7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınanlar arasında bulunan Niha+ muhabiri Abbas Vural’ın dosyasındaki gizlilik kararı sürerken, gözaltı süresi 4 güne uzatıldı.Vural’ın gözaltına alınırken darp edildiği öğrenildi.
Abbas Vural’ın misafir olarak kaldığı evin kapısını kıran polisler, evdeki eşyaları ve kitapları dağıttı, Foto: Niha+
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılması planlanan NATO Zirvesi öncesinde dün (5 Temmuz) yapılan ev baskınıyla gözaltına alınan Niha+ muhabiri Abbas Vural’ın gözaltı süresi 4 güne uzatıldı.
Avukat Elif Yetigin, dosyada gizlilik kararı olduğu için Vural’ın ne ile suçlandığını henüz bilmediklerini belirterek, savunma avukatlarının ifade işlemlerine kadar dosyayı incelemelerine izin verilmediğini söyledi.
Abbas Vural
Kapı kırılarak eve baskın düzenlendi
Bu arada Abbas Vural’ın gözaltına alınmasına dair bilgiler de netleşmeye başladı. Edinilen bilgilere göre özel harekat ve Terörle Mücadele Şube (TEM) polisleri birlikte dün (5 Temmuz) sabah saatlerinde Vural’ın kaldığı evin kapısın kırarak içeri girdiler. Evdekileri darp ederek uyandıran polisler Vural ve beraberindekileri ters kelepçeyle yere yatırdılar. Telefon ve bilgisayarlara el koyan polisler, elektronik cihazların şifrelerini aldıktan sonra, evdekilerin kimlik tespitini yaptılar ve üzerlerini değiştirmelerine izin vererek gözaltına aldılar.
Polisler, baskın sırasında kapıyı kırarak içeri girdi, Foto: Niha+
Söz konusu uygulamayı doğrulayan Avukat Yetigin, aralarında muhabirimiz Vural’ın da olduğu kişilerin, yaşanan darp ve kötü muameleyi gözaltı sonrasında götürüldükleri hastanedeki sağlık muayenelerinde kayda geçirdiklerini belirtti.
Polisler Vural’ın misafir olarak kaldığı evdeki eşyaları ve kitapları dağıttı, Foto: Niha+
Ne olmuştu?
NATO zirvesi öncesi Türkiye genelinde yapılan gözaltı operasyonları dün (5 Temmuz) devam etmişti. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Dersim, Urfa, Çanakkale ve Bursa’da düzenlenen eş zamanlı ev baskınlarında aralarında akademisyenler, hukukçular, öğrenciler, sendikacılar ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltıların bir kısmının NATO Zirvesi öncesinde yapılan “Turkuaz operasyonu” kapsamında olduğu biliniyor.
Gözaltına alınanlar arasında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ile dernek üyesi Av. Yunusemre Işık; Halkevleri GYK üyesi Gürkan Gülseven, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin ve şube yönetiminin tamamı; Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Gençliği ve Kaldıraç Hareketi üyelerinin yanı sıra Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın merkez ve yerel yöneticileri (Yiğit Pertev, Diğde Simay Pertev, Mehmet Akif Karaca); akademisyen Sibel Özbudun ile yazar Temel Demirer de bulunuyor.
Ayrıca Niha+ muhabiri Abbas Vural, T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ve Oda TV editörü Ceren Erdoğdu‘nun gözaltına alınmasına DİSK Basın-İş ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) gibi basın meslek örgütleri sosyal medya hesaplarından tepki göstermişti.
Uluslararası haber ajansı Agence France-Presse’in (AFP) İstanbul bürosunda çalışan gazeteciler, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı aldı: “Enflasyon oranının altında zam istemiyoruz.”
Fotoğraf: journo
Uluslararası haber ajansı Agence France-Presse’in (AFP) Türkiye’deki İstanbul merkez şubesinde Mart ayından bu yana devam eden toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmeleri tıkanmıştı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve AFP çalışanları, 15 Haziran 2026 tarihinde 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Nişantaşı’ndaki AFP Türkiye merkez şubesinde grev kararı aldığını duyurmuştu. Bugün (6 Temmuz) AFP çalışanlaro, Türkiye bürosu önünde toplanarak bir basın açıklamasıyla grevi başlattıklarını bildirdi.
Grev sürecine dair açıklamalarda bulunan AFP foto muhabiri Ozan Köse, iki aydır süren müzakerelerde işverenin son teklifinin %25 zam olduğunu ifade etti. Türkiye’deki yüksek enflasyonist ortama dikkat çeken Köse, çalışanlar olarak taleplerinin en azından resmi enflasyon oranında bir artış olduğunu, ancak yönetimin bu talebe yanaşmadığını söyledi. Buna göre anlaşmazlığın temel nedeni yönetimin resmi enflasyon oranının altında kalan bir ücret artışı dayatması.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), AFP çalışanlarının zam dönemine denk gelen mart ayında yıllık enflasyonu %30,87, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise yıllık artışı ise %54,62 olarak açıklamıştı.
“Enflasyon altında ezilmek istemiyoruz”
Köse, başlangıçta enflasyonun da üzerinde bir refah payı talep ettiklerini ancak küresel ve yerel medya sektörünün içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları göz önünde bulundurarak hareket ettiklerini belirtti. Köse, şu ifadeleri kullandı:
“Biz de fedakarlık yaptık. Medya dünyasındaki, medya kuruluşlarındaki ekonomik krizi anlıyoruz. Ancak en azından ‘enflasyon oranını karşılayın, enflasyonun altında bir zam yapmayın’ dedik. Onlar ise tek bir rakamda direttiler. Ne ileri ne geri adım attılar. Durum böyle olunca biz de grev kararı almak zorunda kaldık.”
Çalışanlar sendikal mücadelede kararlı
İstanbul’daki Türkiye bürosundaki yapılanma hakkında da bilgi veren Köse, ofiste çalışan 6-7 kişilik personel grubunun tamamının sendikalı olduğunu ve grev kararına tam katılım sağlayacağını açıkladı. Yurt dışından gelen ve “expat” (yabancı çalışan) statüsünde olan personelin ise sendika kapsamında yer almadığını belirten Köse, çalışanlar olarak haklarını korumak adına sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.
Grev pankartı asıldı
Bugün (6 Temmuz) AFP Türkiye bürosu önünde gazeteciler grev kararının ilanı için toplandı. Grev kararı ilanı esnasında konuşan TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, yoksulluk ve hayat pahalılığının çalışanların neredeyse tamamını etkileyen bir boyutta olduğunu belirterek “TÜİK’in rakamları ile hayatın gerçek rakamları arasında büyük bir fark var” dedi.
Bu durumun bir hak kaybı olduğunu söyleyen Durmuş, “En temel ihtiyaçlarınız yüzde 54 oranında zamlanırken sizden ücret talebinizi yüzde 30’a göre belirlemeniz isteniyor. Türkiye’deki en büyük adaletsizlik tam da burada başlıyor” dedi.
Durmuş’un konuşmasının ardından gazeteciler, AFP Türkiye bürosunun girişine “Bu iş yerinde grev vardır” pankartını astı.
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanan NATO Zirvesi öncesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından geniş çaplı bir operasyon başlattı. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Dersim, Urfa, Çanakkale ve Bursa’da düzenlenen eş zamanlı ev baskınlarında aralarında akademisyenler, hukukçular, öğrenciler, sendikacılar ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Nihaplus muhabiri Abbas Vural da gözaltında.
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO zirvesi öncesi, Türkiye genelinde operasyonlar bugün de devam etti. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Dersim, Urfa, Çanakkale ve Bursa’da düzenlenen eş zamanlı ev baskınlarında aralarında akademisyenler, hukukçular, öğrenciler, sendikacılar ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltıların bir kısmının NATO Zirvesi öncesinde yapılan “Turkuaz operasyonu” kapsamında olduğu biliniyor.
“Dosyada gizlilik kararı var”
Aralarında T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ile Oda TV editörü Ceren Erdoğdu gibi gazetecilerin de bulunduğu ev baskınlarında, Kocaeli’de yapılan operasyon kapsamında muhabirimiz Abbas Vural da gözaltına alındı.
Kocaeli’de gözaltına alınan Vural’ın TEM ve özel harekat polisleri tarafından kapısının kırıldığı ve darp edilerek gözaltına alındığı bildirildi.
Dosyaya 24 saat görüş yasağı getirildiğini aktaran Avukat Elif Yetigin, “Dosyada gizlilik kararı var, hukuksuz bir şekilde müvekkillerimizle görüşemiyoruz. Görüş yasağına da itiraz ettik” dedi.
Gazetecilerin alınmasına basın meslek örgütleri de sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi.
📢 Nihaplus muhabiri Abbas Vural’ın da bu sabah ev baskınıyla gözaltına alındığı öğrenildi.
NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyonlarda onlarca kişinin gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz.
— Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (@DFGDernegi) July 5, 2026
Hukukçular ve öğrenciler de gözaltında
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ile dernek üyesi Av. Yunusemre Işık’ın sabaha karşı yapılan baskınlarla gözaltına alındığını duyurdu. ÇHD tarafından yapılan açıklamada, operasyonların zamanlamasına dikkat çekilerek, “NATO’ya dikensiz gül bahçesi vaat eden siyasi operasyonlara son verilsin” denildi.
Diğer yandan ÇHD Öğrenci Komisyonu, hukuk öğrencileri Boran Işıldak ve Burhan Can’ın Ankara Tuzluçayır’da NATO Zirvesi protestolarına yönelik çalışmalar gerekçe gösterilerek gözaltına alındığını belirterek serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.
Operasyonlar kapsamında pek çok kentte muhalif gruplar, dernekler ve siyasi parti üyeleri gözaltına alındı:
Ankara: AKA-DER Tuzluçayır Şubesi’ne yapılan baskında en az 9 kişi gözaltına alındı. Ayrıca Kaldıraç Hareketi çatısı altında Antakya, Adana ve İzmir’den kente gelen çok sayıda kişinin de gözaltında olduğu bildirildi. Ankara’da en az 46 gözaltı olduğu kaydedildi.
İstanbul ve İzmir: Devrimci Gençlik Dernekleri, Devrimci Hareket, Dostluk ve Kültür Derneği (DKD), Partizan, BDSP, SMİ ve SODAP üyelerinin evlerine baskınlar düzenlendi.
Kocaeli ve Urfa: Kocaeli’de EMEP ve Kaldıraç Hareketi üyesi en az 6 kişi, Urfa’da ise EMEP, TİP ve SEP üyeleri gözaltına alındı.
Çanakkale ve Bursa: Devrimci Gençlik Derneği ile Devrimci Hareket Dergisi çevrelerine yönelik ev baskınları gerçekleştirildi.
Denizli: SOL Parti üyesi üç kişi gözaltına alındı.
Antalya’da kitlesel gözaltı: En az 40 kişi
Operasyonun en yoğun hissedildiği yerlerden biri Antalya oldu. ÇHD Antalya Şubesi’nin yaptığı açıklamaya göre kentte yapılan baskınlarda en az 40 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Halkevleri GYK üyesi Gürkan Gülseven, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin ve şube yönetiminin tamamı yer alıyor. Ayrıca TİP, Emek Gençliği ve Kaldıraç Hareketi üyelerinin yanı sıra Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın merkez ve yerel yöneticileri de (Yiğit Pertev, Diğde Simay Pertev, Mehmet Akif Karaca) gözaltına alınanlar arasında bulunuyor.
İstanbul’daki ev baskınlarında akademisyen Sibel Özbudun ile yazar Temel Demirer de gözaltına alındı. İki ismin, Muğla Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen bir sosyal medya soruşturması kapsamında gözaltında olduğu ve Muğla’ya sevk edilecekleri öğrenildi.
Gözaltılara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Dilovası’nda 7 işçinin yaşamını yitirdiği iş cinayeti davasında geçen hafta tutuklanan iki kamu görevlisi tahliye edildi. Dava avukatlarından Elif Yetigin, kamu görevlilerinin yargılanma pratiğinin zayıflığına dikkat çekerek tahliye kararına tepki gösterirken aileler ise “Umutlarımız yerle bir oldu” dedi.
Fotoğraf: Evrensel
8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde yer alan Ravive Kozmetik’te yaşanan ve 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin davada geçtiğimiz hafta Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de aralarında olduğu yedi kamu görevlisi tutuklanmıştı.
Yedi memurun tutuklanmasının üzerinden daha bir hafta geçmeden bir gelişme daha yaşandı: Tutuklanan yedi kişiden eski Dilovası Belediyesi Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve mevcut Dilovası Belediyesi Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı serbest bırakıldı.
Aileler tahliye kararına tepki gösterirken dava avukatlarından Elif Yetigin ise Niha+’ya konuştu.
“Sorumlularda liste uzun, yargılanma pratiğiyse zayıf”
Hiçbir iş sağlığı ve güvenliği önleminin alınmadığını ve iskanı olmayan kaçak bir yapıda üretim yapıldığını hatırlatan Yetigin şunları söyledi:
“Mevzuata aykırı ruhsatlandırmayı yapan belediye, aynı zamanda denetime gelen ve parfüm alıp giden belediye zabıta memurları, sigortasız işçi çalıştırıldığını bilen bakanlık, iskanı olmayan yapıya elektrik bağlayan SEDAŞ… Sorumlu olan kamu kurumlarında liste uzun ancak kamu görevlilerinin bu memleketteki işçi cinayeti dosyalarında yargılanma pratiği ise çok zayıf.”
Kamu görevlilerine yönelik yargılamaların ya tozlu soruşturma dosyaları arasında kaybettirildiğini ya da kapattırıldığını belirten Yetigin, Dilovası katliam dosyasında ailelerin, kamuoyunun, avukatların, sendikaların ve siyasi partilerin mücadelesi sonucu soruşturma dosyasında 8 şüpheliden 7’sinin tutuklandığını söylerken 6 gün sonra 2 kişinin tahliye edilmesini ise hukuki açıdan garabet olarak değerlendirdi.
“Bu 2 kamu görevlisinin tahliyesnini arkasında ne var?”
7 tutuklu yönünden de bilinçli taksirle insan öldürmekle soruşturma devam ettiğini belirten Yetigin, şunları da ekledi:
“8 kişinin yanarak öldüğü ve insanların acılarının karşısında en ufak suçluluk duymayan bu yetkililer tahliye sonrası canlarını kaybedenlerinin evinin önünden korna sesleri ile geçildi. Tutuklu kaldıkları süre göz önüne alındığına gibi genel bir gerekçede yazılmış tahliye kararında. 8 canın kaybedildiği katliamda her can için bile 1 gün yatmayan bu 2 kamu görevlisinin tahliyesinin arkasında ne var? Kimler koruyorsa bilsinler ki tüm kamu görevlileri yargılanana kadar mücadele devam edecek.”
“Bu düzenden çok sıkıldık”
Yaşanan olayda yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın kızı Nuran Aldeniz ise şunları söyledi:
“Geçen hafta verilen karar karşısında çok mutlu olmuştuk çünkü beklemediğimiz bir karardı. Bir haftadır adaletin yerini bulabileceğine dair umutlanıyorduk fakat 2 kişinin tahliye edilmesi ile bu umutlarımız yerle bir oldu.”
Bu ülkede adaletin olmadığını bir kez daha anladığını söyleyen Aldeniz, tüm ümitsizliğe rağmen mücadeleye devam etmek zorunda olduğunu da belirtti:
“Benim annem bir daha gelmeyecek ancak başkalarının başına gelmesin istiyorum. Ben anneme bir daha sarılamayacağım ama benim gibi yüzlerce kız annesine sarılabilsin diye mücadele ediyoruz. Anneler yavrularını kaybetmesin diye bir şeylerin değişmesi gerektiğini savunuyoruz ve ne kadar ümitsiz olsak da bırakıp gidemiyoruz. Herkes bu bilinç ile hareket ederse kazanabiliriz. Bu düzenden çok sıkıldık.”
Ne olmuştu?
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025 tarihinde meydana gelen çıkan yangında Tuğba Taşdemir (17) ile kuzeni Nisanur Taşdemir (15), Cansu Esetoğlu (15), Hanım Gülek (52), Esma Gikan (31), Şengül Yılmaz (59) ve Tuncay Yıldız hayatını kaybetmişti.
26 Mart’taki ilk duruşmada mahkeme, Ravive Kozmetik’in yetkilileri Altay Ali ve İsmail Oransal’ı Marmara Ereğlisi’nde yakalandıkları eve götüren tutuklu sanık Onay Yörüklü’nün tahliyesine karar vermişti. Davanın 22 Mayıs’taki ikinci duruşmasında ise tutuklu Aleyna Oransal, Ünal Aslan ve Güven Demirbaş’ın tahliyesine karar vermişti.
Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı 25 Haziran’da aralarında Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de olduğu yedi müdür ve bir zabıta personeli hakkında yakalama, arama ve el koyma kararı vermişti. Bu karar doğrultusunda gözaltına alınanlar arasından zabıta personeli hariç herkes 26 Haziran’da denetim ve sorumluluk ihmalinden tutuklandı.
Tutuklananlar alınanlar arasında Dilovası Belediyesi Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu, Dilovası Belediyesi Eski İmar ve Şehircilik Müdürü (Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı) Hüseyin Öztürk, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Selim San, Dilovası Belediyesi Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli, Dilovası Belediyesi Eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve Dilovası Belediyesi Zabıta Müdür V. Nizamettin Balcı bulunuyordu.
BTK, Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat Gazetesi ve Ajansa Welat ile Kürtçe ve Türkçe yayın yapan Nûmedya24’ün internet sitelerine ve X hesaplarına erişim engeli getirdi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla Kürtçe ve Türkçe yayın yapan bazı Kürt medya platformlarının internet sitelerini ve sosyal medya hesaplarını Türkiye’den erişime engelledi.
Kürtçe ve Türkçe yayın yapan Nûmedya24’ün internet sitesi (numedya24.com), herhangi bir mahkeme kararı veya resmi gerekçe tebliğ edilmeksizin engellendi. BTK’nin Site Bilgileri Sorgu Sayfası’nda yer alan bilgiye göre, engel kararı kurumun idari kararıyla (01/07/2026 tarihli ve 490.05.01.2026.-748333 sayılı karar) uygulamaya konuldu.
Nûmedya24’ün yaklaşık bir yıldır yayında olan ve 22 bini aşkın takipçisi bulunan resmi X hesabı (@NuMedya24) da aynı gün Türkiye’deki kullanıcılara kapatıldı. X platformu tarafından yayıncıya gönderilen bildirimde, kısıtlamanın 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca, Türkiye’deki yasal yükümlülükler kapsamında uygulandığı belirtildi.
Erişim engelinden etkilenen mecralar şu şekilde:
Nûmedya24’ün internet sitesi, BTK’nin idari kararıyla erişime kapatıldı. Kurumun sorgu sayfasında engelin mahkeme kararı olmaksızın alındığı görülürken, mecranın 22 bin takipçili resmi X hesabı (@NuMedya24) da 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi gerekçe gösterilerek Türkiye’de kısıtlandı.
Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesinin internet sitesine erişim engeli getirildi.
Ajansa Welat’ın hem resmi internet sitesi hem de X platformundaki kurumsal hesabı Türkiye’den erişime kapatıldı.
Söz konusu siteler ve sosyal medya hesapları Türkiye’deki kullanıcılar için erişilemez hale gelirken yurt dışı erişimleri aktif kalmaya devam ediyor.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta şeriat sloganları atan ve bozkurt işaretleri yapan bir grup, çoğunluğu Alevi, yazar, sanatçı ve aydın olan 33 kişiyi Madımak Oteli’nde yakarak öldürdü. Katliamın failleri ise cezasızlıkla ödüllendirildi.Otelde yakılarak öldürülen 33 kişi kimdi?
Aziz Nesin Madımak Oteli’nde, önde Metin Altıok
Alevi ozan Pir Sultan Abdal adına her yıl temmuz ayında düzenlenen şenliklerin dördüncüsü kapsamında pek çok yazar, şair, karikatürist, halk ozanı, tiyatro grupları, semah ekipleri ve çoğunluğu Alevi yüzlerce insan Sivas’taki şenliklere katıldı.
2 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için Sivas’a giden aydınların konakladığı Madımak Oteli radikal bir grup tarafından ateşe verildi. Çıkan yangında ikisi otel görevlisi, 33’ü aydın ve 2’si otel çalışanı olmak üzere 35 kişi hayatını kaybetti, 58 kişi ise otelden sağ kurtarıldı. 33 aydın ve yazarın gözler önünde öldürüldüğü bu katliamın failleri ise cezasız bırakıldı.
Katliama giderkenne oldu?
1993 senesinin Temmuz ayında, Alevilerin manevi lideri ve halk ozanı Pir Sultan Abdal için dört yıldır düzenlenen şenliklere katılmak amacıyla Türkiye’nin ve Avrupa’nın pek çok yerinden yazarlar, şairler, karikatüristler, halk ozanları, tiyatro grupları, semah ekipleri ve çoğunluğu Alevi yüzlerce insan Sivas’a gelmişti. Etkinlikler 30 Temmuz – 2 Ağustos tarihlerinde yapılacaktı.
Şenliğin en önemli konuğu, Bakanlar Kurulu tarafından yasaklanan Salman Rushdie’nin “Şeytan Ayetleri” romanını yayınlamaya çalışan Aziz Nesin’di. Sivas’ta çıkan bazı yerel gazeteler Pir Sultan Abdal şenliklerini ve şenliklere davetli Aziz Nesin’i açıkça hedef gösterdi.
Bizim Sivas adlı yerel gazetenin manşeti
Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesi üzerine büyük bir linç kampanyası yürüten İslamcı gruplar, 2 Temmuz 1993’te, cuma namazından çıkarak önce valiliğin önünde vali aleyhinde sloganlar “Vali istifa” atan grup, bir süre sonra etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne yöneldi. Şenliği izlemeye gelen insanlar grubun taşlı ve sopalı saldırılarına maruz kaldı.
Öfkeli saldırgan grup daha sonra ise Madımak Oteli’nin önünde toplandılar. On binlerce kişiyi bulan kalabalık Madımak Oteli’nde bulunanlara yönelik katliam çağrısı yaptıktan sonra yetkililer ve kolluk kuvvetleri hiçbir önlem almadı veya saldırganları engellemedi.
Saldırgan grup, Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi önündeki “Halk Ozanları” heykelini yıkıp yerlerde sürükledi. On binlerce saldırgan, bozkurt işaretleri ve “Sivas laiklere mezar olacak” ve “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” sloganlarıyla oteli ateşe verdi. Otelin ateş aldığı anda çekilen bir videoya yansıyan seslere göre biri ilk alevin görünmesiyle “Cehennem ateşi işte!” diye bağırdı.
Otelden “itfaiye komiseri” sanılarak itfaiye merdiveniyle tahliye edilmeye çalışılan yazar Aziz Nesin, bir itfaiye erinin itmesiyle yere düştü. Bu sırada dönemin Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak Nesin’e fiziksel saldırıda bulundu. Nesin, polis minibüsüne bindirilerek bölgeden güçlükle uzaklaştırılabildi.
Devlet yetkilileri “halk tahrik edildi” dedi
Olaylar sırasında Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu, sonrasında yaptığı açıklamalarda kalabalığı kontrol etmeye çalıştığını savunsa da Aziz Nesin onu “Gazanız mübarek olsun” diyerek saldırgan grubu kışkırtmakla suçladı. Karamollaoğlu’nun kitleyi azmettirdiği iddiaları o dönemin basınında geniş yer buldu. Karamollaoğlu, daha sonra Artı TV’de yaptığı bir açıklama sonrasında bu olayı katliam olarak adlandırmadığını da ifade etmişti.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, halkın tahrik sonucu galeyana geldiğini söyleyerek olayın münferit olduğunu şu ifadelerle savunmuştu:
“Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş, güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”
Katliamın ardından dönemin başbakanı Tansu Çiller “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” dedi. Dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral ise Aziz Nesin’in Sivas’ta bulunmasını kastederek “Olayda örgüt yok, tahrik var” dedi.
Hükümete yakın medya Aziz Nesin’i suçladı
Özgür Gündem gazetesi o dönem “Devlet gözetiminde katliam: 40 ölü” başlıklı, Cumhuriyet Gazetesi “Devlet seyirci kaldı” başlıklı bir manşet yayınlamıştı.
Hükümete yakın gazeteler, olayın ardından Aziz Nesin’i tahrikle suçlayarak “halkın galeyana geldiği” benzeri cümleler kullanmıştı.Hürriyet Gazetesi manşette “Sivas’ta ‘Aziz Nesin’ İsyanı”, Sabah Gazetesi ise “Tahrik..ihmal” demişti. Türkiye Gazetesi ise “Sivas’ta fitne, 35 ölü” manşetiyle yayındaydı.
Kolaj: Niha+
Pişmanlık indirimleri ve zamanaşımı
Katliamın üzerinden geçen 30 yılı aşkın süreye rağmen, hukuki süreç vicdanları rahatlatacak bir sonuca ulaşmadı. Olaylara yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı belirtilmesine rağmen sadece 124 kişi hakkında dava açıldı. Sanıklardan Ali Kurt ve Mevlüt Atalay, pişmanlık yasasından yararlanmak için Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgütlerin bağını itiraf etse de mahkeme olayda bir örgüt bağı bulunmadığına hükmetti.
Sanıkların birçoğuna hafif cezalar ve ağır tahrik indirimleri uygulandı. Demiral, gerekçeli kararı açıklarken “…Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz Nesin’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz Nesin’e yönelik bir eylem olduğu…” şeklinde ifadeler kullanmıştı. O gün Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde açıklanan gerekçeli kararla birlikte 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Ancak bu karar temyiz edildi. 33 sanığa verilen idam cezası sonradan müebbet hapse çevrildi. Ancak idam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanamadı.
Sivas Katliamı ana davası ve aralarında Cafer Erçakmak’ın da bulunduğu firari beş sanığın davası 2012 yılında zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. Mahkeme başkanı kararı açıklarken “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil, sivil olduğu için davanın düşmesine karar verilmiştir” dedi.
Sadece yurtdışında bulunan üç firari sanık hakkındaki dosya kapatılamadı, bu dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.
Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Asım Bezirci, Metin Altıok, Uğur Kaynar ve Behçet Aysan olayların ilk anlarında. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi
Erdoğan zamanaşımı kararını destekledi
Zamanaşımı kararı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla birlikte kamuoyunda büyük bir tartışmaya yol açmıştı.
Recep Tayyip Erdoğan, 2012 yılında “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı” dedi.
Erdoğan, Sivas’ta haksız yere mağdur olduğunu savunduğu ailelerin de bulunduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Sivas’a birçok gidişimde babalarının haksız yere, herhangi bir taksiratı olmadığı halde idama mahkum olduğu için ağlayan 15, 18, 19 yaşında kızlar var. Bunları göz ardı etmek suretiyle tek tarafa siyasi bir servis yapmayı doğru bulmuyorum. Gidip Ankara Adalet Sarayı’nın önünde gösteri yapmak suretiyle belli bir ideolojinin borazanlığını yapmanın doğru olduğuna inanmıyorum.”
Madımak Katliamı
2 Temmuz 1993’te Hayatını Kaybedenler
Sivas’ta Madımak Oteli’nde çıkan yangında aralarında şair, yazar, sanatçı ve akademisyenlerin de bulunduğu 33 kişi hayatını kaybetti.
Muhlis Akarsu
45 yaşında bir bağlama sanatçısı olan Akarsu, Kısa sap bağlama tekniğinin tanınmasına öncülük etti, sanat hayatı boyunca 50’ye yakın kaset ve 40’a yakın plak çıkardı. 1980 darbesi sonrası sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Yangında eşi Muhibe Akarsu ile birlikte hayatını kaybetti.
Muhibe Akarsu
Muhibe Akarsu, 1993 yılında Sivas’ta gerçekleştirilen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ne misafir olarak katıldı. Eşi Muhlis Akarsu, şenliğe çağrılı sanatçılardan biriydi. Öldüğünde 45 yaşındaydı.
Gülender Akça
Lise yıllarından itibaren halk oyunları tutkunu olan Gülender, 1990’lı yılların başlarında Ankara Divriği Kültür Derneği’nin etkinliklerine katılmaya başladı. Semah ve halk oyunları ekibiyle Türkiye’nin birçok ilinde gösterilere katıldı. Arkadaşlarıyla birlikte Anadolu Semah Araştırma Topluluğu’nu kurdu. Akça, derneğe bağlı bir kadın komisyonunun kurucuları arasındaydı. Bu kapsamda 8 Mart 1993’te Dünya Kadınlar Günü şenliklerinin örgütlenmesinde rol aldı.
Metin Altıok
İkinci Yeni akımından etkilenen 53 yaşındaki şair, Gezgin, Yerleşik Yabancı, Kendinin Avcısı gibi kitapların yazarı. Felsefe öğretmenliği de yaptı. Yangından ağır yaralı kurtarıldı, komaya girdi ve 9 Temmuz’da Ankara’da öldü. Sezen Aksu’nun seslendirdiği “Kavaklar” şarkısı onun şiirinden bestelendi.
Mehmet Atay
Mehmet Atay, 1993 yılında Sivas’ta düzenlenen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne İstanbul Divriği Kültür Derneği adına katıldı. İlk iki günü Sivas Merkez’de, sonraki iki günü Sivas’ın Yıldızeli ilçesi Banaz Köyü’nde programlanmış olan etkinliğin fotoğraflarını çekecekti. Bu fotoğraflar Divriği Kültür Dergisi’nde yayımlanacaktı.
Sehergül Ateş
1980 yılında 50. Yıl Lisesi’nden mezun olan Sehergül, Türkiye Elektrik Kurumu’nda memur olarak işe başladı. Mesai saatleri dışında Halk Eğitim Merkezi’nin kurslarına katılıyordu. Sehergül Ateş, 1993 yılında Sivas’ta gerçekleştirilen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’ne Edibe Ağbaba Sulari’nin konuğu olarak gitti. Öldüğünde 30 yaşındaydı.
Behçet Sefa Aysan
44 yaşında şair ve hekim olan Aysan, askeri tıp öğrenimine başlamıştı, 12 Mart sonrası eğitimine ara verdi. Karşı Gece, Sesler ve Küller, Eylül gibi şiir kitapları var. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği adına şiir ödülü vermeye başladı.
Erdal Ayrancı
Üniversite yıllarında da Gençlik Hareketi içinde yer almayı sürdüren Ayrancı, 1980 Darbesi’nden sonra tutuklandı. 1993 yılında “Balonla Anadolu İpek Yolları” adlı bir proje hazırladı. Projesini Kültür Bakanlığı’na gönderdi. Bakanlık projeye olumlu yanıt verdi. Sivas’tan döndüğünde projeye başlayacaktı. Öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.
Asım Bezirci
1927’de Erzincan’da doğdu, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Önce Halis Acar mahlasıyla, 1960 sonrasında kendi adıyla yazdı, edebiyat eleştirisi alanında önemli araştırmalara imza attı.
Belkıs Çakır
Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği bünyesinde kurulan Güne Umut adlı müzik grubunun solistiydi. Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz Sait Metin’le birlikte 1993 yılının Şubat ayında Hasan Hüseyin Korkmazgil Anma Töreni’nde ve Nisan ayında düzenlenen İstanbul Gecesi’nde sahne aldı. Sait bağlama çaldı, Belkıs ise türkü söyledi. Ayrıca derneğe bağlı semah ekibine de üyeydi. Öldüğünde 18 yaşındaydı.
Serpil Canik
Ablası Serdal Canik aracılığıyla Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’yle tanıştı. Serdal, derneğe bağlı tiyatro topluluğunun üyesiydi. Serpil ise çocukluğundan itibaren halk oyunları tutkunuydu. Ayrancı Ticaret Lisesi’nde halk dansları topluluğuna katılmıştı. Öldüğünde 19 yaşındaydı.
Muammer Çiçek
Lise yıllarından itibaren şiir ve tiyatro sanatına ilgi duyan Çiçek, üniversite döneminde 60’a yakın şiir yazdı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı Pir Sultan Abdal Tiyatro Topluluğu’nda oyunculuk, oyun yazarlığı ve yönetmenlik yaptı. Yönetmenliğini yapacağı Pir Sultan Abdal tiyatro oyunu Sivas Kültür Merkezi’nde 2 Temmuz akşam saat 20.00’de oynanacaktı. Nişanlısı İnci Türk ile birlikte otelde öldüğünde 26 yaşındaydı.
İnci Türk
İlk tiyatro çalışmalarına da Altındağ Kültür Merkezi’nde başladı. Daha sonra Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’ne bağlı Pir Sultan Abdal Tiyatro Topluluğu’nun teknik kadrosuna dâhil oldu. Kostümcü, dekoratör ve suflöz olarak tiyatro etkinliklerinde görevler üstlendi. Yangında hayatını kaybeden Muammer Çiçek ile nişanlıydı. Öldüğünde 22 yaşında
Nesimi Çimen
Grevdeki işçilerin başına geçtiği için işinden çıkarıldıktan sonra ozanlığa yöneldi. 1967’de sahnelenen Pir Sultan Abdal oyununda deyişler söylerken gözaltına alınmıştı. Mezarı İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunuyor.
Carina Cuanna Thuijs
23 yaşındaki Hollandalı akademisyen Leiden Üniversitesi’nde tez araştırması için Türkiye’ye gelmişti, günlük tutmayı sürdürüyordu. Günlüğünden yola çıkılarak 2015’te “Madımak: Carina’nın Günlüğü (Sivas 93)” adlı sinema filmi çekildi.
Serkan Doğan
Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği tarafından düzenlenen birçok semah ve tiyatro etkinliğinde abisi Serdar Doğan ile birlikte yer aldı. Ayrıca Serkan saz çalmaya çok meraklıydı. Kısa bir süre sonra kendi kendine saz çalmayı da öğrendi.19 yaşında
Hasret Gültekin
Sivas Han köyünde doğan Kürt ve Alevi sanatçı, 6 yaşında bağlama çalmaya başladı, liseyi yarıda bırakıp müziğe yöneldi. İlk albümü “Gün Olaydı”yı 16 yaşında tamamladı. 1991’de evlendiği eşi Yeter Gültekin, o sırada hamileydi; oğlu Roni babasının ölümünden sonra doğdu.
Murat Gündüz
22 yaşında 1971 doğumlu, Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi ve halk ozanıydı.
Gülsüm Karababa
1990’lı yılların başlarında Ankara Divriği Kültür Derneği’nin faaliyetlerine katılmaya başladı. Özellikle kadın sorunuyla ilgilenen Gülsün, derneğe bağlı kurulan Kadın Komisyonu’nda en yakın arkadaşı ve akrabası Handan Metin’le beraber görevler üstlendi. 8 Mart 1993’te Dünya Kadınlar Günü şenliklerinin örgütlenmesinde yer aldı. Öldüğünde 22 yaşındaydı.
Uğur Kaynar
37 yaşındaydı. Sivas’ta kitap standındaki masası, dostları Metin Altıok ve Behçet Aysan’ın masalarına bitişikti, katliam günü onlarla birlikte kitaplarını imzalıyordu.
Asaf Koçak
Asaf, köy ve göç sorunu, kadın mücadelesi ve sınıf meselesi gibi toplumsal içerikli temaları karikatürlerinde işliyordu. Bazen “Asaf” bazen de “Dîno” mahlasını kullanıyordu. Pir Sultan Abdal kültür sanat dergisinin kapak çizimlerini ve Özgür Gelecek dergisinin görsel danışmanlığını üstlenmişti. Öldüğünde 35 yaşındaydı.
Koray Kaya
Ailesiyle birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ndeki etkinliklere katılıyorlardı. Koray Kaya, 1993 yılında Sivas’ta düzenlenen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne ailesiyle birlikte katıldı. Ablası Menekşe ile birlikte oteldeydi. Öldüğünde 12 yaşındaydı.
Menekşe Kaya
Menekşe ise derneğe bağlı tiyatro ve semah topluluklarına üyeydi. Dernek tarafından düzenlenen birçok etkinlikte semah döndü ve tiyatro oyunu oynadı. Kardeşi Koray ile birlikte Madımak Otelindeydi. Öldüğünde 15 yaşındaydı.
Handan Metin
1990’lı yılların başlarında Ankara Divriği Kültür Derneği’nin faaliyetlerine katılmaya başladı. Derneğe bağlı kurulan Kadın Komisyonu’nda en yakın arkadaşı ve akrabası Gülsün Karababa’yla birlikte görevler üstlendi. 8 Mart 1993’te Dünya Kadınlar Günü şenliklerinin örgütlenmesinde yer alan Handan, dernek bünyesinde yayımlanan Divriği Harman dergisinin yazarları arasındaydı. Öldüğünde 20 yaşındaydı.
Sait Metin
Tutkularından biri basketbol ve futbol oynamaktı. Metin, 1993 yılında Sivas’ta düzenlenen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nde hem Pir Sultan Abdal oyunundaki rolünü canlandıracak hem de semah grubuna saz çalacaktı. Öldüğünde 23 yaşındaydı.
Huriye Özkan
Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyordu. Kardeşi Yeşim’le beraber semah ekibine girmişti. Öldüğünde 20 yaşındaydı.
Yeşim Özkan
22 yaşında olan Huriye, Ankara Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu öğrencisiydi. Ablası Huriye Özkan’la birlikte semah ekibindeydi.
Ahmet Özyurt
Semahçıydı ve derneğin birçok etkinliğinde yer alıyordu. En sevdiği şeyin “kitap okumak ve spor yapmak” olduğunu söylüyordu. Öldüğünde 21 yaşındaydı.
Nurcan Şahin
Şahin, 1993 yılında Sivas’ta düzenlenen 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri kapsamında açılan hediyelik eşya ve kitap stantlarında görevliydi. Kuzeni Özlem Şahin ile beraber Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’nin birçok etkinliğinde yer aldılar. Öldüğünde 18 yaşındaydı.
Özlem Şahin
Saraç Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde yürütülen birtakım etkinliklerde kuzeni Nurcan ile beraber sorumluluk aldılar. Bu etkinliklerde Özlem sunuculuk yaptı, Nurcan ise semah döndü. Daha sonra Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’ne bağlı Gençlik Komisyonu’na üye oldular. 17 yaşında
Asuman Sivri
Sivri, semah ekibinde yer alıyor ve amatör olarak saz çalıyordu. 1991 yılının ortalarında ablası Yasemin’le birlikte Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’nin kültürel etkinliklerine katılmaya başladı. Öldüğünde 16 yaşındaydı.
Yasemin Sivri
Sivri, felsefe bölümü öğrencisi ve semahçıydı. Ankara’da yaşayan sanatçı bir ailenin çocuğu olarak, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bünyesinde semah ekip üyesi olarak kültürel faaliyetlerde yer alıyordu. Kardeşi ile birlikte öldürüldüğü sırada 19 yaşındaydı.
Edibe Sulari
Seyit Mahmut Hayrani’nin soyundan gelen babası Davut Sulari, Türkiye’nin birçok şehrinde talipleri olan bir Alevi dedesiydi. Bir ses sanatçısı olan Edibe Sulari, İsviçre’de yaşadığı halde Türkiye’de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarına katılırdı. Öldüğünde 40 yaşındaydı.
33 ismin arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Sivas şubesinde düzenlenen etkinliğe katılan sanatçılar, yazarlar ve otelde konaklayan sivil vatandaşlar bulunuyor.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Madımak Katliamı’nın, aradan geçen yıllara rağmen aydınlatılmadığını söyleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na “Sivas Katliamı İle Yüzleşme, Hafıza Ve Adaletin Sağlanmasına Dair Kanun Teklifi” sundu:
MADDE 1 – Amaç
Bu Kanunun amacı; 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleşen katliamla yüzleşilmesini sağlamak, hakikati ortaya çıkarmak, adalet mekanizmalarının yeniden işletilmesini temin etmek, mağduriyetleri gidermek ve toplumsal hafızayı güçlendirmektir.
MADDE 2 – Yüzleşme ve Hafıza Anıtı
(1) Bilim ve Kültür Merkezi yapılan Sivas Madımak Otel’inin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Madımak Utanç Müzesi adı altında yeniden yapılandırılır.
(2) Sivas il merkezinde katliamda yaşamını yitirenlerin anısına “Sivas Katliamı ile Yüzleşme ve Hafıza Anıtı” inşa edilir.
(3) Anıtta, katliamda yaşamını yitiren 33 kişinin isimleri yer alır.
(4) Anıt alanı, kamusal hafıza mekânı olarak korunur ve ticari amaçlarla kullanılamaz.
MADDE 3 – Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Komisyonu
(1) Sivas katliamını tüm yönleriyle araştırmak üzere bağımsız bir Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Komisyonu kurulur.
(2) Komisyon; hukukçular, insan hakları savunucuları, tarihçiler, sosyologlar, mağdur ve tanık temsilcilerinden oluşur.
(3) Komisyonun raporları kamuoyuna açık şekilde yayımlanır.
MADDE 4 – Arşivlerin Açılması ve Şeffaflık
(1) Sivas katliamına ilişkin tüm kamu kurum ve kuruluşlarının arşivleri eksiksiz biçimde Komisyonun erişimine açılır.
(2) Devlet sırrı ve gizlilik gerekçeleri bu suçlar bakımından ileri sürülemez.
(3) Elde edilen belgeler, kişisel verilerin korunması ilkesi gözetilerek kamuoyuyla paylaşılır.
MADDE 5 – Yargılamaların Yeniden Değerlendirilmesi
(1) Sivas Katliamı insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilir.
(2) Etkin soruşturma yapılmayan dosyalar yeniden açılır.
28 Haziran’da İstanbul ve Diyarbakır’da düzenlenen “Özgürlük Mitingleri”ne Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğütalebiyle on binlerce kişi katıldı. Diyarbakır’daki mitingde konser veren Serhado, havaalanından gözaltına alındığında neler yaşandığını anlattı ve “Biz barış için geldik, biz huzur için geldik” dedi.
Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: MA
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Kadın Özgürlük Hareketi (TJA) öncülüğünde “Özgür Önderlikle Özgür Topluma” sloganıyla 27 Haziran’da Van ve Mersin’de, 28 Haziran’da ise İstanbul ve Diyarbakır’da eş zamanlı mitingler gerçekleştirildi.
Mitinglerin ana gündemi, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, toplumla buluşma koşullarının yaratılması ve Kürt sorununun demokratik çözümüydü. Konuşmacılar, yasal düzenlemelerin yapılması, demokratik siyasete katılımın önünün açılması ve barış sürecinin hukuki güvence altına alınması yönünde çağrılarda bulundu. Alanda katılımcılar Öcalan’ın posterlerini açarken sık sık “Bijî Serok Apo” (Yaşasın Önder Apo) ve “Bê Serok Jiyan Nabe” (Öndersiz Yaşam Olmaz) sloganları da attı.
İstanbul: “Barışın yolu İmralı’dan geçiyor”
Marmara Bölgesi’ndeki pek çok şehirden (Balıkesir, Bursa, Yalova, Kocaeli, Tekirdağ ve Edirne) yoğun katılımın olduğu İstanbul mitingi Bağcılar Meydanı’nda yapıldı. Miting, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşu sırasında “Çerxa Şoreşê” marşı okundu ve “Şehîd namirin” (Şehitler ölümsüzdür) sloganları atıldı. Mitingde ayrıca Öcalan’ın sanatçı Kadir İnanır için kaleme aldığı başsağlığı mesajı paylaşıldı.
Saygı duruşunun ardından söz alan DEM Parti İstanbul İl Eş BaşkanıArife Çınar, inkâr ve asimilasyon politikalarına rağmen barış, eşitlik ve özgürlük ısrarlarını sürdüreceklerini belirtti. Çınar, “Bugün açılan barış ve demokrasi yolunun mimarı Sayın Öcalan’dır, kendisinin statüsü bir an önce netleşmelidir” dedi.
Öcalan’ın 27 yıldır cezaevinde halkların barışı için mücadele ettiğini vurgulayan DEM Parti SözcüsüAyşegül Doğan, kalıcı bir barış için öncelikle Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Doğan, “Kürt halkı da Türkiye halkları da kalıcı bir barışa hazır. Savaş yıllarının yerini artık barış almalı. Kürt sorununu ve dışlanan tüm kimlikleri cesaretle konuşma vaktidir, bu fırsatı kaçırmayalım” çağrısında bulundu.
Çözüm için net ve cesur bir “çerçeve yasa” yapılması gerektiğini savunan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTuncer Bakırhan, “Umut hakkı tanınmadan toplumsal barış inşa edilemez. Hazırlanacak yasa; dağdan, cezaevinden ve sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu ayrımcılığa yer bırakmadan, güvenli bir şekilde açmalıdır” diye konuştu.
İstanbul Bağcılar Meydanı’ndaki “Özgürlük Mitingi”, 28 Haziran 2026, Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi
Konuşmaların ardından sanatçı Tara Mamedova’nın ve Agirê Jiyan grubunun sahne almasıyla son buldu. Agirê Jiyan konser sırasında barışı temsilen güvercinler uçurdu.
Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki mitinge ise çevre illerden gelen on binlerce kişi katıldı. Mitingde öne çıkan konuşmalar şunlardı:
Alandaki kitlenin ortak bir demokratik yaşam iradesini temsil ettiğini söyleyen DEM Parti Diyarbakır İl Eş BaşkanıAbbas Şahin, “Hiçbir baskı bu halkın özgürlük yürüyüşünü engelleyemez” mesajı verdi.
DBP Eş Genel BaşkanıÇiğdem Kılıçgün Uçar, Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye halklarının ortak geleceğini ve demokratik birliğini hedeflediğini belirtti. Hükümet kanadından gelen “yasal çerçeve Meclis’e gelsin” açıklamalarına değinen Uçar, “Amed’den soruyoruz; bu yasayı Meclis’e kim getirecek? Barış masasında oturan muhatap kim?” sorusunu yöneltti.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne rağmen İmralı’daki tecridin sürdüğünü ifade eden İmralı Sekreteryası‘ndanVeysi Aktaş, “Sayın Öcalan barışın, demokrasinin iradesidir ve baş müzakerecidir. Devlet bu iradeye saygılı yaklaşmalıdır. Talebimiz; eşit müzakere koşulları, özgür çalışma ortamı ve onurlu bir özgürlüktür” dedi ve ekledi: “Kimse iradeyi kırma operasyonuna dönüştürmemelidir. Bazıları ‘barış’ kelimesiyle diz çöktürmek istiyorsa, halkın diz çökmeyeceğini bilmelidir.”
Konuşmalardan sonra Kadir Çat’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde on binlerce kişi halay çekti. Ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ındaha öncelerde yaptığı özgürlük, barış, demokrasi başlıklı yaptığı değerlendirmelerin yer aldığı bir sinevizyon gösterimi yapıldı.
Serhado: “Neden Önder Apo’dan bu kadarkorkuyorlar?”
Diyarbakır’daki Özgürlük Mitingi’nde uzun yıllardır İsveç’te olan Kürt rap sanatçısı Serhado’nun konser verdi. Konser için sahneye çıkan Serhado, önce “Ez Kurdistan im” adlı şarkısını söyleyerek giriş yaptı. Şarkının ardından Diyarbakır’ı ne kadar özlediğini ifade eden Serhado, seyircilere “Cuma günü, 11 yıl aradan sonra arabayla geldim ve yeniden ülkemin topraklarına ayak bastım. Ne kadar da güzel bir histi” dedi.
Seyircilere havaalanı çıkışından gözaltına alındığını hatırlatan Serhado, o gün neler yaşandığını anlattı:
“Havalimanından çıktım, bana hiçbir şey söylemediler. Gittik, yemeğimizi yedik, güzelce çayımızı içtik ve dışarı çıkıp arabaya bindik. Bir baktım önümüze bir araba durdu ve polisler ‘gel gel gel’ yaptı. Ne bir kimlik gösterdiler, ne bir kağıt, ne belge, ne de başka bir şey… Dediler ki ‘gel şu arabaya bin’. Sonra ‘yok yok, şu arabaya bin’ dediler. Ardından ‘başka bir arabaya geçelim’ dediler. Yani beni yirmi defa arabadan arabaya aktardılar. Beni götürdüklerinde onlara sordum: ‘Ben neden gözaltına alındım?’ Biz buraya ‘Özgürlük Mitingi’ne geldik, biz barış istiyoruz!
Polislerden biri bana sordu, dedi ki: ‘Abi, İsveç mi daha güzel yoksa Amed mi?’ Ben de ‘Beni gözaltına alana kadar vallahi Amed daha güzel’ dedim. Sonra onlara sordum, dedim ki: ‘Beni neden havalimanında gözaltına almadınız?’ Bu sefer aralarından biri dedi ki: ‘Senin evraklarını hazırlamak biraz zaman alıyordu.’ Meğer yeni bir dava açmışlar, kaç yıl öncesinden… 16 yıl önce ‘Roja Îne’ (Cuma Günü) davasını açmışlar. Ben de onlara sordum, dedim ki: ‘Ben iki yıldır bu ülkedeydim, neden şimdiye kadar beni gözaltına almadınız?’ O da bunun sebebini bilmiyordu. Yahu dostlar, siz 16 gün önce ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Beni gözaltına alan o polis, 16 yıl önce bana bu dava açıldığında kendisi henüz 16 yaşındaydı!
Ben bu Amed’den ne zaman kurtulacağım? Sonra o polisin ‘püf-püf’ edip oflaması başladı… Allah aşkına, sanki ben kendi isteğimle, keyfimden gelip buraya oturmuşum gibi davranıyorlar. Ben gözaltına alındım ama onlar oflayıp pufluyordu.
İşte böyle dostlar, biz barış için geldik, biz huzur için geldik. Hadi ayağa kalkın, Önderliğimizin sesini daha da gürleştirelim! Neden Önder Apo’dan bu kadar çok korkuyorlar? Neden?”
Serhado’nun konseri ardından “Özgürlük Mitingi” son buldu.
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde yapılan ev baskınları kapsamında bu sabah 58 kişi daha tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Fotoğraf: Evrensel
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek olan NATO zirvesi öncesinde soruşturmalar devam etti. Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde 23 Haziran sabahı “Operasyon Turkuaz” adıyla düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan 225 kişi arasından toplam 178 kişi tutuklanmıştı. Bu sabah da aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 58 kişi hakkında tutuklama kararı verildi.
46 tim ve 396 personelin katılımıyla gerçekleştirilen operasyonlarda “terör, narkotik, güvenlik ve asayiş” suçlamalarıyla arandığı duyurulan 58 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 58 kişi, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu şekilde toplam tutuklu sayısı 236 oldu.
Perşembe günü 34 kişi ev hapsi adli kontrolüyle serbest bırakılırken, 6 kişi savcılık kararıyla serbest bırakılmıştı. O gün tutuklananlar arasında TEMA Vakfı gönüllüleri, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Memiş, Halkevleri GYK üyesi Hediye Yıldırım, Umut-SEN sözcüsü Burcu Arıkan, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden (ÇHD) avukatlar Semra Demir ile avukat Kürşat Bafra gibi isimler de yer aldı.
Ankara Valiliği 7-8 Haziran’da yapılacak NATO Zirvesi nedeniyle şehirde 28 Haziran 00.00’dan 10 Temmuz 23.59’a kadar 13 gün boyunca toplantı, gösteri, yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi ve miting gibi her türlü eylemi yasaklamıştı.
Bugün Kadıköy’de “Açık S’açık” temasıyla gerçekleşen 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde LGBTİ+lar “Siz yasak koydukça biz yeni yollar açtık. Eşit ve özgür yaşayabildiğimiz bir toplumu birlikte kuracağız” dedi. Kadıköy’de gözaltınaalınan LGBTİ+’lar ve gazeteciler gece vakti serbest bırakıldı.
24. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nden bir kare, Fotoğraf: ÜniKuir
24. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, bugün (28 Haziran) “Açık S’açık” temasıyla gerçekleşti. Kaymakamlık ve valilik yasaklamalarına rağmen Kadıköy’ün birkaç farklı sokağında bir araya gelen LGBTİ+’lar, yürüyüşe başladı.
Kadıköy ve Beyoğlu Kaymakamlığı yasaklamıştı
Kadıköy Kaymakamlığı, sosyal medya üzerinden yapılan yürüyüş çağrılarını gerekçe göstererek ilçe sınırlarındaki tüm açık alanlarda eylem ve etkinlik yapılmasını yasakladı. Kaymakamlık açıklamasında etkinliğin “genel ahlaka aykırı olduğu ve toplumda infial uyandırabileceği” iddia edildi. 27 Haziran Cumartesi günü saat 08.00’de başlayan ve bugün (28 Haziran Pazar) saat 23.59’u kapsayacak şekilde uygulanan karar doğrultusunda, Kadıköy’de barışçıl protesto, basın açıklaması, oturma eylemi, insan zinciri ve bildiri dağıtımı gibi anayasal hakların kullanımı engellendi.
Beyoğlu Kaymakamlığı da benzer gerekçelerle bugün saat 00.01’den itibaren 24 saat süreyle ilçedeki tüm açık alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve bildiri dağıtımı gibi etkinlikleri yasakladığını duyurdu. Saat 10.00 itibarıyla yürürlüğe giren tedbirler kapsamında Taksim Meydanı, Cumhuriyet Anıtı, Gezi Parkı, İstiklal Caddesi ve Tünel Meydanı ile buralara çıkan tüm ara sokaklar bariyerlerle kapatıldı. Araç ve yaya trafiğinin durdurulduğu ilçede Karaköy Meydanı, Şişhane Meydanı, Firuzağa Meydanı, Sıraselviler Caddesi ve Gümüşsuyu Caddesi gibi merkezi noktalar da yasaklamalara dahil.
Şu an itibari ile en az 5 farklı sokaktan gözaltına alınanların olduğu kaydedildi. Gözaltına alınanlar arasında gazeteci Müberra Ünsal, Derya Saadet ve Duru da bulunuyor.
“Yasaksa yasak, yürüyoruz lubunya”
📌 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü'nü takip eden gazeteciler Derya Saadet, Duru ve Müberra Ünsal gözaltına alındı.
Caferağa’daki Keresteci Aziz Sokak’ta da “Neredesin aşkım” sloganı atarak pankart açmak isteyen LGBTİ+’lar ile eylemi takip eden gazeteciler gözaltına alındı. DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de LGBTİ+’lara destek vermek için alandaydı.
24. İstanbul Onur Yürüyüşü Kadıköy’de başladı
🏳️🌈 Yürüyüşe katılanlardan bir kısmının farklı sokaklardan alana çıkmaya çalışırken gözaltına alındığı bildirildi.
👉 Gözaltına alınanlar arasında basın çalışanları da bulunuyor.
İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Aşkım bugün daha bitmedi, hatta yeni başlıyoruz! Dağılmıyoruz! Bulunduğumuz her alandan sokakta olmaya devam ediyoruz!” dedi.
Ardından Şair Lütfi Sokak’ta ve Moda Caddesi’nde “Ner’desin Aşkım” sloganlarıyla bir araya gelen LGBTİ+’lar polis tarafından işkence ile gözaltına alındı. Yürüyüşü takip eden Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer ile BirGün muhabiri Meral Danyıldız’a polis müdahale ederek haber takibi yapmalarını engelledi.
24. İstanbul Onur Yürüyüşü’nde Kadıköy Şair Latifi Sokak'ta ve Moda Caddesi’nde birçok kişi polis tarafından kötü muamele ile gözaltına alındı.
🚨Onur Haftası Komitesi yürüyüşün hala çeşitli noktalardan devam ettiğini duyurdu.
Bugün farklı noktalardan alana çıkmaya çalışan en az beş ayrı gruptan en az 65 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişiler hastane kontrollerinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü ve saat 00.00 civarı farklı hastanelerden serbest bırakıldı.
“Siz yasak koydukça yeni yollar açtık”
İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi, düzenlediği basın açıklamasında özgürlük mücadelesinin en ön saflarında lubunyaların ve kadıların olacağını vurgulayarak “bedenlerimiz de, örgütlenmemiz de, mücadelemiz de denetlenemez” dedi. Gazeteci arkadaşları Yıldız Tar’a da özgürlük isteyen komite tarafından okunan basın metninin tamamı şu şekilde:
“Bize çekilen bu barikatlar, kapatılan mahalleler, sokaklar, ilçeler, meydanlar… Bugün biz yürüyeceğiz diye bütün kent abluka altına alındı. Kamusal alanı bizlere kapatabileceğinizi, bizi görünmez kılabileceğinizi sanıyorsunuz. Oysa yürüyüşümüz de, örgütlülüğümüz de, varoluşumuz da engellenemez. Bizler bu kentin yabancısı değiliz; bu sokakların, bu meydanların, bu hayatın parçasıyız. Kamusal alan hepimizindir. Taktık tokuşturduk sardık sürüştürdük, inadına göründük inadına parladık.
Yıllardır bizlere kapattığınız meydanlardan, sokaklardan ve yaşam alanlarından vazgeçmedik. Yasaklarınızın arasındaki her çatlaktan sızdık, birbirimizi bulduk, dayanışmayı büyüttük. Çünkü biliyoruz ki barikatlarınız, iktidarınız kadar kırılgan. Siz baskıyı artırdıkça biz dayanışmayı büyüttük; siz yasak koydukça biz yeni yollar açtık. Geçmişte olduğu gibi bugün de özgürlük mücadelesinin en ön saflarında lubunyalar, translar, kadınlar olacak. Yurttaş olduğumuz, eşit ve özgür yaşayabildiğimiz bir toplumu birlikte kuracağız.
Korkmadan, saklanmadan, boyun eğmeden buradayız. Tüm görünen, gizlenmek zorunda kalan lubunyalar için açık kimliğimizle, açık çağrımızla buradayız. Açığız, saçığız. Saklı değiliz; örgütlüyüz, birlikteyiz. Sesimizi baskıyla, sloganlarımızı yasaklarla susturamazsınız. Hayatlarımızı yargı paketlerinizle, keyfi yasaklarınızla, nefret politikalarınızla düzenleyemezsiniz. İntersekslerin bedenlerine zorla müdahale edilerek, transların beden uyumlama süreçleri yasaklanarak var oluşumuzu bitiremeyeceksiniz; her nesilde yeniden doğacağız. LGBTİ+ bayraklarımızı da, kimliklerimizi de, varoluşlarımızı da suç ilan etmenize izin vermeyeceğiz. Devletin hukuksuz fiili yasaklarını da, nefreti yasallaştırmaya çalışan düzenlemeleri de meşru görmüyoruz.
Seçim meydanlarında bizi hedef gösterenler, toplumu kutuplaştırarak iktidarını sürdürmeye çalışanlar bilsin ki; aile söylemi üzerinden örgütlediğiniz nefret kampanyaları da, bizleri günah keçisi ilan eden siyasetiniz de sonuç vermeyecek. Biz LGBTİ+’lar ne sokaklarımızı, ne siyaseti, ne de hayatlarımızı sizlere bırakacağız.
Bizlere barikat kuran polis; kadın katillerine, çocuk istismarcılarına, patronların iş cinayetlerine, emeği sömüren düzene aynı kararlılıkla barikat kurmuyor. Hakkını arayan işçiye, öğretmene, öğrenciye, kadına ve LGBTİ+’lara yöneltilen şiddet; bu düzenin kimi koruduğunu, kimi hedef aldığını açıkça gösteriyor.
Lubunya dostlarımız; bu siyasal iklimin insanları nasıl yalnızlaştırdığını, yoksullaştırdığını, umutsuzluğa sürüklediğini biliyoruz. Barınma hakkının gasp edildiğini, sağlığa erişimin zorlaştırıldığını, güvencesizliğin hayatlarımızı kuşattığını biliyoruz. Ama yalnız değilsiniz. O eski kalabalıklar hâlâ burada. Dayanışma hâlâ burada. Biz birbirimizi bırakmadık, hiçbir yere gitmedik.
Bugün belki hepimiz aynı sokakta değiliz. Ama bizlere yasakladığınız her sokağın köşesinden yeniden çıkacağız. Eğer bu sokaklar yasaksa, bu kentin her yeri mücadele alanımızdır. Bir lubunyanın sesi hepimizin sesidir. Birimize yönelen saldırı hepimizedir. Bizi susturmaya çalışanlara karşı birbirimizin sesi, bizi yalnızlaştırmaya çalışanlara karşı birbirimizin omzu oluyoruz.
Bugün bu sokaklarda yalnızca lubunyalar yok. Devlet aileci politikalarla kadınların kazanımlarına saldırırken LGBTİ+ düşmanlığını bilinçli bir siyasal araç olarak kullanıyor. Kadın hareketi ile LGBTİ+ hareketini birbirinden koparmaya, feminist mücadeleyi daraltmaya çalışıyor. Ama başaramayacak. Bugün bu sokaklarda feministler, işçiler, öğrenciler, emekçiler, demokratik kitle örgütleri ve farklı toplumsal mücadelelerin yol arkadaşları birlikte yürüyor. Çünkü özgürlüğün yolu birbirimizle kurduğumuz dayanışmadan geçiyor.
Yıllardır aynı bahaneler tekrar ediliyor: Genel ahlak, aile, hayasızlık… Kelimeler değişiyor ama devletin LGBTİ+’lara yönelik baskısı değişmiyor.
Devlet erkek şiddetini, polis şiddetini ve nefreti meşrulaştırırken bizim bedenlerimizi, kimliklerimizi ve cinselliğimizi “müstehcenlik” ve “hayasızlık” diyerek hedef alıyor. Oysa ahlaksız olan görünür bedenlerimiz değil; baskıdır, şiddettir, yasaklardır. Ahlaksız olan bizim hayatlarımız değil, insanların yaşam hakkını hiçe sayan politikalardır.
Her gün bir transın, kadının öldürüldüğü haberleriyle uyanıyoruz. Biz translar artık öldürülmek değil; yaşamak, yaşlanmak ve ecelimizle ölmek istiyoruz. Bu devletin bizlere güvenli bir yaşam borcu var. Bugün burada Hande, Okyanus Efe, Poyraz, Roşin Çiçek, Cindy Çağla, Ecem Seçkin ve yaşam hakkı elinden alınan tüm arkadaşlarımız için de bulunuyoruz. Yas tutma hakkımızı bile engellemeye çalışanlardan korkmuyoruz. Haklarımızla birlikte yaşamak, eşit yurttaş olmak, yasımızı tutabilmek istiyoruz.
Direniş bizim için hayati. Tıpkı erişimi engellenmeye çalışılan hormonlarımız gibi. Hormona erişim temel bir sağlık hakkıdır. Bu hakkı savunan arkadaşlarımız işkenceyle gözaltına alınırken bile mücadelemizden vazgeçmiyoruz.
NATO Zirvesi öncesi sırf tüm muhaliflere gözdağı vermek için 178 kişi hukuksuzca tutuklandı, tutuklananlar arasında mücadele arkadaşımız ve gazeteci Yıldız Tar da bulunuyor. Yıldız, sadece gazeteci değil ve tutuklanmasının ne anlama geldiğini yine en iyi biz biliyoruz. Bugün, uğradığımız tüm hak ihlâllerini kamuoyuna duyuran Yıldız için de yürüyoruz.
Hormon kısıtlamaları, beden uyum süreçlerine yönelik keyfi engeller, yaş sınırlarının artırılması ve sürekli gündeme getirilen nefret düzenlemeleri; bedenlerimizi ve hayatlarımızı denetleme girişimleridir. Ama bedenlerimiz de, örgütlenmemiz de, mücadelemiz de denetlenemez.
Faşizme karşı direneceğiz. Gücümüzü bu topraklarda yıllardır direnen bütün lubunyalardan alıyoruz. Depremde dayanışma ağlarının dışında bırakılan lubunyalardan, seks işçisi lubunyalardan, göçmen lubunyalardan, Kürt lubunyalardan, savaşlara karşı direnen dünyanın dört bir yanındaki LGBTİ+’lardan alıyoruz. Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca hayatta kalma mücadelesi değil; sömürüsüz, eşit, özgür bir yaşamı birlikte kurma mücadelesidir.
Lubunyaların, transların, kadınların ve bütün ezilenlerin özgür ve eşit yaşayacağı bir dünyayı kurmaktan vazgeçmeyeceğiz.
NATO’ya Hayır Koordinasyonu, İstanbul’daki Trump Towers önünde bir araya gelerek 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesine karşı basın açıklaması düzenledi.
Fotoğraf: Müberra Ünsal / Muzır.org
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanan NATO Liderler Zirvesi öncesinde, NATO’ya Hayır Koordinasyonu öncülüğünde İstanbul’da NATO Zirvesi’ne ve zirve öncesi yapılan tutuklamalara ilişkin basın açıklaması düzenlendi.
İstanbul’daki eylemin adresi Şişli’de bulunan Trump Towers önü oldu. Çok sayıda siyasi parti, sendika ve kitle örgütünün katıldığı eyleme DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ile Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan da destek verdi.
“NATO ve Emperyalist Savaşa Karşı Birlik” platformu ile birçok siyasi yapının oluşturduğu koordinasyon, İstanbul’daki eylemde ortak bir pankart açtı. “Emperyalist savaş örgütü NATO ve Trump istenmiyorsunuz” yazılı pankartın arkasında toplanan kalabalık, savaş ve NATO karşıtı sloganlar attı. Eylem esnasında katılımcılar “Savaşa değil halka bütçe,” “Katil ABD, işbirlikçi AKP” ve “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın” yazılı dövizler taşıdı.
Yapılan basın açıklamasında Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve askeri üslerin kapatılması talep edildi. Açıklama esnasında öne çıkan başlıca talepler şunlar oldu:
Tüm NATO üsleri kapatılmalı,
NATO’dan derhal çıkılmalı,
Dünyanın en büyük savaş ve saldırganlık örgütü olan NATO dağıtılmalı,
Dünyanın kanlı paylaşım savaşlarının hazırlığı olan silahlanma yarışı durdurulmalı,
Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal haklara kadar emekçi halkların en temel ihtiyaçlarından kesilerek silahlanmaya aktarılan devasa bütçelere son verilmeli,
NATO’ya ve emperyalizme karşı çıkmak suç değildir! İstanbul’da ve Ankara’da tutuklanan yüzlerce sosyalist, devrimci, ilerici ve demokrat mücadele arkadaşımız derhal serbest bırakılmalıdır.
“Sizi istemiyoruz!”
“Emperyalizmin kanlı suç örgütü NATO’nun liderleri 7-8 Temmuz’da ülkemize geliyor” diyerek başlatılan basın açıklamasında AKP iktidarı ve sermaye düzeni aktörlerinin bu zirveyi “bir fırsat” olarak gördüğü ve tüm Türkiye’yi bir açık hava hapishanesine çevirdiği ifade edildi. Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:
“7-8 Temmuz öncesinde devrimci, yurtsever, demokrat, ilerici ve sosyalist güçleri kolluk güçleri ile baskı altına alan, Valilik kararları ile en basit ‘demokratik’ hakkı bile hiçe sayan AKP iktidarı, adeta ülke çapında bir sürek avı başlatmış durumda. Zirve öncesinde şimdiden sayıları yüzlerce olan gözaltı ile anti-emperyalist tepkileri baskı altına alacağını düşünen AKP iktidarı, fırsat bu fırsat diyerek ‘kraldan çok kralcı’ bir şekilde davranıyor. Emperyalistleri memnun etmek adına ülkenin başkentini felç eden, yüzbinlerce emekçiyi yerinden etmeyi ‘güvenlik’ bahanesi ile göze alan, Macron ve Trump gibi figürler için ‘özelleşmiş’ alanlar tahsis eden iktidar emperyalistlerin gözüne girmeye çalışıyor.
Ancak bilsinler ki; fena halde yanılıyorlar.
Yanılıyorlar; çünkü unuttukları bir gerçek var ve bu gerçeği biz kendilerine buradan yeniden hatırlatıyoruz: Bölgemizin anti-emperyalist birikimini hiçe saymayın! Gazze’nin, Kudüs’ün, Bağdat’ın, Tahran’ın sokaklarını kana bulamış olabilirsiniz ama 6. Filoyu ve Komer’i asla unutmayın! Gazze’nin, Kudüs’ün Bağdat’ın, Tahran’ın sokaklarından yükselen halkların direnişinin sesi bugün İstanbul’un, Ankara’nın sokaklarında da bir kez daha kendini göstermektedir. Bölgemizde sizinle işbirliği yapacak hükümetler, patronlar ve siyasi çevreler bulabilirsiniz ama bu toprakların emekçileri, gençleri, kadınları, aydınları sizi istemiyor!
Bu nedenle bir kez daha söylemek istiyoruz, Yugoslavya’yı parçalamasıyla, Libya ve Afganistan’a saldırılarıyla, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında ilerici güçlere dönük kontrgerilla faaliyetleri, siyasi operasyonlar ve darbelerle tanıdığımız NATO’yu ve onun temsilcilerini topraklarımızda istemiyoruz.
Filistin topraklarında devam eden soykırımın ortağı olan, İran’da masum kız çocuklarını katleden, Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçıran, Küba’yı her gün tehdit eden ve ABD egemenliğini koruma çabası içinde sağa sola saldıran haydut Trump’ı topraklarımızda istemiyoruz! “Size demokrasi değil monarşi yakışır” diyerek bölge halklarını aşağılayan, istismarcı Epstein’in dostu, Trump’ın elçisi Tom Barack’ı topraklarımızda istemiyoruz!
Savaş ve işgallere yenilerini ekleme planlarına izin vermeyeceğiz. Burjuvazinin çıkarlarını temsil eden AKP iktidarı, Tom Barack’ın da ifadesiyle meşruiyetini Trump’tan alıyor. Trump’ın da söylediği gibi, “biz ne dersek Erdoğan onu yapıyor!”. Meşruiyetini emperyalizmin iki dudağı arasına bırakanları istemiyoruz!
AKP iktidarı, emperyalist dostlarıyla birlikte demokratik hakların, özgürlüklerin, emekçilerin kazanımlarının en küçük bir kırıntısına bile tahammül edemiyor; bunları ayaklar altına alıp tamamen yok etmek istiyor.
Emperyalizm askeriyle, üsleriyle, NATO’su ile bölgemize yeni bir deli gömleği giydirmek, yeni kurşun askerler yaratmak istiyor.
NATO’su, Trump’ı, Barack’ı, askeri üsleri, Saray’ı ve tüm işbirlikçileri…
Hiçbiriniz bu topraklarda ve dünyanın hiçbir yerinde istenmiyorsunuz!
Emperyalizme karşı mücadelenin ve öfkenin sokaklarda nasıl büyüyeceğini göreceksiniz.”
“Emperyallizme karşı duralım”
Emperyalizme meydan okuyan işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve aydınlar olarak bir arada olduklarını söyleyen Koordinasyon, “Siyonizm ve soykırım destekçileri, işgalci katiller Saray’ın dostu olabilir. Ama bilsinler ki; biz onurumuz, ülkemiz ve tüm dünya halkları adına ayaktayız ve on milyonlarız” dedi ve açıklamayı şu ifadelerle sonlandırdı:
“Bugün burada toplananlar olarak başta 7-8 Temmuz tarihlerinde zirvenin yapılması planlanan Ankara olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanında NATO’ya ve emperyalist politikalara karşı halklar arası barışın ve halkların sesini yükseltiyoruz. Bugün İstanbul, Ankara ve İzmir’de başlayan yürüyüşümüz Adana’da, Malatya’da, Diyarbakır’da ve emperyalizmin varlığının olduğu her yerde sesimizi büyüteceğiz.
Emperyalistlerin emir ve desteğiyle Filistin’de, İran’da, Lübnan’da, Suriye’de masum kardeşlerimiz öldürülürken, bölgemizde yeni savaş ve yıkım politikalarının merkezi olmak istemiyoruz. Bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlarını sesimizi yükseltmeye; tüm yurttaşlarımızı emperyalizme karşı durmaya ve NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini gösterecek tepkiyi örmeye çağırıyoruz!”