Mehmet Uçum’dan Osman Kavala kararına tepki: AİHM de Amor da haddini bilsin

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM’inOsman Kavala kararı ve AP Türkiye Raportörü NachoSanchez Amor’un bu kararla ilgili yorumuna tepki gösterdi: “AİHM de Amor da haddini bilsin.”


Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala için verdiği hak ihlali kararına tepki gösterdi. Uçum, AİHM’in bir derece mahkemesi olmadığını öne sürdü ve “AİHM hiçbir surette hiyerarşik üst yargı merci de değildir. Bu nedenle AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir. AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması da beklenemez. Bunu bekleyenler ancak sömürge zihniyetiyle hareket edenler olabilir” dedi. Uçum, AİHM’in Kavala kararına ilişkin açıklama yapan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’u da hedef aldı.

Amor: Yapılan en sert açıklama

Amor, Kavala kararı sonrası yaptığı açıklamada Türkiye’deki yargı bağımsızlığı tartışmasına vurgu yaptı ve Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yaptığı konuşmaya değindi. Amor, “Yakın zamanda Sayın Akın Gürlek ile Türkiye’deki yargı bağımsızlığı konusunda bir tartışmam olmuştu. Bugün Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusundaki tartışmaya belki de tartışmasız en net cevap ikinci Kavala davasında kararını açıklayan AİHM’den geldi. Benim bugüne kadar duyduğum Strazburg’dan yapılan en sert açıklama” dedi.

Türkiye karşıtlığı ile suçladı

Amor’u Türkiye karşıtlığı ile suçlayan Sorumlusu’ Amor’unda bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı” dedi. Uçum, söz konusu açıklamanın ardından Amor’u, “Avrupa Parlamentosu Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu” itham etti. Amor’u Türkiye’ye “dil uzatmakla” suçlayan Uçum, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

“Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi proje olarak verdiği bir karar üzerine aralarında Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu’ Amor’un da bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı.

Öncelikle belirtelim ki milli yargı bağımsızlığı ülke içinde yasama, yürütme erkleri ve çeşitli güç odakları karşısında bağımsızlık olduğu gibi aynı zamanda ülke dışındaki kuvvetlere ve mercilere karşı da bağımsızlık demektir. Uluslararası sözleşmeler ve merciler ulusal yargının bağımsızlığını ve asli olma özelliğini ortadan kaldıracak yahut ulusal yargıyı zaafa uğratacak şekilde konumlandırılamaz ve böyle yorumlanamaz. Önemle vurgulanmalıdır ki; asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.

AİHM bir derece mahkemesi olmadığı gibi hiçbir surette hiyerarşik üst yargı merci de değildir. Bu nedenle AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir. AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması da beklenemez. Bunu bekleyenler ancak sömürge zihniyetiyle hareket edenler olabilir.

AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur. AİHM kararlarının usulden mahkemeleri bağlayıcılığı ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması zorunluluğudur. Pozitif hukukumuzda CMK m.311 ve HMK m.375’te de açıkça görüldüğü üzere AİHM’in kesinleşmiş nihai mahkeme kararları için verdiği ihlal kararlarının ilgili mahkeme kararları üzerinde doğrudan etki etme gücü yoktur. Talep halinde devreye giren yargılamanın iadesi yoluyla mahkemeler yeniden yargılama yaptıklarında da kesin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğmaz. Mahkemeler AİHM kararının esasını değerlendirip eski kanaatine uygun olarak önceki kararlarını uygun bulabilecekleri gibi, ihlal kararını dikkate alıp kısmen ya da tamamen yeni bir hüküm de tesis edebilirler.

Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46ncı maddesinin AİHM kararlarının esastan kesin bağlayıcı olduğu şekilde yorumlanması ulusal yargı bağımsızlığını ve milli yargının asli olması ilkesini tanımamak anlamına gelir. Bunu tanımayanları biz de tanımayız. İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir.

Hiçbir uluslararası mercinin milli yargımıza talimat verme hadsizliği kabul edilmez. Sürekli yargı bağımsızlığını öne sürerek istismar siyaseti yapanlar milli yargının bağımsızlığına saygı duymak zorundadır.

Bu vesiliyle Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü NachoSanchez Amor’un küstah ve asılsız açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz. Öte yandan Türk yargısının bağımsızlığına laf söylemek kimsenin haddi ve vazifesi değildir. AİHM Kararlarına ilişkin Batının yanlı ve iki yüzlü uygulamaları da herkesin malumudur. Siz gidip Avrupa’yı kasıp kavuran, ırkçılıkla, yabancı düşmanlıklarıyla, İslam düşmanlığıyla, ırkçı suçları ve cinayetlerin üstünü örten sahtekar mercilerinizle ve yargı yerlerinizle yüzleşin. Mülteci haklarını tanımayan hukuki, politik ve fiili saldırganlıklarınızla hesaplaşın.

AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiç bir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir. İş bu noktaya gelirse AİHM sisteminin çöküşü de önlenemez olur.”

Ne olmuştu?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2017’den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala’nınikinci başvurusunda da Türkiye’yi hak ihlâlinden sorumlu tuttu. Mahkeme, Kavala’nın özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlâl edildiğine karar verirken, haklara getirilen kısıtlamaların amacı dışında kullanılmasını yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesi yönünden de ihlâl tespit etti.

Büyük Daire, ihlâllerin ciddiyeti nedeniyle Kavala’nınmümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

AİHM’in Kavala hakkında 2019’da verdiği ilk kararın ardından gelen yeni karar, Türkiye’nin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü ve Kavala’nın tutukluluğunun devamı açısından yeni bir hukuki tartışmayı beraberinde getirdi.

Barrack’ın görevden alınacağı iddiası

ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Amerikalı siyasi aktivist ve aşırı sağcı Laura Loomer, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın görevden alınacağını iddia etti.

Tom Barrack, Fotoğraf: Tom Barrack’ın X hesabı

İsrail’in Suriye’de Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıların ardından yaptığı açıklamalarla özellikle İsrail’den büyük tepki alan Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Washington’da da tartışma konusu. Saldırının ardından İsrail’e tepki gösteren ve İsrail’in Türkiye‘yi kışkırtmaya çalıştığını söyleyen Barrack’ın bu sözleri Tel Aviv’de tepki çekmişti. Barrack daha sonra İsrail’in hala Golan Tepeleri’ni işgal ettiği yönünde kullandığı ifadeleri ise daha sonra geri alarak özür diledi.

Barrack’ın özür dilemesine rağmen, Amerika’da İsrail yanlılarının Barrack’a yönelik başlattığı tepkiler dinmedi. ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığı ve aşırı sağcı görüşleri ile tanınan Amerikalı siyasi aktivist Laura Loomer, Barrack’ın görevden alınması için kampanya başlattı.

Loomer, X üzerinden yaptığı açıklamada, Washington’un Barrack’ı ABD’ye çağırdığını ve görevden almak üzere olduğunu öne sürdü. ABD’li aktivist, Dışişleri Bakanlığı’nın Beyaz Saray’a Barrack’ın son iki yıldaki “en büyük hatalarını” içeren bir dosya gönderdiğini ve Barrack’ı görevden alınmaktan şu anda Trump’la kişisel dostluğunun koruduğunu iddia etti.

Grenell iddiayı yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Görevlerden Sorumlu Başkanlık Elçisi Richard Grenell ise Loomer’e X üzerinden verdiği yanıtta, iddiaları yalanladı. Grenell, “Tom Barrack, Donald Trump’a çok yakın bir isim. Başkan’la düzenli olarak konuşur ve kafasına göre hareket eden biri değildir. Türkiye’deki çalışmaları, Başkan Trump’ın Amerikalıları korumaya yönelik daha büyük politikasının bir parçasıdır. Bu bir Önce Amerika (America First) politikasıdır. Tom, tam olarak kendisinden yapması istenen şeyi yapmaktadır, elçiler sık sık temaslarda bulunmak için ABD’ye geri döner” dedi.

Neden ABD’ye çağrıldı

Grenell’e cevap veren Loomer iddiasında ısrar ederek, “Öyleyse neden bu hafta istişareler için ABD’ye geri çağrıldı?” diye sordu. Loomer, “Barrack, Trump’ın İsrail’in Golan üzerindeki kontrolünü tanıma politikasının ‘yasadışı bir işgal’ olduğunu söyledi. Bu kadar aptal olan ve Başkan Trump’ın kendi dış politikasını anlamayan biri nasıl büyükelçi olabilir? Barrack, Cihatçı yalakası olmaktan başka bir şey değil. Bölgesel bir savaşa yol açmadan önce geri çağrılmalı. O, cihatcılardan taraf. Ve ayrıca tam bir anti-Semittir” dedi.

DSG feshedildi

İhlam Ahmed: Şam’da yeni görev verilecek

Şam’da Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Şara ile görüşmeleri sonrası basın toplantısı düzenleyen DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi, DSG’nin askeri güç olarak misyonunun sona erdiğini ve Suriye ordusu bünyesindeki tugaylara entegrasyon sürecinin tamamlandığını duyurdu.

Mazlum Abdi, İlham Ahmed ve birlikteki heyet Şam’da Ahmed eş Şara’yı ziyaret etti

Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Şam’da önce Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ardından geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ile bir araya geldi. Şara ile görüşmeye, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sîpan Hemo, YPJ Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed’in yanı sıra Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve 29 Ocak Anlaşması’nın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Ziyad el Ayiş de katıldı.

Görüşmeler sonrası Şam’daki Halk Sarayı’nda basın toplantısı düzenleyen Abdi, DSG’nin’nin askeri güç olarak misyonunun sona erdiğini duyurdu. Suriye tarihinin önemli bir sayfasının kapandığını belirten Abdi, Suriye ordusu bünyesindeki tugaylara entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıkladı. Yeni dönemin “barış, istikrar ve ülkenin yeniden inşası” temelinde şekillenmesi gerektiğini belirten Abdi, “Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ile varılan anlaşma ve güçlerimizin Suriye ordusu bünyesindeki tugaylara entegrasyon sürecinin tamamlanmasının ardından, bugün Demokratik Suriye Güçleri’nin görevini sona erdirdiğimizi ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini sorumluluk bilinciyle ilan ediyoruz” diye belirtti.

DSG’nin kuruluşundan bu yana Suriye’nin en zor dönemlerinden birinde büyük sorumluluk üstlendiğini ifade eden Ebdî, QSD savaşçılarının birçok kent ve bölgeyi önce Baas yönetiminden, ardından DAİŞ’ten kurtardığını belirtti. “Şehitlerin fedakârlıklarını unutmayacağız. Onlar savaşmak için değil, Suriyelilerin artık savaşmak zorunda kalmayacağı bir günün gelmesi için mücadele ettiler” diyen. Ebdî, yeni dönemin savaş meydanlarından yeniden inşa sahalarına ve silah döneminden barış dönemine geçişin başlangıcı olması gerektiğini vurguladı.

Kürt halkının onlarca yıldır anadilde eğitim hakkı için mücadele ettiğini hatırlatan Abdi geçiş hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın bu hakkın korunmasına yönelik çeşitli açıklamalarda bulunduğunu söyledi. Abdi, Şam yönetiminden anadilde eğitim hakkı konusunda açık bir tutum sergilemesini ve mevcut kararın gelecekte geliştirilmesini talep ettiklerini belirterek, “Bu yıl söz konusu kararı hayata geçirmek için çalışacağız ve yakın gelecekte bunun üzerine yeni adımlar inşa edebileceğiz” ifadelerini kullandı.

Nasıl bir Suriye?

Suriye’nin Araplar, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Türkmenler ve diğer tüm halk ve bileşenlerin ülkesi olması gerektiğini belirten Abdi, “İnşa etmek istediğimiz Suriye, tüm halk ve bileşenleri için bir Suriye’dir. Birleşik ve güvenli bir Suriye’nin tüm yurttaşların haklarını ve onurunu koruması ve yeni nesillere daha iyi bir gelecek sunması gerekiyor” dedi. Abdi, konuşmasını DSG bünyesinde yaşamını yitirenleri anarak bitirdi.

Barrack: Kürtçe eğitim olmalı

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ile Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da DSG’nin fesih açıklamasına ilişkin X hesabından yaptığı açıklamada, fesih kararını tarihi bir gelişme olarak nitelendirerek, “DSG’nin Suriye devlet kurumlarına düzen içinde entegrasyonunun önünü açarak geçmişteki bölünmeyi kalıcı bir ortaklığa dönüştürdü ve Suriye halkına ortak geleceklerini şekillendirme fırsatını yeniden sundu” dedi. Tom Barrack,

“Eğitimde Kürtçenin tanınması ve değerli ortaklarımız Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’e Suriye hükümeti bünyesinde önemli roller verilmesi, onların liderliğine, Kürt ortaklarımızın fedakarlıklarına ve bölgesel istikrara sundukları yapıcı katkılara duyulan saygının bir gereğidir. Böylece dünün ayrılıkları, yarının ortak amacına dönüştürülüyor” diye belirtti

YPJ’li Ehmed ile Şara görüştü

Barrack’ın Abdi ve Ahmed’e önemli görevler verilmesi açıklamasının ardından The Amargi’ye açıklama yapan İlham Ahmed, kendisinin ve Abdi’nin “Suriye devleti içinde yeni görevlere” atandığını söyledi. Ancak Suriye geçici hükümeti tarafından konu hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Öte yandan, YPJ Komutanlık üyesi Newroz Ehmed ile Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile görüştü.

Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Komutanlık üyesi Newroz Ehmed ile Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Suriye’nin başkenti Şam’da görüştü. Görüşmede, 29 Ocak Anlaşması kapsamında YPJ’ye ilişkin dosyaların ve anlaşmanın uygulanmasında atılacak bir sonraki adımın ele alındığı belirtildi.

“Köpekler hayatını kaybediyor” iddiası: Diyarbakır’da toplatılan köpekler hangi koşullarda tutuluyor?

Diyarbakır’da belediye tarafından toplanan sokakta yaşayan köpekler şehrin uzağında etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor. Hayvan hakları savunucuları, bu alanın yetersiz olduğunu ve çok sayıda köpeğin hayatını kaybettiğini söylüyor.

Fotoğraf: Elida Zerri

Diyarbakır’da belediye tarafından toplatılan ve yaklaşık sayıları 400 ila 600 arasında olduğu belirtilen sokakta yaşayan köpekler, bir ayı aşkın süre önce kurulan, şehir merkezi dışında ve etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ise alanı “Doğal Yaşam Alanı” olarak adlandırıyor ve tesisin ekim ayı sonunda tamamlanacağını, 15 bin hayvana bakabilecek kapasitede olacağını ifade ediyor. 195 dönüm alan üzerine kurulan bu “Doğal Yaşam Alanı,” hayvan hakkı savunucuları tarafından tepkiye sebep oldu.

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BurHak) ve Yaşam İçin Yasa gibi birçok kuruluş ve hayvan hakları savunucuları, alanda personel olmadığını, mama ihtiyacının karşılanmadığını, şimdiye kadar 60-65 köpeğin bu alanda hayatını kaybettiğini duyuruyor.

Belediye ayrıca köpeklerin bakımlarının yapıldığını, günde iki öğün mama verildiğini aktarıyor.

“Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri, köpeklerin tutulduğu alanda yaşananları Niha+’a anlattı:

“Başka bir Hayvan Bakımevi var. Bu, Diyarbakır-Ergani yolu üzerinde, 20. kilometrede kalıyor. Ama bu yeni yapılan alan, buranın da ötesinde, şehir merkezinden daha uzakta, tamamen izole bir alan. Etrafı çitlerle çevrili. Çitlerin bazı yerlerine tül benzeri kumaşlar örtülmüş ancak bunlar sıcaktan korumuyor.”

Suların mavi depolarda tutulduğunu söyleyen Zerri, “O sular da güneşin altında kaynamış vaziyette. Hayvanlar kaynar su içiyorlar. 50 derece havada, tek bir ağacın olmadığı kurak bir alanda, güneşin altında bekletiliyorlar. Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz.” dedi.

Zerri, köpeklerin mamaya da eşit şekilde ulaşamadığını, verilen mamayı güçlü ve baskın köpeklerin yediğini, daha uysal ve güçsüz köpeklerin mama yiyemediğini söyledi:

“Bu hayvanlar karışık şekilde oraya konulmuşlar. Birbirleriyle kavga da ediyorlar tabii ki. Yaşlı ve hasta hayvanlar, küçük, uysal hayvanlar bu ortamda iç içeler.”

Alanda veteriner ve görevli olmadığını söyleyen Zerri, sadece inşaat bekçisinin orada olduğunu onun da her zaman olmadığını aktardı.

“Hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş”

“Bu hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş durumda. Orada her gün köpeklerin öldüğünü biliyoruz. Gittiğimizde buna şahit olduk. Şimdiye kadar 60-65 köpeğin öldüğünü, bize, oradaki görevli söyledi. Orada yaşananlar ne ahlaki ne de bilimsel.”

195 dönümlük bu alanda belediyenin çalışma başlatmadığını savunan Zerri, “Bir kazma vurulmadı, bir ağaç ekilmedi” diye konuştu.

“Duyumlarımıza göre Valilik sokakta yaşayan köpekler hakkında belediyeye baskı yapınca, büyükşehir ve ilçe belediyeler son hız tutabildiği hayvanı tutup o araziye götürdü.”

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Özlem Tekin ile görüştüklerini söyleyen Zerri, sonuç alamadıklarını ifade ederek “Baro ve Amed Ekoloji Derneği’nden birkaç arkadaşla bir heyet oluşturup Tekin ile görüştük. Bize toplamaların durdulmayacağını, bir şey yapılamayacağını söyledi. Sağlık Daire Başkanı da aynı şeyi söyledi” dedi.

Ekolojik belediyecilik ile örtüşmüyor

Geçen hafta da yerel yönetimlerle görüştüklerini ifade eden Zerri, orada da taleplerimizi söylediklerini, raporlarını sunduklarını, kendilerine olumlu dönüş yapıldığını ama bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını belirtti:

“İki gün önce de alandaydık. Durum aynıydı. Bu yapılanlar ‘ekolojik belediyecilik’ ile de örtüşmez. Ekoloji insan merkezcilik değildir.”

Zerri, bugün (25 Ağustos) Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak ile yapılan görüşmeden de bir sonuç çıkmadığını, Bucak’ın alanın “iyi” olduğunu savunduğunu söyleyerek sözlerini noktalayarak “Eylemlerimiz devam edecek” dedi.

Belediye: “Barınak kapasitedi aşıldı, 5 dönümlük geçici bir alan oluşturuldu”

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, Niha+’ya yazılı bir açıklama göndererek bu alanın “geçici” bir süreliğine var olduğunu ve iyileştirmeler için çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yeni hayvan mevzuatı kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere iletilen talimatlar doğrultusunda, Diyarbakır merkezde bulunan 4 ilçe belediyesi ile kırsaldaki 13 ilçe belediyesi tarafından sahipsiz hayvanların toplanması zorunludur.

Bu kapsamda ilçe belediyeleri tarafından toplanan hayvanların Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirilmesi sonucunda, mevcut barınak kapasitesinin önemli ölçüde üzerine çıkılmıştır. Mevcut kapasitenin yetersiz kalması nedeniyle hayvanların sağlıklı ve güvenli koşullarda barındırılabilmesi amacıyla alternatif ve geçici yaşam alanlarının oluşturulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Büyükşehir Belediyemize ait yaklaşık 195 dönümlük ve çevresi kapalı doğal yaşam alanında, Ankara’dan gelen müfettişin gerçekleştirdiği incelemeler sonucunda, alan içerisinde geçici padoklar oluşturularak hayvanların bu alanlara alınması gerektiği belirtilmiştir. Mevcut barınak kapasitesinin aşılması ve bu yöndeki idari değerlendirmeler doğrultusunda, Fen Daire Başkanlığımız tarafından doğal yaşam alanı içerisinde yaklaşık 5 dönümlük geçici bir alan oluşturulmuştur.

Gerekli altyapı ve düzenlemelerin tamamlanmasının ardından, ilk etapta 120 hayvanın bu geçici alana nakli gerçekleştirilmiştir.

İlçe belediyelerinden toplanarak getirilen hayvan sayısının artmaya devam etmesi üzerine, doğal yaşam alanı içerisinde ikinci bir geçici alana daha ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapsamda yaklaşık 10 dönümlük ikinci geçici alan oluşturulmuş ve her iki alanda da hayvanların güvenliğinin, barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla gerekli iyileştirme ve düzenlemeler yapılmıştır. İkinci geçici alana da yaklaşık 480 hayvanın nakli gerçekleştirilmiştir.

Özellikle 5 ve 10 dönümlük bu iki alanın tamamen geçici amaçla oluşturulmuş olduğu bilinmelidir. Büyükşehir Belediyemizin yaklaşık 195 dönümlük doğal yaşam alanı projesi kapsamında kalıcı yaşam alanlarının yapımına yönelik ihale gerçekleştirilmiş olup, ihaleyi alan firma tarafından sahada hızlı bir çalışma programı başlatılmıştır.

Kalıcı yaşam alanlarının yapım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, geçici alanlarda bulunan hayvanlar ile Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde bulunan hayvanların, planlanan kalıcı yaşam alanlarına kademeli ve kontrollü şekilde nakilleri gerçekleştirilecektir.

Bu süreçte, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Daire Başkanlığı ekipleri tarafından hayvanların sağlık kontrolleri, muayene ve tedavileri rutin ve günlük olarak sürdürülmektedir. Hayvanların mama ve su ihtiyaçları düzenli şekilde karşılanmakta; veteriner hekimlerimiz tarafından sağlık durumları takip edilerek gerekli görülen hayvanlara muayene ve tedavi uygulanmaktadır.

Doğal yaşam alanlarında yürütülen çalışmalar, yalnızca ilgili belediye birimlerinin değerlendirmeleriyle sınırlı tutulmamakta; hayvanseverler, hayvan dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantı ve istişareler doğrultusunda yürütülmektedir.

Gerçekleştirilen toplantılarda derneklerin, hayvanseverlerin ve oluşturulan heyetlerin görüş ve talepleri doğrudan dinlenmekte; teknik olarak uygulanabilir ve hayvan refahına katkı sağlayacak öneriler değerlendirilerek çalışmalara yansıtılmaktadır.

Bu kapsamda, bağlı bulunduğumuz Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Özlem Tekin’in bizzat katılımıyla hayvan dernekleri ve hayvanseverlerden oluşan heyetlerle toplantılar gerçekleştirilmiş, ayrıca söz konusu heyetlerle birlikte doğal yaşam alanı ziyaret edilmiştir. Gerçekleştirilen ziyaretlerde sahadaki mevcut durum yerinde incelenmiş, hayvanseverlerin ve dernek temsilcilerinin talepleri doğrudan dinlenmiş ve ilgili birimlere aktarılmıştır.

Bu istişareler sayesinde sahadaki çalışmaların hem teknik gereklilikler hem de hayvanların sağlık ve refahı gözetilerek yürütülmesine azami özen gösterilmektedir.

Büyükşehir Belediyesi olarak bundan sonraki süreçte de hayvanseverler, hayvan hakları dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla iletişim ve istişare içerisinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri’nin dahil olduğu heyetin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne 6 Ağustos’ta sunduğu rapor ise şu şekilde:

DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÖPEK TOPLAMA ALANI ZİYARET RAPORU

Ziyaret Tarihi: 06.08.2026

Ziyaretin Amacı

Bu ziyaret, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından sokaktan toplanan köpeklerin tutulduğu alandaki mevcut barınma koşullarını yerinde gözlemlemek, tespit edilen durumları kayıt altına almak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Gözlemler

Ziyaret sırasında edinilen bilgiler ve yapılan gözlemler doğrultusunda;

  • Son bir ay içerisinde toplam 444 köpeğin toplama alanına getirildiği bilgisi paylaşılmıştır.
  • Aynı süre içerisinde 25 köpeğin yaşamını yitirdiği, ölümlerin önemli bir bölümünün köpeklerin birbirlerine saldırması ve parçalanması sonucu meydana geldiği ifade edilmiştir.
  • Toplama alanının toplam büyüklüğünün 195 dönüm olduğu belirtilmiştir.
  • Köpeklerin fiilen tutulduğu alanın ise biri 5 dönüm, diğeri 10 dönüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluştuğu ve bu iki bölümde toplam yaklaşık 420 köpeğin barındırıldığı gözlemlenmiştir.
  • Yaralı, yaşlı, farklı cins, farklı cinsiyet ve özel bakım gereksinimi bulunan köpeklerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın aynı alanlarda birlikte tutulduğu görülmüştür.
  • Köpeklerin içme sularının plastik bidonlarda muhafaza edildiği, su kaplarının doğrudan güneş ışığına maruz kaldığı ve su kaynaklarını koruyacak herhangi bir gölgelik sisteminin bulunmadığı gözlemlenmiştir.

Değerlendirme

Yapılan gözlemler, mevcut barındırma modelinin hem hayvan refahı hem de sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlar içerdiğini göstermektedir.

Sınırlı alanlarda çok sayıda köpeğin bir arada tutulması; yaralanma, ölüm, hastalıkların yayılması, kronik stres ve saldırganlık riskini artırmaktadır. Yaralı, yaşlı ve özel bakım gerektiren hayvanların diğer hayvanlarla aynı alanlarda tutulması ise bu riskleri daha da büyütmektedir.

İçme sularının plastik bidonlarda ve gölgelik olmaksızın muhafaza edilmesi, özellikle yaz aylarında suyun sağlıklı şekilde korunmasını güçleştirmektedir.

Mevcut uygulamanın bu şekilde devam etmesi halinde hem hayvanların yaşam hakkı ve refahı hem de alanda görev yapacak personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sorunların ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir.

Talepler ve Öneriler

Kısa Vadede Acilen Atılması Gereken Adımlar

Mevcut gözlemler doğrultusunda, hayvanların yaşam hakkı ve refahının korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir:

  • Sokaktan köpek toplama uygulamalarının derhal durdurulması.
  • Toplama alanlarında bulunan köpeklerin sağlık kontrollerinin, tedavilerinin, aşılarının ve gerekli bakım süreçlerinin tamamlanmasının ardından, alındıkları yaşam alanlarına geri bırakılması.
  • Bilimsel ve etik temellere dayanan “Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat” ilkesinin etkin ve yaygın biçimde uygulanması.
  • Belediyeler, kamu kurumları, özel sektör, fabrikalar, sivil toplum kuruluşları ve bireylerin katılımıyla kapsamlı bir sahiplendirme seferberliği başlatılması.
  • Sahiplendirmeyi artırmak amacıyla teşvik edici kampanyalar, kamuoyu bilgilendirme çalışmaları ve destek mekanizmalarının oluşturulması.

Uzun Vadede Yapılması Gerekenler

  • Mevcut projenin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve hem hayvan refahı hem de çalışma koşulları açısından ciddi riskler taşıdığı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda;
  • Barınma alanları yeniden planlanmalı; her 2,5 dönümlük alanda en fazla 60–80 köpeğin barınacağı şekilde küçük ve yönetilebilir yaşam üniteleri oluşturulmalıdır.
  • Hâlihazırda planlanan geniş ve toplu barındırma modeli yerine, hayvanların sosyal davranışları, güvenliği ve refahı gözetilerek bölümlendirilmiş yaşam alanları tasarlanmalıdır.
  • Çok sayıda hayvanın geniş fakat kontrolsüz alanlarda bir arada tutulmasının, zamanla sürüleşme ve vahşileşme riskini artıracağı; bunun hem hayvanlar hem de tesiste görev yapacak personel açısından ciddi güvenlik sorunları doğurabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Personelin güvenli, sağlıklı ve yönetilebilir çalışma koşullarına sahip olması sağlanmalıdır. Mevcut planlamanın çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından da önemli riskler barındırdığı değerlendirilmektedir.
  • Hayvan refahına aykırı uygulamaların yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda ilgili mevzuat çerçevesinde hukuki sorumluluk doğurabilecek nitelikte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Alan içerisinde yağmur suyu hasadı sistemi kurularak otomatik suluklarla hayvanların sürekli temiz suya erişimi sağlanmalıdır.
  • Her yaşam ünitesine yeterli sayıda dayanıklı ahşap kulübe yerleştirilmelidir.
  • Yaz aylarında serinleme ve doğal davranışların desteklenmesi amacıyla uygun büyüklükte gölet veya su alanları oluşturulmalıdır.
  • Alanın iklim koşulları dikkate alınarak kapsamlı bir ağaçlandırma ve doğal gölgelendirme çalışması yapılmalıdır.
  • Hayvanların stres düzeyini azaltacak, doğal davranışlarını sergileyebilecekleri zenginleştirilmiş yaşam alanları (oyun, keşif ve dinlenme bölgeleri) oluşturulmalıdır.

Hayvanların yaşam hakkını esas alan, bilimsel verilerle desteklenen ve sürdürülebilir bir yönetim modeli; hem hayvan refahının korunması hem de toplum sağlığı ve güvenliği açısından zorunludur.

Bu rapor, 06.08.2026 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret sırasında doğrudan yapılan gözlemler ve ziyaret esnasında paylaşılan bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır.

*Rapordaki bazı sayıların haberdekinden farklı olmasının nedeni, raporun 6 Ağustos tarihinde sunulmasından kaynaklanıyor.

Ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım kalp krizi geçirdi

Ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın tahliyesi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından üçüncü kez ertelendi. Kurul görüşmesinin ardından kalp krizi geçiren Yıldırım’a anjiyo yapıldı ve kalbine iki stent takıldı.


İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 33 yıllık ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın (75) tahliyesi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından üçüncü kez yakıldı.

Avukatlarının aktardığına göre Yıldırım, dün (24 Ağustos) Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu görüşmesinin ardından kalp krizi geçirdi. Hastaneye kaldırılan Yıldırım’a bugün anjiyo yapıldı ve kalbine iki stent takıldı.

bianet’in haberine göre Yıldırım’ın avukatları Aryen Turan ve Ali İhsan Güven, bugün saat 16.40 sıralarında İzmir Şehir Hastanesi 6. Kat Koroner Yoğun Bakım Servisi’nde Yıldırım’la beş dakika görüştü.

Avukat Ali İhsan Güven’in bianet’e aktardığı bilgiye göre Yıldırım, 24 Ağustos’ta saat 10.00 sıralarında İdare ve Gözlem Kurulu karşısına çıktı. Görüşmenin gergin geçtiğini belirten Güven, Yıldırım’a önceki kurul görüşmelerinde olduğu gibi yeniden “pişmanlık dayatıldığını” ve tartışma yaşandığını belirtti.

Güven, Yıldırım’ın odasına döndükten sonra kalp krizi geçirdiğini, koğuş arkadaşı Rohat Caruş’un cezaevi görevlilerine haber vermesi üzerine hastaneye sevk edildiğini söyledi.

Güven’in aktardığına göre Yıldırım önce Buca’daki bir hastaneye götürüldü, burada mahpus koğuşu bulunmadığı için İzmir Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. Bugün saat 11.00 sıralarında anjiyo yapılan Yıldırım’ın kalbine iki stent takıldı. bianet’in haberine göre, Yıldırım’ın kalbine giden ana damarlardan birinin tıkandı ve Yıldırım ciddi bir hayati tehlike atlattı. Avukat Güven, sağlık durumunun şu an iyi olduğunu ve kendilerine yarın taburcu edilebileceğinin söylendiğini söyledi.

Avukatların belirttiğine göre Yıldırım’ın tahliyesi üç ay daha ertelendi.

Yıldırım: “Mert olun, idam edin”

Güven, kurul görüşmesi sırasında Yıldırım’ın şu ifadeleri kullandığını da bianet’e anlattı:

Bana DGM idam vermişti. İdamdan müebbet hapis cezasına çevrildi. Siz kurul olarak DGM’nin verdiği idam cezasını infaz etmek istiyorsunuz. Mert olun, sabah buraya bir darağacı yapın, idam edin.

Tahliyesi iki kez daha ertelenmişti

Mehmet Sait Yıldırım, 1993’te PKK üyesi olma iddiasıyla gözaltına alındı ve 1995’te müebbet hapis cezasına mahkum edildi. Yıldırım, kalp ve damar hastalıkları, KOAH, hipertansiyon ve diğer kronik rahatsızlıkları sebebiyle ağır hasta mahpuslar arasında yer alıyor ve ağır sağlık sorunlarına rağmen 33 yıldır cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

Yıldırım, 2013-2015 çözüm sürecinde, Abdullah Öcalan’ın talebi üzerine oluşturulan ve kamuoyunda “İmralı sekreteryası” olarak bilinen 5 kişilik mahpus grubunda yer aldı. Sağlık sorunları nedeniyle İmralı’da yalnızca 9 gün kaldıktan sonra başka bir cezaevine sevk edildi. Daha sonra yaşadıklarını “İmralı’da Dokuz Gün” adlı kitabında anlattı. Tutsaklığının önemli bir kısmını tek kişilik hücrede, tecrit altında geçirdi.

Mehmet Sait Yıldırım, hapis cezası 27 Şubat 2025’te sona ermesine rağmen, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından “iyi halli” olmadığı ve “pişmanlık duymadığı” gerekçesiyle tahliye edilmemişti. 25 Kasım’da tekrar toplanan Kurul, Yıldırım’ın tahliyesini bir kez daha engellemişti. Bir sonraki değerlendirme için 9 ay sonraya (bugün, 25 Ağustos 2026) gün verdi.

Kasım’da tahliyesi ikinci kez ertelenen Yıldırım, avukatı Demirer aracılığıyla bianet’e şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Benim 96’da aldığım idam cezam müebbet hapse çevrildi. 30 yıldan sonra benim artık tahliye edilmem gerekiyordu, bırakmıyorlar. İyi halli olmadığım bahane edilerek ikinci kez tahliyem erteleniyor. Kurula çıktığımda da söyledim, aslında bir nevi idam kararını infaz etmek istiyorsunuz. Eğer idam cezasını bu kadar uygulamak istiyorsanız mert davranın, avluda çıkarın darağacına idam edin. Ben bileyim bana idam cezası verildi, siz de açık açık ‘idam ettik’ diyin.”

Ayşegül Doğan’ın soru önergesi

DEM Parti Şırnak Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sağlık durumu giderek kötüleşen mahpus Yıldırım için Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na 28 Temmuz’da yazılı soru önergesi sunmuştu.

Doğan’ın başvuruları ve Meclis’e sunduğu soru önergesinde, koşullu salıverilme süresi aylar önce dolmasına rağmen tahliye edilmeyen Yıldırım’ın kalp, KOAH, hipertansiyon ve akciğer rahatsızlıkları gibi pek çok kronik hastalığı bulunduğu ve temmuz başında sağ gözünde kan pıhtısı oluştuğu hatırlatıldı. Önergede Yıldırım’ın, sevk sırasında kelepçeli muayene dayatmasına maruz kaldığı, tedavisinin geciktiği ve görme sorunlarının devam ettiği belirtildi.

Doğan, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da başvurarark Yıldırım’ın tahliyesinin yeniden değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, hastane sevkindeki kelepçeli muayene iddiasına ilişkin soruşturma başlatılıp başlatılmadığı ve “iyi hâl” gerekçesiyle tahliyesi ertelenen hasta mahpus sayısı hakkında yanıt talep etti. Ayrıca Yıldırım’ın sağlık koşullarının yerinde incelenmesi, cezaevinde kalmasının tıbben uygun olup olmadığının tespiti ve sağlık hizmetlerine kesintisiz erişiminin sağlanmasını da istedi.

Kaynak: bianet

AİHM Büyük Dairesi: Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı

AİHM, Osman Kavala’nın mahkumiyetine ilişkin ikinci başvurusuna dair Türkiye’nin ifade, örgütlenme, adil yargılanma ve özgürlük haklarını içeren maddeleri ihlal ettiğine karar verdi. AİHM, Kavala’nın derhal serbest bırakılması ve Türkiye’nin Kavala’ya manevi tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala’nın 18 Ocak 2024 tarihli ikinci başvurusuna ilişkin kararını Strazburg’da açıkladı. Mahkeme, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin beş ayrı maddesini ihlal etmekten mahkum etti ve Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetti.

AİHM, ayrıca Türkiye’nin Osman Kavala’ya üç ay içinde 70 bin Euro manevi tazminat ve 43 bin 342 Euro yargılama gideri ödemesi gerektiğine de hükmetti.

Kararın merkezinde, Kavala’nın 25 Nisan 2022’de aldığı ağırlaştırılmış mahkumiyetine ilişkin tespit yer aldı. Türkiye’nin Kavala’nın haklarını bir kez daha ihlal ettiğine hükmeden mahkeme, Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğini yineledi. Büyük Daire’nin kararı olması sebebiyle Türkiye’nin karara itiraz edebileceği bir yol kalmadı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi tarafından verilen kararlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca kesin ve nihai nitelik taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararları ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi uyarınca bağlayıcı niteliktedir.

Kararlar 15’e karşı 2 oyla alındı. Karara Bosna Hersekli Faris Vehabović ile Türkiyeli Saadet Yüksel muhalif kaldı.

Mahkeme, ifade özgürlüğüne ilişkin 10. madde, toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin 11. madde, adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddenin 1. fıkrası, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin 5. maddenin 1. fıkrası ile hakların sınırlandırılmasına ilişkin 18. maddenin ihlal edildiğine hükmetti. Bunun yanında mahkeme koşullu salıverilme olanağı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet cezasının, denetim mekanizması bulunmaması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddeyi ihlal ettiğini de tespit etti.

AİHM: AYM “usuli hareketsizlik” uyguluyor

2022’deki ağırlaştırılmış müebbet kararına ilişkin yapılan bireysel başvurunun ardından dosyanın dört yıldır bekletildiğini hatırlatan AİHM, Kavala’nın 8,5 yılı aşkın süredir kesintisiz tutuklu olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) önündeki başvuruları yıllardır karara bağlamamasını “usuli hareketsizlik” olarak nitelendirdi ve bunun iç hukukta sağlanan korumayı “teorik ve hayali” bir hak düzeyine indirdiği eleştirisini de dile getirdi.

“AYM, davayı 25 Temmuz 2023 tarihinde gündemine aldıktan sonra, Genel Kurul’da derhal erteleyerek yargılamayı ve dolayısıyla başvuranın uzun süreli tutukluluğuyla ilgili belirsizliğini uzatmıştır.”

AİHM kararında, Kavala’nın 24 Ekim 2023’te sunduğu ve bu kez mahkumiyetinden kaynaklanan özgürlüğünden mahrum bırakılma ile ilgili olan ikinci bireysel başvurusunun da yaklaşık 3 yıldır beklemede olduğunu da belirtildi.

Türkiye, Kavala’nın 10. ve 11. maddeler kapsamındaki haklarını kullandığı için değil, şiddet olaylarıyla sonuçlanan Gezi Parkı eylemlerini örgütleme, yönetme ve finanse etmedeki merkezi rolü nedeniyle yargılandığını ileri sürdü. Buna karşılık AİHM, hakların kötüye kullanılmasını düzenleyen 17. maddenin yalnızca istisnai ve aşırı durumlarda uygulanabileceğini hatırlatarak Kavala’nın Sözleşme’deki hakları ortadan kaldırmayı amaçladığına ilişkin herhangi bir unsur bulunmadığını belirtti.

Şiddete doğrudan katılım veya teşvik olmaksızın “planlama, koordinasyon veya liderlikte stratejik rol” suçlamasının yapılmasının ceza hukukunun öngörülebilirliği ilkesine aykırı olduğu vurgulandı. Mahkeme, Kavala’nın o dönem sivil toplum veya uluslararası aktörlerle temas kurmasının, uluslararası kuruluşlar ve STK’larla toplantılar düzenlemesinin, göz yaşartıcı gaz kullanımını ve Türkiye’ye ihracatını eleştirmesinin, Gezi sırasında gerçekleştiği ileri sürülen insan hakları ihlallerini belgelemesinin “kendi başına nasıl bir ceza soruşturmasının dayanağını oluşturabileceğini” göremediğini de ekledi.

AİHM, 2019’dan bu yana Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğini ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal ettiğini vurgulamaya devam ediyor.

Osman Kavala’nın avukatları olan Başak Çalı ve Philip Leach, AİHM Büyük Dairesi’nin Kavala hakkında verdiği karara ilişkin “Bu karar, Osman Kavala’nın ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel haklarını kullanması nedeniyle neredeyse dokuz yıldır alıkonuyor olmasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilmiş olan üçüncü karardır. (…) Bu vahim adaletsizliğe son verilmesi için kararın artık gecikmeksizin uygulanması gerekmektedir” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Osman Kavala, bir insan hakkı savunucusu olarak 25 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de tutuklandı.

AİHM, 10 Aralık 2019’da tutukluluğun AİHS’in 5. ve 18. maddelerini ihlal ettiğine hükmetmiş ve derhal serbest bırakılmasını istemişti.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de kararın uygulanmaması üzerine ihlal prosedürünü başlatmıştı. Ardından AİHM, 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin AİHS’ten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermişti.

1 Kasım 2017’den bu yana tutuklu bulunan Kavala, Gezi Parkı davasında 25 Nisan 2022’de “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Karar, 28 Eylül 2023’te yargıtay tarafından onandı.

Kavala’nın tutuklanmasına dair yaptığı ikinci başvurusuna ilişkin duruşma 25 Mart 2026’da görülmüştü.

Osman Kavala Kronolojisi
Kronoloji

Osman Kavala Davası: Gün Gün

18 Ekim 2017’den 25 Ağustos 2026’ya bir hukuk mücadelesi

Osman Kavala hakkındaki soruşturma, yargılama ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreçlerinin kronolojik dökümü.

2017
18 Ekim 2017
Osman Kavala gözaltına alındı.
25 Ekim 2017
Gözaltı süresi bir hafta uzatıldı.
31 Ekim 2017
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgusu yapıldı.
1 Kasım 2017
İfade alınmaksızın tutuklamaya sevk edildi, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, TCK 309 ve 312. maddelerinden tutuklama kararı verdi.
8 Kasım 2017
Tutuklama kararına itiraz edildi.
29 Aralık 2017
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı.
2018
Ocak – Ağustos 2018
Aylık tutukluluk incelemelerinde tutukluluk halinin devamına karar verilmesi sürdü, 3 Ağustos’ta avukatlara haber verilmeden atanan baro avukatıyla duruşma yapıldı.
23 Ağustos 2018
AİHM, başvurunun öncelikli değerlendirilmesi talebini kabul etti.
Eylül – Kasım 2018
Dosyanın tefrik edilmesi talep edildi. Tutukluluk incelemeleri devam etti.
21 Aralık 2018
Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
2019
19 Şubat 2019
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame düzenledi.
22 Mayıs 2019
Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine 10’a karşı 5 oyla karar verdi, Başkan ve Başkan Yardımcısı karşı oy kullandı.
24 Haziran 2019
Silivri Kampüsü’nde ilk celse görüldü, sorgusu yapıldı.
Haziran – Ekim 2019
30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde art arda duruşmalarda tutukluluk halinin devamına karar verildi.
11 Ekim 2019
TCK 309. madde kapsamındaki soruşturmadan re’sen tahliye edildi (diğer suçlamalar nedeniyle tutukluluğu sürdü).
10 Aralık 2019
AİHM, tutukluluğun Sözleşme’nin 5/1, 5/4 ve 18. maddelerine aykırı olduğuna ve derhal serbest bırakılmasına karar verdi.
24 Aralık 2019
30. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararını hiçe sayarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.
2020
28 Ocak 2020
Mahkeme, AİHM’in serbest bırakma kararını bir kez daha hiçe sayarak tutukluluğun devamına karar verdi.
18 Şubat 2020
Gezi Davası’nda (2019/74 Esas) oy birliğiyle beraat kararı verildi — ancak aynı gün başka bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı.
19 Şubat 2020
Emniyette veya savcılıkta sorgulanmadan, TCK 309. madde uyarınca yeniden tutuklandı.
9 Mart 2020
Bu kez casusluk suçlamasıyla (TCK 328) aynı soruşturma dosyası kapsamında tutuklama kararı verildi — Adliye’ye dahi getirilmeden.
12 Mayıs 2020
Türkiye’nin AİHM ihlal kararına yaptığı itiraz reddedildi, karar kesinleşti.
3 Eylül 2020
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararının uygulanmasına ve derhal serbest bırakılmasına yönelik karar aldı.
29 Eylül 2020
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TCK 309 ve 328. maddeleri uyarınca yeni iddianame düzenledi.
29 Aralık 2020
Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti hakkının ihlal edilmediğine 8’e karşı 7 oyla karar verdi.
2021
22 Ocak 2021
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, Gezi Davası’ndaki beraat kararının bozulmasına karar verdi.
5 Şubat 2021
Dava dosyası, Gezi Davası ile birleştirilmesine karar verilerek 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.
9 Haziran 2021
Bakanlar Komitesi ilk kez, AİHM kararı uygulanmazsa Türkiye’ye yönelik ihlal prosedürü başlatılacağını açıkladı.
Temmuz – Ağustos 2021
Çarşı Davası ile Gezi Davası’nın birleştirilmesi tartışması sonucu 2 Ağustos’ta dosyalar birleştirildi.
16 Eylül 2021
Bakanlar Komitesi, kasım-aralık toplantısından önce derhal serbest bırakılması çağrısını yineledi.
8 Ekim – 26 Kasım 2021
Birleştirilmiş dosyada 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalarda tutukluluk halinin devamına karar verildi.
2 Aralık 2021
Bakanlar Komitesi, ihlal prosedürünü başlatma eğiliminde olduğunu Türkiye’ye bildirdi.
2022
17 Ocak 2022
13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutukluluk halinin devamına karar verildi.
2 Şubat 2022
Bakanlar Komitesi, AİHS’in 46. maddesi uyarınca resmen ihlal prosedürü başlattı.
4 Mart 2022
Savcı, TCK 312. madde uyarınca mahkûmiyet ve yeniden tutuklama talep eden esas hakkında mütalaayı sundu.
25 Nisan 2022
TCK 312. madde uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve yeniden tutuklandı, casusluk suçlamasından beraat etti. Diğer 7 sanık da mahkum edildi.
9 Haziran 2022
Tutukluluğun devamı kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne yeni bireysel başvuru yapıldı.
11 Temmuz 2022
AİHM Büyük Dairesi, Türkiye’nin 2019 kararına uymayarak 46/1. maddeyi ihlal ettiğine karar verdi.
28 Aralık 2022
İstanbul 3. Bölge Adliye Mahkemesi, mahkûmiyet kararına karşı başvuruyu esastan reddetti.
2023
7 Temmuz 2023
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkûmiyetin onanmasını talep eden tebliğnameyi yayınladı.
28 Eylül 2023
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, ağırlaştırılmış müebbet cezasını ve diğer sanıkların cezalarını onadı; infaza başlandı.
24 Ekim 2023
Anayasa Mahkemesi’ne ek başvuruda bulunuldu, öncelikli inceleme ve geçici tedbir talep edildi.
2024
18 Ocak 2024
2019 kararından bu yana derinleşen ihlallere ilişkin AİHM’e yeni başvuru yapıldı (Kavala/Türkiye No. 2).
2025 – 2026
16 Aralık 2025
AİHM Dairesi, yargılama yetkisini Büyük Daire lehine bıraktı.
25 Mart 2026
Büyük Daire’de duruşma görüldü.
25 Ağustos 2026
Büyük Daire, Kavala/Türkiye (No. 2) davasında kararını açıkladı.
Kaynak: Dava sürecine ilişkin basına yansıyan kayıtlar ve AİHM kararları

ABD Suriye’yi “teröre destek veren ülkeler” arasından çıkardı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye’yi “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkardığını duyurdu. ABD, geçen sene Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) Yabancı Terör Örgütü statüsünü de kaldırmıştı.

ABD Hazine Bakanlığı’nın pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Dışişleri Bakanlığı Suriye’nin “teröre destek veren ülkeler” listesi arasından kaldırdı. Böylece, statü sebebiyle Suriye’ye ABD dış yardımları, savunma ihracatı ve mali işlemler bakımından gerçekleştirilen kısıtlamaların kalkmasının önü açıldı.

ABD, Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist” (SDGT) statüsünü de iptal etti. Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), HTŞ’yi “Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar ve Engellenen Kişiler” (SDN) listesinden de çıkardı.

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesinde, Suriye’nin söz konusu listeden çıkarılacağını duyurmuştu.

ABD tarafından 29 Aralık 1979’da oluşturulan bu “teröre destek veren devletler” listesinde şu an İran, Küba ve Kuzey Kore kaldı. Liste ilk oluşturulduğunda, Libya, Irak, Güney Yemen ve Suriye listedeki ilk ülkeler olarak yer almıştı.

Colani’den teşekkür açıklaması

Suriye Cumhurbaşkanı Colani, Suriye’nin kalkınma, yeniden imar ve inşa sürecine girdiğini söyleyerek ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür etti:

“Büyük Suriye halkı, bunu bir kez daha başardınız. Yaptırımlar üzerinizden kaldırıldı ve kısıtlamalar sona erdi. Allah’tan sizlere hizmet etme konusunda bize yardım etmesini diliyorum.”

Şara’nın terör statüsü geçen sene kaldırıldı

ABD Dışişleri Bakanlığı, El Nusra Cephesi’ni (günümüzdeki HTŞ) 2012’de El Kaide’nin Irak koluyla bağlantılı bir yapı olarak terör örgütü sistemine dahil etmişti. Bakanlık, ayrıca Mayıs 2013’te eş-Şara’yı “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist” olarak listelemişti.

Aralık 2024’te ABD, eş-Şara’nın başına koyduğu 10 milyon dolarlık ödül teklifi iptal etti. ABD Başkanı Donald Trump, 30 Haziran 2025’te, ABD’nin Suriye’ye yaptırımlarını sonlandıran başkanlık kararnamesini imzalamıştı. HTŞ’nin Yabancı Terör Örgütü (FTO) statüsü 8 Temmuz 2025’te kaldırıldı.

El Nusra Cephesi, 2011 yılının sonlarında, Suriye İç Savaşı’nın başlamasının ardından Irak El Kaidesi’nin desteğiyle Ebu Muhammed el-Colani (şu anki adıyla Ahmed eş-Şara) liderliğinde kuruldu. 2013 yılında lideri Cevlani, El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’ye bağlılık yemin ederek örgütün El Kaide’nin resmi Suriye kolu olduğunu ilan etti. 2016 yılında El Kaide ile örgütsel bağlarını resmi olarak kopardığını açıkladı ve adını “Şam’ın Fethi Cephesi” olarak değiştirdi. Bu yapı, 2017 yılının başlarında diğer muhalif gruplarla birleşerek Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) adını aldı.

OFAC, 7 Kasım 2025’te Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Hüseyin eş-Şara’yı (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani) SDGT listesinden çıkardı. Aynı dönemde, Şara’nın BM yaptırım listesindeki kaydı da Güvenlik Konseyi kararıyla kaldırılmıştı.

Kısaca eş-Şara

Ahmed Hüseyin eş-Şara, 29 Ocak 2025’ten itibaren Suriye cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktadır. 1982’de Riyad’da doğmuş ve Şam’da büyümüş olan eş-Şara, 2003’te Irak El-Kaidesi’ne katılmış, 2006-2011 yılları arasında ABD güçlerince hapsedilmiştir. Serbest kaldıktan sonra 2012’de El-Nusra Cephesi’ni (El-Kaide’nin Suriye kolu) kurmuş, 2013’te ABD tarafından küresel terörist ilan edilmiştir.

2016’da El-Kaide ile bağını koparmış ve 2017’de kurduğu HTŞ lideri olmuştur. 2017’de kurulan HTŞ çatısı altında İdlib bölgesinde Suriye Kurtuluş Hükümeti adıyla fiili bir yönetim oluşturmuştur.

HTŞ, Kasım 2024 sonunda Esad rejimini devirerek Suriye’de oluşan geçiş hükümetinin başına geçmiştir. Geçiş sürecinde fiili liderlik yaptıktan sonra Ocak 2025’te Suriye cumhurbaşkanı olmuştur.

Natasha Cloud: “Her trans kişiye: Olduğunuz gibi mükemmelsiniz”

Eski NBA oyuncusu ve Fethullah Gülen Cemaati’ne sempatisiyle bilinen Enes Kanter Freedom, Indiana Fever ile Chicago Sky arasında oynanan ABD Kadın Ulusal Basketbol Ligi (WNBA) maçında Sky oyuncusu Natasha Cloud ile yaşadığı tartışmanın ardından salondan çıkarıldı. Cloud, tartışmanın ardından trans haklarını destekleyen bir mesaj yayınladı.

Sol fotoğraf: Associated Press

Eski NBA oyuncusu ve kamuoyunda Fethullah Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Enes Kanter Freedom, Pazar günü Chicago Sky – Indiana Fever ABD Kadın Ulusal Basketbol Ligi (WNBA) maçında Chicago Sky oyuncusu Natasha Cloud’a doğru yürümesinin ardından sahadan uzaklaştırıldı.

Kanter Freedom, üzerinde transfobik bir mesaj olarak “Kadın – Yetişkin insan dişisi” yazılı siyah bir tişörtle maçı saha kenarından takip ediyordu. Cloud’un bir mola sırasında kendisine bağırıp işaret etmesinin ardından Kanter, ayağa kalkıp sahaya doğru yürüdü ve kollarını açarak üzerindeki tişörtü gösterdi.

Kanter ile Cloud arasında üçüncü çeyreğin son bölümünde yaşanan tartışmanın ardından, güvenlik ve diğer Sky oyuncularının müdahalesi sonucu eski Utah Jazz ve Boston Celtics pivotu Kanter, sahadan çıkarıldı.

Cloud: “Olduğunuz gibi mükemmelsiniz”

Cloud ise maç sonrası Threads platformundan translara bir destek mesajı paylaştı:

“Her trans çocuğa ve trans kişiye: Siz BENİM topluluğumun ve ailemin bir parçasısınız. Buraya aitsiniz. Seviliyorsunuz. Fark ediliyorsunuz. Olduğunuz gibi mükemmelsiniz ve her zaman sizi koruyacağım.”

Fotoğraf: Natasha Cloud Instagram hesabı

Kanter, X’te (eski adıyla Twitter) “KADINLARI desteklediğim için bir WNBA maçından atıldım! Bunu bir düşünün, AMERİKA!” diye paylaşım yaptı.

Kanter, bu ayın başında, trans kadın oyuncuları hedef göstererek “Eğer gereken tek şey kim olduğunuzu beyan etmekse, WNBA’de mücadele etmek için gerekli tüm şartları karşılıyorum” demişti.

Başantrenörden açıklama

Kanter’in Chicago’daki Wintrust Arena’dan çıkmadan önce polislerle konuştuğu bildirildi. Maçı Indiana Fever 113-90 puanla kazandı.

Sky Başantrenörü Tyler Marsh, maçın ardından yaptığı açıklamada Cloud’a destek verdiğini söyledi ve Karter’a dönük “Bir maça geliyorsanız muhtemelen basketbolu izlemeye gelmelisiniz. Eski bir basketbolcu olarak sizin de bunu anlamanız ve hissetmeniz gerekir” şeklinde konuştu.

WNBA’da daha önce de translara saldırı oldu

Ağustos 2026’da oynanan Chicago Sky – Golden State Valkyries maçında ve Atlanta Dream – Los Angeles Sparks karşılaşmasında tribünlerden sahaya trans oyuncuları kışkırtmak amacıyla seks oyuncakları atılmıştı. Söz konusu kişiler, trans sporcuların kadın liginde yarışması sebebiyle seks oyuncaklarını sahaya attığını belirtmişti.

WNBA’nın toplu iş sözleşmesinde cinsiyet kimliği veya doğumda atanan cinsiyet konusunda spesifik bir ifadenin yer almadığı belirtiliyor.

Natasha Cloud kimdir?

Cloud, 22 Şubat 1992 tarihinde Pennsylvania’nın Broomall kasabasında dünyaya geldi.

Lise yıllarında Cloud, Cardinal O’Hara takımını üçüncü sınıfta Pennsylvania Okullar Arası Atletizm Birliği (Pennsylvania Interscholastic Athletic Association) AAAA Sınıfı eyalet finallerine, dördüncü sınıfta ise ikinci tura taşıdı. Hem üçüncü hem de dördüncü sınıfta All-Delco Birinci Takımı’na seçildi. Üçüncü sınıfta ayrıca Pennsylvania AAAA Eyalet Üçüncü Takımı’na da seçildi.

Lisenin ardından Cloud, Maryland Üniversitesi’nde Terrapin takımında oynamak üzere burs kazandı.

4 Mayıs 2026’da Cloud, Chicago Sky ile bir yıllık 550.000 dolarlık bir sözleşme imzaladı. Chicago Sky’ın genel menajeri Jeff Pagliocca yaptığı bir açıklamada “Natasha, ligin en iyi pasörlerinden ve savunmacılarından biridir. Kadromuzdaki diğer kendini kanıtlamış şampiyonlarla uyumlu” demişti.

Kaynak: Fox News, Guardian, Wikipedia

Dört alt komisyon kurulma kararı alındı

“Çerçeve Yasa” kapsamında kurulan Kurul ilk kez toplandı

10 Ağustos’ta 467 oyla kabul edilen “Çerçeve Yasa”nın öngördüğü şekilde kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısı 3 saat sürdü. Dört alt komisyon kurulması kararı alındı

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kapsamında kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu ilk kez toplandı.

Sata 15.30’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen ilk toplantıya, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ve MGK Genel Sekreteri Okay Memiş katıldı.

Kurul tarafından toplantı sonrasında yapılan açıklamada, dört alt komisyon kurulması kararı alındığı belirtildi. Açıklama şöyle:

“7595 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını bugün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet YILMAZ başkanlığında; Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin katılımıyla gerçekleştirmiştir.

Ülkemizin ve bölgemizin terörden bütünüyle arındırılması, şiddetin ve silahların tamamen gündemden düşmesi ve kardeşlik ikliminin kökleşmesi vizyonuyla yürütülen tarihi süreç, 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun milletimizin iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yüksek bir toplumsal ve siyasi mutabakatla kabul edilmesiyle önemli bir eşiğe ulaşmıştır.

Türkiye Yüzyılı’nın en büyük yapı taşlarından biri olarak ülkemizin iç huzurunu ve toplumsal bütünleşmesini pekiştirecek ve aynı zamanda sınır ötesindeki istikrarsızlıklara karşı bölgemizi bir barış, refah ve güven havzası haline getirecek olan bu sürecin hukuki altyapısını oluşturan 7595 sayılı Kanunun 18 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmesiyle beraber idari mekanizmalar hızla harekete geçirilmiştir.

Bugün gerçekleştirilen ilk Kurul toplantısı kapsamında;

  • Kurulun işleyişi ve sürece dahil olan tüm devlet kurumlarımızın yürüteceği çalışmaların en üst düzeyde koordinasyonu detaylıca görüşülmüş,
  • Kurul çalışmalarının sevk ve idaresinde izlenecek usul ve esaslar ele alınmış,
  • Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonunun oluşturulması karara bağlanmıştır.

Devletimiz, tüm kurumlarıyla tam bir eş güdüm içinde, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek bu tarihi adımları kararlılıkla uygulamaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Yaklaşık iki yıldır devam eden Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasındaki görüşmelerin ardından yürütüle çalışmalar sonrasında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunu 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yasalaşmıştı.

Bu kapsamda oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısı 3 buçuk saat sürdü. Toplantıda sürecin gidişatı, PKK’nin silah bırakmasını takip ve teyit edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve kanun hükümlerinin uygulanmasını izleyecek kurulda yol haritası ve alt kurullar gündeme alındı.

Söz konusu kurulla birlikte alt kurulların da oluşturulması gündemde.

Oluşacak ilk alt kurulun, silah teslimi ve sahadaki doğrulama mekanizması üzerine olması planlanıyor. Bu kurulun Abdullah Öcalan’ın yürütücülüğünde çalışması bekleniyor.

Kurulun, silahların nerede, hangi takvimle ve hangi yöntemle teslim edileceğini takip etmesi öngörülüyor. Ayrıca adli işlemler için de bir kurul olacak.

Adalet Bakanlığı yetkilileri ile uygulamada görev alacak hâkim ve savcıların katkı vereceği bu yapının, gelecek kişilerin dosyalarını hukuki statülerine göre sınıflandırması hedefleniyor.

Ancak infazın ertelenmesine alt kurul değil, infaz hâkimi karar verecek.

Silahlarını bırakarak Türkiye’ye dönecek kişilerin sosyal uyum ve rehabilitasyon süreci için de bir kurul oluşturulacak.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığından psikolog, psikiyatrist, hekim ve sosyal hizmet uzmanlarının bu kurulda görevlendirilmesi planlanıyor.

Bir başka çalışma grubu da yasadan faydalanmak isteyenlerin başvuru ve kayıtları için oluşturulacak.

“Çerçeve Yasa”da atılacak adımlar, örgütün silah bıraktığının teyidine ilişkin Milli Güvenlik Kurulu kararının yayınlanması şartına bağlanıyor. Yasada 6 ay içinde başvuru yapacak örgüt üyelerine ceza ve infaz erteleme yer alıyor.

Yasa 467 oyla kabul edilmişti

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda 467 evet oyuyla kabul edilmişti.

Kaynak: AA, İlke TV, T24, niha+

Rakka’da Kürtleri kaçırıyorlar, işkence edip göçe zorluyorlar

Kimliği belirsiz kişiler Rakka’da Kürtleri kaçırarak ailelerinden para istiyor. Söz konusu kişiler, kaçırdıklarını bilinmeyen yerlere götürüp ağır işkencelere maruz bırakıyorlar. Bu durumdan dolayı on binlerce Kürt aile Rakka’dan göç etmek zorunda kaldı.

HSD’nin kontrolünde bulunduğu dönem Rakka’dan bir görüntü, Foto: Hawarnews

Elî Mihemed bundan bir süre önce öğle saat 11.00 civarında Rakka’daki evinin önünde kaçırıldı. Mihemed evinden dışarı çıktığında, siyah ve plakasız bir araçla bir kaç kişinin kendisini beklediğini gördü. Bu kişiler silahlıydı ve son dönemlerde Rakka’da Kürtler’i kaçıranlara benziyorlardı. Mihemed’den kendileriyle gitmesini istedi. Üzerindeki eşyaları ve telefonu bırakarak Mihemed’i araca bindirerek kendileriyle götürdüler.

Mihemed son bir buçuk ay içerisinde Rakka’da kaçırılan 10’a yakın kişiden sadece biri.

Görgü tanıkları ve Rakka’da yaşayan konuya hakim kimi kaynakların aktardığına göre, bir süredir gündüz saat 11.00 civarında söz konusu grup, Mihemed’i kaçırdıkları yöntemle hareket ediyor. Kaçırdıkları kişilere ağır işkenceler yapıyor, fotoğraflarını çekerek ailelerine gönderiyor ve onlardan para istiyor.

Bilgilere göre kaçırılanların hepsi de Kürt.

Rakka kentinde yaşananlara şahit iki kişi niha+’a verdikleri bilgilere göre kaçırılma olayları başladığından bu yana, pek çok Kürt aile şehri terk etti. Kaynaklara göre, bu durumla amaçlananın Rakka’yı Kürtler’den temizlemek olduğunu iddia ettiyorlar.

Güvenlik gerekçesi ile söz konusu kaynaklar isimlerinin açıklanmasını istemedi. Ayrıca aynı amaçla kaçırılan kişilerin isimlerini de değiştirdik.

Kürt mahallesinin yüzde 70”i göç etti

Rakka, Suriye’nin kuzeyinde Fırat Nehri’nin kıyısında yer alıyor. Stratejik bir şehir olan Rakka, Halep’in 160 km doğusunda bulunuyor. Burası pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış durumda.

Şehir 2014 ile 2017 yılları arasında IŞİD’in kontrolündeydi ve IŞİD burayı ‘başkent’ olarak tanımlıyordu. 2017 yılında Suriye Demokratik Güçleri (HSD) ABD güçlerinin desteğiyle, IŞİD’den kurtardı. Binlerce IŞİD’li teslim oldu. Teslim olan IŞİD’liler kamplara yerleştirildi.

Rakka şehir haritası

Ocak 2026 yılına kadar HSD’nin kontrolünde kalan Rakka şehri, 2025 yılının sonu ile 2026 yılının başında Halep’teki Kürt mahalleri ile Rojava’ya yönelik saldırılar sonucunda, geçici Şam yönetimine devredildi.

2011-2021 yılları arasında yapılan nüfus sayımına göre, Rakka’da 60 bine yakın Kürt yaşıyordu. Ancak Suriye savaşı sonrasında başlayan süreçle birlikte pek çok Kürt buradan göç etmek zorunda kaldı. HSD’nin Rakka’nın kontrol etmesiyle birlikte bunlardan bazıları geri döndü. 2026’nın başındaki çatışmalarla birlikte şehirde bulunan Kürt mahallesinin sakinlerinin hepsinin göç ettiği ifade ediliyor. Sonrasında bir kısmı terk ettikleri evlerine döndü.

Son kaçırılma olayları ile birlikte, aynı mahallede bulunan Kürtler’in yüzde 70’i göç etmek zorunda kaldı. Rakka’nn tamamında geçmişde yüzde 40’lık Kürt nüfusu, yüzde 60’lik da Arap nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Ancak şu anda şehirde kalan Kürtler’in oranının yüzde 5 ile 10 arasında olduğu kaydediliyor.

“Kürtler burada misafir diyorlar”

Mahmûd Derwîş kaçırıldıktan sonra kendisinden istenen parayı verince serbest kaldı. O da serbest kaldıktan sonra diğerleri gibi Rakka’ya terk etti. Kendisini kaçıranlar, ya şehri terk edersin ya da seni öldürürüz diyerek tehdit etmişlerdi.

Kaçırılanlardan bazıları, aile üyelerinin kaçırılması ile tehdit ediliyor.

Göç edenlerin önemli bir kısmı mallarını ve mülklerini fiyatının çok çok altında satmak zorunda kalıyor. Derwîş de 60 bin dolara olan evini 40 bin dolara satmak zorunda kalmış.

İsmini vermek istemeyen kaynaklardan biri, insanlar dükkanlarını, hasatlarını, arabalarını satıp Rakka’yı terk ediyor dedi: “İnsanlar canımdan olacağımdan malımdan olayım diye düşünüyor.”

Başka bir kaynağa göre, bu işi yapanların düşüncesi “Kürtler burada misafir” o yüzden buradan göç etmeliler şeklinde.

Baas rejimi döneminde Kürt bölgelerine Arapların yerleştirildiği “Arap kemeri” projesini hatırlatan aynı kaynak, bu yapılanların da onun bir benzeri olduğunu kaydetti. Bununla Kürtlerin olduğu bölgelerde demografik değişimin yapılmak istendiğini ifade etti.

Bu kaynağın verdiği bilgiye göre son bir hafta on gün içerisinde Rakka’dan üç kişinin daha arandığını ve onlardan Rakka’dan göç etmeleri istendiğini kaydetti.

Geçici hükümet ne yapıyor?

Kaynaklardan biri, bu işi yapanların sadece bir grup olduğunu, başka bir kaynak ise iki üç ayrı grup olduğunu söylüyor.

İddiaya göre bu kişiler kendilerini asayiş üyesi olarak tanıyor ve bu yüzden de kimsenin onlara karışamadığını iddia ediyor.

Bu kişiler gizli numaralardan ya da yabancı ülke numaralarından insanları arıyorlar.

Onları kaçırdıklarında 250 bin Dolara yakın para istiyorlar. Ancak bazıları 20 ya da 30 bin Dolar ile ancak bunların ellerinden kurtulabiliyorlar.

Söz konusu para, Sham Cash adlı bir dijital para sistemi aracılığıyla gönderiliyor. Bu sistem, geçici Şam yönetiminin memur maaşlarını ödemek için kabul ettiği bir sistem.

Suriye’de kamu sektöründe çalışan binlerce kişi bu Nisan ayında Ramazan Bayramı öncesinde maaşlarını almaya çalışırken, birçoğu birkaç ay önce indirmeleri istenen arızalı bir uygulamaya erişemediklerini fark etti.

Sham Cash adlı uygulama, Suriye hükümetinin maaş dağıtımı, fatura ödemeleri ve para transferleri için tercih ettiği yöntem haline geldi. Ancak kullanıcılar uygulamanın çalışmadığını, uzmanlar ise güvenli olmaktan çok uzak olduğunu söylüyor.

Kamu sektörü çalışanları için zorunlu hale getirilen Sham Cash uygulaması, dijital güvenlik konusunda acil endişeleri gündeme getiriyor.

Ocak ayında, Suriye kamu sektörü çalışanlarına maaşlarını alabilmeleri için “Sham Cash” adlı bir uygulamayı indirmeleri yönünde sessizce talimat verildi.

Sham Cash uygulaması yalnızca kendi web sitesi üzerinden indirilebiliyor ve iOS mağazasında (App Store) bulunmuyor. Bu durum, resmi mağazalarda yer alan uygulamaların geçmesi gereken sıkı güvenlik doğrulama testlerinden geçmediği için uygulamanın güvenli olmadığı anlamına geliyor.

Ocak ayında basında yer alan haberler ayrıca uygulamanın, uluslararası alanda tanınmayan, Türkiye’de kayıtlı bir döviz bürosu olan İdlib’deki “Çam Bankası”ndan gelen transferlerle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Sham Cash aracılığıyla transfer edilen fonlar, Suriye Merkez Bankası veya küresel bankacılık sisteminden geçmiyor.

Nisan ayına gelindiğinde uygulama tamamen zorunlu hale getirildi. Ancak uygulama; teknik arızalar, şüpheli finansal bağlantılar ve endişe verici bir şeffaflık eksikliğiyle gölgelenmiş durumda. Kullanıcılar arasında hayal kırıklığı artarken, SMEX’in Adli Analiz Birimi arka planda gerçekte neler olup bittiğini araştırdı.

Sham Cash’in arkasındaki bilinmeyen geliştirici

Sham Cash’in arkasındaki şirket hakkında kamuya açık hiçbir bilgi bulunmaması, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda ciddi endişelere yol açıyor. Bilinen veya resmi olarak kayıtlı bir geliştirici olmadığı için veri ihlalleri, dolandırıcılık veya mali kayıp durumlarında sorumlu tutulacak bir muhatap bulunmuyor.

Uygulamada ayrıca açıkça belirtilmiş bir Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası veya yasal yetki alanına ilişkin herhangi bir ibare yer almıyor; bu da yasal yollara başvurmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.

Sham Cash’in yasal veya doğrulanabilir bir şirketle bağlantısı olmadığı için güvenlik protokolleri değerlendirilemiyor. Bu durum, kötü amaçlı yazılımların veya casus yazılımların kullanıcı cihazlarını tehlikeye atma riskini önemli ölçüde artırıyor.

Resmi olarak kayıtlı bir sahibi olmadığı için kişisel bilgiler, finansal detaylar ve işlem geçmişleri de dahil olmak üzere hassas kullanıcı verilerinin kötüye kullanımı veya satışı izlenemiyor ve denetlenemiyor.

niha+a bilgi veren bir kaynak, bu uygulamanın geçici Şam yönetimi tarafından kabul edilen bir uygulama olduğunu, o yüzden bunlara para gönderildiğinde, hükümetin bunları bulması gerekiyor.

Bir komite oluşturuldu

Bilgilere göre, söz konusu konuyla ilgilenmek ve Rakka’daki Kürtlerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla üç kişilik bir komite oluşturuldu. Bu komitenin verdiği bilgilere göre, şimdiye kadar Rakka’dan 4 bin aile göç etti. Bunların bir kısmı Kobaniye, diğerleri de Haseke’ye gitti.

Bir kaynak, kaçırılanların ve tehdit edilenlerin sayısının çok daha fazla olduğunu iddia ediyor. Bu kaynağa göre, bazıları isimlerinin duyurulmasını istemediği için kamuoyuyla paylaşmıyorlar.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.