Bazen bir halkın yalnızlığını anlatmak için binlerce kelimeye ihtiyaç yoktur. Downing Street’in önünde tek başına oturan bir Beluç mülteci yeterlidir.

Londra’nın kalbinde, dünyanın en güçlü siyaset merkezlerinden birinin karşısında…
1 Temmuz’dan beri tek başına oturan bir adam.
Adı Aomar Karim.
Sürgünde yollarımızın kesiştiği bir arkadaş.
Dört yıl önce Birleşik Krallık’a politik sığınma talebinde bulunmuş Beluç bir mülteci, bir insan hakları aktivisti. Mücadelesini ülkesinde sürdüremez hâle geldiği için Londra’ya gelmiş. Ama sürgün yalnızca coğrafyayı değiştiriyor, mücadeleyi değil.
Bugün, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın yıldönümünde onu görmeye gidiyorum. Daha doğrusu, onun direnişini desteklemeye, onunla dayanışma göstermeye gidiyorum.
Karim’i, Birleşik Krallık Başbakanlık Ofisi’nin bulunduğu 10 Downing Street’in hemen karşısında buluyorum. Arkasında pankartı, yanında birkaç parça eşyası… Sessizce oturmuş, o ünlü kapıyı izliyordu.
O sırada yüzlerce turist siyah demir parmaklıklı kapının önünde fotoğraf çekiyor, Başbakanlık binasını görüntülüyor, Londra ziyaretlerini belgeliyordu.
Ama bir pankartın önünde oturan Beluç mülteciyi neredeyse kimse görmüyordu.
Bir Koreli turist dışında…
Bir tek o durup ne yaptığını sordu.
Dünyanın en işlek siyasi caddelerinden birinde, adeta görünmezdi.
“Biri sesimizi duysun”
Aomar Karim, 1 Temmuz’da üç günlük bir açlık grevine başladı. Amacı, Pakistan’ın kontrolündeki Belucistan’da yıllardır yaşanan baskıyı ve insan hakları ihlallerini Birleşik Krallık hükümetinin ve uluslararası kamuoyunun gündemine taşımak.
Talebi ise oldukça net.
Birleşik Krallık hükümeti, Pakistan’ın Beluç insan hakları savunucuları Dr. Mahrang Baloch ve Sibghatullah Shah Ji hakkında verdiği müebbet hapis cezalarını açıkça kınasın, kendilerine ve diğer Beluç aktivistlerine yöneltilen suçlamaların düşürülmesi yönünde resmi bir çağrıda bulunsun.

Kardeş halk
Beluçlar, Güneybatı Asya’nın kadim halklarından biri. Kökenleri tarihsel olarak Medlere dayandırılıyor ve Kürtlerle akraba kabul ediliyor.
Tıpkı Kürtler gibi, tarihsel yurtları bugün üç devlet arasında bölünmüş durumda: Pakistan, İran ve Afganistan. Dilleri Beluçça. Beluçça, Hint-Avrupa dil ailesine ait ve Kürtçeyle de uzaktan akraba.
Ve yine tıpkı Kürtler gibi, uzun yıllardır kimlikleri, siyasi hakları ve temel özgürlükleri için mücadele ediyorlar. Özellikle de Belucistan’ın Pakistan kontrolündeki parçasında.
Bu mücadelenin son yıllardaki en öne çıkan isimlerinden biri ise doktor ve insan hakları savunucusu Dr. Mahrang Baloch. Zorla kaybetmelere ve yargısız infazlara karşı yürüttüğü kampanyalarla tanınan Dr. Mahrang Baloch, Beluç Yakjehti Komitesi’nin (Beluç Dayanışma Komitesi – BYC) liderlerinden biri.
Dr. Mahrang Baloch, Pakistan devleti tarafından kriminalize edildi ve 2025 yılında tutuklandı. Ardından, 2024’te gerçekleşen bir protestoda bir polis memurunun ölümünden sorumlu tutularak Haziran 2026’da müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Ne kadar tanıdık, değil mi?
Devletin kriminalize ettiği bir hak mücadelesi…
Terör yaftasıyla susturulmaya çalışılan aktivistler…
Kaybedilen insanlar…
Ve bütün bunlara rağmen vazgeçmeyen bir halk…
Çağrı: “Beluç halkını koruyun”
Açlık grevindeki Aomar Karim, Pakistan devletinin, ordusunun ve yargısının Beluç halkına yönelik ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğunu söylüyor.
Birleşik Krallık’a ve uluslararası topluma şu çağrıyı yapıyor: “Beluç halkını koruyun. Zorla kaybetmelerin son bulması için harekete geçin. İnsan hakları ihlallerinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlayın ve gözaltındaki tüm Beluç siyasi tutukluların serbest bırakılması için Pakistan’a baskı yapın. Birleşik Krallık hükümeti, Dr. Mahrang Baloch ve Sibghatullah Shah Ji’ye verilen utanç verici müebbet hapis cezalarını açık ve güçlü bir şekilde kınayarak işe başlamalıdır.”
En ağır şey sessizlikti
Downing Street’in karşısında oturan tek bir adam…
Telefondan başlarını kaldırmayan insanlar…
Fotoğraf çeken turistler…
Etrafında akan kalabalık…
Neredeyse kimsenin dönüp bakmadığı sessiz bir protesto…
Arkadaşımı orada bırakıp akşam eve doğru yola koyulduğumda boğazımda bir yumru, yüreğimde bir ağırlık taşıyordum. Ağır olan, onca insanın arasında yaşanan yalnızlık ve sessizlikti.
Bazen bir halkın yalnızlığını anlatmak için binlerce kelimeye ihtiyaç yoktur.
Downing Street’in önünde tek başına oturan bir Beluç mülteci yeterlidir.
