Güncelleniyor

Fransa’da lise eylemleri sürüyor: 7 Ekim, saat saat son durum

Fransa’da eylülden bu yana devam eden lise eylemleri kapsamında, lise ve öğrenci örgütleri salı günü (6 Ekim) 450 bin kişinin yürüdüğünü açıkladı. Polis, bu sabah Marsilya’daki Marie-Curie Lisesi’nde toplanan öğretmen ve öğrencilere sert bir şekilde müdahale etti.

Fotoğraf: Sarah Meyssonnier / Reuters

Fransa’da bazı kentlerde göçmen ve yoksul nüfusun yoğun olduğu banliyölerden başlayan lise eylemleri, eğitim koşullarının yetersiz olması sebebiyle günlerdir sürüyor. Öğrencilerin ana taleplerinden biri de eğitimdeki eşitsizliğin çözülmesi.

Salı günkü (6 Ekim) yürüyüşlere hükümete göre 266 bin, öğrenci örgütlerine göre 450 bin kişi katıldı.

Öğrenci ve öğretmenler Marie-Curie Lisesi önünde

Bu sabah, Marsilya’daki Marie-Curie Lisesi’nde öğretmenler ve öğrenciler polisin sert müdahalesini protesto etmek için okulun önünde toplandı. Barışçıl grev nöbetine Fransız çevik kuvvet polisi geldi ve öğretmenler polisle öğrenciler arasında insan zinciri oluşturdu. Bunun ardından polis kitleye müdahale etti. Bazı öğretmenlerin “ezilip zorla uzaklaştırıldığı”, iki öğrencinin yaralandığı, birinin kafasındaki ciddi kanama nedeniyle acil müdahale gerektiği belirtildi. Olaylarda bir öğrenci ise gözaltına alındı.

Fotoğraf: Sarah Meyssonnier / Reuters

Bakan’ın okullara geri dönüş önerisine tepki

Fransa Eğitim Bakanı Édouard Geffray, salı günü rektörlere gönderdiği yazıda en çok aksayan okullarda kademeli dönüş istedi. Okul yöneticilerinin en büyük sendikası SNPDEN-Unsa’nın (Milli Eğitim Yönetim Personeli Ulusal Sendikası) Genel Sekreter Yardımcısı Christelle Kauffmann, “Tam bir kakofoni,” diyerek tepki gösterdi:

“Bunu ne yarın ne de yarından sonra uygulamayacağız. Çalışır durumda olmayacağız, üstelik okulların kimi daha çok, kimi daha az karışık durumda.”

Bir başka okul yöneticileri sendikası olan ID-FO’nun sekreteri Agnès Andersen ise şöyle konuştu:

“Meslektaşlarımız yorgun düştü, ortada kaldı, son günlerde ağır şiddete maruz kaldı. Bunu ne zaman hazırlayacaklar? Bizden bir günü askıya almamızı istemek gerçeklikten kopuk bir tavır. Yönetim ekibi yalnız başına mı kalacak, tüm sınıf temsilcilerini mi toplayacak? Bunun hazırlanması gerekir, liselerde çok sayıda öğrenci var. Öğrencilerden yazı yazmalarını mı isteyeceğiz? Bütün bunlar içinde bulunduğumuz krizin boyutuna yakışmıyor ve mesleğimize saygısızlık.”

Dün Fransa genelinde “III. perde” (acte III) yürüyüşleri yapıldı. Hükümetin okullara dönüş çağrısına rağmen lise örgütleri blokajların sürmesini istiyor. Perşembe günü ise “IV. perde” (acte IV) eylemi yapılacak.

Saat saat 7 Ekim 2026

Bugün sabah 7.00’den bu yana Fransa’daki lise eylemlerindeki gelişmeleri Fransa medyasının verdiği saat saat bilgilerden yararlanarak derledik.

07.01 Lise ve öğrenci örgütleri salı günü 450 bin kişinin yürüdüğünü, bunun 100 bininin Paris’te olduğunu açıkladı.

07.16 Gün hükümet için bir test: Gençlerin okula dönmesini umuyor. Ancak Lise Sendikası Birliği (USL) ve Öğrenci Birliği blokajların sürmesini ve perşembe günü yeni yürüyüşler yapılmasını istiyor. CGT ve Solidaires de destek verecek. Sendikalar ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.

07.48 Gözaltına alınan lise öğrencilerinin avukatları, polisin fiziksel şiddet, hakaret ve “aşağılama girişimlerinde” bulunduğunu, reşit olmayanları “dehşete düşürdüğünü” söyledi.

07.59 Eğitim Bakanlığı’na göre 528 okulda dersler tamamen ya da kısmen askıda. Bu sayı salıya göre %41 az. Liselerin %86’sı tamamen açık.

08.23 Başbakan Lecornu bu akşam Matignon’dan bir konuşma yapacak. Konuşmada liselerdeki durum, akaryakıt fiyatları, tarım krizi ve ülkenin mali durumu ele alınacak. Lecornu dün akşam Élysée’de Macron’la da görüşmüştü.

08.46 İçişleri Bakanı Nuñez, Lens’te 15 yaşındaki bir gencin elini kaybetmesine yol açan olay aydınlatılana kadar sağır edici el bombalarının (assourdissantes) kullanımını askıya aldığını duyurdu. Bu tür 18 soruşturma açıldı.

09.05 Eylemler Martinik ve Guadeloupe’a da sıçradı.

09.38 Okul yöneticileri sendikası SNPDEN-Unsa, ortam “sakin olmadığı” için hükümetin duyurduğu “iç demokrasi” gününü şimdilik uygulamayacağını belirtti.

10.14 Yükseköğretim Bakanı Baptiste, Parcoursup’un kaldırılması talebini “büyük bir demagoji” olarak niteledi. Ancak sistemin geliştirilebileceğini kabul etti, öğrenci örgütleriyle bu öğleden sonra görüşecek.

10.26 Ortaöğretimin en büyük sendikası Snes-FSU, öğretmenleri perşembe günkü eyleme çağırdı. Genel sekreter Sophie Vénétitay, hükümetin önerisini “gerçeklikten kopuk” buldu ve taleplerin bütçeyle ilgili somut cevaplar gerektirdiğini söyledi.

11.08 Paris’teki Claude-Monet lisesinde eylemlerin altıncı günü: Öğrenciler “bir şeyler değişene kadar” blokaja devam edeceklerini söylüyor.

11.29 Lecornu X’te “lise öğrencilerinin sözü değerlidir, duyulmalıdır” dedi. Okullarda bugün bir “diyalog zamanı” başlamasını istedi; ulusal istişarenin katkılarıyla “somut bir eylem planı” hazırlanacağını vaat etti.

11.37 Belfort’ta, 17 yaşındaki Bulgar uyruklu bir lise öğrencisini boğmaya çalışmakla suçlanan polis hakkında “cinayete teşebbüs” soruşturması açıldı. Soruşturmayı polis müfettişliği IGPN (Ulusal Polis Genel Teftiş Kurulu) yürütüyor. Savcıya göre polis, öğrenci dahil birkaç kişi tarafından darp edilmişti.

Fransa’nın Belfort kentinde bir liseli gencin nehir içinde gerçekleşen sert gözaltı süreci yargıya taşındı. Vesoul Savcılığı, polisin müdahalesi sırasında yaşananlar üzerine “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını ve polisin polisi denetleyen birimi IGPN’nin göreve çağrıldığını duyurdu.

Mağdur liseli genç, 4 Ekim Pazar günü avukatları aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Şikayet dilekçesinde, operasyonda görevli bir polis memurunun ve zincirleme olarak emniyet hiyerarşisinin cezalandırılması talep edilirken; müdahale sırasında polisin kendisini nehirde baş aşağı tutarak “kafasını suyun altında tuttuğu” bilgisine yer verildi.

11.43 Libération’den Jonathan Bouchet-Petersen’in yazısına göre, 2027’de aşırı sağcı RN’nin (Ulusal Birlik) kazanması kaygısı da hareketin bir başka itici gücü. Eylemcilerin çoğu bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanamayacak, ama sonuçtan etkilendiklerini düşünüyorlar. Birçok pankartta Marine Le Pen’in Élysée’ye girme endişesi yer alıyor.

11.55 Jean-Luc Mélenchon blogunda, lise hareketinin kendisine göre “küresel bir siyasi krize” dönüştüğünü ve La France insoumise’in (LFI) “kopuş programına” yarar sağladığını yazdı. Hükümetin, öfkenin kaynağı olarak LFI’yi suçlayan stratejisini de eleştirdi.

12.11 Eğitim Bakanlığı’na göre öğlen itibarıyla eylemler “belirgin biçimde geriledi.” 459 okulda dersler tamamen ya da kısmen askıda. Salı günü bu sayı 891’di.

12.21 Marsilya’daki Marie-Curie lisesinde öğretmenler ve öğrenciler polisin sert müdahalesini protesto ediyor. Ortak açıklamalarına göre okulun önündeki “tamamen barışçıl” grev nöbetine CRS (Fransız çevik kuvvet polisi) geldi, öğretmenler polisle öğrenciler arasında insan zinciri oluşturdu, katılımcılar yere oturdu, ardından müdahale emri verildi. Bazı öğretmenlerin “ezilip zorla uzaklaştırıldığı”, iki öğrencinin yaralandığı, birinin kafasındaki ciddi kanama nedeniyle acil müdahale gerektiği belirtildi. Açıklamada, “Başbakanın okulumuzda düzenlediği büyük demokratik an işte buydu” denildi. Dersi bırakan öğretmenler perşembe günü “kitlesel katılım” çağrısı yaptı.

12.59 Birçok eğitim sendikası, perşembe günü lise hareketine destek için grev ve yürüyüş çağrısı yaptı.

13.07 Sciences Po Paris’in önünde öğrenciler tarafından blokaj kuruldu. Bazı göstericiler barikat kurup polisle karşı karşıya geldi. Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) milletvekilleri Gabrielle Cathala, Thomas Portes ve Antoine Léaument barikatların önüne gelip destek verdi.

Cathala, dün eylemlerde gençlerin uğradığı polis baskısına işaret ederek İçişleri Bakanı Nunez’i istifaya çağırmıştı: “Sayın Bakan istifa etmeniz gerekiyor, artık burada yapacak bir şeyiniz kalmadı.”

13.13 Bakanlık, eylemlerin öğlen itibarıyla “belirgin biçimde gerilediğini” yineledi ve “her on liseden dokuzunun normal işlediğini” söyledi. Ayrıntılı rakamlara göre dersler 276 okulda tamamen, 183 okulda kısmen askıda. Toplam 459 okulda dersler kısmen veya tamamen askıda, salı günü bu sayı 891’di.

13.24 Paris 1 Pantheon-Sorbonne Üniversitesi’nin Tolbiac kampüsünde genel kurul toplantısı bugün öğle saatlerinde küçük bir grup katılımıyla gerçekleştirildi.

13.39 Marsilya’da Aix-Marseille Üniversitesi Fen Fakültesi’nin Luminy kampüsünde yaklaşık elli öğrenci, çöp konteynerleri, inşaat konileri, scooter’lar ve kiralık elektrikli bisikletlerle barikat kurup kampüs girişini filtreledi. Grup, “gençlik için 10 acil önlem” bildirisini dağıtıyor. Maddeler arasında okulların ve üniversitelerin yenilenmesi için acil plan ve Crous (öğrenci hizmetleri kurumu) kiralarının dondurulması var.

14.15 Strazburg’da, Meinau semtindeki Couffignal lisesinin önünde 16 yaşındaki bir öğrenci, havai fişek (mortier) kullanırken elinden ağır yaralandı. Polis kaynağına göre kendi attığı havai fişek yüzünden iki parmak ucu koptu. Bölge valiliği “acil” müdahale yapıldığını ve yaralanmanın kendi kendine verildiğini belirtti.

14.22 Bakan Geffray, Meclis’teki dinleme oturumunda 24 lisenin, birkaç hafta yeniden açılamayacak kadar ciddi biçimde yakıldığını ya da tahrip edildiğini söyledi. Bakana göre yaklaşık 30 bin lise öğrencisi birkaç hafta yüz yüze eğitimden mahrum kalacak. Bakan “pedagojik süreklilik” sağlandığını ama “muazzam bir zarar” oluştuğunu belirtti.

14.35 RN (ulusal Birlik) adayı Marine Le Pen, hükümetin sağır edici el bombalarını askıya almasının ardından “Macron her zaman polisi hedef alanların yanında” dedi. Polisin “zor koşullarda” işini yaptığını savundu; iddialarını gerekçelendirmedi.

14.58 Ulusal Polis Genel Müdürü, salı günü EF-SON tipi sağır edici el bombasının kullanımının “ihtiyati olarak” durdurulması talimatını verdi. Polis benzer başka silahları kullanmaya devam edebilecek.

15.15 La Ciotat’ta, lise hareketi sırasında bir kimya öğretmenine benzin döküldüğü saldırıyla ilgili üç 16 yaşındaki genç, Şubat 2027’de Marsilya çocuk mahkemesinde yargılanacak. Öğretmene tekme atan öğrenci, “silahlı toplulukta yer almak” ve “kamu hizmeti görevlisine ve kamu otoritesini temsil eden kişiye şiddet” gibi suçlamalarla karşı karşıya.

16.06 Paris’teki Sciences Po Saint-Guillaume kampüsünde sabahki çatışmaların ardından gerginlik sürüyor. Boulevard Saint-Germain kaldırımlarında toplanan öğrenciler polis tarafından abluka altına alındı. Öğrenciler yoğun biçimde gazlandıklarını, bir grubun “sıkıştırılıp gazlanıp copla dövüldüğünü” ve yerdeki birinin darp edildiğini anlattı. Abluka içinde bazı öğrencilerin yaralandığı belirtiliyor.

16.16 LFI milletvekilleri Antoine Léaument ve Gabrielle Cathala, Sciences Po’daki çatışmalar sırasında polis ile öğrenciler arasına girdi. Bir genç polisler tarafından kalabalıktan çıkarılırken Cathala müdahalenin usulüne uygun yapılıp yapılmadığını denetlemek için peşlerinden gitti.

16.20 Nuñez, Meclis Hukuk Komisyonu’nda hareketin başından bu yana 6.629 kişinin gözaltına alındığını, 89 Milli Eğitim personelinin ve 215 öğrencinin yaralandığını açıkladı. Öğrenci yaralanmalarının çoğunun “kazaya bağlı” olduğunu söyledi. IGPN 18 soruşturma açtı. Lens’te bir lise öğrencisi eliyle, Saint-Ouen-l’Aumône’da (Val-d’Oise) 15 yaşındaki bir genç ise yüzüne nişan alınarak atılan el bombası yüzünden çenesinden yaralandı. İkinci olayda polis hakkında soruşturma (mise en examen) açıldı. Nuñez, “Görevli polisler her şeyden önce liselileri korumak için orada” dedi.

İnsan Hakları Birliği (LDH), kolluk müdahalelerinde “hukuk devletinden genel bir sapma” olduğunu belirtti. Bir bakan, “Bir gencin, belki biraz sert ve hızlı davranan bir polis tarafından yaralanmasından hiç gurur duymuyoruz” dedi.

Sol görüşlü Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) ulusal koordinatörü Manuel Bompard ise “Nunez’in lise öğrencilerine karşı bomba kullanımından vazgeçmesi için birkaç çocuğun ömür boyu sakat kalması gerekti” diye konuştu.

16.43 Nuñez, “polis baskısı”ndan söz etmenin “abartılı” olduğunu söyledi. Polisin yalnızca “tahribat durumunda” müdahale ettiğini, liselilerin barışçıl gösterilerine müdahale edilmediğini belirtti. Ona göre ortadaki durum “asayiş” değil, “kentsel şiddet”.

17.14 Libération, tarihçi Vincent Lemire’in yardımıyla 1968’den bu yana en büyük toplumsal hareketlerdeki gözaltı sayılarını karşılaştırdı. Sonuca göre liselilere yönelik polis müdahalesi, 18 Eylül’de başlayan hareketle birlikte benzeri görülmemiş düzeyde.

17.24 Lise öğrencileri, belirli bir liderleri olmayan hareketlerini şifreli Signal uygulaması üzerinden örgütlüyor. “Lise Koordinasyonu” adlı ana grup, Paris, banliyöler ve Marsilya gibi şehirlerden 350’den fazla kişiyi ve yaklaşık kırk lise temsilcisini bir araya getiriyor.

17.45 France Info’nun doğruladığı bir videoya göre Lens’te elini kaybeden gençte, el bombası öğrencinin üzerine değil yere düşmüş. Görüntülerde, bombanın iki öğrencinin ayaklarının dibine düştüğü, ardından üçüncü bir gencin eğildiği görülüyor. Ancak video, gencin bombayı kaldırıp kaldırmadığını göstermiyor.

18.28 Lise ve öğrenci örgütlerinin temsilcileri, Bakan Baptiste ile görüşmenin ardından Lecornu’dan randevu istedi. USL Başkanı Ryad Rani, bakanlardan “somut bir önlem” gelmediğini belirterek “rakamlarla desteklenmiş önerilerimiz var” dedi ve gelecek hafta Başbakan’la görüşmek istediklerini söyledi.

18.55 Lecornu, Matignon Başbakanlık Konutu’ndan yaptığı konuşmaya lise hareketiyle başladı ve “Kolluk kuvvetlerine liselilerle çatışma talimatı verilmedi” dedi.

19.00 Lecornu, “Gençleri ciddiye almalıyız ve onları dinlemekle yükümlüyüz” dedi. Öfkelerinin “bir yerden gelmediğini” ekledi: “Savaşları, iklim değişikliğini, bazen de zor durumdaki ailelerini görüyorlar.”

19.03 Lecornu, liselerde bugün başlayan diyalog mekanizmalarının yarından itibaren her lisede gelecek haftaya kadar süreceğini açıkladı. Hükümetin ilk kararları ekim sonunda açıklanacak.

19.29 Pazartesi açılan istişare platformuna şimdiye kadar 40 binden fazla katkı geldi. Lecornu, bunun özellikle ders zamanının düzenlenmesi ve liselerdeki eğitim koşulları konusunda bir “beklentiyi” gösterdiğini söyledi.

Fransa’da eylemler 18 Eylül’de başladı

Fransa’da liseliler yıpranmış binalara, aşırı kalabalık sınıflara ve yoğun ders programlarına, yerine kimse atanmayan öğretmenlere ve Parcoursup (üniversite yerleştirme platformu) kaynaklı eşitsizliklere karşı ilk olarak 18 Eylül’de sokağa çıktı.

Parcoursup, Fransa’da liseden yükseköğretime geçişte kullanılan çevrim içi başvuru ve yerleştirme platformudur. Türkiye’deki merkezi sınav ve tercih sisteminden (YKS/ÖSYS) farkı, yerleştirmenin sınav puanına göre değil, dosya incelemesine göre yapılmasıdır. Bu sistemde dezavantajlı bölgelerdeki öğrenciler dezavantajlı kalmaya devam ediyor.

Protesto dalgası ilk olarak Eylül ayı ortasında, Paris’in göçmen nüfusunun ve sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ailelerin yoğun olarak yaşadığı kuzey banliyölerinde, bir lisedeki öğretmen grevine destek amacıyla başladı. Öğrenciler ve sendikalar, hükümetin bu yoksul ve göçmen bölgelerindeki okulları kaderine terk ettiğini savundu. Eylemler daha sonra Paris, Lyon, Strasbourg, Lille, Marsilya, Toulouse ve Rennes gibi büyük şehirlere sıçradı.

Fransa’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde hükümet ve aşırı sağcı partiler, bütçe krizinin ve kamu harcamalarındaki kesintilerin nedenini dolaylı olarak göçmen kabul politikalarına bağladı. Kamuoyundaki bazı sağ eğilimli çevreler ve siyasetçiler, eylemleri “göçmen kökenli gençlerin sokak şiddeti” olarak nitelendirerek asıl amacın eğitim olmadığını iddia etti.

Aşırı sağcı parti Ulusal Birlik başkanı Marine Le Pen, olayların arkasında aşırı solun ve banliyölerdeki organize grupların olduğunu savunarak Boyun Eğmeyen Fransa’yı suçladı:

“Bu yaşananlar artık lise öğrencilerinin protestosu olmaktan tamamen çıkmıştır. Karşımızda profesyoneller tarafından organize edilen ve ‘Boyun Eğmeyen Fransa’ (LFI) milletvekilleri tarafından gözetilip yönlendirilen sokak isyanları var.”

Polisten öğrencilere şiddet

Gittikçe ülkenin farklı kentlerine yayılan eylemler, lise ve üniversite öğrencilerinin kalabalık kitleler haline gelmesiyle polislerin öğrencilere dönük sert müdahalesi kamuoyunda yankı buldu. Polisler, eylemlerde öğrencilere göz yaşartıcı gaz kullandı.

Fotoğraf: Ed Jones / AFP

Eylemlerde polis müdahalesi birçok kişinin ağır yaralanmasına yol açtı. Pazartesi günü Lens’te 15 yaşındaki bir genç, bir el bombası yüzünden elini kaybetti. 2 Ekim’de Belfort’ta ise bir polisin 17 yaşındaki bir lise öğrencisini boğmaya çalıştığı bildirildi.

Protestolar nedeniyle Fransa genelinde 2.000’e yakın lise tamamen veya kısmen bloke edildi ya da eğitime ara verdi. Çıkan çatışmalarda çoğu liseli 6.000’den fazla kişi gözaltına alındı. Olaylarda yüzlerce öğrenci yaralandı.

Kaynak: Libération, La Provence, Reuters, Le Monde

Boğaziçi Üniversitesi’nde yemek zammı protestosuna polis müdahalesi

Dün Boğaziçi Üniversitesi’nde yemekhane ücretlerinin zamlanmasını protesto etmek için Kuzey Kampüs Yemekhanesi’nde buluşan öğrenciler, dünkü polis müdahalesinin ardından bugün (7 Ekim) tekrar aynı yerde toplanmak için çağrı yaptı.

Fotoğraflar: Ecenaz Kaya


Boğaziçi Üniversitesi’nde yemekhane ücretlerinin zamlanmasına karşı protesto kararı alan öğrenciler, 7 Ekim saat 17.00’de Kuzey Kampüs Yemekhanesi önünde toplanmak için çağrı yaptı.

Bir yıl içinde yemekhane ücretlerine üçüncü kez zam yapılmasına tepki gösteren Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, ücretsiz beslenme haklarını savunmak için 6 Ekim’de aynı yere çağrı yapmışlardı. Öğrenciler, düzenledikleri protestoda polis müdahalesi ile karşılaşmışlardı.

5 Ekim’de yemekhanede tek öğün yemek ücretinin 85 TL olmasını protesto eden öğrenciler, Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs Yemekhanesi’nde yemek dağıtımı yaptı ve öğrencilerin yemeğe ücretsiz ulaşmaları gerektiğini vurguladı. Nitelikli ve erişilebilir beslenme hakkının ihlal edildiğini belirterek açıklama yapan üniversite bileşenleri, eylemlerini ertesi gün devam ettireceklerini duyurmuştu.


Yemekhane kapısında polis barikatı

6 Ekim akşamı yemekhane önünde bir araya gelen öğrenciler, rektörlük tarafından yemekhane kapısına barikat çekildiğini, öğrencilerin geçişine izin verilmediğini gördü. Yemekhane önünde konuşlanmış çok sayıda polis, bir öğrenciyi kampüs içinde gözaltına almaya çalıştı. Öğrenciler o akşam yemekhanede yemek yiyemezken, polislerin yemekhane kapısından girdikleri görüldü. Öğrenciler, temel haklarına yönelik kısıtlamalara karşı mücadelelerini devam ettireceklerini duyurdu.

Burs yemek masrafına dahi yetmiyor

Yeni zamla birlikte bir Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi okulda üç öğün yemek yiyerek günde 240 TL harcıyor, KYK bursları ise bunu karşılamaya yetmiyor. 2025 yılının başında 40 TL olan yemek ücretinin bir yılda yüzde 100’ün üstünde zamlanması dikkat çekiyor.

Fannie Lou Hamer’in 109 yıllık mirası

Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi’nin kurucularından olan Fannie Lou Hamer, siyah delegelerinin resmi olarak tanınması için beyaz ırkçı delegelerin bulunduğu Demokratik Ulusal Kongresi’ne aday olan ilk siyah kadın oldu. Hamer, 1964’te Kongre’de yaptığı konuşması ile ABD gündemine oturdu: “Burası özgürlükler ülkesi Amerika mı? Evlerimizin tarandığı, can güvenliğimizin olmadığı bu yer mi?”

17 Eylül 1965 tarihinde Mississippi eyaletinin Ruleville kasabasından Fannie Lou Hamer, Temsilciler Meclisi’nin 1964 yılında Mississippi’den seçilen beş milletvekilinin seçim sonuçlarına itirazı reddetmesinin ardından, Washington’daki Kongre Binası önünde Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi destekçilerine hitap ederken. Fotoğraf: AP Photo/William J. Smith

Siyah kadın ve sivil haklar ve kadın hakları savunucusu Fannie Lou Hamer, bugün yaşasaydı 106 yaşında olacaktı. Kadın özgürleşme hareketlerindeki tek boyutlu bakış açılarına ve doğum kontrolü ile üreme haklarına dair kalıpçı tutumlara meydan okuyan Hamer, siyah kadın bir siyasetçi olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarihine geçti.

6 Ekim 1917’de Mississippi’nin Montgomery County bölgesinde doğan Fannie Lou Hamer, yirmi çocuklu bir ortakçı ailenin en küçüğüydü. Altı yaşında pamuk toplamaya başladı, on iki yaşında altıncı sınıftan sonra okulu bıraktı. Okuma yazma bildiği için ilerleyen yıllarda bir plantasyonda zaman tutucu olarak çalıştı.

Dönüm noktası 1962’de geldi. 27 Ağustos’ta katıldığı toplantıda siyahların da kayıt olup oy kullanabileceğini ilk kez duydu. 31 Ağustos’ta Indianola’daki mahkeme binasına gidip kayıt olmaya çalıştı, ancak okuma testinde elendi. Plantasyon sahibi başvurusunu geri çekmesini istedi, Hamer reddetti ve toprağından anında kovuldu. Sığındığı eve beyaz erkekler 16 el ateş açtı. Hamer sonradan SNCC’nin (Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi) saha çalışanı oldu.

Rızası olmadan kısırlık ameliyatı geçirdi

1961’de rahminde tümör bulunduğu için ameliyat edildiğinde, bir doktor onun bilgisi ve rızası olmadan histerektomi yaptı. Bu uygulama güney eyaletlerinde “Mississippi apandisit ameliyatı” diye anılıyordu. Bu uygulama, ABD’nin güneyinde fakir ve siyah kadınları kısırlaştırmak için yaygın olarak kullanılan zorunlu bir tıbbi şiddet yöntemiydi. 9 Haziran 1963’te Winona’da, “yalnızca beyazlara” ayrılmış bir tezgahta oturdukları için tutuklandı. Cezaevinde günlerce dövüldü, gözlerinde, bacaklarında ve böbreklerinde kalıcı hasar oluştu.

Beyazların egemen olduğu Demokrat Parti yapısına karşı kurulan Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi’nin (MFDP) kurucularından biri oldu. 1964 baharında Kongre’ye aday olan ilk siyah kadın oldu.

Fotoğraf: National Women’s Right Museum

“Burası özgürlükler ülkesi Amerika mı?”

MFDP’nin siyah delegelerinin, ırkçı beyaz delegelerin yerine resmi olarak tanınması için birlikte mücadele veren Fannie Lou Hamer, Dr. Martin Luther King Jr. ve Joseph L. Rauh Jr. gibi isimler, 22 Ağustos 1964’te birçok siyah konuşmacının da katıldığı Demokratik Ulusal Kongresi’nde yer aldı.

Hamer, delege olarak katıldığı Atlantic City’deki Demokrat Parti kongresinde Kimlik Komitesi’ne (Credentials Committee) karşı ülke gündemine oturan bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Mississippi’de oy kullanma kaydı yaptırmak istedikleri için evlerinden atıldıklarını ve Winona hapishanesinde polis tarafından vahşice dövülerek kalıcı fiziksel zarar gördüklerini anlattı:

“31 Ağustos 1962’de, sadece birinci sınıf bir vatandaş olabilmek adına seçmen kaydı yaptırmaya çalışan 18 kişiden biriydim. Mississippi, Indianola’daki adliyeye gittik. Oraya vardığımızda adliye binasının önünde bekleyen eyalet polisleri (highway patrolmen) ve şerif yardımcıları ile karşılaştık.

Kayıt işlemlerini yapmaya çalıştıktan sonra Ruleville’e doğru geri yola çıktık. Bizi taşıyan otobüs yolda durduruldu. Polis memurları, otobüsün renginin ‘çok fazla sarı’ olduğu gerekçesiyle bizi gözaltına aldı ve Indianola’ya geri götürdü. Cezayı ödedikten sonra nihayet Ruleville’deki eve dönebildim.

Döndüğümde, 18 yıldır üzerinde ortakçı olarak çalıştığım plantasyonun sahibi olan adam beni bekliyordu. Bana şöyle dedi: ‘Fannie Lou, Indianola’ya gidip kayıt yaptırmaya çalıştığını duydum.’

Ona, ‘Evet, yaptım’ dedim.

Bunun üzerine, ‘Burada buna izin veremeyiz’ dedi ve ekledi: ‘Eğer kaydını geri çekmezsen burayı terk etmek zorundasın.’

Ben de ona şu cevabı verdim: ‘Ben o kaydı senin için yaptırmadım. Kendim için, birinci sınıf bir vatandaş olabilmek için yaptırmadım. O kaydı geri çekmeyeceğim.’

O gece plantasyonu terk etmek zorunda kaldım. Tam on gün sonra, 10 Eylül 1962’de, kaldığım eve beyaz ırkçılar tarafından tam 16 el ateş açıldı. Sırf hayatta kalabilmek için o kasabadan da kaçmak zorunda kaldım.

Fakat asıl kabus 9 Haziran 1963’te yaşandı. Güney Carolina’da bir sivil haklar çalıştayına katılmıştık ve otobüsle geri dönüyorduk. Mississippi, Winona’da mola verdik. Aramızdan birkaç genç kadın otobüsten inip oradaki restorana girdi. O sırada bir eyalet polisi ve bir şehir polisi dışarı çıktı. Ben otobüsün içindeydim ama onları izlemek için indim. Tam o sırada polislerden biri bağırdı: ‘Hepsini yakalayın, tutuklayın!’

Bizi Winona İlçe Hapishanesi’ne götürdüler. Beni bir hücreye koydular. Yan hücreden çığlıklar duyuyordum. Annell Ponder adındaki arkadaşımızın feci şekilde dövülme sesleri geliyordu. O kadar ağır vuruyorlardı ki, ömrümde bir insanın o şekilde inlediğini hiç duymamıştım. Dua etmeye, ilahiler söylemeye başladı. Polislerden biri bağırdı: ‘Kapa çeneni zenci karı!’

Bir süre sonra hücreme üç adam geldi. Biri eyalet polisi, ikisi ise yerel polisti. Bana, ‘Sen nerelisin?’ diye sordular. ‘Ruleville’ dedim. Polis, ‘Seni o kadar feci döveceğiz ki, Ruleville’i bir daha asla görmek istemeyeceksin’ dedi.

Beni başka bir hücreye götürdüler. Hücrede iki Siyah mahkum vardı. Eyalet polisi o mahkumlardan birine kalın, deri kaplı bir cop (blackjack) verdi. Bana yüzüstü yatağa uzanmamı emrettiler.

Söyleneni yaptım. O Siyah mahkum, polisin emriyle beni copla dövmeye başladı. Canım o kadar yandı ki ayaklarımı havaya diktim. Diğer polis o sırada bana vurmaya, kıyafetlerimi yukarı doğru çekmeye başladı. Ben kendimi korumak için elbisemi aşağı indirmeye çalışırken, arkamdaki polis daha da sert vurdu.

İlk mahkum yorulup nefes nefese kalana kadar beni dövdü. O durunca, eyalet polisi copu ikinci mahkuma verdi ve ‘Devam et’ dedi. İkinci mahkum da beni dövmeye başladı. Ben o sırada çaresizce bacaklarımı düz tutmaya çalışıyordum çünkü çocukken geçirdiğim çocuk felci yüzünden sol bacağım zaten zayıftı.

Ben çığlıklar atarken, adamlardan biri üzerime çöküp ağzımı kapattı. Kafamı ve vücudumu tuttular. O kadar çok vurdular ki, vücudum tamamen morarana ve sertleşene kadar durmadılar. Tüm bunlar, sadece ve sadece seçmen kaydı yaptırmak, yasaların önünde eşit ve birinci sınıf birer Amerikan vatandaşı olmak istediğimiz için başımıza geldi.”

Mississippi delegasyon koltuklarına oturmalarının yasal haklarını olduğunu belirten Hamer, komiteye şu soruyu sordu:

“Burası, özgürler ülkesi ve cesurların evi olan Amerika mı? Telefonlarımızı günlük olarak ölüm tehditleri aldığımız için her gece ahizesinden açık bırakmak zorunda kaldığımız, sadece insanca yaşamak ve oy kullanmak istediğimiz için evlerimizin tarandığı, can güvenliğimizin olmadığı bu yer mi ‘özgürlerin ülkesi ve cesurların yuvası’?”

Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ve Demokrat Partili Lyndon B. Johnson, Hamer’i yayından düşürmek için Beyaz Saray’da beklenmedik bir basın toplantısı düzenledi. NBC, CBS, ABC gibi büyük televizyon kanalları Fannie Lou Hamer konuşurken canlı yayını aniden kesip Beyaz Saray’a bağlandı. Fakat Johnson’ın bu sansür girişimi basında büyük bir ters tepki yarattı. Kanallar o akşam, ertesi gün ve haftalarca, Hamer’ın canlı yayında kesilen konuşmasının tam kaydını ana haber bültenlerinde tekrar tekrar ve eksiksiz olarak yayınladı.

Johnson, MFDP’yi “yatıştıracağını düşündüğü için” iki sandalye üzerinden bir uzlaşma önerdi. Aaron Henry, Dr. King ve Roy Wilkins gibi kurumsal eğilimli isimler ise, bu iki genel seçim sandalyesini, üzerine inşa edebilecekleri bir siyasi zafer olarak kabul etmeleri konusunda ısrar ettiler.

Ancak Fannie Lou Hamer, Stokely Carmichael, Bob Moses gibi radikal isimler, Mississippi’nin mevcut delegasyonunun koltuklarını koruması durumunda genel seçimden elde edilecek iki koltuğun bir hakaret olacağını savundu. Fannie Lou Hamer, konuya ilişkin “Eğer bana 100 yıldır bir şey borçluysanız, bugün gelip bana bunun sadece iki parçasını teklif etmeyin. Ya hepsini isterim ya da hiçbirini. O ikisini kendinize saklayabilirsiniz” diye konuştu.

MFDP, bu şekilde iki koltuk teklifini reddetti. MFDP, 1964 kurultayından sonra da mücadelesini bırakmadı. 1965 yılının başında Mississippi’deki ırkçı ve ayrımcı seçim sonuçlarına doğrudan ABD Kongresi’nde itiraz ettiler. Bu baskılar, güney eyaletlerinde siyah vatandaşların oy kullanmasını engelleyen engelleri yasal olarak kaldıran tarihi 1965 Oy Hakkı Yasası’nın (Voting Rights Act) kabul edilmesinde rol oynadı.

Fotoğraf: Fannie Lou Hamer’s America

20 Aralık 1964’te Hamer, Malcolm X ile birlikte Williams Institutional CME Kilisesi’nde düzenlenen bir mitingde, günümüzde artık ünlü hale gelen “Hasta ve yorgun olmaktan bıktım” (“I am sick and tired of being sick and tired“) başlıklı konuşmasını yaptı. Konuşmasında Hamer, Mississippi’deki Siyahların karşı karşıya kaldığı ırk ayrımcılığı, seçmen haklarının kısıtlanması ve siyasi şiddetin gerçeklerini anlattı.

1968 yılında, Ulusal Siyah Kadınlar Konseyi’nin desteğiyle Hamer, Sunflower İlçesinde “Domuz Bankası” programını başlattı. Bu girişim, uzun vadeli gıda sürdürülebilirliğini ve ekonomik bağımsızlığı teşvik etmek amacıyla yetersiz beslenen ailelere hayvancılık hayvanları sağladı. Sınırlı finansman ve yetersiz federal destek, sonunda programın sonlandırılmasına neden oldu.

Fotoğraf: Fannie Lou Hamer’s America

1968’de Mississippi delegesi oldu

20 Ağustos 1968’de Hamer, Chicago’da düzenlenen Demokratik Ulusal Kongre’de Mississippi delegesi olarak resmen yerini aldı. Delegeler, onu ayakta alkışladı.

Sonraki yıllarda Hamer, 1969’da Freedom Farm Cooperative’i kurdu. Kırk dönümlük bu girişim yaklaşık yedi yüz dönüme ulaştı. Bu sayede yerel kişilere gıda, barınma ve istihdam sağlayarak Sunflower ilçesinin en büyük işverenlerinden biri haline geldi. 1971’de Ulusal Kadın Siyasi Kongresi’nin kuruluş toplantısında konuştu. Sivil haklar mücadelesinde harekete geçen Mississippi’deki siyahi kadınları ve beyaz erkek egemen baskısına karşı “gözlerini açan” beyaz kadınları anarak yaptığı konuşmasında “Herkes özgür olana kadar kimse özgür değildir” (“Nobody’s free until everybody’s free”) sözü, ABD tarihinde ünlenen sözlerden biri haline geldi.

Birkaç yıldır göğüs kanseri ile mücadele eden Hamer, 14 Mart 1977’de hayatını kaybetti.

Mezar taşında ise en bilinen sözü yazılı: “I am sick and tired of being sick and tired.”

Kaynak: Fannie Lou Hamer’s America, Iowa State University, National Women’s History Museum

Diyarbakır’ın Kent Peyzajında İz Sürmek: Onarıcı ve Dayanışmacı Atölyeler

Yıkıntılar Arasında: Araştırma ve Sanat İnisiyatifi, Diyarbakır’ın doğal ve kültürel peyzajında kentin hafızasını, geçirdiği dönüşümleri, yıkımın ve onarımın izlerini birlikte düşünmek üzere beş atölyeden oluşan bir program gerçekleştiriyor.

Yıkıntılar Arasında: Araştırma ve Sanat İnisiyatifi tarafından düzenlenen “Diyarbakır’ın Kent Peyzajında İz Sürmek: Onarıcı ve Dayanışmacı Atölyeler” programı, 2. açık çağrı kapsamında Ekim ayında Diyarbakır’da katılımcılarla buluşuyor. Program kapsamında farklı yürüyüş, metin, görsel ve işitsel üretim yöntemleri aracılığıyla kentin farklı mekânlarına yeniden bakılıyor ve katılımcılar, mekânla, insan ve insan olmayanlarla kurulan ilişkiler üzerine birlikte düşünmeye davet ediliyor.

Program, kentte yaşanan yıkımın izlerine, yıkımın ardından ortaya çıkan dönüşümlere, kentin kendini yeniden kurma ve onarma biçimlerine ve farklı dayanışma pratiklerine birlikte bakmayı öneriyor. Atölyeler boyunca katılımcılarla farklı güzergâhlarda gerçekleştirilecek yürüyüşlerle, insan ve insan olmayanların tanıklık ve hafızasından izler taşıyan peyzajda karşılaşmak, duyumsamak, kayıt tutmak ve birlikte üretmek amaçlanıyor.

Programda toplam 5 atölye var

17–18 Ekim ve 24–25 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek programda toplam 5 atölye bulunuyor. İnisiyatifin açıkladığı bilgilere göre, söz konusu tarihlerdeki atölyelerin yürütücüleri arasında Eylem Ejder, Nejbir Erkol, Çisel Karacebe, Servet Kaplan ve Rozelin Akgün yer alıyor. Atölye programları ise şu şekilde:

Arkadaşımın Evi Nerede? Yürüyüş ve Ev Üzerine Melez Metin Yazım Atölyesi
Yürütücü: Eylem Ejder
Tarih: 17 Ekim 2026, Cumartesi
Saat: 12.00–16.00

Bir Yeri Düşünmek: Yürüyüş ve Katılımcı Performans Atölyesi
Yürütücü: Nejbir Erkol
Tarih: 17 Ekim 2026, Cumartesi
Saat: 16.30–18.00

Dinleyen Beden: Ses Yürüyüşü ve Katılımcı Haritalama Atölyesi
Yürütücü: Çisel Karacebe
Tarih: 18 Ekim 2026, Pazar
Saat: 12.00–16.00

Yamalı Peyzajlar: Yürüyüş ve Katılımcı Haritalama Atölyesi
Yürütücü: Servet Kaplan
Tarih: 24 Ekim 2026, Cumartesi
Saat: 12.00–16.00

Aktif Peyzajlar: Hevsel Bahçeleri’nde Hafıza Yürüyüşü Atölyesi
Yürütücü: Rozelin Akgün
Tarih: 25 Ekim 2026, Pazar
Saat: 12.00–16.00

İnisiyatif, atölyelere katılımın ücretsiz olduğunu ve kayıt gerektirdiğini belirtiyor. Atölyeler hakkında ayrıntılı bilgi almak ve kayıt olmak için: https://linktr.ee/yikintilararasinda.

Karekodla erişim için:

Yıkıntılar Arasında: Araştırma ve Sanat İnisiyatifi

İstanbul, Diyarbakır, Mardin ve Hatay illerinde faaliyet gösteren Yıkıntılar Arasında, farklı disiplinlerden araştırmacı, sanatçı ve kültür üreticilerinin bir araya geldiği bir inisiyatiftir. Eleştirel mekân çalışmaları yürüten inisiyatif; politik şiddetin izlerini taşıyan yıkım alanlarına, insan ve insan olmayanların dolanık ilişkilerine, hafıza ve tanıklık anlatılarına odaklanan araştırma ve sanatsal üretimler gerçekleştirmektedir.

İnisiyatif hakkında detaylı bilgi, güncel çalışmalar ve etkinlikler için inisiyatifin websitesi: https://yikintilararasinda.org/

Güncel duyuru ve paylaşımlar için Instagram hesabı: https://www.instagram.com/yikintilararasinda/

"Kömür Ortakları"

350.org: Türkiye ve Avusturalya liderliğe önce kendi ülkelerinde başlamalı

350.org’un raporuna göre COP31’e başkanlık edecek olan Türkiye ve Avustralya, Paris Anlaşması’ndan bu yana gerçekleştirdikleri kömür ticaretiyle 75 milyon tonun üzerinde karbondioksit salımından sorumlu.

Uluslararası iklim örgütü 350.org tarafından yayımlanan “Kömür Ortakları” (Partners in Coal) adlı yeni rapor, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) başkanlık edecek Türkiye ve Avustralya arasındaki fosil yakıt ticareti ilişkisine dair verileri ortaya koydu.

Kasım 2025’te Brezilya’daki COP30 sırasında görevler şu şekilde bölüşülmüştü: Türkiye, COP31 zirvesine ev sahipliği yapıp COP Başkanlığı görevini yürütürken Avustralya ise zirve öncesindeki hükümetler arası müzakerelere ev sahipliği yapacak ve müzakere sürecine başkanlık edecek.

BM Comtrade verilerine dayanan rapora göre, Türkiye ve Avusturalya, Paris Anlaşması’nın imzalandığı tarihten bu yana 75 milyon tonun üzerinde karbondioksitten üretiminden sorumlu. Türkiye ile Avustralya arasındaki kömür tedarik zincirinin yarattığı bu miktar, COP32’ye ev sahipliği yapacak Etiyopya’nın yıllık karbondioksit salımının yaklaşık dört katı.

Raporda en dikkat çekici kısımlardan biri ise, Türkiye ve Avusturalya’nın ikisi de Ek-1 ülkesi olmasına rağmen, ikisinin de kömürden çıkış tarihi yok.

*Ek-1 ülkeleri: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde yer alan ve sera gazı emisyonlarını azaltma, sınırlandırma ve düzenli raporlama yükümlülüğü bulunan sanayileşmiş ile geçiş ekonomisindeki ülkeler için kullanılan terim

Avusturalya petrol ve gaz üretiminde birinci

Raporda Avustralya Hükümeti’nin Başbakan Anthony Albanese’nin 2022’de seçilmesinden bu yana 36 yeni veya genişletilmiş fosil yakıt projesini onaylaması yer alıyor. Bu bilgilere göre, Avusturalya üretim oranında en yüksek artış kaydeden 15 büyük petrol ve doğalgaz üreticisi arasında yüzde 77 artış oranıyla ilk sırada.

Rapora göre küresel kömür madeni projelerinin yüzde 56’sını elinde tutan Avustralya, onay aşamasındaki projeler de dahil edildiğinde yalnızca 2025-2050 döneminde 1,8 milyar ton termik kömür üretecek.

Rapor, Avrupa’nın en büyük kömür enerjisi üreticisi konumundaki Türkiye’nin 2035 yılına kadar kömür ve doğalgaz enerji kapasitesinde hedeflediği yaklaşık %30’luk bir artışı da ortaya koyuyor. 2053 için net sıfır hedefi açıklayan Türkiye’nin Climate Action Tracker tarafından “kritik derecede yetersiz” olarak değerlendirildiğine vurgu yapan rapor, Avusturalya’nın ise “yetersiz” olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Karabiga’da %80 kapasite artışı

Rapor, Çanakkale’nin Karabiga ilçesindeki CENAL kömür santraline de dikkat çekti. Buna göre CENAL kömür santrali, resmi olarak “kapasite artırımı” olarak sunulan, ancak gerçekte büyük çaplı yeni bir kömür santrali genişletme projesini sürdürüyor. Bu proje, mevcut 1.320 MW’lık kapasitesine 1.050 MW’lık yeni bir ithal kömür ünitesi ekleyerek toplam kapasiteyi %80’e yakın bir artışla 2.370 MW’a çıkaracak.

COP31 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak

9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek olan COP31, devletlerin iklim krizini pazar odaklı müzakere etmek üzere aldığı toplantıların 31’incisidir. Birçok ekoloji aktivisti, bu konferansları “yeşil boyama” olarak eleştirerek Paris İklim Anlaşması hedeflerini (1.5°C) tutturamadığını vurguluyor.

Bu sene Antalya’da 14-18 Kasım arasında düzenlenecek olan Halkların İklim Zirvesi (HİZ) ise devletler ve sermayedarlar tarafından öncülük edilen bu iklim zirvelerine karşı bir alternatif zirve olarak düzenleniyor.

2023’teki COP28’de hükümetlerin 1,5 °C hedefini ulaşılabilir tutma hedefini hatırlatan 350.org, COP31 ile ilgili şunu söylüyor:

“IEA’nın (Uluslararası Enerji Ajansı) “tarihin en büyük enerji krizi” olarak nitelendirdiği olayın gölgesinde düzenlenen bir BM iklim zirvesi, temel sorunu, yani fosil yakıtlara olan süregelen bağımlılığı görmezden gelemez. COP31, bu bağımlılıkla ve bunun enerji fiyatları, satın alınabilirlik ve erişim üzerindeki sonuçlarıyla yüzleşemezse, sadece bir iklim zirvesi olarak değil, aynı zamanda günümüzün belirleyici enerji sorununa yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal bir yanıt olarak da yetersiz kalacaktır.”

>75 milyon ton
CO₂ salımı (Paris Anlaşması’ndan bu yana)
Türkiye–Avustralya kömür zinciri>75 Mt CO₂
Etiyopya (yıllık CO₂ salımı)~18,8 Mt CO₂
Türkiye’nin Avustralya’dan kömür ithalatı, 2015–2025 (milyon ton)
2,79
2,28
1,48
1,97
2,91
0,90
5,32
3,11
3,11
2,76
1,88
’15
’16
’17
’18
’19
’20
’21
’22
’23
’24
’25
Toplam: 28,518 milyon ton kömür. En yüksek ithalat 2021’de (5,324 Mt; 14,00 Mt CO₂).
İki ülke, iki uç
2.
Avustralya, dünyanın en büyük ikinci kömür ihracatçısı
7.
Türkiye, dünyanın en büyük yedinci kömür ithalatçısı; Güney ve Doğu Asya dışında birinci
Kömürden gaza: LNG bağı
Şubat 2026
Avustralya’dan Türkiye’ye ilk LNG tankeri girdi
5,8 milyar m³
Woodside–BOTAŞ bağlayıcı anlaşması (29 Aralık 2025); yılda yaklaşık 0,5 Mt LNG
9 yıla kadar
Teslimatlar 2030’da başlayacak
Avustralya: fosil yakıt genişlemesi
Avustralya %56
Dünyanın geri kalanı %44
Küresel kömür madeni proje hattındaki pay. Bu hat, 2025–2050 arasında 1,8 milyar ton termal kömür anlamına geliyor.
36
Albanese’nin 2022’deki seçiminden bu yana onaylanan yeni veya genişletilen fosil yakıt projesi
+%77
2015’ten bu yana gaz ve petrol üretimindeki artış
Türkiye: kömür ve gaz kapasitesi büyüyor
1.
Avrupa’nın en büyük kömürlü elektrik üreticisi
+%30
2035’e kadar kömür ve gaz santral kapasitesi artışı planı
~10 GW
2035’e kadar yeni gaz santrali payı
CENAL (Karabiga, Çanakkale): mevcut 1.320 MW1.320 MW
“Kapasite artışı” sonrası2.370 MW (+%80)
Rapora göre 1.050 MW’lık ithal kömür ünitesi, fiilen yeni bir büyük santral anlamına geliyor.
İklim politikası karnesi (Climate Action Tracker)
Türkiye
“Kritik derecede yetersiz”. 2053 net sıfır hedefi var.
Avustralya
“Yetersiz”. Derecelendirme, fosil yakıt ihracatını hesaba katmıyor.
Enerji krizinin maliyeti
14,05–14,79 milyar $
Petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın, 2026 sonuna kadar Türkiye’deki hanelere ve işletmelere getireceği ek doğrudan maliyet (350.org analizi). Gerilim sürerse 24,59 milyar $’a çıkabilir.
0 / 3
COP31 Başkanlığı’nın şimdiye kadar delegasyonlara gönderdiği üç resmî mektubun hiçbirinde “fosil yakıtlar” ifadesi geçmiyor.
Kaynak: 350.org, “Partners in Coal” (1 Ekim 2026). Veriler BM Comtrade (HS 270112) ve OECD/IEA istatistiklerine dayanıyor. CO₂ rakamları, kömürün yakılmasından doğacak tahmini salımdır; madencilik, işleme ve nakliye kaynaklı salımları kapsamaz. Yuvarlama nedeniyle küçük farklar olabilir.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

Tele2 Haber maddi kuşatma nedeniyle yayın hayatını sonlandırdı

TELE1’e kayyım atanmasının ardından istifa eden gazetecilerin kurduğu Tele2, RTÜK’ün 2 milyon liralık lisans zorunluluğu nedeniyle yayın hayatını sonlandırma kararı aldı.


Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) Youtube platformu üzerinden yayın yapan Tele2 Haber’e lisans zorunluluğu getirmesi üzerine kanaldan lisans için 2 milyon lira ödeme yapmasını istemişti.

Tele2 Haber programcısı Murat Taylan, Youtube üzerinden yaptıkları programda, lisans bedelini ödeyemeyeceklerini söyleyerek Tele2 Haber adıyla yaptıkları yayınları sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu.

Taylan, kapanma kararı ile ilgili şunları söyledi:

“Televizyon kanalı kuramıyoruz. RTÜK biliyorsunuz Tele2 Haber yayına başladıktan kısa bir süre sonra iki lisans birden istedi bizden. RTÜK’ün önümüze koyduğu lisans talebi 2 milyon lira. Kendi içimizde bile bir küçülmeye gitmeyi zorunlu kılacak ekonomik koşullar olunca haliyle yasal olarak bizden istenen sürenin sonuna geldiğimiz ve istenen lisans bedelini ödeyemeyeceğimiz için Tele2 Haber adıyla yaptığımız yayınları sonlandırma kararı aldık.”

TELE1’e nasıl kayyım atanmıştı?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 24 Ekim 2025 sabahı, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “casusluk suçundan yakalanarak gözaltına alındığı”, evinde ve işyerinde arama yapıldığını duyurmuştu.

24 Ekim Cuma akşam saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TELE1 kanalının sahibi ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi’ne İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak atanmasına karar verildiğini söylemişti.

Akşam ana haber yayını sırasında kayyum olarak atanan TMSF heyeti kanala gitmiş, ana haberi sunan Murat Taylan, “Ana haber bültenini zamanından önce bitiriyoruz. Kendinize iyi bakın, yalanlara teslim olmayın” diyerek yayını kapatmıştı.

25 Ekim Cumartesi günü kanalın Youtube arşivi silindi, ardından hesap kapatıldı.

TELE1’e kayyım atanmasından bir hafta sonra çok sayıda çalışan istifasını açıklamıştı.

Kanalın önünde yapılan açıklamada sunucu Murat Taylan, istifa kararını “Penguen medyası olmayacağız” diyerek duyurmuş, “Bugüne kadar sürdürdüğümüz yayıncılık çizgisinin dışında, onurumuzu zedeleyecek bir anlayışı asla kabul etmiyoruz. Bu nedenle kayyım iradesinin TELE1’e dayattığı yeni yayıncılık anlayışını tanımıyor, bu karanlığı reddediyoruz” demişti.

Kanaldan ayrılanlar, Tele2 adıyla yeni bir kanal kurmuştu.

“Ailem Güvende” soruşturması: T24’e kapatma kararı

T24’ün internet sitesi “LGBT propagandası” gerekçesiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce erişime engellendi. Karar, T24 yöneticilerine tebliğ edildi. Kararın tüm yayını kapsayıp kapsamadığı ise belli değil.


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, T24’ün internet sitesinin ve sosyal medya hesaplarının kapatılmasına karar verdi. 29 Eylül tarihli karar, uygulanması için Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi. Soruşturma kapsamında medyaya yönelik sansür uygulamalarına bir yenisi daha eklendi.

Kararın ardından T24 sitesi saat 17.16 itibarıyla erişime engellendi. Karar, T24 yöneticilerine tebliğ edildi.

118 içerik gerekçe gösterildi

Başsavcılık, kararın T24’te son bir yılda yayımlandığı belirtilen 118 içerik gerekçe gösterilerek alındığını duyurdu ve bu haberlerin “LGBT propagandası” niteliğinde olduğunu öne sürdü. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürütmekte olduğu ‘Ailem Güvende’ soruşturması kapsamında son 1 yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik üreten T24 adlı internet haber portalının internet ve sosyal medya hesapları İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğince kapatıldı. Karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildi.”

T24: “Karar resmi olarak tebliğ edilmedi”

5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 5. fıkrasına göre içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararlarının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren dört saat içinde yerine getirilmek zorunda.

T24, sitesinin erişime engellenmesinden önce konuya ilişkin haberinde kararın kendilerine resmi yoldan tebliğ edilmediğini belirtmişti. Adalet Bakanlığı’nın WhatsApp gruplarında paylaşılan metnin kararın kapsamı konusunda soru işaretleri yarattığını aktaran T24, şunları kaydetti:

“T24’e resmi olarak tebliğ edilmeyen ancak Adalet Bakanlığı’nın WhatsApp gruplarında paylaşılan metin, kararın kapsamına ilişkin olarak soru işaretleri yarattı. Kapatma kararının; T24’ün sosyal medya hesaplarının yanı sıra bütün yayınını kapsayıp kapsamadığı konusunda henüz T24’e tebligat verilmedi, bilgi verilmedi.”

T24 ayrıca, bir süredir X’te bazı hesapların yürüttüğü iftira ve linç kampanyasının hedefinde olduğunu aktardı.

“Ne söylesek az!”

T24 Ankara Temsilcisi ve Genel Yayın Koordinatörü Gökçer Tahincioğlu, X hesabından yaptığı paylaşımda kararı şöyle değerlendirdi:

“Onlarca basın emekçisinin, gazetecinin çalıştığı kurum için özenle yürütülen iftira kampanyası sonucu bu kadar ağır bir karar verilebiliyor. Ne söylesek az!”

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği de X’ten kararı duyurdu ve Başsavcılığın açıklamasını paylaştı.

DEM Parti ise konuya dair X hesabından şu açıklamayı yaptı:

“Haber sitesi T24 hakkında erişim engeli kararı verilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıdır.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü hedef alan bu uygulamalar kabul edilemez.

Demokrasi ve çoğulculuğun gereği farklılıklarla bir arada yaşamdır. Haber alma hakkına yönelik yapılan hak gaspları son bulmalıdır.”

MHP Liderinin barıştırdığı Sarallar ve Şahinler kimdir?

MHP Lideri Bahçeli, Sarallar ve Şahinler’i barıştırdı. MHP yaptığı açıklamada ailelerden, “iki kıymetli aile” diye bahsetti. Peki adları organize suça bulaşmış iki ailenin geçmişlerinde neler var?

Foto: @MHP_Bilgi/X

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Genel Başkanları Devlet Bahçeli’nin Sarallar ve Şahinler ile MHP Genel Merkezi’nde bir araya geldiğini duyurdu.

Yıllardır kavgalı olduğu bilinen ailelerin barışması MHP tarafından “Ülkemizin iki kıymetli ailesi, Sarallar ve Şahinler aileleri, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli ile birlikte tarihi bir kucaklaşma ve buluşmayla genel merkezimizde bir araya geldiler,” şeklinde duyuruldu.

Peki MHP Liderinin barıştırdığı Sarallar ve Şahinler kim ve kamuoyunda nasıl biliniyorlar?

“Sarallar en büyük ikinci suç örgütü”

Sarallar, Trabzon’un Of ilçesinden. MHP her ne kadar “kıymetli aile” olarak paylaşsa da kamuoyunda organize suç örgütü, çete veya mafya olarak biliniyorlar. Emniyet’in raporlarına da giren aile, 2021 verilerine göre, 347 silahlı mensubuyla Türkiye’de Alaattin Çakıcı’nın örgütünden sonra gelen en büyük ikinci organize suç örgütü.

Grup, 90’lardan 2005’e kadar Hüseyin Saral tarafından yönetildi. Hüseyin Saral’ın 2005’te Mehmet Ali Büyüksarıoğlu ve Sedat Şahin tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Hüseyin Saral’ın oğlu Hüseyin Mert Saral 30 Ocak 2017’de Mehmet Ali Büyüksarıoğlu’nu öldürdü.

Savcılık iddianamesi: 35-40 bin kişilik geniş bir yapı

Habertürk’ten Serdar Kulaksız’ın 15 Ocak 2017 tarihli, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianameye dayandırdığı haberinde ise çetenin 35-40 bin kişilik geniş bir yapı olduğu aktarılıyor.

İstanbul Beşiktaş’ta, 19 Temmuz 2016’da Veysel Salihoğlu ile Tufan Gedik’in öldürülmesiyle ilgili soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede Zafer Saral’ın silahlı ve çıkar amaçlı suç örgütü içinde yer aldığı, Veysel Salihoğlu’na ait yüksek değerde olan akaryakıt depo yeri hissesini piyasa değerinin altında almaya çalıştığı anlatıldı. Şüpheli Yaşar Necmi Dardağan’ın aracı kılındığı ancak Salihoğlu’nun ikna olmaması üzerine Dardağan’ın Zafer Saral ve adamlarına haber verip olay yerine gelmelerini sağladığı belirtildi.

2004’ten 2017’ye kadar Saralların Şahinlerle girdiği çatışmalarda 23 kişi öldü. Ölenler arasında Hüseyin Saral, Sedat Şahin’in kardeşi Vedat Şahin ve Şirinler çetesi lideri Kenan Şirin de var. Ayrıca Sedat Şahin, Alaattin Çakıcı, Erol Evcil ve Haluk Kırcı gibi ülkücü mafya liderlerinin avukatı olan Atalay Cebesoy da bu süreçte öldürüldü.

Gruba 2022-2024 arasında birçok operasyon yapıldı. Yüzlerce kişi örgüt üyesi olarak tutuklandı. T24’ten Gazeteci Tolga Şardan, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş arasında operasyonlardan kaynaklı sürtüşme olduğunu yazdı.

Aktaş’ın 11 Kasım 2022 tarihli haberine göre Soylu, Aktaş’a Sarallar Grubu operasyonuyla ilgili kendisine neden bilgi verilmediğini sordu. Soylu’nun eleştirisi üzerine Aktaş, “Size her söylediğimizde sızıntı oldu,” yanıtını verdi.

Şahin’e yönelik roketatarlı suikast hazırlığında oldukları duyurulmuştu

Son olarak 10 Eylül 2026’da Sarallar’a, Sedat Şahin’e yönelik suikast hazırlığında oldukları gerekçesiyle operasyon düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, İstanbul Beykoz’da peyzaj alanı olarak faaliyet gösteren bir adresin tespit edildiği, dedektör köpekleriyle yapılan aramada çok sayıda mühimmat ele geçirildiği aktarıldı.

Ele geçirilen mühimmatlar şöyle:

  • Bir adet Roketatar Silah,
  • Üç adet Roketatar Sevk Fişeği,
  • Üç adet Anti-Tank Roket Mühimmatı,
  • İki adet Kalaşnikof (AK-47) marka uzun namlulu silah,
  • İki adet MP5 otomatik silah,
  • Silahlara ait çok sayıda şarjör ve çok sayıda fişek,
  • Bir adet çalıntı motosiklet,
  • Eylemde kullanılacağı değerlendirilen yabancı plakalı bir adet BMW araç.

Hakkında daha önceden kırmızı bülten düzenlenen ve firari şekilde yurt dışında bulunan Sarallar suç örgütü mensubu olduğu belirlenen şüpheli Yakup Kerem Saral tarafından Şahinler suç örgütü lideri Sedat Şahin’e kasten öldürme eylemi yapılmasının planlandığı ve ele geçen suç unsurlarının da bu eylemde kullanılmak üzere, operasyondan bir gün önce alanda bulunan konteynere taşındığı belirlendi.

Şahinler Türkiye’nin en büyük üçüncü mafya grubu

Şahinler de Sarallar gibi Karadenizli. Samsun’un Bafra ilçesinden olan grubun lideri ise Sedat Şahin. Grup, Emniyet’in 2021 verilerine göre 257 silahlı adamı ile Alaattin Çakıcı ve Sarallardan sonra Türkiye’nin en büyük üçüncü büyük mafya örgütü.

Sedat Şahin “Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme”, “Yol Kesmek Suretiyle Silahla Birden Fazla Kişi ile Yağma” ve “Kasten Öldürme” suçlamalarıyla 8 yıl hapis yattığı İzmir Buca Cezaevi’nden 20 Temmuz 2023’te tahliye oldu. Şahin’in tahliyesi ise tartışmalıydı.

Şahin’in avukatları adli tatilden bir gün önce 19 Temmuz’da mahkemenin “tutukluluğa devam” kararına itiraz etti. İtiraz talebini, 20 Temmuz’da tatile çıkan mahkeme heyeti yerine atanan nöbetçi hakim Hakan Türkön ve diğer iki üye hakim değerlendirdi ve Şahin ile üç sanığa tahliye çıktı. Bir gün sonra da Sarallar çetesi liderliğinden tutuklu Alaattin İlyas Saral’ın tahliye kararını veren Türkön, 26 Temmuz’da ise Yargıtay üyeliğine atandı. Şahin, tahliye edildikten sonra ilk olarak Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

Sedat Şahin’in adı ilk kez uyuşturucu ile anıldı

Adı uyuşturucu nedeniyle kriminal olarak 1984’e kadar giden Sedat Şahin, 90’ların başından 2000’lere kadar Alaattin Çakıcı tarafından desteklendi. Ancak ilerleyen yıllarda Sedat Şahin’in Alaattin Çakıcı’nın yakın dostu bir diğer mafya Erol Evcil ile sorun yaşaması üzerine araları bozuldu.

1994’te Hüseyin ve oğlu Çetin Temurtaş’ın öldürülmesinden sorumlu olmasına rağmen 1997’de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 1997’de İstanbul Emniyeti, Şahin’i tutuklamak için harekete geçti ancak Sedat Şahin Almanya’ya kaçtı.

1998’de Berlin’de doğum yapan eşini ziyaret ederken, üzerinde sahte İtalya pasaportu ile yakalandı. İki yıl Avrupa’da tutuklu kaldı. 2000 yılında Türkiye’ye getirtildi. Kardeşi Vedat Şahin ile beraber cezaevine gönderildi. Mustafa Bülent Arslan, Bilal Akın, Oktay Cincioğlu ve Okan Öztürk’ün de Şahinler tarafından öldürüldüğü tespit edilip dava dosyasına eklendi. Böylece yedi kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. Ancak buna rağmen Ekim 2000’de tahliye edildi. Şahin’in Alaattin Çakıcı bağlantıları nedeniyle tahliye edildiği öne sürülüyor.

2005 yılında 8 ilde 102 kişi gözaltına alınarak gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda Sedat Şahin “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kasten adam öldürmeye azmettirmek, yağma, hürriyeti tahdit” suçlarından 3 kez müebbet ve 40 yıl 5 ay hapisle cezalandırıldı.

2011 yılında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava devam ederken, Sedat Şahin’in avukatları, tutuklulukta 5 yılı aştığı gerekçesiyle, tutukluluk sürelerini düzenleyen CMK’nin 102 maddesine atıf yaparak tahliye başvurusu yaptı. Sedat Şahin ve beraberindekiler tahliye oldu.

12 trans kadın Bayram Sokak’tan gözaltına alındı

26 Eylül gecesi gözaltına alınan trans kadınlar emniyetteki işlemlerinin ardından sabah vakitlerinde serbest bırakıldı.


İstanbul Beyoğlu’ndaki Bayram Sokak’ta trans kadınların evlerine dün (26 Eylül) gece saatlerinde polis operasyonu düzenlendi.

Operasyon sonucu 12 trans kadın gözaltına alındı. Kaos GL, gözaltına alınan trans kadınların emniyet işlemlerinin ardından serbest bırakıldığını duyurdu.

Özgürlük İstiyoruz Kampanya Grubu, gözaltı işlemleri sırasında avukatların trans kadınların yanında olduğunu belirterek baskınlara tepki gösterdi.

“Trans kadınların yaşamlarına el uzatmayı bırakın!”

Kampanya grubunun açıklaması şu şekilde:

“İktidarın LGBTİ+’lara yönelik baskı ve zulmü devam ediyor. İstanbul Bayram Sokak’ta trans kadınların evlerine polis baskını düzenlendiği 12 trans kadının gözaltına alındığı haberini aldık. Avukatlar, gözaltı işlemi sırasında müvekkilleri trans kadınların yanındaydı.

‘Ailem Güvende’ diyerek başlatılan bu operasyonlar dalgası, yoksulluk, şiddet ve güvencesizlik sarmalındaki kesimleri korumak bir yana; trans kadınların evlerini, yaşam alanlarını, dostlarını ve yakınlarını derinden etkiliyor.

Gözaltı ve operasyonlar derhal durdurulmalıdır. Uyarıyoruz: Ahlak bahanesiyle trans kadınların yaşamlarına, evlerine ve sokaklarına el uzatmayı bırakın!”

Ne olmuştu?

İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2026/9559 sayılı kararıyla 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, yayın organının, öğrenci topluluğunun, hak savunucusunun ve aktivistin internet sitesi ile sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Aynı gece İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası başta olmak üzere 15 ilde dernek, ev ve mekan baskınları düzenlendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu operasyonları “Ailem Güvende” operasyonları olarak tanımladı. Gürlek, bu operasyonların “Aile ve Nüfus On Yılı” kapsamında yapıldığını da ekledi. Operasyonlar sonucu birçok kişi gözaltına alındı ve 82 kişi tutuklandı.

Özgürlük İstiyoruz Kampanya Grubu, 12 Eylül 2026’da aralarında HIV alanında çalışan iki derneğin de olduğu dokuz sivil toplum kuruluşuna yönelik düzenlenen operasyonların ve 82 kişinin tutuklanmasının ardından kuruluşunu “Her yer zindan, özgürlük istiyoruz!” şiarıyla duyurdu.

Papa 18 yılın ardından Paris’te

Papa 14. Leo: “Fransa silahsızlandıran bir barış için çalışsın”

Fransa’ya 18 yıl sonra ilk resmi papalık ziyaretini gerçekleştiren Papa 14. Leo, Élysée Sarayı’ndaki konuşmasında barış ve yapay zekânın yanı sıra ülkenin yeni ötanazi yasasına da gönderme yaptı. Paris’teki açık hava ayinine 800 bin kişi katıldı.

Foto: Maurizio Brambatti/EPA/POOL

Papa 14. Leo, dört günlük Fransa ziyaretine 25 Eylül Cuma sabahı Paris’te başladı. Papa’yı Orly Havalimanı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron karşıladı. Papa 14. Leo, Fransa’daki ilk konuşmasını Élysée Sarayı’nda siyaset, diplomasi ve sivil toplumdan yaklaşık 500 davetlinin önünde yaptı. Katolik Kilisesi’nin Fransa toplumuna katkılarına değinen Papa, Fransa’nın yüzyıllardır Avrupa ve dünya için kültürel, sanatsal ve manevi bir işaret olduğunu hatırlattı:

“Aynı zamanda sadık Katolikler olan birçok parlak Fransız bilgin, bilimlerin ve sanatların, edebiyatın ve felsefenin, dünyanın yaşama sahip olması için güzellik, iyilik ve gerçeğin peşinde koştuklarında insanlığın iyiliğine nasıl katkıda bulunabileceğini açıkça gösteriyor.”

Fransa’nın ulusal sloganına da işaret eden Papa, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin “İncil mesajında tükenmez bir ilham ve tatmin kaynağı da bulan evrensel etik zorunluluklara” atıfta bulunduğunu söyledi. Papa, dünyada “çizme sesleri” yükselirken Fransa’nın özellikle Avrupa içinde barışın ve çok taraflılığın yorulmaz bir savunucusu olarak kalması gerektiğini vurguladı ve ülkeyi “silahsızlandıran bir barış” için çalışmaya çağırdı.

Konuşmanın Fransa basınında en çok yankı uyandıran bölümü ise biyoetik oldu. Papa, genetik manipülasyonu, taşıyıcı anneliği, organ ticaretini ve “programlanmış ölüm sunulmasını” bilim ve teknolojiyi kâr amaçlı girişimlere dönüştürme riski taşıyan sapmalar olarak nitelendirdi. Bu sözler, Fransa Parlamentosu’nun iki ay önce kabul ettiği ve Kilise’nin karşı çıktığı “ölmeye yardım” yasasına açık bir gönderme olarak yorumlandı.

Emmanuel Macron, Papa 14. Leo ve Brigitte Macron, Foto: Tom Nicholson/Getty Images

Papa ayrıca “doğru laikliğin” dini kamusal alandan dışlamak anlamına gelmediğini söyledi ve Katolik okulların Fransa eğitim sisteminde yeri olduğunu savundu. Macron ise kendi konuşmasında laikliğin dinin inkârı olmadığını, ancak herkesin inanma ya da inanmama özgürlüğünün yasalara uyma şartına bağlı olduğunu hatırlattı.

“Makine cenneti”

Yapay zekâya ilişkin görüşlerini Magnifica Humanitas başlıklı metninde ele aldığını hatırlatan Papa, insan onuruna ve temel hak ve özgürlüklere saygının toplumsal değişime ve teknolojik ilerlemeye ayak uydurması gerektiğini söyledi:

“Günlük hayatımızı istila eden ve şartlandıran bir ‘makine cenneti’nin ortasında insanlığımızı kaybetmekten kaçınmak istiyorsak etik ayırt etme ve ahlaki iyiliği kabul etme kapasitesi konusunda acil bir eğitime ihtiyaç var. Bilim ve teknoloji daha derin bir bilgelik tarafından yönlendirilmediğinde görünüşe göre insanların isteklerini ve acılarını ele alan acil çözümler sunabilirler, ancak onları arzuladıkları daha büyük iyilikten ciddi şekilde uzaklaştırabilirler.”

Papa, “Barış Prensi’nin doğduğu topraklarda” süren çatışmalara da değinerek, “İnsan onurunu rahatsız eden ve adalet için Tanrı’ya feryat eden acıların karşısında kayıtsız kalamayız” dedi. Nükleer silahsızlanma çağrısında bulunan Papa, barışın “bir güç dengesi değil,” her gün “diyalog ve adalet yoluyla” inşa edilen bir şey olduğunu vurguladı.

Papa aynı gün UNESCO Genel Merkezi’nde de yapay zekâ, eğitim ve küresel barış üzerine bir konuşma yaptı. Bu, 1980’de Papa II. Jean-Paul’ün yaptığı konuşmadan bu yana bir papanın UNESCO’ya yaptığı ilk ziyaret oldu.

Notre-Dame ve Concorde’da yüz binler

Papa 14. Leo, 2019’daki yangının ardından Aralık 2024’te yeniden açılan Notre-Dame Katedrali’ni ziyaret eden ilk papa oldu. Katedrale giden güzergâhta yaklaşık 300 bin kişi toplandı. Katedrali yeniden inşa eden Fransalı mimar ve sanatçıların ustalığını takdir eden Papa, bunu “etkileyici bir teknik başarı” olarak nitelendirdi ve Notre-Dame’ın yeniden inşasının, onarılamaz biçimde yok olduğu düşünülen bir şeyin karşılıklı işbirliğiyle yeniden doğabileceğini gösterdiğini söyledi.

Papa 14. Leo Stade de France’ta, Foto: Kamil Zihnioğlu/Le Monde

Papa, aynı akşam Stade de France’ta 80 bin gençle buluştu. Cumartesi günü bir göçmen yardım merkezini ziyaret eden Papa, öğleden sonra Concorde Meydanı’nda 800 bin kişinin katıldığı açık hava ayinini yönetti. Fransızca verdiği vaazda gençleri “bugünün Kilisesi” olarak selamladı.

İstismar mağdurlarıyla görüşme

Papa’nın 27 Eylül’de Lourdes’da Kilise içinde cinsel istismara uğramış yedi kişiyi özel olarak kabul etmesi planlanıyor. Ancak görüşmeye davet edilmeyen bazı mağdur grupları, formatın fazla dar olduğunu ve istismarın sistemik boyutunun kabul edilmediğini söylüyor. 2021’de yayımlanan bağımsız bir rapor, Fransa’da 1950’den bu yana Kilise’de yaklaşık 330 bin kişinin cinsel istismara uğradığını belirtmişti.

Paris’ten Lourdes’a geçen Papa 14. Leo, ziyaretini 28 Eylül Pazartesi günü Metz’de Avrupa üzerine yapacağı konuşmayla tamamlayacak.

Kaynak: Vatican News, France 24, franceinfo, Euronews, Sud Radio, C News

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.