Trump Towers önünde eylem: “Savaşa değil halka bütçe”

NATO’ya Hayır Koordinasyonu, İstanbul’daki Trump Towers önünde bir araya gelerek 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesine karşı basın açıklaması düzenledi.

Fotoğraf: Müberra Ünsal / Muzır.org

Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanan NATO Liderler Zirvesi öncesinde, NATO’ya Hayır Koordinasyonu öncülüğünde İstanbul’da NATO Zirvesi’ne ve zirve öncesi yapılan tutuklamalara ilişkin basın açıklaması düzenlendi.

İstanbul’daki eylemin adresi Şişli’de bulunan Trump Towers önü oldu. Çok sayıda siyasi parti, sendika ve kitle örgütünün katıldığı eyleme DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ile Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan da destek verdi.

“NATO ve Emperyalist Savaşa Karşı Birlik” platformu ile birçok siyasi yapının oluşturduğu koordinasyon, İstanbul’daki eylemde ortak bir pankart açtı. “Emperyalist savaş örgütü NATO ve Trump istenmiyorsunuz” yazılı pankartın arkasında toplanan kalabalık, savaş ve NATO karşıtı sloganlar attı. Eylem esnasında katılımcılar “Savaşa değil halka bütçe,” “Katil ABD, işbirlikçi AKP” ve “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın” yazılı dövizler taşıdı.

“Arkadaşlarımız serbest bırakılsın”

Yapılan basın açıklamasında Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve askeri üslerin kapatılması talep edildi. Açıklama esnasında öne çıkan başlıca talepler şunlar oldu:

  • Tüm NATO üsleri kapatılmalı,
  • NATO’dan derhal çıkılmalı,
  • Dünyanın en büyük savaş ve saldırganlık örgütü olan NATO dağıtılmalı,
  • Dünyanın kanlı paylaşım savaşlarının hazırlığı olan silahlanma yarışı durdurulmalı,
  • Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal haklara kadar emekçi halkların en temel ihtiyaçlarından kesilerek silahlanmaya aktarılan devasa bütçelere son verilmeli,
  • NATO’ya ve emperyalizme karşı çıkmak suç değildir! İstanbul’da ve Ankara’da tutuklanan yüzlerce sosyalist, devrimci, ilerici ve demokrat mücadele arkadaşımız derhal serbest bırakılmalıdır.

“Sizi istemiyoruz!”

“Emperyalizmin kanlı suç örgütü NATO’nun liderleri 7-8 Temmuz’da ülkemize geliyor” diyerek başlatılan basın açıklamasında AKP iktidarı ve sermaye düzeni aktörlerinin bu zirveyi “bir fırsat” olarak gördüğü ve tüm Türkiye’yi bir açık hava hapishanesine çevirdiği ifade edildi. Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“7-8 Temmuz öncesinde devrimci, yurtsever, demokrat, ilerici ve sosyalist güçleri kolluk güçleri ile baskı altına alan, Valilik kararları ile en basit ‘demokratik’ hakkı bile hiçe sayan AKP iktidarı, adeta ülke çapında bir sürek avı başlatmış durumda. Zirve öncesinde şimdiden sayıları yüzlerce olan gözaltı ile anti-emperyalist tepkileri baskı altına alacağını düşünen AKP iktidarı, fırsat bu fırsat diyerek ‘kraldan çok kralcı’ bir şekilde davranıyor. Emperyalistleri memnun etmek adına ülkenin başkentini felç eden, yüzbinlerce emekçiyi yerinden etmeyi ‘güvenlik’ bahanesi ile göze alan, Macron ve Trump gibi figürler için ‘özelleşmiş’ alanlar tahsis eden iktidar emperyalistlerin gözüne girmeye çalışıyor.

Ancak bilsinler ki; fena halde yanılıyorlar.

Yanılıyorlar; çünkü unuttukları bir gerçek var ve bu gerçeği biz kendilerine buradan yeniden hatırlatıyoruz: Bölgemizin anti-emperyalist birikimini hiçe saymayın! Gazze’nin, Kudüs’ün, Bağdat’ın, Tahran’ın sokaklarını kana bulamış olabilirsiniz ama 6. Filoyu ve Komer’i asla unutmayın! Gazze’nin, Kudüs’ün Bağdat’ın, Tahran’ın sokaklarından yükselen halkların direnişinin sesi bugün İstanbul’un, Ankara’nın sokaklarında da bir kez daha kendini göstermektedir. Bölgemizde sizinle işbirliği yapacak hükümetler, patronlar ve siyasi çevreler bulabilirsiniz ama bu toprakların emekçileri, gençleri, kadınları, aydınları sizi istemiyor!

Bu nedenle bir kez daha söylemek istiyoruz, Yugoslavya’yı parçalamasıyla, Libya ve Afganistan’a saldırılarıyla, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında ilerici güçlere dönük kontrgerilla faaliyetleri, siyasi operasyonlar ve darbelerle tanıdığımız NATO’yu ve onun temsilcilerini topraklarımızda istemiyoruz.

Filistin topraklarında devam eden soykırımın ortağı olan, İran’da masum kız çocuklarını katleden, Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçıran, Küba’yı her gün tehdit eden ve ABD egemenliğini koruma çabası içinde sağa sola saldıran haydut Trump’ı topraklarımızda istemiyoruz! “Size demokrasi değil monarşi yakışır” diyerek bölge halklarını aşağılayan, istismarcı Epstein’in dostu, Trump’ın elçisi Tom Barack’ı topraklarımızda istemiyoruz!

Savaş ve işgallere yenilerini ekleme planlarına izin vermeyeceğiz. Burjuvazinin çıkarlarını temsil eden AKP iktidarı, Tom Barack’ın da ifadesiyle meşruiyetini Trump’tan alıyor. Trump’ın da söylediği gibi, “biz ne dersek Erdoğan onu yapıyor!”. Meşruiyetini emperyalizmin iki dudağı arasına bırakanları istemiyoruz!

AKP iktidarı, emperyalist dostlarıyla birlikte demokratik hakların, özgürlüklerin, emekçilerin kazanımlarının en küçük bir kırıntısına bile tahammül edemiyor; bunları ayaklar altına alıp tamamen yok etmek istiyor.

Emperyalizm askeriyle, üsleriyle, NATO’su ile bölgemize yeni bir deli gömleği giydirmek, yeni kurşun askerler yaratmak istiyor.

NATO’su, Trump’ı, Barack’ı, askeri üsleri, Saray’ı ve tüm işbirlikçileri…

Hiçbiriniz bu topraklarda ve dünyanın hiçbir yerinde istenmiyorsunuz!

Emperyalizme karşı mücadelenin ve öfkenin sokaklarda nasıl büyüyeceğini göreceksiniz.”

“Emperyallizme karşı duralım”

Emperyalizme meydan okuyan işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve aydınlar olarak bir arada olduklarını söyleyen Koordinasyon, “Siyonizm ve soykırım destekçileri, işgalci katiller Saray’ın dostu olabilir. Ama bilsinler ki; biz onurumuz, ülkemiz ve tüm dünya halkları adına ayaktayız ve on milyonlarız” dedi ve açıklamayı şu ifadelerle sonlandırdı:

“Bugün burada toplananlar olarak başta 7-8 Temmuz tarihlerinde zirvenin yapılması planlanan Ankara olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanında NATO’ya ve emperyalist politikalara karşı halklar arası barışın ve halkların sesini yükseltiyoruz. Bugün İstanbul, Ankara ve İzmir’de başlayan yürüyüşümüz Adana’da, Malatya’da, Diyarbakır’da ve emperyalizmin varlığının olduğu her yerde sesimizi büyüteceğiz.

Emperyalistlerin emir ve desteğiyle Filistin’de, İran’da, Lübnan’da, Suriye’de masum kardeşlerimiz öldürülürken, bölgemizde yeni savaş ve yıkım politikalarının merkezi olmak istemiyoruz. Bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlarını sesimizi yükseltmeye; tüm yurttaşlarımızı emperyalizme karşı durmaya ve NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini gösterecek tepkiyi örmeye çağırıyoruz!”

Sosyalist başkan ve milyarder Trump: Mamdani’nin 7 ayı

Akademisyen Özlem Göner, Mamdani’nin yükselişini “Demokratların gelişen sınıfsal öfkenin gazını alma operasyonu” olarak nitelendirirken, Hakan Yılmaz ise zaferin asıl mimarı olan ‘Gazze tepkisi’nin, Mamdani’nin mevcut sermaye ilişkileri ve tartışmalı kadro tercihleriyle gölgelendiğine dikkat çekiyor.

Zohran Mamdani, Foto: Adam Gray/Bloomberg

Donald Trump’ın 5 Kasım 2024 tarihinde gerçekleşen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) federal seçimlerini kazanıp ikinci kez Başkan olmasıyla birlikte ülke aşırı-sağcı ya da kimilerine göre faşist bir Başkan tarafından yönetilmeye başladı. Trump göreve gelir gelmez Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) polislerini ülkedeki mülteci ve göçmenlerin üzerine saldı. Adeta göçmen avı başlattı. Bunlarla yetinmeyen Trump kamu harcamalarında kısıntıya gidip milyonlarca insanın sağlık hakkına erişimini daha da zorlaştırdı. Başkanlık seçiminden bir yıl sonra ise, kendisini Demokratik Sosyalist olarak tanıtan Zohran Kwame Mamdani New York belediye başkanlığı seçimlerini kazandı. Mamdani’nin kazanması, Trump yönetimindeki ABD’de beklenmedik bir gelişme olarak yorumlandı. Dünyanın geri kalanı için şaşırtıcı olan bu başarının nedenleri konusunda farklı görüşler var.

Kendisini Demokratik Sosyalist olarak tanıtan Mamdani seçim kampanyasında işçilere, yoksullara, göçmenlere birçok vaatte bulundu. Kapitalizmin kalbinde bu beklenmedik başarı nasıl mümkün oldu? Mamdani vaatlerini gerçekleştiriyor mu? Tüm bunları New York Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünden akademisyen Özlem Göner ve Hakan Yılmaz’la konuştuk.

Asıl neden ekonomi mi Filistin meselesi mi?

New York Şehir Üniversitesi (CUNY) Sosyoloji bölümünden Özlem Göner, Mamdani’nin başarısını anlamak için aslında Trump’ın nasıl kazandığına bakmak gerektiğini belirtiyor. Göner’e göre Trump Amerikan halkının büyük bir ekonomik sorunla boğuştuğunu fark etti ve kampanyasında bu yönler ön plana çıktı:

“Joe Biden’ın, yani liberal kesimin bu gerçeği hiç görmemesi, bunu hiç sorunsallaştırmaması, işin ekonomik boyutuna hiç girmemesi, federal seçimleri kaybetmesinde büyük rol oynadı. Yani tabii ki Trump bu ekonomik zorluk argümanı üzerinden siyaset yaparken bunu faşizan bir şekilde yaptı. Ekonomik zorluklarla boğuşan halka ‘Göçmenler sizin işlerinizi çaldı, bu nedenle zorluktasınız.’ dedi. Diğer ülkeleri düşmanlaştırarak ‘Bizim üzerimizden haksız kazanç sağlıyorlar.’ dedi. Amerikan halkının ekonomik zorluk içerisinde olduğunu, geçim şartlarının zorlaşmış olduğunu, insanların güvencesiz birkaç işte birden çalışarak kendilerini ancak geçindirebildiklerini bir şekilde fark etti. Sonuç olarak ekonomik zorluk gerçeğini ve Amerikan halkının yaşam standardının son birkaç on yıldır giderek gerilediğini Trump bile kabul etmişti.

Özlem Güner

Göner, Mamdani’nin başarısının temel nedeninin tıpkı Trump gibi ekonomik soruna dair söylemler geliştirmiş olduğunu belirtiyor:

“Mamdani de bunu kampanyasının en büyük söylemi haline getirdi. Yani ekonomik zorluğu, insanların geçim sıkıntısını, özellikle New York’taki yoksullaşma, birçok insanın barınma sorunu yaşaması, ev sahiplerinin aşırı gelir elde etmesi, kiraların artışı, toplu taşımanın pahalı olmasını gören bir yerden söylemler geliştirdi.”

Mamdani’nin kendisini sosyalist olarak tanımlamasını hatırlatan Özlem Göner, bu söylemi kampanya süresince kullandığını söylüyor:

“Mamdani kendine sosyalist diyor çünkü Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) içerisinden çıkıyor. Ancak söylemlerin biraz popüler sosyalist söylemler olduğunu görmek lazım. Yani popüler, sosyal demokratik hatta bazı yerlerde işte mesela Erdoğan hükümeti gibi popülist rejimlerin bile zaman zaman kullandığı ve halka hitap eden bazı söylemleri gibi. Mesela ücretsiz ulaşım söylemi. Sosyalizmle popülizmi, popülist ekonomik çıkışları biraz ayırmak gerekiyor.”

Göner, Mamdani’nin popülist vaatlerle de olsa halkın gündelik sorunlarına dokunabildiğini belirtiyor:

“Mamdani’nin vaatleri popülist vaatler. Ancak gerçekten halkın gündelik yaşamında önemli yer tutan, insanları zorlayan sorunlara değiniyor. Mamdani halkın sorunlarına dokunmayı başardı. Her ne kadar halkla konuşurken ya da basına yansıtırken bu talepleri küçültmeye çalışsa da, Mamdani çok fazla mülkiyet ilişkilerine, kapitalizmin kendisine dokunmasa da yine de o gelenekten geldiğini ifade ediyor. Mesela bu anlamda konuşmalarında göçmenlere ve işçilere seslenebildi. Bunu popülerleştirebildi.”

Hakan Yılmaz

Mamdani’nin New York seçimlerindeki beklenmedik başarısının temel nedenine dair CUNY Sosyoloji bölümünde doktora öğrencisi ve öğretim görevlisi olan Hakan Yılmaz ise farklı düşünüyor. Yılmaz, Demokrat Parti’nin federal seçimleri kaybetmesinin asıl nedeninin Gazze soykırımı sırasında Joe Biden’ın İsrail’e hiç tepki göstermemesi hatta desteklemesi olduğunu ifade ediyor. Biden yönetimi aynı zamanda soykırıma karşı gelişen protestoları da bastırma politikası izlemişti. Bu konuda Biden yönetiminin tam karşıtı bir politika izleyen Mamdani’nin New York’ta çok güçlü olan İsrail karşıtı dinamiğe dayandığını ifade eden Yılmaz, başarısında vaatlerinin de etkili olduğunu ekliyor. Yılmaz bunlara ek olarak Mamdini’nin seçimlerdeki rakibi Andrew Cuamo’ya da dikkat çekiyor:

“Cuamo, Kovid salgını döneminde New York valisiydi. New York o dönem Kovid salgını nedeniyle çok sayıda insanın hayatını kaybettiği yerlerden birisi. Aynı zamanda Cuamo, adı cinsel taciz skandalına karışmış birisi. Bu durum Mamdani’nin oyunu arttıran faktörlerden.”

Filistin’e destek eylemleri, New York, 2024, Foto: Ümit Tanışır

Mamdani vaatlerini gerçekleştiriyor mu?

Mamdani seçim kampanyası sırasında göçmenleri sahiplenmiş, ücretsiz ulaşımdan, kreş hakkına ve ucuz gıdaya erişime kadar birçok vaatte bulunmuştu. Ayrıca vaatleri arasında zenginlerin vergilerini arttırmak da var. Bu vaatlerin ne kadar gerçekleştirildiği konusunda akademisyen Göner şunları ifade etti:

“Dikkat çekici bir vaadi vergi arttırma konusuydu. Yani en zengin %1’lik kesimin vergisini arttırmak. Başka bir konu kreş konusu. New York’ta insanlar çocuklarını kreşe göndermekte çok zorlanıyorlar. Daha önceki belediye yönetimleri başlangıçta dört yaşa kadar ücretsiz kreş, sonrasında üç yaşa kadar ücretsiz kreş hizmeti veriyorlardı. Şimdi Mamdani iki yaşta da ücretsiz kreş hizmeti getiriyor. Başka bir konu otobüslerin ücretsiz olması. Şu anda ücretsiz olmadı ama mesela otobüs şoförleri için bir rahatlama sağladı. Bir diğer konu ise kiracı hakkı. New York’ta yaşayanların büyük bir kısmı işçi sınıfı ve alt orta sınıf insanlar. Bu kesimin en büyük derdi kira. Mesela gençler artık bu yüzden aileleriyle birlikte yaşamak zorunda kalıyorlar. Yani kira zorluğunun, günden güne artan kiraların, ev sahiplerinin mesela ev tamirat giderleri konusunda hiç adım atmadığı bir ortam var. New York’ta evlerin yaşam kalitesi çok kötü. Mamdani bunu gördü ve bu konuda somut adımlar atmaya başladı. Belediye bünyesinde kiracıyı koruma birimi kurdu. Artık kiracı haklarının arttığı, davaları kiracıların kazandığı bir döneme girmiş olduk.”

ABD Siyasi Ekosistemi

DSA: Demokrat Parti İçindeki Sol

1940’lardan bu yana var olan Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA), 1960’lardan itibaren Demokrat Parti içerisinde bir eğilime dönüştü. Amaçları, partiyi bir “işçi partisi” çizgisine çekmek. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi isimlerin yükselişi, Zohran Mamdani gibi genç aktörlerin de daha görünür olmasını sağladı.

2024 Federal Seçim Sonuçları

Kasım 2024 seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump, oyların yüzde 49,8’ini alarak Kamala Harris’i geride bıraktı. Bu sonuçla Trump, ABD’nin 47. Başkanı olarak ikinci kez seçildi.

Donald Trump: %49,8
47. ABD Başkanı

Seçim Sistemi: Seçiciler Kurulu

ABD sisteminde Başkan, 538 delegeli Seçiciler Kurulu ile seçilir; kazanmak için en az 270 delege şarttır. Başkan, Kongre ile birlikte çalışmak zorundadır, ancak belirli alanlarda tek başına yasal düzenleme yetkisine sahiptir.

Mamdani kiracıları korumaya yönelik belli adımlar atsa da henüz ucuz konut inşası gibi bir gündem yok. Barınma sorunu konusunda atılan adımlar henüz çok sınırlı. Yılmaz bu konuda Mamdani’nin kısıtlı koşullara sahip olduğunu belirtiyor:

“Vaatlerine yönelik başlangıç adımları atıyor evet. Ancak Amerikan sisteminde bu konuda çok ciddi sınırlamalar var. Belediyenin bütçesini sadece belediye yerelden belirlemiyor. Eyalet belirliyor. Mamdani seçildikten sonra eyalet meclisinde zenginlerden alınan vergileri yükseltmek için bir kampanya yürüttü. Ama çok başarılı olmadı. Oysa kampanyası milyarderlere vergi koyma vaadiyle başlamıştı. Tek çıkan vergi ikinci lüks evlere getirilen bir ekstra mülk vergisi. Yani Gelir Vergisi değil de sadece ekstra mülkü olanlara bir vergi çıktı. Buna kısmi başarı denilebilir. Ücretsiz otobüs vaadi vardı. Bu şuana kadar gerçekleşmedi. Bir diğer konu gıdaya erişim meselesi. Ucuz gıdaya erişim için marketler açılacak. Kısmi olarak gerçekten yaptığı şeyler var ama ne kadar bu kadrolarda başarabilir bu şu an belirsiz. Belediye bünyesindeki eski kadrolar bu siyasi görüşlere ve uygulamalara tam katılıyor mu katılmıyor mu bilmiyoruz. Bir de ayrıca eyalet yönetiminin getirdiği kısıtlar var. Eyalet de onun vergi toplama kapasitesini çok ciddi kısıtladığı için yapabileceği şeyler de daha kısıtlı. Ama göründüğü üzere bir çaba var. Elbette Mamdani henüz görev süresinin başında, bunu da unutmamak lazım.”

Mamdani vaatlerine yönelik belli adımlar atmaya çalışsa da, Göner’in yorumuyla, yapmaya çalıştığı şey “sorunu tamamen çözmek değil de kısmen yumuşatmak, yoksullara ve çalışanlara biraz nefes aldırmak.”

Mamdani’nin kampanyası, Foto: Adam Gray/Bloomberg

Mamdani’nin yoksullara seslenen vaatlerini kısmi düzeyde gerçekleştirmesi, zenginlere gelir vergisi konusunda amacını gerçekleştirememesinde liberal hukuki çerçeve içinde kalması belirleyici. Bu durum ise Mamdani’nin Demokrat Parti’yle ilişkisinin niteliğini gündeme getiriyor. Demokrat Parti’nin New York adayı olarak önü neden açıldı? Göner’e göre bunun sebebi toplumsal bir patlamadan çekinilmesi:

“Bunun nedenlerinden bir tanesi mesela partiyi kurtarmak. Halkta sisteme karşı büyüyen bir öfke var. İşçide gelişen bilinç var. Occupy Wall Street hareketinden beri gelişmekte olan bir toplumsal hareket dalgası var. Liberaller (Demokrat Parti) bunu uzun süre reddetti. Trump bunu böyle çok popülist bir şekilde ve Amerikan milliyetçiliğiyle birleştirip kullandı. Demokrat Parti aslında sistemin en büyük taşıyıcısı, koruyucusu. Mamdani’yi desteklemelerindeki amaç gelişen toplumsal öfkeyi patlamaya yol açmadan içermek ve konsolide etmek. Gerçekten New York eyaletinde toplumsal bir patlamadan sakınıyorlar. Mamdani bu yüzden hem alternatif ve olumlu gibi duruyor. İşçi haklarını tanıyan ya da sosyalizm kelimesini kullanabilen ama bir şekilde de içini boşaltarak bir olası toplumsal patlamanın da önünü almayı amaçlayan bir siyaset.”

Occupy Wall Street eylemleri, Foto: Vanity Fair

ABD’de dipten gelen sol dalga mı var?

ABD’de son yıllarda önemli toplumsal eylemlilikler gerçekleşti. İsrail’in Filistin’e yönelik başlattığı soykırıma karşı gelişen protestolar, Trump iktidara geldiğinde gelişen Krallara Hayır mitingleri, göçmen düşmanlığına karşı gelişen protestolar ilk elden sayılabilecek olanlar. Ancak Mamdani’nin Demokrat Parti tarafından New York adayı olarak kabullenilmek zorunda kalınması ve ülkede sağ bir iktidar varken seçimleri beklenmedik bir şekilde kazanmış olması daha yaygın bir toplumsal hareketliliğe işaret ediyor olabilir. Göner bu konuda şunları belirtiyor:

“Amerika’da tabandan gelen, dipten gelen bir dalgadan söz edilebilir. Tabandan gelen bir son dalga var. Yani gerçekten hani Occupy Wall St eylemlerinden son iki buçuk yıl içinde Filistin soykırımına karşı halkta biraz daha genişleyen bir tepkiselliğe kadar bir hareketlilik var. Tepkisellik artmaya, giderek birleşmeye başladı. Böyle bir son yükseliş var ama bunun içeriği ne olacak? Demokratlar daha sosyalist değil de, aslında daha çok sosyal demokrasi çerçevesinde ödünler vererek bu dalganın önünü alma düşüncesinde. Ama aslına bakarsanız Amerika sosyal demokrasiden bile oldukça uzak.”

Wall Street’i İşgal Et (Occupy Wall Street)

17 Eylül 2011’de New York’ta, ABD’nin finansal kalbi Wall Street’te, Kanadalı aktivist grup Adbusters tarafından başlatılan halk eylemleri ve toplumsal hareket. Eylemler barışçıldır ve eylemcilerin çoğunluğunu eğitimli gençler oluşturmaktadır. Amacı sosyal eşitsizliği ve şirketlerin ABD yönetimi üzerindeki nüfuzunu protesto etmektir. Eylemler Arap Baharı’ndan etkilenerek başlamıştır. Protestocuların sloganı “Biz %99’uz”dur. Eylemler tüm ABD’ye yayıldı.

Eylemin büyüklüğüne rağmen, eylem büyük medya kuruluşlarında fazla yer almamaktadır ve zaman zaman bu kuruluşlar tarafından kötü gösterilmek için eylemcilere Nazi, Komünist, seks bağımlısı gibi sözler sarf edilmektedir.

Alternatif Banka

Eylül 2011’de Wall Street’i İşgal Et hareketinin ilk günlerinde bir araya gelen kişiler, Occupy/İşgal Hareketi için Alternatif Banka oluşumu (Occupy Money Cooperative) adıyla bir proje geliştirmişti. Bu oluşumun temel amacı maliyeti düşük, şeffaf ve kaliteli finansal hizmetlerin herkese sunulmasını sağlamaktır. Oluşumun ilk hedefi Occupy Card (İşgal Hareketi Kartı) üretmektir.

Kaynak: Wikipedia

Yeni bir sol dalga ihtimali konusunda ve Mamdani’nin sol bir figür olarak ortaya çıkışında Yılmaz ise daha farklı bir yorum yapıyor:

“Amerika’da sol çok gerçekten o kadar zayıf ki yükselmesi o kadar zor bir şey değil. Yani hafif bir sol hareketlilik bile yükseliş algısı yaratabiliyor. Mesela Demokratik Sosyalistlerin şu an 100 bin civarı üyesi var. Demokrat partiye kayıtlı 60 milyon insan var. Yani orantısız bir durum var. Tabii o 60 milyon Demokrat Parti’ye kayıtlı insan hiçbir şey yapmıyor çoğunlukla. Ama 100 bin üyesi daha aktif. Buradan bakınca, evet kesinlikle bir sol dalga var. Bu sol dalganın kaynakları George Floyd eylemlerinin etkisi, ayrıca Kovid salgını sonrası işçi hareketinin biraz daha hareketlenmesi ve en son Gazze soykırımına karşı eylemler olarak görülebilir. Bu üç protesto dalgasının kesişmesiyle gerçekten ciddi bir taban oluştu. Bir de New York’ta görece yüksek olan sendikalılık oranını da hesaba katmak lazım bunu değerlendirirken. %25 sendikalılık oranı var New York’ta. Yani özetle bu dinamiklere dayanan bir Mamdani koalisyonu ortaya çıktı. Bu koalisyon gerçekten yükselişte olan bir koalisyon ama içinde farklı fraksiyonlar var.”

George Floyd eylemleri, New, York, 2020, Foto: NBC New York

Trump Mamdani’yi neden övüyor?

Mamdani Belediye başkanlığını kazandıktan sonra 21 Kasım 2025’te Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret etti. Trump aşırı-sağcı, göçmen düşmanı ve sol düşünceye karşı bir siyasetçi. Mamdani ise sosyalist, müslüman kimliklere sahip, Uganda doğumlu ve zenginleri vergilendirmek isteyen bir Belediye başkanı. Ancak, Trump ilginç bir şekilde söz konusu görüşmede ve sonrasında Mamdani’yi bolca övdü. Göner’e göre bu tuhaflığın sebebi Mamdani’nin karizmatik bir lider olması ve arkasındaki halk desteği:

“Trump karizmatik liderleri seviyor ve liderlik pozisyonunu yürütebilecek insanlara biraz değişik bir saygı duyuyor. Bunu otoriter faşizan figürlerde de yapıyor ama böyle Mamdani gibi arkasında halk desteği olduğunu hissettiği figürlere de yapıyor. İkincisi, mesela New York’ta Public Housing (Kamu Evleri) denilen büyük bir inşaat projesi var. Bu ne anlama geliyor? İnşaat sektörünün görece kar sağlayabileceği, nemalanabileceği bir alan açmak mesela. İşte orada Trump’la Mamdani’nin bir görüşmesi olmuştu. Yani bu projeden hem kapitalistler kar edecek hem de işçi sınıfı ve evsizler faydalanacak belki. Trump’ın övgüsünün arkasında bu tip durumlar var. Ama esas sebep Mamdani’nin arkasında bir halk desteği görmesi.”

George Floyd Cinayeti ve Sonrasındaki Gelişmeler: Adaletten Zihniyet Değişimine

25 Mayıs 2020’den Günümüze

25 Mayıs 2020 tarihinde ABD’nin Minneapolis kentinde polis memuru Derek Chauvin’in, gözaltı işlemi sırasında 9 dakikadan fazla bir süre diziyle boynuna basması sonucu siyah Amerikalı George Floyd nefessiz kalarak hayatını kaybetti. Floyd’un “Nefes alamıyorum” sözleri, dünya çapında ırkçılığa ve polis şiddetine karşı emsalsiz bir kitlesel öfkenin fitilini ateşleyerek Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Önemlidir) protestolarını küresel bir harekete dönüştürdü.

Mahkeme ve Hukuki Süreç

Aylar süren davalar neticesinde adalet sistemi eşine az rastlanır kararlara imza attı. Nisan 2021’de ana fail Derek Chauvin; ikinci ve üçüncü derece cinayet suçlarından mahkûm edilerek 22,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Olaya göz yuman ve yardım eden diğer üç polis memuru da değişen sürelerde hapis cezaları aldı. Ayrıca Minneapolis şehri, Floyd’un ailesine 27 milyon dolarlık tazminat ödemeyi kabul etti.

Toplumsal ve Sistemsel Etkiler

Bu cinayet sadece hukuki bir sonuç doğurmakla kalmadı, dünyada köklü bir zihniyet değişimini tetikledi:

  • Polis Reformu Tartışmaları: “Polisin Bütçesini Kes” (Defund the Police) sloganı etrafında polis teşkilatlarına ayrılan bütçelerin sosyal hizmetlere kaydırılmasına yönelik büyük tartışmalar başladı. Boyun sıkma (chokehold) taktiği yasaklandı.
  • Sembollerin Yıkılması: Sömürgecilik, köle ticareti ve Konfederasyon dönemini temsil eden tarihi şahsiyetlerin heykelleri göstericiler tarafından yıkıldı veya depolara kaldırıldı.
  • Kurumsal Farkındalık: Küresel markalar, medya kuruluşları, üniversiteler ve spor ligleri içlerindeki ırkçı önyargıları kabul edip çeşitlilik ve kapsayıcılık (Diversity and Inclusion) politikalarını yenilemek zorunda kaldı.
  • Yapısal Eşitsizliklere İtiraz: Protestolar sadece tekil bir polis şiddetine değil; yüzyıllara dayanan yapısal eşitsizliklere ve siyahilerin adalet sisteminde maruz kaldığı orantısız güç kullanımına karşı birikmiş büyük bir toplumsal reaksiyondu.

Yılmaz karizmatik bir lider olmasının ötesinde Trump’ın Mamdani’ye övgülerinin asıl nedeninin New York’taki inşaat projeleri meselesi olması ihtimaline vurgu yapıyor:

“Mamdani özel inşaat şirketlerine karşı çok daha hafif bir tonda siyaset yapıyor. 2020’de çekilmiş bir videosu var mesela. Avusturya’daki sosyalist partinin kamu kaynaklarıyla nasıl kamu için ev inşaa ettiğinden bahsediyor. Ama Mamdani şuan belediye başkanı ve kamu için ev yapmak gibi konulara hiç girmiyor. Özel inşaat şirketleri buradaki kira sorununun asıl sebebi. Bu şirketler gayrimenkullerin büyük bir kısmını kontrol ediyor ve emlak piyasasında fiyatların orantısız yükselmesine neden oluyor. Mamdani’nin buna karşı bir çözüm ürettiği yok aslında. Trump’ın asıl işi emlak ve New York’ta bolca yatırımı var. New York’la ilişkisi bu zaten. Asıl meselesi burada inşaat yapmak veya yatırım getirmek. Mamdani de buna karşı çıkmadığı için Trump’ın ona karşı agresif bir şey söylemesinin bir anlamı yok. Buna gerek duymuyor. Çünkü Mamdani asıl konuya dokunmuyor.”

Mamdani-Trump görüşmesi, Foto: Beyaz Saray

Yılmaz, övgülerin arkasındaki bu nedenlere ek olarak önemli bir konunun daha altını çiziyor: “Eski yönetim döneminden kalan kadroların hala görevde olması.”

Yılmaz’ın aktarımına göre Mamdani bir önceki belediye yönetimi döneminde göreve başlayan polis şefi Jessica Tisch’i görevde tutuyor. Yılmaz’a göre bu sebepler de Trump’ın Mamdani’ye karşı pozitif bir tutum almasında etkili. Ancak Mamdani’nin bir yandan sol söylemlerle halka seslenirken diğer taraftan bu tip ilişkiler içinde olması destekçilerinden tepkiler yükselmesine neden oluyor.

Vali Hochul ile işbirliği

Mamdani’nin ABD’nin en büyük şehri New York’ta sol siyasi söylemlerle yerel seçimi kazanmış olması sadece ABD’de değil dünya genelinde birçok ülkede muhalif kesimlerde heyecan yarattı. Ancak işin ABD dışındaki ülkelerde pek görünmeyen boyutu Mamdani’nin eleştirdiği siyasi kesim ya da figürlerle ilişkileri ve bu konuda aldığı tepkiler.

Mamdani ve Katy Hochul, Foto: Office of Governor Kathy Hochul

Eski polis şefini hala görevde tutmasına ek olarak Mamdani’nin New York Eyalet valisi Katy Hochul ile işbirliği en çok tepki çeken konulardan. Yılmaz bu konuda şunları belirtiyor:

“New York Eyalet valisi Kathy Hochul ile Mamdani arasındaki işbirliği eleştiri konusu. Bu durum destekçilerini çok memnun etmiyor. Çünkü New York valisi mesela zenginlere getirilecek vergi artışlarına engel oldu. Bunun haricinde burada Ocak ayında bir hemşire grevi oldu. Grev varken oraya dışarıdan hemşire getirilmesine izin verdi. Bunların hepsi Mamdani seçildikten sonra oldu. Mamdani mesela bu greve desteğe gitti. Ama ertesi gün New York valisine seçim kampanyasında desteğini açıkladı. Yani bir taraftan işçileri desteklerken diğer taraftan o işçilerin yerine dışarıdan işçi getiren valinin seçim kampanyasını destekledi. Burada tabi direkt Mamdani’yi suçlayamayız. Çünkü biraz eli bağlı o valiye karşı. Ancak eski yönetime karşı aldığı yumuşak tavırlar şu anda herhalde en çok eleştiri alma sebebi.”

Vali Hochul ile işbirliği sıradan bir konu değil. Çünkü Hochul yukarıda belirtilenlere ek olarak siyonist bir siyasetçi. Akademisyen Göner’in aktardığına göre 2024’te gerçekleşen Filistin eylemleri sırasında uygulanan baskı politikalarında, eylemcilere yönelik polis şiddetinde ve Filistin’i destekleyen akademisyenlerin işten atılmasında bire bir rol oynayan kişi. Göner buna ek olarak Mamdani’nin tepki çektiği başka dikkat çekici bir uygulamayı şöyle paylaşıyor:

“New York’ta şöyle bir olay oldu: Bu bahsedeceğim düzenleme Mamdani döneminde gerçekleşti. New York’ta sinagoglarda büyük miktarda Filistin toprağı satılıyor. Siyonistler sinagoglar üzerinden Filistin toprağı satın alıp daha sonra yerleşimci olarak oraya gidiyorlar. Dolayısıyla bu sinagogların önü protestocular için bir eylem alanı. Ancak Mamdani döneminde buralarda eylem yapılması engellendi. Polis eylemcilerin o binalara yaklaşmasına engel oluyor. Ve bunun gerekçesi de tam da aşırı sağın kullandığı şekilde anti-semitizmi engellemek olarak gösteriliyor. Yani aslında kendi polisine destek olarak Filistin toprağının sinagoglarda satılmasını protesto edenleri engellemiş oldu.”

Göner Mamdani’nin bu tip uygulamalarının İsrail lobisine karşı bir geri adım niteli taşıdığını belirtiyor.

Çin Mahallesi, New York ev işçilerinin 24 saatlik çalışmaya karşı eylemi, Foto: Amir Khafagy/Documented

Göner Mamdani’nin işçi eylemlerini destekleme konusunda tutarsızlıkları olduğunu belirtiyor: “

“New York’taki Çin mahallesinde büyük bir işçi eylemi oldu . Burada bazı evlerde Çinli göçmen kadınlar ev işlerinde 24 saat çalıştırılıyorlardı. Göçmen kadınlar bu çalışma şartlarına karşı açlık grevi başlattılar.

Mamdani işçi eylemlerini destekliyor ama kendisine destek için çok çağrı yapılmasına rağmen o eyleme destek vermedi. Yani aslında sistemin gerçekten içini gösteren, işçi sınıfın gerçek mücadelesi diyebileceğimiz alanlara çok da fazla girmemeye, dokunmamaya çalıştı.”

Dünya Kupası bu akşam başlıyor

Erkekler Dünya Kupası turnuvası öncesi güç dengeleri yeniden şekillenirken, Arjantin’den Fransa’ya, Brezilya’dan ev sahibi ABD’ye uzanan geniş favori havuzu dikkat çekiyor. Ancak genişleyen format ve artan rekabet, bu Dünya Kupası’nda “kesin favori” tanımını her zamankinden daha belirsiz hale getiriyor.

Foto: Jim Watson/AFP via Getty Images

2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası bu akşam Meksika’nın başkenti Mexico City’de bulunan Estadio Azteca’da oynanacak Meksika-Güney Afrika karşılaşmasıyla başlayacak. Karşılaşma yerel saatle 20.00’de başlayacak.

Açılış mücadelesi, aynı zamanda 2026 Erkekler Dünya Kupası’nın 48 takımlı yeni formatındaki ilk resmi maç olarak kayda geçecek.

Organizasyon boyunca maçlar ABD, Kanada ve Meksika’da oynanacak. Turnuvanın üç ülkeye yayılması nedeniyle grup maçları farklı saat dilimlerinde ve geniş bir coğrafyada oynanacak. ABD, Kanada ve Meksika’daki şehirlerde toplam 16 farklı stadyum turnuva süresince kullanılacak.

Dünya Kupası: Favoriler ve Beklentiler

Turnuva öncesi futbol kamuoyunda öne çıkan takımlar ve güç dengeleri.

Favori Ekipler
Arjantin, Fransa, Brezilya, İngiltere
Kadro istikrarı, derin oyuncu havuzu ve turnuva tecrübesiyle kupanın doğal adayları.
Almanya & İspanya
Potansiyel Şampiyonlar
Dalgalı performansa rağmen “turnuva takımı” kimliğiyle her an zirveye çıkabilecek ekipler.
ABD & Meksika
Ev Sahibi Avantajı
ABD kadro derinliği ile öne çıkarken, Meksika grup aşamasında sürpriz potansiyeli taşıyor.
Afrika & Asya
Genişleyen Görünürlük
Yeni formatla daha fazla eleme şansı bulsalar da, çeyrek final sonrası Avrupa/Güney Amerika ağırlığı bekleniyor.

Final karşılaşması 19 Temmuz’da New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda oynanacak.

FIFA Başkanı Gianni Infantino turnuvayı “insanlık tarihinin en büyük spor organizasyonu” olarak tanımlıyor. Gerçekten de ölçek bakımından 2026 Erkekler Dünya Kupası, yalnızca futbol tarihinin değil, küresel spor tarihinin de en büyük etkinliklerinden biri olmaya hazırlanıyor. Ancak organizasyon büyüdükçe, beraberinde taşıdığı siyasi, ekonomik ve toplumsal tartışmalar da genişliyor.

Son yıllarda Dünya Kupaları yalnızca sahadaki rekabetle değil, ev sahibi ülkelerin politikaları, insan hakları sicilleri, güvenlik uygulamaları ve ekonomik tercihleri üzerinden de değerlendiriliyor. 2026 turnuvası ise bu eğilimin en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Vize engelleri, göç politikaları, güvenlik uygulamaları, yüksek bilet fiyatları, çevresel maliyetler ve ABD’nin dış politikası, futbolun önüne geçen başlıklardan bazıları.

Birçok gözlemciye göre 2026 Erkekler Dünya Kupası, modern futbol tarihinin en siyasallaşmış turnuvalarından biri olmaya aday. Bunun nedeni yalnızca ev sahibi ülkelerin aldığı kararlar değil. Aynı zamanda turnuvanın düzenlendiği dönemin küresel siyasi atmosferi. Göç tartışmalarının yoğunlaştığı, uluslararası gerilimlerin arttığı ve büyük spor organizasyonlarının ekonomik etkilerinin daha fazla sorgulandığı bir dönemde Dünya Kupası, kaçınılmaz olarak futbolun sınırlarını aşan bir anlam kazanıyor.

Turnuva öncesindeki en görünür tartışmalardan biri katılımcıların ülkeye giriş süreçleri oldu.

Dünya Kupası gibi küresel organizasyonlarda ev sahibi ülkelerin temel sorumluluklarından biri, turnuvaya katılma hakkı kazanan sporcuların, görevlilerin ve akredite personelin ülkeye girişini mümkün kılmak olarak kabul ediliyor. Ancak 2026 turnuvası öncesinde yaşanan bazı olaylar, bu ilkenin pratikte nasıl uygulanacağına ilişkin soru işaretleri yarattı.

Somalili hakeme vize verilmedi

FIFA tarafından görevlendirilen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın ABD’ye girişine izin verilmemesi, uluslararası spor kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İran heyetinden bazı görevlilerin vize alamadığı yönündeki açıklamalar da benzer tartışmaları beraberinde getirdi.

BBC’nin analizine göre turnuvaya katılan 48 ülkenin 11’i, ABD’nin seyahat kısıtlamaları, yüksek vize reddi oranları veya ek güvenlik prosedürlerinden etkileniyor.

Bu tablo, sorunun münferit örneklerin ötesine geçtiğine işaret ediyor. Bazı ülkelerden gelen katılımcılar için süreçlerin daha uzun sürmesi, ek güvenlik incelemeleri veya belirsizlikler yaşanması, Dünya Kupası’nın evrensel erişim ilkesiyle ne ölçüde uyumlu olduğu sorusunu gündeme taşıdı.

Bu durum, FIFA’nın uzun yıllardır savunduğu temel ilkelerden biriyle ilgili yeni sorular doğurdu. FIFA Başkanı Gianni Infantino 2017 yılında, Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanan takımların, taraftarların ve görevlilerin ev sahibi ülkeye girişinin garanti altına alınması gerektiğini söylemişti.

Ancak bugün yaşananlar, bu ilkenin ne ölçüde uygulanabildiği yönünde tartışmaları beraberinde getiriyor. Eleştirmenlere göre mesele yalnızca birkaç kişinin vize alamaması değil. Spor organizasyonlarının ulusal güvenlik politikaları karşısındaki hareket alanının ne kadar geniş olduğu.

Tartışmalar yalnızca vize süreçleriyle sınırlı değil

ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından iki ülke arasındaki gerilim de turnuvanın siyasi arka planını şekillendiriyor. Dünya Kupası tarihinde ilk kez ev sahibi ülkelerden biri, turnuvaya katılan bir ülkeyle doğrudan çatışma yaşayan bir aktör konumunda bulunuyor.

Bu durum, spor ile uluslararası siyasetin birbirinden tamamen ayrılmasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. FIFA uzun yıllardır futbolun siyasi çekişmelerden bağımsız tutulması gerektiğini savunsa da, küresel ölçekte düzenlenen organizasyonlar çoğu zaman devletler arasındaki ilişkilerden doğrudan etkileniyor.

İnsan hakları örgütleri ise başka başlıklara dikkat çekiyor. Uluslararası Af Örgütü, ABD’deki göçmenlik uygulamaları ve ICE operasyonlarının taraftarlar üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği uyarısında bulundu. Örgüt ayrıca protesto hakkı, ifade özgürlüğü ve güvenlik uygulamalarına ilişkin endişelerini de kamuoyuyla paylaştı.

İnsan hakları savunucularına göre mesele yalnızca stadyum güvenliği değil. Taraftarların seyahat özgürlüğü, kamusal alanlarda toplanma hakkı ve protesto faaliyetlerine yönelik yaklaşım da büyük spor organizasyonlarının değerlendirilmesinde giderek daha önemli kriterler haline geliyor.

Öte yandan turnuva, maliyet tartışmalarıyla da gündemde. FIFA’nın uyguladığı dinamik fiyatlandırma sistemi nedeniyle bazı maçların bilet fiyatları önceki Dünya Kupalarına kıyasla katlanarak arttı. Taraftar grupları, organizasyonun giderek daha az erişilebilir hale geldiğini savunuyor.

Maliyeti çok artan bir turnuva

Özellikle ulaşım ve konaklama giderlerinin de eklenmesiyle birlikte, birçok taraftar için Dünya Kupası deneyiminin maliyeti geçmiş turnuvalara göre önemli ölçüde yükselmiş durumda. Bu durum, futbolun en büyük organizasyonunun giderek daha fazla ekonomik imkânı olan kesimlere hitap ettiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

FIFA Başkanı Gianni Infantino, ABD Başkanı Donald Trump ile yakın ilişkisi yüzünden eleştiriliyor Foto: APA / Sam Hodde

Çevresel etkiler de eleştirilerin odağında. Araştırmalar, 48 takımlı yeni format ve kıtaya yayılan maç takvimi nedeniyle bu Dünya Kupası’nın şimdiye kadarki en yüksek karbon ayak izlerinden birine sahip olabileceğini ortaya koyuyor.

Takım, taraftar ve organizasyon trafiğinin üç ülkeye yayılması. Artan uçuş sayıları ve genişleyen maç programı nedeniyle çevre örgütleri sürdürülebilirlik hedeflerinin ne ölçüde karşılanabileceğini sorguluyor. FIFA ise altyapı yatırımları ve karbon dengeleme programlarıyla bu etkinin azaltılabileceğini savunuyor.

Bütün bu tartışmalar, futbolun en büyük organizasyonunun nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğine ilişkin daha geniş bir soruyu da gündeme getiriyor: Dünya Kupası hâlâ öncelikle bir spor organizasyonu mu, yoksa giderek daha fazla siyasi, ekonomik ve jeopolitik güç mücadelelerinin sahnesine mi dönüşüyor?

Belki de 2026 Dünya Kupası’nı farklı kılan unsur tam olarak bu. Turnuva bir yandan milyarlarca insanı ekran başına çekecek küresel bir spor şöleni olmayı sürdürürken, diğer yandan çağımızın en önemli tartışmalarının da kesişim noktasında yer alıyor. Göç, güvenlik, erişim, ekonomi ve uluslararası siyaset gibi başlıklar, futbolun etrafında yeni bir tartışma alanı oluşturuyor.

Bu sorunun yanıtı önümüzdeki haftalarda sahadaki sonuçlar kadar, saha dışındaki gelişmeler tarafından da şekillenecek.

🏆 2026 Dünya Kupası: Tam Kapsamlı Maç Takvimi

104 maç, 48 takım, 12 grup. ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek dev turnuvanın tüm eşleşmeleri.

⚽ A Grubu 🇲🇽 Meksika, 🇿🇦 Güney Afrika, 🇰🇷 Güney Kore, 🇨🇿 Çekya
📅 11 Haz 2026Açılış
Meksika
VS
G. Afrika
📍 Mexico City
📅 11 Haz 2026
G. Kore
VS
Çekya
📍 Guadalajara
⚽ B Grubu 🇨🇦 Kanada, 🇧🇦 Bosna Hersek, 🇶🇦 Katar, 🇨🇭 İsviçre
📅 12 Haz 2026
Kanada
VS
Bosna H.
📍 Toronto
📅 13 Haz 2026
Katar
VS
İsviçre
📍 San Francisco
⚽ C Grubu 🇧🇷 Brezilya, 🇲🇦 Fas, 🇭🇹 Haiti, 🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿 İskoçya
📅 13 Haz 2026
Haiti
VS
İskoçya
📍 Boston
📅 13 Haz 2026
Brezilya
VS
Fas
📍 New York / NJ
⚽ D Grubu (Türkiye) 🇺🇸 ABD, 🇵🇾 Paraguay, 🇦🇺 Avustralya, 🇹🇷 Türkiye
📅 12 Haz 2026
ABD
VS
Paraguay
📍 Los Angeles
📅 13 Haz 2026
Avustralya
VS
Türkiye
📍 Vancouver
📅 19 Haz 2026
Türkiye
VS
Paraguay
📍 San Francisco
📅 25 Haz 2026
Türkiye
VS
ABD
📍 Los Angeles
⚽ E Grubu 🇩🇪 Almanya, 🇨🇮 Fildişi Sahili, 🇪🇨 Ekvador, 🇨🇼 Curaçao
📅 14 Haz 2026
F. Sahili
VS
Ekvador
📍 Philadelphia
📅 14 Haz 2026
Almanya
VS
Curaçao
📍 Houston
⚽ F Grubu 🇳🇱 Hollanda, 🇯🇵 Japonya, 🇸🇪 İsveç, 🇹🇳 Tunus
📅 14 Haz 2026
Hollanda
VS
Japonya
📍 Dallas
📅 14 Haz 2026
İsveç
VS
Tunus
📍 Monterrey
⚽ G Grubu 🇧🇪 Belçika, 🇪🇬 Mısır, 🇮🇷 İran, 🇳🇿 Yeni Zelanda
📅 15 Haz 2026
İran
VS
Y. Zelanda
📍 Los Angeles
📅 15 Haz 2026
Belçika
VS
Mısır
📍 Seattle
⚽ H Grubu 🇪🇸 İspanya, 🇺🇾 Uruguay, 🇸🇦 S. Arabistan, 🇨🇻 Yeşil Burun
📅 15 Haz 2026
S. Arabistan
VS
Uruguay
📍 Miami
📅 15 Haz 2026
İspanya
VS
Yeşil Burun
📍 Atlanta
⚽ I Grubu 🇫🇷 Fransa, 🇸🇳 Senegal, 🇮🇶 Irak, 🇳🇴 Norveç
📅 16 Haz 2026
Fransa
VS
Senegal
📍 New York / NJ
📅 16 Haz 2026
Irak
VS
Norveç
📍 Boston
⚽ J Grubu 🇦🇷 Arjantin, 🇩🇿 Cezayir, 🇦🇹 Avusturya, 🇯🇴 Ürdün
📅 16 Haz 2026
Arjantin
VS
Cezayir
📍 Kansas City
📅 16 Haz 2026
Avusturya
VS
Ürdün
📍 San Francisco
⚽ K Grubu 🇵🇹 Portekiz, 🇨🇴 Kolombiya, 🇺🇿 Özbekistan, 🇨🇩 Kongo DC
📅 17 Haz 2026
Portekiz
VS
Kongo DC
📍 Houston
📅 17 Haz 2026
Özbekistan
VS
Kolombiya
📍 Mexico City
⚽ L Grubu 🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿 İngiltere, 🇭🇷 Hırvatistan, 🇬🇭 Gana, 🇵🇦 Panama
📅 17 Haz 2026
Gana
VS
Panama
📍 Toronto
📅 17 Haz 2026
İngiltere
VS
Hırvatistan
📍 Dallas
🏆 Final Yolu (Eleme Turları) Son 32, Çeyrek Final, Yarı Final ve Büyük Final
📅 4-7 Temmuz 2026 Son 16 Turu
Grup liderleri ve ikincilerinin yanı sıra, en iyi 8 grup üçüncüsü çapraz eşleşme ile karşı karşıya geliyor.
📅 19 Temmuz 2026 BÜYÜK FİNAL
🏆 Yarı Final 1 Galibi
VS
🏆 Yarı Final 2 Galibi
📍 New York New Jersey Stadium

Kürtler ABD silahı aldı mı? PJAK’tan yanıt, PDKI’dan açıklama

PJAK ve PDKI temsilcileri, Trump’ın Kürtler’in ABD’nin gönderdiği silahları aldığı açıklamalarını yalanladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 5 Nisan 2026 tarihinde Fox TV’de yayınlanan bir habere göre, “İran protestolarından sonra Kürtler üzerinden silah yolladık. Sanırım Kürtler silahları kendileri aldı” dedi.

Trump’ın 5 Nisan tarihli bu açıklamasının doğru olup olmadığını Niha+ olarak PJAK Dışişleri Komitesi Üyesi Zegrus Enderyarî’ye sorduk. Enderyarî, bu konunun doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında hiç bir bilgilerinin olmadığını söyledi. Ayrıca PJAK olarak kendileri ile ABD arasında, bu tarzda bir ilişkinin olmadığını da belirtti.

Zegrus Enderyarî İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun (CPFIK) ABD ile böylesi bir iletişimin olup olmadığı sorusuna da aynı şekilde “Koalisyon olarak da böyle bir şey yok” cevabını verdi.

PDKI de yalanladı

Bu arada, İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI) ABD Temsilcisi Hejar Berenji de sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklama ile “İran Kürdistan Demokrat Partisi olarak, Fox News tarafından bildirilen bilgileri kesinlikle reddediyoruz. Herhangi bir yönetimden silah aldığımız yönündeki iddialar yanlıştır ve gerçeği yansıtmamaktadır.” dedi.

Trump daha önce de açıklama yapmıştı

İran’a yönelik saldırıların başladığı 28 Şubat tarihinden bir kaç gün sonra, 5 Mart’ta Trump Kürtler’in savaşa dahil olması tartışmaları ile ilgili olarak “Kürtler İran’a saldırı düzenlemek isterse yapsınlar. Bunu yapmak isterlerse harika olur” demişti.

8 Mart’ta ise Kürtlerin İran’da yeni bir özerk bölge kurma ihtimali ve savaşa dahil olup olmayacakları yönündeki soruya Trump, “Kürtlerle çok dostuz ancak savaşı zaten olduğundan daha karmaşık hale getirmek istemiyoruz. Kürtlerin oraya girmesini istemediğime karar verdim” yanıtını verdi.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.