“Tarih bize defalarca gösterdi ki insan doğaya karşı kazandığını sandığı her savaşın sonunda aslında kendisi kaybetti. Kuruyan nehirler, yok olan ormanlar, kirlenen hava ve derinleşen iklim krizi bunun en acı kanıtıdır.”
Varto’daki çadır nöbetinden bir kare, Fotoğraf: Niha+
Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde hayata geçirilmek istenen jeotermal enerji santrali (JES) projesine karşı bölge halkı Mart ayından bu yana projeyi ve projeden sorumlu IGNIS H2 anonim şirketini protesto ediyor. Proje 22 köyün bütün yaşam alanını etkileyecek. Bu alanda yaşayan köylüler ise çadır nöbetine 61. gününde devam ediyor.
5 yıldır Varto’nun Teknedüzü (Badan) köyünde yaşayan emekli kimya öğretmeni ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi Muş Temsilcisi Ali Rıza Vural, Niha+’ya bölgede yürütülen ekolojik mücadeleyi ve JES’in bölge halkının gündelik hayatına etkisinin nasıl olduğunu yazdı:
Mezopotamya Ekoloji Hareketi Muş Temsilcisi Ali Rıza Vural
“Bir sabah köyünüzde kuş sesleri yerine sondaj makinelerinin gürültüsüyle uyandığınızı düşünün. Yıllardır ekip biçtiğiniz toprağın ortasına devasa kuleler dikiliyor. Asırlık ağaçların gölgesinde açılan yollar, ormanın sessizliğini parçalıyor. Derelerin akışı, tarlaların geleceği, çocukların soluyacağı hava artık bir yatırım dosyasının satır aralarında değerlendiriliyor.
İşte bugün Varto’da toplam 16 köyü doğrudan etkileyen ve Türkiye’nin birçok kırsal bölgesinde yaşanan tam da budur.
Jeotermal enerjinin iklim krizine karşı fosil yakıtlara alternatif olarak önemli bir kaynak olduğu söylencesi, aldatmacanın ötesinde bir anlam teşkil etmemektedir. Hiç bir enerji projesi, doğaya sınırsız müdahale etme hakkı vermez. ‘Yenilenebilir’ etiketi, çevresel yıkımı görünmez kılan bir perdeye dönüşmemelidir. Eğer bir proje yaşam alanlarını geri dönülmez biçimde etkiliyorsa, o projeyi sorgulamak yalnızca bir hak değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Her sondaj kuyusu, yalnızca yerin derinliklerine açılan bir delik değildir. O kuyu, bazen bir köyün su umuduna, bazen atalarımızın mezarlarının kaybolma endişesine, bazen jaru diyarlarımızın kutsiyetlerine, bazen verimli bir ovanın geleceğine, bazen de binlerce canlıya ev sahipliği yapan bir ekosisteme uzanır. Doğanın dengesi, mühendislik hesaplarından ibaret değildir. Toprak yalnızca üzerinde yürüdüğümüz bir zemin değil, milyonlarca canlının birlikte var olduğu yaşayan bir bütündür.
Bugün çevre mücadelesi veren insanlar çoğu zaman ‘kalkınma karşıtı’ ya da ‘yatırım düşmanı’ olmakla suçlanıyor. Oysa gerçek soru şudur: Kalkınma kimin için ve ne pahasına?
Bu sorunun cevabını irdelediğimizde sermaye sahiplerinin hiç bir canlının yaşam hakkını düşünmeden paralarına daha fazla para katma hesaplarının dışında başka hiç bir şeyi düşünmedikleri ortaya çıkmaktadır.
Bu gerçeklikten hareketle çevreye duyarlı köylülerimiz ve muhtarlarımız, yaşlımız gencimiz ve çocuklarımızla ortak hareket ederek bir direniş hattını oluşturmamız olması gerekendi. Bu toplumsal refleksin oluşmasının 20 Mayıs’ta sondajlamaya başlama planlarını ertelemek zorunda kalan küresel sermaye şirketi IGNIS H2 firmasını ve yerli işbirlikçilerini ürküttüğü gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz.
Bu toplumsal örgütlü gücümüzü yerel köylülerimizin yanında metropol kentlerdeki Vartolular ve diasporalara göç etmiş özellikle Avrupa kanadındaki Vartolu hemşerilerimiz ve dostlarının dayanışma destekleri ile büyümüş, büyümeye de devam edecektir.
Bir vadinin sessizliği bozulduğunda, yalnızca kuşlar susmaz. Çiftçinin umudu da eksilir. Bir dere kirlendiğinde yalnızca su kirlenmez; o suyla büyüyen meyve, o sudan içen hayvan ve o suya güvenen insanlar da etkilenir. Bir orman parçalandığında yalnızca ağaçlar kesilmiş olmaz, yaşamın birbirine bağlı bütün halkaları zarar görür.
Doğa, insanın dışında bir varlık değildir. Biz doğanın sahibi değil, onun yalnızca bir parçasıyız. Buna rağmen yıllardır aynı yanılgıyı sürdürüyoruz: Ekonomik büyümeyi yaşamın önüne koyuyoruz. Oysa para yeniden kazanılır; kuruyan bir kaynak suyu, yok olan bir tür ya da verimsizleşen bir toprak çoğu zaman geri getirilemez.
Jeotermal projelere ilişkin tartışmalar, yalnızca teknik raporlara bırakılacak kadar dar bir mesele değildir. Bu tartışmanın merkezinde insan hakları, çevre hakkı ve gelecek kuşakların yaşam hakkı vardır. Bir bölgede yaşayan insanların görüşü alınmadan, bilim insanlarının uyarıları yeterince dikkate alınmadan ve olası çevresel etkiler tüm yönleriyle değerlendirilmeden atılan her adım, toplumsal güveni de zedeler.
Bugün doğayı savunanlar yalnızca birkaç ağacı korumaya çalışmıyor. Onlar; çocukların içeceği suyu, çiftçinin ekeceği toprağı, arının konacağı çiçeği ve hepimizin ortak geleceğini savunuyor. Çünkü doğa, üzerinde pazarlık yapılacak bir meta değildir. O, yaşamın ta kendisidir.
Tarih bize defalarca gösterdi ki insan doğaya karşı kazandığını sandığı her savaşın sonunda aslında kendisi kaybetti. Kuruyan nehirler, yok olan ormanlar, kirlenen hava ve derinleşen iklim krizi bunun en acı kanıtıdır.
Artık tercih yapma zamanı geldi. Ya doğayı yalnızca ekonomik bir kaynak olarak görmeye devam edeceğiz ya da onu yaşamın vazgeçilmez temeli olarak kabul edeceğiz.
Çünkü mesele yalnızca bir sondaj kuyusu değildir. Mesele, çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağımızdır. Mesele, toprağın sesini duyup duymayacağımızdır.
Ve unutulmamalıdır ki doğa konuşmaz. Ama sustuğunda insanlık da susacak, bir gelecek de bulamayacak.”
Varto’nun Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 köyü kapsayan alanda hayata geçirilmek istenen JES projesine karşı bölge halkı tepki gösteriyor.
Muş Valiliği İl Mera Komisyon Başkanlığı, Varto’da (Gimgim) 16 Kürt-Alevi köyünü doğrudan etkileyecek olan, “Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması” projesine onay verdi. Projeyi Ignis H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi adında bir şirket yürütüyor. Köylüler köylerinin ekolojik yıkımla karşılaşacağı gerekçesiyle, bağlı oldukları illerin valiliklerine itiraz dilekçeleri verdiler. Ancak valilikler köylülerin dilekçelerini reddettiler.
Jeotermal enerji, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olmasına karşın, çevresel etkileri bakımından birçok ekolojik zarara sebep olması yüzünden eleştiriliyor. Çoğunlukla köy ve tarım arazilerin bulunduğu bölgelere kurulan santraller, kurulduğu yerlerde köy halkını köy boşaltma tehdidi ile karşı karşıya bırakıyor. Birçok ilde bölge halkı, jeotermal enerji santrallerinin (JES) yanı sıra maden ocakları ve diğer enerji projelerinin tarım ve hayvancılık faaliyetlerine, su kaynaklarına ve yaşam alanlarına zarar verdiğini söylüyor.
Varto’nun Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 köyü kapsayan alanda hayata geçirilmek istenen JES projesine bölge halkı tepkili.
Konuyla ilgili Varto Ekoloji Platformu’ndan Alev Yılmaz ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi Eş Sözcüsü Erdoğan Ödük Niha+‘ya konuştu.
Alev Yılmaz, JES projesinin bölgedeki köyleri, su kaynaklarını, hayvanları ve inanç merkezlerini tehdit ettiğini belirterek “Varto’yu teslim etmeyeceğiz” dedi.
Ignis H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi
2023’te Yedisu’da şubesini açan ve Karlıova (Kanîreş) – Varto bölgesinde faaliyet gösteren Amerikalı Ignis H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi; Bingöl Karlıova’ya bağlı Kızılağaç (Aynik), Kaynarpınar (Licik), Kantarkaya (Şorik), Ilıpınar (Çêrmûk) ve Kargapazar (Qerxabazar) köylerinde arama ruhsatı elde etmiştir.
2030’a kadar 1 GW yenilenebilir enerji kapasitesi hedeflediğini söyleyen şirket, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile Doğu Anadolu Fayı (DAF) kesişen Varto-Karlıova bölgesi arasında çalışma yapmayı planlıyor. Şu an Varto, Güzelkent'te 10 adet sondaj kuyusu açma çalışmasını başlatmayı hedefliyor ve şirketin 453 bin 494,83 metrekare içerisinde yapacağı çalışmalar, Varto'nun yaklaşık 3'te 1'ini kaplayacak.
“Kimdir bu Ignis?”
Varto’da faaliyet yürütmek isteyen Ignis adlı şirketin bölgeyi kalkındıracağı yönünde kimi açıklamalarının bulunduğu bilgisini veren Yılmaz, bu söylemlere inanmadıklarını ifade etti:
“Varto ranta verilmiş. Adını bile söylemeye hani zorlandığımız Ignis diye bir şirket. Ignis nedir? Kimdir? Nereden geliyor? Niye geliyor? Bu Ignis‘in hiç işi gücü yok, şey mi diyor? Uzakta bir Varto var, fakirdir. Ben gideyim bir kalkındırayım. Böyle bir şey olabilir mi sizce?”
Halkın istemediği hiçbir şeyin kamu yararına olmayacağını belirten Yılmaz, projeyle ilgili herhangi bir detayın halkla paylaşılmadığını söyleyerek sürecin nasıl başladığını anlattı:
“Ignis‘in buraya gelmesi zaten yeni bir şey değil ama biz yeni duyuyoruz. Problem zaten burada. Halktan hiç kimsenin haberi yok. Çok emrivaki bir durum söz konusu bizim toprakta. Bizim yaşam alanlarımız, bizim varlığımız ama bunun kararını vali veriyor, kaymakam veriyor. Mevcut olan zamandaki muhtar, arkadaşlara bile hiçbir şey anlatılmamış. Belediye ile konuşulmuş. Belediyeye çok farklı şeyler anlatıldığı iddia ediliyor.”
Yılmaz, şirket yetkililerinin proje hakkında yerel yöneticilerle görüşmeler yaptığını ancak gerçek planların halktan gizlendiğini öne sürdü.
“Ignis‘te görev yapan birisi var. O buradaki bürokratlarla, valiyle, kaymakamla, belediyeyle görüşüyor. Kesinlikle bir jeotermal enerji santralinden bahsedilmiyor. Biz sizin 16 tane köyünüzü, mezralarını, inanç merkezlerinizi ranta açacağız demiyorlar. Diyorlar ki sıcak bir su var, onu tespit edeceğiz. Termal oteller, termal havuzlar, seralar yapacağız. Köylülerin burada ısınma ihtiyaçları karşılanacak, diyorlar.”
“Bu sıcak suyun bizi ısıtması mümkün değil”
Yılmaz, şirketin bölge halkını ikna etmek için çeşitli vaatlerde bulunduğunu ancak bu vaatlere inanmadıklarını söyledi:
“Domatesin ana vatanı Antalya’dır, Mersin’dir. Biz kış boyunca domates yemesek ölmüyoruz. Bizi ısıtacaklarmış, kesinlikle bunu da istemiyoruz. Biz tezekle kendimizi ısıtırız. Zaten bizim burada 2,5-3 metre kar yağıyor. Onların o borulardan göndereceği sıcak suyun bizi ısıtması mümkün değil.”
“Daha önce Goşkar Baba’yı talan ettiler“
Planlanan jeotermal santral projesinin sadece santral yapma amacı taşımadığını söyleyen Alev Yılmaz, daha önce yapılan talana dikkat çekti:
“Önce bize HES’ten geldiler. Goşkar Baba’yı talan ettiler. Goşkar köylerini, dağlarımızı parçaladılar. Sularımızı hapsettiler. Şimdi de jeotermal santral kuracaklarını söylüyorlar. Süslü cümleler kuruyorlar ama biz böyle olmayacağını biliyoruz. 16 köyden ve mezralarından bahsediyoruz. Bu köylerin içerisinde inanç merkezlerimiz, kutsal yerlerimiz, her şeyimiz var. Kesinlikle 16 köy ile de sınırlı değil. Sadece jeotermaller değil başka madenler peşinde olduklarını da biliyoruz. Şu an belki de bilmediğimiz kaç tane proje var ellerinde. Bununla ilgili hiç kimse bize gerçek anlamda bilgi vermiyor.”
Deprem riskli bölge
2500 metre derinliğe sondaj yapılacağı söylendiğini aktaran Yılmaz, Varto’nun bir deprem bölgesi olduğuna ve bilim insanlarının uyarılarının dikkate alınması gerektiğine dikkat çekti. Yılmaz, deprem bölgesi olmasından dolayı da bir bilim insanının kendilerine “böyle bir şeye izin vermeyin” dediğini aktardı.
“Endemik türleri yok edecekler”
Bağdan köyünde üç sondaj kuyusu açılmasının planlandığını söyleyen Alev Yılmaz, bunun bölgedeki ekolojik dengeyi bozacağını belirtti:
“3 km yerin dibine girdiğinizde dünyanın toprağı, çamuru çıkacak. Mesela bu çamurda maddeler var. Bunlar doğaya zarar verecekler. Siz bunları ne yapacaksınız, diye sorduğumuzda diyorlar ki biz bunun ihalesini yerel yönetimlere vereceğiz. Yerel yönetim dediğiniz daha cenazemiz olduğunda bir kepçe veremiyor. Götüreceksiniz Mengel Deresi’ne koyacaksınız. Mengel Deresi’nde endemik bir tür olan kırmızı benekli alabalıklar var. Bunları yok edeceksiniz. Ekolojik dengeyi değiştireceksiniz. Burada vaşaklar, kınalı kekliklerimiz var. Özgür yaşıyorlar. Biz dokunmayız onlara. Çünkü bunların hepsi bize Hızır’ın emanetidir.”
“Bütün kadınların yanımda olmalarını istiyorum”
Varto’ya bağlı Çepanik Yaylası’nın, Gundêmîra’nın, Dadina’nın, İnalı’nın maden aramalarıyla talan edildiğini hatırlatan Yılmaz, şirketin “sizi zenginleştireceğiz” söylemlerine karşı olduğunu söyledi.
Yılmaz, Varto’nun ekolojisinin ve kültürel değerlerinin korunması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Yılandan çok korkuyorum. Ben her gün yılandan korkmak istiyorum. Ayıların buradan gitmesini istemiyorum. Ben bu mücadeleyi sürdürdüğüm zaman bütün kadınların benim yanımda olmalarını istiyorum. Herkesin sesimizi duymalarını istiyorum. Goşkar Baba’yı, Grêboxa’yı, Şehîdê Qawax’ı, Şehîdê Ciran’ı kesip gittiklerinde bize bir şey kalmayacak. Varto’yu teslim etmeyelim. Burası bizim köyümüz, evlerimiz. Eğer biz elimizi Varto’dan çekersek Hızır da bizi bırakır gider.”
Fotoğraf: Mezopotamya Ekoloji Hareketi
Ödük: Projeler geniş bir coğrafyayı etkileyecek
Mezopotamya Ekoloji Hareketi Eş Sözcüsü Erdoğan Ödük, Muş Ekoloji Platformu’nun kurulduğunu belirterek, bu platformun Varto Ekoloji Platformu ve Goşkar Ekoloji Derneği gibi bölgede faaliyet gösteren kuruluşların birleşiminden oluşturulduğunu söyledi.
Ödük, planlanan projelerin yalnızca Varto’yu değil geniş bir coğrafyayı etkilediğini ifade etti:
“Neticede bu sorun sadece Varto’nun sorunu değil, bölgesel bir problem. Varto’dan başlayıp Karlıova’ya, Bingöl Yedisu’ya kadar uzanan bir jeotermal enerji alanına peşkeş çekme durumu var şu an bölgede. Geçen sene geniş katılımlı bir eylem de yaptık orada, Peri Vadisi’nde.”
Goşkar Vadisi’nde uzun süredir eko-kırım politikaları uygulanıyor
Ödük, Muş’ta ve Kürt bölgelerinde uzun zamandır devam eden eko-kırım politikalarının sadece sermaye odaklı politikalar olmadığını vurguladı.
“Uzun süredir bu Kürdistan coğrafyasında savaş sürecinde eko-kırım olmuş deniyor fakat bu süreçte de yerli ya da yabancı sermaye farklı alanlarda farklı şekillerde ekokırım yapmaya devam ediyor. Muş, Varto’da da yaşanan durum şu an bu. Zaten bölge daha önceki süreçlerde Alparslan 1-2 portrajlarıyla ciddi anlamda bir ekolojik yıkımla karşı karşıya kaldı. Bir sürü köy boşaltıldı. Tarihi sit alanları sular altında kaldı. Ondan sonra Goşkar Vadisi’nde yine Çağlar Elektrik’in 2002’de yapmış olduğu bir HES projesi var.”
“Ekolojik yıkım göçü de tetikliyor”
Goşkar Vadisi’ndeki talanın yalnızca doğayı değil toplumsal yaşamı da etkilediğini söyleyen Ödük, sözlerine şöyle devam etti:
“Bölgede son kalan su, Ava Spî denen bir su. Oradaki halkımız da Alevi inancına mensup insanlar olduğu için bu durum aslında bölgede göçü de tetikliyor. Sadece bir ekolojik yıkımdan ibaret değildir bunlar. Toplumsal sorunları da beraberinde getiriyor.”
Şirketler direnişi kırmaya çalışıyor
“Köylülere bir izin alınacak, sondaj açılacak ama belki yapılır, belki yapılmaz demişler. Bunlar direnişi kırma amaçlı söylemler. Oysa bir Amerikan şirketinin gelip burada araştırma yapmadan tutup 4 milyon dolar verip -en düşük bir sondaj maliyeti o kadardır- sondajı açıp gitmesi mümkün değil.”
Direniş alanı genişletilirse başarıya ulaşır
Bunun sadece yerel bir problem olmadığını anlatan Ödük, halkla birlikte yapacakları bölgesel dayanışma çalışmalarını ifade etti. Varto’da köy toplantıları ve bilgilendirme çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Ödük, milletvekilleriyle de görüşmeler yaptıklarını söyledi.
Varto’da eylem birliği
Ekolojik mücadelede halkın rolünün belirleyici olduğunu vurgulayan Ödük, Kürt illerinde yürütülen talan politikalarının Batı’dakilere kıyasla daha fazla kültürel ve toplumsal sebeplere dayandığını vurguladı.
“Karadeniz’in ormanları da bizim ormanlarımızdır. Hindistan’ın ormanları da bizim ormanlarımızdır. Fakat fark şudur. Batı’daki mevcut durum, bir sermaye odağı etrafında gelişen bir durum söz konusu. Buradaki sorun sadece sermaye sorunu değil. Bunu net bir şekilde Alpaslan 1-2 barajlarında da gördük. Şu an Cizre’de yapılmayı düşünülen Nerbüş Deresi üzerindeki barajda da gördük. Bunu GAP projesi dahilinde boşaltılan köylerde de gördük. O devasa Ilısu barajında, HasanKeyf’in yok edilmesinde, kültürel hafızanın yok edilmesinde gördük. Bu durum sadece Kürdistan’da yaşayan halkların problemi de değil.”
Ödük, Kürt bölgelerindeki ekolojik yıkıma uluslararası ve yerel ekoloji örgütlerinin daha fazla dikkat göstermesi gerektiğini söyledi.
“Biz kalkıp Karadeniz’in ormanlarına da kaz dağlarına da ses çıkarabildik. Çukurova’da kullanılan pestisitlere karşı da arkadaşlarımız orada çalışıyor. Bu doğa bizim ortak yaşam alanımız. Yok olduğu zaman ne ideolojik tarafı kalır ne bir etnik köken tarafı kalır ne bir kültürel tarafı kalır. Dolayısıyla Batı’daki ekoloji örgütlerinin de Kürdistan’a bu şekilde yaklaşması lazım. Yani burası bittiği zaman, tükendiği zaman zararı onlar da görecektir.”
Varto Ekoloji Platformu basın açıklaması yaptı
Varto Ekoloji Platformu 7 Mart’ta bir basın açıklaması yapan platform üyelerine DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz Çakı da destek verdi.