Bahman Ghobadi’nin Martin Scorsese yapımcılığındaki yeni filmi Toronto’da izleyiciyle buluştu

Uluslararası sinema medyasında geniş yankı bulan film; Screen Rant, ComingSoon,Cinefilos ve Yahoo Entertainment gibi prestijli platformlarda manşetlere taşındı.


Dünyaca ünlü Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’nin yazıp yönettiği, Hollywood yıldızıEva Green’in başrolünde yer aldığı ve usta yönetmen Martin Scorsese’nin yürütücüyapımcılığını üstlendiği yeni filmi “Trees Are Watching” (Ağaçlar Bakıyor), Kanada’dadüzenlenen Toronto Uluslararası Film Festivali’nde (TIFF) izleyiciyle buluştu.

Uluslararası sinema medyasında geniş yankı bulan film; Screen Rant, ComingSoon,Cinefilos ve Yahoo Entertainment gibi prestijli platformlarda manşetlere taşındı.

Özellikle Martin Scorsese’nin projeye yapımcı olarak katılması küresel sinemaçevrelerinde büyük heyecan yarattı.

Cannes ve Berlin gibi festivallerden ödüllerle dönen Bahman Ghobadi, Instagramhesabı üzerinden yaptığı açıklamada filmin kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirterek, “Bu film benim için uzun ve son derece kişisel bir yolculuk oldu. Yıllardır zihnimde benimle yaşayan anıları, korkuları, mekanları ve insanları içinde barındırıyor”dedi. Ghobadi, projede emeği geçen tüm ekibe teşekkür etti.

Filmin fragmanında gerilim dolu, karanlık ve derin duygusal geçişlerin hakim olduğu biratmosfer dikkat çekiyor.

Doğanın ve ağaçların, insanoğlunun eylemlerine, bastırılmış korkularına ve sırlarınabirer canlı tanık olarak konumlandırıldığı yapım, Ghobadi’nin auteur sinema dili ile Hollywood prodüksiyon kalitesini harmanlıyor.

Eva Green Mardin’e dönüyor

Trees Are Watching, yıllar sonra memleketi Mardin’e dönen Darya adlı bir romancının hikayesini anlatıyor. Eva Green’in canlandırdığı Darya, sağır kızıyla birlikte geçmişinin izleriyle yüzleşirken bir Kürt efsanesi ve çevredeki doğal alanların tahribatı da hikayenin merkezine yerleşiyor.

Bahman Ghobadi için kişisel bir anlam da taşıyan film, yönetmenin 18 yıllık sürgün döneminde gördüğü kabuslardan ve insan ile doğa arasındaki ilişkiye dair düşüncelerinden izler taşıyor.

Ghobadi’nin senaryosunu yazıp yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Eva Green ve Murat Yıldırım yer alıyor. Yönetmen ve Yıldırım, filmin Toronto’daki dünya prömiyerine de katılacak.

Trees Are Watching’in yapım ekibi

Filmin yapımcılığını Seyfi Şahin, Bahman Ghobadi, Lydia Dean Pilcher ve Golriz Ehtiati üstleniyor. Martin Scorsese’nin yanı sıra Lucas Akoskin ve Bahoz Nasradin de yürütücü yapımcı olarak görev yapıyor.

Open the Door tarafından sunulan ve MIJ Film yapımı olan Trees Are Watching, Ghobadi’nin uluslararası festivallerdeki yolculuğunu da sürdürüyor. Yönetmenin Sarhoş Atlar Zamanı, Kaplumbağalar da Uçar, Yarım Ay ve Kimse İran Kedileri Hakkında Bir Şey Bilmiyor gibi filmleri Cannes, Berlin, San Sebastian ve Toronto dahil olmak üzere dünyanın önemli festivallerinde gösterilmişti.

Güçlü oyuncu kadrosu ve künyesi

Filmin oyuncu kadrosunda ve teknik ekibinde uluslararası alanda tanınmış isimler yeralıyor:

Başroller: Fransız yıldız ve James Bond (Casino Royale) filminin başrol oyuncusu EvaGreen ile Türkiye’nin tanınan oyuncuları Murat Yıldırım, Zeynep Çamcı ve Neva Kuş.

Yapımcılar: Bahman Ghobadi, Seyfi Şahin, Lydia Dean Pilcher ve Gülrez İhtiyati.

Yürütücü Yapımcılar: Martin Scorsese, Lucas Akoskin ve Bahoz Nasreddin.

Görüntü Yönetmenliği: Saba Mazloum ve Touraj Aslani.

Kurgu: Farbod Khoshtinat.

Müzik: Bamdad Afshar.

Yapım Tasarımı ve Sanat Yönetimi: Babak Tahmili ve Gökben Sas.

İçişleri Bakanı: Sokakta yaşayan hayvanların yüzde 99,22’si toplatıldı

2024’te yürürlülüğe giren 7527 sayılı kanundan bu yana milyonlarca sokakta yaşayan hayvan belediyeler tarafından toplatıldı. İçişişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT Haber’de sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasına ilişkin konuştu. Çiftçi, İzmir, Diyarbakır ve İstanbul dışında sokakta yaşayan hayvanların neredeyse tamamının toplatıldığını belirtti.

Fotoğraf: Canva

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TGRT Haber’de yayımlanan Gündem Özel programında sokakta yaşayan hayvanlara yönelik toplama sürecinin son durumunu açıkladı. Bakana göre 81 ilin 78’inde süreç tamamlandı. Çiftçi, kaşan üç il için İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’ı işaret etti. Çiftçi, ülke genelinde sokakta yaşayan hayvanların yüzde 99,22’sinin toplandığını belirtti ve “1,5 ay sonra bu iş Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkacak” ifadelerini kullandı.

Bu orana göre milyonlarca hayvan yaşam alanlarından koparılarak ilgili belediyelerce toplatıldı. Hayvan hakları savunucuları, toplatılan hayvanların bırakıldığı barınakların yaşanabilir bir durumda olmadığını vurgulamaya devam ediyor.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, sokakta yaşayan hayvanların toplanması, barınak koşulları, sahiplendirilmesi ve ötanazi (uyutulma) şartlarına ilişkin ciddi düzenlemeler içeren bir yasadır.


Hayvanlar için artık doğaya dönüş yok

2024’te değişen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve buna bağlı yönetmelik. Çiftçi’nin aktardığına göre önceki uygulama “bul, topla, kısırlaştır, doğal yaşam ortamına geri bırak” formülüne dayanıyordu. Çiftçi, bu formülün “çözüm getirmediğini” söyleyerek 7527 sayılı kanunda “doğal yaşam ortamına bırakma” hükmünün kaldırıldığını ve yerine barınakta veya “doğal yaşam alanında” süresiz muhafaza esası getirildiğini aktardı.

Bu, hayvan hakları örgütlerinin en çok itiraz ettiği noktalardan biri.

Hayvan hakkı savunucuları, toplatılan barınakların bir “toplama kampı” niteliğinde olduğunu vurguluyor. Bakan, barınakların “toplama kampı” olmadığını savunarak İçişleri ve Tarım Bakanlığı müfettişlerinin 81 ildeki barınak ve “doğal yaşam alanlarını” ortak denetlediğini, standartlara uymayan belediyelerin uyarılacağını söyledi. Ancak Çiftçi’nin açıklamasında yaptırımların ne olacağına dair bir bilgi verilmedi.

Sahiplendirme oranları küçük bir kesimi kapsıyor

Çiftçi, bugüne kadar 102 bin hayvanın sahiplendirildiğini de açıklandı. Ancak toplanan toplam hayvan sayısıyla (Çiftçi’nin verdiği orana göre bu 8 milyon) kıyaslandığında bu oldukça küçük bir sayı. sahiplenilmeyen büyük çoğunluk barınaklarda veya “doğal yaşam alanı” adı verilen kapalı alanlarda kalmaya devam edecek.

BES-AR: 4 kişilik memur ailesinin açlık sınırı eylülde 49 bin 655 liraya yükseldi

Büro Emekçileri Sendikası’nın araştırma birimi BES-AR’ın açıkladığı verilere göre, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenebilmesi için Eylül 2026’da yapması gereken harcama 49 bin 655 liraya yükseldi. Asgari ücret ise açlık sınırının yüzde 76,86 altında kalmaya devam ediyor.



Büro Emekçileri Sendikası’na bağlı Araştırma Merkezi’nin (BES-AR) gıda fiyatları üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenebilmesi için Eylül 2026’da yapması gereken aylık harcama 49 bin 655 liraya ulaştı.


BES-AR’ın 15 Eylül’de açıkladığı verilere göre bekâr bir çalışan için yaşam maliyeti 80 bin 863 lira olarak hesaplandı. Gıda harcamasının yanı sıra giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu aylık ihtiyaçların toplamını ifade eden yoksulluk sınırı ise 124 bin 339 liraya çıktı.

Verilere göre sağlıklı beslenmenin günlük maliyeti 1.655 lirayı aştı.

Asgari ücret açlık sınırının yüzde 77 altında

2026 yılında 28 bin 75 lira olarak belirlenen asgari ücret, açlık sınırının yüzde 76,86 altında kaldı. BES-AR’ın hesaplamasına göre asgari ücretle çalışan bir kişi, aldığı maaşla ancak karnını doyurabiliyor.

BES-AR’ın açıklamasında büyükşehirlerde çalışan kamu emekçilerinin barınma sorununa da dikkat çekildi. Açıklamaya göre büyükşehirlerdeki kamu emekçileri maaşlarının yüzde 75-80’ini kiraya ayırmak zorunda kalırken, birçoğu barınma ihtiyacını karşılayabilmek için öğrenci evi düzeninde 3-5 kişiyle birlikte yaşamak durumunda kalıyor.

Büro Emekçileri Sendikası açıklamasında, “Tüm kamu emekçilerine, asgari ücretlilere ve emeklilere insanca yaşayabilecek bir ücret talebimizde ısrar ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

“Ailem Güvende” operasyonları: 13 Eylül’den bugüne neler oldu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü “Ailem Güvende” adlı operasyonlar kapsamında 13 Eylül’den bu yana LGBTİ+ dernekleri, aktivistler, trans kadınlar ve eğlence mekanları hedef alındı. Şu ana kadar beş ilde en az 81 kişi tutuklandı.


Fotoğraf: Büşra Erinkurt / csgorselarsiv.org

LGBTİ+ ve aktiviste yönelik düzenlenen ev baskınlarını kapsayan “Ailem Güvende” adlı operasyonlar, LGBTİ+’ların hedef alınmasıyla hem Türkiye hem de uluslararası gündemde yer edindi.

İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2026/9559 sayılı kararıyla 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, yayın organının, öğrenci topluluğunun, hak savunucusunun ve aktivistin internet sitesi ile sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Aynı gece İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası başta olmak üzere 15 ilde dernek, ev ve mekan baskınları düzenlendi.

“Ailem Güvende” operasyonu: 17 Eylül itibarıyla genel tablo

12 Eylül’de başlayan operasyonda il il tutuklama ve gözaltı sayıları

Toplam tutuklu sayısı en az 81

İstanbul

20

tutuklandı · 14 adli kontrol · 1 serbest · 13 kişi hakkında yakalama kararı

Ankara

13

tutuklandı · Tuğba Tekerek, 7 Kaos GL yöneticisi ve 5 trans kadın dahil

İzmir

16

tutuklandı

Kuşadası / Aydın

5

tutuklandı

Mersin, Sakarya, Antalya

28

tutuklandı (ortak operasyon) · 8 adli kontrol

Çağlayan Adliyesi önündeki protesto: Operasyonları protesto etmek için toplanan, aralarında gazeteci ve avukatların da bulunduğu 106 kişi gözaltına alındı; tamamı sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldı.

Kaynak: İstanbul, Ankara, Mersin ve İzmir cumhuriyet başsavcılıkları açıklamaları; Adalet Bakanlığı verileri

13 Eylül: 162 kişi hakkında işlem başlatıldı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, X hesabından yaptığı açıklamada operasyon kapsamında 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı. Gürlek, bu operasyonların “Aile ve Nüfus On Yılı” kapsamında yapıldığını da ekledi.

Kaos GL derneğine ve üyelerin evlerine yapılan polis baskınıyla derneğin yedek ve asil denetim kurulu üyeleri, gözaltına alındı. Polisler derneğin ofisinde de arama gerçekleştirip dijital veriler ve materyaller el koydu. Ayrıca İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde LGBTİ+’ların kullandığı eğlence mekanlarına baskın düzenlendi.

14 Eylül: İzmir ve Kuşadası’nda ilk tutuklamalar

İzmir’de 16 kişi, Aydın’ın Kuşadası ilçesinde 5 kişi “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamalarıyla tutuklandı.

İzmir’de birçok kişi, aralarında LGBTİ+ aktivistlerinin de olduğu çok sayıda kişinin tutuklanması ve gözaltına alınmasını protesto etti. Polis, İzmir’deki kitleye biber gazı ile müdahale etti ve 1’i avukat 2 kişiyi gözaltına aldı.

15 Eylül: Çağlayan’da protestoculara gözaltı

“Müstehcenlik” ve Dernekler Kanunu kapsamındaki soruşturmada Ankara’dan gözaltına alınan 21 kişiden 13’ü tutuklandı.

Kaos GL’ye düzenlenen operasyon kapsamında serbest gazeteci Tuğba Tekerek ile Kaos GL Derneği yönetim ve denetim kurulundan 7 asil üye tutuklandı. 7 yedek üye ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Tekerek’in gözaltına alınma gerekçesinin derneğin Gürcistan’daki LGBTİ+ hareketine ilişkin hazırladığı tek bir haber olduğunu aktardı.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen ayrı bir operasyonda, Muamma LGBTİ+ Derneği ve Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nden olan kişiler dahil 36 kişi gözaltına alındı. “Fuhuş”, “fuhşa teşvik, aracılık ve zorlama” ile “müstehcenlik” suçlamalarıyla 28 kişi tutuklandı, 8 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. Operasyon kapsamında 14 internet sitesi ve 186 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi.

İstanbul’da Operasyonları protesto etmek amacıyla İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile LGBTİ+’lar Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde toplandı. Aralarında BirGün muhabiri Sarya Toprak, Alman kamu yayıncısı ARD’den gazeteci Sener Azak ve avukatların da bulunduğu 106 kişi polis müdahalesiyle gözaltına alındı. Gözaltındakiler Gayrettepe, Vatan ve Küçükçekmece emniyet müdürlüklerine dağıtılarak götürüldü. Azak daha sonra ayrı olarak serbest bırakıldı. Gözaltı süresinin 24 saat daha uzatıldığı duyuruldu.

16 Eylül: İstanbul’da operasyonda 20 tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde kentte faaliyet gösteren 10 işletme ve 6 LGBTİ+ derneği olmak üzere toplam 54 iş yeri, ev ve derneğe operasyon düzenlenmişti. Adliyeye sevk edilen 35 şüpheliden 20’si tutuklandı, 14’ü hakkında adli kontrol kararı verildi, 1 kişi savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Yurt dışında olduğu belirtilen 13 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Savcılık, tutuklama talebinin gerekçesinde “çocukların üstün yararı”, “Türk aile yapısının korunması” ve “genel ahlak”ı öne sürdü. LGBTİ+ derneklerinin faaliyetleriyle Türk aile yapısının mahiyetini zayıflattığını ileri süren savcılık, derneklerin LGBTİ+ olmayı özendirme, teşvik ve yaygınlaştırma amacıyla finansman topladığını ve organizasyonlar düzenlediğini iddia etti.

Bir gün önce gözaltına alınan 106 kişinin ifade işlemleri 16 Eylül sabahı tamamlandı, ancak gözaltı süreleri 24 saat uzatıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), gözaltındakilerin sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakılacağını duyurdu. Nitekim 106 kişinin tamamı 16 Eylül gecesi serbest bırakıldı.

Avrupa Birliği’nden gözaltılara tepki

Avrupa Birliği’nden de “Ailem Güvende” operasyonlarına kınama mesajı geldi. Avrupa Komisyonu Sözcüsü Christian Wigand, “Komisyon, LGBTİQ+ aktivistleri, insan hakları dernekleri ve işletmelere yönelik son gözaltılar ve başlatılan hukuki süreçlerden endişe duyuyor,” demişti.

Avrupa İnsan Hakları Büyükelçileri ve LGBTİ+ Hakları Büyükelçileri, operasyonlara ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

Fransa, İsveç, Finlandiya, Almanya, Hollanda, İzlanda ve Danimarka bayraklarıyla imzalanan açıklama şu şekilde:

“12 Eylül’den bu yana Türkiye’de LGBTİ+’lara, özellikle insan hakları savunucularına ve LGBTİ+ örgütlerine, karşı yürütülen eylemler derin endişe vericidir. Barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ile ifade özgürlüğü, LGBTİ+’lar için de olmak üzere, uluslararası insan hakları hukukuna ve Türkiye’nin uymayı taahhüt ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun biçimde tam olarak gözetilmelidir. Türkiye’deki tüm LGBTİ+’larla tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.”

“Ailem Güvende” operasyonları: İstanbul’da 20 kişi tutuklandı

Savcılık, İstanbul’da düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonunda aralarında en az dokuz LGBTİ+ dernek üyesinin de bulunduğu şüpheliler için “çocukların üstün yararı”, “Türk aile yapısı” ve “genel ahlak” gerekçelerine dayandı.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

“Ailem Güvende” adlı polis operasyonları kapsamında İstanbul’da gözaltına alınan 35 kişi arasından 20 kişi tutuklandı.

Tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen en az 9 LGBTİ+ dernek üyesinin de aralarında bulunduğu 20 kişi için savcılık, “çocukların üstün yararı”, “Türk aile yapısı” ve “genel ahlak”ı gerekçe gösterdi.

Tutuklananlar arasında Hevi LGBTİ+, Pozitif-iz, SPoD ve Lambdaistanbul üyeleri de bulunuyor.

Savcılık, sevk gerekçesinde “çocukların üstün yararı”, “aile kurumunun korunması” ve “genel ahlak”ı gerekçe gösterdi. Savcılık, LGBTİ+ derneklerinin faaliyetleriyle “Türk aile yapısının mahiyetini zayıflattığını” iddia ederek derneklerin LGBTİ+ olmayı “özendirme, teşvik ve yaygınlaştırma” amacıyla finansman topladığını ve organizasyonlar düzenlediğini belirtti.


Çağlayan Adliyesi önünde gözaltına alınan 106 kişi serbest bırakılacak

”Ailem Güvende” operasyonlarına karşı İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelen ve gözaltına alınan 106 kişinin serbest bırakılacağı duyuruldu.

Fotoğraf: Gazeteci Eylül Deniz’in videosundan bir kesit

13 Eylül’den bu yana Adalet Bakanı Akın Gürlek’in öncülük ettiği LGBTİ+’lara dönük “Ailem Güvende” adlı polis operasyonlarının ardından İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile LGBTİ+’lar, Çağlayan Adliyesi önünde gözaltı ve tutuklamalara karşı dün (15 Eylül) basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması sırasında polis 106 kişiyi gözaltına aldı.

ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği), gözaltına alınan 106 kişinin sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra serbest bırakılacağını duyurdu.

13 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla yapılan operasyonda İstanbul’da gözaltına alınan 33 kişiden 20’si tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

13 kişi hakkında ise adli kontrol talep edildi.

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında Kaos GL Derneği’nin yedek üyeler de dahil olmak üzere yönetim ve denetim kurulu üyeleri evlerine düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmıştı. Dernek ofisinde de arama yapılmış, dijital materyallere el konulmuştu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ailem Güvende” adında 15 ilde yürütülen operasyonlar kapsamında 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını sosyal medya hesabından açıklamıştı.

Bu operasyonlara karşı sendikalar, siyasi kurumlar, feminist örgütler ve LGBTİ+’lar 15 Eylül 12.30’da İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak üzere bir araya geldi. Polis, adliye önündeki 106 kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan 106 kişi üç gruba ayrılarak Vatan Emniyet ile Gayrettepe ve Küçükçekmece’deki emniyet birimlerine götürülmüşlerdi. Gözaltı süresi dün akşamdan itibaren 24 saat daha uzatılmıştı.

ÇHD, Çağlayan Adliyesi önünden 12.30 sıralarında gözaltına alınan Avukat Cem Gök’ün ifadesinin gece 01.00’de, Avukat Tuğba Yılmaz’ın ifadesinin gece 03.30’da, Avukat Berfin Karaşah’ın ifadesinin 03.50’de, Avukat Gülyeter Aktepe’nin ifadesinin sabaha karşı 05.00 civarı alındığını duyurdu.

Yapay zekada ‘Tekelleşme’ uyarısı: “Hitler’in atom bombasına sahip olması kadar tehlikeli”

DeepSeek mühendisi Liu Shengyu, yapay zeka alanındaki tekelleşmeye dikkat çekerek, yaklaşmakta olan durumu Hitler’in atom bombasına sahip olması kadar tehlikeli bir durum olarak nitelendirdi. OpenAI ise korkuları anladıklarını ama kendilerine güvenilmesi gerektiğini iddia etti.

DeepSeek’te yapay zeka geliştiricisi olarak çalışan Liu Shengyu, WeChat hesabında Çince olarak yayınlanan “Yeteneğimi Düne Gömmekten Başka Seçeneğim Yok” başlıklı blog yazısında yapay zeka ile ilgili uyarılarda bulundu. Shengyu, yapay zekanın bir yıl içinde belgeleri aramasına ve hataları tespit etmesine yardımcı olabilecek bir araçtan, GPU kodunu okuyabilen ve yazılım operatörlerini optimize edebilen bir araç haline geldiğini yazdı.

Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin birkaç şirket tarafından kontrol edilmesinin yaratacağı risklere dikkat çeken Shengyu, “Bu nedenle, en ileri düzey yapay zeka teknolojilerinin herkes tarafından açık ve uygun maliyetli bir şekilde erişilebilir olması gerektiğine hala inanıyorum. Bunu Anthropic veya OpenAI’ın yapacağına güvenmiyorum. Özellikle de en gelişmiş yapay zekaya ya da AGI’ye Anthropic’in hakim olmasını kesinlikle istemiyorum. Abartılı bir benzetmeyle ifade etmek gerekirse, bunun yaratacağı tehlikenin boyutu Hitler’in Müttefikler’den önce atom bombası teknolojisine sahip olması kadar ciddi olurdu”.

Geçen hafta Anthropic ve OpenAI’da araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon, yapay zeka güvenliğine ilişkin endişeleri nedeniyle Anthropic’ten ayrıldığını duyurmuştu. Coxon, X’te yaptığı paylaşımda yapay zeka şirketlerinin “kendi kendini geliştiren süperzekaya doğru hızla ilerlediğini” söylemişti.

Oğlunu öldürmek için yapay zekaya sordu

Brezilya’da 36 yaşındaki bir kişi nafaka ödediği oğlunu öldürmek için OpenAI adlı yapay zekadan yardım istemesi üzerine 19 Haziran’da tutuklandı ancak aradan geçen 53 gününün ardından serbest bırakıldı.

BBC’de yer alan habere göre şüphelinin nafaka ödemesi dışında oğluyla neredeyse hiç teması yoktu. Soruşturmacılar nedenin ödemeden kaynaklı bir öfkeden dolayı olabileceğine inanıyor.

Zanlının risin dahil zehirli maddeler üzerinde araştırma yaptığını ve soruları yeniden formüle ederek ChatGPT’nin güvenlik önlemlerini aşmaya çalıştığını söylüyor.Oğluna zarar vermek istediği suçlamasını reddeden adam, 54 gün tutulduktan sonra soruşturmadaki gecikmeler nedeniyle 13 Ağustos’ta serbest bırakıldı. Henüz bir suçlama yöneltilmedi fakat soruşturma devam ediyor.

AB yapay zeka yöneticileri ile konuşacak

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yapay zekanın yol açabileceği risklere karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere yapay zeka modellerini geliştiren başlıca laboratuvarları toplantıya davet edeceğini bildirdi.

Von der Leyen, Strazburg’da düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumundaki yıllık “Birliğin Durumu” konuşmasında yapay zekaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Von der Leyen, yapay zekanın doğru biçimde geliştirilmesi halinde insanlığa büyük yararlar sağlayabileceğini ancak bu güçlü teknolojinin önemli riskleri de barındırdığını belirtti.

Yapay zekanın taşıdığı riskler ele alınmadan teknolojinin potansiyelinden tam olarak yararlanılamayacağını vurgulayan von der Leyen, “En gelişmiş yapay zeka modellerinin kapasitesi arttıkça söz konusu riskler de daha belirgin hale geliyor. Geliştirilmekte olan modeller, daha önce mümkün olabileceğini hiç düşünmediğimiz düzeylerde bilgisayar korsanlığı yapılmasına imkan sağlayacak.” diye konuştu.

Kendi kendini geliştirebilen yapay zeka modellerinden kaynaklanan tehlikelerin giderek daha görünür olduğunu anlatan von der Leyen, yapay zeka ajanlarının kendileri için belirlenen ortamların dışına çıkması veya sistemlere zararlı kod yerleştirmesi gibi olayların karşılaşılabilecek risklere ilişkin ilk işaretler olduğunu kaydetti.

Von der Leyen, ileri düzey yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin yöneticilerinin de kendi kendini sürekli geliştirebilen modellerin ilerleme hızının kontrol altına alınması gerektiği uyarısında bulunduğuna işaret etti.​​​​​​​

Von der Leyen, tarafların yapay zeka modellerinin değerlendirilmesi ve doğrulanması, erken uyarı sistemleri ve yapay zeka güvenliği gibi alanlarda ortak çalışma yürüteceğini belirterek, “En ileri yapay zeka modellerini geliştiren başlıca laboratuvarları, sektörün bu modellerin gelişim hızını kontrollü biçimde yönetmeye yönelik devam eden çalışmalarını nasıl destekleyebileceğimizi görüşmek üzere davet edeceğim.” ifadesini kullandı.Yapay zekanın sağlık alanında doktorların yerini almaması, onlara destek sağlaması gerektiğini vurgulayan von der Leyen, “Yapay zekanın doktorlarımızı güçlendirmesi gerekiyor, onların yerini alması değil.” diye konuştu.

OpenAI: Korkmakta haklısınız ama bize güvenin!

OpenAI CEO’u Sam Altman, San Francisco’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada dünyanın yapay zekadan kormakta haklı olduğunu belirterek, “Dünya doğru şeyi yapacağımıza güvenmeli. Çünkü yapılması gereken doğru şey bu ve biz de taşıdığımız bu sorumluluğun büyüklüğünü hissediyoruz” dedi.

Washington’da düzenlenen bir konferansta konuşan Senatör Bernie ise Sanders, yapay zeka konusunda insanların karar vermesi gerektiğini belirterek, “Yapay zekaya bir avuç oligark karar vermemeli, bir oligarkın söylediği hiçbir şeye asla güvenemeyiz çünkü… samimi değiller ve yalan söylüyorlar” dedi.

Jîna Emînî ölümünün dördüncü yılında anılıyor

İran’ın başkenti Tahran’da 16 Eylül 2022’de Dilşad Devriyeleri (ahlak polisleri) tarafından işkence edilerek katledilen Jina Emini ölümünün 4. yılında anılıyor.

İran’da 4 yıl önce gözaltında katledilen Jina Mahsa Emini için İran ve Rojhılat’ın bir çok kentinde anma etkinliği düzenliyor. Jina Emini için Rojhilat Kürt Siyasi Güçleri İttifakı, Jina Emini için, 16 Eylül’de genel grev çağrısı yapmış, işyerleri ve pazarların açılmamasını istemişti.

Yapılan genel grev çağrısına İran’ın Kürt bölgelerinde yoğun katılım olurken, Jina’nın memleketi Saqız’da ise yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Yoğun önlemlere rağmen mezarlık ziyaret edildi Jina Emînî’nin mezarının bulunduğu Aichi Mezarlığı ve çevre yolları İran güvenlik güçleri tarafından kontrol altına alındığı bildirildi. İran International, yıldönümü öncesinde Saqiz ve Senendec başta olmak üzere Rojhilat kentlerinde askeri ve güvenlik güçlerinin yoğun biçimde konuşlandırıldığını aktardı.

Tüm güvenlik önlemlerine rağmen Jina Emînî’nin Aichi Mezarlığı’ndaki mezarı ziyaret edildi. Ziyaretçiler, mezarlığın girişinde Jina Emînî’nin adının ve “Jin, jiyan, azadî” yazısının yer aldığı beyaz balonlar uçurdu.

Öğrenciler Jina’yı andı

İsfahan Üniversitesi girişindeki bir üst geçide Jina Emini için pankart asan öğrenciler ayrıca Jina Emini protestolarında hayatını kaybedenlerin adlarının yazılı olduğu beyaz balonlar uçurdular.

Tutuklular açlık grevi ile destek verdi

Kürdistan İnsan Hakları Ağı’nın aktardığına göre Zeynep Celaliyan, Verişe Muradi, Sekine Perwane ve Matlub Ahmediyan isimli dört Kürt siyasi tutuklu, 16 Eylül’de Kürdistan’daki genel grev çağrısına destek amacıyla açlık grevine başlayacaklarını açıkladı.

Ne olmuştu

13 Eylül 2022’de kardeşiyle birlikte Tahran’dayken İran’ın “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad Devriyeleri tarafından “zorunlu örtünme” kuralına uymadığı gerekçesi ile gözaltına alınan Jina Emini, gördüğü işkence sonucu hastaneye kaldırıldı ve 16 Eylül’de yaşamını yitirdi. Ailesi, Jina’nın gözaltına alınmadan önce herhangi bir sağlık sorunu olmadığını belirterek ölümünden güvenlik güçlerini sorumlu tuttu.

Jina Emînî’nin ölümü Rojhilat’ın Saqız kentinden başlayarak İran geneline yayılan protestoların fitilini ateşledi. 17 Eylül’de Saqız’daki cenaze töreninde “Jin, jiyan, azadî” sloganı yükselirken, kadınların öncülüğündeki eylemler kısa sürede İran’ın birçok kentine yayıldı.

Yüzlerce ölü, binlerce idam

İran İnsan Hakları Örgütü (IHRNGO) ve İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı verilerine göre, Jina Emini’nin öldürülmesi ardından başlaya ve “Jin Jiyan Azadi” eylemleri olarak bilinen protestolarda 68’i çocuk olmak üzere 551 kişi öldürüldü. IHRNGO verilerine göre “Kanlı Cuma” olarak bilinen 30 Eylül 2022’de Cuma namazından çıkan protestoculara açılan ateş sonucu 14’ü çocuk 4’ü kadın toplam 104 kişi öldürüldü. Ayrıca 16 Eylül 2022 ile 2025 yılları arasında İran’da 83’ü kadın olmak üzere en az 2910 kişi idam edildi. Bu idamların önemli bir kısmını protestoya katılan sivil insanlar oluşturuyordu.

Abdullah Öcalan’dan Alevilere: “Amaç egemenliğin değil eşitliğin ve özgürlüğün ittifakı”

Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Güngör’ün haberine göre Abdullah Öcalan son yapılan İmralı görüşmesinde “İdris-i Bitlisi’nin Sünni mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmak, onu eksiklikleri ile beraber olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir.” dedi.


Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Güngör’ün haberine göre Abdullah Öcalan İmralı Heyeti aracılığıyla İdris-i Bitlisi değerlendirmesinin yaşanan eksiklikleri yeniden canlandırmanın aksine Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmeyi amaçladığını aktardı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, 13 Eylül tarihinde Abdullah Öcalan ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından açıklama yayınlayan İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan’ın sürece dair değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı. Yapılan görüşme, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ait olduğu iddia edilen notların, provokasyon ve spekülasyonların olduğu bir dönemde yapılırken, söz konusu tartışmalar Türkiye gündeminde de geniş yer buldu.

DEM Partili yetkililer söz konusu tartışmalar başta olmak üzere İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin içeriğine dair bilgileri gazetecilerle paylaştı. Yetkililer Abdullah Öcalan’ın dolaşıma giren ve söz konusu tartışmalara yol açan bazı görüşme tutanaklarının gerçekle bağının olmadığını bir kez daha vurguladığını belirtti.

“Alevi Rönesansı ortak demokratik geleceğin en önemli sütunlarından biri”

Abdullah Öcalan’ın konuyu netleştirmek için verdiği mesajda şu ifadeleri kullandı:

“İdris-i Bitlisi’nin Sünni mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmak, onu eksiklikleri ile beraber olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir. Tam tersine, geçmişte mirlerin ve egemenlerin çıkarına kurulan ittifak anlayışını, bugün halkların ve inançların çıkarı doğrultusunda güncellemektir. Alevilerin tarihsel hafızasını ve bu nedenle oluşan kaygılarını elbette ciddiye almak gerekir. Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmektir. Söz konusu olan mirlerin değil halkların ittifakıdır. Amaç egemenliğin değil eşitliğin ve özgürlüğün ittifakıdır. Alevi Rönesansı da bu ortak demokratik geleceğin en önemli sütunlarından biridir.”

Rojava’da yaşananları “açık bir provokasyon” olarak niteledi

Abdullah Öcalan’ın Rojava’daki gelişmelere dair değerlendirmelerinden bir kesit paylaşıldı. Öcalan’ın Rojava’da yaşananları “açık bir provokasyon” olarak nitelediği kaydedildi, “Bir genci vahşice katledip sonra da kente girmeye bahane edeceksin. Bu açık bir provokasyon. Diyalog zeminine yönelik bu sabotaj hemen durmalıdır” uyarısında bulunduğu belirtildi.

PJAK ve İran mesajları

Öcalan’ın Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê’nin (PJAK) izlediği politikanın doğru olduğunu, başka etki alanlarına girmeden halkı savunma stratejisinin yerinde olduğunu ifade ettiğini söyledi. Abdullah Öcalan’ın İran’a yönelik önceliğinin idam çılgınlığının durdurulması ve İran’ın Kürt bölgesine saldırmaktan vazgeçmesi olduğunu vurguladığı kaydedilerek, “Eğer bu yapılmazsa Kürtlerin meşru savunma hakkı olur. Türkiye bu konuda pozitif rol oynamalıdır” dediğini belirtti.

Mehdi Zana’nın vefatını üzüntüyle karşıladığı belirten Abdullah Öcalan’ın mesajı şu şekilde:

“Halkın yerel demokrasi temelinde irade olması için önemli bir çabaya sahipti. Başta Leyla Zana olmak üzere tüm ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.”

“Ailem Güvende” operasyonları: Gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı


Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başlattığı “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında bugün Ankara’da 7 asil Kaos GL üyesi ve gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı.

Fotoğraf: Kaos GL



Ankara’da “Ailem Güvende” adlı soruşturma çerçevesinde gözaltına alınıp tutuklanma istemiyle mahkemeye çıkarılan 14 Kaos GL üyesiyle gazeteci Tuğba Tekerek’in Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifade işlemleri sona erdi.

Sorgu sonucunda gazeteci Tuğba Tekerek ve Kaos GL yönetim ile denetim kurullarının yedi asıl üyesi tutuklandı. Kaos GL’nin yedi yedek üyesi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tutuklanlar arasında trans hak savunucuları Janset Kalan ve Umut Derin’in yanı sıra Gökkuşağı Aileleri Derneği’nden, LGBTİ+ annesi olan Nedime Erdoğan da yer alıyor.

Adalet için Hukukçular, X hesabından 13 Eylül’deki operasyonlar sonrası son durumu duyurdu:

“Mersin’de 27 tutuklu, 8 adli kontrol
İzmir’de 16 tutuklu, 2 adli kontrol
Ankara’da 13 tutuklu, 7 adli kontrol
Aydın’da 5 tutuklu, 1 adli kontrol”

Süreç nasıl işledi?

LGBTİ+’ları hedefleyen “Ailem Güvende” operasyonunda, Kaos GL’nin yedekler dahil tüm yönetim ve denetim kurulu üyeleri, evlerine yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alınmıştı. Polisler derneğin ofisinde de arama gerçekleştirip dijital veriler ve materyaller el koymuştu.

Ankara merkezli bu soruşturma “müstehcenlik” ile “Dernekler Kanunu’na aykırılık” iddialarına dayanıyor. Gözaltındaki aktivistlere emniyette, Kaos GL’nin web sitesindeki içerikler, sosyal medya hesapları, derneğin gelir kalemleri ve yararlandığı hibeler hakkında sorular sorulmuştu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek daha önce, “Ailem Güvende” kapsamında 15 ilde yürütülen operasyonlarda 162 şahıs, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli süreç başlatıldığını duyurmuştu.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.