“Ailem Güvende” operasyonları: Mersin’de 27 kişi tutuklandı

“Ailem Güvende” operasyonları kapsamında Mersin’den gözaltına alınan ve hakkında tutuklama talebi verilen 33 kişiden 27’si tutuklandı.

Fotoğraf: Meltem Ulusoy / csgorselarsiv.org

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başlattığı “Ailem Güvende” adlı polis operasyonları kapsamında Mersin’de 13 Eylül’de gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 33 kişiden 27’si tutuklandı.

Savcılık ifadelerinin ardından aralarında LGBTİ+ aktivistlerinin de bulunduğu 33 kişi tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Ne olmuştu?

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece saat Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir dahil 15 ilde LGBTİ+ derneklerine, LGBTİ+ aktivistlerine ve bazı mekanlara yönelik art arda operasyon düzenlendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yayınladığı açıklamasına göre, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen “Ailem Güvende” adlı operasyonlarında 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, söz konusu derneklerin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında yayımlanan içerikler için “müstehcenlik” suçlaması gerekçe gösterildi.

Mersin’de Muamma LGBTİ+ Derneği ve Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği’ne yönelik işlemler yapılmıştı ve dernek yöneticileri gözaltına alınmıştı.

33. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde kazananlar belli oldu

Bu yıl 33’üncüsünü düzenlenen Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde kazananlar belli oldu. Evrensel’den Filiz Gazi ve Özlem Temena Türkçe haber dalında birinci oldu. Kürtçe haber dalında Ajansa Welat’tan Nedim Oruç, Video haber’de Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar, Fotoğraf dalında ise Ardıl Batmaz ödüle layık görüldü. Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü’nün sahibi MEBYA-DER oldu.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) bu yıl 33’üncüsünü düzenlediği Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri açıklandı. Yarışmaya toplam 72 eser başvurdu. Jüri üyelerinin, yoğun katılım nedeniyle değerlendirme sürecinde zorlandığı belirtildi.

Türkçe haber dalı

Birincilik ödülünün sahibi, Evrensel gazetesinden Filiz Gazi ve Özlem Temena oldu. İkiliyi ödüle taşıyan “Fabrikalarda Uzuv Kayıplı Kaza Gerçeği” başlıklı haber dizisi, fabrika, maden ve inşaat kazalarında uzuv kaybeden işçilerin yaşadığı hukuki, ekonomik ve sosyal süreci mercek altına alırken iş güvenliği eksikliklerine ve kayıt dışı çalışmaya dikkat çekiyor.

Haber linki: https://www.evrensel.net/haber/5990977/fabrikalardaki-uzuv-kayipli-kaza-gercegi-1-bolum-kopan-elimi-fabrikanin-bahcesine-gommusler

İkincilik, Yeni Yaşam Gazetesi‘nden Reyhan Hacıoğlu‘nun “Kürdün dağı taşı yağmalanıyor” başlıklı Kürt illerindeki maden ve doğa tahribatını konu alan haberine verildi. Kürdistan’da yaşanan doğa katliamını haritalandırmak ve toplu bir veri çıkarmak amacıyla yapılan haber, Türkiye’de çok uzun süredir yaşanan doğa katliamının çok daha derinlikli ve ağır bir tablosunun özellikle süreçle birlikte Kürdistan’da devreye sokulduğunu, satılmış ancak henüz işletmeye açılmamış maden sahalarıyla birlikte önümüzdeki yıllarda coğrafyada neredeyse insanlara yaşam alanı kalmayacağına dikkat çekiyor.

Haber linkleri:

https://yeniyasamgazetesi9.com/kurdistanda-ekolojik-soykirim-projeleri/

https://yeniyasamgazetesi9.com/satilmadik-yer-desilmedik-dag-

Üçüncülüğü ise bianet‘ten Tuğçe Yılmaz, trans kadın öğretmen Zoe Lila’nın işten çıkarılmasını konu edinen haberiyle kazandı.

Haber linki: https://bianet.org/haber/trans-kadin-ogretmen-zoe-hedef-gosterildi-isine-son-verildi-321323

Jüri Özel Ödülü ise 1+1 Ekspress‘ten İrfan Aktan‘ın Kandil Dağları’na yaptığı röportaj gezisini anlatan haberine layık görüldü.

Haber linki: https://birartibir.org/kazanimlarin-izinde-gelecek-zamanin-pesinde/

Kürtçe haber dalı

Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç, Şırnak’taki AKP’li belediye yöneticilerinin usulsüzlüklerini belgeleyen altı bölümlük “Dek û dolabên rêveberên AKPê yên Şirnexê” başlıklı dosya haberiyle birinciliği aldı.

Haber linki: https://ajansawelat1.com/dosye-1-dek-u-dolaben-reveberen-akpe-yen-sirnexe-saredare-akpi-welati-hem-xapand-hem-ji-da-girtin/

Mansiyon ödülü ise yine Ajansa Welat‘tan Heval Önkol‘a, yazar İsmet Konak’la yaptığı söyleşiye dayanan “Yado û têlî xanime pîya ameyî qirkerdene” başlıklı habere verildi.

Haber linki: https://ajansawelat1.com/ki/ismet-konak-yado-u-teli-xanime-piya-ameyi-qirkerdene/

Video haber ödülü

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Emrullah Acar, 88 yaşındaki Fatime Ülüş’ün oğlunun mezarını bulmak için Strazburg’dan Şırnak’taki Cudi Dağı’na yaptığı 4 bin 600 kilometrelik yolculuğu belgeleyen “Bir mezar taşı peşinden 88 yaşında Strazburg’tan Cûdî’ye” başlıklı haberiyle ödülün sahibi oldu. Jüri, hikayenin bireysel bir kayıp anlatısının ötesine geçerek toplumsal hafızaya ve yas hakkına işaret ettiğini vurguladı.

Haber linki: https://www.mezopotamyaajansi44.com/search/content/view/319929?page=1&key=1a8ef85ffda2547e33853c14b24cb7e5

Fotoğraf ve karikatür ödülleri

Fotoğraf dalında serbest gazeteci Ardıl Batmaz, toplu anma töreninde çekilen “Yitirilenlerin Işığında” adlı karesiyle ödüllendirildi.

“Yitirilenlerin Işığında”, Foto: Ardıl Batmaz

Mansiyon, Dokuzsekiz Haber‘den Sultan Kılıç‘ın Rojin Kabaiş için düzenlenen eyleme dair fotoğrafına gitti.

Karikatür dalında ise Ereğli Ceza İnfaz Kurumu’ndan Mahmut Ulusan, “Voltran Voltran Voltran” adlı eseriyle ödüle değer görüldü.

“Voltran Voltran Voltran”, Çizer: Mahmut Ulusan

Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü

Bu yıl ilk kez verilen Hüseyin Aykol Basın Özgürlüğü Ödülü, yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla dayanışma çalışmaları yürüten MEBYA-DER’e (Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği) takdim edildi.

Ödül töreni, 23 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da Diyarbakır Yenişehir’deki ÇandAmed Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’den “ayrılık mutabakatı”

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’in imzaladığı mutabakatta, hiçbir Westminster hükümetinin halkların kendi geleceğini belirleme hakkını engelleme yetkisi olmadığı vurgulandı.

(Soldan sağa) Michelle O’Neill, Mary Lou McDonald, Rhun ap Iorwerth ve John Swinney, Foto: X/Michelle O’Neill

Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler‘in başbakanları, 14 Eylül’de Galler’in Cardiff kentinde bir araya gelerek Birleşik Krallık‘ın dağılmasına zemin hazırlayabilecek bir mutabakat paktı imzaladı. Üç liderin imzaladığı belgede, Westminster hükümetlerinin halkların kendi geleceğini belirleme hakkını engelleme yetkisinin bulunmadığı vurgulanarak “bu adalar ve dünyanın geri kalanı için, Westminster’ın süresinin dolmakta olduğuna dair bundan daha net bir işaret olamaz” ifadesi kullanıldı.

Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın üçü de artık Birleşik Krallık’tan ayrılmak [ya da İrlanda ile birleşmek] isteyen partilerin liderleri tarafından yönetiliyor. Toplantıya İskoçya Ulusal Partisi (SNP) lideri John Swinney, Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth ve Sinn Féin Başkan Yardımcısı Michelle O’Neill‘ın yanı sıra, Sinn Féin’in İrlanda’daki lideri Mary Lou McDonald da katıldı. Dört isim, resmi hükümet sıfatıyla değil, kendi partilerinin temsilcileri olarak bir araya geldi. Bunun sebebi ise O’Neill’ın Kuzey İrlanda’da Demokratik Birlik Partisi (DUP) ile eşit yetkilere sahip bir güç paylaşımı hükümetinde yer alması olarak değerlendirildi.

Hedef Avrupa Birliği

İmzalanan metinde tarafların anayasal konumlarının birbirinden farklı olduğu, her ülkenin kendi geleceğini kendi yöntemi ve kendi zamanlamasıyla belirleyeceği kabul edilirken üç ülkenin geleceğinin de geleceklerini Avrupa Birliği ile birlikte şekillendireceği vurgulandı.

Swinney ve O’Neill, ülkeleri için doğrudan bağımsızlık/birleşme referandumu çağrısı yaparken ap Iorwerth, Galler için belirli bir zaman çizelgesi ve yol haritasından bahsetmedi.

Swinney, günü “Birleşik Krallık’ın anayasal yolculuğunda çok önemli bir an” olarak nitelendirdi. Kendi kaderini tayin ilkesinin “devredilemez bir hak” olduğunu söyleyen Swinney, Andy Burnham’ı Birleşik Krallık’ın “son başbakanı” olarak tanımladı. McDonald ise toplantıyı “tarihi” olarak nitelendirip referandum hakkının hiçbir başbakan tarafından masadan kaldırılmasına izin verilmeyeceğini belirtti ve İrlanda’da birleşme referandumunun 2030’a kadar yapılmasını beklediğini söyledi. O’Neill, üç ülkenin “birbirinden oldukça farklı” olduğunu ama ortak paydalarının Westminster’ın halklarına hiçbir zaman iyi hizmet etmediği görüşü olduğunu da sözlerine ekledi.

Ap Iorwerth ise daha temkinli söylemlerde bulundu. Plaid Cymru, 2030’daki bir sonraki Senedd (Galler Parlementosu) seçimine kadar bağımsızlık referandumunu gündeme almayacağını daha öncesinde açıklamıştı. ap Iorwerth de zamanlamanın “Galler halkı ikna olduğunda” belirleneceğini, kendi görevinin ise halkı ikna etmek olduğunu söyledi. Galler hükümeti, bağımsızlığa zemin hazırlamak amacıyla bir ulusal komisyon kurmayı planlıyor ve bu arada polis teşkilatı gibi alanlarda ek yetki devri talep ediyor. Başbakan Burnham ise böylesi bir yetki devrine açık olduğunu daha önce ifade etmişti.

“Birleşik İrlanda uzak bir özlem değil”

Sinn Féin’li bir yetkili, The Irish Times‘a verdiği görüşlerinde Cardiff zirvesinin amacını, “partilerin insanların hayatında fark yaratmak için nasıl birlikte çalışabileceğini ve her ulusun kendi geleceğini halkının iradesine dayalı demokratik yollarla şekillendirme hakkını konuşmak” olarak tanımladı. Aynı yetkili, “İrlanda’nın anayasal geleceği bu adanın halkına ait. Hayırlı Cuma Anlaşması bu kararı vermek için demokratik bir yol sunuyor ve artık bu seçime ciddi biçimde hazırlanma zamanı geldi,” dedi. Kaynak, “İrlanda birliğinin uzak bir özlem olmadığını, yeni İrlanda’yı inşa etme çalışmasının şimdi başlaması gerektiğini” de sözlerine ekledi.

Trump’ın açıklaması ve Londra’nın tepkisi

Zirveden 2 gün önce, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İrlanda Açık golf turnuvasına ev sahipliği yapan tesisi ziyareti sırasında birleşik bir İrlanda görmeyi “çok isteyeceğini” söyleyerek bu tartışmalı konuya doğrudan müdahil olmuştu.

Burnham hükümeti ise imzalanan mutabakata mesafeli yaklaştı. Burnham’ın sözcüsü Tom Wells, Birleşik Krallık’ın “bölünme yerine ortak değerler ve sorun çözme etrafında bir araya geldiğinde en iyi haline ulaştığını” belirterek hükümetin önceliğinin anayasal tartışmalar değil geçim maliyetini düşürmek olduğunu vurguladı. Hükümet’in resmi açıklamasında, “Burnham’ın birliğe güçlü şekilde inandığı ve dört ülke için de değişim sunmaya kararlı olduğu” belirtildi.

Galler’de iç tepkiler

Mutabakat, Galler iç siyasetinde de tartışma yarattı. İşçi Partisi’nin (Labour Party) Galler’deki lideri Ken Skates, Plaid Cymru’nun seçimden bu yana halka somut bir şey sunmadığını, iktidarını Britanya’yı parçalamak ve Galler’i zayıflatmak için kullanmak istediğini savundu. Galler Muhafazakar Parti Senedd lideri Darren Millar, başbakanın bağımsızlık yerine Galler’deki sağlık sistemi krizine ve düşen eğitim standartlarına odaklanması gerektiğini söyledi. Reform UK’in Galler lideri Dan Thomas da benzer bir eleştiri yönelterek başbakanın sağlık sistemindeki bekleme listelerini ya da eğitim sistemini düzeltemediğini, buna rağmen birliği dağıtma arzusunu dile getirecek vakit bulduğunu ifade etti.

İskoçya-Galler anlaşması ve Barnett Formülü

Zirvenin ardından Swinney ve ap Iorwerth, hukuki bağlayıcılığı olmayan ayrı bir İskoçya-Galler anlaşması da imzaladı. Anlaşmaya göre, iki hükümetin çocuk yoksulluğuyla mücadele ve Avrupa Birliği ile ilişkilerden azami fayda sağlamak da dahil birçok alanda iş birliği yapacağı öngörülüyor. Ayrıca iki ülke, Birleşik Krallık’ın finansman düzenlemeleri ve anayasal gelecek üzerindeki yetkiler konusunda kendileri için “daha fazla adalet” talebini birlikte savunacaklarını belirtiyor.

Bu bağlamda Barnett Formülü (Galler’in finansmanını belirleyen sistem), yeniden tartışma konusu oldu. Galler hükümeti uzun süredir bu formülün Galler’i dezavantajlı konuma soktuğunu savunurken, İskoçya’nın bu formülden nispeten kârlı çıktığı öne sürülüyor. İkinci bir basın toplantısında Swinney, formülün reforme edilmesine açık destek vermekten kaçınarak Birleşik Krallık’ın farklı bölgelerinde mali düzenlemelerin değiştiğini, her ülkenin kendi çıkarlarını ve bakış açısını ortaya koyması gerektiğini söyledi. Ap Iorwerth ise İskoçya’nın halihazırda sahip olduğu bazı esnekliklerin asgari düzeyde Galler’e de devredilmesinin kendileri için önemli olduğunu belirtti. Burnham, başbakan olmadan önce bu formülün reformu için çaba göstermişti, ancak Galler’e yaptığı son ziyarette reform ihtimalini geri planda tuttuğu değerlendirmeleri yapılmıştı.

Kaynak: The Guardian, Associated Press, BBC, The Irish Times

"Ailem Güvende" operasyonlarına karşı protesto

Çağlayan Adliyesi önünde en az 100 kişi gözaltına alındı

“Ailem Güvende” adlı operasyonları protesto etmek için Çağlayan Adliyesi önünde buluşan LGBTİ+’lar ve İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri arasından 100’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Basın çalışanlarının önüne otobüslerle abluka kuruldu.

Fotoğraf: Gazeteci Eylül Deniz’in videosundan bir kesit

13 Eylül’den bu yana Adalet Bakanı Akın Gürlek’in öncülük ettiği LGBTİ+’lara dönük “Ailem Güvende” adlı polis operasyonlarının ardından İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile LGBTİ+’lar, Çağlayan Adliyesi önünde gözaltı ve tutuklamalara karşı basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması için kadınlar, LGBTİ+’lar, sendika üyeleri ve siyasi kurumlar, 12.30’da adliye önünde buluştu.

Polis, Çağlayan Adliyesi önüne açıklama için gelen kitleyi abluka altına aldı. Kitle, polis ablukasının içinden “Genel ahlak, kimin ahlakı?” ve “Neredesin aşkım, buradayım aşkım” sloganları attı.

Polis Çağlayan Adliyesi önünde toplanan çok sayıda kişiyi işkence ile gözaltına aldı. Avukatlar, 106 kişinin gözaltına alındığını kaydetti.

Ablukadaki kitleyi ve gözaltıları görüntü altına alan basın çalışanları, etraftaki polisler tarafından uzaklaştırıldı. Basın çalışanlarının önüne otobüslerle abluka kuruldu. Basın çalışanlarının haber yapması engellendi.

TGS’nin aktardığına göre, Birgün muhabiri Sarya Toprak ve ARD TV Muhabiri Şener Azak gözaltına alındı. Çağdaş Hukukçular Derneği, Avukatlar Gülyeter Aktepe, Tuğba Yılmaz ve Berfin Karaşah’ın gözaltında olduğunu duyurdu.

Çağlayan’da polis “Gözaltılar serbest bırakılsın” pankartıyla LGBTİ+’lara dönük gözaltı ve tutuklamaları eleştiren bir kişiye saldırdı.

Polis, kafelerin önündeki vatandaşlara, milletvekillerine, avukatlara ve gazetecilere müdahale etmeye devam etti.

Çağlayan Adliyesi önünde okunması engellenen basın açıklamasının tam metni şöyle:

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

YAŞASIN LUBUNYA DAYANIŞMASI

Ne LGBTİ+ olmak ne de örgütlenmek suç!

13 Eylül’den beri LGBTİ+ derneklerine ve LGBTİ+’lara yönelik birçok ilde kapsamlı operasyonlara tanık oluyoruz. Sosyal medya hesapları ve web siteleri kapanırken “Ailem Güvende” adıyla evler ve dernek binaları basılarak çok sayıda LGBTİ+ gözaltına alındı, 21 kişi ise tutuklandı. Devlet eliyle servis edilen manipülatif görüntü ve videolarla dernekler kriminalize edilmek, itibarsızlaştırılmak istendi. Devletin denetlediği ve bakanlıkların da aldığı fonlar üzerinden yanıltıcı bilgi yayarak; bu fonları almak suç unsuruymuş gibi derneklerin yasadışı bir iş yaptığı algısı oluşturulmaya çalışıldı. Bugün arkadaşlarımız burada olacaktı ancak türlü bahanelerle gözaltı süreci uzatıldı.

“Müstehcenlik” ve “fuhuşa teşvik” gibi muğlak kavramlarla suç tanımı geliştiren ve bu tanımlar üzerinden kendi muhafazakar değer yargılarını dayatarak toplumun bir kesimini suçlu ilan etmeye çalışan iktidar, cinsiyet kimliklerini ve cinsel yönelimleri kriminalize ederek açıkça suç işliyor. Transların yaşamın ve istihdamın tüm alanlarından dışlandığı bir gerçeklikte bir yandan kimlikleri nedeniyle Zoe’nin ve Meli’nin mesleğini elinden alanlar, öte yandan trans kadınların var olma ve geçim mücadelelerini “ahlaksızlık” diyerek hedef gösteriyor. İkiyüzlü devlet, kadın sömürüsünden kar sağlayanlara resmi vergi tabelası verirken trans kadınlara ise suçlu muamelesi yapıyor.

GENEL AHLAK KİMİN AHLAKI

Bu operasyonun, LGBTİ+lara yönelik nefretin devlet eliyle somutlaşması niteliği taşıdığını ve LGBTİ+’ların varlıklarının kriminalize edilmesini amaçladığını görüyoruz. Bu saldırılar yalnızca, toplumda kimliğinden dolayı işsiz kalan, şiddete maruz kalan, intihara sürüklenen translar, tüm LGBTİ+’lar ve bu kişiler için hayati önem taşıyan, maddi, hukuki ve psikolojik olarak destek sağlayan, dayanışma alanları yaratan yaşam hakkı savunucularına, derneklere yönelik değil. Bu saldırılar bütün bir toplumu, iktidarın belirlediği ve dayattığı kalıplara hapsetme politikalarının bir adımı.

VARLIĞIMIZ SUÇ DEĞİL, NEFRET SUÇTUR!

NEFRETE İNAT YAŞASIN HAYAT!

Bu operasyonlara “Ailem Güvende” adını verenlere soruyoruz: Kimin ailesi, kime karşı, nasıl güvende? Aileyi koruma adı altında yürütülen bu politikalar Gülistan Doku’yu, Hande Kader’i, Miraş Güneş’i, Esra Ateş’i, Ecem Seçkin’i ve Fatma Şengül gibi daha nice kadını ve lubunyayı korudu mu? Şiddetin üzerinin aile mahremiyetiyle örtüldüğü, kadınlardan bu şiddet dolu evlilikleri sürdürmelerinin beklendiği, çocukların yetişkinlerin itibarını korumak için susturulduğu yerde kimin güvende olmasından bahsediyorsunuz? Şiddetle, eşitsizlikle bezeli bir ailenin devamlılığı uğruna kadınların hayatından, çocukların sözünden, LGBTİ+’ların varlığından vazgeçilmesini isteyen bu anlayışla biz kadınlar ve lubunyalar yıllardır mücadele ediyoruz. Ailenin, çocukların güvenliği üzerinden üretilen bu söylemlere karşı biliyoruz ki çocuklar, yetişkinlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerini eşit ve özgür bir biçimde yaşaması veya nefrete, şiddete, ayrımcılığa karşı örgütlenmesi nedeniyle değil; devletin kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları hedef alan politikaları yüzünden güvende değil. Sömürüldükleri MESEM’ler yüzünden, mahkum edildikleri tarikatlar ve çeteler yüzünden güvende değil. Aile içinde şiddete, istismara maruz kaldıkları için güvende değil.

Bu saldırganlık karşısında susmayacağız. Hiçbir kadını, hiçbir transı, hiçbir LGBTİ+’yı yalnız bırakmayacağız. Nefret politikalarına, erkek egemenliğine, faşizme karşı hayatlarımızdan, haklarımızdan, birbirimizden ve örgütlü mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Nefreti körüklemenin, dezenformasyon yayarak algı oluşturmaya ve yasa dışı ilan etmeye çalışmanın, gözaltıların, tutuklamaların, toplumun bir kesimini düşmanlaştırmanın,kendi muhafazakar kalıplarını dayatmanın karşısında tüm toplumsal muhalefeti mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Ne olmuştu?

Kaos GL Derneği’ne yönelik gece saatlerinde polis operasyonu düzenlendi. Operasyon sonucu yedek üyelerle birlikte yönetim ve denetim kurulu üyeleri evlerinden gözaltına alındı. Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir dahil 15 ilde LGBTİ+ derneklerine, LGBTİ+ aktivistlerine ve bazı mekanlara yönelik art arda operasyon düzenlendi. LGBTİ+ dernek ve aktivistlerine ait olan onlarca site ve sosyal medya hesabı erişime engellendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yayınladığı açıklamasına göre, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen “Ailem Güvende” adlı operasyonlarında 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı 14 Eylül 2026 tarihli genelge, 81 ildeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderildi. Genelgede, bu tür içeriklerin, toplumu “ahlaksızlığa ve cinsiyetsizleştirmeye” teşvik ettiği ve Anayasa’nın 41’inci maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğunun, devletin aile, gençler ve çocukların korunması amacıyla gerekli tedbirleri alacağının düzenlendiği yazıldı.

Kuşadası’nda 5 kişi bu operasyonlarda tutuklandı. İzmir’de gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı tutuklandı. Ankara’da ise Kaos GL’ye dönük soruşturmalar kapsamında 21 kişinin gözaltı işlemleri sürüyor.

Bu gözaltı ve tutuklamalara karşı İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, dün (14 Eylül) bir basın açıklaması düzenledi. Açıklama esnasında polis kitleye müdahale etti ve 2 kişiyi gözaltına aldı.

Sosyalistlere operasyon

11 ilde 39 kişi gözaltına alındı

11 ilde yapılan ev baskınlarında ESP’de faaliyet yürütmüş kişilerin yanı sıra SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de dahil 39 sosyalist gözaltına alındı.

Foto: ETHA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında bugün (15 Eylül) sosyalistlere yönelik bir operasyon gerçekleştirildi.

Etkin Haber Ajansı’nda (ETHA) yer alan bilgilere göre sabah saatlerinde İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Diyarbakır, Mersin, Muğla, Şanlıurfa ve Elazığ’da ev baskınları düzenlendi.

Aktarılan bilgilere göre soruşturma, bir itirafçı beyanına dayanıyor. Toplam 52 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken 8 kişi yurtdışında, 2 kişi ise halihazırda cezaevinde bulunuyor. Kalan 42 kişiye yönelik düzenlenen ev baskınlarında ise 39 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nde (ESP) faaliyet yürütmüş kişilerin yanı sıra Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de yer alıyor.

ESP, yaptığı açıklamada operasyonun itirafçı beyanlarına ve “uydurma gerekçelere” dayandırıldığını, toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik bir adım olduğunu savundu ve gözaltındakilerin serbest bırakılmasını istedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), barış ve demokratik çözüm sürecinin konuşulduğu bir dönemde toplumun farklı kesimlerinin ardı ardına hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, SYKP’li ve ESP’li isimlerin gözaltına alınmasının tabloyu ağırlaştırdığını belirtti.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ise geçtiğimiz günlerde LGBTİ+’lara yönelik baskınların ardından bugün de sosyalistlere yönelik operasyonla karşılaşıldığını, soruşturma ve gözaltıların muhalefet üzerinde süreklileşen bir baskı aracına dönüştüğünü ifade etti.

Suriyeliler pahalılığa karşı hayatı durma noktasına getirdi

Benzin ve motorin fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 artırılması, Suriyelileri sokaklara döktü. Hayat pahalılığından şikayetçi olan eylemciler karayollarını kapattı. Esad yanlısı Suriye İslami Direniş Cephesi ise halka eylemleri büyütme çağrısı yaptı.

Foto: Mezopotamya Ajansı

Suriye, Esad’ın düşmesinden sonra yaşanan en geniş çaplı gösterilere sahne oluyor. Geçtiğimiz günlerde Rojava kentlerinde düzenlenen eylemler, bu sefer farklı bir nedenden dolayı Suriye kentlerinde yaşanıyor.

Halep, Hama, Şam kırsalı, Dera, Rakka, Deyrizor ve Haseke’nin yanı sıra şimdiki İslamcı iktidarın “kalesi” olarak bilinen İdlib’de de eylemciler sokakta.

Benzin ve motorin fiyatlarına yaklaşık yüzde 40 zam

Protestolar her ne kadar 13 Eylül’de yürürlüğe giren yeni akaryakıt tarifesinin ardından başlasa da eylemciler genel olarak hayat pahalılığından şikayetçi.

Suriye Enerji Bakanlığı zamlara gerekçe olarak, küresel enerji maliyetleri, ithalat giderleri ve Suriye’nin en büyük petrol rafinerisi olan Banyas Rafinerisi’nin bakıma alınmasını gösterdi.

Benzin ve motorin fiyatlarının yaklaşık yüzde 40 artırılmasının gıda, ulaşım ve tarımsal ürünlerin fiyatlarını katlayacağı da düşünülüyor.

“Kıtlık günlerini arar olduk”

Gazeteci Hasan Sivri’nin X hesabından paylaştığı ve konuşmasının Türkçe çevirisini yaptığı bir eylemci açlıktan tükendiklerini, insanların şekerli suyla ayakta kaldığını söyledi.

“Eskiden asla istemediğimiz —inşallah da yaşamayız dediğimiz— o kıtlık günlerini bile arar olduk!” diyen eylemci, HTŞ iktidarına seslenerek “Biz sizin yanınızda durduk siz de bizim yanımızda durun,” dedi.

Eylemciler uluslararası yolu kesti, kolluk gerçek mermiyle müdahale etti

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin paylaştıklarına göre İdlib ve Halep’e bağlı Azez’de kolluk güçleri ve göstericiler arasında çatışma yaşandı. Kolluğun bazı bölgelerde göstericilere gerçek mermilerle ateş ettiği bilgisi paylaşıldı.

Foto: Suriye İnsan Hakları Gözlemevi

Yine gözlemevinin paylaştıklarına göre göstericiler Saraqib kırsalında bulunan İdlib yakınlarındaki uluslararası M4 yolunu ve M5 yolu olarak bilinen Şam-Halep karayolunu kesti. İki karayolunun da Şam için stratejik önemi büyük.

Kolluk güçlerinin göstericileri gerçek mermilerle ateş ederek dağıttığı bilgisini teyit eden Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, yetkilileri protestolarla başa çıkmak için güç kullanmamaları konusunda uyardı, Suriyelilerin toplanmalarını ve taleplerini barışçıl bir şekilde ifade etme haklarına saygı gösterilmesini istedi.

Suriye İslami Direniş Cephesi halkı sokaklara çağırdı

17 Aralık 2024’te, Baas rejimi düştükten sonra kurulan, Esad yanlısı Suriye İslami Direniş Cephesi 13 Eylül’de yaptığı açıklamada Suriyelileri protestoları genişletme çağrısı yaptı.

İslami Direniş Cephesi’nin açıklaması

Suriye İslami Direniş Cephesi açıklamasında yaşananları “bir devrim dalgası olarak” nitelendirdi. HTŞ’nin ülkenin egemenliğini ipotek altına aldığının söylendiği açıklamada kolluğun göstericilere müdahalesi kınandı.

Açıklamada Suriyeliler HTŞ rejimi gidene kadar kesintisiz bir direnişe çağrıldı.

Tutuklu gazeteci Pınar Gayıp ilk duruşmada tahliye edildi

Şubat ayında sosyalistlere yönelik operasyonda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Pınar Gayıp bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Gayıp, yaklaşık 8 aylık tutukluluğunun ardından adli kontrolle tahliye edildi.

Fotoğraf: Hikmet Adal / bianet

Şubat ayında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Pınar Gayıp bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Gayıp’ın yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrolle tahliyesine karar verdi.

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ile çok sayıda gazeteci takip ettiği duruşmada salonun dolduğu kaydedildi.

Gayıp, savunmasını yapmak için duruşmaya Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden getirildi. Savcının hakkındaki suçlamaları gazetecilik faaliyetleri nedeniyle oluşturduğunu belirtti.

İddianameyi beş buçuk ay sonra gördü

Gayıp, “Ben yedi buçuk aydır bu haberleri yaptığım için tutukluyum” diyerek gözaltı ve tutuklama sürecini anlattı.

İfadesi alınmadan mahkemeye sevk edildiğini, savcıyı görmeden tutuklandığını söyleyen Gayıp, tutukluluk incelemelerinde aylar boyunca neyle suçlandığını anlamaya çalıştığını belirtti.

Gayıp, iddianamenin tutuklanmasından yaklaşık beş buçuk ay sonra kendisine ulaştığını belirterek dosyada yer alan tanık anlatımlarına değindi. Anlatımlarda gazeteciliğinin vurgulandığını belirten Gayıp, yaptığı işin kamusal olduğunu ve kanıtlamak için tanık anlatımlarına gerek olmadığını belirtti.

Duruşma savcısı, Gayıp’ın tutukluluk halinin devamını talep ederken, mahkeme heyeti Pınar Gayıp’ın yurt dışına çıkış yasağı olmak şartıyla tahliyesine karar verdi.

Davanın bir sonraki duruşması 7 Aralık saat 10.15’te görülecek.

İki gazeteci hala tutuklu

Gayıp ile aynı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan ETHA çalışanı gazeteciler Nadiye Gürbüz’ün duruşması yarın (15 Eylül), Elif Bayburt’un duruşması ise 17 Eylül’de görülecek.

Gayıp’ın duruşması öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde tutuklu gazeteciler için yapılan basın açıklamasında şu sözlere yer verildi:

“Pınar’ın, Nadiye’nin ve Elif’in tutsaklığı da bu nedenle yalnızca üç gazetecinin özgürlüğünün gaspı değildir. Bu saldırı, halkın gerçeklerini yazan, ezilenlerin sözünü büyüten sosyalist gazeteciliğe yöneliktir.


Bu saldırılar yeni değildir. Bu topraklarda halktan, ezilenden ve emekçiden yana gazetecilik yapanlar dün de hedef alındı. Apê Musa, Gurbetelli Ersöz, Metin Göktepe, Hrant Dink ve daha nice gazeteci, halkların ve ezilenlerin gerçeklerini yazdıkları, egemenlerin suçlarını ve yalanlarını teşhir ettikleri için saldırıların hedefi oldu. Bugün Pınar, Nadiye ve Elif’in tutsaklığı da bu saldırı tarihinin devamıdır.


Dün gazetecileri katlederek, işkence ederek susturmaya çalışanlar, bugün sosyalist gazetecileri tutuklayarak aynı hakikat mücadelesinin önünü kesmek istiyor. Ancak biliyoruz: Gazetecilerin kalemini susturmak, halkların yaşadığı gerçekliği ortadan kaldırmaz.
Biz de buradan bir kez daha söylüyoruz: Göreceğiz, yazacağız, duyuracağız.”

LGBTİ+’lara dönük operasyonlara tepkiler: “12 Eylül zihniyetine teslim olmayacağız!”

LGBTİ+ derneklerine, mekanlarına ve aktivistlere dönük operasyonlara siyasetçiler, hukukçular, siyasi partiler ve hak savunucuları tepki gösterdi. Yapılan açıklamalarda operasyonun siyasi olduğu ve LGBTİ+ varlığının hedef alındığı söylendi.

Bugün gece saatlerinde polis LGBTİ+ derneklerine, mekanlarına ve aktivistlere dönük “Ailem Güvende” adı altında eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda operasyonların 5 il merkezli ve toplam 15 ili kapsadığını; 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlemlerin gerçekleştirildiğini duyurdu.

LGBTİ+ dernekleri, aktivistler ve mekanlara yönelik operasyonlara siyasetçiler, hukukçular, siyasi partiler ve hak savunucuları tepki gösterdi.

DEM Parti Kadın Meclisi: Saldırılara asla sessiz kalmayacağız!

DEM Parti Kadın Meclisi “LGBTİ+ derneklerini, hak savunucularını ve dijital yayın mecralarını hedef alan gözaltı, arama, el koyma ve erişim engelleme saldırılarını kabul etmiyoruz.” dedi.

Açıklamanın devamında şöyle denildi:

“‘Ailem Güvende’ isminin verildiği bu operasyon, adından da anlaşılacağı üzere toplumu tahakküm altına alma operasyonudur. Tekçi ve cinsiyetçi politikaların ısrarla sürdürüldüğünün açık bir kanıtıdır.

Kadınlar her gün, “güvenli” denilen ailelerin içerisinde şiddete maruz bırakılmakta, katledilmektedir. Farklı cinsel kimlikler bu ülkenin, ailelerin ya da toplumun güvenlik sorunu değildir.

Asıl güvenlik sorunu; kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamlarını tehdit eden şiddet, cezasızlık ve ayrımcılıktır.

Hak savunucularını susturarak, nefret suçlarını körükleyerek, yayınları engelleyerek ve örgütlenme özgürlüğünü hedef alarak toplumu güvende tutamazsınız.

Adalet, bir kişi veya zümre için değil, herkes için olmalıdır. Adalet Bakanlığı’nın görevi hak savunucularını, gazetecileri, LGBTİ+’ları ve demokratik örgütlenmeleri baskı altına almak değil; herkesin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.

Toplumun güvenliği, baskıyla ve yasaklarla değil; eşitlik, özgürlük, adalet ve yaşam hakkının güvence altına alınmasıyla mümkündür.

Bir arada ortak ve eşit yaşamın savunucuları olarak LGBTİ+’lara yönelik saldırılara asla sessiz kalmayacağız!

Gözaltılar derhal serbest bırakılmalıdır!

Herkes için adalet, herkes için özgürlük, herkes için eşit yaşam!”

DEM Parti Milletvekilleri Saki ve Konukçu devletin “cezasızlık politikasına” tepki göstererek sosyal medya hesaplarında birer açıklama yaptılar.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, X hesabından yaptığı paylaşımda “Uydurma suçlarla insanlara, dayanıştıkları mekanlara saldırıyorsunuz.” dedi.

“Hedef aldığınız derneklerin, insanların ortak noktası sizin dayattığınız aileci, ahlakçı ve nefret üreten politikalara karşı çıkmaları.” diyen Saki, “aileyi koruma” adı altında iktidarın toplumu tek bir yaşam biçimine daraltmak, LGBTİ+’ları hedef göstermek ve hakları için mücadele edenleri kriminalize etmek istediğini ifade etti.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu da iktidarın “aileyi korumak” adı altında iktidarın kadınların ve LGBTİ+’ların katledilmesinin önünü açtığını, cezasızlık politikaları ile bunu teşvik ettiğini söyledi.

“Nefrete inat yaşasın hayat!” dedi.

İHD: 12 Eylül zihniyetine teslim olmayacağız!

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi LGBTİ+ Komisyonu, operasyonlara karşı yaptığı açıklamada “12 Eylül zihniyetine teslim olmayacağız.” dedi.

Yaşanan tablonun bir adli soruşturma değil “aileyi ve çocukları koruma” söylemi üzerinden toplumu tekçi bir aile modeline zorlayan, LGBTİ+’ları ve bağımsız sivil toplumu tasfiye etmeyi amaçlayan siyasi bir operasyon olduğunu söyleyen İHD, “12 Eylül’ün dernekleri kapatan, yayınları yasaklayan ve farklı olanı düşmanlaştıran devlet aklı bugün ‘Ailem Güvende’ adıyla sürdürülmektedir.” diyerek “süreklilik” vurgusu yaptı.

“LGBTİ+’ların, HIV ile yaşayanların ve hak savunucularının yanındayız! 12 Eylül zihniyetine teslim olmayacağız!”dedi.

Yeni Partili Gökçen: Toplumsal barışa zarar veriyor

Yeni Parti İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen ise tepkisini şu sözlerle aktardı:

“LGBTİ+ hakları savunucularının hedef alınması, aynı anda hem kimliklerin ve varoluşun cezalandırılması hem de meclisten geçirilememiş iki yasanın birden uygulamaya konmasıdır. Etki ajanlığı yasası geçmedi, eşcinselliğe özendirme (!) yasası geçmedi.”

“Başka ülkelerde yazılmış ve planlanmış nefret kampanyalarının ucuz bir kopyala-yapıştır örneği ülkemizde sergilenmekte ve toplumsal barışa büyük bir zarar vermektedir.”

“Dinlediğiniz grubun yasaklanması, konserine gideceğiniz sanatçının hedef gösterilmesi, çocuğunuzun bakanlık tarafından iş cinayetlerine teslim edilmesi, oy verdiğiniz kişinin tutuklanması ve bu derneklere yapılan operasyon birbirinden bağımsız değildir: aksine, biri için yaratılan meşruiyet bir diğeri için güç sağlamaktadır. Dolayısıyla bütüncül bir hak ve özgürlük mücadelesi bugünlerde hayatidir ve gerçekten de bir haysiyet mücadelesidir.”

Karaca: Adalet Bakanı nefret ve ayrımcılığı körüklüyor

EMEP Genel Başkan Yardımcısı ve Antep Milletvekili Karaca, “Bir Adalet Bakanı düşünün ki; anayasal örgütlenme hakkını kriminalize ediyor, nefret ve ayrımcılığı bizzat körüklüyor, nefret ve düşmanlığın devlet eliyle büyütülmesine öncülük ediyor!” ifadeleriyle Akın Gürlek’e tepki gösterdi.

Operasyonların toplumu “makbul aile” ve “makbul yurttaş” kalıbına sokmak için yapıldığını ifade eden Karaca, “LGBTİ’lerin yaşam ve örgütlenme hakkını savunmak, bu ülkede herkesin haklarını ve özgürlüğünü savunmaktır.” dedi.

Karaca; nefret siyasetine, baskıya ve örgütlenme hakkının gaspına karşı yaşam hakkını, eşitliği, anayasal özgürlükleri ve örgütlenme hakkını savunmaya devam edeceklerini söyledi, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep etti.

ÖHD ve ÇHD de operasyonlara tepki gösterdi

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) gözaltıların ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler açısından ihlal niteliğinde olduğunu söyledi.

Operasyonların 12 Eylül Darbesi’nin yıl dönümüne denk geldiğini hatırlatan ÖHD, yaşananlar için “Devletin farklı kimlik ve yaşam biçimlerine yönelik baskı ve kriminalizasyon pratiklerinin hala ne kadar canlı olduğunu hatırlatmaktadır.” dedi.

“LGBTİ+ haklarını savunmak suç değildir. Tam aksine demokratik toplumun gereğidir.” diyen ÖHD, gözaltı ve baskı uygulamalarına son verilmeli çağrısı yaptı.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi de X hesabından yaptığı paylaşımda “LGBTİ+ derneklerinin yönetim ve denetim kurullarında görev yapan üyeler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. Dernek ofisleri basılıyor. Nefreti körükleyen, ahlakçı, aileci politikalarla örgütlenme özgürlüğünü gasp eden saldırıların karşısında, LGBTİ+’ların yanındayız!” dedi.

SKM: Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılsın

Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) yaptığı açıklamada “Hangi aile?” diye sordu.

“Erkek egemen heteroseksist devlet, kadın ve LGBTİ+’ların her gün katledildiği, şiddet gördüğü, sömürüldüğü ailelere sığdıramadığı herkesi gözaltı ve tutuklama saldırılarıyla hizaya getirmeye çalışıyor.” diyen SKM, “Gözaltılarla, tutuklamalarla, yasaklarla varoluşumuzu yok edemezsiniz.” dedi.

“Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılsın.” çağrısı yaptı.

Cezaevi yangını sonrası Kobanê’de yas ilan edildi, KCK açıklama yaptı: “Halkımız demokratik haklarını meşruiyet içinde kullanabilir”


Rojava’nın Kobanê kentinde, Hesekê yakınlarında 26 yaşındaki Sîpan Hiznî’nin öldürülmesinin ardından kentte çıkan protestolarda tutuklanan kişilerin tutulduğu cezaevinde yangın çıktı. Çıkan yangında dokuz kişinin yaşamını yitirmesinin ardından kentte yas ilan edildi. KCK ise yaptığı açıklamada halkın protesto hakkına dikkat çekti, başsağlığı diledi.

Kuzey ve Doğu Suriye / Rojava’nın Kobanê kentinde, Hesekê yakınlarında Hesekê Tugayı’na bağlı 26 yaşındaki asker Sîpan Hiznî’yi (Seban/Sami Şeyhmus Hasu), bir grup silahlı kişinin kaçırıp Serekaniye’nin Edlan köyünde öldürdüğü öğrenildi.

Bunun ardından Qamişlo, Hesekê ve Amûdê gibi Rojava kentlerinde protestolar düzenlendi. Eylemlerin ardından geçici Suriye hükümetine bağlı silahlı güçler protestolara müdahale etti, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Gözaltına alınan protestocuların tutulduğu Kobani’de bulunan bir cezaevinde çıkan yangının ardından dokuz kişi yaşamını yitirdi, 17 kişi ise yaralandı.

Cezaevi yangınında hayatını kaybeden dokuz kişi için iki günlük yas ilan edildi. Yas kararını Kobani Şehit Aileleri Kurumu duyurdu.

13 Eylül sabahından itibaren şehir merkezindeki çarşı, toptancı hali ve diğer bölgelerde esnaf kepenk kapattı. Sokakların büyük ölçüde boş kaldığı kentte, güvenlik güçleri devriye faaliyetlerini sürdürdü. Pazar günü yapılması planlanan cenaze töreni ertelenerek 14 Eylül Pazartesi günü saat 17.00’ye alındı.

Yangında yaralananlardan 12’sinin hastanelerdeki tedavisinin sürdüğü, bazılarının durumunun ağır olduğu bildirildi. Hafif derecede yaralanan veya dumandan etkilenen bazı tutuklular ise tedavilerinin ardından taburcu edildi.

Yangını soruşturma talebi

Kobani Şehit Aileleri Kurumu ile kent sakinleri, yangının bütün yönleriyle araştırılması, ihmali veya sorumluluğu bulunanların yargılanması için bağımsız ve şeffaf soruşturma istedi. Kurum, yas ilanının yanı sıra benzer olayların tekrarlanmaması için cezaevindeki yönetim ve müdahale zincirinin açıklanmasını talep etti. ANHA’nın aktardığına göre kentteki başlıca talep, yangının koşullarının bağımsız biçimde ortaya çıkarılması oldu.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı da yangının çıkış nedenini, sorumluları ve cezaevi yönetiminin uygulamalarını araştırmak üzere soruşturma başlatıldığını; sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.

Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mazlum Abdi, Kobani’ye giderek yangında yaralananları hastanede ziyaret etti ve yaşamını yitirenlerin aileleriyle görüştü. Abdi ayrıca Suriye ordusunun 60. Tümen Komutan Yardımcısı Çiya Kobani ile bir araya gelerek gerginliğin düşürülmesini görüştü. Görüşmelerin ardından Halep’ten gönderilen güvenlik güçlerinin kentten çekildiği bildirildi.

KCK’den açıklama

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise yaşananların ardından yaptığı açıklamada Sipan Hiznî ve Kobani’de yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diledi.

KCK, Suriye geçici hükümeti ve Rojava yönetimi arasında yürütülen entegrasyon sürecine atıf yaparak “Bir entegrasyon demokratikleşme temelinde olacaktır. Entegrasyonun demokratik yanı farklı tüm kimliklerin eşit ve özgür olarak görülmesiyle sağlanır.” dedi.

Geçici Şam hükümetinin, kendilerine de zarar verecek yaklaşım, tutum ve müdahalelerden uzak durması gerektiğinin ifade edildiği açıklamada, Şam hükümetinin Kürtçe eğitime yönelik sınırlandırıcı yaklaşımı da eleştirilerek “14 yıldır yapılan eğitime yönelik bu saldırı; geçici Şam hükümetinin Kürt varlığını gerçek anlamda tanımak istemediğini göstermektedir. Böylece BAAS milliyetçiliğinin dinci versiyonu dayatılmaktadır.” denildi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı imzasıyla yayımlanan açıklamada şunlara da dikkat çekildi:

“Özerk Yönetim aylardır demokratik entegrasyon için hem Şam hükümetiyle görüşmeler yapmakta hem de bu konuda toplumsal bir mücadele yürütmektedir. Ancak son zamanlarda demokratik entegrasyon konusunda sorunlar yaşandığı görülmektedir. Bir halkın anadilde eğitiminin tartışma dışı olması gerekirken Rojava ve Kürtlerin bulunduğu alanlarda 14 yıldır yapılan anadilde eğitim engellenmek istenmektedir. Kürtçe eğitim ciddi biçimde sınırlandırılmaya çalışılmaktadır. 14 yıldır yapılan eğitime yönelik bu saldırı; geçici Şam hükümetinin Kürt varlığını gerçek anlamda tanımak istemediğini göstermektedir. Böylece BAAS milliyetçiliğinin dinci versiyonu dayatılmaktadır.

Halkımız ve gençler buna karşı günlerdir ayaktadırlar. Anadilde eğitimlerine sahip çıkacaklarını göstermişlerdir. Kürt halkının bu örgütlü gücü anadilde eğitimin sürdürülmesini sağlayacaktır. Halk ve öğrenciler, anadilde eğitimimiz kırmızı çizgimizdir, demektedirler. BAAS döneminde hiç öğretilmiyordu, demek bir demagojiden ibarettir. BAAS rejimiyle kıyaslamak daha baştan Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını sınırlamanın zeminini yaratmaktır. Halkımız bu tür oyunları da kabul etmeyeceğini göstermiştir.

Demokratik entegrasyon her şeyden önce yerel demokrasiyi, yerelin iradesini kabul etmekle olur. Kobanê’deki son yaşananlar göstermiştir ki, geçici Şam hükümeti yerel iradeyi reddetmektedir. Yerelde çözülecek sorunları Şam’dan ve Halep’ten güç göndererek çözme yaklaşımı aslında BAAS iktidarının yönetim kültürünü sürdürmek anlamına gelmektedir.

Geçici Şam hükümetinin bu yaklaşımı sadece Rojava ve Suriye’deki Kürt halkı tarafından değil, Kürdistan’ın dört parçası ve dünyadaki tüm Kürtler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. DEM Parti, Kobanê’deki müdahaleyi demokratik entegrasyon sürecine yönelik bir provokasyon olarak değerlendirmiştir. Rojava ve Suriye’deki Kürt nüfusunun Kürdistan’ın diğer parçalarından az olması sahipsiz oldukları ve bu saldırıyı kabul edecekleri anlamına gelmemektedir.

Rojava ve Suriye’deki Kürtler demokratik devrimini yapmış Kürtlerdir. Bu devrim onlara bir bilinç, irade ve örgütlülük kazandırmıştır. Halkımız bu gücünü demokratik eylemliliklerle ortaya koyarak her türlü saldırıyı püskürtebilir. Demokratikleşme ve temel demokratik haklar beklenerek ne korunur ne de kazanılır! Bu açıdan halkımız demokratik haklarını meşruiyet içinde kullanabilir. Anadilde eğitim için halkın ve öğrencilerin tutumları demokratik haklarını kullanmalarına önemli bir örnektir. Demokratik mücadeleyi güçlü tutmak ve süreklileştirmek için demokratik toplum örgütlenmesinin yaygın ve derinliğine gerçekleştirmek çok önemlidir.

Geçici Şam hükümeti, kendilerine de zarar verecek yaklaşım, tutum ve müdahalelerden uzak durmalıdır. Kürdün gücünü demokratikleşme ve Suriye’nin istikrarı için değerlendirmelidir. Suriye devleti tüm kimliklerin ve inançların özgür ve demokratik yaşamını tanıdıkça istikrara kavuşur ve güçlenir.”

DEM Parti: Açık bir provokasyon

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu ise yaptığı açıklamada yaşananları provokasyon olarak değerlendirdi.

12 Eylül’de yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Haseke Tugayı bünyesinde görev yapan Sîpan Hiznî’nin kaçırılarak katledilmesini ve Kobanî Cezaevinde tutukluların yaşamını yitirmesine neden olan müdahaleyi kınıyoruz. Bu acı kayıplar nedeniyle derin bir üzüntü içindeyiz. Hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Rojava halkına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Sîpan Hiznî’nin Suriye’deki entegrasyon sürecinin hassas bir aşamasında katledilmiş olması dikkat çekicidir. Bu cinayet ve cezaevine yönelik müdahale biçimi açık bir provokasyondur.

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve Kobanî Cezaevinde yaşananlar titizlikle soruşturulmalıdır. Ölümlerin nedeni derhal açığa çıkarılmalı, sorumlular hiçbir makam ya da rütbe ayrımı gözetilmeksizin tespit edilmelidir.

Halep’ten Kobanî’ye sevk edilen güvenlik güçlerinin bölgeden geri çekilmesinin yaşanan gerginliğin büyümesini önleyecek en doğru adım olacağı kanaatindeyiz. Şam rejimi olayları tırmandıracak müdahalelerden kaçınmalıdır. Rojava halkının demokratik tepkisi müdahaleyle karşılanmamalı; toplumsal gerginliği artıracak değil azaltacak bir yaklaşım esas alınmalıdır.

Sürecin bu denli kırılgan bir eşiğinde yaşanan her olay bir provokasyon zeminine dönüşmeye açıktır. Bu zeminin oluşmasına izin vermemek, sorumluluk taşıyan herkesin ortak görevidir.”

Kaos GL Derneği’ne ve LGBTİ+ mekanlarına eş zamanlı polis operasyonu düzenlendi

Kaos GL Derneği’ne yönelik gece saatlerinde polis operasyonu düzenlendi. Operasyon sonucu yedek üyelerle birlikte yönetim ve denetim kurulu üyeleri evlerinden gözaltına alındı. LGBTİ+ dernek ve aktivistlerine ait olan onlarca site ve sosyal medya hesabı erişime engellendi.

Fotoğraf: bianet

Bugün gece saatlerinde KaosGL Derneği’ne ve üyelerine dönük polis operasyonu düzenlendi. Operasyon sonucunda yedek üyelerle birlikte denetim ve yönetim kurulu üyeleri gözaltına alındı.

Kaos GL, 50’ye yakın LGBTİ+ aktivistinin evlerinden gözaltına alındığını ve polislerin dernek ofisine de girdiğini kaydetti.

“Ailem Güvende” operasyonu

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece saat Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir dahil 15 ilde LGBTİ+ derneklerine, LGBTİ+ aktivistlerine ve bazı mekanlara yönelik art arda operasyon düzenlendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yayınladığı açıklamasına göre, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen “Ailem Güvende” adlı operasyonlarında 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı.

Derneğe “Müstehcenlik” suçlaması

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Kaos GL Derneği’nin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında yayımlanan içerikler için “müstehcenlik” suçlaması gerekçe gösterildi. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 11 Eylül 2026 tarihli kararında, başsavcılık, Kaos GL’nin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarında “müstehcenlik içeren paylaşımlar” yapıldığını ve bu içeriklerin çocuklar tarafından görülebilecek şekilde yayımlandığı iddia edildi ve savcılık tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde düzenlenen “müstehcenlik” suçu kapsamında soruşturma başlatıldı.

Soruşturmaya dahil olan içeriklerin derneğin kurumsal internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından paylaşılması da gerekçe gösterildi. Savcılık, paylaşımların “dernek çatısı altında oluşturulmuş bir sivil toplum kuruluşu faaliyetleri üzerinden derneğin kurumsal internet sayfaları ve sosyal medya hesapları kullanılarak” yapıldığını öne sürerek Dernekler Kanunu’na muhalefet kapsamında değerlendirme yapılmasını istedi.

KaosGL’nin aktardığına göre kararda, soruşturmaya ilişkin delil, fotoğraf ve basılı materyaller bulunması halinde bunlara el konulmasına da izin verildi. Hakimlik aktivistlere ait masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler, taşınabilir bellekler, CD ve DVD’ler ile diğer dijital materyaller üzerinde inceleme yapılmasına karar verdi. Şifrelerin çözülememesi veya dijital verilere erişilememesi halinde cihazlara el konulmasına da izin verildi.

LGBTİ+ mekanlarına eş zamanlı operasyon

Kaos GL’ye düzenlenen operasyonla eş zamanlı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Beyoğlu ve Şişli’de çok sayıda mekana operasyon düzenlendi. Operasyonlarda Taksim, Cihangir ve İstiklal Caddesi’ndeki gece kulüpleri ve masaj salonları dahil birçok adrese baskın yapıldı.

KaosGL Derneği’ne ilişkin yürütülen polis operasyonuyla ilgili belgede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın yürüttüğü bu operasyondan da bahsedildi.

İnternet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellendi

LGBTİ+ dernek ve aktivistlerine ait olan onlarca site ve sosyal medya hesapları, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9559 sayılı kararıyla erişime engellendi.


Erişim engeli kararlarının mesai saatleri dışında, Cumartesi günü alınması dikkat çekti.

Erişime engellenen internet siteleri: Kaos GL Derneği, 17 Mayıs Derneği, ÜniKuir, Pembe Hayat Derneği, SPoD, Genç LGBTİ+ Derneği, Lambdaistanbul, Muamma LGBTİ+ Derneği, velvele.net

Engellenen X hesapları: Levent Pişkin , Seyhan Arman, Zeynep Esmeray Özadikti, Yasemin Öz, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, Özgür Renkler Derneği, Queer Adana, Bilkent Üniversitesi resmi LGBTQIA+ öğrenci topluluğu, Velvele, İnter Dayanışma, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, İzmir LGBTİ+ Onur Haftası.

Erişime engellenen ve henüz Türkiye’den görünmez kılınmayan Instagram hesapları: Yıldız Tar, 17 Mayıs Derneği, Seyhan Arman, SPoD, Pembe Hayat Derneği, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Kulübü, Hacettepe Kuir Araştırmaları, Enes Hocaoğulları, HEVİ LGBTİ+ Derneği, İÜ Radar.

Kaynak: Kaos GL Derneği

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.