıldı, asimilasyona uğratıldı, katliama maruz kaldı. Kürtler ve Kürtçe de bundan nasibini aldı,” diyor. Bu çerçevede Takrir-i Sükûn Kanunu ve Cumhuriyet döneminde çıkarılan diğer yasaların Kürtlerin varlığını yok saydığını, Kürtçe’nin kamusal alanda yasaklandığını hatırlatan Özdemir, “Amaç, bu topraklar üzerinde yaşayan diğer bütün diller gibi Kürtçe’nin de asimilasyona uğratılması ve ortadan kaldırılmasıydı,” diye ekliyor.

Bu politika bugün de fiilen devam ediyor

Mazlum Özdemir, 1990’lardan sonra bazı yasal düzenlemeler yapılsa da Kürtçe’nin kullanımının halen yasaklandığını vurguluyor: “1990’lardan başlayarak kimi kanuni düzenlemeler yapılıp Kürtçe’nin önündeki kısmi engeller kaldırıldı ancak hem yasal hem de fiziki-pratik olarak, Türkiye’de Kürtçe’nin kullanımı yasak. İnsanlar sokakta Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğruyor, öldürülüyor. Düğünlerde Kürtçe şarkı söylendiği için sanatçılar, katılımcılar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Kürtçe konserler valiler veya belediye başkanları eliyle yasaklanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pek çok kez kaldırdık dediği ve övünerek bahsettiği ‘hapishanelerde annelerin çocuklarıyla Kürtçe konuşması’ hâlâ yasak. Hapishanelere Kürtçe yayınlar giremiyor, Kürtçe yazılan kitaplar hapishane idarelerinin engeline takılıyor, dışarı gönderilemiyor.”

Sistematik baskıyı görünür kılmak için yola çıktık

Girişimin ortaya çıkışını anlatan Özdemir, “Türkiye’de Kürtçe’nin kullanımının önündeki engellerin görünür olmasını, sistematik bir engelleme politikasının uygulandığını göstermek istiyoruz,” diyor. Bu durumun kamuoyunda bilindiğini ancak çoğu kez gündemin yoğunluğunda unutulduğunu ifade ediyor: “Günün karmaşası içerisinde çoğu kez bunlar okuyup geçtiğimiz bir haber olarak kalıyor. Oysa bu bir dile yönelik ciddi bir ihlal ve bunların sistematik bir halde bir araya getirilmesi gerekiyor. Çünkü engelin kendisi sistematik. Tekil veya münferit değil. Bir politikanın ve ideolojik yaklaşımın sonucunda ortaya çıkıyor bu engel ve yasaklar.”

Raporları şimdilik kamuoyuyla ve medyayla paylaştıklarını belirten Özdemir, raporları ulusal ve uluslararası kurumlar ile paylaşacaklarını söyleyerek, “Konu ulusal olduğu kadar uluslararası boyutu da var. Türkiye, yıllardır Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyen ve bunun için kimi çalışmalar yapan bir yer. Buraya üye olmak isteyen bir ülkenin, birliğin insan hakları ve dil hakları ile ilgili yaklaşımını sistematik raporlar halinde sunmak önemli.”

Mazlum Özdemir, verilerini tamamen açık kaynaklardan topladıklarını vurguluyor: “Konvansiyonel medyada, sosyal medyada yayınlanan haberler, sivil toplum kuruluşlarının yayınladıkları açıklama ve raporlar bizim kaynaklarımızı oluşturuyor.” Ancak Kürtçe’ye yönelik baskıların buralarda görünenlerden çok daha fazla olduğunu ekliyor: “Günlük pratiklerimizden de biliyoruz ki sokakta kendi aralarında ya da telefonla Kürtçe konuşanlara gösterilen tepkiler, okulda, bakkalda, hastanede Kürtçe konuşunca görülen tepkiler çok az yansıyor. Gizli ırkçılık sonucu ortaya çıkan engeller, baskılar var.” Buna rağmen fizikî ve teknik altyapının sınırlı olduğunu belirten Özdemir, şimdilik sadece dört ana başlık altında rapor tuttuklarını söylüyor: “Medya, hapishaneler, kamusal alan ve kültür-sanat başlıklarındaki ihlalleri raporluyoruz.”

Devlet bütün kamusal araçları ile asimilasyonu yaydı

Asimilasyon politikalarının araçlarını anlatan Özdemir, devletin okullar, medya ve akademi üzerinden Kürtçe’yi yok saydığını savunuyor. “Cumhuriyet’in asimilasyon politikası, Kürtçe’nin var olmadığı; bunu engelleyemeyince de, bir dil olmadığı üzerinden şekillendi. Politika bu olunca, bunun araçları da devreye girmeliydi. Kürtçe’nin kamusal alanda yasaklanması için okullar önemli bir araç oldu. Medya başka bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Bunlar günümüz dijital teknolojisi ile birleşti,” diyor.

Bu sürecin nasıl işlediğini ise şöyle anlatıyor:

“Okullar, medya, akademi ve diğer bütün araçlar yıllarca bunun propagandasını yaptı, bu politikayı hayata geçirdi. Kürtçe’nin eğitim dili olmasının engellenmesi, çocukların evlerinde konuştukları Kürtçe’yi okulda konuşamamaları, konuştuklarında öğretmenlerin sistematik baskılarıyla karşılaşmaları… Öğretmenler, çocukların evlerinde Kürtçe konuşup konuşmadığını öğrenmek için öğrenciler arasından birine görev veriyor, bu görevli evlerde çocukların Kürtçe konuştuğunu duyduğunda, gördüğünde öğretmene haber vererek o diğer çocukların ceza almasına, dayak yemesine yol açıyordu.”

Özdemir, bu baskı mekanizmasının medya aracılığıyla da sürdürüldüğünü belirtiyor: “Üniversiteler ve burada üretilen yayınlar, yıllarca Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur diye propaganda yaptı. Medya bu politikaların yeniden üretildiği ve yayıldığı mecralar olarak kullanıldı.”

‘Oto-Asimilasyon’ uyarısı

Özdemir’e göre, tüm bu baskılara rağmen Kürtçe yıllarca asimilasyona direndi. Ancak son dönemde “oto-asimilasyon” kavramının da gündeme geldiğini söylüyor. “Son 20 yıldır özellikle, Kürtler asimilasyon kadar artık oto-asimilasyon kavramını da çok fazla kullanmaya başladı,” diyor. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Uzun yıllar Kürtçe asimilasyona ciddi bir direnç gösterdi. Yalnız öncesi de olmasına rağmen, son 20 yıldır özellikle, Kürtler asimilasyon kadar artık oto-asimilasyon kavramını da çok fazla kullanmaya başladı. Çünkü bir süredir asimilasyonun ‘başarılı’ olduğuna yönelik kimi düşünceler dile getiriliyor ve oto-asimilasyonun da güçlü bir şekilde görüldüğü kabul ediliyor.”

Köylerde bile anne-babaların çocuklarıyla Türkçe konuşmasının oto-asimilasyonun boyutunu gösterdiğini belirten Özdemir, “Okullarda Kürtçe eğitim olmayınca, Kürtçe televizyon, dijital medya araçları yasaklanıp engellenince ve buna karşı Türkçe medyanın her yere ulaşması için ekstra çaba gösterilince, böyle bir sonucun çıkması şaşırtıcı olmasa gerek,” diyor.

Talepler: Devlete ve topluma

Mazlum Özdemir, Kürtçe’ye yönelik talepleri iki başlık altında topluyor: Devlete yönelik ve Kürt toplumuna yönelik. Devlete düşen sorumlulukları şöyle sıralıyor:

“Devlete yönelik talepler, çok açık ki Kürtçe’nin kamusal alanda önüne çıkarılan bütün yasal ve pratik engellerin kaldırılması şeklinde formüle edilebilir. Yani Kürtçe’nin bir eğitim dili olması, bütün eğitim kademelerinde yer alması, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında Kürtçe’ye resmî olarak alan açılması, Kürtçe medya önündeki engellerin ortadan kaldırılması, kültür ve sanat faaliyetlerinin engellenmesinin sona erdirilmesi. Özetle, Kürtçe’nin resmî olarak kabul edilip yaygınlaşması, öğrenilmesi, öğretilmesi için bütün engellerin kaldırılması ve teşvik edilmesi gerekiyor.”

Kürt toplumu ve siyasetinin de sorumlulukları olduğuna dikkat çekiyor: “Bu adımlarla paralel olarak Kürtler de Kürtçe’yi günlük ve kamusal yaşamlarının her alanında kullanmalı ve asimilasyona karşı geçmişteki gibi karşı durmalı. Kürt siyasetine yönelik ise, devlete bu konuda görev ve sorumluluklarını hatırlatmanın yanında kendi iç mekanizmalarında da Kürtçe’yi daha fazla kullanması için eleştirilmeli ve bu yönlü adımlar atması için kamuoyu baskısı oluşturulmalı. Çünkü asimilasyona karşı devletin sorumluluğu ama oto-asimilasyona karşı da Kürt toplumunun ve siyasi hareketinin sorumluluğu bulunuyor.”

MKG-DFG: “Gerçeğin izini sürenler hakikatten vazgeçmedi”

6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’nde açıklama yapan MKG ve DFG, “Katledilen gazetecilerin hakikat mücadelesini büyütmek, ve anılarına sahip çıkmak ve özgür basın çizgisini sürdürmek boynumuzun borcudur.” dedi.

Öldürülen gazeteciler, sırasıyla Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Hakan Tosun.

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 6 Nisan “Öldürülen Gazeteciler Günü” için açıklama yaptı.

MKG ve DFG ortak açıklaması şu şekilde:

6 Nisan, Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle öldürülen gazetecileri anma günüdür. Bu tarihin seçilme nedeni, Gazeteci yazar Hasan Fehmi Bey’in 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde suikast sonucu katledilmesi ve onun gazetecilik mesleğinin ilk kayıplarından olmasıdır.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), 1997 yılında 6 Nisan’ı “Şehit Gazeteciler Günü” olarak kabul etti; 2005 yılında ise günün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi. 6 Nisan, hakikatin peşinde oldukları için katledilen gazetecileri anma günüdür. Gerçekleri açığa çıkardıkları, halkın sesi oldukları ve karanlığı teşhir ettikleri için hedef alınan gazeteciler, özgür basın mücadelesinin hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Katledilen gazeteciler şahsında bir kez daha vurguluyoruz ki; kalemi kırılmak istenen her gazeteciyle birlikte hakikat susturulmak istendi. Ancak baskılar, tehditler, katliamlar ve cezasızlık politikaları özgür basın geleneğini durduramadı. Bu topraklarda gerçeğin izini sürenler her dönem bedel ödedi, ama hakikatten vazgeçmedi. Bugün, katledilen tüm gazetecileri saygı ve minnetle anıyoruz. Onların bıraktığı miras, direnişleri ve hakikat uğruna yürüttükleri mücadele yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Katledilen gazetecilerin kalemi yerde kalmadı, kalmayacak. Onların hakikat mücadelesini büyütmek, anılarına sahip çıkmak ve özgür basın çizgisini sürdürmek boynumuzun borcudur.

DFG, 2 Nisan’da Mart ayında gazetecilere yapılan hak ihlaline ilişkin aylık rapor yayınlamıştı. Raporda şu veriler belirtildi:

  • 5 gazeteci gözaltına alındı
  • 2 gazeteci tutuklandı
  • 1 gazeteci kötü muameleye maruz bırakıldı
  • 2 gazeteci tehdit edildi,
  • 1 gazeteci hedef gösterildi,
  • 3 gazeteciye soruşturma açıldı
  • 5 gazeteciye dava açıldı
  • 3 gazeteci ceza aldı
  • 24 gazetecinin davası sürüyor
  • 5 haber takibi engellendi
  • 6 kez erişim engelli getirildi
  • Dijital medyada 53 hesap ve 75 içerik engellendi.
  • Tutuklu gazeteci sayısı 31

Raporun tamamı için tıklayın.

Frankfurt’ta bir börekçi: Kürt böreği “Küt” böreği olur mu?

Kürt böreğine Küt böreği denildiği günümüzden yaklaşık 40 yıl önce İzmit’te dükkanına Kürt böreği yazdığı için, börekçi Yusuf’a dava açılmış.

Foto: Ferid Demirel

Frankfurt’ta, Battonstrasse ve Langestrasse’nin kesiştiği köşede mütevazı bir yer var: Dağlayan Börekçilik. Burayı Bingöllü, Yusuf Dağlayan işletiyor. Onun hayatı, Türkiye’de Kürtler üzerine süregelen tartışmalara ve hatta bir hamur işinin ismi kadar basit görünen bir meseleye dair çarpıcı bir pencere açıyor.

Frankfurt’ta bir sabah, kahvaltı yapacak açık bir yer ararken tam sokakların birleştiği noktada tabelasında “Börekçilik” yazan bir dükkan gözüme çarptı. İçeri girdim. Henüz erkendi; dükkan boştu.

Tezgahın arkasında, beni Almanca selamlayan orta yaşlı, saçları dökülmüş, hafif göbekli bir adam duruyordu. Kısa bir konuşmadan sonra Bingöllü olduğunu söyledi. Bir börek sipariş edip oturdum. Tezgah arkasındaki işini bitiren dükkan sahibi, gelip karşıma oturdu.

Karşılıklı tanışmanın ardından, o günlerde Türkiye’de yeniden alevlenen bir tartışmayı açtım: “Kürt böreği” isminin “Küt böreği” olarak değiştirilmesi hakkında ne düşündüğünü sordum.

Yusuf hemen başından geçen bir hikaye anlatmaya başladı. Sadece bir görüş değil; onlarca yıl öncesine uzanan bir hikaye.

“Ben Yusuf Dağlayan,” dedi. “Kiğı ile Pülümür arasındaki Bilece köyünün Bağkıyan mezrasındanım. Bingöl diyemezsin. Kiğı eskiden Dersim’e bağlıydı; ancak 1948’den sonra Bingöl’e bağlandı. Zaten Pülümür ve Dersim bize daha yakındır.”

Sesi, kayıtlardaki yanlışları düzeltmeye alışkın birinin kararlılığını ve kesinliğini taşıyordu.

“1982’de tutuklandım. İşkence gördüm. 12 Eylül dönemiydi. Hem ben hem babam. O zamanlar sağ-sol çatışması vardı; PKK henüz yoktu. Abim okuyordu ama yurt dışına kaçtı. Devlet bize baskı yaptı, bizi içeri aldı. Bu yüzden 1984’ün sonunda İzmit’e gitmek zorunda kaldım.”

Ancak düzenli bir iş bulamadığı için, başının çaresine bakmaya çalıştı:

“SEKA kağıt fabrikasının önünde seyyar arabayla börek satmaya başladım. Para yok. Sadece börek var. Biz de Kürt böreği yaptık. İlk gün beni dövdüler. ‘Burada duramazsın, satamazsın’ dediler. Ertesi gün büyük bir kavga çıktı, ama sonunda orası bizim oldu.”

Yusuf’un anlattığına göre, fabrika bitmek bilmeyen bir insan seli demekti; on bin kişi giriyor, on bin kişi çıkıyordu.

“Sonra işi büyüttük. Dükkan açtık. Beş tane seyyar arabamız ve kendi imalatımız oldu.”

Biz konuşurken içeriye bir tanıdığı girdi. Selamlaştıktan sonra yanımıza oturdu; Yusuf devam etti:

“İzmit’te bana ‘Kürt Yusuf’ derlerdi. Yıl 1987 civarıydı. Dükkanı açtıktan sonra bir gün elime bir mahkeme celbi ulaştı. Mahkemeye gittim. Hakim sordu: ‘Neden tabelana ve menüne Kürt böreği yazdın?”

Foto: Ferid Demirel

“Dedim ki: Bizim köyden İstanbul’a giden Mehmet adında biri var. Biz Kürt Aleviler, her yeni yılda Hızır için perğe yaparız. Yağlı bir ekmektir, insanlarla paylaşırız. Müslümanlar kurban keser, biz bunu yaparız. Hakim bana, ‘Bölücülük yapıyorsun’ dedi.”

Yusuf gülümsedi.

“Dedim ki: Laz böreği var, Çerkez var, Boşnak var… Neden Kürt böreği olmasın?”

Buradan sonra Yusuf başka bir hikayeye geçti; mahkemede de anlattığı ve zamanla böreğin efsanesine dönüşen “Hamal Kürt Mehmet”in hikayesi:

“Mehmet Kürt’tü. Fakirdi. Gemiyle İstanbul’a, Kasımpaşa’ya gitmiş. Hamallık yapmış. Evde yaptığı perğeyi yanında götürmüş yemek için, Galata Köprüsü’nün orada. İnsanlar ne yediğini görmüş. Beğenmişler. Para verip elindeki kiloru (halka) satın almışlar. O gün kendisi aç kalmış ama iyi para kazandığını fark etmiş.”

Böylece daha fazla yapmaya başlamış.

“Satışa başlamış. Günde yüz, iki yüz tane. Bakmış ki hamallıktan kazandığından fazlasını kazanıyor. Karaköy’de Trabzonlu birinin dükkanını kiralamış. O dükkan hala orada. Bir fırın kurmuş. O fırın hala çalışıyor. Kendisi öleli çok oldu. Adı Kürt Mehmet’ti. İnsanlar ona Rengo derdi. Bu dediğim 250 yıl önce.”

Yusuf bu hikayeyi anlattıktan ve savunmasını yaptıktan sonra hakim duruşmaya on dakika ara vermiş. Oturum yeniden başladığında ise sadece, “Gidebilirsin,” demiş. Dava düşmüş.

Ancak aylar sonra yeni bir celp gelmiş. “Bu kez başka bir hakim vardı,” dedi Yusuf. “Dedi ki: ‘Bölücülük yapıyorsun. Arabanda sarı, kırmızı, yeşil renkler var; bunlar bölücü renkler. PKK propagandası yapıyorsun.”

“Dedim ki: Eğer bu renkler bölücü ise, Trakya’dan Kars’a, Trabzon’dan Antalya’ya, İzmir’e kadar… O zaman devlet de mi bölücü? Hakim kaşlarını çattı. ‘Nasıl yani?’ diye sordu. Dedim ki: Her yerde trafik lambaları görüyorum. O renkler çok güzel. Bu yüzden dükkanımda kullandım. Eğer ben bölücüysem, o zaman devlet de bölücüdür.”

Hakim duraklamış ve sonra: “Gidebilirsin.” Dosya kapanmış.

Foto: Ferid Demirel

Yusuf, 1993 yılına kadar İzmit’te çalışmaya devam ediyor. Sonra siyasi davalar peşini bırakmadığı ve hakkında tutuklama kararı çıktığı için firari duruma düşüyor. Beş ay kaçak yaşıyor. Ardından Avrupa yolu görünüyor.

Bulgaristan’a ulaşmak için 15 bin mark ödemiş. Oradan Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya geçmiş. Her ülkede bir süre kalmış, siyasi faaliyetlere katılmış. Nihayet Almanya’ya girmeye çalışırken otobanda yakalanmış.

“Yıl 1994” diyor. Bu kez tren istasyonunda bir börekçi dükkanı açıyor: “Malatyalı Şükrü vardı, tren istasyonunun arkasında restoranı vardı. Arkada fırını olan küçük bir boşluk vardı ama kullanmıyordu.”

“Ona dedim ki: Param yok. Açım. Burayı bana kirala. Almanya’ya geleli üç ay olmuştu, iltica talebinde bulunmuştum.”

Şükrü kabul etti. 2 bin 500 marka.

“Yağ aldım, un aldım, tepsiler aldım. Yeniden başladım. Erzurumlu birinin dükkanına börek vermeye başladım. Sonra lahmacun işine girdim. Daha büyük bir yer kiraladım.”

“Beş ayda 150 bin mark kazandım. Bir fırın satın aldım. 40 çalışanım vardı. Hala kaçaktım, Türkiye’de aranıyordum. Ama ayda 60-70 bin mark kazanıyordum. Bir yılı biraz aşkın sürede 1,2 milyon mark biriktirdim.”

Kürt Yusuf’un hikayesi, kendi anlattığı haliyle, asla bir yerde durmuyor. Köyden fabrika kapısına, mahkeme salonundan sınır kapısına, bir ülkeden diğerine akıp gidiyor.

Ve şimdi, hikaye yeniden buraya dönüyor: Frankfurt’a.

Kürtler ABD silahı aldı mı? PJAK’tan yanıt, PDKI’dan açıklama

PJAK ve PDKI temsilcileri, Trump’ın Kürtler’in ABD’nin gönderdiği silahları aldığı açıklamalarını yalanladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 5 Nisan 2026 tarihinde Fox TV’de yayınlanan bir habere göre, “İran protestolarından sonra Kürtler üzerinden silah yolladık. Sanırım Kürtler silahları kendileri aldı” dedi.

Trump’ın 5 Nisan tarihli bu açıklamasının doğru olup olmadığını Niha+ olarak PJAK Dışişleri Komitesi Üyesi Zegrus Enderyarî’ye sorduk. Enderyarî, bu konunun doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında hiç bir bilgilerinin olmadığını söyledi. Ayrıca PJAK olarak kendileri ile ABD arasında, bu tarzda bir ilişkinin olmadığını da belirtti.

Zegrus Enderyarî İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun (CPFIK) ABD ile böylesi bir iletişimin olup olmadığı sorusuna da aynı şekilde “Koalisyon olarak da böyle bir şey yok” cevabını verdi.

PDKI de yalanladı

Bu arada, İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI) ABD Temsilcisi Hejar Berenji de sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklama ile “İran Kürdistan Demokrat Partisi olarak, Fox News tarafından bildirilen bilgileri kesinlikle reddediyoruz. Herhangi bir yönetimden silah aldığımız yönündeki iddialar yanlıştır ve gerçeği yansıtmamaktadır.” dedi.

Trump daha önce de açıklama yapmıştı

İran’a yönelik saldırıların başladığı 28 Şubat tarihinden bir kaç gün sonra, 5 Mart’ta Trump Kürtler’in savaşa dahil olması tartışmaları ile ilgili olarak “Kürtler İran’a saldırı düzenlemek isterse yapsınlar. Bunu yapmak isterlerse harika olur” demişti.

8 Mart’ta ise Kürtlerin İran’da yeni bir özerk bölge kurma ihtimali ve savaşa dahil olup olmayacakları yönündeki soruya Trump, “Kürtlerle çok dostuz ancak savaşı zaten olduğundan daha karmaşık hale getirmek istemiyoruz. Kürtlerin oraya girmesini istemediğime karar verdim” yanıtını verdi.

MHP İstanbul il ve 39 ilçe teşkilatını feshetti

MHP Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın, İstanbul İl Teşkilatı ve 39 ilçe teşkilatının fesih kararını duyurdu.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın, MHP’nin İstanbul İl Teşkilatı ve 39 ilçe teşkilatını feshettiklerini duyurdu.

Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve 39 ilçe teşkilatı, parti tüzüğümüzün 52 ve 54’üncü maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, yine tüzüğümüzün 34’üncü maddesi uyarınca feshedilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

MHP Parti Tüzüğü’ndeki Madde 34 şu şekilde:

Madde 34- (Değişik Madde; 17/3/2024 Büyük Kongre Kararı)
Yeni teşkilat oluşturulacak veya kapatılıp yeniden kurulacak ya da feshedilen belde, ilçe ve illerde Merkez Yönetim Kurulu tarafından kurucu yönetim kurulları teşkil olunur.

Atama ile görevine başlayan kurucu yönetim kurulu kendisine verilen yetkiyle bağlı olarak atandığı belde, ilçe veya ilde teşkilat
kurma işlemlerini yürütür.

Kurucu yönetim kurulları, kendi kademelerinin kongresinde başkan ve kurul üyeleri seçilene kadar, seçilmiş yöneticilerin hak
ve yetkilerine sahip olarak görev ifa ederler.

Kurucu yönetim kurulu üyelerinin görev alması için bu Tüzüğün 10. maddesinin (b) fıkrasındaki 3 aylık süre şartı aranmaz

İHD: ‘Rojava protestoları’ sırasında pek çok hak ihlal edildi

İHD’nin raporuna göre, en az 930 kişi protestolara katıldığı ya da konuyla ilgili sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. 1’i gazeteci, 32’si çocuk en az 123 kişi tutuklandı.

Foto: Adnan Bilen /MA, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı yapılan protesto gösterilerinde yaşanan polis şiddeti

İnsan Hakları Derneği (İHD) 6 Ocak 2026 tarihinde Suriye’de geçici Şam yönetiminin Halep’te Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelere yönelik saldırıları ile başlayan ve Rojava’nın geneline yayılan saldırılara karşı Türkiye’de gerçekleşen protesto gösterilerinde, yaşanan hak ihlallerine dair bir rapor hazırladı.

İHD Dokümantasyon Merkezi tarafından basına ve diğer açık kaynaklara yansıyan bilgilerin yanı sıra, İHD şubelerinin gözlem raporlarından faydalanılarak hazırlanan raporda, 6 Ocak 2026 ile 12 Şubat 2026 tarihleri arasında tespit edilebilen ihlaller yer alıyor.

İHD’nin raporuna göre, en az 930 kişi protestolara katıldığı ya da konuyla ilgili sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. 1’i gazeteci, 32’si çocuk en az 123 kişi tutuklandı.

İHD’nin raporunda tespit edilen bazı ihlaller şunlar:

22 ilde müdahale oldu

  • Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılara ilişkin tepki ve protestolarla ilgili olarak en az 22 ilde 70’ten fazla barışçıl gösteriye kolluk güçlerince müdahale edildi. Aralarında belediye eş başkanları, insan hakları savunucuları, sendika ve meslek örgüt yöneticileri, gazeteciler ve çocukların da olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
  • Müdahalelerde biber gazı gibi kimyasal ajanların yanı sıra, plastik mermi, tazyikli su kullanıldı. Kolluk güçlerinin çok sayıda kişiye fiziksel şiddet uyguladığı, gözaltına alınanların ters kelepçelendiği tespit edildi.
  • 3 ilde (Urfa, Mardin ve Diyarbakır’da) valilikler her türlü eylem ve etkinliği çeşitli sürelerle yasakladı.
  • Mersin’de 1 mülteci, sivil bir kişinin protestocuları tehdit amaçlı rastgele açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. 4’ü gazeteci en az 5 kişi kolluk güçlerince çeşitli biçimlerde yaralandı.
  • En az 930 kişi protestolara katıldığı ya da konuyla ilgili sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. 1’i gazeteci, 32’si çocuk en az 123 kişi tutuklandı.
  • Çok sayıda kişi hem protestolara yönelik müdahaleler hem de gözaltı ve cezaevi süreçlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.

Gazeteciler engellendi

  • En az 8 gazeteci haber takibi sırasında gözaltına alındı. Gazeteci Nedim Oruç tutuklandı.
  • Mezopotamya Ajansı, Jinnews, ETHA, Yeni Yaşam, Ajansa Welat’ın da aralarında olduğu haber kuruluşlarına ait 40’tan fazla sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişim engeli getirildi. Yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engellendi.
  • Suriye’deki saldırılar sırasında HTŞ ve beraberindeki silahlı grupların infaz ettikleri kadınların saç örgülerini kesmelerine tepki olarak, sosyal medyada saç örme videosu paylaşan 2’si çocuk 4 kişi gözaltına alındı, bir çocuk tutuklandı. Aynı içerikteki video nedeniyle bir hemşire görevden uzaklaştırıldı. Yine aynı nedenle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Amedspor kulübüne, kulüp başkanına ve oyuncu Çekdar Orhan’a çeşitli idari cezalar verdi.
  • Başka ülke vatandaşı en az 46 kişi sınır dışı edildi.

İnfografi

Kitlesel Gözaltılar ve Müdahaleler: 22 İlde Bilanço
22 İl
Müdahale Oldu
70+ Protesto
Engellendi
930+ Gözaltı
Protesto / SM Paylaşımı
123 Tutuklama
En Az (32’si Çocuk)
Müdahale ve Yöntemler
Protestolara kolluk güçlerince biber gazı, plastik mermi ve tazyikli su kullanıldı.
Gözaltına alınanların ters kelepçelendiği ve fiziksel şiddet uygulandığı tespit edildi.
Urfa, Mardin ve Diyarbakır valilikleri her türlü eylem ve etkinliği yasakladı.
Belediye eş başkanları, insan hakları savunucuları, sendikacılar ve çocuklar da gözaltına alınanlar arasında.
Kayıplar ve İhlaller
Mersin’de bir sivilin rastgele açtığı ateş sonucu 1 mülteci yaşamını yitirdi.
4’ü gazeteci en az 5 kişi kolluk güçlerince yaralandı.
Hem protestolarda hem de gözaltı/cezaevi süreçlerinde işkence ve kötü muamele rapor edildi.
Basın ve İfade Özgürlüğü
En az 8 gazeteci gözaltına alındı; Nedim Oruç tutuklandı.
40+ haber sitesi ve sosyal medya hesabına (MA, Jinnews, Yeni Yaşam vb.) erişim engeli.
Yüzlerce bireysel sosyal medya hesabına erişim yasaklandı.
Özel Cezalar ve Saç Örme Davası
• Saç örme videosu nedeniyle 2’si çocuk 4 kişi gözaltına alındı, bir çocuk tutuklandı.
• Aynı içerik nedeniyle bir hemşire görevden uzaklaştırıldı.
• PFDK, Amedspor kulübüne, kulüp başkanına ve oyuncuya cezalar verdi.
• Başka ülke vatandaşı en az 46 kişi sınır dışı edildi.
Veriler İHD’nin raporundan derlenmiştir.

AB’ye Türkiye’deki gazeteciler için vize mektubu

18 uluslararası basın ve insan hakları örgütü, Türkiye’deki gazetecilerin vize süreçlerinde karşılaştığı uzun, keyfî ve engelleyici uygulamaların meslekî hareketliliği kısıtladığını açıkladı.

Aralarında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) da bulunduğu 18 basın ve insan hakları örgütü, Avrupa Birliği’ne (AB) çağrı yaparak, Türkiye’deki gazetecilere yönelik mevcut vize politikalarının gözden geçirilmesini istedi.

Gazeteci Ali Safa Korkut’un Journo’da yayınlanan haberine göre, örgütler, ortak mektupta, mevcut vize politikalarının Türkiye’deki gazetecilerin mesleki hareketliliğini ciddi biçimde engellediğini belirtti. “Vize politikaları Türk gazetecileri izole ediyor” başlıklı mektupta, AB’nin gazetecilere yönelik uzun, öngörülemez ve çoğu zaman keyfi bir vize süreci yürüttüğü vurgulandı.

Bu durumun AB’nin bağımsız medyayı destekleme taahhüdüyle çeliştiğinin ifade edildiği mektupta, Türkiye’de gazetecilerin “dezenformasyon” ve “terör” suçlamalarıyla hedef alındığı belirtildi. “Kolay bir vize süreci, gazeteciler için hayati bir çıkış yolu niteliğindedir” denildi.

Türkiye’deki gazetecilere yönelik kolaylaştırılmış bir “vize koridoru” oluşturulmasını talep eden örgütler, AB’ye somut adımlar atma çağrısı yaptı. Bu kapsamda gazeteciler için özel bir başvuru mekanizması oluşturulması, uzun süreli ve çok girişli vizelerin verilmesi, belge şartlarının freelance çalışma koşullarına uygun hale getirilmesi ve başvuru süreçlerinin hızlandırılması istendi.

Heşdi Şabi üslerine bir ayda 83 saldırı düzenlendi

Irak’ta son bir ayda Heşdi Şabi üslerine karşı toplam 83 saldırı gerçekleşti: 73 milis öldü, 61 milis ise yaralandı.

Erbil merkezli Rûdaw’ın aktardığına göre, Irak genelinde Heşdi Şabi’ye bağlı üs ve kontrol noktaları son bir ayda yoğun saldırıların hedefi oldu.

28 Şubat ile 2 Nisan arasındaki bir ayı aşkın süreçte, çoğu hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılarda toplam 83 bombardıman kaydedildiği söylenirken 73 milisin hayatını kaybettiği, 61 milisin ise yaralandığı biliniyor. Ölenler arasında aynı zamanda tabur komutanları ve operasyon sorumluları da bulunuyor.

En zarar gören grup Hizbullah oldu

Rûdaw’a göre bu süreçte en fazla hedef alınan yapı, İran’a yakınlığıyla bilinen Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) oldu. Gruba bağlı noktaların 8 kez bombalandığı, saldırıların büyük bölümünün Anbar’daki 45. Tugay’a yöneldiğini aktarıldı.

Bu bilgilere göre, en yoğun bombardımanın yaşandığı yer 12 saldırıyla Ninova şehri oldu. Ninova’nın ardından saldırıya uğrayan şehirler ise 11 saldırıyla Anbar, 7 saldırıyla Babil, 6 saldırıyla Selahaddin ve 4 saldırıyla Kerkük şeklinde kayıtlara geçti.

Irak İslam Direnişi 753 saldırı gerçekleştirdi

Diğer taraftan, İran’a yakınlığıyla bilinen ve Irak İslami Direnişi ise 28 Şubat’tan itibaren Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Irak genelinde toplam 753 saldırı düzenlediğini açıkladı. Bu durum, Irak’taki yapıların bölgesel güç dengelerinin parçası olarak hedef alındığını ortaya koyuyor.

İBB davasında ara karar: 18 kişi tahliye edildi

İBB’ye yönelik yapılan kapsamlı soruşturmada mahkeme ara kararıyla 18 kişinin tahliyesine ve 89 kişinin tutukluğunun sürmesine hükmedildi. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu ise hâlâ sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında görülen davada mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. Mahkeme, 18 kişi hakkında tahliye kararı verirken görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 89 sanığın tutukluluk halinin devamına hükmedildi.

Duruşmada ne oldu?

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen davanın 15’inci duruşması, tutukluluk incelemesi için verilen 1,5 saatlik aranın ardından devam etti.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan Kadriye Kasapoğlu’nun da aralarında bulunduğu 18 isim hakkında tahliye kararı verdi. Tahliye edilen isimler arasında Sabri Caner Kırca, Fatih Yağcı, Nazan Başelli, Ebubekir Akın, Sırrı Küçük ve Davut Bildik gibi isimler de yer aldı.

Buna karşılık mahkeme, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere 89 sanığın tutukluluğunun devamına karar verdi.

Duruşma, 6 Nisan’a ertelendi.

İBB’ye yönelik operasyonların başlangıcı olarak görülen 19 Mart süreci, yalnızca bir yolsuzluk soruşturması değil, aynı zamanda yerel yönetimlere dönük siyasi müdahaleleri de içeriyordu. 19 Mart’ta başlatılan operasyonlarda çok sayıda belediye çalışanı ve yönetici gözaltına alınmış, ardından geniş çaplı tutuklamalar gerçekleştirilmişti.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.