Mayıs 2026 Birleşik Kralık seçimleri: Neler oldu?

Mayıs 2026 Birleşik Krallık seçimleri, Labour hükümeti için ciddi bir uyarı, Muhafazakar Parti için yeniden yapılanma baskısı, Reform UK için büyük bir fırsat ve iç siyaset açısından yeni bir dönemin işareti oldu. Bu seçimler, Birleşik Krallık siyasetinin artık daha parçalı, daha rekabetçi ve daha öngörülemez bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

Image: onlondon.co.uk

Geçtiğimiz ay Birleşik Krallık’ta yapılan seçimler, genel seçim olmamasına rağmen ülkenin siyasi yönelimini göstermesi açısından oldukça önemli bir dönüm noktası oldu. İngiltere’de birçok yerel yönetimin belirlendiği seçimler, İskoçya’da Parlamento seçimleri ve Galler’de Senedd seçimleri yapıldı. Bu seçimler, özellikle Labour (İşçi) Partisi hükümeti için ciddi bir uyarı sinyali verdi. 2024 genel seçimlerinde büyük çoğunlukla iktidara gelen Labour, yalnızca iki yıl sonra üç ülkede de seçmen desteğinde ciddi bir düşüş yaşadı.

Seçimlerin belki de en önemli sonucu siyasi parçalanmanın artması oldu. Birleşik Krallık siyaseti uzun süre Labour ve Conservative (Muhafazakar) Parti arasındaki rekabet üzerinden şekilleniyordu. Ancak 2026 seçim sonuçları, iki büyük partili sistemin zayıfladığını gözler önüne serdi. Reform UK sağ popülist bir alternatif olarak bu seçimde güç kazanırken, Yeşil Parti, Liberal Demokratlar, Plaid Cymru ve SNP gibi partiler de farklı bölgelerde seçmen desteğini artırdı. Bu durum, seçmenlerin artık geleneksel partilere “otomatik” olarak bağlı kalmadığını gösteriyor.

Mayıs yerel seçimlerinin İngiltere’de özellikle Labour için bir hayal kırıklığı olduğunu söylemek çok yanlış olmaz. 7 Mayıs’ta yapılan seçimlerde Labour, “kalesi” olarak tanımlanabilecek birçok yerde ya seçimleri kaybetti ya da buralarda oy oranında ciddi bir düşüş yaşadı. Reform UK ise, özellikle Brexit desteğinin yüksek olduğu bölgelerde başarılı seçim sonuçları elde etti. Göçmen karşıtlığıyla tepki çeken ve aynı zamanda son dönemlerde desteğini de artıran Reform UK, İngiltere’de bin 400’den fazla meclis üyesi elde ederek rakiplerini 2029 seçimleri için şimdiden baskı altına aldı. Reform UK’nin bu seçimlerde elde ettiği başarı, göç, ekonomik güvensizlik ve kamu hizmetleri gibi konuların seçmenler üzerinde hala güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor.

Bu seçimlerde Yeşil Parti önemli bir başarı göstererek 500’ün üzerinde meclis üyesi ve Londra’da iki belediye başkanlığı kazandı. Liberal Demokratlar da bir önceki seçime kıyasla meclis üye sayılarını artırdılar.

Mayıs 2026 Birleşik Krallık Seçimleri

Siyasi parçalanma, uyarı sinyalleri ve 2029 yol haritası analizi

Bölgesel sandalye dağılımları ve radikal değişim

Galler Senedd seçimleri

Plaid Cymru
43
Reform UK
34
Labour
9

İskoçya Holyrood seçimleri

SNP (İskoç Ulusal Partisi)
57
Reform UK
17
İskoç İşçi Partisi
17

İngiltere yerel seçimleri & alternatif güçler

İngiltere genelinde yapılan meclis üyeliklerinde geleneksel iki partili sisteme alternatif arayan seçmenler, sağ ve sol kulvarda radikal değişimlere imza attı:

1.400+
Reform UK Meclis Üyeliği

Özellikle Brexit desteğinin yüksek olduğu bölgelerde büyük başarı yakalayarak 2029 için dev bir baskı unsuru oluşturdu.

500+
Yeşil Parti Meclis Üyeliği

Londra’da iki belediye başkanlığı ve 500’den fazla sandalye kazanarak sol/ilerici seçmenin yeni odağı haline geldi.

Seçmen davranışını değiştiren temel dinamikler

Geleneksel partilere yönelik “otomatik” bağlılığın bitmesinin arkasında kronikleşen sorunlar yatıyor:

  • Ekonomik İstikrarsızlık & Yaşam Maliyeti: Seçmenler, 2024’teki iktidar değişiminin günlük hayatlarına yansımadığını düşünüyor.
  • Sağlık Hizmetleri (NHS) ve Kamu Krizi: Kamu hizmetlerindeki gerileme geleneksel partilere fatura ediliyor.
  • Göç ve Güvenlik Tartışmaları: Sağ popülist Reform UK’nin yükselişindeki ana yakıt haline geldi.

2029 genel seçimlerine doğru siyasi projeksiyon

Baskı altındaki Başbakan Keir Starmer, seçim sonuçlarının ardından istifa etmeyeceğini ve ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemeyeceğini açıklasa da hükümetin hareket alanı daralmıştır. Siyasetin artık çok daha parçalı, rekabetçi ve öngörülemez bir yapıya dönüştüğü bu yeni dönemde, Mayıs 2026 sonuçları tüm partiler için 2029 genel seçimlerine giden yolda sert birer uyarı niteliğindedir.

Özel HTML İnfografik Modülü | Yazıdan yola çıkarak yapay zeka araçlarına yaptırıldı.

Galler’de Labour sadece 9 sandalye kazandı

7 Mayıs’ta İskoçya ve Galler’de halk kendi ulusal parlamentolarının temsilcilerini seçmek için sandık başına gitti ve Reform UK bu iki ülkede de başarılı bir seçim sonucu elde etti. Galler’de Galler milliyetçisi Plaid Cymru seçimlerde en fazla sandalye (43) alarak, meclisteki en büyük parti olurken Reform UK 34 sandalyeyle ikinci parti oldu. Galler’de Labour sadece 9 sandalye kazanabildi.

İskoç parlamentosu (Holyrood) için yapılan seçimlerde İskoç Ulusal Partisi (SNP) seçimleri beşinci kez kazanmasına rağmen çoğunluğunu kaybetti. SNP, bu seçimlerde 57 sandalye kazanırken, Reform UK ve İskoç İşçi Partisi 17 sandalyeyle ikinci sırayı paylaştılar. İskoçya’daki seçimler, bağımsızlık meselesine hala seçmenlerin gündeminde çok önemli bir konumda olduğunu ama aynı zamanda yaşam maliyeti, NHS, kamu hizmetleri gibi konularında seçmenlerin oy kullanırken göz önüne aldığı konular oldu.

7 Mayıs seçimlerinin Labour açısından en önemli mesajı, 2024’teki büyük genel seçim zaferinin kalıcı bir güven oyu olmadığıdır. Baskı altındaki Keir Starmer hükümeti, seçmenlere ekonomik istikrar, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve siyasi güvenin yeniden kurulması sözü vermişti. Ancak 2026 seçimleri, birçok seçmenin bu değişimi henüz günlük hayatında hissetmediğini gösterdi. Starmer’ın seçim sonuçlarından sonra istifa etmeyeceğini ve ülkeyi “kaos” içine bırakmayacağını söylemesi, hükümetinin baskı altında olduğunu açıkça ortaya koydu.

Konut krizi, göç tartışmaları

2026 seçimlerinin daha geniş anlamı, Birleşik Krallık’ta artık daha güncel sorunların dikkate alındığı seçmen davranışı olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomik sorunlar, göç tartışmaları, kamu hizmetlerinin durumu, konut krizi ve siyasi güvensizlik seçmenlerin geleneksel oy verme alışkanlıklarını değiştiriyor. Bu nedenle Mayıs 2026 seçimleri, yalnızca yerel veya bölgesel bir seçim olmaktan ziyade, 2029 genel seçimine giden yolda önemli bir yol haritası olarak partileri ciddi uyarılar verdi.

Mayıs 2026 Birleşik Krallık seçimleri, Labour hükümeti için ciddi bir uyarı, Muhafazakar Parti için yeniden yapılanma baskısı, Reform UK için büyük bir fırsat ve iç siyaset açısından yeni bir dönemin işareti oldu. Bu seçimler, Birleşik Krallık siyasetinin artık daha parçalı, daha rekabetçi ve daha öngörülemez bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

“Starmerizm”in çöküşü

“Yüzleştiğimiz şey, ortak bir başarısızlıklar silsilesidir. Siyasi doğrultuda köklü bir değişim olmadığı sürece, lideri değiştirmek tek başına yeterli olmayacaktır.”

Foto: CGTN

İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Jon Trickett‘ın Tribune için kaleme aldığı bu makaleyi Niha+ okurları için Türkçe’ye çevirdik.

Britanya’nın uzun süredir devam eden ekonomik ve sosyal krizi çözümsüzlüğünü koruyor. Kapitalist sınıfın Londra’da birkaç kilometrekarelik alana toplanmış ufak bir kesimi ise hakimiyetini giderek artırıyor. Patronların, kâr oranlarını yakalamaya çalışmasıyla birlikte pek çok sektörde ücretlerde acımasız ve aşağı yönlü bir baskı yaşanıyor. Çalışarak elde edilen gelirler düşerken fiyatlar ise artıyor ve barınma masrafları da birçok kişiyi zorluyor. Bu durum da sosyal yardımlara olan bağımlılığın giderek artmasına yol açıyor. Birbiri ardına gelen hükümetler, büyük şirketlerin vergilerini düşürmeye çalıştıkça kamu hizmetlerinin ve şu sıralar inandırıcı bir siyaset yürütmekte zorlanan Britanya devletinin bizzat kendisinin üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadırlar.

Egemen sınıfın bir kesimi, Brexit’in üzerlerindeki baskıları hafifletebileceğini düşünmekteydi ancak referandumdan neredeyse on yıl sonra, AB’den çıkışımız yeni bir iktidar bloku ortaya çıkarmayı başaramadı. Ortaya çıkan sonuç, süregelen bir hegemonya krizi olarak karşımızda durmaktadır. Egemen sınıfın ülkeyi yönetmek için bel bağladığı uzlaşı çökmüş durumda. Siyasetin işlemediğine dair baskın gelen hissin altında yatan asıl açıklama da işte budur.

Bu haftaki yerel seçimler Birleşik Krallık’ın belirli bölgelerinde yapılmış olsa da, ülkenin genel ruh halini net bir şekilde yansıttı. Seçmen, göz ardı edilemeyecek bir karar verdi. İngiltere, Galler ve İskoçya genelinde seçmenler, büyük kitleler halinde İşçi Partisi‘nden ve Muhafazakârlar‘dan yüz çevirdi.

Galler’de bu iki partiye olan destek eriyerek Plaid Cymru ve Reform UK‘e kaydı. Bir zamanlar İşçi Partisi’nin sarsılmaz bir kalesi olduğu varsayılan Londra’da, Yeşiller‘in ilerleyişi bir tepki oyundan çok daha derin bir anlama sahip. Bu anlam da, İşçi Partisi’nin artık ilericilerin sözcülüğünü yapmadığına dair giderek artan inançtır. İskoçya’da İskoç Ulusal Partisi (SNP) yeniden seçimlerde üstünlük sağladı ve Reform, İşçi Partisi’ni üçüncü sıraya itti. Nigel Farage’ın partisinin diğer yerlerde elde ettiği kazanımlar ise hükümetin de oluşumuna katkıda bulunduğu yabancılaşmanın boyutlarını yansıtıyor.

Seçmenler, Muhafazakârları daha 2024’te zaten akıllarından silmişti. Pek çok kişiyse büyük kaygılar taşımalarına rağmen İşçi Partisi’ne yönelmişti. Keir Starmer ve kendi kanadı, rüzgarın tersine estiğini fark etti ve manifestolarını tek bir kelime üzerine inşa etmeye karar verdi: Değişim. Ancak bu, krizin boyutunu kavramaktan uzak bir tutumdu. Starmer ve kliği, iktidarda yalnızca yetkin bir yönetim sergilemeleri halinde ekonomik döngünün Britanya’nın giderek artan ekonomik sorunlarını çözeceğine inanmaya devam ettiler.

Aynı klik ayrıca, Muhafazakârları köşeye sıkıştırmak ve Starmer’ı Farage’ın karşısına konumlandırmak umuduyla merkez sağdaki alanı ele geçirmeyi amaçlayan bir siyasi strateji benimsedi. Bunu yaparken de ilerici seçmenlere İşçi Partisi’ni terk etmekten başka bir seçenek bırakmadılar. Gazze konusundaki savunulamaz tutumları, BAME (Siyahi, Asyalı ve Etnik Azınlık) toplumunun bazı kesimlerinin partiden uzaklaşmasına yol açtı. Aynı zamanda yaşam standartlarını yükseltme konusundaki başarısızlıkları, işçi sınıfı seçmenlerini zor durumda bıraktı. Sonuç, hem sağda hem de solda oluşan bir boşluk oldu. Hayal kırıklığı, kayıtsızlık ve öfke, en belirgin duygusal tepkiler haline geldi. Bugün yerel seçim sonuçları art arda gelirken bu dramatik tabloyu net bir şekilde görüyoruz. İşçi Partisi, kendi kalesi konumundaki bölgelerde ezici bir çoğunluktan tam bir çöküşe sürüklendi.

Britanya’nın üç yıl içinde demokratik dönemin en sağcı hükümetini seçmesine dair artık ciddi bir tehlike söz konusu. Bu felaketin sorumluluğuysa doğrudan İşçi Partisi liderliğine aittir. Starmer ve kendi kanadı, partiyi seçim bağlamında tam bir çıkmaza sürükledi. Bu reddedilişin boyutu, onun parti liderliğine devam etmesini sürdürülemez kılıyor. Starmer, işçi hareketinin ve ülkenin iyiliği için, artık görevi bırakmasına ilişkin net bir takvim belirlemelidir.

Ancak bu noktada dürüst olmamız gerekiyor. Kabine, kendi sonunu hazırlayan bu stratejiyi topluca onaylayıp hayata geçirdi ve birçok İşçi Partisi milletvekili de bunu istekli şekilde destekledi. Yüzleştiğimiz şey, ortak bir başarısızlıklar silsilesidir. Siyasi doğrultuda köklü bir değişim olmadığı sürece, lideri değiştirmek (gerekli olsa dahi) tek başına yeterli olmayacaktır.

Parti içinde alternatif sesler de vardı. Birçoğumuz; temel hizmetlerin kamu mülkiyetine alınması, adil servet vergileri, kira kontrolleri ve dezavantajlı topluluklara sahici yatırımlar yapılması gibi politikaları defalarca savunduk. Starmer’ın kanadı ise görüşlerimizi sadece görmezden gelmekle kalmadı, aynı zamanda onları açıkça aşağıladı.

Şu an ihtiyaç duyulan şey, aynı şeyleri vaat etmeye devam edecek popüler başka bir isme yönelik kontrollü bir geçiş değildir. İhtiyacımız olan şey bir hesaplaşmadır. İşçi Partisi, hareketin tüm kanatlarının katılabileceği şekilde geleceği üzerine sahici ve demokratik bir tartışma yürütmelidir. Mevcut gidişata karşı uyarıda bulunanlar, bu tartışmanın merkezinde yer almalıdır.

Özel çıkarları kamu yararının üstünde tutan siyasi bir ideoloji, ülke genelinde derin bir huzursuzluk yarattı. Bu, tek bir partinin veya tek bir liderin suçu değildir. Aksine, Margaret Thatcher’dan bu yana gelen her yönetime uzanmaktadır. Bu mirastan kopmaya yönelik sahici bir irade gösterilmedikçe, siyasetçilerin değişim vaatleri kulağa boş gelmeye devam edecektir.

Bu seçimlerin verdiği mesaj daha net olamazdı. İnsanlar seslerinin duyulmadığını ve temsil edilmediklerini hissediyorlar. Bu yüzden de İşçi Partisi’nin mevcut gidişatına kitlesel olarak geçit vermediler. Buna politikaların, önceliklerin ve hedeflerin dönüştürüldüğü yeni bir mutabakatla yanıt vermeliyiz. Britanya solu için acil stratejik sorular, İşçi Partisi’nin ve mevcut hükümetin kaderinin ötesine geçmektedir. Aşırı sağ siyasete karşı direnişin temel direği olmakla gurur duyuyoruz. Önümüzdeki görev, bu direnişi ulusal çapta ilerici bir yenilenme sürecine; yani zenginliği üreten ve hizmetlerimizi ayakta tutan işçi sınıfına hizmet edecek bir siyasete dönüştürmektir. Başka hiçbir şey yeterli olmayacaktır. Seçmen sözünü söylemiştir.

Birleşik Krallık’ta göçmenlik düğümü: Gözler Mayıs’ta

Sibel Güler, Birleşik Krallık’taki İşçi Partisi hükümetinin yaklaşık 1,6 milyon göçmeni doğrudan etkileyecek yeni düzenlenlemelerini ve yarattığı belirsizliği sorguluyor.

Sibel Güler yazdı.

Birleşik Krallık’ta yaşayan göçmenler, yaklaşık bir yıldır büyük bir belirsizlik atmosferinin içinde bulunuyor. Mayıs 2025’te İşçi Partisi hükümeti tarafından yayımlanan ve kamuoyunda “White Paper” olarak bilinen Göçmenlik Bülteni, göçmenlik sisteminde bazı değişiklikler önermiş, söz konusu öneriler Şubat 2026’ya kadar kamu görüşüne açılmıştı. Bu sürece ek olarak, İçişleri Bakanı Shabana Mahmood’un geçtiğimiz Kasım ayında yaptığı açıklamayla göçmenlerin yaşadığı belirsizlik katlandı. Mahmood, göçmenlerin kalıcı oturum hakkı (indefinite leave to remain) elde edebilmesi için gereken sürenin ciddi biçimde artırılacağını duyurdu. Düzenlemenin geriye dönük olarak da uygulanacağının açıklanması göçmenlerin tepkisini çekerken, izlenen politika iktidardaki İşçi Partisi içinde görüş ayrılıklarına neden oldu.

Önerilen değişiklikler neler?

Gündemdeki düzenleme Birleşik Krallık’a yalnızca yeni gelecek göçmenleri değil, halihazırda ülkede yaşayan ve 2026 ile 2030 arasında kalıcı oturum kazanabilecek yaklaşık 1,6 milyon göçmeni de doğrudan ilgilendiriyor. Tartışılan en önemli değişiklik, kalıcı oturum için gereken sürenin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması.

Bu 10 yıllık sürenin ise belirli şartlara bağlanması öngörülüyor:

  • Sosyal yardım almamak
  • Ulusal Sigorta katkı paylarını düzenli ödemek
  • Sabıka kaydının bulunmaması
  • Yüksek seviyede İngilizce bilmek
  • Toplum içinde gönüllü faaliyetlere katılmak

Bununla birlikte, kalıcı oturum için gerekli sürenin duruma göre değişebileceği de belirtiliyor. Buna göre:

  • İngilizceyi lisans düzeyinde konuşabilenler için süre 9 yıl olacak
  • Daha yüksek vergi diliminde olanlar 5 yılda, en üst vergi dilimindekiler ise 3 yılda kalıcı oturuma hak kazanabilecek
  • Kamu hizmetinde çalışanlar 5 yıl sonunda bu hakka erişebilecek
  • Gönüllü faaliyetlerde bulunanlar için süre 5 ila 7 yıl arasında değişebilecek
  • 12 aydan az sosyal yardım alanlar 15 yılda, 12 aydan fazla alanlar ise 20 yılda kalıcı oturum elde edebilecek
  • Belgesiz ve “suç sayılan” yollarla Birleşik Krallık’a gelen mülteciler ise ancak 30 yıl sonra kalıcı oturum alabilecek
  • Yasal yollarla gelip iltica hakkı kazanan mülteciler de 20 yıl sonra kalıcı oturuma başvurabilecek
  • Mülteci statüsünden çalışma ya da öğrenci vizesine geçenler ise daha erken kalıcı oturum hakkı elde edebilecek

İlk kurban mülteciler!

Mahmood’un Mart ayında açıkladığı ve 2 Mart 2026 itibarıyla yürürlüğe giren bir diğer düzenleme ise mülteci statüsüne ilişkin. Buna göre, bu tarihten sonra mülteci statüsü kazananlara yalnızca “geçici koruma” verilecek.

Yeni sistemde, ilticası kabul edilen kişilerin statüsü her 2,5 yılda bir yeniden değerlendirilecek. İnceleme sonucunda geldikleri ülkenin “güvenli” ilan edilmesi halinde bu kişiler sınır dışı edilebilecek. Güvenlik riskinin sürdüğüne karar verilirse, süresiz oturum hakkı için 20 yılın tamamlanması gerekecek. Oysa önceki uygulamada mültecilere genellikle 5 yıllık koruma veriliyor ve bu sürenin sonunda kalıcı oturum başvurusu yapılabiliyordu.

Bu değişiklik, Birleşik Krallık’ın iltica sisteminde son 30 yılda yapılan en kapsamlı değişikliklerden biri olarak değerlendiriliyor. Mahmood’un hayata geçirdiği bu model, insan hakları açısından sert şekilde eleştirilen Danimarka sığınma sisteminden esinlenerek hazırlanan bir model.

Mahmood, düzenlemenin amacını Birleşik Krallık’ın düzensiz göç için bir “çekim merkezi” olmasının önüne geçmek olarak açıklarken, hükümet de artan sığınma başvurularının kamu hizmetleri üzerindeki yükü artırdığını, bu nedenle bu düzenlemeye gidildiğini savunuyor.

Öte yandan Birleşik Krallık medyasında farklı bir yorum öne çıkıyor. Hükümetin, göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Nigel Farage liderliğindeki sağcı Reform UK partisinin yükselişine karşı bu düzenlemeyi yaptığı dile getiriliyor. Hükümetin göçmen politikaları “aşırı sağa hitap etmekle” eleştirilirken, Farage ise İçişleri Bakanı’nın “bir Reform Partisi destekçisi gibi konuştuğunu” dile getirdi. Aşırı sağcı aktivist Tommy Robinson ise hükümetin yaptığını “vatanseverler için bir zafer” olarak nitelendirdi.

Göçmenler ve sivil toplumdan tepki

Göçmenler ve sivil toplum örgütleri (STÖ) ise düzenlemeleri yoğun biçimde eleştiriyor. Göçmen kuruluşları, bu değişikliklerin göçmenler için daha fazla belirsizlik yaratacağını, oturum hakkı almanın uzaması nedeniyle göçmenler üzerinde önemli mali ve ruh sağlığı problemlerinin oluşacağını vurguluyor.

Özellikle mültecilerin her 2,5 yılda bir değerlendirmeye tabi tutulması, sürekli bir belirsizlik ve güvencesizlik hali yaratacağı gerekçesiyle sert eleştiriliyor. Sivil toplum temsilcileri bu durumu açıkça “işkence” olarak tanımlıyor.

Birleşik Krallık’a 5 yıl sonunda kalıcı oturum alabilecekleri beklentisiyle gelen göçmenler ise kendilerini “kandırılmış” hissediyor. Türkiye’den “Nitelikli İşçi Vizesi” ile gelen bir işletme yöneticisinin sözleri bu duyguyu özetliyor: “Evimi satıp geldim. Şimdi geri dönsem Türkiye’de bir ev alamam. Kalsam ne kadar süre göçmenlik dairesi kapısında sürüneceğim belli değil. Resmen kandırıldık.”

Migrants’ Rights Network’ün, göçmenlerin başlattığı “Not a Stranger” kampanyasıyla birlikte yürüttüğü ve göçmenlerin görüşlerini öğrenmeyi amaçlayan anketin sonuçları da tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor:

  • Katılımcıların büyük çoğunluğu yüksek düzeyde hayal kırıklığı (%80), endişe (%79), kaygı (%75) ve yalnızlık (%47) yaşadığını belirtirken, umut düzeylerinin düşük olduğunu ifade ediyor
  • %81’i göç sisteminin tüm göçmenlere eşit davranmadığını düşünüyor
  • %92’si göç konusundaki kamusal söylemin kötüleştiğini ve ırkçılığın arttığını dile getiriyor
  • %69’u ise mevcut atmosferin, uzun vadede Birleşik Krallık’ta kalıp kalmama kararlarını sorgulamalarına yol açtığını söylüyor.

İşçi Partisi içinde gerilim

Göçmenlik düzenlemeleri üzerinden yürüyen tartışmalar, İşçi Partisi içinde de gerilimi tırmandırıyor. Parti içindeki görüş ayrılıkları giderek daha görünür hale gelirken, bazı milletvekilleri düzenlemeleri gerekli görüyor; diğerleri ise hükümetin göç politikalarının hem yanlış olduğunu hem de insan haklarına aykırı olduğunu savunuyor.

İşçi Partisi milletvekili Tony Vaughan değişikliklere karşı çıkarak 100 meslektaşı tarafından imzalanan bir mektubu içişleri bakanına gönderdi. Vaughan BBC’ye yaptığı açıklamada izlenen politikanın nitelikli göçü caydıracağını ve bunun hazineye “milyarlarca” pounda mal olacağını belirtti.

Öte yandan, İçişleri Bakanı Mahmood’un yeni kuralları yalnızca ülkeye yeni gelecek göçmenlere değil, halihazırda Birleşik Krallık’ta bulunanlara da uygulama niyeti, partinin eski genel başkan yardımcısı Angela Rayner tarafından “İngiliz değerlerine aykırı” sözleriyle eleştirildi. Kulislerde, Rayner ile birlikte Emily Thornberry dahil olmak üzere önemli isimlerin, özellikle halihazırda ülkede bulunanlar ve kamu sektöründe kritik görevlerde çalışan göçmenler için muafiyet talep ettiği konuşuluyor.

Hükümetin göçmenlik düzenlemelerine karşı çıkan İşçi Partili milletvekilleri, bakanların geri adım atmaması halinde Parlamento’da sembolik bir oylamayı zorlayarak parti içindeki bölünmeleri görünür kılmakla tehdit ediyor.

İçişleri Bakanlığı ise düzenlemelere ilişkin kamudan 200 bin görüş alındığını ve değişikliklerin halihazırda Birleşik Krallık’ta bulunanlara nasıl uygulanacağının hala değerlendirildiğini açıkladı.

Sınav Mayıs’ta

Göçmenlik düzenlemeleri konusunda Mayıs ayında Birleşik Krallık Parlamentosu’nda yapılacak görüşmeler kritik önem taşıyor. Ancak 7 Mayıs’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler de bu görüşmeler kadar kritik. Kamuoyu yoklama uzmanlarına göre, İşçi Partisi’nin göçmenlik düzenlemeleri dahil birçok politikası bu seçimlerde sınavdan geçecek.

Uzmanlar, özellikle göçmen nüfusun yoğun olduğu Londra başta olmak üzere pek çok seçim bölgesinde İşçi Partisi’nin ciddi oy kaybı yaşayacağını düşünüyor.