DİSK Basın-İş ile bianet arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi 2 yıl için geçerli olacak. 2026 ve 2027 yıllarında, her yıl için çalışanlara yüzde 1,5 oranında zam yapılacak.
Foto: bianet
Türkiye’nin alternatif medya dünyasının en köklü ve önemli mecralarından olan bianet’in bağlı olduğu IPS İletişim Vakfı ile DİSK Basın-İş arasında Toplu İş Sözleşmesi (TİS) imzalandı.
Sözleşmenin imzalandığını hem bianet hem de DİSK Basın-İş sosyal medya X hesaplarında paylaştı.
bianet’te yayınlanan habere göre, Atölye BİA’da yapılan toplantıya IPS İletişim Vakfı Başkanı Nadire Mater, Vakfın Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Tuna, DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Bilir (Zana) Kaya ve Mali İşler Daire Başkanı İzel Sezer, işyeri temsilcisi Tuğçe Yılmaz, sendika avukatı Mehmet Akif Yıldırım ve TİS uzmanı İrfan Kaygısız da katıldı.
34 maddelik TİS yıllık izin, ücret zammı, yemek ve yol yardımı, ikramiye, sosyal yardımlar ve hibrit çalışma düzeninin yanı sıra editoryal bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği, mobbingin önlenmesi, işçi sağlığı ve güvenliği ile disiplin süreçlerine ilişkin maddeler içeriyor.
Yüzde 1,5 oranında zam yapılacak
1 Ocak 2026 ile 31 Aralık 2027 arasını kapsayacak olan sözleşme uyarınca, IPS İletişim Vakfı/bianet, çalışanlarına yüzde 1,5 oranında zam yapacak.
Sözleşmenin 30. Maddesinde yer alan zam oranları ile ilgili olarak Disk Basın-İş üyelerinin yılın son gününde almakta oldukları ücretlerine yeni yılın ilk gününde yüzde 1,5 oranında artış yapılacağı belirtiliyor. Devamında sendika “üyelerinin ücretleri İsveç kronu üzerinden aylık olarak ödenir. Bu ödemeler yapılırken T.C. Merkez Bankası veya ücretlerin ödendiği banka döviz alış kuru üzerinden (işçi lehine olan kur esas alınmak suretiyle) TL’ye çevrilerek ücret ödemeleri yapılır” deniyor.
Sendika ile bianet’in üzerinde uzlaştığı yüzde 1,5 zam oranı, hem 2026 yılı hem de 2027 yılı için geçerli olacak.
Sözleşme uyarınca, kurum 1 Mayıs, yılbaşı ve banka promosyonu adı altında çalışanlara 10 biner TL ikramiye verecek.
IPS İletişim Vakfı/bianet ile DİSK Basın-İş arasında imzalanan TİS’in bütün maddelerine erişmek için tıklayın
Afganistan’ın Herat vilayetinde, Taliban Ahlak Polisi’nin “uygunsuz baş örtüsüveya burka” giydikleri gerekçesiyle kadınları gözaltına alıp bayılana kadar darp etmesi üzerine protestolar patlak verdi. Taliban üyeleri Herat’taki bazı göstericilere ateş açtı.
Afganistan’da burka giyen kadınlar.
Afganistan’daki Herat vilayetinin Cebrail bölgesi sakinleri, Taliban’ın kadınları gözaltına alıp şiddet uygulamasını protesto etmek amacıyla bu sabah bir gösteri düzenledi. Afganistan Kadın Haber Ajansı’nın (AWNA) aktardığına göre, protesto gösterisi göstericilerin üzerine ateş açan Taliban güçleri tarafından bastırılmaya çalışılıyor. Yerel kaynaklara göre “Eğitim, İş, Özgürlük” sloganları atan mahalle sakinlerine Taliban güçleri tarafından ateş açıldı.
Protestolar, Taliban’ın Ahlak Polisi tarafından kadınlara yönelik sürdürülen gözaltılar ve sert muamele üzerine tırmanışa geçti. Taliban’ın bu uygulaması, Cumartesi günü Herat’ın çeşitli bölgelerinde kadınları zorla çadari (burka) giymeye zorlamak ve giymeyenlerin hapsedileceği yönünde tehdit etmek suretiyle başladı.
Taliban’ın üst düzey lideri Hibatullah Ahundzade, 119 maddeden oluşan kapsamlı bir ceza yönetmeliği taslağını resmen onaylamıştı. Kritik bir şekilde bu yönetmelik, algılanan bir “günaha” (buna uygunsuz kıyafetler de dahil) tanıklık eden her vatandaşın bunu anında durdurma görevi olduğunu belirterek, kolluk yetkisini tabana yaydı ve fiilen sokak şiddetini yasallaştırdı.
Protestocuları vuran Taliban üyesi. Fotoğraf: 8AM Media
8AM Media’nın haberine göre Taliban mensupları, manto giydikleri gerekçesiyle kadınları bayılana kadar darp edip gözaltına alıyor. Herat’taki kadınlar, Taliban mensuplarının sokak ortasında kadınları darp ettiği bu olayların ardından, kadınların bakkala bile çıkmaya korkması nedeniyle kamusal alandaki kadın varlığının keskin bir şekilde düştüğünü belirtiyor.
ترس از بازداشت؛ حضور کمرنگ زنان در بازارهای هرات
همزمان با افزایش نگرانیها از بازداشت زنان بهدلیل رعایتنکردن حجاب مورد نظر طالبان، حضور زنان در جادهی لیلامی هرات در روزهای اخیر بهگونهی چشمگیری کاهش یافته است.
— Afghanistan Women News Agency (@AWNANEWS) June 9, 2026
Taliban göstericilere ateş açtı
Bugün (9 Haziran) yerel kaynaklar 8AM Media muhabirlerine, Taliban gruplarının göstericileri dağıtmak ve bastırmak için ateş açtığını bildirdi. Kaynaklar ayrıca bölge genelinde sürekli olarak ambulans ve Taliban koruma aracı (Ranger) seslerinin duyulduğunu aktardı. Kesin can kaybı ve yaralı sayısı ise henüz netleşmiş değil.
Sosyal medyadaki bir videoya göre, silah sesleri devam ederken mahalle sakinlerinin yaralıları taşıyarak uzaklaştırdığı görülüyor.
Herat Protests Continue Amid Reports of Taliban Gunfire
Sources in Herat told Aamaj News that several protesters were wounded after Taliban forces resorted to ‘live fire’ to break up the demonstrations.
En az dört farklı kaynak bugün AWNA’ya, Taliban güçlerinin Herat’taki bazı salonların girişlerinde insanların içeri girmesine izin vermeden önce kadınların kıyafetlerini ve baş örtülerini kontrol ettiğini söyledi.
“‘Uygunsuz baş örtüsü’ İslami değerlerle bağdaşmıyor”
Afganistan’ın Meydan Şehr bölgesinin eski kadın belediye başkanı Zarife Ghafari Bashir, X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Taliban, Herat’ın Cebrail bölgesinde son birkaç gündür kadın ve kız çocuklarının gözaltına alınmasını protesto eden mahalle sakinlerinin barışçıl gösterisini şiddet kullanarak bastırdı. İnternette dolaşıma giren videolar, Taliban güçlerinin kalabalığı dağıtmak için ateş açtığını ve çok sayıda göstericiyi darp ettiğini gösteriyor. Bu son olay, rejimin muhalif sesleri susturmak ve Afgan kadınlarıyla dayanışma içinde olanları bastırmak için şiddet kullanmaya devam ettiğini yansıtmaktadır.”
Afganistan’ın Birleşmiş Milletler Temsilcisi Nasir Ahmad Faiq ise X hesabından yaptığı açıklamada, Taliban’ın ahlak polisi tarafından “uygunsuz baş örtüsü” bahanesiyle kadınların gözaltına alınmasının ne İslami ilke ve değerlerle ne de Afgan halkının kültür ve gelenekleriyle bağdaşmadığını belirtti. Faiq, “Taliban görevlileri, kadınların yakınları (akrabası/yasal vasisi) bile olmadıkları halde, kadınları kamusal alanda zorla gözaltına alma ve taşıma yetkisini kendilerinde nasıl görebiliyorlar?” diye sordu ve şöyle devam etti:
“Bu durum, Taliban hapishanelerindeki şiddet, cinsel istismar ve tecavüz vakalarının yanı sıra Taliban mensuplarının karıştığı zorla evlendirmelere dair güvenilir ve iyi belgelenmiş raporların ortasında yaşanıyor; ki bu vakalar hiçbir zaman şeffaf bir şekilde soruşturulmamış, sorumlulardan hesap sorulmamıştır.”
Af Örgütü: “Her kadının ne giyeceğini seçme hakkı vardır”
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Güney Asya Bölge Ofisi, Taliban’a gözaltına alınan kadınların nerede olduğunu derhal açıklaması, güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlaması ve kadınları kıyafetleri nedeniyle hedef alan uygulamalara son vermesi çağrısında bulundu:
“Herat vilayetinde çok sayıda kadının Taliban’ın kısıtlayıcı kıyafet kurallarına uymadıkları gerekçesiyle gözaltına alındığına dair raporlar son derece endişe vericidir. Bu durum, Afganistan’daki kadın ve kız çocuklarının haklarına yönelik süregelen baskıların çarpıcı bir hatırlatıcısıdır. Her kadının ne giyeceğini seçme, özgürce hareket etme, toplumsal yaşama katılma ve korku ya da gözdağı olmaksızın yaşama hakkı vardır.”
“Bu gözaltılar Taliban’ın toplumsal cinsiyet zulmünün bir parçasıdır”
Küresel bir koruma ağı ve diaspora savunuculuk grubu olan Afgan Kadın Aktivistler Koordinasyon Kurulu (AWACB), X hesaplarından şu açıklamayı yaptı:
“Herat’tan alınan görgü tanığı ifadeleri, fotoğraf ve video görüntülerine göre, Taliban güçleri kamusal alandaki kadınları sırf yüzleri tamamen kapalı olmadığı gerekçesiyle gözaltına almıştır. Bu gözaltılar münferit olaylar değildir. Taliban’ın Afgan kadınlarının bedenleri, hareketleri ve varoluşları üzerinde tam kontrol ve korku kurmaya yönelik sistematik toplumsal cinsiyet zulmü kampanyasının bir parçasıdır.”
Statement by the Afghan Women Activists Coordinating Body on the Arrest of Women in Herat
The Afghan Women Activists Coordinating Body strongly condemns the reported arrest of dozens of women and girls by the Taliban in Herat under the pretext of “bad hijab”.
— Afghan Women Activist´s Coordinating Body (AWACB) (@AWACB_DE) June 7, 2026
“Özgürlüğe Doğru Kadın Hareketi”nin (Women’s Movement Towards Freedom) kurucusu ve lideri Tahera Nasiri ise şu ifadeleri kullandı: “Taliban, kadınları toplumsal yaşamdan silmeye çalışıyor ve evlerinden her çıktıklarında onları giderek daha savunmasız hale getiriyor.” Nasiri’ye göre Taliban, sistematik kısıtlamalar ve baskılar yoluyla kadınları toplumdan tamamen dışlamayı, temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakmayı amaçlıyor.
Nasiri, “Bu rejimin lobisini yapanlara veya güncel durumu normal gibi gösterenlere yazıklar olsun. Gerçek şu ki Afganistan’daki kadınlar her gün ağır ayrımcılık, dışlanma ve baskıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor” dedi.
The Taliban are attempting to erase women from public life, making them increasingly vulnerable whenever they leave their homes. Through systematic restrictions and oppression, they seek to exclude women entirely from society and deny them their fundamental rights and freedoms.… pic.twitter.com/RlizxHBiKn
— Tahera Nasiri ~ طاهره ناصری (@nasiri_tahera) June 8, 2026
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın zamanda görüşen DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, görüşmede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için “Meclis tatile girmesin” dediğini aktardı.
Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 Haziran’da görüştü, Foto: Sırrı Sakık
Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana Kürt sorunu ve çatışma süreçlerinin sona ermesine dair yürütülen süreçlerde yer almış bir isim. Dönemin cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, başbakanı Necmettin Erbakan’ın dönemlerinde hem PKK’nin ilan ettiği ateşkeslerin gerçekleşmesi hem de müzakere süreçlerin gelişmesi için taraflarla görüştü, müzakere heyetlerinde yer aldı.
2013 ile 2015 tarihleri arasında yürüyen ve adına “Çözüm Süreci” denen dönem ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu sırasında DEM Parti milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” ilkesinin uygulanması gerektiğini söylemesi ile başlayan süreçte resmi bir rol üstlenmemesine rağmen, siyasetteki tecrübesi ile önemli görüşmeler gerçekleştirmeye devam etti.
Sakık son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bulunan Külliye’de bir görüşme gerçekleştirerek bu rol ve misyonunu devam ettirdiğini göstermiş oldu.
4 Haziran 2026 tarihinde kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ve paylaştığı fotoğraf ile görüşmeyi duyuran Sırrı Sakık, açıklamasında “Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmemizde halkımızın barışa, demokrasiye ve adalete dair beklentilerini, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin somut adımlarla ilerlemesine yönelik talep ve umutlarını kendisine ilettim. Bu tarihsel sürecin günlük siyasetin çok üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kanın, gözyaşının ve çatışmanın Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkmasının toplumun ortak arzusu olduğunu ifade ettim.” dedi.
Sakık bu görüşmeyle ilgili daha önce kimi medya organlarına demeçler vererek görüşmenin içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu.
Konuyla ilgili Niha+’a konuşan Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Erdoğan’dan Meclis’in tatile girmemesini istedi:
“Görüşmede, ‘Siz erteleyip ötelerseniz bu süreç geçmişte olduğu gibi yine böyle riskler var. Onun için ertelemeye, ötelemeye gerek yok. Bu da benim talebimdir: Meclis bu yaz tatile girmesin. Mevcut yasaları çıkaralım, sorunları tartışalım, konuşalım. Sayın Öcalan’a heyetler gidecekse bu ambargoyu kaldırın, gitsinler, gelsinler. Barış böyle inşa olur’ dedim.”
“Ahlaki vicdani bir duruşum var”
“Bu halkın evladıyım. Bu halkın dil, kültür, kimlik var olabilme mücadelesinin bir parçasıyım. O gündür bugündür Kürt sorunu yerli yerinde durduğu için siyasi aktörler değişiyor, ama Kürt halkının talepleri değişmiyor. Var olmak istiyor. Anayasa’da olmak istiyor” diyen Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana gelişen müzakere süreçlerinde yer aldığını belirtti:
“Ben 1993 sürecinden başlayarak bugüne kadar bütün müzakere süreçlerinde yer aldım. Bugün tabii ki müzakerelerde yokum ama bir ahlaki vicdani duruşum var. Yani bilgimi, birikimimi, 40 yıldır yaşadıklarımı yetkililerle bu sorunu çözecek, çözebilecek gücü olan siyasi aktörlerle, görüşmeyi doğru bulurum. Siyaset dünyasının da görevi de budur. Benim de görevim buydu.”
Erdoğan ile görüşmesinin de bu kapsamda olduğunu söyleyen Kürt siyasetçi, “Sayın Cumhurbaşkanı başbakanken ben oğlumu kaybetmiştim. Beni aradığında yurt dışındaydı. Kendisine şunu söylemiştim: Siz bu ülkenin azizi olun. Ben acılardan süzülerek geliyorum. Kardeşimi, kız kardeşimi, babamı, ailemi, eşim mi… Ama hiçbir acının evlat acısı kadar acı olmadığını söyledim. Bu topraklarda Kürt, Türk halkının evlatları her gün bu topraklara düşüyor. Onun için aziz olun. Bu ülkenin barışını sağlayın. O gün de söylemiştim. Bugün de söylüyorum” dedi.
“Aklın yolu bidir”
Sakık kendisini fesh eden PKK’nin attığı adımlara rağmen siyaset dünyası ve parlamentonun adım atmadığını kaydederek şöyle devam etti:
“Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Neredeyse iki yıldır devam eden bir süreç var. PKK olumlu adımlar attı. Bunun karşılığında siyaset dünyası, parlamento, bu işin muhatabı olanlar hala adım atmadılar. Benim görüşmem bu temeldeydi. Ben kendisine de söyledim: Yani Kürtler diyor ‘Av di golê de bimîne, genî dibe’. Önce Kürtçe söyledim, sonra Türkçeye de çevirerek söyledim kendisine.
“Olabilecekleri net olarak kendisiyle paylaştım, Geçmişten bugüne kadar yaşanan olumsuzluklar, tıkanan süreci hep birlikte değerlendirdik.
“Sevgili Selahattin Demirtaş’ın da bir an önce özgür olması, bu sürece katılması gerektiğini söyledim. Geçmişte sizin hayata geçirdiğiniz AİHM kararları vardı. Leyla Zana, Hâtip Dicle, Selim Sadak, Orhan Doğan’ın benim de içinde bulunduğum DEP davasında AİHM kararlarını siz hayata geçirmiştiniz dedim. Şimdi de bizim sizden isteğim, hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hem de Türkiye’nin en üst organı olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hayata geçirin dedim. O dönemde de yargı mahkum etmişti. Ama AYM’in verdiği kararları bizzat siz hayata geçirdiniz. Bunları konuştuk. Yani onlar notlar aldılar. “İlgileneceğiz, konuşacağız” dediler.
Eminim bu görüşmeler bir ete kemiğe bürünür. Aklı yolun birdir. Eğer gerçekten bu topraklarda barış sağlanacaksa birbirimizle oturup konuşabilmeliyiz. Geçmişten bugüne kadar gelen o tecrübeler, birikimler hepsi değerlendirilmelidir. Beni de dinledi. Uzun uzun konuştuk. Sonra özel sohbetlerimiz de oldu.
Endişelerimiz var. Ben bunu da seslendirdim. Halkın güveninin kırılmaması gerekir. Toplumda çok büyük bir halk desteği var. Bütün Kürtler bu konuda umutlu. Onun için bunu heba etmemeliyiz. Bunu küçük siyasete kurban etmemeliyiz.
Biz büyük bir barıştan, büyük bir mücadeleden, 100 yıllık bir mücadeleden bahsediyoruz. Yani size de tarih böyle bir misyonu getirdi, kapınızın önüne koydu. 100 yıllık bir sorununu çözebilecek bir gücünüz var. Bu gücü heba etmeyin. Bunu da söyledim. Diliyorum heba edilmez.”
Sahadaki gazeteciler, tüm mahpus gazetecilere özgürlük isteyerek herkesi 10 Haziran’da Taksim Tünel Meydanı’ndaki basın açıklamasına çağırıyor: “Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!”
Etkin Haber Ajansı (ETHA) gazetecileri Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz, Elif Bayburt ve Müslüm Koyun’un 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) dönük operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanmasından bu yana 126 gün geçti.
Sahadaki gazeteciler, tutuklanan ETHA gazetecilerine özgürlük istemiyle 10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da, Taksim Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyecek.
Gazeteciler, bütün basın çalışanlarını, demokratik kitle örgütlerini ve kamuoyunu 10 Haziran’daki basın açıklamasına çağırıyor:
Özgür Basın Susturulamaz!
Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e, Müslüm’e ve Tüm Mahpus Gazetecilere Özgürlük!
Tarih: 10 Haziran Saat: 19.00 Yer: Taksim Tünel Meydanı
Meslektaşlarımız cezaevinde. ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm ve onlarla birlikte bu ülkede özgürce haber yapmaya çalışan onlarca gazeteci, mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunuyor.
ETHA emekçisi arkadaşlarımız 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yapılan operasyonlarda gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen arkadaşlarımızın çoğuna dair iddianame bile hazırlanmadı.
Gazetecilik suç değildir. Yalnızca gerçekleri kayıt altına aldıkları için arkadaşlarımız bugün alıkonuluyor.
Gazetecileri susturmak, halkın bilgiye erişme hakkını susturmaktır. Susmuyoruz!
Özgür basın emekçileri olarak tüm gazeteci kuruluşlarını, emek ve meslek kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini ve basın emekçilerini bu çağrıya kulak vermeye davet ediyoruz:
10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da Taksim Tünel’de basın açıklaması için bir araya geliyoruz.
Sahadaki gazeteciler olarak sesimizi yükseltiyoruz:
Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın! Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!
Tüm mahpus gazetecilere özgürlük!
Ne olmuştu?
ESP’ye yönelik 3 Şubat’ta 22 şehirde düzenlenen operasyonlarda, aralarında partinin Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de bulunduğu 95 kişi “örgüt üyeliği ve örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Tutuklananlar arasında ETHA çalışanı gazeteciler Pınar Gayıp, Müslüm Koyun, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt da bulunuyordu. Güncel bilgilere göre, Koyun Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutulurken Gayıp, Gürbüz ve Bayburt Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.
Tutuklanan gazeteci Pınar Gayıp, avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Kapımızı kıranlar bilsin ki baş eğmeyeceğiz. Ülkede ezilenler, çocuklar, kadınlar, işçiler katledilmesin diye uğraşanlar bilsin ki pes etmeyeceğiz. Sosyalist basın susturulamaz” demişti.
bianet’teki habere göre, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Cengizhan Karaşın, Gayıp’a yöneltilen iddialara ilişkin “Dosyasında gazetecilik faaliyeti dışında tek bir delil yok. İzmir’de gözaltına alındığı soruşturmasındaki deliller tekrar dosyasına eklendi. Özetle ‘İzmir’de tutuklayamadık, İstanbul’da tutuklayalım’” diye konuşmuştu.
Tutuklanan gazeteciler arasında henüz Müslüm Koyun’un duruşması belirlendi. Koyun’un duruşması 18 Temmuz saat 10.30’da İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’a 2025 Haziran’da Budapeşte’de gerçekleştirilen “Budapeşte Onur Yürüyüşü’nü düzenlediği” gerekçesiyle açılan dava, Macaristan’daki Orbán hükümetinin Nisan seçimlerindeki yenilgisinin ardından Avrupa Birliği (AB) Mahkemesi kararı ile düşürüldü.
Fotoğraf: Gergely Karácsony’nin X hesabı
2025’te düzenlenen Budapeşte Onur Yürüyüşü’nden sonra Orbán hükümeti, yürüyüşe katılan ve aralarında Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’nin de bulunduğu birçok kişiye soruşturma açmıştı.
PinkNews’in yayınladığı habere göre, 4 Haziran’da savcılık tarafından yayınlanan bir açıklamada, Macaristan’ın LGBTİ+ karşıtı yasalarına karşı Avrupa Adalet Divanı’nın verdiği emsal niteliğindeki kararı gerekçe gösterildi ve Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’a karşı “2025 Onur yürüyüşünü düzenlediği” gerekçesiyle açılan dava düşürüldü.
“Budapeşte’de ne özgürlük ne de aşk yasaklanabilir”
LGBTİ+ topluluğunun katıldığı halka açık etkinlikleri yasaklayan bir yasa çıkaran Viktor Orbán hükümetinin engellemelerine rağmen, etkinlik Haziran 2025’te gerçekleştirilmişti. Karácsony yürüyüşte şunları söylemişti: “Budapeşte’de ne özgürlük ne de aşk yasaklanabilir.”
Yetkililer, yasaklama kararına rağmen etkinliği düzenlediği gerekçesiyle Ocak ayında Karácsony hakkında dava açmıştı. Dava açılmasının ardından Karácsony, “Görünüşe göre bu ülkede, kendi özgürlüğünüzü ve başkalarının özgürlüğünü savunursanız ödeyeceğiniz bedel bu” demişti.
Savcılar, Péter Magyar’ın seçimlerde Orbán’ı yenmesinin ardından gelen Avrupa Birliği (AB) mahkemesi kararı ile suçlamaları düşürdüklerini açıkladı: “Avrupa Mahkemesi’nin kararını dikkate alarak… Savcılar, Budapeşte belediye başkanına karşı toplanma özgürlüğü yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle yöneltilen suçlamaları düşürdü.” BBC News’e göre karar, Orbán’ın 16 yıllık iktidar döneminin sonlanmasından dokuz gün sonra verildi.
Macaristan eski başbakanı Viktor Orban, sağcı/muhafazakâr partisi Fidesz’in “çocuk koruma” yasası kapsamında LGBTİ+’ları kriminalize eden yasaları, 2025 yılında yürürlülüğe sokmuştu.
Budapeşte Onur Yürüyüşü 28 Haziran 2025’te gerçekleşti. Onur Yürüyüşü’nü örgütleyenler, etkinliğe rekor bir katılımla 200.000 kişinin katıldığını açıklarken ILGA-Europe ise 300.000 kişinin katıldığını söylemişti.
ILGA-Europe basın toplantısında, Pécs Pride organizatörü Géza Buzás-Hábel, polisin getirdiği yasağı kabul etmediğini anlatmıştı: “Yasağı kabul edersek, baskıyı da kabul etmiş oluruz. Eşitlik için mücadeleyi bırakmış oluruz. Bu sadece LGBTİ+ topluluğuyla ilgili değil. Bu, Avrupa Birliği’ndeki Macaristan’ın geleceğiyle ilgili.”
Macaristan hükümeti, onu Ocak ayında düzenlenen etkinliği organize etmekle suçladı. Ancak Nisan ayında Avrupa Adalet Divanı, Macaristan’ın LGBTİ+ karşıtı yasalarının AB kurallarını ihlal ettiği ve eşitlik ile azınlık hakları gibi değerlerine aykırı olduğu yönünde karar verdi.
Karácsony, 2019’dan beri Budapeşte Belediye Başkanıdır. Karácsony’nin partisi olan Diyalog – Yeşiller Partisi (Párbeszéd – A Zöldek Pártja), 2023 yılında Avrupa Yeşiller Partisi’ne katılmıştı. Yeşil ve merkez sol siyasetle özdeşleşmiş önde gelen bir muhalefet figürü olan Karácsony, Budapeşte’yi Macaristan’ın ulusal hükümetinden daha sosyal liberal bir konumda tutmuştur.
TÜİK mayıs ayında yıllık enflasyonu yüzde 32,61 olarak açıklarken bağımsız araştırma grubu ENAG yüzde 53,13 olarak hesapladı. Yıllık en yüksek artış ise yüzde 50,06 ile eğitim alanında görüldü.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026 dönemi Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre enflasyon yıllık olarak yüzde 32,61 olarak gerçekleşti. Akademisyenlerden oluşan bağımsız araştırma grubu ENAG’ın aynı dönem için hesapladığı yıllık artış ise yüzde 53,13 oldu.
Mayıs 2026’da TÜFE 2026’nın Nisan ayına kıyasla yüzde 1,71 artış kaydetti. ENAG ise hesapladığı TÜFE’nin mayıs ayında aylık yüzde 2,16 arttığını duyurdu.
TÜİK’e göre tüketici fiyatları geçen yıla göre yüzde 32,61 artarken kira artış oranlarının belirlenmesinde standart olarak kullanılan “on iki aylık ortalamaya göre değişim” ise yüzde 32,24 oldu.
En yüksek artış eğitimde
Ana harcama grupları bazında yıllık değişimler incelendiğinde en yüksek artışın yüzde 50,06 ile eğitim alanında yaşandığı görüldü. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubu yüzde 45,59 ile ikinci sıraya yerleşirken gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 34,86 oldu. Ulaştırma yüzde 34,29 ile bu grupları takip etti.
Aylık değişimde gıda fiyatları geriledi
Aylık bazda ise tablo farklılaştı. Genel endeks bir önceki aya göre yüzde 1,71 artarken gıda ve alkolsüz içecekler bir önceki aya göre yüzde 0,48 geriledi. En yüksek aylık artış yüzde 11,29 ile giyim ve ayakkabı grubunda kaydedildi. Konut alanında yüzde 2,28, ulaştırma alanında ise yüzde 2,03 artış görüldü.
Özel kapsamlı TÜFE göstergeleri grubuna dahil olan işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE grubu, geçen yıla göre yüzde 31,30 artış kaydetti. Bu oran aylık bazda ise yüzde 2,87 olarak ölçüldü. Özel kapsamlı grupta yıllık en yüksek artış ise yüzde 33,76 ile “Mevsimlik ürünler hariç TÜFE” göstergesinde oldu.
TÜİK · Tüketici Fiyat Endeksi
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026
Yıllık değişim
%32,61
Mayıs 2025: %35,41 ↓
Aylık değişim
%1,71
Mayıs 2025: 1,53
Yıl başından itibaren
%16,61
Mayıs 2025: 15,09
12 aylık ortalama
%32,24
Mayıs 2025: 45,80
Ana harcama grupları — yıllık değişim (%)
Aylık değişim oranları (%)
Genel endekse aylık katkı (puan)
Merkez Bankası, mayısda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’ya, 2027 yıl sonunda ise yüzde 15’e yükseltti. Diğer taraftan İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) mayıs verilerine göre, İstanbul’da perakende fiyatlar aylık yüzde 1,53 artarken yıllık enflasyon oranı yüzde 36,77 oldu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün (4 Haziran) enflasyon oranlarıyla ilgili yaptığı açıklamada “Dezenflasyon programına olan bağlılığımız güçlüdür. Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20’li seviyelerde tamamlamasını bekliyoruz” demişti.
Persepolis’in yazarı ve yapımcısı olan Marjane Strapi’nin yakınları, Strapi’nin bugün yaşamını yitirdiğini duyurdu.
Marjane Satrapi. Fotoğraf: Wikipedia
Hem çizgi roman hem de bir film olan “Persepolis” ile dünya çapında ün kazanan Fransız-İranlı sanatçı Marjane Satrapi, 56 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının yakın çevresi bu haberi bugün (4 Haziran) duyurdu.
İranlı insan hakları aktivisti ve gazeteci Nergis Safiye Muhammedi adına kurulan dayanışma kuruluşu Narges Foundation, Satrapi’nin ölümüne ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Marjane Satrapi, feminizm, insan hakları ve özgürlük için yılmaz bir ses oldu. Eserleri ve toplumsal faaliyetleri aracılığıyla kadın haklarını kararlılıkla savundu, İran halkıyla dayanışma içinde oldu ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketinin mesajını küresel sahnede yankıladı.
Ailesinin yaptığı açıklamaya göre, Marjane Satrapi, 8 Nisan 2025’te vefat eden yapımcı, oyuncu ve senarist eşi Mattias Ripa’nın ölümünden bir yıl sonra ‘üzüntüden öldü.’
Marjane Satrapi, ardında güçlü bir kültürel, sanatsal ve ahlaki miras bırakıyor. Onun cesareti, yaşamının çok ötesinde yankılanmaya devam edecek.”
Yapımcı, oyuncu ve senarist olan Mattias Ripa, Satrapi’nin eşi, 8 Nisan 2025’te hayatını kaybetmişti. Eşinin vefatının ardından Satrapi, sinema eğitimi almak üzere Paris’e gelmek isteyen yabancı öğrencileri desteklemek amacıyla Mattias ve Marjane Ripa-Satrapi Sinema Vakfı’nı kurdu ve Instagram’da “Hayatımın aşkını kaybettiğim için” mesajını paylaşmıştı.
22 Kasım 1969’da İran’ın güneybatısındaki Reşt kentinde doğan Satrapi, İran’daki rejimin eleştirisi eserlerindeki temel konulardan birisi olmuştu. Oradaki Fransız okuluna gitti ve okul yıllarında Şah’ın düşüşü, Humeyni rejimi ve İran-Irak Savaşı’nın ilk yılları gibi önemli politik olaylara tanıklık etti. Özellikle 1979 İran Devrimi’nin ardından ülkede yaşanan siyasi gelişmeler, ilerleyen yıllarda eserlerinin temel konularından biri oldu.
Ailesi tarafından 14 yaşında Avrupa’ya gönderilen Satrapi, Viyana’da eğitim gördü ve 1994 yılında Fransa’ya yerleşti. 2006 yılında ise Fransa vatandaşlığı aldı. İran rejimini eleştirdiği Persepolis çizgi romanının ilk cildi 2003 yılında, ikinci cildi ise 2004 yılında yayımlandı.
Satrapi, dünya çapında büyük övgü alan otobiyografik grafik romanı “Persepolis” ile tanındı. Persepolis (2007) filmi dışında Chicken with Plums (2011), Gang of the Jotas (2012), The Voices (2014), Radioactive (2019) filmlerinde yönetmenlik yaptı.
Fransız hükümetini de eleştiren Satrapi, 2025 yılında İran’la ilişkilerinde sergilediği “ikiyüzlülük” gerekçesiyle Fransa Onur Nişanı’nı reddetmişti.
1940 tarihli ve 2025’te gizliliği kaldırılan Genelkurmay belgesi, Hatay ve doğu vilayetlerindeki yer adlarının Türkçeleştirilmesini ve bu isimlerin harita ile eğitim materyallerine dahil edilmesini öneriyor.
1940 tarihli ve 2025’te gizliliği kaldırılan bir Genelkurmay belgesi, Hatay ve doğu vilayetlerinde yer adlarının Türkçeleştirilmesini gündeme getiriyor. Belgede yeni isimlerin harita ve eğitim materyallerine dahil edilmesi öneriliyor.
Araştırmacı M. Saleh Ghaderi’nin kendi kişisel X hesabı üzerinde paylaştığı belgenin gizliliği yeni kaldırıldığı anlaşılıyor. “10.07.2025 tarih ve 148317 sayılı OLUR ile GİZLİLİĞİ KALDIRILDI” bulunan belgede söz konusu isimlerin değiştirilmesinin “kültürel ve tarihi bir zaruret” olduğu savunularak şu ifadeler kullanılıyor:
“Hatay ve şark vilayetlerimizde halen kullanılan bütün yabancı isimlerin öz Türkçelerinin kullanılması veya yeniden Türkçe isimler verilmesi kültürel ve tarihi bir zaruret olarak görülmektedir.”
Eğitim sistemi de sürecin parçası
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan Genelkurmay belgesi
Belgede dikkat çeken bir diğer unsur ise isim değişikliklerinin yalnızca idarî kararlarla sınırlı tutulmaması. Genelkurmay, değiştirilecek yer adlarının coğrafya kitaplarında, haritalarda ve diğer yayınlarda kullanılmasını önererek yeni nesillerin bu isimleri öğrenmesini hedefliyor.
Yazıda, “halkın ve yeni neslin bu isimleri daha kolaylıkla öğrenmesi” amacıyla yeni adların eğitim materyallerine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Enver Paşa’nın talimatı başlangıç
1940 tarihli belge, yer isimlerinin değiştirilmesinin yalnızca tek bir döneme ait uygulama olmadığını da gösteriyor.
Tarihçi Namık Kemal Dinç, geçtiğimiz günlerde Niha+’a yayınlanan söyleşisinde yer adlarının değiştirilmesine ilişkin ilk kapsamlı girişim, 5 Ocak 1916’da Enver Paşa’nın vilayetlere gönderdiği talimatnameyle başladığını belirtiyor. Talimatnamede Ermenice, Rumca ve Bulgarca yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi isteniyordu.
Dinç, Cumhuriyet döneminde de bu yaklaşımın sürdüğünü ve özellikle Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Rumca, Lazca ve Gürcüce kökenli yer adlarının hedef alındığını belirtiyor.
Kurumsal dönüşüm
Dinç’in araştırmasına göre uygulama 1957 yılında kurulan “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” ile sistematik bir niteliğe kavuştu. Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Dil Kurumu ve Ankara Üniversitesi temsilcilerinin yer aldığı kurul, 1978’e kadar faaliyet yürüttü.
Araştırmalara göre yaklaşık 75 bin yerleşim birimi incelendi; bunların yaklaşık 28 bini için resmî ad değişikliği kararı alındı.
“Hafıza siyaseti” tartışması
Dinç, yer isimlerinin değiştirilmesini yalnızca idarî bir düzenleme olarak değil, tarihsel hafızanın yeniden inşası olarak değerlendiriyor.
Dinç’e göre amaç, Anadolu’nun çok dilli ve çok kültürlü geçmişine ait izlerin silinmesi ve yeni bir ulusal hafızanın oluşturulmasıydı.
İfade Özgürlüğü Derneği kurucusu Yaman Akdeniz, Cumhuriyet gazetesinin hesabına yönelik engelleme kararının gazeteye tebliğ edilmediğini belirterek, bu kararın yıllardır özellikle Kürt basınına ve diğer alternatif mecralara uygulanan baskının devamı olduğunu kaydetti.
Elazığ 2. Sul Ceza Hakimliği, 29 Nisan 2026 yılında verdiği bir kararla, Cumhuriyet Gazetesi’nin X platformundaki resmi hesabı engelledi.
Kararı, Türkiye’deki dijital mecralarda uygulanan sansür ve engellemeleri izleyen Engelli Web’in duyurdu. 2026/2312 sayılı kararın dayanağı, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması olarak gösteriliyor. Bu kararın ardından, X’in Cumhuriyet’in hesabını Türkiye’den görünmez kılması gerekiyordu. Ancak bu karar henüz uygulanmış değil.
Cumhuriyet Gazetesi'nin X hesabı (@cumhuriyetgzt), Elazığ 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 29 Nisan 2026 tarihli ve 2026/2312 sayılı kararıyla, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi. Hesap, X tarafından Türkiye'den görünmez kılınmadı. pic.twitter.com/9edJujn0ly
Engelli Web’in erişim engeli kararını duyurmasının ardından Cumhuriyet Gazetesi kullanıcı adını @cumhuriyetgzt1 olarak değiştirdi. Boşa çıkan @cumhuriyetgzt kullanıcı adını alan başka bir hesap kısa süre sonra X tarafından askıya alındı.
Bu kararın duyurulduğu dönemde yine Kısa Dalga’dan Canan Coşkun’unun “Vize İmparatorluğu” yazı dizisinin 5 bölümü İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından engellendi. Söz konusu haberle ilgili X platformunda yapılan paylaşımlar da ayın akibeti yaşadı.
Söz konusu engellemelerin gerekçesi, Cumhuriyet Gazetesine yönelik engellemeler için sunulan gerekçeyle: “Milli güvenlik ve kamu düzeni.”
İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) projesi olan Engelli Web’in verilerine göre, 2025 boyunca kullanıcılar toplam 63 saat sosyal medyaya erişemedi, en çok kullanılan platformlardan üçü hâlâ kapalı ve erişim yasaklarının temel gerekçesi ‘millî güvenlik ve kamu düzeni’.
Kasım ayında, ikinci el bilet satış platformları olan Viagogo, Seatpin, Bilettw, BiletApp, Banabilet, Biletalsat, Ticketfoni, KombineDevret, Varbilet, Ticketbix ve Maçbiletial erişime engellendi.
“CBAdayOfisi” adlı X hesabı 13 Kasım’da, hesap adı değiştirilince 14 Kasım’da, yeniden açıldığında 16 Kasım’da aynı gerekçeyle erişime engellendi ve Türkiye’den görünmez kılındı.
Bir karikatür sonrası başlatılan soruşturmanın ardından Leman’ın web sitesi ve X hesabı, 1 Temmuz 2025’te erişime kapatıldı. Grup Yorum’un 2006–2024 arasında yayımlanan 454 videosu, 657 bin aboneli Jahrein’in kanalı, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalı “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle engellendi. Altaylı’nın kanalı için verilen engelleme kararının YouTube tarafından henüz uygulanmadığı belirtildi.
Akdeniz: Kararın gerekçesini bilmiyoruz
İFÖD kurucusu Prof Dr. Yaman Akdeniz, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili karar için fiilen uygulanmayan bir karar olduğunu belirterek, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili kararın gazeteye dahi tebliğ edilmediğini, kendilerinin duyurusu ile gazete yönetiminin ve avukatlarının karardan haberdar olduklarını söyledi.
Yaman Akdeniz, foto: euronews
Akdeniz bu kararın yıllardır Kürt basını, gazetecilerine yönelik kararlar başta olmak üzere hayata geçirilen engelleme kararlarının bir devamı olduğunu ifade etti:
“2018’den bu yana yayınladığımız engelli web raporlarına bakarsanız ağırlıklı olarak 5651 sayılı Kanunun 8A maddesi kapsamında 2015’ten bu yana Kürt haber sitelerinin, Kürt gazetecilerin, siyasetçilerin, web sitelerinin, X hesaplarının, sosyal medya hesaplarının da sıklıkla ve arka arkaya kapatıldığı görülür. İsimler değiştiği zaman bile bu söz konusu oldu. Mesela Mezopotamya Ajansı örneği bu anlamda çarpıcı. Aynısı sendika orgunda başına geldi. Dolayısıyla yıllardır devam eden bir süreç diyelim. Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen. Anayasa Mahkemesi defalarca Birgün Gazetesi’nin yaptığı başvuruda, Sendika Org’un’un yaptığı başvuruda yine keza Artı Gerçek’in yaptığı başvurularda hep ihlal kararı verdi.”
“Milli Güvenlik ve Kamu Düzeninin Korunması” maddesi ile ilgili bir hesabın, tekil bir paylaşımın veya haberin erişime engellenmesinden ziyade tamamen bir hesabın erişime engellenmesinin çok sık karşılaşılan bir şey olduğunu belirten Yaman Akdeniz, Cumhuriyet Gazetesinin Barış Terkoğlu olmak üzere köşe yazarlarının yazılarına yönelik engellemeleri örnek gösterdi. Akdeniz, 2015 ve 2016 yıllarında alınan engelleme kararlarını, yine 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde Birgün gazetesinin hesabı ile HDP’nin resmi hesabının kapatılma kararlarını hatırlatarak o kararların Elon Musk öncesindeki X platformu tarafından kararların uygulanmadığını kaydetti.
İmamoğlu’nun hesabının kapatılması
“19 Mart 2025 sürecinde yani Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması sonrasında da yüzlerce hesap Türkiye’den erişime engellendi” diyen Yaman Akdeniz “bunların büyük bir çoğunluğu Türkiye’den görünmez kılındı. Yani X tarafından karar uygulandı. Fakat bazı hesaplarla ilgili yine seçmece davranıp X uygulamadı” bilgisini verdi. Akdeniz, İmamoğlu’nun hesabının kapatılmasının sansür açısından bir milat olduğunu dile getirerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“19 Mart 2025 tarihi bir dönüm noktası. Çünkü öncesine baktığımız zaman, 2025 öncesine baktığımız zaman, sosyal medya platformlarının bu suç ceza hakimlikleri tarafından alınan kararları çok seçmece uyguladıklarını görüyoruz. Son genel seçimleri hatırlayacaksınızdır. Elon Musk’ın ‘bazı hesapları kapatmazsak, Türkiye’den bant daraltma uygulanacak. Hatta platformu engelleyecekler. Mecbur kaldık, engelledik’ gibi bir açıklaması var. 2025’e geldiğimizde artık bu platformların üstündeki baskılar iyice arttı. Ekim 2022’de 5651 sayılı yasada yapılan değişikliklerle cezaları arttırdılar. Şimdi mevcut düzende yıllık cirosunun %3’ü falan gibi çok yüksek miktarlarda idari para cezaları var. Dolayısıyla bunlarla tehdit etmeye başladılar geri planda. Maalesef sosyal medya platformları çıkıp konuşmuyorlar. Yani açık bir şekilde kamuoyunu bu süreçlerle bilgilendirmiyorlar.
“En çarpıcı örneklerden bir tanesi Instagram’ın geçtiğimiz 2 yil öncesi Türkiye’de 10 gün boyunca erişime engellenmesiydi. Bu süreçte sadece iki satırdan öteye gitmeyen açıklamalar yapıldı. Daha yeni gündeme gelen 15 yaş altına sosyal medyanın engellenmesi ile ilgili sosyal medya platformları herhangi bir açıklama yapmadı.”
“Her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor”
Basın ve ifade özgürlüğü ile sivil toplum örgütleri söz konusu olduğunda risklerin çok fazla olduğunu kaydeden Akdeniz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kapatılması örneği vererek “Her an her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor ve alternatif planlar olması gerekiyor. Risk analizlerinin yapılması gerekiyor. Buna hazırlıklı olmak gerekiyor” dedi.
Çünkü hakikaten nasıl bir gece ansızın İstanbul Bilgi Üniversitesi kapatılabiliyorsa bir gece ansızın Cumhuriyet Gazetesi’nin X hesabı da erişime engellenir ve Türkiye’den görünmez kılınabilir veya işte kendi web sitesi dahi böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilir. Olmaz katiyetle olmaz diyemiyorum.
İFÖD EngelliWeb 2024 raporu
İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) 2024 yılında meydana gelen internet sansürünü konu edinen EngelliWeb raporuna göre 2024 içinde 311 bin 91 web sitesine erişim engellendi.
Yıllara Göre Erişime Engellenen Web Siteleri (2018 – 2024)
2024
311.091
2023
240.857
2022
137.717
2021
107.714
2020
58.872
2019
61.383
2018
94.601
5651 sayılı İnternet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2007’den bu yana Türkiye, 1 milyon 264 bin 506 web sitesi ve alan adını, 852 farklı kurum ve hakimlikler tarafından verilen kararlarla erişime engelledi.
İFÖD ayrıca 2024’te sosyal medya platformlarında ve diğer dijital mecralarda gerçekleşen engellemelere dair şu çarpıcı verileri paylaştı:
270 bin URL adresine,
17 bin Twitter/X hesabına,
75 bin tweet ve X paylaşımına,
25 bin 500 YouTube videosuna,
16 bin 700 Facebook içeriğine,
16 bin Instagram içeriğine erişim engellendi.
311 bin 91 erişim engelinden sadece 938’i yargı kararı
Rapordaki en dikkat çekici veri, erişim engeli kararlarının idari kurumlar ve yargı organları arasındaki dağılımı oldu. Kararların kurumsal kırılımı şu şekildedir:
BTK Başkanı: 254.130 (%82)
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF): 50.120
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü: 2.796
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): 1.834
Hakimlik, savcılık ve mahkemeler: 938
Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı (Tarım ve Orman Bak.): 768
Sağlık Bakanlığı: 310
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu: 132
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı: 62
Reklam Kurulu: 1
5 binden fazla haber sansürlendi
İFÖD, 2024 içinde, 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi dayanak gösterilerek, 257 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 803 farklı karar ile yaptırım uygulanan 5 bin 740 haber adresi (URL) tespit etti.
2024 yılı içinde “en çok yaptırım uygulanan haber sitesi” kategorisinde 248 haberle Hürriyet ilk sırada yer aldı. Onu 246 haberle Sabah, 196 haberle de Borsa Gündem takip etti.
10 Yıllık Karar Özeti (2014 – 2024)
605 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 8 bin 793 farklı kararla yaptırım uygulanan toplam 49 bin 533 haberin yıllara göre dağılımı:
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2026 Küresel Haklar Endeksi’ni yayımladı. İşçi hakları ihlallerinin dünya genelinde rekor seviyeye ulaştığı belirtilen raporda, Türkiye bu yıl da işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasındaki yerini korudu.
Doruk Maden işçileri Ankara’ya yürüyor. Fotoğraf: Bağımsız Maden-İş Sendikası
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2026 yılı Küresel Haklar Endeksi raporunu yayımladı. Raporda Türkiye’de sendika karşıtı devlet politikalarına ve doğrudan baskılara dikkat çekildi.
ITUC, raporunda dünya genelindeki işçi hakkı ihlallerini “demokrasiye karşı milyarder darbesi” olarak nitelendirdi. Rapora göre, dünya genelinde işçi hakları ihlalleri rekor düzeyde. Raporda ülkelerin %87’sinde grev hakkının ihlal edildiğinin, Avrupa ve Amerika kıtalarında ise tarihi gerilemeler yaşandığı belirtildi.
Türkiye en kötü 10 ülkeden biri
ITUC, raporunda Türkiye’yi “işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi” arasında gösterdi. 2026 yılında işçiler için en kötü 10 ülke şunlardı: Arjantin, Beyaz Rusya, Ekvador, Mısır, Eswatini, Myanmar, Nijerya, Panama, Tunus ve Türkiye.
2026’da dört ülkenin notu kötüleşti: Arnavutluk, Arjantin, Fransa ve Panama. Üç ülkenin notu ise yükseldi: Botsvana, Birleşik Krallık ve Uruguay.
İhlallerde gözle görülür bir artışın ardından ITUC, yedi ülkeyi “izleme listesi”ne aldı: Gine-Bissau, İsrail, Liberya, Moldova, Filipinler, Amerika Birleşik Devletleri ve Zimbabve.
Devlet baskısı doğrudan gelişiyor
ITUC, Türkiye bölümünde ciddi hak ihlallerinin ve sendika karşıtı devlet politikalarının olduğunu belirtti. “Otoriter Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, temel işçi haklarını çiğnemek konusunda uzun bir geçmişe sahiptir” diyen ITUC, Türkiye’de devlet düzeyinde baskının daha doğrudan gerçekleştiğini söyledi.
Rapor, Ocak 2025’te Almanya’ya ait hazır giyim üreticisi Digel Tekstil işçilerinin TEKSİF’e üye olmasından sonra önde gelen dört sendika üyesi tazminatsız olarak işten çıkarıldığını söyledi. Ayrıca Digel’in sendika onay sürecine itiraz ettiğini ve aktivizmlerini bastırmak amacıyla 15 üyenin daha işten çıkarıldığını hatırlattı.
ITUC, Metal işçileri sendikası Birleşik Metal-İş’in Ağustos 2025’te İtalyan sermayeli hidrolik sistem üreticisi SAG Hidrolik’te resmi toplu pazarlık temsilcisi olarak onaylanmasına rağmen şirketin buna karşı olarak üç sendika üyesini sebepsiz yere işten çıkardığını da vurguladı.
Bu rapora göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz 2025’te Eti Maden’deki yasal maden grevini “milli güvenlik” gerekçesiyle 60 gün erteledi. ITUC, Türk-İş kanununa göre bu durumun Türkiye’de grev hakkını geçersiz kılarak anlaşmazlığı zorunlu tahkime taşıdığına dikkat çekti.
ITUC, 2025 yılının Mart ayında İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi sebeplerle tutuklanmasına tepki olarak Eğitim Sen sendikasının düzenlediği dayanışma grevinin ardından, devlet yetkililerinin sendika yönetimini ev hapsine aldığını vurguladı. Ev hapsinin sona ermesine rağmen sendika yöneticilerin haftalık olarak polise imza verme gibi adli kontrol kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğu aktarıldı.
Rapora göre Türkiye’deki sendika liderleri, sendikal faaliyetleri nedeniyle hâlâ yargı baskısıyla ve terör suçlamalarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.
İşçilerin yaşam hakları ihlal edildi
Rapora göre, geçtiğimiz yıl ifade ve toplanma özgürlüğü ihlallerinde %5’lik bir artış, işçilere yönelik şiddet saldırılarında %6’lık bir artış ve işçi ve temsilcilerinin tutuklanma ve gözaltına alınması da dahil sivil özgürlükler üzerindeki saldırılarda %3’lük bir artış söz konusu.
2026 Endeksi, 2025’te %45 oranda olan ifade ve toplanma özgürlüklerine yönelik saldırıların bu sene %50 oranda olduğunu bildirdi. Buna göre 151 ülkenin yaklaşık yarısında yetkililer işçileri tutukladı veya gözaltına aldı.
2026 Endeksi, bu seneki ihlallerinin şimdiye kadar yaşanan hak ihlalleriyle kıyaslandığında rekor seviyede olduğunu belirtti. Sendika kurma, sendikaya üye olma ve sendikaların yasal kayıt hakları, her dört ülkeden üçünde engellendi. Bu sırada işçiler, ülkelerin %32’sinde şiddete maruz kaldı, buna örnek olarak İsrail güçlerinin Filistin Genel Sendikalar Federasyonu (PGFTU) ofislerine baskın düzenlediği hatırlatıldı.
2026 yılında işçiler ve sendikacılar dört ülkede sendikal aktivizmleri sebebiyle hayatlarını kaybetti: Angola, Kolombiya, Endonezya ve Meksika.
Bu bilgilere göre grev hakları 151 ülkenin %87’sinde ihlal edildi. İşçilerin %72’si adalete erişemedi veya adalete erişimi kısıtlandı. 151 ülkeden 121’inde toplu pazarlık hakkı kısıtlandı ve ihlal edildi.
İşçi haklarında rekor gerileme
Hak ihlallerini 1 ile 5 arasında bir indekse göre sıralayan rapora göre Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi, sıralamada işçiler açısından dünyanın en kötü bölgesi olarak yer aldı. 2026 yılında bölgenin puanı 4,68 olarak belirlendi.
Avrupa ve Amerika kıtasında ülke puanları 2014’ten bu yana en düşük endeks puanına geriledi. Amerika kıtasındaki ortalama ülke puanı 3,72’ye gerileyerek tarihteki en düşük değerine ulaştı. Bu bölgede yer alan Arjantin ve Panama, işçi hakları açısından dünyanın en kötü 10 ülkesi listesine girdi. Bölgedeki 25 ülkeden yaklaşık %90’ı grev hakkını ihlal etti ve sendikaların kaydını engelledi, bölgedeki ülkelerin yaklaşık yarısında ise işçiler tutuklandı veya gözaltına alındı.
Avrupa’nın ortalama ülke puanı, şimdiye kadar aldığı en düşük seviye olan 2,80’e geriledi. Rapor, Avrupa’da aşırı sağın yükselişinın sendikalara ve üyelerine yönelik düşmanlığın giderek artmasına ön açtığını söyledi. Raporda Avrupa’daki 41 ülkenin yaklaşık dörtte üçünde grev hakkının engellendiği belirtildi.
Rapor, endeks puanı 4.08’te sabit kalan Asya-Pasifik bölgesinin ise işçiler açısından dünyanın ikinci en kötü bölgesi olduğunu belirtti.
Bu yılki sonuçların bir “demokrasiye karşı milyarder darbesine” olduğunu ve işçi hareketinin, kolektif eylem ve dayanışma üzerine kurulu en büyük demokratik güç olmaya devam ettiğini söyleyen ITUC, işçi örgütlenmesinin herkes için daha adil, kapsayıcı ve demokratik bir gelecek inşa etme gücüne sahip olduğunu vurguladı.