Dilovası Katliamı davası: Zaman aşımına karşı mücadele

Dilovası’nda 7 işçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik katliamının duruşması 26 Mart’ta görüldü. Duruşmada salonun basına ve yurttaşlara kapatılması ve sanıkların ifadeleri tartışma yarattı.

Kocaeli’de 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik katliamına yönelik 8’i tutuklu 16 sanığa açılan davanın ilk duruşması sona erdi. Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapasite yetersizliğini sebep göstermesi nedeniyle Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında bir sanığın tahliyesine karar verilirken dava 20 Mayıs’a ertelendi.

Sanıklar “üretimde söz hakkı olmadığını” iddia ederek suçu facia sonrası kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren babalarına yüklemeye çalıştı. Sanık patron Altay Ali Oransal’ın “Binlerce kaza oluyor ama ben hiç patronun yargılandığını ya da ifadeye çağrıldığını duymadım” diye savunma yapması çarpıcı bir ifade olarak kayıtlara geçti.

Dört gün süren duruşmanın ilk gününde davayı takip etmeye gelen yurttaşlar duruşma salonuna alınmazken basın çalışanlarının telefon ve kayıt cihazlarını içeri sokması da engellendi.

Basının takibi engellendi

Yurttaşlar “kapasite sorunu nedeniyle Kandıra’ya taşınan davada nasıl yer olmuyor” sorusunu yönelterek yasaklamaları protesto etti. Basını engellemeye yönelik girişimler ise birçok kurum ve siyasetçi tarafından eleştirildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DEM Parti, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi partilerin yanı sıra Birleşik Metal-İş Sendikası, İstanbul Barosu, Türk Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) gibi kuruluşlar da davayı takip etti. Kocaeli Kadın Platformu gibi sivil toplum kuruluşlarının davaya katılma talepleri ise reddedildi.

1 sanık tahliye, 7 kişinin tutukluluğu devam

Mağdur aileleri, konuşmalarında çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekerken işçilerin mola ve yemek koşullarına ilişkin görüntüler de mahkemeye delil olarak sunuldu.

Savcılık, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istese de mahkeme “suçluyu kayırma” nedeniyle tutuklu bulunan Onay Yörüklü’nün tahliyesine karar verdi. 7 sanığın tutukluluğunun devamına karar verilen duruşma 20 Mayıs’a ertelendi. Ayrıca mahkeme, kamu görevlileri hakkındaki soruşturmanın hangi aşamada olduğunun sorulmasını istedi.

Avukat Yetigin: “Türkiye’deki emek rejimi ile de hesaplaşmak zorundayız”

Dava avukatlarından Elif Yetigin de Niha+’ya konuştu:

“8 Kasım 2025’de gerçekleşen bu işçi katliamı dosyasının ilk duruşmasında, dört gün boyunca işçilerin nasıl bir sömürü zincirinin parçası olduğunu anlatmaya çalıştık. Yalnızca şirket sahiplerinin sorumluluklarıyla değil, Türkiye’deki çalışma yaşamının sorunlarıyla da hesaplaştık. Çünkü Dilovası Katliamı gibi her katliam, bir sonraki katliamı tetikliyor. Cezasızlık, başka cezasızlıkları doğuruyor.”

“Bankalara müzekkere yazılması, şirketler arasındaki ilişkilerin daha detaylı incelenmesi gibi taleplerimizin mahkeme tarafından kabul edilmesi önemliydi. Zira sanıklar, teknik olarak şirket sahibi olan ve geçtiğimiz aylarda geçirdiği kalp krizi ile yaşamını yitiren babalarına suçu yükleyerek kendilerini aklamaya çalışıyor.”

Davanın sadece ailenin şirketleri ile sınırlı olmadığını, küresel şirketlerin de üretim faaliyetinde yer aldığını aktaran Yetigin; bu sebeple Lider Kozmetik CEO’sunun da bir sonraki duruşmada dinlenmesine karar verildiğini belirtti.

Kamu görevlileri yönünden devam eden soruşturmanın akıbetinin sorulma kararının önemli olduğunu söyleyen Yetigin, Soma ve Hendek katliamlarında yaşanan zaman aşımı uygulamalarını hatırlatarak benzer bir şeyin yaşanmaması için mücadelemizi edeceklerini belirtti.

Kamuoyunun davayı sahiplenmesinin kritik önemde olduğunu belirten Yetigin, “Bu davada adalet, ancak emekten ve demokrasiden yana olan kamuoyunun desteği ile yerini bulacaktır” dedi.

Ne olmuştu?

8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik fabrikasında meydana gelen patlama, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularını yeniden gündeme taşımıştı.

Patlama sonucunda 3’ü çocuk olan 7 işçi hayatını kaybetti. Olayın ardından fabrikanın çalışma koşulları, denetim eksiklikleri ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı tartışma konusu olurken, yaşananlar iş cinayetleri ve denetimsizlik eleştirilerini yeniden gündeme getirdi.

Çalışma Bakanlığı’na ait İŞKUR binasının yanında bulunan üretim atölyesinin daha önce defalarca şikayet edildiği öğrenilmişti. İşletmenin yıllardır sigortasız işçi çalıştırdığı ve iş sağlığı ve işçi güvenliği koşullarının sağlanmadığına ilişkin CİMER şikayetleri ve de basına yansımıştı.

Katliamın ardından tutuklanan sanıklardan birisi olan Kurtuluş Oransal, Ceza İnfaz Kurumu’nda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Avrupa’nın çıkarları Colani’nin geçmişini temizler mi?

Irak’ın Musul vilayetinde 2007 yılında Êzidîlere yönelik bir katliam gerçekleştirildi. Ahmed Şara, henüz Muhammed Colani olarak o dönem El Kaide üyesiydi ve Musul’dan sorumluydu. Êzidîler, bu yüzden Şara’yı katliamdan sorumlu tutuyor.

Şara, davet edildiği Berlin’de Almanya Başbakanı Merz ile görüştü / Foto: Welt

Şam Geçici Yönetiminin başındaki isim olan Ahmed Şara, 30 Mart 2026 yılında Almanya hükümeti tarafından resmi bir şekilde ağırlandı.

Başkent Berlin’de Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Başbakan Friedrich Merz ile görüşen Şara, Almanya-Suriye Ekonomi Yuvarlak Masa Toplantısı’na da katıldı.

19 Ocak tarihinde yapılması planlanan, ancak son anda iptal edilen bu program, uzun bir süredir Almanya ve Avrupa’nın olduğu kadar Êzidîlerin de gündeminde yer alıyor. Êzidîler, 14 Ağustos 2007 yılında Irak’ın Musul vilayetine bağlı Şengal bölgesinde bulunan Êzidîlerin yaşam alanlarına yönelik iki ayrı bomba yüklü tanker ile intihar saldırıları düzenlendi. Saldırılar sırasında 700’ü aşkın sivil ölmüş binden fazlası ise yaralanmıştı. O dönemde El Kaide içinde ve Musul’da aktif olan ve Muhammed Colani adıyla bilinen Şara, Êzidîler tarafından bu katliamın sorumlusu olarak kabul görüyor.

3 Ağustos 2014 Katliamı ve “soykırım” tasarıları

Êzidilîler, 3 Ağustos 2014 yılında IŞİD’in Irak’ta Şengal’e yaptığı saldırıda 5 bin’i aşkın üyelerinin öldürülmesi sonrasında Almanya başta olmak üzere pek çok dünya ülkesinin ana gündem maddelerinden biri oldu. Êzidîleri Kurtarma Ofisi’nin çeşitli dönem paylaştığı verilere göre, IŞİD Şengal ve çevresinde 6 bin 417 Êzidî Kürdü kaçırdı. Bunlarda 3 bin 548’si kadın, 2 bin 869’u erkekti.

Aynı verilere göre, şu ana kadar 3 bin 562’si kurtarıldı ve 2 binin üzerinde kişi halen kayıp.

Şengal 2003 / Foto: Mazlum Özdemir Arşivi

Bu katliam, pek çok ülke tarafından zamanla soykırım olarak tanındı. Êzidî soykırımını tanıyan topluluklardan biri, kendileri de bu katliamdan yaklaşık 100 yıl önce büyük bir soykırıma maruz kalan Ermeniler oldu. Ermenistan Parlamentosu 15 Ocak 2018 yılında IŞİD ve bazı örgütler tarafından Êzidîlere karşı işlenen suçları “soykırım” olarak niteleyen tasarıyı kabul etti. Ermenistan Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda kendisi de Êzidî olan, Rostem Mahmudyan, soykırım suçunun araştırılması için uluslararası kamuoyuna da çağrıda bulunarak, “Bu korkunç suçlar, Ermeni toplumuna karşı 1915-1923 yılları arasında işlenen soykırım suçlarıyla doğası itibariyle büyük benzerlik gösteriyor. Yasanın geçmesini sağlamak yetmez, ayrıca uluslararası topluma bu suçları araştırma çağrısı yapmak ve bu suçları işleyenlerin sorumlu tutulmasını sağlamak da önemlidir” diyordu.

Irak Kürdistan Bölge Parlamentosu da 3 Ağustos 2019 yılında, 3 Ağustos’u “Êzidî Soykırımı Günü” olarak kabul etti.

Parlamento Başkanlığı’na sunulan ve 3 Ağustos’un “Êzidî Soykırım Günü” olarak tanınmasını öngören ve oylamaya sunulan tasarı, Parlamento 87 evet oy ile onaylandı.

Almanya 2023’te “soykırım” dedi

Almanya Federal Meclisi ise 19 Ocak 2023 tarihinde, IŞİD’in 2014 yılında Êzidilere yönelik işlediği suçların “soykırım” olarak tanınmasını öngören teklifi oy birliği ile kabul etti. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, kararı sosyal medya hesabından paylaştığı Kürtçe mesajlarla duyurdu: “Dünyadaki herhangi bir meclisin alacağı herhangi bir kararın acılarını dindiremeyeceğini biliyoruz. Ama bu kararın bir fark yaratacağına inanıyorum: Bu, acılarını dindirme yolunda olduğu kadar hayatta kalanlar için adalet sağlama yolunda da önemli bir adım. Ülkemiz şu anda dünyanın en büyük Êzidi diasporası durumunda. Bugünkü oylama onların yorulmak bilmez çabaları sayesinde.”

Belçika Parlamentosu, Dış İşleri Komisyonu tarafından sunulan Êzidî Soykırımına dair karar tasarısını da 14 Temmuz 2021 yılında onayladı.

Şengal 2003 / Foto: Mazlum Özdemir Arşivi

Tasarı, Parlamentodaki 150 milletvekilinden 139’unun “Evet” oyu ile kabul edildi. Hiç bir milletvekili tasarıya karşı çıkmazken 2 oy da geçersiz sayıldı.

Strasbourg’da bulunan Avrupa Parlamentosu, kararında, Irak ve Suriye’de Hıristiyanlar, Êzîdîler ve diğer dini ve etnik azınlıklara karşı bir soykırım yapıldığını kabul etti.

Lüksemburg Parlamentosu IŞİD’in Êzidilere uyguladığı katliamı soykırım olarak tanıyan başka bir ülke oldu. Bu ülke Parlamentosunda, 9 Kasım 2022 yılında oy birliği ile Êzidi soykırımını resmen tanıyan yasa tasarısı kabul edildi.

Yine İngiltere Parlamentosu da Ağustos 2023 tarihinde aldığı kararla ile 2014 yılında gerçekleşen İŞİD saldırılarını soykırım olarak adlandırdı.

İsviçre Ulusal Konsey’i de 2024’ün son ayında, 61 hayır oyuna karşı 105 evet oyu ile IŞİD’in Êzidî Kürtlere karşı işlediği suçları soykırım olarak kabul etti.

Ayrıca ABD, Fransa, Kanada, Avustralya, İskoçya, Portekiz, ve Hollanda ile Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler (BM) Êzidi soykırımını tanıyan ülke ve kuruluşlar arasında bulunuyor.

Êzidîlerin siyasi iltica başvuruları red ediliyor

AB ülkelerinin büyük çoğunluğu Êzidî soykırımını kabul eden kararlar alırken, öte yandan bu soykırıma maruz kalıp İŞİD’ten kaçan ve Avrupa’ya sığınınan Êzidîlerin siyasi iltica başvurularını ya sürüncemede bırakıyor veya red ederek onları deport ediyor.

Musul 2003 / Foto: Mazlum Özdemir Arşivi

Bunlardan biri olan 27 yaşındaki John Saidi Fars Silo isimli genç, Almanya tarafından 2023 yılında deport edildi. Silo 2012 tarihinden beri Almanya’da sığınma başvurunda bulunmuştu. Deport edildikten sonra, 28 Ağustos 2023 tarihinde Kürdistan Bölgesi’nin başkenti olan Erbil’de ölü bulundu.

Kuzey Ren-Vestfalya, Thüringen, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein dahil olmak üzere bazı federal eyaletler 2023 ve 2024 yıllarında Êzidîler için geçici sınır dışı yasağı getirdi. Ancak bu yasaklar sadece sınırlı bir süre için uzatılmıştı ve o zamandan beri süresi doldu.

Almanya’da 2023 yılında Irak’tan gelen Êzidî sığınmacıların sadece yüzde 53 ‘üne koruma statüsü verildi.

Almanya’nın Brandenburg eyaletinde yaşayan Êzidî bir aile ise, Potsdam İdare Mahkemesi’nin sınır dışı edilmelerini durdurmasına rağmen 2025 yılında sınır dışı edilmişti. Êzidî nüfusunun büyük bir çoğunluğu Almanya’da yaşamak ile birlikte Almanya’da iltica başvurularında Iraklı olarak geçtikleri için ne kadarının deport edildiği resmi olarak doğrulanamıyor.

Kürdistan Bölgesi Hükümeti’ne bağlı Göç ve Göçmenler ile Krizlere Müdahale Dairesi, sadece 2025 yılında büyük çoğunluğu Êzidî olan 20 bin Iraklı’nın Almanya tarafından sınır dışı edileceğini açıklamıştı.

Êzidîlerin 73. Fermanı ve Colani

Uğradıkları katliamın soykırım olduğunu kabul etmesine rağmen kendilerine sığınma başvurusunda bulunan Êzidîlerin başvurularını sürüncemede bırakan Almanya devleti ve hükümeti, bugünlerde Êzidîlere yönelik başka bir tarihde gerçekleşen iki büyük saldırının sorumlusu olarak görülen eski adıyla Colani, şimdiki adıyla Şara’yı resmi törenle ağırladı.

19 Ocak’ta gerçekleştirilmesi planlanan ve 30 Mart’ta gerçekleşen ziyaretler öncesinde Êzidîler başta olmak üzere o dönem Ortadoğu’da etkili olan El Kaide, IŞİD, El Nursa gibi örgütlerin katliamına maruz kalan topluluklar, Şara hakkında hem suç duyurularında bulundular hem de çeşitli protesto gösterileri organize ettiler.

İlk ziyaret öncesinde Kürt-Alman avukat Necdal Disli Karlsruhe’de Almanya Federal Başsavcılığı’na bir dilekçe ile başvurarak Şara hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, Şara’nın soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları dahil olmak üzere uluslararası ceza hukukunu ihlal ettiği yönünde güçlü şüpheler bulunduğu belirtildi.

Suç duyurusu için sunulan dilekçe

30 Mart’ta gerçekleşen ziyaret için de yine Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS- Association for Human Rights in Syria), Karlsruhe’deki Federal Başsavcılığına başvurdu.

Başvuruya ilişkin yayımlanan açıklamada; “Alman hükümetinin, Birleşmiş Milletler’in güncel raporlarına göre ağır insan hakları ihlalleriyle
ilişkilendirilen bir kişinin resmi olarak ağırlaması tarafımızca kabul edilemez. Uluslararası Ceza Hukuku çerçevesinde yaptığımız başvuruda, Ahmed el-Şaraa’nın Suriye’de işlenen insanlığa karşı suçlardan doğrudan sorumlu olduğu yönündeki bulgulara yer verilmiştir. Bu nedenle, söz konusu kişinin Almanya’ya girişinde diplomatik temaslarda bulunması değil, gözaltına alınarak yargı sürecine tabi tutulması gerektiğini açıkça ifade ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Êzîdî sosyolog ve Spectrum House’un Genel Direktörü Azad Barış, 2007 yılında ve 2012 yılında Rojava’da Serê Kaniye bölgesinde yaşanan Êzidî katliamlarında sorumlusunun Colani olduğunu belirterek uluslararası mahkemede suç duyurusunda bulunacaklarını açıklamıştı.

JES projesi Karlıova’yı da kuşatıyor: Deprem riski çok büyük

Kanîreş Ekoloji Platformu üyesi Kasım Demiralp: “Bizler köylerimizi, ovalarımızı, dağlarımız hep koruyup kollayacağız.

Varto ve Karlıova’daki Ignis şirketinin çalışma yürüteceği alan gösteriliyor.

Amerika merkezli Ignis şirketi, Varto’nun (Gimgim) ardından Bingöl’ün Karlıova (Kanîreş) ilçesinde de bir Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesini hayata geçirmek istediği ortaya çıktı. Söz konusu proje Varto’daki projede olduğu gibi fay hattının üstünde bulunan alanda gerçekleştirilecek. Yaratacağı olumsuz ekolojik etkileri sebebiyle bölge halkı projeye onay verilmesine tepkili.

Ignis H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi

2023’te Yedisu’da şubesini açan ve Karlıova (Kanîreş) – Varto bölgesinde faaliyet gösteren Amerikalı Ignis H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi; Bingöl Karlıova’ya bağlı Kızılağaç (Aynik), Kaynarpınar (Licik), Kantarkaya (Şorik), Ilıpınar (Çêrmûk) ve Kargapazar (Qerxabazar) köylerinde arama ruhsatı elde etmiştir.

2030’a kadar 1 GW yenilenebilir enerji kapasitesi hedeflediğini söyleyen şirket, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile Doğu Anadolu Fayı (DAF) kesişen Varto-Karlıova bölgesi arasında çalışma yapmayı planlıyor. Şu an Varto, Güzelkent'te 10 adet sondaj kuyusu açma çalışmasını başlatmayı hedefliyor ve şirketin 453 bin 494,83 metrekare içerisinde yapacağı çalışmalar, Varto'nun yaklaşık 3'te 1'ini kaplayacak.

Projenin 6 köyü kapsayacak şekilde yapılacağı duyurulduktan sonra, bölge halkı Karlıova Ekoloji Platformunu kurdu. Platform, bölgedeki doğa talanına ve JES projelerine karşı mücadele etmek amacıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

Karlıova bölgesini de kapsayan JES projesine dair konuşan Kanîreş Ekoloji Platformu üyesi Kasım Demiralp, Niha+‘a konuştu.

Demiralp, Kanîreş Ekoloji Platformu’nun asıl kurulma amacının bölgedeki doğayı ve yaşam alanlarını korumak, Karlıova halkını ve köylülerini bir araya getirip doğru bilgilendirmek ve bilinçlendirmek olduğunu belirtti:

“Ayrıca yaşamlarımıza kast edenlere karşı birlikte mücadele etme ve karar alma kültürünü geliştirme hedefi de taşıyoruz. Hukuki alanda yapılması gereken adımları atmak, ekolojiyi ve canlıların yaşam alanlarını koruma deneyimine sahip avukatlarla yasal süreci başlatmak aynı zamanda da halkın birlikteliğini ve dayanışmayı geliştirme yönünde mücadele yürütmek; doğal yaşam alanlarımıza yatırım amaçlı yapılan faaliyetlere karşı önceliğimiz olmakta.”

“Licik’teki mücadele deneyimlerinden yararlanıyoruz”

Geçen sene Karlıova’nın Kaynarpınar (Licik) köyündeki derelere ve doğaya yönelik yapılmak istenen projeleri ve köylülerin mücadele verdiğini belirten Demiralp, Kanîreş Ekoloji Platformu’nun bu deneyimlerden faydalanacağını belirtti.

Daha önce Karlıova’da ekolojiyi ve doğal yaşam alanlarını koruma ile ilgili herhangi bir çalışmanın yürütülmediğini ve bu sebeple halkın konu hakkında yeterince fikir sahibi olmadığını ve buna karşı örgütlü olmadığını söyleyen Demiralp, insanlara yaşanacak şeylerden bahsetmenin önemli olduğunu dile getirdi.

Bölgede deprem riski büyük

Projedeki en önemli noktanın deprem ve sonrasında yaratacağı fiziki ve psikolojik yıkım olduğunu anlatan Demiralp, Karlıova’nın üzerinde olduğu fay hattından bahsetti:

“Türkiye’de yer bilimci insanların hep üstünde durdukları aktif faylardan birisi de Kuzey Anadolu Fayı (KAF) diye bilinen Yedisu fay hattıdır. Karlıova konumu ile Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayının (DAF) kesişme noktasında yer almaktadır. Uzmanlara göre aktif fayların üstünde ve etrafında jeotermal kuyuların açılması ve yer altından çıkarılan sıcak suyun işletilip tekrar suyun yer altına basınçlı bir şekilde aktarılması (reenjeksiyon) depremi tetikleme riskini barındırıyor. Yedisu, Karlıova ve Varto’nun bütün köyleri ekolojik katliamın yanında ciddi derecede deprem faktörünün yaratacağı yıkımla da karşı karşıya. Bütün bu bilimsel olgulara rağmen hâlâ burada yaşayan halkın can ve yaşam hakkına kast eden çalışmalar bu şirket tarafından yürütülmektedir. Bizler doğamızı, ormanlarımızı, su pınarlarımızı, derelerimizi ve yaşamlarımızı sonuna kadar savunup bu doğrultuda mücadelemizi sürdüreceğiz.”

TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın “Türkiye’de Jeotermal Enerji” adlı dosyasına göre, jeotermal enerji üretiminde yeraltına su enjeksiyonu yapılması gibi yüksek basınçlı işlemlerin küçük çaplı sismik aktiviteleri tetikleyebilir.

“Köylerimizi, dağlarımızı koruyacağız”

Demiralp, bu projeye karşı mücadele edeceklerini ve direnişlerine destek olan herkese teşekkür etti:

“Bu bölgenin insanları olarak bizler burada hep vardık ve doğamızla, ormanlarımızla, su pınarlamızla, derelerimizle, meralarımızla ve hayvanlarımızla hep var olmaya da devam edeceğiz. Bizler köylerimizi, ovalarımızı, dağlarımız hep koruyup kollayacağız. Mücadelemizi verirken sesimize ses olan değerli basın emekçilerine, bizlere destek veren bütün STK’lere ve kamuoyuna şükranlarımızı sunuyoruz.”

“Toprağımızı korumak, onurumuzu korumaktır!”

Öte yandan Varto’dan başlayarak Yedisu’ya kadar uzanan Ignis H2 Energy Inc. şirketinin doğa talanına karşı, Varto ve Karlıova halkı eylemlerini birleştireceklerini duyurdu.

Varto Ekoloji Platformu ile Kanîrêş Ekoloji Platformu, siyasi yetkililere ve bütün kamuoyuna ekolojik talana karşı ortak bir acil çağrı metni hazırladı. Acil çağrı metni şu şekilde:

BİNGÖL VE MUŞ HALKINA, VEKİLLERİNE VE TÜM KAMUOYUNA ACİL ÇAĞRI

Bingöl Karlıova’dan Muş Varto’ya, Yedisu hattına kadar uzanan bu kadim coğrafya, bugün kapalı kapılar ardında hazırlanan kirli pazarlıkların ve rant projelerinin hedefindedir. Alınan ruhsatlar ve hazırlanan sahte raporlar, sadece toprağımızı değil; insanımızın yaşam hakkını, geleceğini ve doğasını sermayeye peşkeş çekmektedir. Oynanan oyunun farkındayız!

Karlıova ve Varto üzerinde yürütülen bu “enerji” ve “maden” projeleri, bölge halkını yerinden etme ve meralarımızı insansızlaştırma operasyonudur. Yüzyıllardır bu topraklarda farklı kökenlerden gelse de kardeşçe, omuz omuza yaşayan halkımızın birliği; bu rant oyunlarını bozacak en büyük güçtür.

Vekillerimize ve Siyasi İl Başkanlarına Çağrımızdır:

Meclis kürsüsünden bu talanı haykırın! Tarım ve Enerji Bakanlıklarına verilen önergelerle bu hukuksuz süreci durdurun. Bingöl ve Muş’un kadınları, gençleri ve tüm STK’ları; bu mesele bir parti meselesi değil, bir hayat memat meselesidir.

Ranta Geçit Vermeyeceğiz!

Doğamızı sermayeye kurban eden her imza, çocuklarımızın geleceğinden çalınmıştır. Karlıova’dan Varto’ya kurulan bu direnç hattı; ranta, talana ve doğa katliamına karşı sarsılmaz bir kale olarak duracaktır. Toprağımızı korumak, onurumuzu korumaktır!

Proje bölge halkı için bir ölüm fermanı

DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, 27 Mart’ta Meclis’te yapmış olduğu basın toplantısında, JES projelerine son verilmesi gerektiğini söyledi.

Hülakü, JES projelerinin Bingöl’ün Kuzey Anadolu Fay Hattı ile Doğu Anadolu Hay Hattı’nın birleştiği bir nokta üzerinde yapılacak olmasının Karlıova ve Varto halkı için bir ölüm fermanı olduğunu belirtti:

“Bingöl depremin sıfır noktasıdır. Kuzey Anadolu Fay Hattı ile Doğu Anadolu Fay Hattı’nın tam birleştiği yerde, Türkiye’nin en kırılgan fay hatlarının olduğu bölgede 1,000-2,000 metre sondaj yapılmasına izin veriliyor. Böyle bir proje teklifiyle nasıl halkın karşısına çıkıyorsunuz?”

Başlarken!

Her şeyde olduğu gibi haberin de hızlı tüketim maddesi haline gelmiş olmasından duyduğumuz rahatsızlık, bizi yavaş habercilik yapmaya yöneltiyor.

Bundan bir süre önce, birlikte bir şey yapmaya karar verdiğimizde, henüz ismimizi belirlememiş ve genel çerçevemizi oluşturmamıştık. Sadece hepimiz gazetecilik yapmak istiyorduk ve bunun için Kartacalı komutan Hannibal’ın sözündeki gibi ya bir yol bulacaktık ya da bir yol yapacaktık. Uzun tartışmalar sonunda bir yol yapmaya karar verdik ve bu yolu yürürken kullanacağımız ismin Kürtçe’de şimdi anlamına gelen Niha olmasını istedik. Günümüz dünyasında “şimdi” yani içinde bulunulan an, dijital ve yapay zeka bazlı teknolojinin hızı dolayısıyla çok fazla hissedilmeden geçip gidiyor. O kadar yoğun bir enformasyona maruz kalıyoruz ki, bir sözün, olayın ağırlığını hissetmek saniyelerle ölçülüyor. “Şimdi”min önemini vurgulamak için Niha’yı seçtik. Ancak bu ifade tek başına bizi tanımlamayacaktı. Çünkü, biz hızlıca akıp giden “Şimdinin ötesi”ne geçmek istiyorduk. O yüzden de yanına Plus’ı (+) koyduk. Böylece adımız Nihaplus (Niha+) oldu.

Her şeyde olduğu gibi haberin de hızlı tüketim maddesi haline gelmiş olmasından duyduğumuz rahatsızlık, bizi yavaş habercilik yapmaya yöneltiyor. Bu yüzden “son dakika” ya da “sıcağı sıcağına” haberlerimiz olmayacak. Ancak, bu, gündemi takip etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Gündemin önemli konu başlıklarını ayrıntılı bir şekilde alıp sunmayı hedefliyoruz. Dosya haberler, analiz odaklı yazılar ve derinlemesine gündem maddeleri önceliğimiz olacak. Çevremizde, yaşadığımız ülke ve bölgede, dünyada yaşanan her gelişmeyi, insan, hayvan ve doğa haklarını bütünlüklü bir biçimde ele alan hak odaklı, özgür basın haberciliğini esas alıyoruz. Ekolojik yıkımı, iklim krizini ve doğa talanını görünür kılmayı hedefliyoruz. Irkçı, milliyetçi, cinsiyetçi, sağlamcı, türcü, ayrımcı, nefret suçu kapsamına giren hiç bir söyleme yer vermiyoruz. Kadın ve LGBTI+ odaklı habercilikte eşit temsiliyet ilkesini uyguluyor, görünmez kılınan kimliklerini sesini görünür kılıyoruz.

Özcesi, Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Hak odaklı haberciliğe kendi penceremizden ve Kürtçe, Türkçe ve İngilizce yani üç dilde katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Kendimize çok büyük misyonlar yüklemiyoruz, çünkü gücümüzün farkındayız. Bu büyük okyanusta küçük bir damla olduğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu süreçte en önemlisi, belki de yarın öbür gün arkamıza dönüp baktığımızda, “utanmadığımız” bir iş yaptığımızı görmemiz olacaktır.

Biz başladık, sizi de bekleriz.

Niha+ Kolektifi

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.