Sosyalist Kürt şair ve yazar Cegerxwîn, 42 yıl önce yaşamını yitirdi. Cegerxwîn’in medrese yıllarından bir sosyalist olarak Kürt ulusal mücadelesi verdiği yıllara kadar uzanan ömründe “Kî Me Ez,” “Heval Pol Robson“ gibi birçok şiir sığdırdı.

Kürt şair ve yazar Cegerxwîn, bundan 42 yıl önce, 22 Ekim 1984’te, 81 yaşında, İsveç’te hayatını kaybetti.
Cegerxwîn 1903 yılında, o yıllarda Mardin’e, şimdi ise Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Hisar Beldesi’nde Şehmus Hasan olarak dünyaya geldi. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Kuzey Suriye’de (Rojava) bulunan Amude şehrine ailesiyle birlikte göç etti, ırgatlık ve çobanlık yaptı.
Diyarbakır’da medrese yılları ve Şeyh Said İsyanı’na katılışı
18 yaşında Diyarbakır’a giden Cegerxwîn, o dönem için bir prestij sembolü olan medresede eğitim veren şeyhlerin yanında din eğitimi gördü. Kürt kültürü ve edebiyatıyla, Diyarbakır’da tanıştı.
Şeyh Said İsyanı’na katıldı. İsyanın bastırılmasından sonra Şeyh Said’in büyük oğlu ve isyanın ikinci lideri olarak bilinen Şeyh Ali Rıza Efendi’nin kadrosuna katılarak önce Irak Kürdistanı’nda bulunan Rewanduz’a ve daha sonra Bağdat’a gittiler. Burada da Şeyh Ali Rıza Efendi’den dinî derseler almaya devam etti.
Daha sonra, çocukluğunun bir kısmını geçirdiği Rojava’da bulunan Amude şehrine yeniden yerleşti. Burada Seydayê Mele Ubeydullah ve Seydayê Mele Fethullah’ın yanında okudu ve ilmi icazet aldı.
“Cegerxwîn” adını aldı
1928 yılında şiirler yazmaya başladı. Hawar dergisine, “yüreği kanlı” anlamına gelen Cegerxwîn adını kullanarak şiirler yazdı.
1937’de Celadet Ali Bedirhan liderliğinde Lübnan’da kurulan Kürt milliyetçisi Hoybûn örgütü içinde yer aldı.
1946 yılında Qamışlo’ya geçen Cegerxwîn, burada da siyasi faaliyetlerine devam etti. Civata Azadî û Yekîtiya Kurd (Özgürlük Meclisi ve Kürt Birliği) adlı siyasi yapılanmanın başında yer aldı.
Suriye Komünist Partisi yılları
1948 yılında Suriye Komünist Partisi’ne üye oldu ve 1954 yılında Suriye Parlamentosu’na girebilmek için bu partiden mebus adaylığını ilan etti. Bu dönemde parti ile birlikte faaliyetler yürüterek 1957 yılına kadar Qamışlo’daki Cizîrê bölgesi içerisinde yer alan Cizîrê için Barış Komitesi adlı kuruluşun başkanlığını yaptı. Ardından 1957’de Suriye Komünist Partisi’nden ayrılarak daha önce kuruluşunda yer aldığı Azadî (Özgürlük) örgütündeki kişilerle birlikte yeni kurulan Suriye Kürdistan Demokrat Partisi’ne katıldı. Burada merkez komitesi üyesi olarak politik faaliyetler sürdürdü.
1959 yılında Irak’a geçti ve Bağdat Üniversitesi’nde Kurmançça lehçesiyle Kürtçe ders veren ilk öğretmen oldu. Kürt dili için çalışmalar yaptı, öğrenciler yetiştirdi. 1963 yılında siyasi faaliyetleri gerekçe gösterilerek Şam’da tutuklandı.
1969 yılında Mustafa Barzani’nin ayaklanmasına destek vermek amacıyla Kuzey Irak’a gitti. 1973 yılında Suriye’yi yöneten Baas Partisi’nin baskıları nedeniyle Lübnan’a geçti. Burada en meşhur şiirlerinden biri olan Kî Me Ez’i (Ben Kimim?) yayımladı.
1979 yılında İsveç’in Stockholm şehrine giden Cegerxwîn, edebi çalışmalarını burada da sürdürdü. Cegerxwîn 1984 yılında 81 yaşında Stockholm’de yaşama veda etti. Cenazesi daha sonra Qamışlo’ya getirilerek defnedildi.
Her ne kadar medrese çıkışlı olsa da Cegerxwîn, II. Dünya Savaşı’nden sonraki şiirlerinde Kürt işçi ve köylülerin yerel burjuva ve toprak ağalarına karşı verdiği mücadeleyi işledi. Şiirleri, Kürt halkının varoluş mücadelesi kadar yoksulluk ve savaş karşıtlığını da konu alıyor.
“Heval Pol Robson”
Cegerxwîn, ABD’li sosyalist şarkıcı Paul Robeson’a, Sewra Azadî adlı derlemesinde Heval Pol Robson isimli bir şiir atfetti. Şiir daha sonra Şivan Perwer tarafından, Robeson’un ölüm yılı olan 1976’da yayımlanan Ey Heval Pol Robson (Ey Yoldaş Paul Robeson) adıyla şarkıya dönüştürüldü.
Nâzım Hikmet de “Korkuyorlar” şiirinde Paul Robeson’a “Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson/İnci dişli, zenci kardeşim,/Kartal kanatlı kanaryam.” diye seslenir.
İşte Cegerxwîn’in şiiri:
“Ey Robson yoldaş, büyük ozan,
Barışın koruyucusu, bilge insan!
Bilinçli, yol bilen, Dallas düşmanı
Suların üstünden, dağların üzerinden,
Senin siyah rengin gözlerimizin önünde,
Güzel sesinin ahengi hâlâ kulaklarımızda.
Bize heyecan verir haksızlığa karşı mücadelen,
İnsanlık içindir haklı kavgan!
Korkuttun ağa ve derebeyleri,
Para babalarının yüreğini hoplatan,
Nasıl da uyandı kara derili insan!
El ele tutuşarak başkaldırdılar…
Makarti gibi Dallas’ı da korkuttular.
Birçok taçla taht sürüklendi ayaklar altında,
Kıstırıp kuyruklarını sermaye sahipleri
Koşuyorlar, titriyorlar, toplanıp kaçıyorlar
Meydanlardan!…Ey Robson yoldaş!
Yalnız kara derili insanlar değil boyundurukta olan,
Beyaz deriliyiz ne fark eder, kalmışız biz de perişan:
Mazlum, biçare, bilgisiz, kara bahtlı çilekeşiz,
Aç ve çıplak, hasta ve açlıktan çöpe dönmüşüz
Nedir günahımız, suçumuz, sebepsiz birer mahkûmuz.
Düşte boyunduruğa Kürtler Araplar,
Zinciler, Hintliler ve tüm perişan insanlar.
Düzen, düzen!…
Vahşilerin düzeni eğri düzen,
Faşist düzendir bizleri hep ezen!
Sermayedarla biz köle yaptılar!
Çaresiz koyarak aldılar yük altına.
İnsanlık adına perişan olduk.Ey Robson yoldaş!
Benimle senin derdin dertlerin en ağırı,
Egemenlik başlayalı dünyada
Kimi insanlar derebeyi, hanedan oldular,
Kimisi de yoksul, perişan, boyundurukta.
Marks ile Engels dertlerimize derman oldu,
İki bilge insan işçi sınıfına önder oldu.
Onlar ki ölümsüzdürler, biz yol gösterdiler,
Onların yolunda kavga verilince uyandı işçiler.
Gün doğdu… Gün doğdu,
Doğu boyunduruktan kurtuldu,
Kızıl güneş, sarı güneş
Çıktı yola Moskova’dan,
Serpti ışığını Balkanlara,
Almanya’dan uzandı ta Çin’e,
Büyük Çin, güzel güçlü Çin
Şavkını vurdu doğunun Hindine
Dağıldı, yayıldı dünyanın tümüne.Ey Robson yoldaş!
Uyandı köylüler, işçiler, emekçiler,
El ele tutuşup kalktılar tüm ezilenler.
Tanklarıyla, toplarıyla gidiyorlar savaşa,
Yükseldi sesleri, her yerden haykırıyorlar,
Onlar eşitlik, barış, özgürlük istiyorlar.
Onlar artık kaçmıyor, kaçmayacaklar!…
Şimdi artık düşman kaçıyor, korkudan ölecekler!
Zenciler, beyazlar ve dünyada ezilenler
Oldular arkadaş, oldular candan yoldaş.
Egemenlerin zulmü kalkıyor yavaş yavaş.
Kaçıyor her yerden soylu hanedanlar,
Onların malları kendi başlarına bela!
Tarih zulümleriyle birlikte saplandı göğüslerine,
Gözlerine vurdu ve de acımasız yüreklerine
Çalı ve dikenler doldu, taş yüreklerine.
Yeniliyorlar, kaçışıyorlar savaş alanlarında.
Durmayın, kovalayın, bırakmayın onların peşini.Ey Robson yoldaş!
Herkesin insanca yaşadığı bir dünya,
Cennet gibi köy ve şehirler, tüm olanaklar
Açılsın herkese eşitlik kapıları,
Okuyan bilimci, söyleyen ozanla dolsun dünya.
Yüce köşklerle güzel bahçeli evlerde
Yaşasınlar, dolaşsınlar gönüllerince
Akan suların, cıvıldayan kuşların arasında.
Göğe uzanan yüce zirvelerden süzülen
Güneş ışınları altında mutlu, umutlu
Yaşasın herkes özgürce…Ey Robson yoldaş!
Buyrun gidelim, serbestçe dolaşalım,
Birlikte okuyup, birlikte görelim, soralım,
Zorbaların olmadığı bir dünyada kimden korkulsun?
Sınırlar kalkınca ne edelim pasaportu!
Kız, kızan, gönülleri hoş birer ozan!
Buradan kahvaltı edelim bal ile,
Moskova’da öğle, Çin’de ikindi yemeğiyle;
New York’ta akşam, Londra’da geceyle.
Siyah derililer ile beyaz derililer kirve olalım,
Beraber kanatlanalım uçalım Merih gezegenine
Şirin ve Zeliha ile el ele tutuşalım.
Yanağında bir öpücükle seni emzirsin,
Bağrındaki susuzluğu senden gidersin!…
Söyle aziz dost söyle, şarkı söyle,
Herkes güzel sesini dinlesin,
Dinlesin de kendinden geçsin…
Ey arkadaş söyle, aziz dost,
Sazlı sözlü coşkuyla söyle.
Kahrolsun kölecilik,
Yıkılsın zorbalık!
Yaşasın özgürlük!
Yaşasın bağımsızlık!…Ey Robson yoldaş!
Bu güzel dünya yeter hepimize,
Siyah ve beyaz deri neyimize!
Karnı tok, alnı açık, güler yüz
Yaşayalım insanca tümümüz.
Ne aç kalsın, ne çıplak,
Ve ne de öksüz;
Ne ölen, ne öldüren, ne bağıran, ne çağıran
Bitsin artık insanlığı yok eden savaşlar!…
Çalışalım birlikte, işe gidelim yoldaşça,
Sekiz saat, dört saat, ya da iki…
Çalışmak çok güzeldir, birbirini ezmeden,
Halk için, yurt için, gece gündüz demeden!
Her şeyin sahibi olalım,
Donatalım kafamızı bilgiyle.
Tüm kıskançlıklar yok olur,
Herkes eşit kardeşcesine yaşar,
Vahşilik tamamen ortadan kalkar.
Birlikte bilgili hep beraber bilinçli,
Uçuralım barış güvercinini, yücelsin,
Yelpaze gibi kanatlarıyla bizi serinletsin.
Birlikte paylaştıralım sevgiyi, yaşamı,
Ah Cegerxwîn,
Bahsettiğin dünya
Çok güzel bir dünya!…”
“Pamuk! Bizim toprağın ürünüsün sen/Oysa biz çıplağız ve meteliksiz”
Cegerxwîn, emek ve sınıf mücadelesini konu alan şiirlerinden biri olan “Pamuk Bizim ama Biz Çıplağız” şiirinde ise şunları söylüyor:
“Gözyaşlarımızla sularız seni ey pamuk
Bu eller açtırır, bu adımlar güzelleştirir seni,
Elde kazma, elde kürek bütün işlerin bizim omuzlarımızda
Türküler çağırarak üretiriz seni.
Altın babalarına varırsın sonunda.
Pamuk! Bizim toprağın ürünüsün sen
Oysa biz çıplağız ve meteliksiz
Ne kadar yüksekmiş kıymetin bilememişiz
Cahil ve köylü olduğumuz içindir bu yoksulluğumuz
Yüzde bir kadarını da kazandık mı, razı geliriz.”



