BM Kadın Birimi: 1 milyon kadına destek kesildi

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi tarafından yayımlanan “Kırılma Noktasının Ötesindebaşlıklı güncel rapora göre, küresel insani yardım fonlarının kesilmesi sebebiyle kadın hakları odaklı çalışma yapan örgütlerden %88’i kadın ve kız çocuklarının mevcut ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Fotoğraf: UN Women

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi’nin (UN Women) “Kırılma Noktasının Ötesinde – İnsani Yardım Alanlarındaki Fon Kesintilerinin Kadın Örgütleri Üzerindeki Süregelen Etkisi” adlı 2026 tarihli raporu, uluslararası insani yardım fonlarındaki kesintilerin kriz bölgelerindeki kadın ve kız çocuklarının durumunun Ocak 2025 öncesi verilerine kıyasla kötüleştiğini ortaya koydu.

52 ülkede kadın hakları savunucusu 855 örgütle yapılan bir anket ve nitel görüşmelere göre hazırlanan araştırma, 855 örgütün %33’ünün kapandığını veya kriz durumunda olduğunu belirtti. Örgütlerin yaklaşık %59’unun Ocak 2025 öncesine kıyasla daha az kadına ulaşabildiğini grafikle gösteren rapor, bu durumun daha önce destek alan yaklaşık bir milyon kadın ve kız çocuğunun artık insani yardımdan mahrum kalması anlamına geldiğini söyledi.

Katılımcıların %41’i önümüzdeki bir yıl içinde faaliyetlerini tamamen askıya almayı veya kapanmayı olası görürken örgütlerin %45’inin ise yalnızca 6 ay veya daha az süre yetecek fonu kalmış durumda. Rapora göre bu durumdaki kurumlar, nitelikli personelini kaybediyor ya da çalışanların maaşlarını düşürmek zorunda kalıyor.

Kadınlar kapıdan geri çevriliyor

Ankete katılan örgütlerin %84’ü destek talep eden kadın ve kız çocuklarının sayısının arttığını belirtirken %88’i ise mevcut ihtiyaç düzeyini karşılayamadığını doğruladı. Buna göre faal durumdaki örgütlerin yarısı, kapasite yetersizliği nedeniyle yardım arayan kadınları kapıdan geri çevirmek zorunda kaldı.

Venezuela’daki bir kadın örgütünden birisi, bu durumu örneklendirerek şu ifadeleri kullandı:

“Yapılan kesintiler, artık kurumumuzda bulunmadığı için vitamin alamayan hamile kadınları da etkiledi. Kendilerine zarar veren genç kızlar ise destek personeli eksikliği ve ilgili hizmetlerin yaşadığımız bölgelerden uzakta olması nedeniyle gereken bakımı alamıyor.”

Endonezya’dan bir anket katılımcısı ise eskiden 500 kadına ve kız çocuğuna ulaştıklarını fakat şu an yıllık bazda bu sayının 300 civarında olduğunu söyledi.

Kesintilerden en çok etkilenen alanların kadınların güvenliği ve iyileşmesini sağlayan programlar olduğunu belirten raporda, geçim kaynaklarını güçlendirme programları, kadın merkezleri ve güvenli alanlar, şiddet mağdurlarına yönelik vaka yönetimi, eğitim, hukuki destek, psikososyal destek ile cinsel sağlık hizmetlerinin en çok kısıtlanan hizmetler arasında olduğu ifade edildi. Bu hizmetlerin daralmasının da özellikle çatışma bölgelerinde yaşayan, engelli, yerinden edilmiş ve tek ebeveynli hanelerde yaşayan kadınlar için riskleri daha da arttırdığı belirtildi.

Kadın örgütlerinin gözlemlerine göre destek sistemleri daralırken kadınların karşı karşıya kaldığı tehlikeler de ters orantılı olarak arttı. Örgütlerin neredeyse tamamı kadınlar arasında ekonomik kırılganlığın arttığını belirtirken %88’i ruh sağlığı sorunlarında ve psikolojik zararlarda artış gözlemledi. Yine örgütlerin %86’sı toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, %72’si ise erken yaşta ve zorla evliliklerin tırmandığını da aktardı. Ayrıca kız çocuklarının okulu bırakma oranlarında ve hayatta kalabilmek için takas usulü sekse (survival sex) başvurma oranlarında da artışlar raporlandı.

Talepler: Donörlere doğrudan erişim

Rapor, uluslararası fon donörlerinin ve insani yardım aktörlerinin finansman yaklaşımını kökten değiştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Donörlerin %43’ünün fonları doğrudan yerel aktörlere aktarmak yerine büyük uluslararası sivil toplum kuruluşlarını tercih etmesi yerel kadın örgütlerinin önündeki en büyük engellerden biri.

Kadın örgütleri çok yıllı ve esnek fonların önceliklendirilmesini, donörlere doğrudan erişimi, aracı kurumların azaltılmasını, fonların doğrudan yerel yapılara ulaşmasını, finansmanın sadece kısa vadeli projelere sıkıştırılmamasını ve kirası, idari giderler ve personel maaşları gibi temel maliyetleri de kapsamasını talep etti.

Raporda yer alan ülkeler arasında Afganistan, Cezayir, Ermenistan, Bangladeş, Brezilya, Burundi, Kamboçya, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kolombiya, Kongo, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Ekvador, Mısır, Etiyopya, Guatemala, Haiti, Honduras, Endonezya, Irak, Ürdün, Kenya, Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti, Lübnan, Liberya, Libya, Malavi, Mali, Moğolistan, Mozambik, Myanmar, Nepal, Nijer, Nijerya, Filistin, Pakistan, Filipinler, Moldova Cumhuriyeti, Suudi Arabistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Güney Sudan, Sudan, Suriye Arap Cumhuriyeti, Timor-Leste, Türkiye, Uganda, Venezuela (Bolivarcı Cumhuriyeti), Yemen ve Zimbabve var.

BM Kadın Birimi’nin raporu, bu durumun düzelmesine ilişkin bir adım atılmadığı müddetçe faturanın “bekleyecek vakti olmayan savunmasız kadın ve kız çocuklarına” kesileceğini söyledi. Raporun sonuç kısmında işe şu ifadeler kullanıldı:

“İçinde bulunduğumuz dönem, yerelleştirme ve cinsiyet eşitliğine dair uzun süredir var olan taahhütleri hayata geçirmek ve yerel kadın liderliğindeki kuruluşlar ile kadın hakları örgütleriyle adil ortaklıkları güçlendirmek adına bir fırsat sunuyor. Bunlar yeni talepler değil. Bu raporun ortaya koyduğu şey ise, söz konusu taleplerin karşılanmamasının yol açtığı yıkıcı bedele dair kanıtlardır.”

Raporun tamamı için tıklayın.

Özgür Özel yönetimi olağanüstü kurultay için mahkemeye başvurdu

CHP’nin seçilmiş yönetimi, partiyi olağan üstü kurultaya götürecek üç kişilik çağrı heyetinin oluşturulması için Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

Özgür Özel, Foto: Agos

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel yönetimi, bugün (14 Temmuz) olağanüstü kurultayın toplanması için Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Özel yönetimi, yaptığı başvuruda olağanüstü kurultayı toplamak için üç kişilik bir çağrı heyeti görevlendirilmesini talep etti.

Başvurunun ardından kamuoyuyla paylaşılan bilgi notuna göre sürecin başlangıcı Haziran ayına dayanıyor. Parti kurultayının 833 delegesi, “parti içi demokratik meşruiyetin yeniden tesis edilmesi ve partinin en yüksek karar organı olan Kurultayın toplanması” gerekçesiyle ortak gündemli ve noter onaylı bir olağanüstü kurultay talebinde bulundu. Söz konusu sayı ise kurultay üye tam sayısının üçte ikisinden fazlasına karşılık geliyor.

İmzalar, CHP Tüzüğü’nün öngördüğü 15 günlük süre içinde toplanarak 17 Haziran 2026’da Genel Merkez’e teslim edildi. Ancak aradan geçen sürede kurultay çağrısı yapılmaması sebebiyle Özel kanadı, delegelerin ortak iradesinin sonuçsuz bırakıldığını savunuyor.

“Parti yönetiminin takdirine bırakılamaz”

Dava, Medeni Kanunu’nun 75. maddesine dayandırılırken ilgili madde, yönetim organının genel kurulu toplantıya çağırmaması hâlinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hukuk hâkimine üç üyeyi bu görevle yetkilendirme imkânı tanıyor. Dilekçede, isimleri sonradan bildirilecek üç kurultay delegesinin olağanüstü kurultayı toplamakla görevlendirilmesi isteniyor.

Bilgi notunda Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına da atıf yapıldı. Ayrıca, yeterli sayıda delegenin kurultay isteminin parti yönetiminin takdirine bırakılamayacağı, bu iradenin parti yönetimini hukuken bağladığı öne sürüldü. Açıklamada davanın amacı, 833 delegenin kanundan ve tüzükten doğan haklarını kullanabilmesi, parti içi demokratik işleyişin sağlanması ve partinin en yüksek karar organı olan kurultayın toplanması olarak belirtildi.

Emre: “Heyet, yalnızca kurultayı toplamakla görevli olacak”

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, dün (13 Temmuz) yaptığı açıklamada mahkemenin görevlendireceği heyetin yetkisinin sınırlarını da belirtmişti. Emre’ye göre üç kişilik çağrı heyeti yalnızca kurultayı toplamakla görevli olacak ve maaş ödemeleri dışında herhangi bir harcama ya da idari işlem yapamayacak.

Keskin Bayındır: “Süreç güzel sözlerle yürüyemeyecek aşamada”

Kendisini fesheden PKK’nin 30 gerillasının Irak’ın Süleymaniye şehrinde silahlarını yakmasının üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıllık süreçte Kürt tarafının üzerine düşeni yaptığını söyleyen DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, iktidarın ve hükümetin ise beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

11 Temmuz 2025 tarihinde Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşen silah yakma töreni, Foto: Yeni Yaşam gazetesi

11 Temmuz 2025 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye şehrinde bulunan Casene Mağarası’nda 30 PKK gerillasının silahlarını yakma törenin üzerinden tam bir yıl geçti.

Kendilerini Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak tanıtan PKK gerillaları, silahlarını yakmadan önce yaptıkları açıklamada”Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz. Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz” ifadelerini kullandılar.

DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Foto: İlke Tv

“Demokratik siyasetin önü açan bir adımdı”

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, bir yıl önce gerçekleşen törende silahların yakılmış olmasını, “Gömülen silahlar çıkarılır, kırılan silahlar onarılır, bırakılan silahlar yeniden alınır ama yakılan silahlar bir daha kullanılamaz” sözleriyle değerlendiriyor. PKK’nin 12. Kongresi’nde silahlı stratejik olarak bir mücadele aracı olmaktan çıkardığını hatırlatarak, 11 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleşen töreni de demokratik siyasetin önünü açan somut bir adım olarak yorumluyor:

“Aynı samimiyeti göremedik”

“Sayın Öcalan ve PKK, o günden bu yana üzerlerine düşenleri fazlasıyla yerine getirdiler ve süreçte samimi olduklarını gösterdiler” diyen Bayındır, aynı samimiyeti ve ciddiyeti devlet ve iktidardan göremediklerini belirtiyor.

Meclis’te kurulan Komisyon’un önemli bir adım olduğunu kaydeden DBP Eş Başkanı Keskin Bayındır yazılan raporda “Kürt sorunu” ifadesinin geçmemesini hatırlatıyor: “Biz yine de barışta ve çözümde ısrarcı olduk. Süreç aylarca ‘mağaralar’ meselesine indirgendi, ‘teyit ve tespit’ denen ama süreci yavaşlatmaktan başka bir işe yaramayan mekanizmalarla sürecin önü tıkandı. Doğrusunu söylemek gerekirse devlet ve iktidar bu bir yıllık süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten uzak kaldı. Buna rağmen Sayın Öcalan’ın ısrarlı barış arayışı sürecin devamını sağladı.”

“Somut adım bekleniyor”

Bölgesel ve uluslararası medyanın ve pek çok ülke yetkilisinin tarihi bir adım olarak değerlendirdiği bu törenin ardından geçen bir yılda Kürt tarafının “Kürt sorununu çözümü”, Türkiye’deki iktidarın ise daha çok silahsızlanmanın gerçekleşmesi çerçevesinde ele aldığı süreç, son aylarda “çerçeve yasa” etrafında gelişen tartışmalara kilitlenmiş durumda.

Geçen bir yıllık süreçte toplumun ve demokratik siyasetin, iktidardan somut adım beklendiğini sözlerine ekleyen Bayındır, sürecin, “güzel sözler ve temennilerle yürüyemeyecek aşamaya” geldiğini düşünüyor: “Yasal adımlar elzem hale gelmiştir. Çünkü demokratik siyasetin önünü hukuki anlamda çerçeve yasa açacaktır.”

Bayındır bekledikleri yasaya dair şunları belirtti:

“Bu yüzden, çerçeve yasanın bütünlükçü, kapsayıcı bir şekilde Meclis’e gelmesi gerekiyor. Yasaya dair bir bilgimiz yok, bize gelen bir şey olmadı. Bu yasaya ilişkin basına bir takım söylemler düştür. Şayet, basında çıkan haberler doğru ise yasanın sürece katkısı olmayacaktır.

“Bu süreç, yüz yılı aşan bir meseleyi şiddet sarmalından hukuk zeminine çekme sürecidir. Geleceği konuşulan çerçeve yasa teklifini Sayın Öcalan ‘Kök Yasa’ olarak değerlendirdi. Kök yasa kök hücre gibi kendisinden yeni yasalar çıkarabilecek bir yasa olmalıdır. Kapsayıcı ve bütünlüklü, şiddet zeminini tümüyle ortadan kaldırabilecek güçte olmalıdır. Palyatif yasa teklifleri, pişmanlığı dayatan kanunlarla bu zemin sağlanamaz.”

“Sayın Öcalan’ın hukuki statüsü mutlaka olmalı”

Keskin Bayındır Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair de beklentileri olduğunu kaydediyor. Bayındır’a göre sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın hukuki statüsünün mutlaka olması gerekiyor:

“Sayın Öcalan, ‘Ben bu haliyle daha fazla devam edemem’ diyorsa ve devlet müzakereleri yürütmek istiyorsa bu sorunu çözmelidir. Sayın Öcalan’ın hukuki statüsü bizler için Kürt halkının statüsüdür. Yaklaşımın bu ciddiyette olması gerekmektedir.

“Savaşı sonlandırma potansiyeli taşıyan ve Kürt meselesinin demokratik çözümünü hedefleyen bu süreç aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesine de kapı aralama sürecidir. Bunu aynı zamanda tarihi bir fırsat olarak da görmek gerekiyor. Bu gerçekliğe rağmen, ayrı ayrı ele alındığında sürecin yürümesi mümkün hale gelmez. Silah bırakan gerilla demokratik siyaset yapabilmeli, tüm toplumsal alanlarda üretim içine girebilmelidir. Barış gündelik siyasete göre, siyasi ajandalar ve seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Herkesin bu hassasiyetle bakması gerektiğini düşünüyorum.”

Yeni Dönemin Sinyalleri
1 Ekim 2024 Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti sıralarıyla tokalaşması.

1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında yaşanan dikkat çekici bir temas, kamuda “yeni bir siyasi iklimin” habercisi olarak yorumlandı. Bahçeli, DEM Parti sıralarına giderek Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve diğer milletvekilleriyle tokalaştı. Bu jest hem Meclis salonunda hem de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Gazetecilerin bu tokalaşmanın anlamını sorması üzerine Bahçeli, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde de barışı tesis etmeliyiz” dedi.

Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “Artık şu hakikat kabul edilmelidir. Bugün İsrail saldırganlığına karşı hem içeride hem dışarıda çatışma alanlarından çok uzlaşma zeminlerinin öne çıkarılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

22 Ekim 2024 Bahçeli’nin grup toplantısındaki Öcalan çağrısı.

Bu açıklamaları takiben 22 Ekim 2024’te Bahçeli, partisinin grup toplantısında, Öcalan’a doğrudan seslenerek şu çağrıyı yaptı: “Tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiği, örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığını gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. …Hodri meydan, buna varız.”

24 Ekim 2024 Ömer Öcalan’ın İmralı mesajı.

24 Ekim 2024’te ise DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, bir gün önce İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüklerini açıkladı ve Öcalan’ın şu mesajını paylaştı: “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.”

Kayyımların ve Yasakların Gölgesinde Bir Süreç!
30 Ekim 2024 Ahmet Özer’in tutuklanması ve kayyım süreci.

Ancak Kürt meselesinde çözüme ve barışa yönelik bu işaretler, devam eden kayyım atamaları ve yasak kararlarıyla gölgelendi. İçişleri Bakanlığı’nın uygulamaları, “Gerçekten Kürt meselesinde çözüm isteniyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Yerel seçimlerde CHP ve DEM Parti arasında yapılan “kent uzlaşısı” kapsamında Esenyurt Belediye Başkanı seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Ertesi gün yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak atandı.

Kasım 2024 DEM Partili belediyelere kayyım atamaları.

Ardından Kasım 2024’te, sırasıyla DEM partili Mardin, Batman, Urfa Halfeti, Dersim ve Van Bahçesaray belediyelerine de belediye eş başkanlarının “terör” cezaları gerekçe gösterilerek kayyım getirildi.

21 Kasım 2024 Öcalan’a getirilen yeni avukat görüş yasağı.

Tüm bunların üzerine, 21 Kasım 2024’te, Öcalan’la görüşme talep eden Asrın Hukuk Bürosu avukatları müvekkilleri Öcalan’a 6 Kasım’da yeni bir altı aylık avukat görüş yasağı getirildiğini öğrendi.

26 Kasım 2024 Bahçeli’nin temas çağrısını yinelemesi.

26 Kasım’da Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda “22 Ekim 2024 tarihli grup toplantımızdan itibaren ne demişsek aynen yanındayız. İmralı’yla DEM Grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyor, çağrımızı kararlılıkla tekrarlıyoruz” dedi.

DEM Parti Heyeti İmralı’da
28 Aralık 2024 DEM Parti milletvekillerinin İmralı ziyareti.

Uzun bir sürenin ardından 28 Aralık 2024’te DEM Parti milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, İmralı’da Öcalan’la görüştü. Heyet ertesi gün kamuoyuyla Öcalan’ın, “Türk-Kürt kardeşliğini yeniden güçlendirmek tarihi bir sorumluluktur” mesajını paylaştı.

30 Aralık 2024 KCK’den çözüm iradesi açıklaması.

Ardından 30 Aralık 2024’te KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, Medya Haber’e yaptığı açıklamada, “Önderliğimizin ortaya koyduğu çözüm iradesinin arkasındayız. Türk devleti, AKP-MHP iktidarı, iktidarı ve muhalefetiyle bir bütünen devletin kendisi, gerçek bir çözüm iradesi ortaya koymalıdır” dedi.

Ocak 2024 İmralı Heyeti’nin meclis görüşmeleri.

Ocak 2024 boyunca İmralı Heyeti, TBMM’de grubu bulunan MHP, AKP, CHP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’yle görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin ardından heyet, 22 Ocak 2025’te Öcalan ile ikinci kez buluştu.

13 Şubat 2025 KCK’nin Öcalan’dan gelen mektubu açıklaması.

13 Şubat 2025’te ise KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık Öcalan’dan bir mektup aldıklarını belirterek, “Kürt sorununu savaş zemininden çıkarıp demokratikleşme zeminine çekmek için bir çalışma yürütüyor” dedi. Ancak bu açıklamadan iki gün sonra, 15 Şubat’ta, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıldönümünde, İçişleri Bakanlığı Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı.

18 Şubat 2025 HDK operasyonları ve tutuklamalar.

Bu gelişmeler olurken, 18 Şubat 2025’te Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) operasyonlar yapıldı. Aralarında siyasi parti yöneticileri, sendikacılar, sanatçılar ve gazetecilerin bulunduğu 52 kişi gözaltına alındı; 21 Şubat’ta bunların 30’u tutuklandı. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş bu operasyonları “barışa komplodur” diyerek eleştirdi.

Öcalan’dan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”
27 Şubat 2025 Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”.

DEM Parti heyeti, 27 Şubat 2025’te, İmralı’da Öcalan ile görüştü. Heyet görüşmenin ardından Öcalan’ın mesajını İstanbul’da kamuoyuyla paylaştı.

“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlığını taşıyan mesajda Öcalan şu ifadeleri kullandı: “Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

1 Mart 2025 PKK’nin ateşkes ilanı.

PKK, Öcalan’ın bu çağrısının ardından 1 Mart’ta ateşkes ilan ettiğini duyurdu. PKK’nin yaptığı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hayata geçmesinin önünü açmak için, bugünden geçerli olmak üzere ateşkes ilan ediyoruz. Bundan öte silah bırakma gibi hususların pratikleşmesini ancak Önder Apo’nun pratik öncülüğü gerçekleştirebilir. Önder Apo’nun istediği şekilde parti kongresini toplamak için hazırız. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için uygun güvenlikli ortamın oluşması ve kongrenin başarısı için de Önder Apo’nun bizzat yönlendirmesi ve yürütmesi gerekir” denildi.

21 Mart 2025 Milyonların katıldığı Newroz kutlamaları.

Ardından Kürtler, 21 Mart 2025 Newrozu’nu başta dört parça Kürdistan olmak üzere, dünyanın pek çok kentinde milyonlarca kişinin katılımıyla kutladı. Newroz’a katılım yoğunluğu Kürt basını tarafından Öcalan’ın çağrısına destek olarak yorumlandı.

İmamoğlu Tutuklaması, Sırrı Süreyya’nın “Şüpheli” Ölümü
19 Mart 2025 Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması.

Newroz’un ardından gündem, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla sarsıldı. 19 Mart 2025’te, “Kent uzlaşısı” konulu “terör” ve “yolsuzluk” iddialarıyla başlatılan soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan İmamoğlu, 23 Mart 2025 tarihinde tutuklandı. Kürt hareketi İmamoğlu’nun tutuklanmasını sürece yapılan “provakatif bir müdahale” olarak değerlendirdi.

15 Nisan 2025 Sırrı Süreyya Önder’in rahatsızlanması ve vefatı.

Çok geçmeden İmralı heyeti üyesi ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 15 Nisan günü İstanbul’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Önder 18 gün yoğun bakımda yaşam savaşı verdi ancak kurtarılamadı ve 3 Mayıs 2025’te hayatını kaybetti. Binlerce kişi Önder’i son yolculuğuna “Sırrı’ya sözümüz barış olacak” sloganlarıyla uğurladı.

8 Mayıs 2025 DEM Parti’nin suikast şüphesi açıklaması.

Cenazeden beş gün sonra DEM Parti, “2 Nisan’da, otopark görevlisi Sırrı Süreyya Önder’in aracını kullanırken lastiklerden gelen sesten şüphelenmiş ve aracı servise götürmüştür. Yapılan incelemede, aracın sol arka lastiğini patlatabilecek, demirden yapılmış keskin bir düzeneğin yerleştirildiği tespit edilmiştir” açıklamasını yaptı. Bu bilginin paylaşılmasının ardından kamuoyunda “Sırrı Süreyya’ya suikast mı yapıldı?” sorusu tartışılmaya başlandı.

PKK Kendini Feshetti, Silahlar Yakıldı
12 Mayıs 2025 PKK’nin kendini feshetme kararı.

Önder’in yasının tutulduğu günlerde, 12 Mayıs 2025’te, PKK kendini feshettiğini ve silahları bıraktığını duyurdu. PKK açıklamasında, “Kongremiz çatışmaların devam ettiği, havadan karadan saldırıların sürdüğü, alanlarımız üzerindeki kuşatma ve KDP ambargosunun devam ettiği zorlu koşullara rağmen güvenlikli bir şekilde gerçekleştirildi. …PKK tarihi misyonunu tamamladı. PKK 12. Kongresi, PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı” dendi. Bu karar üzerine farklı çevrelerde lehte ve aleyhte pek çok tartışma başladı, “Devlet hangi adımları atacak?” sorusu toplumun gündemine oturdu. KCK’den yapılan açıklamada ise, PKK’nin silah bırakmasını istemeyen birçok gücün KCK ile görüşmek istediği duyuruldu.

9 Temmuz 2025 Öcalan’ın 1999’dan beri ilk videolu çağrısı.

Öcalan 9 Temmuz 2025’te yeni bir çağrıda bulundu. Ancak bu seferki çağrısı videolu bir çağrıydı. Bu, Öcalan’ın 1999 yılından beri ilk videolu görüntüsüydü. Öcalan videoda “27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim” ifadelerini kullanarak, “Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir” dedi.

11 Temmuz 2025 Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun silah yakma töreni.

Bu videolu mesajda yer alan Öcalan’ın “Önce sen ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır” sözlerine istinaden KCK ilk adımı attı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat öncülüğünde 15’i kadın 30 gerilladan oluşan “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”, 11 Temmuz 2025’te, pek çok gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı bir törenle silahlarını yaktı.

5 Ağustos 2025 Meclis’teki komisyonun ilk toplantısı.

Bu töreni takiben, başkanlığını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yaptığı, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin yer aldığı (İYİ Parti hariç) 51 kişilik bir komisyon, çözüm süreci kapsamında ilk toplantısını 5 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Komisyonun ismi “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak belirlendi.

Ağustos 2025’ten günümüze yaşananlar
10 Ağustos 2025 Bahçeli’nin TV100 açıklaması.

10 Ağustos’ta TV100’e konuşan Bahçeli, sürecin yıl sonuna kadar tamamlanacağını, PKK’nin silahları yakmasının güçlü bir mesaj taşıdığını ifade ederek, “Silah gömülürse tekrar çıkarılabilir; yakmak ise ‘bir daha elimizi silaha sürmeyeceğiz’ demektir” dedi.

19 Ağustos 2025 TBMM önünde beyaz toros olayı.

19 Ağustos’ta “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun dördüncü toplantısı öncesinde TBMM önünde beyaz bir toros ateşe verildi.

28 Ağustos 2025 DEM Parti’nin İmralı görüşmesi.

28 Ağustos’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Öcalan’ın görüşmede, “Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirttiği” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca Öcalan’ın bunun için “bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine” vurgu yaptığı belirtildi.

25 Eylül 2025 DEM Parti’nin yasal düzenleme açıklaması.

25 Eylül’de DEM Parti yaptığı açıklamada Meclis’teki komisyonun dinleme aşamasını tamamlamak üzere olduğunu belirterek, “Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır” dedi. DEM Parti, sürecin ikinci aşamasında Komisyon’un yasama çalışmalarına odaklanacağını belirterek, Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’daki değişiklikler ile kayyım düzenlemeleri, yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi, ayrımcılıkla mücadele ve anadilinde eğitim gibi konularda öneriler hazırladıklarını duyurdu.

1 Ekim 2025 Erdoğan’ın teşekkür mesajı.

1 Ekim’de, TBMM 28. Dönem 4. Yasama Yılı Açılış Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan süreci yürüten Devlet Bahçeli’ye ve DEM Parti’ye teşekkür etti.

7 Ekim 2025 Bahçeli’nin komisyon görüşmesi önerisi.

7 Ekim tarihli MHP Meclis Grup Toplantısı’nda Bahçeli, komisyon üyelerinden bir heyetin Öcalan ile yüz yüze görüşmesini önerdi ve SDG’nin silah bırakması için Öcalan’ın çağrı yapmasını istedi.

13 Ekim 2025 Asrın Hukuk Bürosu’nun İmralı ziyareti.

13 Ekim’de, Asrın Hukuk Bürosu avukatları İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’ı ziyaret etti. Öcalan “Umut ilkesi devletin atması gereken bir adımdır. Bu bagajı kaldırması lazım. Bu, binlerce insanı etkileyen bir meseledir” dedi.

26 Ekim 2025 KÖH’ün çekilme açıklaması.

26 Ekim’de, PKK kendini feshettiği için Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) Yönetimi adıyla Kandil’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan tüm gerilla güçlerinin “Medya Savunma Alanları”na çekilmekte olduğunu açıkladı. 17 Kasım’da ise silahlı güçlerin Irak’ın kuzeyinde yer alan Zap alanından da çekildiği duyuruldu. KÖH Yönetimi, “atılan bu yeni adımın Türkiye’de barışa ve demokratikleşmeye hizmet edeceğine inandığını” belirtti.

18 Kasım 2025 Bahçeli’nin İmralı’ya gitme çıkışı.

18 Kasım’da Bahçeli, MHP grup konuşmasında kimsenin Öcalan ile görüşmemesi halinde üç arkadaşı ile İmralı’ya gideceğini duyurdu.

21 Kasım 2025 CHP’nin itirazı ve komisyondan çıkan evet oyu.

21 Kasım’da CHP, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun Öcalan ile görüşmesine karşı olduğunu açıkladı. Aynı gün Komisyonu’nun on sekizinci toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının kapalı oturumunda AK Parti, MHP, DEM Parti, TİP ve EMEP’in “Evet” oyları sonucu Öcalan ile görüşme önerisi kabul edildi.

24 Kasım 2025 Komitenin İmralı ziyareti.

24 Kasım’da “Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”ndan, AK Parti, MHP ve DEM Parti’nin oluşturduğu bir komite İmralı’ya giderek Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi.

2 Ağustos 2025 Suriye’de başlayan çatışmalar.

Bu arada Ağustos 2025’ten itibaren Suriye ve Rojava’da Türkiye’deki süreci etkileme ihtimali yüksek pek çok gelişme yaşandı. Suriye geçiş hükümetine bağlı silahlı güçler ile omurgasını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, 2 Ağustos 2025’te Deyr Hafir ve El-Kefse yakınlarında ilk çatışmalar yaşandı. Çatışmalar Eylül’de Halep ve çevresinde yoğunlaştı.

26 Aralık 2025 Şêx Meqsûd ve Eşrefiye çatışmaları.

26 Aralık’ta, Suriye geçiş hükümetine bağlı silahlı güçler ile Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerindeki Kürt asayiş güçleri arasında çatışmalar başladı. Taraflar, 1 Nisan 2025’te Kürt mahallelerinde sadece Kürt asayiş güçlerinin kalmasını, SDG’nin Halep’te kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı. Ancak sonrasında Şam SDG’yi anlaşmaya uymamakla suçlayarak, mahallelerin yakınlarına Suriye ordusu tanklarını konuşlandırdı.

27 Aralık 2025 SOHR’un Suriye hükümetinin yolları kapattığına dair açıklaması.

27 Aralık’ta Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye hükümetinin Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’ye giden ek yolları kapattığını ve sivillerin bu bölgelere erişimini engellediğini bildirdi.

4 Ocak 2026 SDG ve Şam görüşmeleri.

4 Ocak 2026‘da SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki Kürt heyeti Şam’da geçici yönetim yetkilileriyle görüştü. Toplantıya ABD öncülüğündeki uluslararası IŞİD karşıtı koalisyonun komutanlarından Kevin Lambert de katıldı. Toplantıdan sonra yapılan açıklamada SDG’nin entegrasyonu konusunun görüşüldüğü ve sonuca ulaşıncaya kadar toplantılara devam edileceği duyuruldu.

Ocak Ayı Başı (Görüşmeler) Paris’te eşzamanlı görüşmeler.

Şam’da SDG ile görüşmelerin yapıldığı günlerde Paris’te de önemli görüşmeler vardı. Görüşmelerde Suriye’yi Dışişleri Bakanı Esad Şabani ve İstihbarat Başkanı Hussein Salameh, İsrail’i ise İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter başkanlığındaki heyet temsil etti. ABD adına görüşmelere ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Trump’ın danışmanları Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı. Aynı günlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da Paris’te bulunması dikkat çekti. Görüşmelerin ardından İsrail ve Suriye arasında bazı konularda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Birkaç Gün Sonra SDG’den Şam toplantısının sabote edildiği açıklaması.

Birkaç gün sonra SDG Genel Komutanlık üyesi Siphan Hemo, 4 Ocak Şam toplantısının sabote edildiğini açıkladı. Hemo, “Oldukça olumlu bir toplantıydı. Çünkü iki taraf da maddeleri kabul etmişti. Hatta uluslararası güçler bu gelişmenin kamuoyuna duyurulmasını istiyordu. Tam bunları konuşurken ismini vermeyeceğim bir devlet yetkilisi içeri girdi. Baktı ki toplantı olumlu geçiyor, istihbarat sorumlusu ve Savunma Bakanını yanına alıp çıktı. Döndüklerinde ‘şu aşamada hiçbir açıklama yapmayacağız. Ayın 7 veya 8’ine bırakalım’ dediler. Bir oyun gelişeceği açıktı. Ama Şêx Meqsûd mu, başka bir yer miydi, henüz belli değildi. Bir oyunun kokusu geliyordu” açıklamasında bulundu.

Ocak Ayı Başı Reuters’ın İsrail-Suriye pazarlığı haberi.

Reuters’ın haberine göre ise Ocak ayı başında Şam, Paris ve Irak’ta kapalı kapılar ardında bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirildi. Paris’teki görüşmede Suriyeli yetkililer İsrail tarafına SDG’ye verdiği desteği kesmesini istedi. Suriye hükümetinin, SDG kontrolündeki bazı bölgelerde sınırlı bir operasyon fikrini de gündeme getirdiği ve çekinceyle karşılaşmadığı belirtildi. İsrail’in ise karşılığında, Suriye’nin güneyinin silahsızlandırılması başta olmak üzere bir dizi talebini Şam yönetimine kabul ettirdiği ileri sürüldü. Reuters’ın bu haberine Suriye ve ABD’den doğrulama ya da yalanlama gelmedi.

7 Ocak 2026 Kürt mahallelerine yönelik artan saldırılar.

7 Ocak 2026’da Suriye geçiş hükümeti Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerindeki tüm Kürt asayiş noktalarını “askeri hedef” ilan etti ve mahallelere yönelik saldırılar arttı. Suriye Arap Ordusu mensubu silahlı kişilerin işlediği savaş suçlarıyla büyük bir insani kriz yaşandı. Çatışmada yaşamını yitiren Kürt kadın asayiş görevlisi Deniz Çiya’nın cansız bedeninin bir binadan, “Allahu Ekber” sloganları eşliğinde aşağı atıldığı görüntüler Kürtlerde infial yaratırken, insan hakları örgütlerinin büyük tepkisine neden oldu.

8 – 11 Ocak 2026 Suriye Ordusunun Halep kontrolü.

Yaşanan yoğun çatışmaların ardından Suriye Ordusu 8 Ocak 2026’da Eşrefiye Mahallesi’ne, 11 Ocak 2026’da ise Şêx Meqsûd Mahallesi’ne girerek Halep ilindeki kontrolün Suriye ordusunda olduğunu ilan etti.

9 Ocak 2026 AB heyetinin Şam ziyareti.

9 Ocak 2026’da AB Konseyi Başkanı António Costa ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Şam’a giderek Ahmed Şara ile görüştü. Von der Leyen Suriye için 620 milyon euroluk destek paketi açıkladı. Kürt mahallelerine yönelik saldırılar devam ederken, AB’nin Şam ziyareti kamuoyunda eleştirilere neden oldu

17 Ocak 2026 DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti.

17 Ocak 2026’da DEM Parti heyeti İmralı’da Öcalan ile görüştü. Çatışmalar nedeniyle son derece endişeli olduğunu belirten Öcalan, bu durumu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak değerlendirdi.

17 Ocak 2026 Suriye hükümetinin kapalı askeri bölge ilanı.

17 Ocak’ta Suriye hükümeti, SDG kontrolündeki Rakka dahil Fırat’ın batısındaki bölgeyi “kapalı askeri bölge” ilan ederek Tabka’nın bazı bölgelerine taarruz başlattı. SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekileceğini açıklamasıyla birlikte Şam yönetimi güçleri kente girmeye başladığını duyurdu.

17 Ocak 2026 Erbil toplantısı.

17 Ocak’ta Mazlum Abdi, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, Tom Barrack ve KDP Başkanı Mesud Barzani Erbil’de bir araya geldi. Görüşme sonrası Federe Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Her iki taraf, sorunların barışçıl çözümü ve yeni Suriye’nin bileşenleri arasında barış içinde bir arada yaşamın sağlanması için tek yolun diyalog olduğu konusunda hemfikir kaldı” denildi.

18 Ocak 2026 Suriye ordusunun Tabka ve Rakka’ya girişi.

18 Ocak’ta Suriye ordusu Tabka, Tabka Barajı ve Tabka Hava Üssü’nü aldı. Ayrıca tüm kasaba ve köyleriyle birlikte Deyrizor’un doğu kırsalının tamamına ve bölgedeki petrol ile doğalgaz sahalarına el koydu. Aynı günün öğlen saatlerinde Arap aşiret güçleri Rakka’nın kontrolünü ele geçirdi ve Suriye ordusu birkaç saat sonra şehre girdi.

18 Ocak 2026 Ateşkes ve entegrasyon anlaşması.

18 Ocak’ta SDG ve Suriye geçici hükümeti ateşkes konusunda anlaştı. Ateşkes anlaşmasına göre, Suriye geçici hükümeti Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin askeri ve idari kontrolünü devralacaktı. Buna ek olarak SDG; Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm petrol ve doğalgaz sahalarının ve uluslararası sınır geçişlerinin kontrolünü Suriye geçici hükümetine devredecek, Haseke vilayetindeki sivil kurumlar da Suriye devletine entegre edilecekti.

19 Ocak 2026 Rojava Heyeti’nin Şam toplantısını terk etmesi.

19 Ocak’ta Mazlum Abdi başkanlığındaki Rojava Heyeti Şam’da Ahmed Şara başkanlığındaki Şam Yönetimi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü. Rojava Heyeti görüşmede bir gün önce ilan edilen ateşkes anlaşmasına eklenmeye çalışılan yeni maddeleri ve oldu bittiye getirilmeye çalışılan tarzı kabul etmediklerini bildirerek toplantıyı terk etti.

20 Ocak 2026 Küresel dayanışma eylemleri.

Mazlum Abdi sonuçsuz kalan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Şam güçlerinin saldırılarına karşı Kürt bölgelerinin korunmasının “kırmızı çizgi” olduğunu vurguladı. Rojava’nın direniş kararı almasıyla, Kürtler 20 Ocak’ta başta dört parça Kürdistan ve Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki kentlerde sokaklara çıktı. Rojava ile dayanışma eylemleri Şubat ayına kadar kesintisiz bir şekilde devam ederken, eylemlere Kürtlerin birliği talebi damgasını vurdu.

22 Ocak 2026 Sosyal medyada dolaşıma giren saç örgüsü videosu ve protestolar.

Bu arada 22 Ocak’ta büyük tepki toplayan bir video sosyal medyada dolaşıma girdi. HTŞ, IŞİD ve Türkiye destekli paramiliter yapılarda yer alan Ramî El Deheş’in, Rakka’da yaşamını yitiren YPJ’li bir kadın savaşçının saç örgüsünü kesip “hediye ettiğini” söylediği video dünyanın birçok yerinde öfke ve tepkiyle karşılandı. Kadınlar tüm dünyada saç örgüsü protestosu başlattı. Türkiye’de protestoya katılan bazı kadınlar gözaltına alınıp, tutuklandı.

30 Ocak 2026 Kapsamlı entegrasyon açıklaması.

30 Ocak’ta Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’ın Şam’da geçici hükümet yetkilileri ile yaptığı görüşmeye ilişkin bir açıklama yayımlandı. Açıklamada, Suriye geçiş hükümeti ile SDG arasında kademeli askeri ve idari entegrasyonu, SDG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulmasını ve Kobani güçleri için de Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde ayrı bir tugay oluşturulmasını, Haseke ve Kamışlı’ya İçişleri Bakanlığı güçlerinin konuşlandırılmasını, yerel kurumların devlete entegrasyonunu, Kürt toplumu için sivil ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü içeren kapsamlı bir anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

16 Şubat 2026 Öcalan’ın değerlendirmesi.

16 Şubat’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile görüştü. Öcalan heyet aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Geride bıraktığımız süreç, öz itibariyle şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. TBMM Komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Sürecin bundan sonraki ilerleyişinde komisyon raporunun bu niteliği son derece önemli olacaktır. ‘Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” dedi.

17 Şubat 2026 Komisyonun 60 sayfalık raporu.

17 Şubat’ta “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun hazırladığı 60 sayfalık raporda PKK’nin feshi ve silah bırakma süreci, toplumsal bütünleşme başlıkları yer aldı. Yasal düzenlemelerin “PKK’nin silah bırakmasının fiilen kesinleşmesi ve bunun yürütme organı tarafından tespit edilmesi” şartına bağlandığı belirtildi.

28 Şubat 2026 ABD ve İsrail’in İran’a hava saldırıları.

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail İran’a geniş çaplı hava saldırıları başlattı. Saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere çok sayıda üst düzey İranlı yönetici öldürüldü. Buna karşılık İran’ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail topraklarını füzelerle hedef almasıyla, savaş bölgesel ve çok boyutlu bir krize dönüştü.

22 Şubat 2026 İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’nın kurulması.

22 Şubat’ta İran’daki Kürt partileri, “Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı” (İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı) adı altında birleşerek İran rejimine karşı ortak bir cephe kurdu. PJAK, KDP-İ, PAK, Komala ve Xebat gibi yapıların yer aldığı koalisyona, 4 Mart’ta İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu’nun da katılmasıyla parti sayısı 6’ya yükseldi. Bu arada ABD-İsrail’in Kürtlerle olası bir ittifak arayışı içinde olduğu yönündeki iddialar ABD’li kaynaklarca doğrulanırken, Kürt siyasi hareketinin şu ana kadar yaptığı mesafeli ve temkinli açıklamalar ise dikkat çekiyor.

4 Mart 2026 DEM Parti heyetinin Ankara görüşmesi.

4 Mart’ta DEM Parti heyeti Ankara’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yasal düzenlemeler konusunda bir görüşme gerçekleştirdi.

11 Mart 2026 Salih Müslim’in vefatı.

11 Mart’ta PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Müslim, bir süredir yaşadığı böbrek yetmezliği nedeniyle Hewler’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Müslim için Kamışlı’da binlerce kişinin katılımıyla cenaze töreni düzenlendi.

21 Mart 2026 Newroz kutlamaları ve Erdoğan’ın tepkisi.

21 Mart’ta Kürtler dünyanın birçok kentinde milyonların katılımıyla Newroz’u kutladı. Kutlamalarda Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Mesajında Ortadoğu’da bin yıldır din, mezhep ve kültür savaşlarının devam ettiğini vurgulayan Öcalan, bölgedeki “bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıkların bugün emperyal müdahalelere bahane oluşturduğunu” ifade etti. Öcalan, “Newroz vesilesiyle bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir” dedi.

Öte yandan Newroz kutlamaları öncesi ve sonrasında “örgüt propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 15 kentte toplam 170 kişi gözaltına alınırken, İstanbul’da gözaltına alınanlardan 12 kişi tutuklandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “süreci baltalamaya çalışan provokasyonlar” diyerek, gözaltı ve tutuklamaları savundu. Erdoğan, kutlamalarda Abdullah Öcalan’ın posterlerinin açılmasını ve alanlarda taşınan sarı, kırmızı, yeşil renkleri ise “milletin sinir uçlarıyla oynamak” olarak nitelendirdi.

27 Mart 2026 Öcalan’ın İran krizi değerlendirmesi.

27 Mart’ta DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan ile görüştü. Öcalan, “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.

28 Mart 2026 AKP’nin hukukçu komisyonu hazırlığı.

28 Mart’ta AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül başkanlığında hukukçulardan oluşan bir komisyonun kurulacağı açıklandı. AKP kurmayları “Haziran veya Temmuz’da Meclis gündemine gelmesi hedeflenen geçici bir kod yasa çıkarılacak; genel af ya da torba yasa olmayacak” açıklaması yaptı.

PKK’nin silah yakma töreni: O gün kim ne dedi?

11 Temmuz 2025’te Süleymaniye’deki Casene Mağarası’nda 30 PKK’linin katılımıyla gerçekleşen ve yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadeleyi sembolik olarak sonlandıran tarihi silah yakma töreninin üzerinden tam bir yıl geçti. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘fevkalade önemde’ diyerek selamladığı o ikonik anın perde arkası, törenin tanıkları ve bugüne uzanan sürecin tüm siyasi yankılarını derledik.

PKK’nin 11 Temmuz 2025 tarihinde silah yakma töreninden, Foto: Yeni Yaşam gazetesi

“PKK’nin kurucu önderliği sözünü tutmuş, küresel ve bölgesel tehditleri zamanında görmüştür. Türkiye ve bölge açısından fevkalade önemde günler yaşanmakta.”

Bu sözler 11 Temmuz 2025 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye şehrinin sınırları içerisinde bulunan Casene Mağarası’nda kendisine fesh eden PKK gerillalarının sembolik bir törenle silahlarını yakmasının hemen ardından açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ait.

30 PKK gerillasının ikonik görüntülere sahne olan silah yakma töreni kadar hem Bahçeli’nin, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmeleri hem de törenin uluslararası arenadaki yankısı, törenin ardından söz konusu sürecin ilerlemesine yönelik beklentilerin oluşmasına yol açtı.

PKK’nin kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye’de “silah bırakma” töreninde, aralarında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’ın bulunduğu 15 kadın 15 erkek toplam 30 gerilla silahlarını yakarak imha etmişti.

Bu adımla, PKK yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü silahlı mücadelesine sembolik silah bırakma töreni ile son verdiğini göstermiş oldu.

Törene, aralarında siyasetçi, aydın, hak savunucusu ve gazetecilerin bulunduğu yaklaşık 150 kişi katıldı. Heyette DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, ÖHD Eş Genel Başkanları Ekin Yeter ve Serhat Çakmak, Barış Anneleri Meclisi üyeleri ile DEM Parti milletvekilleri de yer aldı.

Heyet silah bırakma töreninin yapılacağı alana götürülürken, 200 kadar gazeteci töreni Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde kurulan ekranda izledi.

Kendilerine “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” adını veren PKK gerillaları, “Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” açıklaması yaptı.

Aynı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz.
Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz” ifadeleri yer aldı.

Niha+ Özel Değerlendirme
Ruken Ay Adın
Ruken Ay Adın
DEMOS Araştırma Kolektifi
“Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Ekim 2024’te başladığı ilan edilen barış sürecinde en önemli adımı attı: on beşi kadın, otuz gerillanın gerçekleştirdiği törenle silahtan vazgeçtiklerini ve demokratik siyaset mücadelelerini sürdürme kararlılıklarını, yüz elliden fazla kişinin katılımıyla gösterdiler. Katılan kurumlardan biri de DEMOS’tu, bendim.”
“Hâlâ o güne ait fotoğraflara uzun uzun bakıyorum; orada bulunmuş olmak, barış için çalışan, barışı isteyen herkes için ne kadar paha biçilmez, ne kadar önemli bir andı, bunu her seferinde yeniden hissediyorum.”
“Bugün bu törenin, bu kararın ilk yıldönümü. Ve biz bu seneyi devrederken, ne törende silahını yakanlar aramızda, ne de onların aramızda olabilmesi için talep edilen şartlar sağlanmış durumda. Bunu karamsar ya da sabırsız bir yerden değil, sürecin şeffaf olmayışına işaret eden bir parmak olması hasebiyle söylüyorum.”
“Süleymaniye’deki silahsızlanma töreni, tek başına bir olay değildi; aylar süren bir dizi eşiğin sonucuydu. PKK, 5-7 Mayıs 2025’te topladığı 12. Kongre’de örgütsel yapısını feshettiğini ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırdığını duyurmuştu. 11 Temmuz’daki silah yakma töreni, bu kararın sahadaki ilk somut karşılığıydı. Ekim ayında ise PKK, Türkiye’deki tüm güçlerini geri çektiğini açıklayarak süreci bir adım daha ileri taşıdı.”
“Devlet tarafında da paralel bir kurumsallaşma yaşandı: 5 Ağustos 2025’te TBMM bünyesinde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Komisyon, 18 Şubat 2026’ya kadar toplam 21 toplantı yaptı; 137 kişi ve kurumu dinledi; nitelikli çoğunlukla kabul edilen nihai raporunu Şubat ayında kamuoyuyla paylaştı. Bu, sürecin resmî tarihini oluşturuyor.”
“Ortada somut ve yadsınamaz bir kazanım var: silahlı çatışmalardan kaynaklı ölümler neredeyse tümüyle durdu. Bu, on yıllardır süren bir çatışmanın maliyetini yaşamış bu toplum için küçümsenemeyecek bir eşik.”
“Törenin üzerinden geçen yılları saymaya devam edeceğiz muhakkak, ancak ilk yıldönümü için şunu koyuyorum masaya: Kalıcı bir barış, yalnızca güvenlik bürokrasisinin takvimine bağlı bir teyit meselesi değil; toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu, güvenlikçi çerçevenin dışına taşan bir toplumsal barış meselesi. İkinci yılda da bunda ısrar etmeye devam edeceğiz.”

Törenin yankıları

Söz konusu törenin ardından Türkiye devlet ve iktidar yetkilileri ve Kürt yetkililer atılan adımın önemine dair açıklamalar yaptılar. DEM Parti’nin İmralı heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan tören sonrası telefonla aradığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti. Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye sürece katkılarından dolayı teşekkür eden Buldan, silahların yakılmasıyla birlikte sürecin devam etmesinden duyduğu memnuniyeti bildirdi.

Aynı gün Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Bahçeli, Erdoğan’a PKK’li bir grubun silahlarını imha etmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Terörsüz Türkiye hedefimize giden yolda bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru ve bölgemizde kalıcı barışın tesisi için yürüdüğümüz bu yolda Cenab-ı Allah hedeflerimize ulaşmayı bizlere nasip eylesin” dedi.

Yine ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre, MHP lideri Devlet Bahçeli de Buldan’ı telefonla arayarak tebrik etti. Buldan, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Bahçeli’nin bugünkü silah bırakma töreniyle ilgili olarak, “Hem emeğiniz hem katkınız çok fazla o yüzden hem teşekkür etmek istedim. Hem de ‘Hayırlı olsun’ diyorum” dediğini aktardı.

Tarihi adıma kim, ne dedi?
İktidar Cephesi
“Terörsüz Türkiye hedefimize giden yolda bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı
“Pozitif ve yüreklere su serpen gelişmeler bir milattır… Kötü anılar geride kalacak, yeni yüzyılın mimarı Türk milleti olacaktır.”
Devlet Bahçeli MHP Genel Başkanı
Kürt Siyaseti
“Dünya silahlanmaya giderken, Ortadoğu savaş yaşarken, biz silahları yakıyoruz. Halkları silahlardan kurtarmak istiyoruz.”
Cemil Bayık KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı
“Kazanan halklar olacaktır. Kazanan eşitlik, demokrasi ve barış olacaktır. Bu süreci onurla, sabırla, inatla savunacağız.”
Tuncer Bakırhan DEM Parti Eş Genel Başkanı
Muhalefet ve Bölgesel Yankılar
“Bu adımın, artık silahların tamamen susacağı bir dönemin başlangıcı olmasını diliyoruz. Süreç Meclis çatısı altında yönetilmelidir.”
Özgür Özel CHP Genel Başkanı
“Şimdi yaraları sarma ve Kuzey Kürdistan ile Türkiye’de barış ve birlikte yaşama dayalı yeni bir sayfa açma zamanı.”
Bafil Talabani YNK Lideri
Satır Başlarıyla Sürece Dair Diğer Açıklamalar
Numan Kurtulmuş – TBMM Başkanı
“Süreç planlandığı gibi gidiyor. Her şey iyi niyetli şekilde gidiyor. Herkesi sürece destek vermeye davet ediyorum.”
Selahattin Demirtaş – Eski HDP Eş Genel Başkanı (Hesabından yapılan Sırrı Süreyya Önder fotoğraflı paylaşım)
“‘Barışın kaybedeni olmaz’ demişti, değerli Sırrı Süreyya. Evet, bugün senin de yüreğini koyduğun çabaların ilk meyvesini aldık. Kaybeden olmadı, olmayacak.”
Hakan Fidan – Dışişleri Bakanı
“Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda çok önemli ve memnuniyet verici bir adım atılmıştır. KCK bütün bileşenleriyle tehdit olmaktan çıkana dek teyakkuzda kalmaya devam edeceğiz.”
Ali Yerlikaya – İçişleri Bakanı
“Artık silah değil, söz konuşacak. Korku değil, umut büyüyecek. Terörsüz Türkiye hedefinde tarihi bir güne şahitlik ediyoruz.”
Yılmaz Tunç – Adalet Bakanı
“Terör belasından kurtulan Türkiye artık enerjisini istikrara, kalkınmaya ve refaha harcayacaktır.”
Ömer Çelik – AKP Sözcüsü
“‘Terörsüz Türkiye’ hedefine ulaşılması, ülkemizin terör yükünden kurtulmasını ve yakın bölgemizin ‘terörsüz bölge’ hedefine ulaşmasını sağlayacaktır.”
Ali Babacan – DEVA Partisi Genel Başkanı
“Ülkemiz için hayırlı olmasını, kalıcı barış ve huzurun sağlanmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlik ile izlemeye devam edeceğiz.”
Ahmet Davutoğlu – Gelecek Partisi Genel Başkanı
Silah yakma töreninin “bir son değil bir başlangıç” olduğunu ifade ederek, daha kat edilmesi gereken çok önemli aşamaların olduğunu kaydetti.
Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi
“Bu adım geleceğe ışık tutuyor, bölgede barış ve bir arada yaşama fırsatları yaratıyor. Bu sürecin tüm tarafların faydalanması için yasal olarak güvence altına alınması önemlidir.”
Üst Düzey Türkiye Devlet Yetkilileri – Reuters’a yapılan anonim açıklamalar
Silah yakma töreninin süreçte “geri çevrilemez bir dönüm noktası” olduğu belirtilerek, sıradaki adımların PKK’lilerin “topluma yasal olarak yeniden kazandırılması” çabaları olacağı ifade edildi.

Kaynak: ANF, DW Türkçe, BBC Türkçe

NATO Liderler Zirvesi: Müttefiklerden silaha 50 milyar dolar

Ankara’da zirve için toplanan NATO müttefikleri arasında bulunan Türkiye, “Çelik Kubbe” savunma projesine 24 milyar dolarlık bütçe ayırdığını ve GSYH’sinin %5’ini silaha ayırma hedefine ulaşacağını ilan etmesiyle gündeme oturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise İran’a karşı Trump’ın gösterdiği tutumu beğendiğini belirtti.

Foto: Mustafa Kaya/via Xinhua

Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü (NATO) Devlet ve Hükümet Başkanları, kritik kararların alındığı, küresel güvenlik dengelerinin ve ikili ilişkilerin masaya yatırıldığı 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeydi. Zirvede, savunma harcamaları, İHA teknolojileri, yaptırımlar ve Orta Doğu’daki gerilimler ön plana çıktı.

Zirve başladı, ABD İran’a saldırdı

NATO Zirvesi’nin ilk günü olan 7 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’nda Katar ve Suudi Arabistan’a ait tankerlerin de bulunduğu en az 3 ticari gemi mermilerle ve İHA’larla vuruldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise İran’daki bazı radar sistemleri, füze bataryaları ve İran Devrim Muhafızları’na ait 60’tan fazla küçük botu hedef alan 80’den fazla noktaya hava saldırısı düzenledi.

ABD Başkanı Donald Trump, konuyu İsrail ile Türkiye arasında yaşanan gerilime getirdi, kendisi sayesinde Erdoğan’ın, İran’ın yanında yer alarak savaşa girmediğini iddia ederek “Size şunu söyleyeyim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı beğeniyorum. Bana kırmızı halıyı serdi. O müthiş biri” dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran’a saldırı düzenleyen Trump’ın tutumunu beğendiğini belirtti ve “İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum Sayın Trump’ın sergilediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum” dedi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırılarını “kesinlikle gerekli” buldu.

Trump, Suriye’yi, ABD’nin terörü destekleyen devletler listesinden çıkarmayı düşündüğünü de ifade etti.

Savunmaya en az 50 milyar dolar

Türkiye’nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nin sonuç bildirisi yayımlandı. Bildiride müttefiklerin 50 milyar doların üzerinde yeni savunma alımı yapacağı, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve müttefiklerin Ukrayna’ya 70 milyar avro askeri teçhizat, yardım ve eğitim sağlayacağı belirtildi.

NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesinin tamamı şu şekilde:

• Biz, Kuzey Atlantik İttifakı’nın Devlet ve Hükümet Başkanları olarak, Washington Antlaşması’nın 5. maddesi kapsamındaki ortak savunma taahhüdümüze ve transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı bir kez daha teyit etmek üzere Ankara’da bir araya geldik.

Birimize yapılacak saldırı, hepimize yapılmış sayılır.

• Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz; özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifakımızdaki 1 milyar vatandaşın barışının, güvenliğinin ve refahının temelini oluşturmaya devam ediyor. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derecelik yaklaşımımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.

• Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin kalıcı tehdidine karşı Müttefikler, Lahey Savunma Taahhüdü’nü hayata geçiriyor. Avrupa’daki Müttefikler ile Kanada, 2025 yılında temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırdı. Bu yatırımlar, ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri kazandırırken savunma sanayimizi ve dayanıklılığımızı da güçlendiriyor.

• Bugün Ankara’da, 50 milyar doların üzerinde yeni savunma alımı yapılacağını açıklıyor; ortak üretim kapasitesini artırmayı ve sanayi ile birlikte çalışarak inovasyonu hızlandırmayı taahhüt ediyoruz. Müttefikler arasındaki savunma ticaretindeki engelleri kaldırmaya ve NATO ortaklıklarını kullanarak savunma sanayisindeki iş birliğini ve üretim kapasitesini en üst seviyeye çıkarmaya devam edeceğiz.

• Geleceği inşa ediyoruz: Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak.

• Avrupa’daki Müttefikler ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifak’ın savunmasında daha fazla sorumluluk üstleniyor. NATO’nun caydırıcılığı ve savunması; nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kabiliyetlerinin dengeli birleşimine, uzay ve siber yeteneklerin desteğiyle dayanıyor.

• Muharebe üstünlüğümüzü korumakta kararlıyız. Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, destekleme ve sürdürülebilir şekilde görev yapabilme kapasitemize yatırım yapıyor; derin hassas vuruş kabiliyeti, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat alanları da dahil olmak üzere tüm harekât alanlarındaki hedeflerimizi hayata geçiriyoruz. Birlikte çalışabilir transatlantik savaş bulutu altyapısı geliştiriyor ve güçlü yapay zekâ modellerini kullanıma alıyoruz.

• Ukrayna, transatlantik güvenliğe katkı sağlıyor. Müttefikler, Ukrayna’nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasına verdikleri sarsılmaz desteği sürdürüyor. Avrupa’daki Müttefikler ile Kanada, artık Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımının büyük bölümünü ikili ve çok taraflı mekanizmalar üzerinden finanse ediyor.

• Müttefikler, bu desteğin uzun vadede adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması gerektiğini vurguluyor. 2026 yılı için Müttefikler, Ukrayna’ya 70 milyar avro tutarında askerî teçhizat, yardım ve eğitim sağlamayı taahhüt ediyor; 2027 yılında da en az aynı düzeyde desteğin sürdürülmesine yönelik egemen kararlarını teyit ediyor. Bu kapsamda, Avrupa Birliği’nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna’ya çok yıllı finansman sağlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.

• İttifak; stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık, hibrit tehditler ve güvenlik ortamımızı şekillendiren sürekli krizlere karşı uyum sağlamayı ve gerekli adımları atmayı sürdürüyor. Müttefikler, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini bir kez daha vurguluyor ve İran’a, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermesi çağrısında bulunuyor.

• Bize gösterdiği cömert misafirperverlik için Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Bir sonraki toplantımızda yeniden bir araya gelmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Salı günü NATO zirvesinde yaptığı açıklamada, NATO’nun Airbus A400M nakliye uçaklarından oluşan stratejik hava nakliye filosunu faaliyete geçireceğini ve mevcut A330 MRTT tanker uçağı filosuna bir uçak daha ekleyeceğini söyledi.

İHA teknolojisine 40 milyar dolar

Rutte, ittifakın insansız hava aracı (İHA) savunmasına önümüzdeki 5 yıl boyunca 40 milyar dolar yatırım yapacağını söyledi. Rutte, “NATO, geniş çapta İHA konuşlandırma ve kullanma kabiliyetini hızla geliştiriyor. Aynı zamanda, İHA’ları tespit etmek, tanımlamak ve etkisiz hale getirmek için güçlü İHA savunma sistemleri de inşa ediyoruz” dedi.

Yurt içi hasılanın yüzde 5’i savvunma sanayiiye

Türkiye Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lahey Zirvesi’nde müttefiklerin 2035’e kadar Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ların (GSYH) yüzde 5’ini savunmaya ayırması kararını hatırlattı ve Türkiye’nin bu hedefe planlanandan daha önce ulaşacağını duyurdu:

“Güvenlik ve dayanıklılıkla bağlantılı harcamalarda şimdiden yüzde 1.5’lik bütçe payına ulaştık. Böylece yüzde 5 hedefine Lahey’de belirlenen 2035 yılından 5 sene önce, yani 2030 yılında erişmeyi hedefliyoruz. İttifakta bize tahsis edilen 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını 3 yıl içinde karşılamış olacağız.”

Erdoğan ayrıca, hava savunma sistemlerini güçlendirmek adına “Çelik Kubbe” projesine 24 milyar dolarlık ilave bütçe ayırdıklarını ve Avrupa’nın en büyük kara ordusuna sahip ülkesi olarak yeteneklerini NATO’nun hizmetine sunmaya devam edeceklerini belirtti.

Trump: Türkiye yaptırımlarını kaldıracağım

NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen ABD Başkanı Donald Trump, zirveden önce bir gazetecinin CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarına ilişkin sorusu üzerine “Yaptırımları kaldıracağımızı söyleyebilirim. Çok yakın çalışıyoruz. Yaptırımları kaldırmanın zamanı. Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz, bu kadar basit” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Netanyahu, zirveden önceki pazartesi günü ise ABD merkezli Fox News televizyonuna yaptığı açıklamada, Türkiye’nin F-35 savaş uçakları veya savaş uçağı motorları almaması gerektiğini savunmuştu.

Türkiye 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması üzerine F-35 programından çıkarılmıştı.

CAATSA kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve dönemin SSB Başkanı İsmail Demir ile üst düzey yetkililerin ABD’deki hesaplarının dondurulmuş ve ülkeye girişleri engellenmişti. SSB’ye ABD’den ürün ve teknoloji temini ile Amerikan bankalarının finansman sağlaması bloke edildi. CAATSA nedeniyle belli uçaklara motor temini veya başka silahlar için gerek duyulan teknolojilerin transferi sağlanamıyor.

“Grönland satılık değil”

Ankara’da yaptığı açıklama ile Trump’ın Grönland’ı ilhak talebini bir kez daha geri çeviren Danimarka Başbakanı Frederiksen, “Grönland gayet tabii ki satılık değil” açıklamasını yaptı ve ülkesinin bu konudaki pozisyonunun çok net olduğunu vurguladı. NATO Zirvesi’ne katılan İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir de Frederiksen’i destekledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan NATO Zirvesi’ne katılan devlet ve hükümet başkanlarına üzerinde isimlerinin yazılı olduğu Sarsılmaz SR 38 tipi tabanca hediye etti.

Bir sonraki NATO Zirvesi’nin Arnavutluk’ta yapılacağı açıklandı.

Niha+ muhabiri Abbas Vural adli kontrol şartıyla serbest kaldı

NATO Zirvesi öncesinde Kocaeli’de kaldığı eve baskın düzenlenerek gözaltına alınan Niha+ muhabiri Abbas Vural, 4 günlük gözaltı süresinin ardından bugün Kocaeli Adliyesine götürüldü. Vural savcılık ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme, Vural hakkında “yurtdışı yasağı” kararı verdi ve Vural’ı adli kontrol şartı ile serbest bıraktı.

NATO Zirvesi öncesi 5 Temmuz tarihinde Kocaeli’de kaldığı eve baskın düzenlenerek gözaltına alınan Niha+ muhabiri Abbas Vural, savcılık sorgusu ardından adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi.

4 günlük gözaltı sürecinin ardından dün Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ünde ifade işlemlerine başlanan Vural, bugün Kocaeli Adliyesi’ne sevk edildi.

Vural savcılık ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi. Avukat Elif Yetigen, Vural’ın “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve nefrete sürükleme” suçu iddiasıyla sorgulandığını aktardı.

Abbas Vural, mahkemedeki ifadesinin ardından “yurtdışı yasağı” kararı ve adli kontrol şartı ile serbest kaldı. Vural, 15 günde bir polis merkezine giderek imza verecek.

Ne olmuştu?

Abbas Vural, 5 Temmuz tarihinde Kocaile’nde kaldığı evin basılması sonucu gözaltına alındı. Edinilen bilgilere göre özel harekat ve Terörle Mücadele Şube (TEM) polisleri birlikte dün (5 Temmuz) sabah saatlerinde Vural’ın kaldığı evin kapısın kırarak içeri girdiler. Evdekileri darp ederek uyandıran polisler Vural ve beraberindekileri ters kelepçeyle yere yatırdılar. Telefon ve bilgisayarlara el koyan polisler, elektronik cihazların şifrelerini aldıktan sonra, evdekilerin kimlik tespitini yaptılar ve üzerlerini değiştirmelerine izin vererek gözaltına aldılar.

Avukat Elif Yetigin, dosyada gizlilik kararı olduğu için Vural’ın ne ile suçlandığını henüz bilmediklerini belirterek, savunma avukatlarının ifade işlemlerine kadar dosyayı incelemelerine izin verilmediğini söyledi.

Ankara’da NATO karşıtı protesto: Yaklaşık 100 gözaltı

“NATO’ya Hayır Koordinasyonu”nun çağrısıyla Ankara’daki Kurtuluş Parkı’nda bir araya gelmek isteyen kişilere polis müdahale etti, aralarında siyasi kurum temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Fotoğraf: Emre Orman

Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleşen 36. NATO Zirvesi’nin ilk günü sırasında, “NATO’ya Hayır Koordinasyonu”nun çağrısıyla Ankara’daki Kurtuluş Parkı’nda yapılmak istenen eyleme polis müdahale etti.

Parkın etrafında bir araya gelen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Kezban Konukçu ve Perihan Koca, Emek Partisi (EMEP) milletvekilleri İskender Bayhan ve Sevda Karaca, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve milletvekili Erkan Baş ile Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları’nın da aralarında bulunduğu grubun etrafı saat 11 sularında polis tarafından çevrildi. Polislerin Sevda Karaca’yı, dokunulmazlığını yok sayarak gözaltına almaya çalıştığı bildirildi.

Abluka altındaki gruplardan sık sık “Katil NATO, işbirlikçi AKP,” “NATO defol, bu memleket bizim” ve “Emperyalistler, işbirlikçileri, 6. Filo’yu unutmayın” sloganları attı.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi’nin X hesabındaki paylaşıma göre Kurtuluş Parkı’na doğru yürümek isteyen 22 TİP’li öğrenci, Dikmen’de ise yaklaşık 75 kişi “işkence ve kötü muameleyle” gözaltına alındı. Ayrıca Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları, Ece Ünsal ve ÇHD üyesi Şevval Sarı’nın aralarında bulunduğu çok sayıda kişi de gözaltına alındı. ÇHD Ankara Şubesi’nin paylaştığına göre, bugünkü protestolarda 100’e yakın kişi gözaltına alındı.

Dikmen Caddesi’nde düzenlenen yürüyüşe de müdahale eden polis, Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları, Halkevleri Genel Sekreteri Özgür Ersoy, Hukuk Sekreteri Döndü Kurşunoğlu ve MYK üyesi Nebiye Merttürk’ü ters kelepçe işkencesi ile gözaltına aldı. Gözaltı aracında polislerin Halkevleri merkezi yürütme kurulu (MYK) üyesi Nebiye Merttürk’ün ağzı ve boğazını sıkarak susturmaya çalıştığı görüntülere yansıdı.

Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü ve DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu Kök, polis müdahalesinin ardından yaptığı açıklamada “Şu anda Kurtuluş Parkı’na gitmek üzere buluştuğumuz noktada insanları yanımızda tek tek gözaltına alıyorlar. Darp ediyorlar, işkence yapıyorlar. ‘NATO defol, bu memleket bizim’ demek için buluştuk. NATO bir savaş örgütüdür. Bu memlekette NATO’culara geçit vermeyeceğiz” dedi.

Basın çalışanlarına müdahale

Polisler, eylemleri takip eden ve gözaltıları kameraya alan basın çalışanlarına da müdahale etti.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Ankara’nın günlerdir abluka altında tutulduğunu belirterek “Arkadaşlarımızı gözaltına alıyor, tutukluyor ama bu ülkede emperyalizme, NATO’ya ve onun yerli işbirlikçilerine karşı sesleri engelleyemiyorlar. Bugün bu seslerin engellenemeyeceğini bir kez daha gösterdik” dedi. Baş, polisin yalnızca göstericilere değil, protestoları takip eden basın çalışanlarına da müdahale ettiğini de söyledi.

Ne olmuştu?

Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak 36. NATO Zirvesi öncesinde, 28 Haziran’dan 10 Temmuz’a kadar kent genelinde her türlü basın açıklaması, yürüyüş, oturma eylemi, stant açma, bildiri dağıtma, afiş ve pankart asma, açlık grevi valilik kararınca yasaklanmıştı.

Zirve hazırlıkları kapsamında Ankara’nın ana yolları, diplomatların geçiş güzergâhları ve konaklama alanları gerekçe gösterilerek kapatıldı. Beştepe, Söğütözü, Anadolu Bulvarı, Mevlana Bulvarı, Dumlupınar Bulvarı, Atatürk Bulvarı ve Ankara Bulvarı çevresinde ulaşım ve birçok alan kısıtlandı.

NATO Zirvesi öncesi, Türkiye genelinde Haziran sonundan zirvenin gerçekleşeceği güne kadar devam eden ev baskınlarında aralarında akademisyenler, hukukçular, öğrenciler, sendikacılar ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Niha+ muhabiri Abbas Vural da bulunuyor. Haziran sonunda gözaltına alınanlar arasından 236 kişi tutuklanmıştı.

10 yılın ardından AYM’den Hacı Lokman Birlik kararı

Şırnak’ta 2015 yılında öldürülen ve cansız bedeni zırhlı polis aracına bağlanarak kilometrelerce sürüklenen Hacı Lokman Birlik davasında Anayasa Mahkemesi (AYM), soruşturmanın etkisiz yürütülmesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun, cenazeye yönelik muamele nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2015 yılında Şırnak’ta yaşamını yitiren ve cenazesi polis aracına bağlı bir şekilde kilometrelerce sürüklenen Hacı Lokman Birlik’in öldürülmesine ve cenazesine yönelik muameleye ilişkin bireysel başvurunun gerekçeli kararını açıkladı.

Mahkeme,

  • Güvenlik güçlerinin ölümcül güç kullanımında yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine,
  • Soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine,
  • Cenazenin zırhlı araca bağlanarak sürüklenmesi nedeniyle ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi.

Mahkeme, dosyanın yeniden soruşturma yapılması için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine de hükmetti.

Karara göre, 3 Ekim 2015’te Şırnak Cumhuriyet Mahallesi’nde meydana gelen olayla ilgili kolluk tutanaklarında, bölgede hendek ve barikatların bulunduğu, polis ekiplerine uzun namlulu silahlar ve roketatarla ateş açıldığı, Demir-6 kodlu zırhlı araca roketatar mermisi isabet ettiği belirtildi. AYM, kamera kayıtları ve dosyadaki delillere dayanarak Hacı Lokman Birlik’in roketatarlı saldırı sırasında güvenlik güçlerinin ateşiyle öldüğünü söylemişti. Olayın yaşandığı dönem, Dicle Haber Ajansı (DİHA) ise Birlik’in aldığı yarayı tedavi ederken polis tarafından vurulduğu bildirmişti.

İlke TV’ye konuşan başvurucu avukat Ramazan Demir, güvenlik güçlerinin çatışmalı süreçlerde meydana gelen ölümlere ilişkin “meşru müdafaa” yaklaşımının bu dosyada da sürdürüldüğünü belirtti.

“İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan müdahale”

AYM, ölüm sonrasındaki sürece ilişkin ağır tespitlerde bulundu. Kararda, Birlik’in cenazesinin zırhlı araca iple bağlanarak sürüklendiği, bu sırada hakaret içerikli sözler sarf edildiği, görüntülerin basın ve sosyal medyada dolaşıma girdiği belirtildi. Mahkeme, bu muamelenin yakınları açısından ölümün doğal acısını aşan bir elem yarattığını ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” niteliğinde olduğunu değerlendirdi.

Soruşturma sürecindeki ihmallere de dikkat çeken AYM, olayın 2015’te yaşanmasına rağmen cenazeyi sürükleyen polislerin ifadelerinin ancak 2016-2017 arasında alınabildiğini, talimatı verdiği değerlendirilen emniyet müdürünün ifadesinin ise uzun süre alınmadığını tespit etti. Mahkemeye göre soruşturma, karar tarihi itibarıyla yaklaşık 10 yıl 3 aydır sonuçlanmadan sürüyor.

Mahkemeye göre, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem maddi hem usul boyutuyla ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar verdi. Kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılması için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmedildi.

Hacı Lokman Birlik’e ne olmuştu?

Hacı Lokman Birlik, 3 Ekim 2015’te Şırnak Cumhuriyet Mahallesi’nde, sokağa çıkma yasağı ilan edilen ve çatışmaların sürdüğü bir dönemde hayatını kaybetti. Olayın en çok tepki çeken boyutu ise ölüm sonrasında yaşandı: Birlik’in cansız bedeni, zırhlı araca iple bağlanarak kilometrelerce sürüklendi. Görüntüler basına ve sosyal medyaya yansıdı. Birlik’in otopsi raporunda bedenine 28 merminin isabet ettiği ve bunların en az 17’sinin öldürücü nitelikte olduğunun tespit edilmişti.

Cenazenin sürüklendiği anlarda polisler arasında geçen telsiz konuşmaları dosyaya delil olarak girmişti. Kayıtların basına yansıyan bir bölümü şöyle:

00:24:17 – Asayiş anlaşıldı fotoğraf çekebilirsiniz, fotoğraf çekin.
00:48:14 – Asayiş doğru değil, şahsı alamadık, ona kanca takalım mı müdür?
00:48:20 – Asayiş doğrudur. Kanca şuan kanca geçmiş olması lazım, kanca vasıtası ile sürükleyip çıkartalım oradan.
00:48:26 – Asayiş anlaşıldı. Şu an seyyar kancası olan ekip var mı?
00:49:00 – Asayiş bende bunu çekecek ip halat var. Sen de… Ben bunu çeke çeke götürürüm
00:49:07 – Asayiş anlaşıldı. Biz ön tarafa geçiyoruz. Siz o kancayı takın.
00:49:16 – Asayiş tamam abi sen öne doğru çık, onu sütreye ben arabayla yanaşacağım, ipi bağlayacağım tamam mı?
00:52:52 – Asayiş çıkış yapıyorsun diye anlaşıldı. Çekiyor musun yani?
00:52:57 – Asayiş şimdi çekmeye başlayacağım abi. Arkamdan siz de kontrol edin tamam mı?
00:53:38 – Asayiş efendim güvenlik açısından uygun olursa en son siz terk edin burayı.
00:54:09 – Asayiş efendim bu p…çi nereye götürelim.
00:54:39 – Asayiş Emniyet Müdürlüğüne götürün.
00:55:28 – Asayiş bu çeken ekip karakolun önüne alalım. Bunu alalım etrafa görüntü vermeyelim. Arkanda duruyorum. Kapatıyorum yolu. Bunu alalım öyle içerde götürelim.

Failler cezasız bırakıldı

Olayın ardından resmi makamlar, aralarında sürükleme eyleminin de bulunduğu 6 polisten yalnızca 2’sinin görevden alındığını duyurmuştu. Ancak bu polislerin “cinayet” veya “işkence” suçlamasıyla değil, “yürüttüğü operasyonlara gölge düşürdükleri” gerekçesiyle uzaklaştırıldığı, kısa süre sonra da farklı bölgelerde göreve devam ettikleri ortaya çıkmıştı.

Birlik’in davasını takip eden avukatlar, ateş eden polisler hakkında “kasten öldürmek”, cenazeyi sürükleyenler hakkında “kişinin hatırasına hakaret etmek” ve “görevi kötüye kullanmak”, olayı gören diğer polisler hakkında ise “işlenen suçu bildirmemek” ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı ise 6 polis hakkında yalnızca “kişinin hatırasına hakaret etmek” suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, ilgili polislerin görevden men edildiğini açıklamış olsa da bu polislerin farklı emniyet müdürlüklerinde göreve devam ettiği sonradan anlaşıldı. Tepkilerin büyümesi üzerine yalnızca 4 polis hakkında “kıdem durdurma” cezası verildi. Cenazenin bağlandığı zırhlı araçta telsizle konuştuğu belirlenen dönemin Özel Hareket Şube Müdürü ile bir birinci sınıf Emniyet Müdürü hakkında ise herhangi bir işlem yapılmadı. Savcılığın ifade almasını istediği polislerin ifadeleri 6 ay sonra alınabilirken telsiz kayıtlarında adı geçen bazı polislerin yalnızca kimlikleri belirlenmişti, ifadeleri ise alınmamıştı.

Niha+ muhabiri Abbas Vural’ın gözaltı süresi 4 güne uzatıldı

7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınanlar arasında bulunan Niha+ muhabiri Abbas Vural’ın dosyasındaki gizlilik kararı sürerken, gözaltı süresi 4 güne uzatıldı. Vural’ın gözaltına alınırken darp edildiği öğrenildi.

Abbas Vural’ın misafir olarak kaldığı evin kapısını kıran polisler, evdeki eşyaları ve kitapları dağıttı, Foto: Niha+

Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılması planlanan NATO Zirvesi öncesinde dün (5 Temmuz) yapılan ev baskınıyla gözaltına alınan Niha+ muhabiri Abbas Vural’ın gözaltı süresi 4 güne uzatıldı.

Avukat Elif Yetigin, dosyada gizlilik kararı olduğu için Vural’ın ne ile suçlandığını henüz bilmediklerini belirterek, savunma avukatlarının ifade işlemlerine kadar dosyayı incelemelerine izin verilmediğini söyledi.

Abbas Vural

Kapı kırılarak eve baskın düzenlendi

Bu arada Abbas Vural’ın gözaltına alınmasına dair bilgiler de netleşmeye başladı. Edinilen bilgilere göre özel harekat ve Terörle Mücadele Şube (TEM) polisleri birlikte dün (5 Temmuz) sabah saatlerinde Vural’ın kaldığı evin kapısın kırarak içeri girdiler. Evdekileri darp ederek uyandıran polisler Vural ve beraberindekileri ters kelepçeyle yere yatırdılar. Telefon ve bilgisayarlara el koyan polisler, elektronik cihazların şifrelerini aldıktan sonra, evdekilerin kimlik tespitini yaptılar ve üzerlerini değiştirmelerine izin vererek gözaltına aldılar.

Polisler, baskın sırasında kapıyı kırarak içeri girdi, Foto: Niha+

Söz konusu uygulamayı doğrulayan Avukat Yetigin, aralarında muhabirimiz Vural’ın da olduğu kişilerin, yaşanan darp ve kötü muameleyi gözaltı sonrasında götürüldükleri hastanedeki sağlık muayenelerinde kayda geçirdiklerini belirtti.

Polisler Vural’ın misafir olarak kaldığı evdeki eşyaları ve kitapları dağıttı, Foto: Niha+

Ne olmuştu?

NATO zirvesi öncesi Türkiye genelinde yapılan gözaltı operasyonları dün (5 Temmuz) devam etmişti. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Dersim, Urfa, Çanakkale ve Bursa’da düzenlenen eş zamanlı ev baskınlarında aralarında akademisyenler, hukukçular, öğrenciler, sendikacılar ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltıların bir kısmının NATO Zirvesi öncesinde yapılan “Turkuaz operasyonu” kapsamında olduğu biliniyor.

Gözaltına alınanlar arasında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ile dernek üyesi Av. Yunusemre Işık; Halkevleri GYK üyesi Gürkan Gülseven, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin ve şube yönetiminin tamamı; Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Gençliği ve Kaldıraç Hareketi üyelerinin yanı sıra Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın merkez ve yerel yöneticileri (Yiğit Pertev, Diğde Simay Pertev, Mehmet Akif Karaca); akademisyen Sibel Özbudun ile yazar Temel Demirer de bulunuyor.

Ayrıca Niha+ muhabiri Abbas Vural, T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ve Oda TV editörü Ceren Erdoğdu‘nun gözaltına alınmasına DİSK Basın-İş ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) gibi basın meslek örgütleri sosyal medya hesaplarından tepki göstermişti.

AFP çalışanları Türkiye bürosunda greve çıktı

Uluslararası haber ajansı Agence France-Presse’in (AFP) İstanbul bürosunda çalışan gazeteciler, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı aldı: “Enflasyon oranının altında zam istemiyoruz.”

Fotoğraf: journo

Uluslararası haber ajansı Agence France-Presse’in (AFP) Türkiye’deki İstanbul merkez şubesinde Mart ayından bu yana devam eden toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmeleri tıkanmıştı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve AFP çalışanları, 15 Haziran 2026 tarihinde 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Nişantaşı’ndaki AFP Türkiye merkez şubesinde grev kararı aldığını duyurmuştu. Bugün (6 Temmuz) AFP çalışanlaro, Türkiye bürosu önünde toplanarak bir basın açıklamasıyla grevi başlattıklarını bildirdi.

Grev sürecine dair açıklamalarda bulunan AFP foto muhabiri Ozan Köse, iki aydır süren müzakerelerde işverenin son teklifinin %25 zam olduğunu ifade etti. Türkiye’deki yüksek enflasyonist ortama dikkat çeken Köse, çalışanlar olarak taleplerinin en azından resmi enflasyon oranında bir artış olduğunu, ancak yönetimin bu talebe yanaşmadığını söyledi. Buna göre anlaşmazlığın temel nedeni yönetimin resmi enflasyon oranının altında kalan bir ücret artışı dayatması.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), AFP çalışanlarının zam dönemine denk gelen mart ayında yıllık enflasyonu %30,87, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise yıllık artışı ise %54,62 olarak açıklamıştı.

“Enflasyon altında ezilmek istemiyoruz”

Köse, başlangıçta enflasyonun da üzerinde bir refah payı talep ettiklerini ancak küresel ve yerel medya sektörünün içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları göz önünde bulundurarak hareket ettiklerini belirtti. Köse, şu ifadeleri kullandı:

“Biz de fedakarlık yaptık. Medya dünyasındaki, medya kuruluşlarındaki ekonomik krizi anlıyoruz. Ancak en azından ‘enflasyon oranını karşılayın, enflasyonun altında bir zam yapmayın’ dedik. Onlar ise tek bir rakamda direttiler. Ne ileri ne geri adım attılar. Durum böyle olunca biz de grev kararı almak zorunda kaldık.”

Çalışanlar sendikal mücadelede kararlı

İstanbul’daki Türkiye bürosundaki yapılanma hakkında da bilgi veren Köse, ofiste çalışan 6-7 kişilik personel grubunun tamamının sendikalı olduğunu ve grev kararına tam katılım sağlayacağını açıkladı. Yurt dışından gelen ve “expat” (yabancı çalışan) statüsünde olan personelin ise sendika kapsamında yer almadığını belirten Köse, çalışanlar olarak haklarını korumak adına sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.

Grev pankartı asıldı

Bugün (6 Temmuz) AFP Türkiye bürosu önünde gazeteciler grev kararının ilanı için toplandı. Grev kararı ilanı esnasında konuşan TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, yoksulluk ve hayat pahalılığının çalışanların neredeyse tamamını etkileyen bir boyutta olduğunu belirterek “TÜİK’in rakamları ile hayatın gerçek rakamları arasında büyük bir fark var” dedi.

Bu durumun bir hak kaybı olduğunu söyleyen Durmuş, “En temel ihtiyaçlarınız yüzde 54 oranında zamlanırken sizden ücret talebinizi yüzde 30’a göre belirlemeniz isteniyor. Türkiye’deki en büyük adaletsizlik tam da burada başlıyor” dedi.

Durmuş’un konuşmasının ardından gazeteciler, AFP Türkiye bürosunun girişine “Bu iş yerinde grev vardır” pankartını astı.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.