Suriye’de Kürtçenin yasaklanması ve engellenmesinin tarihi

Suriye’de onlarca yıl boyunca eğitimden, yayıncılıktan, yer adlarından ve kamusal hayattan dışlanan Kürtçe, modern ülke tarihinde ilk kez devletin resmi eğitim sistemine giriyor. Geçici Şam yönetiminin 28 Ağustos’ta duyurduğu düzenlemeyle Kürtçeye, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde devlet ve özel okullarda haftada üç ders saati; sosyal ve kültürel faaliyetlere ise bir saat ayrılacak. Karar, 1960’lardan itibaren vatandaşlıktan çıkarma, Araplaştırma ve yasak politikalarıyla birlikte yürütülen dil baskısında yeni bir döneme işaret ediyor.

Rojava’da Kürtçe bir okul, Foto: ANHA

28 Ağustos 2026 tarihinde geçici Şam yönetimi Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman tarafından yayınlanan bir kararla Kürtçe, Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde devlet ve özel okulların müfredatına ulusal dil olarak dahil edildi.

Karar kapsamında, Kürtçe derslerine haftada ortalama üç ders saati ayrılacak. Ayrıca Kürtçe sosyal ve kültürel faaliyetler için haftada bir ders saati tahsis edilecek.

Kürtçe dersinin öğrencilerin genel başarı ortalamasına dahil edileceği belirtilen kararda, dersin temel derslerden biri olarak kabul edileceği ifade edildi.

Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçe derslerini verecek öğretmenlerde aranacak şartları da belirledi.

Buna göre öğretmenlerin üniversite veya öğretmen yetiştirme enstitüsü mezunu olması ve Kürtçe alanında uzmanlaşması gerekiyor.

İhtiyaç halinde Kürtçeye hakim lise mezunlarının da ders vermesine izin verilecek.

Öğretmen adaylarının ise Kürtçe dil seviyelerini belgelemek amacıyla yazılı ve sözlü sınavdan geçirilmesi öngörülüyor.

Modern Suriye tarihinde ilk kez eğitim sistemine dahil olan Kürtçe, daha önce çeşitli kanun ve kararlarla yasaklı durumdaydı. Fransız Mandası dönemindeki kısmi ‘rahatlama’ sayılmazsa, günümüze kadar bu yasak devam etti.

Ancak Suriye’de Kürtçeye yönelik politikalar, yalnızca bir dilin eğitimden veya kamusal alandan dışlanmasıyla sınırlı kalmadı. Dil politikası, vatandaşlık, yer adları, kişi adları, kültürel faaliyetler, yayıncılık, eğitim ve nüfus mühendisliği uygulamalarıyla birlikte yürütüldü. Bu nedenle Suriye’de Kürtçenin baskılanması, Kürt kimliğinin kamusal görünürlüğünü azaltmayı ve ülkeyi tek bir Arap ulusal kimliği etrafında tanımlamayı amaçlayan daha geniş bir devlet politikasının parçası olarak değerlendirilebilir.

Kerim Yıldız’ın 2005 tarihli The Kurds in Syria: The Forgotten People adlı çalışması, Suriye’de Kürtlerin nüfusunun uzun süre yaklaşık 1,5–2 milyon arasında tahmin edildiğini ve Kürtlerin özellikle Haseke, Afrin, Kobani ve Şam çevresinde yaşadığını belirtiyor. Kitaba göre devlet, Kürtleri Suriye’nin yerli bir etnik veya ulusal topluluğu olarak tanımak yerine, çoğu zaman Türkiye’den gelen göçmenler veya güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım, Kürtçenin kamusal ve eğitimsel kullanımının engellenmesini meşrulaştıran temel ideolojik çerçeveyi oluşturdu.

1920–1946: Fransız mandası dönemi

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Suriye, Fransız mandası altına girdi. Fransız yönetimi, Arap milliyetçiliğini sınırlamak amacıyla çeşitli topluluklara yerel düzeyde özerklik ve örgütlenme alanları açan bir “böl ve yönet” siyaseti izledi.

Bu dönemde Kürtler, diğer bazı topluluklarla birlikte görece daha geniş bir kültürel faaliyet alanına sahip oldu. Kürt aydınları ve siyasi çevreler örgütler kurabildi. Kürtçe yayıncılık ve kültürel faaliyetler daha görünür hâle geldi. Celadet Åli Bedirxan’ın 1932–1943 arasında yayımladığı Hawar dergisi, Kurmancî Kürtçesinin Latin alfabesine dayalı yazı sisteminin geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Dergi, Suriye’deki Kürt kültürel hayatının en önemli ürünlerinden biri olarak kabul edilir.

Bununla birlikte Fransa, 1946’da Suriye’den çekilirken Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını güvence altına alacak kalıcı anayasal veya hukuki düzenlemeler bırakmadı. Böylece manda dönemindeki görece serbestlik, bağımsızlık sonrasında sürdürülebilir bir hak rejimine dönüşmedi.

1946–1958: Arap milliyetçiliğinin güçlenmesi

Suriye’nin 1946’da bağımsızlığını kazanmasının ardından siyasal sistem giderek Arap milliyetçiliği ekseninde şekillendi. Devletin resmi kimliği “Arap Suriye” anlayışı üzerinden tanımlanırken, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler ve diğer toplulukların farklı etnik ve dilsel kimlikleri kamusal alanda ikincil konuma itildi.

Bu dönemde Kürtçe henüz her alanda aynı yoğunlukta yasaklanmış değildi. Ancak eğitim, devlet kurumları ve resmi iletişim Arapça üzerinden yürütülüyordu. Kürtçenin okullarda öğretilmesine yönelik bir kamu politikası bulunmadığı gibi, Kürtçe yayıncılık da giderek daha fazla denetim altına alındı.

1958’de Suriye ile Mısır’ın Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni oluşturması, merkeziyetçi ve Arap milliyetçisi politikaları güçlendirdi. Kerim Yıldız’ın aktardığına göre Cemal Abdülnasır döneminde Kürtler “hainlik” ve “ayrılıkçılık” suçlamalarıyla ilişkilendirildi, Kürtçe yasaklandı, Kürtçe yayınlar toplatıldı ve Kürt müziği üzerindeki baskı artırıldı.

Suriye’de Kürtçe yayınların yasaklanmasının 1958’den itibaren belirgin biçimde kurumsallaştığına dair insan hakları raporları da bulunmaktadır. Bu raporlara göre Kürtçe materyallerin dağıtımı ve yayımlanması yasaklandı, Kürtçenin okullarda ve üniversitelerde eğitim dili olarak kullanılması engellendi.

1962: Vatandaşlıktan çıkarma

Suriye’de Kürt meselesi açısından en önemli dönüm noktalarından biri, Haseke vilayetinde gerçekleştirilen 1962 özel nüfus sayımıydı.

23 Ağustos 1962 tarihli 93 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Haseke’de özel bir nüfus sayımı yapılması kararlaştırıldı. Sayım, 5 Ekim 1962’de yalnızca bir gün içinde gerçekleştirildi. Hükümet, uygulamanın amacını “yabancı sızmacıları” tespit etmek ve nüfus kayıtlarını düzenlemek olarak açıkladı. Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre uygulama büyük ölçüde keyfi yürütüldü. Aynı aile içindeki kişiler farklı statülere ayrıldı ve Suriye’de doğmuş çok sayıda Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı.

Kürtler, Suriye vatandaşlığını koruyanlar, “yabancı” anlamındaki ajanib statüsüne alınanlar ve hiçbir resmi kayda geçirilmeyen “mektum”, yani “kayıtsızlar”.

Human Rights Watch, 1962 sayımı sonucunda yaklaşık 120 bin Kürdün vatandaşlıktan çıkarıldığını bildirirken, daha sonraki bazı raporlar bu sayının on binlerce kişi daha fazla olduğunu ileri sürdü. 1996 tarihli Human Rights Watch raporu, hükümetin 142 bin 465 kişiyi vatandaşlıktan çıkarıldığı veya yabancı statüsünde kabul ettiğini, Kürt kaynaklarının ise daha yüksek rakamlar verdiğini belirtiyor.

Vatandaşlıktan çıkarma doğrudan bir dil yasağı değildi. Fakat Kürtçenin ve Kürt kimliğinin toplumsal koşullarını ağır biçimde etkiledi. Vatandaşlık statüsünden mahrum bırakılan kişiler, eğitim ve kamu hizmetlerine erişimde zorluk yaşadı, kamu kurumlarında çalışma ve devlet görevlerine girme imkânlarını kaybetti, seyahat belgesi veya pasaport alamadı, mülk edinme, evlilik ve doğum kaydı gibi haklarda sorunlarla karşılaştı, çocuklarının statüsünü güvence altına alamadı.

Bu nedenle vatandaşlıktan çıkarma politikası, Kürtçenin kuşaktan kuşağa aktarımını da dolaylı olarak zayıflattı. Eğitim, resmi kayıt ve devlet kurumlarıyla ilişki kurma imkânları kısıtlanan topluluklar, kendi dillerini kamusal ve kurumsal düzeyde kullanamaz hâle geldi.

1963–1970: Baas rejimi

Baas Partisi’nin 1963’te iktidara gelmesiyle Arap milliyetçisi devlet anlayışı daha sistematik hâle geldi. Suriye’nin siyasi, eğitimsel ve idari kurumları Arap ulusal kimliği etrafında yeniden düzenlendi.

1963’te Haseke’de iç güvenlik sorumlusu olarak görev yapan Muhammed Talab Hilal’in hazırladığı rapor, devletin Kürt nüfusa bakışını ortaya koyan en önemli belgelerden biri olarak değerlendirilir. Raporda Kürtlerin bölgeden uzaklaştırılması, Kürtlere eğitim verilmemesi, istihdam olanaklarının sınırlandırılması, Arap yerleşimcilerin bölgeye taşınması ve Arapça bilmeyen kişilerin oy kullanma veya kamu görevlerinde bulunma hakkının engellenmesi gibi öneriler yer aldı.

Bu öneriler, Kürtçeye yönelik politikaların yalnızca kültürel bir mesele olarak görülmediğini gösterir. Dil, devlet açısından Kürt kimliğinin taşıyıcısı ve dolayısıyla siyasi bir tehdit olarak ele alındı. Kürtçe konuşmak veya Kürtçe kültürel faaliyet yürütmek, çoğu zaman “ayrılıkçılık” ya da “ulusal birliğe zarar verme” iddialarıyla ilişkilendirildi.

1967’de okul coğrafyası kitaplarındaki Kürtlerle ilgili atıfların çıkarıldığına dair raporlar yayımlandı. Böylece Kürtlerin Suriye’nin tarihindeki ve coğrafyasındaki varlığı eğitim müfredatından görünmezleştirildi.

1970–1976: Arap Kuşağı Projesi

Hafız Esad’ın 1970’te iktidara gelmesinin ardından Kürt bölgelerine yönelik demografik ve idari politikalar devam etti.

1973’ten itibaren Haseke vilayetinde Türkiye ve Irak sınırı boyunca “Arap Kuşağı” veya “Arap Kemeri” olarak bilinen proje uygulandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, projenin yaklaşık 10–15 kilometre genişliğinde ve 375 kilometre uzunluğunda bir hat boyunca yürütüldüğünü aktardı. Kürtlerin yaşadığı topraklara Arap aileler yerleştirildi, bazı Kürtlerin arazilerine el konuldu ve yeni yerleşim merkezleri oluşturuldu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları mekanizmalarına sunulan bir raporda, 1973’te Haseke’de Kürtlerin sahip olduğu tarım arazilerinin kamulaştırıldığı ve Baas Partisi yönetiminin 41 yerleşim merkezi kurduğu belirtilmektedir.

Arap Kuşağı Projesi’nin dil üzerindeki etkisi üç düzeyde ortaya çıktı. Buna göre, Kürtçe yer adları Arapça adlarla değiştirildi, Kürtlerin kendi tarihsel ve coğrafi bağları resmi kayıtlardan silindi., Kürtçe konuşan nüfusun sınır bölgelerindeki yoğunluğu azaltılmaya çalışıldı.

Suriye hükümeti 1976’da projenin durdurulduğunu açıklasa da oluşturulan yerleşim merkezleri dağıtılmadı ve yerlerinden edilen Kürtlerin önemli bir bölümü topraklarına geri dönemedi.

1977: Kürtçe yer adları değiştirildi

1970’li yılların ortasından itibaren Kürtçe köy ve kasaba adlarının Arapçalaştırılması hız kazandı.

Mayıs 1977 tarihli 15801 sayılı talimatla Efrin bölgesindeki çok sayıda Kürtçe yer adının Arapça adlarla değiştirilmesi emredildi. Kobani bu dönemde Ayn el-Arab oldu.

Yer adları yalnızca idari tanımlamalar değildir. Toplumların tarihsel hafızasını, coğrafyayla ilişkisini ve kolektif kimliğini taşır. Bu nedenle yer adlarının değiştirilmesi, Kürtçenin kamusal alandan çıkarılmasının yanı sıra Kürtlerin yaşadığı bölgelerin Kürtlerle olan tarihsel bağının resmi düzeyde silinmesi anlamına geliyordu.

1980’ler: Kamusal kullanımın sınırlandırılması

1980’li yıllarda Kürtçeye yönelik yasaklar daha açık idari kararlarla uygulanmaya başladı.

Birleşmiş Milletler belgelerine sunulan bilgilere göre, Haseke Valiliği 11 Kasım 1986’da 1012/S/25 sayılı kararla işyerlerinde Kürtçe kullanılmasını yasakladı. 13 Mart 1989’da çıkarılan 1865/S/25 sayılı başka bir kararla Kürtçe konuşma yasağı yeniden teyit edildi ve düğünler ile bayramlarda Arapça dışındaki şarkıların söylenmesi de yasaklandı.

Kerim Yıldız’ın aktarımına göre 1986 tarihli karar, Kürtçenin işyerlerinde, sinemalarda ve kafelerde kullanılmasını da engelliyordu. Böylece Kürtçe yalnızca eğitim kurumlarında değil, günlük hayatın farklı kamusal alanlarında da baskı altına alındı.

1982’de yayımlandığı bildirilen gizli bir kararnameyle Kürtçenin okullarda ve üniversitelerde eğitim dili olarak kullanılması, resmi kurumlarda konuşulması ve öğretilmesi yeniden yasaklandı. Bu kararın uygulanması, Kürtçenin kurumsal olarak aktarılmasını neredeyse imkânsız hâle getirdi.

Sonuç olarak Kürt çocukları kendi ana dillerinde eğitim alamadı. Kürtçe okuma ve yazma öğretimi resmi eğitim kurumlarının dışında kaldı, bazı aileler çocuklarına Kürtçe öğretmek için evlerde veya gizli biçimde dersler düzenlemek zorunda kaldı.

1990’lar: İsim, işletme ve yayıncılık yasakları

1990’lı yıllarda Kürtçeye yönelik yasaklar kişi adları, işletme adları ve yayıncılık alanlarına da yayıldı.

1992’den itibaren Haseke’de çocuklara Kürtçe isim verilmesi zorlaştırıldı. Kürt kaynaklarına göre İçişleri Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda, Arapça olmayan isimler için güvenlik makamlarından onay alınması istendi. Bu uygulama özellikle Kürtçe isimleri hedef aldı.

Bir çocuğun ismine müdahale edilmesi, dil politikasının aile ve özel hayat alanına kadar genişlediğini gösteriyordu. Devlet, çocuğun kimliğinin resmi kayıtlarda nasıl ifade edileceğini de kontrol ediyordu.

1994’te Haseke Valisi Subhi Harb, Kürtçe isim taşıyan işletmelerin adlarını bir hafta içinde Arapçaya çevirmelerini istedi. Yerel yönetimlere, Kürtçe isimli dükkan, otel ve restoranlara ruhsat verilmemesi talimatı gönderildi. Mevcut işletmelerin kapatılabileceği veya sahipleri hakkında işlem yapılabileceği bildirildi. Human Rights Watch, 1995’te Suriye’de Arapça, Ermenice ve Rusça tabelalar gördüğünü, ancak Kürtçe tabela görmediğini aktardı.

Kürtçe kitap ve dergilerin basılması, dağıtılması ve ülkeye sokulması büyük ölçüde engellendi. Yayıncılar ve matbaacılar, “milli güvenlik”, “ulusal birlik” veya “kamu düzeni” gibi geniş ve belirsiz gerekçelerle cezalandırılma riski taşıdı.

Kürtçe yayın yapmak isteyenler, eserlerini Lübnan gibi komşu ülkelerde bastırıp Suriye’ye gizlice sokmak zorunda kalabiliyordu. 2002’de Kürtçe kültürel ve eğitim materyali dağıttığı gerekçesiyle İbrahim Nasan’ın tutuklanması, bu politikanın 2000’li yıllarda da sürdüğünü gösteren örneklerden biridir.

2000–2010: Kısıtlamaların devamı

Beşar Esad’ın iktidara gelmesiyle bazı çevrelerde reform beklentisi oluşsa da Kürtçeye ilişkin temel devlet politikası değişmedi.

Kürtçe resmi dil olarak tanınmadı. Kürtlerin özel dil okulları veya Kürtçe eğitim veren kurumlar açmasına izin verilmedi. Ermeni, Süryani ve Çerkes topluluklarının belirli ölçülerde dil ve kültür kurumları oluşturabilmesine karşılık Kürtler için benzer bir alan açılmadı.

Kürtçe konuşan öğretmenlerin okul içinde Kürtçe kullanmaları engellendi. Kürtçe yayınlar üzerindeki baskı sürdü. Kürtçe müzik, kültürel toplantılar ve Newroz kutlamaları güvenlik denetimine tabi tutuldu.

2004’te Qamışlı’da başlayan olaylar, Kürt meselesinin devletin güvenlik yaklaşımıyla ele alındığını yeniden ortaya koydu. Olaylar sonrasında Kürt aktivistler, gazeteciler ve kültürel faaliyet yürüten kişiler gözaltına alındı. Kürtçe yayın, kültürel ifade ve siyasi örgütlenme çoğu zaman birbirinden ayrılmadan “ayrılıkçı faaliyet” şüphesiyle değerlendirildi.

Birleşmiş Milletler’e sunulan raporlarda, Suriye hükümetinin Kürtlerin anadillerini konuşmasını engellemek için soruşturma, gözaltı, hareket kısıtlaması ve cezai suçlamalar kullandığı ifade edildi. Aynı rapor, Kürtçe kullanımının resmi olarak tanınmadığını ve 1986 ile 1989 tarihli idari kararların yürürlükte kaldığını belirtti.

2011 sonrası durum

2011’de Suriye’de savaşın başlaması, Kürtçenin statüsünde fiili bir değişiklik yarattı. Suriye hükümetinin kuzey ve kuzeydoğudaki kontrolünün zayıflamasıyla Kürt siyasi ve askeri yapıları bazı bölgelerde yönetimi ele geçirdi.

2012’den itibaren Kuzey ve Doğu Suriye’deki özerk yönetim, Kürtçeyi eğitim ve kamu yaşamında kullanmaya başladı. Kürtçe, Arapça ve Süryanice ile birlikte eğitim sistemine dahil edildi. Bazı bölgelerde çocuklar ilk yıllarda anadillerinde eğitim gördü, ilerleyen sınıflarda diğer diller müfredata eklendi.

Bu gelişme, Suriye’nin merkezi hükümetinin onlarca yıl sürdürdüğü Arapça merkezli eğitim politikasından önemli bir kopuştu. Ancak bu sistemin verdiği diplomalar ve eğitim belgeleri Suriye’nin geri kalanında ve uluslararası alanda tam olarak tanınmadı. Bu durum, Kürtçe eğitim gören öğrencilerin üniversiteye geçişi ve diplomalarının resmî kabulü açısından sorunlar doğurdu.

Öte yandan Efrin’in 2018’de Türkiye destekli güçlerin kontrolüne geçmesinden sonra Kürtçe eğitim ve kamu kullanımına yönelik uygulamalar yeni bir baskı alanıyla karşılaştı. Bölgedeki müfredatın Türkçe ve Arapça ekseninde yeniden düzenlendiğine, Kürtçenin eğitimdeki konumunun zayıflatıldığına dair raporlar yayımlandı. Böylece savaş sonrası dönemde Kürtçenin karşı karşıya kaldığı baskı tek merkezli olmaktan çıktı, farklı bölgelerde farklı aktörlerin politikaları belirleyici hâle geldi.

2026: Kürtçenin ulusal dil olması

2026 yılı, Suriye’de Kürtçenin hukuki statüsü bakımından önemli bir değişime sahne oldu.

SANA’nın 26 Ağustos 2026 tarihli haberine göre geçici Şam yönetimi başkanı Ahmed eş Şara’nın 16 Ocak 2026’da yayımladığı 13 sayılı kararname, Kürtleri Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası olarak tanımladı ve Kürtçeyi “ulusal dil” olarak tanıdı. Kararname, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde devlet ve özel okullarda Kürtçe öğretilmesine izin verdi.

28 Ağustos tarihli Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı ile Kürtçe, 2026–2027 eğitim-öğretim yılından itibaren okullarda okutulacak.

Sadece dille ilgili politika değildi

Bu tarihsel çizgi, Suriye’de dil politikasının tek başına ele alınamayacağını gösterir. Kürtçenin yasaklanması veya engellenmesi; vatandaşlıktan çıkarma, yerinden etme, topraklara el koyma, yer adlarını değiştirme, Kürtçe isimleri reddetme ve yayıncılığı denetleme gibi uygulamalarla birlikte yürütüldü.

Başka bir ifadeyle devlet, Kürtçeyi yalnızca “yabancı bir dil” olarak değil, Kürtlerin kolektif kimliğini ve siyasal taleplerini taşıyan bir unsur olarak değerlendirdi. Bu nedenle Kürtçe konuşmak, yazmak, öğretmek veya kamusal alanda görünür kılmak çoğu zaman kültürel bir faaliyet olmaktan çıkarılıp güvenlik meselesine dönüştürüldü.

Uzun bir yasaklama süreci

Suriye’de Kürtçenin tarihi, bir yasaklar ve baskılar tarihi olduğu kadar, dilin aile içinde, gizli derslerde, kültürel toplantılarda ve diasporada korunması tarihidir. Fransız mandası dönemindeki sınırlı kültürel serbestlik, bağımsızlık sonrasında Arap milliyetçisi devlet politikaları tarafından daraltıldı. 1962 nüfus sayımı, Kürtlerin önemli bir bölümünü vatandaşlıktan çıkararak dilin toplumsal ve kurumsal aktarımını zayıflattı. 1970’li yıllardaki Arap Kuşağı Projesi, yer adlarının değiştirilmesi ve demografik müdahalelerle bu politikayı derinleştirdi. 1980’lerden 2000’lere kadar Kürtçenin eğitimde, işyerlerinde, yayıncılıkta, kişi ve işletme adlarında kullanılmasına yönelik kısıtlamalar sürdü.

2011 sonrasında kuzeydoğu Suriye’de Kürtçe eğitim ve idari kullanım bakımından yeni bir dönem başladı. Ancak bu gelişme ülke genelinde ortak bir hukuki sisteme dönüşmedi. 2026’da Kürtçenin ulusal dil olarak tanınması ve okullarda ders hâline getirilmesi, geçmişteki inkâr politikasına karşı önemli bir değişiklik olarak değerlendiriliyor. Bunun kalıcı bir hak rejimine dönüşüp dönüşmeyeceği ise üniversite ve kamu kurumlarında kullanım hakkının güvence altına alınıp alınmayacağına ve vatandaşlıktan çıkarma politikasının mirasının nasıl ele alınacağına bağlı.

Nihaplus araştırma dosyası · Suriye

Yasaktan müfredata: Suriye’de Kürtçenin kamusal hayata dönüşü

Geçici Şam yönetiminin 28 Ağustos 2026 tarihli kararı, Kürtçeyi Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde devlet ve özel okulların müfredatına ulusal dil olarak dahil etti. Karar, onlarca yıl eğitimden, yayıncılıktan ve kamusal alandan dışlanan Kürtçe bakımından yeni bir dönemin eşiği olarak görülüyor.

Karar tarihi 28 Ağustos 2026
Uygulama alanı Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerdeki devlet ve özel okullar
Tarihsel arka plan 1920’lerden günümüze uzanan dil, kimlik ve yurttaşlık politikaları

01 / Kararın merkezinde ne var?

Yeni düzenleme, Kürtçeyi yalnızca seçmeli ve sembolik bir faaliyet alanına yerleştirmiyor; ders notunu öğrencinin genel başarı ortalamasına dahil ediyor ve dili temel derslerden biri olarak tanımlıyor. Öğretmenlerin seçimi için de Kürtçe uzmanlığı ve yazılı-sözlü yeterlilik sınavı şartı getiriliyor.

28 Ağustos 2026 · Eğitim Bakanlığı Kararı

Kürtçe, modern Suriye tarihinde ilk kez resmi eğitim sisteminin parçası oluyor.

Fransız Mandası dönemindeki sınırlı kültürel serbestlik dışında, Kürtçe bağımsızlık sonrası devlet politikalarıyla eğitimden ve kamusal alandan büyük ölçüde dışlanmıştı.

3 saat Haftalık Kürtçe dersi Kürtçe dersleri için haftada ortalama üç ders saati ayrılacak.
1 saat Kültürel faaliyet Kürtçe sosyal ve kültürel etkinlikler için ayrıca haftada bir ders saati tahsis edilecek.
Notlu Başarı ortalamasına dahil Kürtçe dersinin notu öğrencilerin genel başarı ortalamasına eklenecek.
Sınavlı Öğretmen yeterliliği Öğretmen adayları, Kürtçe seviyelerini belgelemek için yazılı ve sözlü sınava girecek.

Öğretmenlik şartı / Uzmanlık

Kürtçe dersi verecek öğretmenlerin üniversite veya öğretmen yetiştirme enstitüsü mezunu olması ve Kürtçe alanında uzmanlaşması gerekiyor.

İhtiyaç halinde / Geçici çözüm

Öğretmen ihtiyacının karşılanamadığı durumlarda, Kürtçeye hakim lise mezunlarının da ders vermesine izin verilebilecek.

02 / Karara gelene kadar: Dört tarihsel eşik

Bu bölüm, düz bir zaman çizelgesi yerine Kürtçenin kamusal statüsünü belirleyen dört ana döneme odaklanır: sınırlı kültürel alan, devlet merkezli dışlama, yasakların gündelik hayata yayılması ve savaş sonrasında ortaya çıkan fiili eğitim alanı.

1920–1946

Mandada sınırlı kültürel alan

Fransız Mandası döneminde Kürt aydınları görece daha geniş bir örgütlenme ve yayın alanına sahipti. Celadet Ali Bedirxan’ın 1932–1943 arasında yayımladığı Hawar dergisi, Kurmancî için Latin harflerine dayalı yazı sisteminin gelişmesinde etkili oldu.

1946–1977

Arap milliyetçiliği ve dışlama

Bağımsızlık sonrası devletin resmi kimliği Araplık üzerinden kuruldu. 1962 Haseke sayımıyla binlerce Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı; 1973’ten itibaren Arap Kuşağı Projesi yürütüldü ve Kürtçe yer adları Arapçalaştırıldı.

1980–2011

Yasağın gündelik hayata yayılması

Kürtçenin eğitim kurumlarında, işyerlerinde, yayıncılıkta ve kültürel etkinliklerde kullanımı engellendi. Kürtçe isimler, tabelalar, kitaplar ve müzik; idari denetim, yasak ve cezai yaptırım riskiyle karşı karşıya kaldı.

2011–2026

Fiili eğitimden resmi statüye

2011 sonrası kuzeydoğuda Kürtçe, Arapça ve Süryaniceyle birlikte eğitim sistemine girdi. Ancak bu model ülke çapında tanınmadı. 2026 kararı ise Kürtçeyi ilk kez merkezi eğitim sisteminin resmi parçası haline getiriyor.

03 / Yasak bir dilden fazlasıydı

Dil politikası, Kürt kimliğinin kamusal görünürlüğünü sınırlayan daha geniş bir düzenin parçasıydı.

Suriye’de Kürtçeye yönelik baskı, yalnızca ders kitaplarında veya resmi dairelerde kullanılan dille ilgili değildi. Vatandaşlıktan çıkarma, yerinden etme, yer adlarının değiştirilmesi, kişi adlarının reddedilmesi, yayınların denetlenmesi ve kültürel faaliyetlerin engellenmesi birbirini tamamlayan uygulamalardı. Bu çerçevede Kürtçe konuşmak, yazmak veya öğretmek çoğu zaman kültürel bir hak olarak değil, güvenlik ve “ayrılıkçılık” tartışmasının konusu olarak ele alındı.

A

Ana dilde eğitim engeli

Kürtçe, yıllarca devlet okullarında öğretim dili olmadı; özel Kürtçe eğitim kurumları da açılamadı.

V

Vatandaşlık kaybı

1962 sayımı, on binlerce Kürdün eğitim ve kamu hizmetlerine erişimini sınırlayan statüsüzlük üretti.

M

Mekânsal hafıza

Kürtçe köy ve kasaba adlarının değiştirilmesi, dilin coğrafyadaki izlerini resmi kayıtlardan sildi.

Y

Yayın ve kültür baskısı

Kitap, dergi, müzik ve kültürel faaliyetler; sansür, el koyma ve soruşturma tehdidiyle sınırlandırıldı.

Sonuç

2026 kararı, tarihsel bir eşik; ancak dil eşitliğinin tamamlandığı anlamına gelmiyor.

Kürtçenin eğitim sistemine dahil edilmesi, geçmişteki açık yasak ve inkâr çizgisinden belirgin bir kopuş niteliğinde. Buna karşılık karar, Kürtçeyi Arapçayla eşit resmi dil statüsüne taşımıyor; uygulamayı Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerle sınırlıyor. Düzenlemenin kalıcılığı, öğretmen ve müfredat kapasitesine, üniversite ve kamu kurumlarında kullanım imkanına ve geçmişteki vatandaşlık dışlamasının sonuçlarının nasıl ele alınacağına bağlı olacak.

Kaynaklar

  • Kerim Yıldız, The Kurds in Syria: The Forgotten People
  • Human Rights Watch, Syria: The Silenced Kurds
  • Kurdish Initiative for Syria, Persecution and Discrimination against Kurdish Citizens in Syria
  • Syrians for Truth and Justice, How the 1962 Census Destroyed Stateless Kurds’ Lives and Identities
  • Syrians for Truth and Justice, Curricula in Afrin: Between “Turkification” and Restrictions on the Kurdish Language
  • North Press Agency, Multi-language Curriculum in Northeast Syria Lacks Official Recognition
  • Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)
  • Kurdistan24

İBB Çözüm Merkezi ALO 153 artık Kürtçe de hizmet verecek

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde daha önce Türkçe, İngilizce ve Arapça dillerinde hizmet veren Çözüm Merkezi ALO 153, bugün itibarıyla Kürtçe’nin Kurmancî lehçesini de ekledi.


İstanbul Büyükşehir Belediyesi, çok dilli hizmet uygulamalarına Kürtçe’nin Kurmancî lehçesini de ekledi.

İBB Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı bünyesinde çalışma yürüten Çözüm Merkezi ALO 153, daha önce Türkçe, İngilizce, Arapça dillerinde hizmet veriyordu. Bugün itibariyle Çözüm Merkezi ALO 153’e Kürtçe’nin Kurmancî lehçesi de eklendi.

Her gün on binlerce kişinin talep, öneri ve şikâyetlerini hizmet binasına gitmeden iletebildiği çağrı merkezinde yeni uygulamayla Kürtçe konuşanlar da, belediye hizmetlerini ana dillerinde alabilecek.

İBB Meclisinde daha önce gündeme gelmişti

Uygulamanın hayata geçmesi daha önce İBB Meclisinde birçok kez gündeme gelmişti.

İstanbul’da yaşayan Kürtlerin sorunlarını, şikayetlerini kendi ana dillerinde iletmesi için bu uygulamanın yaygınlaşması ve tüm birimlerde hayata geçirilmesi talep edilmişti.

JinMap: İstanbul’da Kürt kadınları belediyelerden Kürtçe destek alamıyor

İBB ve 39 ilçe belediyesinin 59 Kadın Danışma Merkezlerinin sadece ikisinde sınırlı düzeyde Kürtçe hizmet verilmesi üzerine, Kadın Zamanı Derneği, JinMap adıyla bir mobile uygulama çalışması oluşturdu.

JinMap

Kadın Zamanı Derneği, İstanbul’da yaşayan Kürt kadınlarına yardımcı olmak amacıyla JinMap adıyla bir mobile uygulama geliştirdi. JinMap, İstanbul’da yaşayan Kürt kadınların şiddetle mücadele mekanizmalarına anadilinde erişimi sağlanmayı amaçlıyor.

Haritada kadın danışma merkezlerine ve şiddetle mücadele birimlerine Kürtçe olarak görülüyor. Ayrıca söz konusu kurumların Kürtçe hizmet sunup sunmadığına dair bilgiye ulaşılabiliyor.

Kadın Zamanı Derneği, bu haritayı İstanbul’da yaşayan Kürt kadınlarının şiddetle mücadele ve destek mekanizmalarına Kürtçe erişebilecekleri mekanizmaların yoksunluğunu görerek hazırladı.

JinMap’ı hazırlama sürecini, haritanın amacı ve uygulama alanlarını Kadın Zamanı Derneği’nden Derya Aslan Niha+’a anlattı.

Derya Aslan, Kadın Zamanı Derneği YK üyesi

Kadın Zamanı Derneği, 2020 yılında, pandemi sürecinde kurulan bir dernek. Derneği İstanbul’da yaşayan ve şiddetle mücadele mekanizmalarına kendi anadilleriyle ulaşamayan Kürt kadınlarına destek olmak amacıyla bir grup Kürt kadını kuruyor. İçlerinde sosyologlar, psikologlar, sosyal çalışmacılar, avukatlar, doktorlar, hemşireler ve gazeteciler var. Dernek, şiddet başta olmak üzere kadınları ilgilendiren pek çok konuda atölyelerin yanı sıra pek çok etkinlik düzenliyor. Ayrıca erkek şiddeti gibi olaylarda dava takip süreçlerine dahil oluyor, basın açıklamaları gerçekleştiriyor ve diğer kadın örgütleriyle birlikte eylemler organize edip eylemlere katılıyor.

“İstanbul’da kadınlara Kürtçe destek sunan kurum yoktu”

Derneğin yönetim kurulu üyelerinden Derya Aslan, derneği İstanbul’da kadınlara Kürtçe destek veren kurumların olmaması yüzünden kurduklarını belirtti:

“İstanbul, Kürdistan’dan çok göç alan büyük bir metropol ve burada yaşayan çok sayıda Kürt kadının şiddet mekanizmalarına erişemediği bir durum söz konusuydu. Çift dilli hizmet veren, şiddet alanında profesyonelce çalışıp kadınlara Kürtçe destek sunan sivil toplum kurumlarının olmaması, bizi harekete geçiren temel sebep oldu. Bu alanda İstanbul’daki tek kurumuz. Yönetimimizi oluştururken, kadın bilinci yüksek, kadın paradigmasına hakim ve şiddet alanında çalışan kadınlarla yola çıktık. Kürt kadınlarının kendini daha rahat hissedebileceği bir alan yaratma iddiamız olduğu için ekibimizin Kürt olması bizim için çok önemliydi.”

“Özellikle İstanbul’da çok susturulan kadınların kendilerini anlatıp açılabilecekleri, ‘benim dilimde konuşan, onlarla kolektif çalışma yürütmek isteyen bir kurumum var’ diyebilecekleri bir zemin oluşturmak” diyen Aslan derneği kurduklarında şiddete veya hukuki haklarına dair Kürtçe bir veri ve literatür bulunmadığı için kendi materyallerini Kürt dil uzmanlarıyla birlikte hazırladıklarının bilgisini veren Aslan kimi bütün çalışmalarını iki dilli yaptıklarını kaydetti.

“Bize gelen başvurularda kolluk şiddeti, toplumsal şiddet, dil baskısı veya dijital şiddet oldukça fazla” diyen Aslan, bu süreçleri takip ederken yargıda, kollukta veya gündelik yaşamda Kürtçeye yönelik büyük bir tepkiyle karşılaştıkları için kadınlara Kürtçe destek vermenin öneminden bahsetti:

“Katledilen kızının hakkını Kürtçe savunmak isteyen bir annenin heyet tarafından ‘Burada tek bir dil var, Türkçedir. Savunmanı bu şekilde alamayız’ denilerek susturulması, yaşadığımız yargı şiddetinin somut bir örneği.”

59 merkezden ikisinde sınırlı hizmet

İstanbul’daki yerel yönetimlerin anadil politikalarını izlemek amacıyla kapsamlı bir araştırma yürüten Kadın Zamanı Derneği, 39 ilçede bulunan 59 Kadın Danışma Merkezi’nden sadece iki tanesinde Kürtçe hizmet verildiğini fark ediyor:

“Bize gelen sosyal destek veya barınma taleplerini sığınağımız olmadığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) veya ilçe belediyelerine yönlendirmek zorunda kalıyoruz. Ancak izleme sürecinde zar zor aldığımız resmi veriler, durumun vahim olduğunu gösterdi. İstanbul’daki 39 ilçede bulunan 59 Kadın Danışma Merkezi’nin eşitlik eylem planlarını ve vizyon belgelerini taradık. Çok dilli hizmete dair hiçbir iddialarının olmadığını gördük. Milyonlarca Kürt’ün yaşadığı bir şehirde, bu 59 merkezin sadece ikisi, Avcılar ve Bağcılar, Kürtçe destek veriyor. İBB’nin ‘Alo Şiddet’ hattının da Kürtçe destek verdiğini iddia etmesine rağmen, bizzat aradığımda böyle bir hizmetin olmadığını ve çoklu şiddete maruz kalan kadınlar için iyi bir politikalarının bulunmadığını fark ettim.”

JinMap, ekran görüntüsü

5 belediye belirlediler

Resmi verilerde Kürt nüfusuna dair bir bilgi bulunmadığı için Kadın Zamanı Derneği, sivil toplum kuruluşlarının ve araştırma şirketlerinin araştırmalarından yola çıkarak İstanbul’da en az 1 milyon Kürt kadınının yaşadığını düşünüyor. İBB ve 39 ilçe belediyelerinden sadece iki tanesinde Kürtçe hizmet verilmesi ve bu sayının Kürt kadınlarının ihtiyacını karşılamaktan uzak olması nedeniyle bir dizi görüşme gerçekleştirme kararı alıyorlar:

“Bu tespitlerin ardından, hazırladığımız veri analizi politika öneri belgesini Kürt nüfusunun yoğun olduğu Arnavutköy, Beyoğlu, Avcılar, Sancaktepe, Ataşehir belediyelerine ve İBB’ye bizzat sunduk. Kadın danışma merkezlerinde Kürtçe bilen uzman personelin istihdam edilmesi, 7/24 erişilebilir tercüman desteği sağlanması, anadilde hizmet eğitimleri verilmesi ve sığınaklara dair Kürtçe broşürler hazırlanması gibi somut politika önerileri ilettik. Ayrıca farklı etnik kimliklerdeki mülteci veya Kürt kadınların şiddet verisinin tutulmamasının da büyük bir sorun olduğunu vurgulayarak bu verilerin kayıt altına alınmasını talep ettik.”

“Anadilinde konuşamamak çoklu şiddete yol açıyor”

“Şiddet mekanizmasından çıkmaya çalışırken kendi dilinde konuşamamak, kadını kamu kurumlarında çoklu şiddete maruz bırakıyor ve travmayı tetikliyor” diyen Derya Aslan adliyelerde tercüman desteğinin bunun için yeterli olmadığını düşünüyor: “Tercüman olsa da çok yanlış notlar alınıyor, hikaye başka bir yere dönüşüyor ve kadın hakkını savunamıyor. Hastanelerde ve kollukta ise tercüman hiç yok. Kolluğa giden kadın derdini anlatamadığı için ikna edilip eve geri gönderiliyor. Kürtçe ifade veremediği için eve gönderilip katledilen Fatma Altınmakas bunun en acı örneğidir. ‘Kürtçe konuştuğumda kendimim ama yardım istediğimde dilimi unutmam beklendi. İyileşmem için Kürtçeye ihtiyacım vardı’ diyen kadınların hikayeleri, tercümanın tek başına yeterli olmadığını, kadının kendini kendi dilinde ifade edebileceği bağımsız mekanizmalara ihtiyaç duyduğunu açıkça gösteriyor. İktidarın kadını kamusal alandan çekip eve mahkum eden aile odaklı politikalarıyla da birleşince, kadınlar çözümsüz kalıp şiddet gördükleri yere dönmek zorunda bırakılıyor. Dil engeli, bizatihi yeni bir şiddet üretiyor.”

Dilbilimci Demir: Kürtçe’ye yönelik kırım politikası uygulanıyor

Bir dilin tehlike altında olup olmadığı ile ilgili en önemli ölçütün çocuklar olduğunu belirten dilbilimci Netice Altun Demir, Türkiye’de devletin Kürt diline yönelik bir “kırım” uyguladığını, Kürtlerin de “dil-intiharı” yaptıklarını düşünüyor.

Kürt Dil Günü etkinliği, Foto: Sosyal medya

Kürt Dili Hakları İzleme ve Raporlama Platformu (Kurdish Monitoring) verilerine göre; 2025 yılında Kürtçe kullanımı toplamda en az 70 kez engellenmiştir. Bu ihlallerin 25’i kamusal alanda, 15’i medyada, 18’i kültür-sanat alanında ve 12’si cezaevlerinde gerçekleşmiştir.

Parlamentoda milletvekilleri Kürtçe konuştuğunda konuşmalarının kesilmesi, Kürtçenin “bilinmeyen bir dil” olarak tanımlanması ve tutanaklarda Kürtçe kısımların yerine “X” işareti konulması uygulaması hâlâ devam etmektedir. Kürtler anadilde eğitim talebinde bulunsa da, hükümet programında bu talebe yönelik somut bir adım görülmemektedir.

Resmi olmayan verilere göre Kürtçe kullanımı sokaklarda, sosyal alanlarda ve giderek ev içlerinde bile azalmaktadır. Dilbilimci Netice Altun Demir, Kürtçenin Türkiye’deki mevcut durumunu “dil kırım” (linguicide) olarak nitelendiriyor. Ona göre “asimilasyon” kelimesi Kürtçenin durumunu tarif etmek için hafif kalmaktadır. Ayrıca Kürtlerin kendi dillerine karşı tutumunu da “kendi dilini öldürme” (dil-intiharı) olarak tanımlıyor.

Altun Demir, Kirmançkî (Zazaki) lehçesinin durumunun Kurmanci’ye göre çok daha kötü olduğunu belirtiyor.

Pek çok kişi Türkiye’de Kürt coğrafyasında Kürtçenin tehlike altında olduğunu söylüyor. Sizin görüşünüze göre de Kürtçe üzerinde bir tehlike var mı?

Elbette var. Eğer bir dili sadece yaşlılar konuşuyorsa tehlike çok büyüktür. Eğer yetişkinler ve yaşlılar konuşuyor ama çocuklar konuşmuyorsa yine büyük bir tehlike vardır; o dilin ölmesine iki nesil kalmış demektir. Burada en önemli ölçüt çocuklardır. Eğer çocuklar dili konuşuyorsa, o dil henüz tehlike yoluna girmemiş demektir. Kirmançkî/Zazakî’de tehlike çok büyüktür. Zazakî’nin sadece Türkçe ile değil, Kurmancî ile ilişkisinde de sorunlar var. Kurmancî’nin durumu da iyi değil ama nüfusu fazla olduğu ve devlet baskısı her anlamda sürdüğü için, bu baskı beraberinde bir tepki de doğuruyor. Bu iki nedenden dolayı Kurmancî, Zazakî kadar büyük sorunlar yaşamıyor. Ayrıca Kurmancî Kürdistan’ın dört parçasında konuşulduğu için özel bir duruma sahip. Kısacası tehlike var, önemli olan tehlikenin hangi aşamada olduğudur.

Nasıl bir tehlikeden bahsediyorsunuz?

Kürdistan’da en çok asimilasyondan bahsedilir. Ancak durumu daha iyi ifade edebilecek başka terimler de var. Çünkü asimilasyon çok yumuşak bir kelime. Bu terim ilk olarak Amerika’da hedeflenen bir entegrasyonu ifade etmek için kullanıldı. Devletin sistematik saldırısı ‘linguicide’ yani ‘dil kırım’ kapsamına girer. Bir dilin ‘kendi kendini öldürmesi’ ise, bir kişinin bilinçli olarak ve kendi çıkarı için bu dilin artık kendisine veya çocuğuna fayda sağlamayacağına karar verip, kendi dilinden vazgeçerek egemen dili seçmesidir. Kürtler arasında devlet tarafından yapılan asimilasyon değil, dil kırımdır; halk tarafından yapılan ise asimilasyon değil, ‘kendi dilini öldürme’dir (bunun yumuşak versiyonu oto-asimilasyondur). Şimdi devlet Kürtçeyi öldürmek istiyor, Kürtler de artık buna yardım ediyor. Kirmançkî daha yakın bir zamanda, Kurmancî ise aynı yolda; buna ‘hastalık yolu’ diyebiliriz. Eğer yara tedavi edilmezse ölüme gider.

Bunun sebebi nedir?

Pek çok sebebi var. Yüz yıllık, ilk günden bugüne zulüm ve baskıyla devam eden bir hikaye var. Entegrasyona sırtını dayamış, sözde Kürtler için ve Kürtler adına hareket eden ama Kürtçe olmadan yol alan bir Kürt siyaseti var. Zaten ezen ve ezilen arasında bir ‘birlikte yaşam’ söz konusuysa, orada asla eşit bir ilişki kurulamaz. Egemenlerle ilişki, ancak onlar egemenliklerini sürdürdükleri sürece mümkündür. Bir vatandaş, Kürt liderlerin ve aydınların sistemle barışık olduğunu gördüğünde, kendisi de prestiji olmayan dilinden kolayca vazgeçer. Kürtler Kürt olmayı kabul etmişler ama hâlâ kendilerine düşmanlarının gözüyle bakıyorlar; hâlâ kendilerini ve dillerini sevmiyorlar. Elbette istisnalardan değil, sıradan insanlardan veya büyük kitlelerden bahsediyorum. Çok değerli kişiler ve çalışmalar da var ama bunlar derde derman olacak kadar büyük değiller.

Kürtçenin bu tehlikeden kurtulması için ne yapılmalı? Kimler sorumluluk almalı?

Sorumlular yukarıdan aşağıya siyasetle uğraşanlar ve aydınlardır. Dilin prestij kazanması ve korunması için statü lazımdır. Statü için de Kürtlerin kendi topraklarında yetki sahibi olması gerekir. Eğer Bakur’daki Kürtler Türklerle, Rojhilat’takiler (İran) Farslarla, Rojava’dakiler (Suriye) Araplarla yaşarsa —ki siyasetimiz bunu savunuyor— o zaman Kürtlerin birbirleriyle bağı kalmaz. Diğer dillerin egemenliği sürer. Bugün olmazsa yarın Kürtçe yerini egemenlerin dillerine bırakır. Sorun sadece Bakur Kürtleri değildir; Rojhilat’ta az sayıda kişi tarafından konuşulan lehçeler yavaş yavaş Kürtlüklerinden de vazgeçiyorlar. Eğer Bakur’daki Kürt hareketi entegre olmak istiyorsa kurtuluş yoktur. Ancak iki millet ve iki devlet gibi yaşarlarsa; o zaman Kürtlerin ikinci dili Türkçe, Türklerin ikinci dili ise Kürtçe olur. Üçüncü dil ise her ikisi için İngilizce olur. Bu çözüm bile tek başına yetmez çünkü bir taraftaki Kürtleri kaderlerine terk edemeyiz. Orta Doğu’da ne kadar mümkünse o kadar, yüzde yüz bir eşitlik lazımdır. Eğer olmazsa, dilimiz bir süre daha ‘uzun’ süre yaşayacaktır ama hikayenin sonu iyi olmayacaktır.

Rojava’da Kürtçe eğitimin geleceği tartışılıyor

10 yılı aşkın bir süredir Rojava’da bütün eğitim kurumlarında Kürtçe eğitim veriliyor. Ancak 29 Ocak’ta Özerk Yönetim ile geçici Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşmadan sonra başlayan entegrasyon sürecinde Kürtçe eğitim, tartışma başlıklarından biri olmuş durumda.

Çalakiya ji bo zimanê kurdî li Qamişloyê, Foto: ANHA

Rojava Özerk Yönetim ile Şam’daki geçici yönetim arasında 29 Ocak 2026 tarihinde imzalanan anlaşmanın ardından entegrasyon süreci başladı. Bu süreç öncelikle askeri alanda, ardından eğitim ve diğer bazı alanlarda yürütülüyor. Ancak eğitim konusunda bölgeden gelen bilgilere göre, Özerk Yönetim ile Şam’daki geçici yönetim arasında sorunlar yaşanıyor.

Şam’daki geçici yönetime bağlı güçler, Mayıs ayının başında Haseke’deki adliye binasındaki Kürtçe, İngilizce ve Arapça tabelayı indirerek yerine sadece Arapça olan bir tabela astı. Ardından Haseke sakinleri bu duruma tepki göstererek Arapça tabelaları indirdi ve yerine tekrar Kürtçe olanları yerleştirdi. Bu konu birkaç gün boyunca bazı gerginliklere neden oldu.

Bu sorunun Haseke’de yaşandığı günlerde, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, 13 Mayıs’ta Hawar Haber Ajansı’na (ANHA) yaptığı açıklamada, bu sorunun entegrasyon sürecinin durmasına neden olduğunu ve çözüm için Arapçanın bir süreliğine binada kalmasını kabul ettiklerini, ancak daha sonra Haseke’de de Rojava’nın diğer yerlerinde olduğu gibi Kürtçenin yerleştirileceğini söyledi.

Abdi, 14 Mayıs’ta ise Al-Monitor sitesine yaptığı açıklamada, eğitim konusu ve diploma krizi için Şam ile nihai bir anlaşmaya vardıklarını belirtti. Bu açıklamaya göre, Suriye devleti, Özerk Yönetim eğitimine göre eğitim görmüş öğrencilerin diplomalarını resmi olarak kabul edecek. Ayrıca, Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması şartıyla, ulusal müfredata geçiş için ortak komisyonlar kurulacak.

On yıldır Rojava’da eğitim Kürtçe

Suriye’de 2011 yılında savaşın patlak vermesi ve Rojava’da özerk bir bölgenin kurulmasının ardından burada Kürtçe eğitim başladı. O zamana kadar Suriye’de Kürtçe eğitim yoktu ve Kürtçenin kullanımı engelleniyordu.

1971’de başlayan “Araplaştırma politikaları”nın ardından yaşanan engellemelere rağmen Suriye ve Rojava’da Kürt dili için pek çok çalışma yapıldı. Modern Latin alfabesinin temeli Celadet Ali Bedirxan tarafından 1932 yılında Şam’da Hawar dergisinin ilk sayısının yayınlanmasıyla atıldı. Yine Cegerxwîn, Kamuran Bedirxan, Seydayê Tîrêj, Osman Sebrî ve daha pek çok isim burada Kürt dili için çalıştı ve eserler verdi.

2013 yılında Kürt bölgelerinde özerk bir yönetimin kurulmasıyla birlikte Kürtçe eğitim de resmi olarak başladı. O yıl Cizre Kantonu’nda ilk kez resmi olarak Kürtçe eğitim veren okullar açıldı. Kürtçenin yanı sıra Arapça ve Süryanice de resmi diller arasında kabul edildi. Ayrıca bazı yerlerde Ermenice dil eğitimi de başladı.

2014 yılında Cizre, Kobani ve Afrin kantonlarında Özerk Yönetim ilan edildikten sonra, aynı yıl yeni eğitim müfredatının hazırlıkları yapıldı. IŞİD’in Rojava’ya yönelik saldırıları nedeniyle eğitim kesintiye uğradı ancak 2015 yılında çalışmalar yeniden başladı. 2017 yılında Qamışlo’da Rojava Üniversitesi, ardından aynı yıl Kobani’de Kobani Üniversitesi açıldı. Bu yıllarda on binlerce öğrenci okula giderek Kürtçe eğitim gördü. Ancak şu anki durum nedeniyle bu kazanımların ortadan kalkması riski bulunuyor.

Evdilfetah: Kazanımlarımızı bırakmayacağı

Dilbilimci Deham Evdilfetah, Rojava’daki mevcut durumla ilgili Niha+’ya yaptığı açıklamada, “Bugünlerde ortalık karışık” diyerek “ne olacağını bilmediklerini” ifade etti.

Zimanzan Deham Evdilfetah, 2019, Qoser, Foto: Ferid Demirel

Evdilfetah, bir süredir herkesin Kürt dilini korumak için harekete geçtiğini belirtti. Verdiği bilgilere göre, Özerk Yönetim’den bir heyet bu konu için Şam’da bulunuyor ve 15 Mayıs (Kürt Dil Bayramı) için ortak bir etkinlik düzenlenmesini talep edecekler.

Deham Evdilfetah, Şam’daki yönetimin Kürtlere, Türkiye’deki gibi seçmeli Kürtçe derslerini kabul edeceklerini söylediğini aktardı: “İki saat mi, üç saat mi artık neyse. Bazen dil özgürdür diyorlar. İstediğiniz gibi vereceğiz diyorlar. Doğrudan net bir şey ortaya çıkmıyor. Nasıl olacağını bilmiyoruz.”

Evdilfetah’ın ifadesine göre, Halep’in iki Kürt mahallesi olan Şeyh Maksut ve Eşrefiye’deki gelişmelerden sonra ellerinde fazla seçenek kalmadı ve halkta bir kırılma yaşandı. Bu nedenle Şam’daki geçici yönetim somut bir şey belirtmiyor: “Onlara ne dersen ‘evet evet’ diyorlar ama bunu anayasaya koyacaklarına dair bir inanç yok. Anayasa yok. Geçici bir hükümettir. ‘Hükümet kurulana, anayasa yapılana, parlamento oluşana kadar bekleyin, o zaman size her şeyi vereceğiz’ diyorlar. Onlara da güvenilmiyor.”

“Direniyoruz”

Pek çok yerdeki Kürt dili etkinliklerinden bahseden Evdilfetah, Kürt dili için yapılacak bir etkinliğe katılmak üzere Qamışlo’ya gideceğini söyleyerek şunları ekledi: “Biz kendimiz de eylemler yapıyoruz. Direniyoruz. Seminerler veriyoruz. Dilimiz varlığımızdır. Biz dilimizi ne kadar korursak, dilimiz de bizi o kadar koruyacaktır. Örneğin Kuzeydeki parçamız çok eridi. Dil gitti. Dil geri dönerse onlar da dönecektir. Herkes diliyle vardır. Bu sloganla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Geçtiğimiz günlerde SZK (Kürt Dili Kurumu) ve KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi) birlikte çok iyi bir toplantı yaptı. Hepsi dil üzerinde duruyor; dil her şeyden önce gelmeli diyor herkes. Dil, kimlik ve varlıktır. Gerçekten de varlık-yokluk meselesidir. Benim görüşüme göre Özerk Yönetim’de pek çok hata yapıldı. Sonra o felaket yaşandı. Ama yine iyi şeylerin yapılmadığı anlamına da gelmiyor . Çocuklarımız evde Kürtçe okuyor. Birbirleriyle konuşuyorlar.

Haseke, Rojava, Foto: ANHA

Bunlar kutsal şeylerdi. Üzerimizde ne kadar baskı olursa olsun, dil yasaklansa bile, bu çocukların dili unutacağına inanmıyorum. 11-12 yıldır bu eğitimi alıyorlar. Ne kadar eksikleri olsa da bir temel atıldı. Hatalar varsa düzeltilir. Ama o temel atıldı. Rüyamız ve umudumuz onu korumaktır. Geçtiğimiz bu deneyim devam ediyor. Bazı eksikler vardı, şikayetler vardı, eleştiriler vardı, bazen birbirimizle kavga ediyorduk ama yine de kendimize dönüyoruz. Yapılan şeyler, eğer onlar olmasaydı elimize geçmezdi. Ama şimdi elimizde ne kaldı, bilmiyoruz. Elimize ne geçmişse onu bırakmamalıyız. Şimdi Kürtçe okuyan o çocukların her birinin evinde küçük bir kütüphane var.”

Özerk Yönetim heyeti Şam’da

Rûdaw’ın geçtiği habere göre, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed ve Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanı Xerîb Hiso, Kürt Dil Bayramı vesilesiyle Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Mîr Bedirxan, Mîr Celadet Ali Bedirxan ve Rewşen Bedirxan’ın mezarlarını ziyaret etti.

İlham Ahmed, Kürtçenin resmiyet kazanması için mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Dilimizi bu ülkede resmi yapmak istiyoruz. Bunu kabul etmeyen bir zihniyet ve akıl olsa da 13 Sayılı Kararname uyarınca bazı okullarda Kürtçe eğitim izni verilmiştir. Kürtçenin resmi dil olması Suriye’nin zenginleşmesine ve güçlenmesine vesile olacaktır.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.