Yine Coşkunlar: Niğde’de Yertaş havai fişek fabrikasında patlama

2018’de Niğde’nin Bor ilçesinde ve 2020 yılında Sakarya’nın Hendek ilçesinde meydana gelen patlamaların ardından aynı sermaye grubunun yine Niğde’nin Bor ilçesinde bulunan Yertaş Havai Fişek Fabrikası’nda meydana gelen patlamada 1 işçi hayatını kaybetti, 1 işçi de yaralandı.

Niğde’nin Bor ilçesinde bulunan Yertaş Havai Fişek Fabrikası’nda patlama, Foto: Sosyal medya

Niğde Bor’a bağlı Kemerhisar beldesinde faaliyet gösteren Yertaş Havai Fişek Fabrikası‘nın yer altı deposunda saat 16.45 civarında büyük bir patlama meydana geldi. İtfaiyenin müdahalesiyle yangın büyümeden söndürülse de patlama sonucu, ilk belirlemelere göre Nuri Özkan hayatını kaybetti, Yasin Demirbaş ise yaralandı.

Niğde Valisi Nedim Akmeşe, patlamanın ardından çıkan yangının söndürüldüğünü belirterek “Bu yerler güvenlik önlemleri alınmış şekilde konumlandırılıyor. İmalat bütün halde değil, parça parça yerlerde yapılıyor. Şu anda devam eden bir durum yok. Hayatını kaybeden vatandaşımıza başsağlığı, yaralı işçimize de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yertaş havai fişek fabrikasında 2018 yılında meydana gelen patlama, Foto:AA

Aynı fabrikada 27 Ocak 2018 tarihinde de benzer bir patlama yaşanmış, İlyas Ünlü ve Muharrem Alkan isimli iki işçi hayatını kaybetmişti.

Bir şirketin evrimi: Coşkunlar’dan Yertaş’a

Bugünkü patlamanın yaşandığı Yertaş Havai Fişek Fabrikası, 2020 yılında Sakarya’nın Hendek ilçesinde büyük bir felakete sahne olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası ile aynı sermaye grubuna ait.

Yertaş havai fişek fabrikasının sitesinde şirket hakkında açıklaması

Sürekli yaşanan ölümlü kazalar sonrası kamuoyu tepkisinden sıyrılmak için “Coşkunlar”, “Büyük Coşkunlar”, “Venüs Coşkunlar” gibi isimlerle faaliyet gösteren şirket, bir süredir rotayı Niğde ve Sivas’a çevirmişti. Yertaş’ın resmi sitesindeki açıklama şöyle:

“Şirketimiz 2009 yılında merkezi Ankara olarak kurulmuştur. 2014 yılında şu anki fabrika sahibi Arif Yunus Coşkun tarafından bütün hisseleriyle satın alınmıştır. 27.11.2016 tarihinde şirket adına resmen patlayıcı maddeler ve havai fişek ürünleri üreten fabrika kurulmuş ve inşaat tamamlama ve izin alma işlemleri yapılmıştır.”

Sektörde tekel konumunda olan Coşkunlar Ailesi’nin bir ferdi olan Arif Yunus Coşkun’un devraldığı bu tesisler, ne yazık ki isim değiştirse de patlama olaylarıyla gündeme gelmeye devam ediyor.

2020 Hendek faciası ve yargı süreci

3 Temmuz 2020’de 7 işçinin ölümüyle sonuçlanan ve 127 işçinin yaralandığı Hendek’teki patlama, kilometrelerce öteden hissedilmişti. Olayın ardından başlatılan hukuki süreç, Türkiye’deki iş cinayeti davalarının cezasızlıkla sonuçlanmasına çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Hendek’te 2020 yılında meydana gelen patlama, Foto: Sosyal medya

Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Şubat 2022’de görülen karar duruşmasında, fabrika sahiplerinden Yaşar Coşkun ve Ali Rıza Ergenç Coşkun’a “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 16 yıl 3’er ay hapis cezası verdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, tarihi bir bozma kararına imza attı. Yargıtay, Yaşar Coşkun’un daha önceki patlamalara ve uyarılara rağmen güvenli çalışma ortamı sağlamadığı, ruhsatsız yapılar inşa edildiği ve izinsiz barut depolandığı gerekçesiyle eylemin “bilinçli taksir” değil, doğrudan “olası kastla öldürme ve yaralama” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti.

Ancak dosyanın geri gönderildiği Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın “olası kast” kararına uymayarak eski kararında direndi. Mahkemenin bu direnme kararıyla birlikte, davadaki tek tutuklu sanık olan Yaşar Coşkun tahliye edildi. Bu karar, duruşmayı takip eden mağdur aileleri ve avukatları tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı.

Şirketin savunma kalkanı: İşçiyi suçlamak

Geçmiş felaketlerin ardından grubun eski Genel Müdürü Yaşar Coşkun’un sergilediği tutum, şirketin iş güvenliğine bakış açısını da özetliyor. Coşkun, 2009 yılında meydana gelen bir patlama sonrasında ölen işçileri hedef alarak, “Fitilleri yanlış kolilemişler, koruyucu kıyafeti ‘hava sıcak’ diye giymemişler” dedi. Coşkun 2011 yılında meydana gelen başka bir patlamadan sonra hayatını kaybeden 26 yaşındaki Hediye Hallaç için “Vücudunda yanık yoktu, doktorun dediğine göre korkudan ödü patlamış” ifadelerini kullandı.

Yaşar Coşkun Çin’deki patlamaları örnek göstererek, “Çin’de yüzlerce insan ölüyor, bizde 1 kişi ölüyorsa demek ki Avrupa’nın en güvenli fabrikasıyız” savunmasını yaptı.

Bilirkişi raporuna yansıyan bilimsel veriler

2020’deki Hendek patlamasının ardından Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kimya Mühendisleri Odası adına patlayıcı uzmanı Süleyman Polat tarafından hazırlanan rapor, fabrikadaki üretim usulsüzlüklerini kanıtlar nitelikteydi:

  • Patlama Şiddeti: Mevzuatta havai fişekler düşük risk grubunda yer almasına rağmen, infilak eden malzemenin patlama hızı saniyede 5400 metre olarak hesaplandı. Bu hız, madencilikte kullanılan ANFO (4400 m/sn) ile endüstriyel patlayıcı TNT (6930 m/sn) arasında, son derece yıkıcı bir seviyeye işaret ediyor.
  • Patlayıcı Miktarı: Kandilli Rasathanesi tarafından 111 saniye içinde kaydedilen 7 ayrı şok dalgası ve 1.8 kilometre uzağa ulaşan hava şoku basıncına göre, fabrikada en az 40 ton piroteknik malzemenin infilak ettiği tespit edildi.

TMMOB’un raporlarında; yönetmeliklerin uygulanma tarihlerinin sürekli ertelendiği, idari denetimlerin eksik yapıldığı ve asıl patronların sorumluluktan kaçarak tüm hukuki yükü kâğıt üzerinde görevlendirilen teknik personelin üzerine yıktığı önemle vurgulanıyor.

19 yılda yaşanan 10. patlama
Bugün Niğde’de meydana gelen can kaybı, söz konusu sermaye grubuna ait tesislerde 2007 yılından bu yana basına ve resmi kayıtlara yansıyan onuncu patlama olarak kayıtlara geçti. Geçmişten günümüze yaşanan o olayların bilançosu:
  • 1 Eylül 2007 (Sakarya): Barut üretiminde kömür öğütülürken çıkan kıvılcım nedeniyle 1 işçi yaralandı.
  • 21 Mayıs 2009 (Sakarya): Maytap imalathanesinde meydana gelen patlamada 3 işçi yaralandı.
  • 17 Ağustos 2009 (Sakarya): Laboratuvar bölümünde binaların yıkıldığı patlamada 1 işçi öldü, 33 işçi yaralandı.
  • 29 Eylül 2009 (Sakarya): Fitillerin kurumadan kesilmesi kaynaklı patlamada 1 işçi öldü, 1 işçi yaralandı.
  • 11 Şubat 2011 (Sakarya): İmalat bölümündeki patlamada 1 işçi hayatını kaybetti, 14 işçi yaralandı.
  • 30 Haziran 2013 (Sakarya): Yarı mamul deposuna sıçrayan alevler sonucu 15 işçi yaralandı.
  • 14 Aralık 2014 (Sakarya): Üretim bandında meydana gelen patlamada 1 işçi hayatını kaybetti.
  • 27 Ocak 2018 (Niğde/Yertaş): Üretim tesisindeki patlamada 2 işçi yaşamını yitirdi.
  • 3 Temmuz 2020 (Sakarya/Hendek): Fabrikadaki ardışık patlamalarda 7 işçi öldü, 127 işçi yaralandı. (Alanda kalan atıkların daha sonra taşınması sırasında yaşanan patlamada 3 asker şehit oldu.)
  • 26 Haziran 2026 (Niğde/Yertaş): Yer altı deposunda meydana gelen patlamada 1 işçi hayatını kaybetti, 1 işçi yaralandı.

Kaynak: Gazete Duvar, Sol Haber, Cumhuriyet, TMMOB, AA, bianet, nihaplus

Evrensel muhabiri Doğa Baskan tutuklandı

Evrensel Gazetesi muhabiri Doğa Baskan, gazetenin internet sitesinde yanlışlıkla (sehven) yayınlanan ve fark edildikten hemen sonra kaldırılan bir haber taslağı gerekçe gösterilerek tutuklandı. Avukat Işık, dosyada haberin hiçbir çıktısı olmadığını ve tutuklama kararının ağır olduğunu söyledi.

Doğa Baskan, Fotoğraf: Evrensel

Evrensel Gazetesi Muhabiri ve üniversite öğrencisi Doğa Baskan, gazetenin internet sitesinde yanlışlıkla (sehven) yayınlanan ve fark edildikten hemen sonra kaldırılan bir haber taslağı gerekçe gösterilerek dün (25 Haziran) tutuklandı.

Avukatlarıyla birlikte Basın Suçlarını Soruşturma Savcılığı’na giderek ifade veren Baskan, sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi uyarınca “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla cezaevine sevkedildi.

Mahkeme kararında, haberin “kamu barışını bozmaya elverişli olduğu” ve “kaçma şüphesi bulunduğu” iddia edildi. Tutuklanmasının ardından Sincan Kadın Cezaevine götürülen Baskan için Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve çok sayıda basın meslek örgütü “derhal serbest bırakılma” çağrısında bulundu.

Av. İlke Işık: “Tutuklama çok ağır bir tedbir”

Evrensel Gazetesi Avukatı İlke Işık, Evrensel muhabiri Zeynep Algedik’e söz konusu metnin internet sitesinde çok kısa bir süre kaldığını, kamuoyunda tartışılmadığını ve gündem olmadığını, bu nedenle TCK 217/A maddesinin hiçbir yasal koşulu ve unsuru gerçekleşmediğini anlattı.

Savcılığın bile haberi arattığını ve bulamadığını, dosyada hiçbir internet çıktısı olmadığını aktaran Işık, ayrıca Doğa Baskan’ın kaçma veya delil karartma şüphesinin olmadığını belirterek tutuklama kararının çok ağır bir tedbir olduğunun altını çizdi.

Tutuklu Gazeteciler Listesi

Expression Interrupted verilerine göre halen tutuklu bulunan gazeteciler ve bilinen görevleri aşağıda yer almaktadır.

1
Ali Aslan Kılıç – Today’s Zaman Ankara Parlamento Şefi
2
Ali Ünal – Zaman köşe yazarı16-08-2016
3
Cengiz Oğlağı – Kapatılan DİHA muhabiri19-02-2025
4
Doğa Baskan – Evrensel25-06-2026
5
Elif Bayburt – ETHA editörü06-02-2026
6
Erdal Süsem – Eylül dergisi editörü01-02-2010
7
Ergün Poyraz – Yazar02-10-2025
8
Erol Zavar – Odak dergisi sahibi ve yazı işleri müdürü20-01-2007
9
Hasan Taşar – TRT eski Ankara muhabiri
10
Hatice Duman – Atılım gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü01-04-2003
11
Hidayet Karaca – Samanyolu Yayın Grubu başkanı19-12-2014
12
Kadir Koç – huryol.com İmtiyaz Sahibi24-08-2023
13
Mehmet Akif Ersoy11-11-2025
14
Mehmet Baransu – Taraf gazetesi muhabiri02-03-2015
15
Merdan Yanardağ – TELE1 Genel Yayın Yönetmeni27-10-2025
16
Mustafa Gök – Ekmek ve Adalet dergisi Ankara temsilcisi01-02-2004
17
Müslüm Koyun – ETHA muhabiri06-02-2026
18
Nadiye Gürbüz – ETHA muhabiri06-02-2026
19
Osman Çalık – Samanyolu Haber Radyo yayın yönetmeni
20
Özden Kınık – TRT26-02-2019
21
Pınar Gayıp – ETHA editörü06-02-2026
22
Recai Morkoç – Cihan Haber Ajansı Antalya büro editörü11-01-2022
23
Yıldız Tar – Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni25-06-2026

“Kî Me Ez”: Bir dönemin hafızası belgeselde hayat buluyor

Ünlü Kürt Şair Cegerxwin’in hayatını anlatan “Kî Me Ez” belgeseli Stocholm’de galasını yaptı. Filmin yönetmeni Esin Akgül, “Cegerxwîn’i anlatmak aslında yalnızca bir şairi anlatmak değil, Kürt edebiyatının şekillendiği bir dönemi, dönemin toplumsal gerçekliğini ve kültürel hafızasını da anlatmak anlamına geliyor” dedi.

Esin Akgül

2003 yılında Nusaybin sınır kapısından Qamişlo’ya geçtiğimde Cegerxwin’in mezarının bu kentte olduğundan bihaberdim. ABD’nin Irak’a müdahalesini yerinde izlemek için Dicle Haber Ajansı (DİHA) adına Irak’a geçmek istemiş, ancak o dönem sadece belirli gazetecilerin Silopi Sınır Kapısı’ndan Federe Kürdistan Bölgesi’ne ve ardından Irak’a gidişine izni verdikleri için Suriye-Rojava tarafından Irak’a geçmek için Qamışlo’ya geçmiştim. Baas rejiminin en güçlü olduğu bu dönemlerde buradan da geçişim engellenince, önce Şam’a oradan Ürdün’e oradan da Bağdat’a varabilmiştim.

Böylece, 5 saatlik yol 5 günde tamamlanmıştı. Qamişlo’da kaldığım birkaç gün boyunca gazeteci olduğumu gizlemek zorunda kalmış, yeni çıkan dijital fotoğraf makinelerden büyüklüğünden dolayı çamaşır makinesi dediğimiz sadece 3 fotoğraf çekilebilen disketli fotoğraf makinasını saklamış, yerine fasülye adını taktığımız avuç büyüklüğünde zoom özelliği olmayan makine ile bu kentte fotoğraflar çekmiştim. PYD’nin henüz kurulmadığı, tüm Kürt örgütlerinin yasak olduğu bu dönemde Qamişlo, o zamanlar da Kürdi özellikleri ağır basan bir kentti. Nitekim gittiğim Temmuz ayından birkaç ay sonra PYD kurulacak ve şimdiki Rojava’nın ilk tohumları ekilecekti.

Cegerxwîn’in mezarının bakımını yapan Ahmed ailesinin çocuğu, Qamişlo, 2003, Foto: Mazlum Özdemir Arşivi

Mart 2004’te ise Baas rejimi tarafından Qamişlo katliamı gerçekleşecek, 52 kişi burada hayatını kaybedecekti. Baas rejiminin baskısı altındaki bu şehirde aynı dili konuşuyor olsak bile insanların güvenini kazanmak zaman gerektiriyordu. Rastgele tanıştığım, konuşmaya çalıştığım birkaç kişi, konu Kürt edebiyatı ve şiirine gelince Cegerxwin’in mezarının iki mahalle ötemizdeki evinin bahçesinde olduğunu söyledi. O dönem çok fazla ziyaretçinin gitmediği Cegerxwin’in evinde ve evin içindeki mezarında bazen gizli bazen açık şiir ve edebiyat söyleşileri, toplantıları yapılıyordu. Cegerxwin’in evine de fasülye dediğimiz fotoğraf makinası ile gitmiş ve bu haber için kullandığım fotoğrafları çekmiştim. Cegerxwin çocuklarının gelmediği zamanlar evin mezarlığın temizliğini Ahmed ailesinden fotoğraftaki 14 yaşındaki Abdullah Ahmed yapıyordu.

Cegerxwîn: Sürgünlerle geçen bir ömrün haritası
Asıl adı Şehmus Hasan olan Cegerxwîn; Kürt kültürünün, dilinin ve siyasi tarihinin en önemli şair, yazar ve eğitmenlerinden biridir. Kürtlerin maruz kaldığı baskıları, asimilasyonu, yoksulluğu ve barış arayışını şiirlerinde yoğuran sanatçının hayatı, doğduğu topraklardan başlayıp Stockholm’de son bulan tarihi bir yolculuktur.
“Halkım gibi yaralıyım ben de. Yüreğim yaralı. Kanıyor ciğerim. O yüzden adım ciğeri yaralı Cegerxwîn”
– Hawar Dergisi, 1932
Adım Adım Cegerxwîn’in Yaşam Rotası
1903 Batman (Gercüş)
Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Hesarê (Hisar) beldesinde dünyaya geldi. Asıl adı Şehmus Hasan’dır.
1914 Amûdê (Rojava)
I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ailesiyle birlikte Kuzey ve Doğu Suriye’nin Amûdê kentine göç etti. Küçük yaşlarda çobanlık ve ırgatlık yaptı.
1921 – 1925 Diyarbakır
18 yaşında Diyarbakır’a gelerek medrese eğitimine başladı. Kürt kültürü ve dünya edebiyatı klasikleriyle burada tanıştı. 1925’te Şeyh Said isyanına katıldı.
1925 – 1928 Bağdat & Amûdê
İsyanın bastırılmasının ardından Bağdat’a geçti ve İslami eğitimini sürdürdü. Ardından Amûdê’ye dönerek Seydayê Mele Ubeydullah ve Seydayê Mele Fethullah’tan ilmi icazet aldı. İlk Kürtçe şiirlerini (1928) yazmaya başladı.
1937 – 1948 Qamişlo & Şam
Xoybûn örgütü içerisinde yer aldı. 1946’da Qamişlo’ya geçerek Civata Azadî û Yekîtiya Kurd siyasi yapılanmasının başına geçti. 1948’de Suriye Komünist Partisi’ne üye oldu ve 1954’te mebus adaylığını ilan etti.
1959 Irak (Bağdat Üniversitesi)
Bağdat Üniversitesi’nde Kurmanci şivesiyle Kürtçe ders veren ilk öğretmen oldu. Birçok öğrenci yetiştirdi ve Kürt dili üzerine akademik çalışmalara imza attı.
1969 – 1973 Güney Kürdistan & Lübnan
Mela Mustafa Barzani liderliğindeki mücadeleye destek verdi. Baas rejiminin baskıları artınca Lübnan’a geçerek meşhur “Kîne Em?” (Biz Kimiz?) eserini yayımladı.
1979 – 1984 Stockholm (İsveç)
Siyasi iklim nedeniyle İsveç’e yerleşerek edebi çalışmalarına burada ağırlık verdi. 22 Ekim 1984’te Stockholm’de hayatını kaybetti. Naaşı, vasiyeti üzerine Qamişlo’ya getirilerek defnedildi.
Cegerxwîn’in Kaleminden Miras: Eserleri
Hayatı boyunca sadece bir şair değil; aynı zamanda bir sözlükbilimci, tarihçi ve öğretmen olarak da çalıştı. Ardında bıraktığı geniş külliyat, günümüzde Kürt dilinin temel yapı taşları arasında kabul edilmektedir.
Şiir Divanları
  • Prîsk û Pêtî (1945, Şam)
  • Sewra Azadî (1954, Şam)
  • Kîme Ez? (1973, Beyrut)
  • Ronak (1980, Stockholm)
  • Zend-Avista (1981, Stockholm)
  • Şefeq (1982, Stockholm)
  • Hêvî (1983, Stockholm)
  • Aşîtî, Salar û Mîdya, Şerefnama Menzûm (2003, İstanbul)
Dil, Kültür ve Tarih
  • Destûra Zimanê Kurdî – Kürt Dil Bilgisi (1961, Bağdat)
  • Ferheng – Sözlük 1. ve 2. Bölüm (1962, Bağdat)
  • Folklora Kurdî – Kürt Folkloru (1988, Stockholm)
  • Tarîxa Kurdistan – Kürdistan Tarihi, 3 Cilt (1985-1987, Stockholm)
Öykü
  • Reşoyê Darê (2008, Diyarbakır)
  • Cim û Gulperî (2008, Diyarbakır)

Cegerxwin’i anlatmanın zorluğu

Bu ziyaretimin üzerinden 21 yıl sonra ve bundan iki yıl önce Cegerxwin yine hayatıma dahil olacaktı. Bu sefer de bir belgesel çalışmasıyla. Esin Akgül ile tanışmıştım. Akgül, Cegerxwin için bir belgesel çalışması başlattığını anlatmış ancak Cegerxwin’i araştırdıkça tabiri caizse içinde kaybolduğundan bahsetmişti. Hem böyle bir çalışmanın heyecanını yaşıyordu Esin Akgül ama aynı zamanda Cegerxwin’i hakkı ile yansıtma kaygısını yaşıyordu. Devrimci, şair, edebiyatçı, entelektüel gibi bir çok özelliği olan Cegerxwin’i anlamak, anlatmak elbette zordu. Esin Akgül bu zorlu yolculuğu, geçtiğimiz günlerde tamamlı ve Cegerxwin’in “Kî Me Ez” belgeseli geçen hafta Stocholm’de izleyici ile buluştu.

Belgesel vesilesiyle görüştüğüm Akgül, Cegerxwîn belgeseli üzerine çalışırken kendisini en çok etkileyen şeyin Cegerxwin’in üretkenliği ve kararlığı olduğunu belirtti: “Hayatı boyunca çok zor koşullarla karşılaşmasına rağmen yazmaktan, düşünmekten ve üretmekten vazgeçmemiş olması çok etkileyiciydi. Bunun yanında, Kürt dili ve edebiyatına duyduğu güçlü bağlılık da beni etkileyen en önemli yönlerinden biriydi.”

Esin Akgül üç yıl boyunca belgeselin yapımı ile uğraştı ve ortaya çıkan çalışmada Cegerxwin’i anlatmanın sadece bir şairi anlatmak olmadığını söylüyor: “Çünkü onun hayatı ile şiiri birbirinden ayrılmaz bir bütünlük oluşturuyor. Araştırdıkça şunu daha da net fark ettim, ki , Cegerxwîn’i anlatmak aslında yalnızca bir şairi anlatmak değil Kürt edebiyatının şekillendiği bir dönemi, o dönemin toplumsal gerçekliğini ve kültürel hafızasını da anlatmak anlamına geliyor. Bu nedenle onun hikâyesini merkeze alarak daha geniş bir tarihsel ve edebi panorama sunmayı hedefledik. Ve Cegerxwîn gibi bir devrimciyi, şairi beyaz perdeye yansıtmaya karar verdik.”

Toplumsal ve kültürel hafıza

Cegerxwin’in çok yönlü olduğunu belirten Akgül, “Cegerxwîn’i tek bir tanımın içine sığdırmak mümkün değil. O hem şair, hem düşünür, hem devrimci, hem siyasetçi, hem de yaşadığı dönemin toplumsal ve kültürel hafızasını taşıyan önemli bir isim. Bu nedenle onu anlatırken hiçbir yönünü diğerinin önüne geçirmemeye çalıştık” diye konuştu.

Araştırmalar sırasında çok sayıda belge, tanıklık ve hikayeye de ulaştıklarını belirten Akgül, “Sanırım en çok zorlandığımız konu, bu kadar zengin bir yaşam öyküsünü belirli bir süreye sığdırabilmekti. Ulaştığımız onca belge ve hikayeyi filme dahil etmek mümkün değildi. Bu yüzden bir yandan anlatının akışını korurken, diğer yandan Cegerxwîn’in çok katmanlı kişiliğini görünür kılmaya çalıştık” diye konuştu.

Kuşakların buluşması

Stockholm’daki gala gösterimin oldukça verimli geçtiğini belirten Akgül, “Bizim için oldukça anlamlı ve heyecan vericiydi. İzleyicilerin filme gösterdiği ilgi ve gösterim sonrasında paylaştıkları görüşler, belgeselin amacına ulaştığını hissettirdi. Özellikle farklı kuşaklardan izleyicilerin Cegerxwîn’in yaşamı ve mirası üzerine yürüttüğü tartışmalar bizim için çok değerliydi. Bu ilgi, böyle bir çalışmanın ne kadar gerekli olduğunu da bir kez daha gösterdi” diye konuştu.

“Kî me ez” belgeselinin galası, Stockholm, Foto: Esin Akgül

Belgeseli mümkün olduğu kadar geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflediklerini belirten Akgül, “Belgeseli farklı şehirlerde ve ülkelerde izleyiciyle buluşturmak ve festival başvurularımız, çeşitli gösterim planlarımız devam ediyor. Özellikle Avrupa’daki kültür merkezleri, film festivalleri ve Kürt toplumunun yoğun olduğu kentlerde gösterimler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Cegerxwîn’in hikâyesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlıyoruz” dedi. İnsan hikayelerini merkeze alan ve toplumsal hafızaya katkı sunan çalışmalara devam edeceğini belirten Akgül, “Özellikle kültürel hafıza, edebiyat, sanat ve toplumsal tarih alanlarında anlatılmayı bekleyen birçok önemli hikâye var” diyerek önümüzdeki dönem çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

Esin Akgül hakkında
1975 yılında Almanya’da doğdu. Ortaokul mezunu olan yönetmen, uzun yıllardır gazetecilik ve belgesel yönetmenliği alanlarında çalışmalar yürütüyor. Kariyeri boyunca araştırma, içerik geliştirme, senaryo oluşturma, çekim planlama ve ekip koordinasyonu konularında derin bir deneyim kazandı. Toplumsal, kültürel ve tarihsel konuları ele alan belgesel projeleriyle gerçek yaşam hikâyelerini izleyiciye aktarmayı amaçladı.
Çalışmalarında özellikle Kürt tarihi, kültürü ve edebiyatı üzerine yoğunlaşarak farklı coğrafyalardaki toplumsal hafızayı kayıt altına almaya odaklandı.
Belgesel Projeleri
2010 – 2012 | Türkiye
“Min Kîyim” – Şêbizeynî Aşireti Belgeseli
Şêbizeynî Aşireti’nin tarihi, kültürel yapısı ve toplumsal yaşamını konu alan belgesel çalışması.
2021 – 2022 | Avrupa
“Lêger” – İç Anadolu Tarihi Belgeseli
İç Anadolu’nun tarihsel ve kültürel mirasını araştıran ve belgeleyen proje.
2025 – 2026 | Avrupa
“Kî Me Ez” – Kürt Şair Cegerxwîn Belgeseli
Kürt edebiyatının önemli isimlerinden Cegerxwîn’in yaşamı, eserleri ve düşünsel mirasını konu alan belgesel çalışması.

Dilovası ailelerinin adalet nöbeti sonuç getirdi

7 işçinin yaşamını yitirdiği Dilovası Katliamı’nın ardından ailelerin başlattığı adalet nöbeti sonucunda aralarında Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de olduğu 7 kamu görevlisi tutuklandı. Kararı değerlendiren dava avukatı Umutcan Tarcan cezasızlık rejiminin sokaktaki kararlılıkla aşıldığını belirtirken patlamada ailesini kaybeden Emine Bulut ise 7 aydır ilk defa mutlu olduğunu söyledi.

Mağdur aileleri 20 Mayıs’taki duruşma öncesinde basın açıklaması yaptı, Fotoğraf: Abbas Vural / Niha+

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025 tarihinde 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirmesine sebep olan patlamanın ardından hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin iki hafta önce Gebze Meydanı’nda adalet nöbetine başlaması sonuç getirdi.

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı dün (25 Haziran) aralarında Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de olduğu yedi müdür ve bir zabıta personeli hakkında yakalama, arama ve el koyma kararı verdi. Bu karar doğrultusunda dün gözaltına alınan sekiz kişiden yedisi bu sabah denetim ve sorumluluk ihmalinden tutuklandı.

Tutuklananlar alınanlar arasında Dilovası Belediyesi Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu, Dilovası Belediyesi Eski İmar ve Şehircilik Müdürü (Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı) Hüseyin Öztürk, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Selim San, Dilovası Belediyesi Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli, Dilovası Belediyesi Eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve Dilovası Belediyesi Zabıta Müdür V. Nizamettin Balcı bulunuyor.

Av. Tarcan: “Aileler mücadeleyi sokağa taşıdı”

Niha+’ya konuşan dava avukatlarından Umutcan Tarcan gözaltıların işçi ailelerinin kararlı mücadelesinin sonucu olduğunu savundu.

Avukat Umutcan Tarcan, Fotoğraf: Kocaeli Üniversitesi

Türkiye’de pek çok iş cinayeti işlendiğini belirten Tarcan, avukatlık pratiği olarak da, politik pratiklerde de en çok karşılaştıkları konunun iş cinayeti davalarında hem kamu görevlileri hakkında soruşturma izni dahi verilmemesi hem de düzenli olarak bir cezasızlık rejiminin dayatılması olduğunu savundu.

Bunu aşmanın yolunun da sadece mahkemelerde mücadele etmekten değil, mücadeleyi sokağa taşımaktan geçtiğini söyleyen Tarcan, Dilovası ailelerinin de bunu başardığını vurguladı:

“Çok uzun süredir, neredeyse katliamın yaşandığı günden bu yana sadece hukuki mücadeleyi değil, fiili politik mücadeleyi de çok kitlesel, başarılı bir şekilde yürütüyorlar. Eğer böyle bir kamuoyu baskısı oluşturulmasaydı, geçmişte yaşadığımız pek çok deneyimde olduğu gibi yine dosyanın kamu görevlilerinin hiçbir şekilde yargılanmadığı, patronlarla iktidar bürokrasisi arasındaki ilişkinin teşhir edilmediği bir zeminde, kamuoyundan kaçırılarak yürütüleceği pek olasıydı.”

“Tahliyeler durdurulmalı”

Dilovası Belediyesi’nde yaşanan tutuklamalarda Dilovası ailelerinin meseleyi kitleselleştirmesinin çok büyük payı olduğunu söyleyen Tarcan, mücadeleyi devam ettirmenin de gerekli olduğunu belirtti. Dilovası Belediyesi’nin yanı sıra Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Sosyal Güvenlik Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi kurumların da sorumluluğu olduğunu söyleyen Tarcan, bu nedenle mücadeleyi, politik zeminde de yürüterek bunun devamlılığını sağlamak gerektiğinin altını çizdi.

Tarcan, ailelerin diğer taleplerini de anlattı:

“Aynı şekilde başka talepler de var. Onların da dile getirildiği bir süreç yaşayacağız önümüzdeki dönemde. Bunların başında bu davanın kamuoyundan kaçırılmasının önüne geçilmesi geliyor. Bir an önce davanın Gebze’ye taşınması ve Gebze’de devam ettirilmesi, cezaevi koridorlarından kurtarılması gerekiyor. Ali Osman Akat hakkında da zaten yaşanan güncel gelişmelerden biri o. Öldürme suçundan bir soruşturma başlatıldığını öğrendik. O soruşturmanın en kısa süre içinde tamamlanarak onun da öldürme suçundan yargılanıyor olması gerekiyor. Tahliyelerin durdurulması gerekiyor.”

Emine Bulut: “7 aydır hiç bu kadar mutlu olmamıştım”

Patlamada annesi ve ablasını kaybeden Emine Bulut da duygu ve düşüncelerini Niha+ ile paylaştı:

“Son dönemde hiç bu kadar mutlu olmamıştım. 7 aydır gülmeyen yüzüm iki gündür hep gülüyor. Şükürler olsun. Bu günleri de gördük. Adalet yerini bulmaya başladı. Daha doğrusu adaletin mücadelemizle yerine gelmeye başladığını görmeye başladık.”

Emine Bulut, Fotoğraf: Nazım Özgün Erbulan

Destek gösterenlere teşekkür de eden Bulut, daha fazlası için mücadeleyi de sürdüreceklerini belirtti:

“Sendikalara, sivil toplum kuruluşlarına, halkımıza, bize yardımcı olan ve kol kanat geren, yanımızda olan tüm basın yayın çalışanlarına ayrı ayrı buradan teşekkür ediyorum. Çok mutluyum. İnşallah daha iyisini de göreceğiz. Umarım dahası da olacak.“

Ne olmuştu?

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025 tarihinde meydana gelen çıkan yangında Tuğba Taşdemir (17) ile kuzeni Nisanur Taşdemir (15), Cansu Esetoğlu (15), Hanım Gülek (52), Esma Gikan (31), Şengül Yılmaz (59) ve Tuncay Yıldız hayatını kaybetmişti. Yaşanan patlama, sadece işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması değil, aynı zamanda denetim ile görevli kamu kurumlarının kaçak işletmede kayıt dışı ve çocuk işçi çalıştırılmasına göz yumulması nedeniyle de tartışma yaratmıştı.

Dilovası Katliamı’na yönelik soruşturmada aralarında iş yeri sahiplerinin de bulunduğu yedi kişi tutuklanmış, Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı ve üç zabıta personeli ise görevlerinden uzaklaştırılmıştı. Tutuklanan sanıklardan birisi olan Kurtuluş Oransal, Ceza İnfaz Kurumu’nda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Ravive Kozmetik’te yaşanan patlamaya ilişkin davanın ilk duruşması 24 Mart 2026’da, ikinci duruşması ise 20 Mayıs’ta görüldü. Davanın ikinci duruşmasında verilen ara karar ile 3 sanığın tutukluluğunun devamına karar verilirken 3 sanık ise tahliye edilmişti. Fabrika sahipleri ve yakınlarının “olası kast ile ölüme sebebiyet vermek” ile yargılandığı davada verilen tahliye kararları işçi aileleri ve avukatların tepkisine neden olurken, aileler kamu görevlilerine yönelik bir soruşturmanın bir an önce başlatılması gerektiğine de dikkat çekmişti.

NATO zirvesi öncesi gözaltına alınan 209 kişiden 103’ü tutuklandı

Ankara’da NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınan 209 kişi arasından 103’ü tutuklandı. Tutuklananlar arasında gazeteci Yıldız Tar da bulunuyor.

Fotoğraf: sendika.org

Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde 23 Haziran sabahı düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan 209 kişinin emniyetteki ifade işlemleri tamamlanarak savcılığa sevk edildi. “Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltına alınanlar arasından 135’inin emniyet işlemleri tamamlandı.

Tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilen 129 kişiden 103’ü tutuklandı, 26 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Tutuklananlar arasında TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, Halkevleri GYK üyesi Hediye Yıldırım, Umut-SEN sözcüsü Burcu Arıkan, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden (ÇHD) avukatlar Semra Demir ile avukat Kürşat Bafra ve Doç. Dr. Emel Memiş de bulunuyor.

Gazeteci Yıldız Tar’a “Aile Yılı” soruldu

Kaos GL’nin paylaştığı bilgilere göre gazeteci Yıldız Tar’a ifade işlemleri sırasında NATO’ya ilişkin herhangi bir soru sorulmazken hükümetin ilan ettiği “Aile Yılı” politikalarına ilişkin görüşleri soruldu.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin Yıldız Tar’ın tutuklanmasına ilişkin sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşım şu şekilde:

“NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan gazeteci Yıldız Tar, çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince tutuklandı. Tar, 23 Haziran’da gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınmıştı. Bugün adliyeye sevk edilenler arasında yer alan Tar hakkında tutuklama kararı verildi.

NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyon kapsamında gözaltına alınan gazeteci Yıldız Tar’ın tutuklanması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaledir

Gazeteci Yıldız Tar’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, basın özgürlüğüne yönelik tüm baskı ve müdahalelere son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.”

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı açıklamada, soruşturmanın “terör örgütlerinin ülke genelindeki eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesine” yönelik olduğunu iddia etti.

Gözaltındaki diğer kişilerin ise emniyetteki işlemleri devam ediyor.

Çiçek: Gözaltıların kamu güvenliğiyle ilişkisi nedir?

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülen operasyon kapsamında siyasetçi, sendikacı, gazeteci, akademisyen, avukat ve LGBTİ+ aktivistlerinin gözaltına alınmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Çiçek’in soru önergesi şu şekilde:

NATO Zirvesi öncesinde aralarında siyasetçi, sendikacı, gazeteci, akademisyen, avukat ve LGBTİ+ aktivistlerinin bulunduğu yüzlerce yurttaşın şafak baskınlarıyla gözaltına alınmasının dayanağı nedir? Bu kişilerin demokratik ve barışçıl faaliyetleri kamu güvenliği tehdidi olarak mı değerlendirilmiştir?

Operasyon Turkuaz kapsamında gerçekleştirilen kitlesel gözaltılar ve toplantı-gösteri yasaklarıyla NATO Zirvesi öncesinde demokratik muhalefetin ve toplumsal itirazların baskı altına alınması mı amaçlanmıştır? Bu uygulamaların kamu güvenliğiyle ilişkisi nedir?

Toplumsal ve siyasal alanda görünürlüğü bulunan gazeteci, avukat, akademisyen, sendikacı ve siyasetçilerin şafak baskınları, kapı kırmalar ve ters kelepçe uygulamalarıyla gözaltına alınmasının amacı nedir? Bu uygulamalarla kamuoyuna ve demokratik muhalefete nasıl bir mesaj verilmek istenmiştir?

Ankara’da 13 gün süreyle tüm toplantı ve gösterilerin yasaklanmasının gerekçesi nedir? Bu yasak kararıyla Anayasa’nın 34’üncü maddesiyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri hakkı fiilen ortadan kaldırılmamış mıdır?

Ankara TEM Şube’de gerçekleşen polis şiddetiyle ilgili sorumlu kolluk personeli hakkında idari veya adli soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa gerekçesi nedir?

Tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisinin binaya alınmamasının hukuki gerekçesi nedir? Bu uygulama, kolluk görevlilerinin eylemlerinin denetlenmesini engelleyerek cezasızlık pratiğini güçlendirmemekte midir?

Taliban’ın kadın düşmanı uygulamalarının beş yılı: 2021-2026

Taliban polislerinin Herat’ta kadınları darp ederek gözaltına almasının ardından Afganistan’daki kadın haklarının durumu tekrar gündeme geldi. 2021’den beri Afganistan’ın yönetiminde olan Taliban’ın en son uygulaması ise kadınların yanında “mahremi” (erkek vasisi) olmadan markete yalnız çıkmasını yasaklamak oldu.

Fotoğraf: Pexel

8 Haziran’da Afganistan’ın Herat kentinde Taliban Ahlak Polisi’nin en az 30 kadını darp ederek gözaltına almasıyla başlayan protestolar Afganistan’daki kadın haklarının durumunu gösterdi. Taliban polisinin protestoculara ateş açması sonucu bölgede en az 20 kişinin yaralandığı ve yaralananlar arasından biri çocuk iki kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. Yerel kaynakların aktardığına göre bazı yaralılar, Taliban’ın hastaneleri kontrol etmesi ve yaralıları tespit ederek yakınlarını gözaltına alması nedeniyle tıbbi yardım dahi alamadı.

Protestoların ardından sosyal medyada Afganistan’daki kadına şiddet videoları tekrar gündem oldu. Afganistanlı gazeteci ve hak savunucusu Nilofar Moradi, bir kadını kırbaç yoluyla darp eden bir erkeğin olduğu videoyu paylaşarak “Burası 2026 yılında Afganistan, Taliban tarafından herkesin gözü önünde kırbaçlanan iki kadın. Afgan kadınlar, en temel insan haklarından ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmış durumda. Bu adaletsizlik sürerken geriye tek bir soru kalıyor: Dünya sağır ve kör mü oldu? Uluslararası toplum, Afganistan’daki milyonlarca kadının yaşadığı acıları neden görmüyor ya da buna karşı neden harekete geçmiyor?” dedi.

Kadın düşmanı en az 100 kararname

Afganistan’da sürdürdüğü totaliter ve kadın düşmanı politikalarla bilinen Taliban, 2001’de devrilmesinin ardından 2021’de tekrar Afganistan hükümetinin başına geçmişti. Afganistan’da Taliban’ın 20 yıl aradan sonra tekrar yönetime geçmesiyle kadına yönelik uygulamalar çok daha derin bir cinsiyet ayrımcılığı (gender apartheid) boyutuna ulaştı. Stop Gender Apartheid platformunun verilerine göre Taliban yönetimi altında geçen bu 5 yılda, kadınların varlığını doğrudan hedef alan 100’den fazla kararname çıktığı kaydedildi.

Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesinin ardından ilk olarak ülkedeki Kadın Bakanlığı feshedildi ve “İyiliğe Emretme ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı” kuruldu. Bu bakanlıkların getirdiği kurallar, kadınları Taliban Ahlak Polisi tarafından kamusal alanda seslerinin duyulmamasından vücutlarını tamamen örtmelerine kadar katı denetlemelere tabi tutuyor. Kısıtlamaya karşı tavır alanları ise “şeriata muhalefet” suçlamasıyla hapis, darp veya ölüm cezasına mahkum ediyor.

Taliban iktidarıyla birlikte önce kadınların eğitim ve çalışma hakları tamamen kısıtlandı. Ardından kamusal alanda kadının varlığına yönelik de kısıtlamalar geldi. 31 Temmuz 2024’te Taliban lideri Hibetullah Ahundzade tarafından onaylanan “Erdem ve Refahı Teşvik Kanunu” ile tüm bu yasaklar tek bir hukuki çerçeveye oturtuldu. Kadınlar artık tek başlarına pazara gidemiyor, doktora gidemiyor, hukuki yardım alamıyor ve kamusal alanda şarkı bile söyleyemiyor.

Ev içi ilişkilere, evlilik yaşına, fiziksel cezaya kadar genişleyen düzenlemelerin olduğu bu ülkede kadına dair fiziksel cezalar ise yönetmelikte “kırbaçlama” (tazir ve hudud), “taşlama” (recm) veya “dayak” cezası olarak geçiyor.

Taliban yönetiminde kadına yönelik kısıtlamalar: 2021–2026 kronolojisi

Ağustos 2021’de iktidara gelen Taliban, bugüne kadar kadın ve kızları hedef alan onlarca kararname çıkardı. Çıkarılan hiçbir kararname geri alınmadı.

2021

Ağustos 2021

Karma eğitime yasak getirildi, erkek öğretmenlerin kız öğrencilere ders vermesi yasaklandı. Ortaöğretim düzeyinde kız öğrencilerin okula dönüşü fiilen engellendi.

Eylül 2021

Kadın İşleri Bakanlığı lağvedildi, yerine Erdem ve Refahı Teşvik, Kötülüğü Önleme Bakanlığı kuruldu. Meslek sahibi kadınlara “bir sonraki duyuruya kadar” evde kalmaları emredildi.

Aralık 2021

Kadınların mahremsiz (erkek vasi) 72 km’den uzun mesafeye seyahat etmesi yasaklandı. Toplu taşıma araçları bu direktifi uygulamakla yükümlü kılındı.

2022

Mart 2022

Kadınların mahremsiz yurt dışına çıkışı yasaklandı. Okul açılışı ilan edildikten yalnızca birkaç saat sonra kız okulları yeniden kapatıldı, 7. sınıf ve üzeri kız öğrencilerin okullarına kesin yasak getirildi.

Mayıs 2022

Kadınların dışarıda göz hariç tüm vücutlarını örten burka giymesi zorunlu hale getirildi. Mahremsiz toplu taşıma kullanımı yasaklandı, ehliyetin kadınlara verilmesi durduruldu.

Temmuz 2022

Kadın çalışanlara maaş alabilmek için erkek akrabalarını işe göndermeleri teklif edildi. Uçuş görevlisi kadınlar işten çıkarıldı.

Ağustos 2022

Kadınlara yönelik ahlak polisi teşkilatı kuruldu. Üniversitelerde sınıf ayrımı kesinleşti, kadın öğrencilerin okul içinde yüzlerini kapatmaları emredildi.

Kasım 2022

Kadınların halka açık spor salonları, hamamlar, parklar ve eğlence parklarına girişi yasaklandı.

Aralık 2022

Kadınların üniversiteye girişi tamamen yasaklandı. Uluslararası ve yerel STK’larda kadın çalışanlar işten çıkarıldı, aksi takdirde kuruluşların lisanslarının iptal edileceği açıklandı. Bunun üzerine Save The Children, the Norwegian Refugee Council ve CARE gibi bazı uluslararası yardım kuruluşlarının çalışmaları durduruldu.

2023

Mart 2023

Cumhuriyet dönemi mahkemelerince verilen binlerce boşanma kararı geçersiz sayıldı.

Nisan 2023

BM ajanslarında çalışan Afgan kadınlara yasak getirildi. Herat’ta kadınların ve ailelerin bahçeli ya da açık alanlı restoranlara girişi yasaklandı.

Temmuz 2023

Güzellik salonları kapatıldı, ülke genelinde binlerce kadın bu kararla işini yitirdi.

Ekim 2023

Kandahar’da kabul edilebilir tek örtünme biçiminin burka olduğu okullara yazılı olarak bildirildi.

2024

Mart 2024

Taliban lideri Akhundzada, kadınların alenen recmedilmesinin yeniden uygulamaya konulacağını açıkladı.

Ağustos 2024

“Erdem ve Refahı Teşvik, Kötülüğü Önleme Kanunu” yürürlüğe girdi (35 madde). Mevcut tüm kısıtlamalar resmileştirildi, kadınların sesi “mahrem olmayan” erkeklerin yanında alenen duyulamaz hale getirildi. Kadın ve erkeklerin birbirine bakması yasaklandı. Bakanlığa yargı denetimi olmaksızın gözaltı ve cezalandırma yetkisi tanındı.

Aralık 2024

Kadınların hemşirelik ve ebelik okumalarına yasak getirildi. Üniversitelerdeki kadın idari personelin işine son verilmesi için üniversitelere yazılı talimat gönderildi.

2025

Ocak 2025

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Taliban lideri Akhundzada ve Baş Yargıç Haqqani hakkında insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.

Kasım 2025

Afgan kadınların BM ajanslarında çalışması tamamen yasaklandı. İran sınırında kadın doktor ve ebelerin hasta kabul etmesi, personelin başörtüsü gerekçesiyle durduruldu.

2026

Ocak 2026

Yeni Ceza Usul Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Kocaların eşlerini, kırık kemik ya da açık yara oluşturmamak koşuluyla, dövmesini meşrulaştıran maddeler içeriyor. Söz konusu yönetmelik üç bölüm, on başlık ve 119 maddeden oluşuyor. Yönetmelik özellikle “golam” (köle) kavramını kullanarak kadınlara, çocuklara yönelik şiddeti yasallaştırıyor.

Mayıs 2026

Adalet bakanlığının 18 No’lu Kararnamesi ile ergenliğe girmiş bir kızın nikaha sessiz kalması evlilik onayı sayılabilir hale getirildi. Yeni ceza kanunu, kadınların kocasının izni olmadan akrabaları ziyaret etmesini suç saydı.

Haziran 2026 (son günler)

Laghman ve Nangarhar illerinde esnafa, mahremsiz alışveriş yapmaya gelen kadınlara satış yapmamaları, aksi takdirde dükkanlarının kapatılacağı ve kendilerinin tutuklanacağı bildirildi.

Not: BM Kadın Birimi verilerine göre Ağustos 2021’den bu yana çıkarılan hiçbir kararname geri alınmadı. Kronoloji, BM Kadın Birimi, Human Rights Watch, Wikipedia ve Hasht-e Subh (8am.media) kaynaklarından derlendi.

Uluslararası boyutta Afganistan’da insan hakları

Dünya genelinde ülkelerin özgürlük, demokrasi ve insan hakları durumlarını inceleyen Freedom House’un 2026 verilerine göre Afganistan, 100 üzerinden 8 puan alarak özgür bir ülke olmadığını tescillemiş oldu. Freedom House, bu verilerde Taliban’ın bütün politik ve sivil hakları askıya aldığını ve kadınların ve etnik azınlıkların ciddi özgürlük kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığının altını çiziyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insanlık dışı muamele riski bulunan ülkelere geri göndermeyi yasaklasa da Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi, bu sözleşmeyi aşarak Afganistan’a sınır dışı işlemlerini sürdürüyor. Özellikle Pakistan ve İran gibi sınır ülkelerinden sınır dışı edilen Afganistan vatandaşlarının sayısı milyonlarca.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) Nisan 2026 raporuna göre eğitimli kadın personeller kamu hizmetlerinden çekilirken 1 milyon kız çocuğunun eğitimi ise engelleniyor. Birleşmiş Milletler (BM) Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA) Sorumlusu Georgette Gagnon, 8 Haziran 2026’daki bir toplantıda Afganistan’da yaklaşık 22 milyon kişinin (nüfusun neredeyse yarısı) insani yardıma muhtaç olduğunu ve ülkedeki insan hakları krizinin derinleştiğini vurgulamıştı.

Öte yandan BM tarafından 18-19 Şubat 2024’te Katar’ın başkenti Doha’da organize edilen Afganistan konulu toplantıya Taliban, davet edilmiş olmasına rağmen kendilerinin Afganistan’ın tek temsilcisi olarak tanınması, yurt dışında bulunan Afganistanlı muhalif siyasi grupların ve sivil toplum temsilcilerinin toplantıya davet edilmemesi gibi şartların yerine getirilmemesini gerekçe göstererek heyet göndermemişti. Afganistan’la diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdüren Rusya ise Taliban’ın pozisyonunu destekleyen bir tutum sergileyerek toplantıya katılmamıştı.

BM Özel Raportörleri, Uluslararası Af Örgütü, UNICEF ve UNAMA Afganistan’daki insan hakları ve kadın haklarına dair düzenli raporlar yayınlasa da Taliban’ın BM’yi “talep ettiği şartlar gerçekleşmeden” muhatap almayı reddetmesi veya 2022 yılında Taliban’ın İnsan Hakları Komisyonu’nu feshetmesi gibi uygulamalar, uluslararası baskıyı genellikle işlevsiz kılıyor. Bu noktada Afgan diasporası, çeşitli eylemsellikler üzerinden Afganistan’daki hak ihlallerini birçok ülkenin gündemine koyabiliyor.

Taliban yönetiminde kadın karşıtı politikaların baş sorumluları

Ağustos 2021’den bu yana 80’i aşkın kararname yayımlayan Taliban yönetiminin mimarları. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), aralarından ikisi hakkında insanlığa karşı suç gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.

Molla Hasan Ahund

Yüce Lider — En Üst Otorite

Molla Hibetullah Ahundzade

Taliban’ın hem dini hem siyasi lideri ve tüm kararne­melerin nihai imzacısıdır. Kandahar’da inzivada yaşayan Ahundzade, uluslararası baskılara kapalı, son derece tutucu bir çizgi izlemektedir. Kadınların üniversiteye girişinin yasaklanmasından recm cezasının yeniden getirilmesine kadar tüm kararlar onun onayıyla yürürlüğe girer. Kabine görüşleri bu süreçte belirleyici değildir.

UCM Tutuklama Kararı — Temmuz 2025
Molla Hasan Ahund

Başbakan

Molla Hasan Ahund

Geçici hükümetin başı ve hareketin kurucu figürlerinden biridir. 1990’lardaki ilk Taliban iktidarında kadın eğitimine yasak ve cinsiyet ayrımı uygulamalarının mimarlarından sayılmaktadır. Kadınsız kabineyi yönetmiş, Kadın İşleri Bakanlığı’nın lağvedilmesi ilk kararları arasında yer almıştır.

Molla Abdul Gani Birader

Başbakan Yardımcısı

Molla Abdul Gani Birader

Taliban’ın kurucularından ve ABD ile Doha Anlaşması’nı müzakere eden kişidir. Ayrıca Taliban’ın siyasi işlerinden sorumlu en üst düzey yöneticisi konumunda.

Molla Muhammed Yakup

Savunma Bakanı

Molla Muhammed Yakup

Taliban’ın kurucusu Molla Muhammed Ömer’in oğludur. Güvenlik güçlerinin komutanı sıfatıyla kadın karşıtı kararne­melerin yerelde uygulanmasından doğrudan sorumludur. Harekette güçlü bir hanedanlık meşruiyeti taşımaktadır.

Siraceddin Hakkani

İçişleri Bakanı

Siraceddin Hakkani

Hakkani Ağı’nın lideri ve Taliban yönetiminin güç odaklarından biridir. Ahlak polisi ve iç güvenlik güçlerinin başında bulunarak kadınlara yönelik yasakların uygulanmasından sorumludur. ABD’nin en çok aranan listesindedir.

Mevlevi Emirhan Muttaki

Dışişleri Bakanı

Mevlevi Emirhan Muttaki

Taliban’ın uluslararası görüşmelerindeki görünür tek yüzüdür. Kadın yasaklarına yönelik uluslararası eleştirileri savuşturması ve politikaları “İslami yönetim” çerçevesinde sunması basına yansımıştır.

Mevlevi Abdul Hakim Hakkani

Baş Yargıç — Adalet Bakanı

Mevlevi Abdul Hakim Hakkani

Taliban yargı sisteminin başı olarak kadın karşıtı politikaların hukuki çerçevesini inşa etmiştir. Ocak 2026’da yürürlüğe giren ve eşe fiziksel cezayı meşrulaştıran Ceza Usul Yönetmeliği’nin mimarı olarak değerlendirilmektedir.

UCM Tutuklama Kararı — Temmuz 2025
Not: Kaynaklar: UCM, Human Rights Watch, Anadolu Ajansı, Wikipedia.

Afganistan vatandaşları ve hak savunucuları, Herat ve Kabil başta olmak üzere birçok kentte “Eğitim, İş, Özgürlük” sloganları atarak Taliban polislerinin kız çocuklarını ve kadınları darp etmesini ve “kıyafet kurallarına uymama” gerekçesiyle tutuklamasına tepki gösteriyor. Afganistan’da Afgan Kadınlarının Kendiliğinden Hareketi, Mor Cumartesiler Hareketi, Afgan Kadınları için Adalet ve Özgürlük Hareketi gibi kadın hareketleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü başta olmak üzere birçok kez Taliban yönetimine karşı protesto eylemleri gerçekleştiriyor ve erkekler tarafından ağır baskı ve işkenceye maruz kalan kadınların sesi oluyor. Bu kadın hareketlerinin bir kısmı Afganistan’da “yeraltı örgütlenmesi” yaparken bir kısmı ise uluslararası kamuoyuna Afgan kadınlarının sesini duyurmak amacıyla hareket ediyor.

KDP-YNK anlaşmazlığı yeni riskler barındıyor

20 ayı aşkın süredir devam eden hükümet krizi, Kürdistan Bölgesi’ni sadece siyasi bir çıkmaza değil, aynı zamanda idari ve askeri bir bölünmüşlüğe sürüklüyor. Erbil ve Süleymaniye arasındaki denge arayışı, yerel siyasetin ötesine geçerek bölge güvenliğini tehdit eden kritik bir kırılma noktasına dönüştü.

IKYB Parlamentosu

Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde 20 Ekim 2024’de yapılan seçimlerin üzerinden 20 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen henüz hükümet kurulamadı. 105 sandalyeye sahip parlementoda 50+1’i bulan bir ittifak kurulamadığı için bölgedeki siyasi kriz derinleşiyor.

20 Ekim 2024 yılında yapılan seçimlerde, KDP 40, YNK 23, Yeni Nesil, 16, Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtî) 7, Helwest 3, Halk Cephesi (Berey Gel), 2, Goran ve Komal 3 sandalye kazanmıştı.

Seçimlerin ardından KDP ile YNK arasında bakanlıkların yeniden belirlenmesi ve başkanın seçilmesi gibi başlıkların müzakere edildiği 30’u aşkın görüşme sonuç vermedi. Yeni hükümet belirlenmediği için yaklaşık 20 aydır bir önceki seçimde oluşturulan hükümet geçici hükümet olarak faaliyetlerini sürdürüyor. KDP ve YNK arasındaki bu anlaşmazlık sadece Kürdistan Bölgesi Hükümet seçimi için değil Irak Cumhurbaşkanı seçiminde de yansıdı ve Kürtler parçalı duruşları nedeniyle Irak Cumhurbaşkanı seçimi de zamana yayıldı.

IKBY Siyasi ve İdari Etkinlik Haritası
Sarı Bölge: Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)

KDP’nin temel gücü ve mutlak hakimiyet alanı Erbil (Hewlêr) ve Duhok vilayetlerini kapsar. IKBY’nin başkenti Erbil olduğu için resmi idari yapının merkezinde de KDP’nin ağırlığı hissedilir. Aynı zamanda Türkiye ile sınırı olan Zaho ve çevresi de KDP’nin tam kontrolündedir.

Yeşil Bölge: Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)

KYB’nin geleneksel tabanı ve siyasi, idari, askeri kontrol noktası Süleymaniye ve Halepçe vilayetleridir. Bu bölge, İran sınırına paralel uzanır ve KYB idaresi bu vilayetlerin güvenliğini, yerel yönetimini kendi askeri (70. Birlik) ve idari kadrolarıyla sağlamaktadır.

Muhalefet ve Diğer Partilerin Etkinlik Alanları
  • Gorran (Değişim Hareketi): Ortaya çıkış noktası ve en güçlü olduğu taban Süleymaniye vilayetidir. KYB içinden çıkarak büyüyen bu hareket, Süleymaniye siyasetinde bir faktördür.
  • Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe): Merkezi ve temel kitlesi ağırlıklı olarak Süleymaniye’dedir, ancak Erbil’de de belli bir protest oya hitap etmeyi başarmış bölge genelinde karşılık bulan güncel ana muhalefettir.
  • İslami Partiler: Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtû) Duhok bölgesinde ciddi bir varlık gösterirken; Kürdistan Adalet Topluluğu (Komal) ağırlıklı olarak Süleymaniye ve Halepçe civarında etkilidir.

2005 yılında onaylanan Irak Anayasası’na göre teamüller gereği Cumhurbaşkanı Kürtlerden seçiliyor. KDP ve YNK arasındaki anlaşmaya göre ise o günden itibaren Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’nı KDP’li, Irak Cumhurbaşkanı ise YNK’li bir isimden seçiliyor. Cumhurbaşkanı seçimi konusunda da anlaşamayan her iki parti farklı adaylar ile seçime girerken 11 Nisan’da yapılan seçimi YNK’nin adayı Nizar Amedi kazandı. KDP ise seçimi boykot ederek Nizar Amedi’yi Kürdistan temsilcisi olarak tanımadıklarını duyurdu.

KDP Politbürosu tarafından yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanı makamı için belirlenen aday, Kürdistani mekanizmaların dışında tutulmuştur. Oysa bu makam bir partinin değil, Kürdistan halkının hakkıdır. Ancak bu makam için söz konusu aday bir parti tarafından belirlenmiş ve Irak’ın diğer bileşenlerine mensup bazı taraflarca onaylanmıştır. Bu nedenle bu seçim yöntemini reddediyoruz ve bu şekilde belirlenen bir kişiyi Kürdistan çoğunluğunun temsilcisi olarak tanımıyor, onunla muhatap olmayacağız” ifadelerine yer verildi.

Hükümet görüşmeleri sonuçsuz kaldı

Irak Cumhurbaşkanlığı seçimi bu şekilde çözümlenirken bölgesel hükümetin kurulması ise yapılan onlarca görüşmeye rağmen çözülemedi. Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi teammüllere göre her seçim süreci için Kürdistan Bölgesi Başbakanlığı her iki parti arasında 2 yıl dönüşümlü olarak paylaşılıyordu. Ancak KDP bu teamül bir süredir uygulanmıyor. KDP, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı ve Başbakanlığı kendisinde kalmasını istiyor. Buna karşın YNK ise hükümet içinde daha fazla bakanlık ve yetki istiyor. KDP 2023 yılına kadar 11 sandalyelik bileşen kotası ile birlikte yüzde 50’lilik çoğunluğu sağlayıp hükümeti kurabiliyordu. Ancak 2023 yılında Irak Federal Mahkemesi kararı ile Kürdistan Bölge Parlamontosu’nda sandalye sayısı 111’den 100’e ve kota sandalye sayısı ise 11’den 5’e düşürüldü.

Kürdistan Bölgesi yönetiminde tam ortak olmayı isteyen YNK, karar alma süreçlerinde KDP’nin belirleyici hale geldiğini ve bunun siyasi dengeyi bozduğunu savunuyor.

Taraflar arasında İçişleri Bakanlığı ve güvenlik kurumları üzerindeki denetim konusunda yaşanan ayrılıkla birlikte sonuç olarak KDP yönetimdeki ağırlığın kendi elinde kalmasını istiyor, YNK ise eşit ortaklık talebinde bulunuyor.

KDP ve YNK arasındaki bu anlaşmazlık Kürdistan Bölgesi’nde bir çok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Hükümetin kurulamaması nedeniyle siyasi, ekonomik ve toplumsal krizler ile maaşların ödenmemesi gibi sıkıntılar yaşanırken, merkezi hükümet ile olan ilişkilerde yaşanan parçalı durum nedeniyle Bağdat ile Kürdistan bölgesi arasında yaşanan sorunların çözümü de sürekli erteleniyor.

IKBY Siyasetinin Etkili İsimleri
Mesud Barzani

Mesud Barzani

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı

Kürdistan Bölgesi’nin eski başkanı ve KDP’nin tarihi lideridir. Resmi bir hükümet görevi olmamasına rağmen, Sarı Bölge’de (Erbil-Duhok) ve tüm bölge siyasetinde nihai kararları alan en güçlü siyasi figür konumundadır.

Neçirvan Barzani

Neçirvan Barzani

IKBY Başkanı & KDP Başkan Yrd.

Bölgenin mevcut başkanıdır. Özellikle Erbil merkezli diplomaside, Bağdat ve Ankara ile olan ilişkilerin yönetiminde ve KDP ile KYB arasındaki bölgesel krizlerin dengelenmesinde kilit bir rol oynamaktadır.

Bafel Talabani

Bafel Talabani

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı

Yeşil Bölge’nin (Süleymaniye-Halepçe) fiili lideridir. Parti içi çekişmeleri sonlandırarak KYB’nin askeri (70. Birlik) ve istihbari gücünü tek elde toplamış, Erbil’in politikalarına karşı Süleymaniye’nin özerkliğini savunan ana aktör olmuştur.

Şaswar Abdulvahid

Şaswar Abdulvahid

Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe) Lideri

Süleymaniye çıkışlı bir medya patronu ve siyasetçidir. KDP ve KYB’nin geleneksel ikili iktidarına sert eleştiriler yönelterek her iki bölgede de sistem karşıtı, protest oyların güncel merkezini oluşturmaktadır.

YNK ve Nesil Hareketi’nin ittifakı

KDP ve YNK’nin uzun süren sonuçsuz müzakerelerinin ardından geçtiğimiz aylarda YNK ve Yeni Nesil Hareketi parlementoda birlikte çalışma kararı aldılar. Toplamda 38 sandalyeye tekabül eden bu anlaşma ile Kürdistan Bölgesel Parlemontosu’nda KDP’ye yakın bir sayı elde ederek güç dengelerini kısmen değiştiren bu ittifak ile hükümet kurmaya yetecek sayıya ulaşılamasada KDP’ye karşı Süleymaniye merkezli bu iki hareketin birleşimi yeni bir güç dengesi ortaya çıkardı. Nitekim iki parti Irak Parlemontosu’nda da ortak çalışma kararı alarak önemli bir güç sağladığı görülüyor.

YNK ve Yeni Nesil Hareketi tarafından varılan anlaşmanın ardından YNK Başkanı Bafıl Talabani, KDP ile anlaşıp hükümeti bir an önce kurmak istediklerini belirtirken Yeni Nesil Hareketi Lideri Şaswar Abdulvahid, başbakanlığın KDP dışında bir isimde olması gerektiğini belirterek YNK ile aynı çizgide oldukları mesajını verdi. KDP ise tüm ittifak tekliflerini sürüncemede bırakmasına rağmen hükümet kurulmama gerekçesi olarak YNK’yi gösteriyor. KDP Sözcüsü Mahmud Muhammed, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, YNK’yi süreci tıkamakla suçlayarak “Halkın oyunu ve iradesini hiçe sayarak, zorbalıkla kendini seçim sonuçlarına dayatan ve partilerin aldığı oy ve sandalye sayılarını hesaba katmayan taraf bizzat KYB’dir” ifadelerini kullandı..

KDP: Gerçek temsilci biziz

KDP’nin hem Kürdistan Parlamentosu hem de Irak Temsilciler Meclisi seçimlerinde YNK’den daha fazla o aldığına dikkaç çeken Muhammed, halkın gerçek temsilcisinin KDP olduğunu; YNK’nin ise sadece 23 sandalyeye sahip olarak yalnızca kendi seçmenini temsil ettiğini dile getirdi.

Askeri kriz: Pêşmergenin birleşememesi

KDP ve YNK arasındaki bu siyasi krizin yanında askeri bir kriz olarak değerlendirilebilecek olan peşmergenin birleşmesi sorunu da bulunuyor. Her iki partinin ayrı ayrı silahlı gücü yani Pêşmergesi bulunuyor. 2010 yılında başlayan her iki partiye bağlı Pêşmerge gücünün birleşmesinde 2013 yılına kadar 42 bin Pêşmergenin birleşmesi ile 14 tugay oluşturulmuş ancak daha sonra birleşme süreci durmuştu. 2018’de ABD ve İŞİD’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun desteği ve zorlamasıyla bu süreç yeniden başladı ancak halen sonuca ulaştırılamadı. ABD’nin yeni Irak ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın ABD’nin yeni bölge politikası olarak ilan ettiği ve uygulamaya koymaya çalıştığı bölgede tek ordu, tek merkezi yapı doktrini ile Pêşmergenin Irak ordusu ile entegre edileceği tartışılmış ancak bu durum Pêşmerge Bakanlığı ve KDP tarafından yalanlanmıştı.

Mela Bahtiyar: “Sonuçlar ağır olur”

Federe Kürdistan ve Irak siyasetinde önemli bir fügür olan Kürt Siyasetçi Mela Bahtiyar, geçtiğimiz günlerde Rudaw’a yaptığı açıklamada, hükümet kuramamanın siyasi sonuçlarının ağır olacağı uyarısında bulundu. Mevcut durumun Federe Kürdistan bölgesinin pozisyonunu zayıflattığına dikkat çeken Bahtiyar, bölgede fiilen iki ayrı alan bulunduğunu söyledi. Pêşmerge güçlerinin, polis teşkilatının ve çeşitli kamu kurumlarının yıllardır tam anlamıyla birleştirilemediğini anımsatan Bahtiyar, “Hükümetimiz Koye’den Xaneqîn’e kadar YNK’ye sormadan bir hizmetli bile atayamaz; YNK de Koye’den Zaxo’ya kadar KDP’ye sormadan bir asker atayamaz” dedi.

“Temsilciyi ABD belirler”

Bahtiyar, ABD’nin Irak’ta güçlü ve birleşik bir devlet yapısını desteklediğini, Washington yönetiminin birleşik ordu, birleşik mali sistem ve güçlü merkezi kurumlar görmek istediğini belirterek Federe Kürdistan ile Bağdat arasındaki sorunların çözümünün de bu nedenle önem taşıdığını söyledi. KDP ve YNK’nin mevcut anlaşmazlıklarını aşamaması halinde dış aktörlerin sürece daha fazla müdahil olabileceğini ifade eden Bahtiyar, şunları kaydetti: “Çözseler daha iyi olur ama çözmezlerse, bence sonunda ABD, Kürtlerin temsilcisinin kim olduğuna bizzat karar verir. Durum oraya varmadan çözmeleri en iyisidir.”

20 ayı aşkın süredir her iki partinin anlaşamamasından dolayı kurulamayan bölgesel hükümet, Kürdistan bölgesinde ciddi ekonomik ve siyasi sorunları beraberinde getirirken bir yandan da bölge devletlerinin müdahalelerine karşı bölgeyi savunmasız bırakıyor.

IKYB Siyasi Sistemi: Kronoloji ve Yapısal Analiz
Siyasi Sistemin Ortaya Çıkışı ve Kronolojisi
  • 1946: Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Mahabad’da Mustafa Barzani tarafından kuruldu.
  • 1970: Irak ile Kürt liderler arasında “11 Mart Otonomi Anlaşması” imzalandı.
  • 1975: Celal Talabani önderliğinde Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kuruldu.
  • 1991: 1. Körfez Savaşı sonrası Raperin (ayaklanma) gerçekleşti. BM kararıyla 36. paralelin kuzeyi “Uçuşa Yasak Bölge” ilan edilerek fiili bir özerklik yaratıldı.
  • 1992: Bölgede ilk parlamento seçimleri yapıldı. KDP ve KYB mecliste %50-50 güç paylaştı ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KRG) fiilen kuruldu.
  • 1994 – 1998: KDP ve KYB arasında yaşanan iç savaş (Brakujî) sonucunda bölge idari olarak ikiye bölündü (Erbil ve Süleymaniye).
  • 2003: ABD’nin Irak’ı işgaliyle Baas rejimi devrildi, Peşmerge güçleri koalisyonla hareket etti.
  • 2005: Yeni Irak Anayasası ile Kürdistan Bölgesi “federal bir bölge” olarak hukuki (de jure) statü kazandı.
  • 2006: KDP ve KYB idareleri birleşerek tek bir hükümet kurdu.
  • 2009: Gorran (Değişim) Hareketi kurularak iki partili hegemonya kırıldı.
  • 2014 – 2017: IŞİD savaşı süresince Peşmerge, Kerkük dahil tartışmalı bölgelerin kontrolünü sağladı.
  • 2017: Bağımsızlık Referandumu yapıldı, ardından Irak ordusu Kerkük ve diğer bölgeleri geri aldı.
  • 2024: Ertelenen Kürdistan Parlamentosu seçimleri Ekim ayında gerçekleştirildi.
Etkin Siyasi Güçler ve Hakimiyet Alanları
  • Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): Erbil ve Duhok vilayetlerinde (“Sarı Bölge”) hakimdir. Askeri gücü 80. Birlik’tir.
  • Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): Süleymaniye ve Halepçe vilayetlerinde (“Yeşil Bölge”) hakimdir. Askeri gücü 70. Birlik’tir.
  • Yeni Nesil Hareketi (Naway Nwe): KDP-KYB ikiliğine karşı çıkan, bölgedeki en büyük güncel muhalefet partisidir.
  • Gorran: Süleymaniye merkezli eski ana muhalefet hareketidir.
  • İslami Partiler: Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtû) ve Kürdistan Adalet Topluluğu (Komal) mecliste yer alan muhafazakar güçlerdir.
Bölgesel ve Uluslararası İlişkiler Denklemi
  • Irak Merkezi Hükümeti (Bağdat): İlişkiler federal bütçe payı, memur maaşları, enerji ihracatı ve “Madde 140” kapsamındaki tartışmalı bölgelerin statüsü üzerinden yürütülür.
  • Türkiye: Erbil ile özellikle ticari, siyasi ve enerji (Ceyhan boru hattı) alanında güçlü ilişkileri vardır. PKK’ye yönelik askeri operasyonlar ilişki dinamiklerinin bir parçasıdır.
  • İran: Sınır komşusu olduğu KYB bölgesinde tarihi ve siyasi nüfuzu yüksektir. Kendi muhalif Kürt partilerine yönelik askeri baskıları üzerinden sürece müdahil olur.
  • ABD ve Uluslararası Koalisyon: Güvenlik eksenli ilişkiler sürdürülmektedir. Peşmerge güçlerinin birleştirilip partisiz bir orduya dönüşmesi için fon ve eğitim sağlarlar.
Ne İstiyorlar? (Temel Siyasi Talepler)
  • Madde 140’ın Uygulanması: Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde referandum yapılarak bu alanların Erbil’e mi Bağdat’a mı bağlanacağının kesinleşmesi.
  • Mali Güvence: Memur ve Peşmerge maaşlarının Bağdat tarafından kesintisiz olarak ödenmesi.
  • Enerji Bağımsızlığı: Bölgedeki petrol ve gaz kaynaklarını yönetme yetkisinin tanınması veya elde edilen gelirden adil pay alınması.
Ne Yapıyorlar? (Mevcut Faaliyetler)
  • Ekim 2024 seçimleri sonrası yeni koalisyon hükümetinin kurulmasına yönelik parti içi ve partiler arası müzakereler.
  • Parti kontrolündeki askeri birlikleri tek bir Peşmerge Bakanlığı altında birleştirme (Reform) çalışmaları.
  • Memur maaşlarının bankalar aracılığıyla (Tevtin/MyAccount projeleri) ödenmesi için Bağdat ile teknik görüşmeler.
  • Güvenlik boşluğu olan tartışmalı bölgelerde IŞİD hücrelerine karşı Irak ordusuyla koordineli operasyonlar.

“Yeni bir Arnavutluk” arayışı: Tiran sokakları 24 gündür ayakta

Erisa Kryeziu

Tiran’da çevre eylemi olarak başlayıp hükümet karşıtı kitlesel bir harekete dönüşen protestolarda, katılımcılar Başbakan Edi Rama’nın istifasını ve köklü kurumsal reformlar yapılmasını talep ediyor.

Fotoğraf: Citizens kanalı

Arnavutluk hükümetine karşı vatandaşların öncülük ettiği protestolar, 24. gününe girerek ülkede son yıllarda sürdürülen en uzun soluklu sivil hareketliliklerden biri haline geldi. Her akşam Tiran merkezinde toplanan protestocular, Başbakan Edi Rama hükümetine olan memnuniyetsizliklerini dile getirerek kendi görüşlerine göre vatandaşlara karşı daha sorumlu ve daha demokratik bir sistemi güvence altına alacak siyasi ve kurumsal değişiklikler talep ediyorlar.

Korunan Pishe Poro-Narta bölgesinde turistik tesislerin inşasına karşı bir protesto olarak başlayan süreç, artık hükümete ve Arnavutluk’un son 35 yılda tüm büyük siyasi partiler tarafından yönetilme biçimine karşı daha geniş bir harekete dönüştü. Protestocular “Yeni bir Arnavutluk” çağrısında bulunuyor ve iktidarda yer alıp Arnavut halkına zarar verdiğine inandıkları kararlar almış tüm siyasetçiler hakkında soruşturma açılmasını talep ediyor.

Üç haftayı aşkın süren günlük gösterilerin ardından, protestoları organize eden grup “meşru ve müzakere edilemez” olarak nitelendirdikleri beş temel talebi açıkladı. İlk talep, Başbakan Edi Rama ve hükümetinin derhal istifa etmesi oldu. Organizatörler, hükümetin yönetme meşruiyetini kaybettiğini ve geçici bir teknokrat hükümetin kurulması yoluyla siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu savunuyor.

İkinci talep ise ülkeyi en az bir yıl süreyle yönetecek, özgür seçimler ile kurumsal reformların koşullarını hazırlayacak, sınırlı bir yetkiye sahip ve partiler üstü bir teknik hükümetin kurulması. Protestocular ayrıca, halk referandumu yoluyla onaylanması gerektiğini savundukları anayasa değişiklikleri ve seçim reformu çağrısında da bulunuyorlar.

Talepler listesi, siyasi partilerin finansmanına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasını da içeriyor, organizatörler mevcut sistemin şeffaflıktan uzak olduğunu ve yasa dışı çıkarların siyasete yön vermesine izin verdiğini öne sürüyor. Bir diğer talep ise herhangi bir başbakan için en fazla iki dönemlik bir anayasal sınır getirilmesini öngörüyor.

Bu taleplerin yanı sıra organizatörler, korunan alanları, kültürel miras alanlarını etkileyen yasal değişiklikler ve tartışmalı kalkınma projelerini kolaylaştıran bir mekanizma olarak gördükleri stratejik yatırım teşvik sistemi de dahil olmak üzere çeşitli hükümet politikalarına karşı muhalefetlerini yinelediler.

Fotoğraf: Citizens kanalı

Protestolar büyük ölçüde barışçıl geçse de organizatörler ile Başbakan Rama arasındaki gerilim son günlerde tırmandı. Aktivistler, başbakanı “karalayıcı ve küçümseyici” olarak nitelendirdikleri açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları aracılığıyla protesto katılımcılarını kamuoyu önünde hedef almak ve itibarsızlaştırmaya çalışmakla suçluyor. Hükümet ise protestoları hafife alarak organizatörlerin niyetlerini sorguluyor.

Organizatörler ve katılımcılar, talepleri karşılanana kadar gösterilerin her akşam devam edeceğini söylüyorlar.

Protestolar oldukça kutuplaşmış bir siyasi ortamda gerçekleşiyor ve Arnavutluk hükümetinin son aylarda karşılaştığı en kararlı sivil meydan okumayı temsil ediyor. Hareketin somut siyasi veya kurumsal değişikliklere yol açıp açmayacağı belirsizliğini koruyor, ancak şimdiden Arnavutluk’ta kamusal memnuniyetsizliğin ve daha fazla hesap verilebilirlik taleplerinin önemli bir ifadesi haline gelmiş durumda.

JinMap: İstanbul’da Kürt kadınları belediyelerden Kürtçe destek alamıyor

İBB ve 39 ilçe belediyesinin 59 Kadın Danışma Merkezlerinin sadece ikisinde sınırlı düzeyde Kürtçe hizmet verilmesi üzerine, Kadın Zamanı Derneği, JinMap adıyla bir mobile uygulama çalışması oluşturdu.

JinMap

Kadın Zamanı Derneği, İstanbul’da yaşayan Kürt kadınlarına yardımcı olmak amacıyla JinMap adıyla bir mobile uygulama geliştirdi. JinMap, İstanbul’da yaşayan Kürt kadınların şiddetle mücadele mekanizmalarına anadilinde erişimi sağlanmayı amaçlıyor.

Haritada kadın danışma merkezlerine ve şiddetle mücadele birimlerine Kürtçe olarak görülüyor. Ayrıca söz konusu kurumların Kürtçe hizmet sunup sunmadığına dair bilgiye ulaşılabiliyor.

Kadın Zamanı Derneği, bu haritayı İstanbul’da yaşayan Kürt kadınlarının şiddetle mücadele ve destek mekanizmalarına Kürtçe erişebilecekleri mekanizmaların yoksunluğunu görerek hazırladı.

JinMap’ı hazırlama sürecini, haritanın amacı ve uygulama alanlarını Kadın Zamanı Derneği’nden Derya Aslan Niha+’a anlattı.

Derya Aslan, Kadın Zamanı Derneği YK üyesi

Kadın Zamanı Derneği, 2020 yılında, pandemi sürecinde kurulan bir dernek. Derneği İstanbul’da yaşayan ve şiddetle mücadele mekanizmalarına kendi anadilleriyle ulaşamayan Kürt kadınlarına destek olmak amacıyla bir grup Kürt kadını kuruyor. İçlerinde sosyologlar, psikologlar, sosyal çalışmacılar, avukatlar, doktorlar, hemşireler ve gazeteciler var. Dernek, şiddet başta olmak üzere kadınları ilgilendiren pek çok konuda atölyelerin yanı sıra pek çok etkinlik düzenliyor. Ayrıca erkek şiddeti gibi olaylarda dava takip süreçlerine dahil oluyor, basın açıklamaları gerçekleştiriyor ve diğer kadın örgütleriyle birlikte eylemler organize edip eylemlere katılıyor.

“İstanbul’da kadınlara Kürtçe destek sunan kurum yoktu”

Derneğin yönetim kurulu üyelerinden Derya Aslan, derneği İstanbul’da kadınlara Kürtçe destek veren kurumların olmaması yüzünden kurduklarını belirtti:

“İstanbul, Kürdistan’dan çok göç alan büyük bir metropol ve burada yaşayan çok sayıda Kürt kadının şiddet mekanizmalarına erişemediği bir durum söz konusuydu. Çift dilli hizmet veren, şiddet alanında profesyonelce çalışıp kadınlara Kürtçe destek sunan sivil toplum kurumlarının olmaması, bizi harekete geçiren temel sebep oldu. Bu alanda İstanbul’daki tek kurumuz. Yönetimimizi oluştururken, kadın bilinci yüksek, kadın paradigmasına hakim ve şiddet alanında çalışan kadınlarla yola çıktık. Kürt kadınlarının kendini daha rahat hissedebileceği bir alan yaratma iddiamız olduğu için ekibimizin Kürt olması bizim için çok önemliydi.”

“Özellikle İstanbul’da çok susturulan kadınların kendilerini anlatıp açılabilecekleri, ‘benim dilimde konuşan, onlarla kolektif çalışma yürütmek isteyen bir kurumum var’ diyebilecekleri bir zemin oluşturmak” diyen Aslan derneği kurduklarında şiddete veya hukuki haklarına dair Kürtçe bir veri ve literatür bulunmadığı için kendi materyallerini Kürt dil uzmanlarıyla birlikte hazırladıklarının bilgisini veren Aslan kimi bütün çalışmalarını iki dilli yaptıklarını kaydetti.

“Bize gelen başvurularda kolluk şiddeti, toplumsal şiddet, dil baskısı veya dijital şiddet oldukça fazla” diyen Aslan, bu süreçleri takip ederken yargıda, kollukta veya gündelik yaşamda Kürtçeye yönelik büyük bir tepkiyle karşılaştıkları için kadınlara Kürtçe destek vermenin öneminden bahsetti:

“Katledilen kızının hakkını Kürtçe savunmak isteyen bir annenin heyet tarafından ‘Burada tek bir dil var, Türkçedir. Savunmanı bu şekilde alamayız’ denilerek susturulması, yaşadığımız yargı şiddetinin somut bir örneği.”

59 merkezden ikisinde sınırlı hizmet

İstanbul’daki yerel yönetimlerin anadil politikalarını izlemek amacıyla kapsamlı bir araştırma yürüten Kadın Zamanı Derneği, 39 ilçede bulunan 59 Kadın Danışma Merkezi’nden sadece iki tanesinde Kürtçe hizmet verildiğini fark ediyor:

“Bize gelen sosyal destek veya barınma taleplerini sığınağımız olmadığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) veya ilçe belediyelerine yönlendirmek zorunda kalıyoruz. Ancak izleme sürecinde zar zor aldığımız resmi veriler, durumun vahim olduğunu gösterdi. İstanbul’daki 39 ilçede bulunan 59 Kadın Danışma Merkezi’nin eşitlik eylem planlarını ve vizyon belgelerini taradık. Çok dilli hizmete dair hiçbir iddialarının olmadığını gördük. Milyonlarca Kürt’ün yaşadığı bir şehirde, bu 59 merkezin sadece ikisi, Avcılar ve Bağcılar, Kürtçe destek veriyor. İBB’nin ‘Alo Şiddet’ hattının da Kürtçe destek verdiğini iddia etmesine rağmen, bizzat aradığımda böyle bir hizmetin olmadığını ve çoklu şiddete maruz kalan kadınlar için iyi bir politikalarının bulunmadığını fark ettim.”

JinMap, ekran görüntüsü

5 belediye belirlediler

Resmi verilerde Kürt nüfusuna dair bir bilgi bulunmadığı için Kadın Zamanı Derneği, sivil toplum kuruluşlarının ve araştırma şirketlerinin araştırmalarından yola çıkarak İstanbul’da en az 1 milyon Kürt kadınının yaşadığını düşünüyor. İBB ve 39 ilçe belediyelerinden sadece iki tanesinde Kürtçe hizmet verilmesi ve bu sayının Kürt kadınlarının ihtiyacını karşılamaktan uzak olması nedeniyle bir dizi görüşme gerçekleştirme kararı alıyorlar:

“Bu tespitlerin ardından, hazırladığımız veri analizi politika öneri belgesini Kürt nüfusunun yoğun olduğu Arnavutköy, Beyoğlu, Avcılar, Sancaktepe, Ataşehir belediyelerine ve İBB’ye bizzat sunduk. Kadın danışma merkezlerinde Kürtçe bilen uzman personelin istihdam edilmesi, 7/24 erişilebilir tercüman desteği sağlanması, anadilde hizmet eğitimleri verilmesi ve sığınaklara dair Kürtçe broşürler hazırlanması gibi somut politika önerileri ilettik. Ayrıca farklı etnik kimliklerdeki mülteci veya Kürt kadınların şiddet verisinin tutulmamasının da büyük bir sorun olduğunu vurgulayarak bu verilerin kayıt altına alınmasını talep ettik.”

“Anadilinde konuşamamak çoklu şiddete yol açıyor”

“Şiddet mekanizmasından çıkmaya çalışırken kendi dilinde konuşamamak, kadını kamu kurumlarında çoklu şiddete maruz bırakıyor ve travmayı tetikliyor” diyen Derya Aslan adliyelerde tercüman desteğinin bunun için yeterli olmadığını düşünüyor: “Tercüman olsa da çok yanlış notlar alınıyor, hikaye başka bir yere dönüşüyor ve kadın hakkını savunamıyor. Hastanelerde ve kollukta ise tercüman hiç yok. Kolluğa giden kadın derdini anlatamadığı için ikna edilip eve geri gönderiliyor. Kürtçe ifade veremediği için eve gönderilip katledilen Fatma Altınmakas bunun en acı örneğidir. ‘Kürtçe konuştuğumda kendimim ama yardım istediğimde dilimi unutmam beklendi. İyileşmem için Kürtçeye ihtiyacım vardı’ diyen kadınların hikayeleri, tercümanın tek başına yeterli olmadığını, kadının kendini kendi dilinde ifade edebileceği bağımsız mekanizmalara ihtiyaç duyduğunu açıkça gösteriyor. İktidarın kadını kamusal alandan çekip eve mahkum eden aile odaklı politikalarıyla da birleşince, kadınlar çözümsüz kalıp şiddet gördükleri yere dönmek zorunda bırakılıyor. Dil engeli, bizatihi yeni bir şiddet üretiyor.”

Mustafa Yıldırımtürk: “Denizlerin son sözleri hafızamıza yerleşti”

Mustafa Yıldırımtürk ‘İzler’ adlı kitabında, Türkiye’nin çalkantılı dönemlerine dair kişisel tanıklığını ve dönemin mücadele tarihinin önemli kesitlerini okurla buluşturuyor.

Kolaj: Evrensel gazetesi

Yaşamı boyunca 6 kez tutuklanan ve toplam 12 yıl 3 ay cezaevinde kalan Mustafa Yıldırımtürk, bu döneme ait anılarını İzler kitabında bir araya getirdi.

‘İzler – Fırtınalı Yıllardan Anılar (1970-1990)’ adını taşıyan kitap, Kor Kitap tarafından basıldı.

Mustafa Yıldırımtürk anılarında, Türkiye’nin çalkantılı dönemlerine dair kişisel tanıklığını ve dönemin mücadele tarihinin önemli kesitlerini okurla buluşturuyor. Mensubu olduğu Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kuruluşundan cezaevi yıllarına uzanan anılarında dönemin ruhunu anlatmaya çalışıyor.

Mustafa Yıldırımtürk ile kitabın ortaya çıkışını, devrimci mücadele ve dayanışmayı, Türkiye’de yargının geldiği durumu ve o dönemin bugüne bıraktığı izleri konuştuk.

Yıldırımtürk, uzun bir zamandır kitabı yazmayı planladığını ve bunu da özellikle genç nesillerin ülkenin tarihini öğrenmesi ve her dönemi kendi koşulları ile kavrayabilmesi için yapmak istediğini söyledi.

Mustafa Yıldırımtürk kitabını imzalıyor

“Var olan anlatılar gerçekçi değil”

Söz konusu tarihi döneme ait pek çok kitap bulunuyor. Yıldırımtürk bunlara dikkat çekiyor ancak, söz konusu kitapların 12 Mart 1971 gerekse de 12 Eylül koşullarını oldukça karmaşık bir biçimde anlattığını düşünüyor. Ona göre, gerçekler ve dönemin siyasal aktörlerinin diğer aktörler ile kurduğu ilişkilerin kişiselleştirilerek anlatılması, daha objektif bir anlatıyı gerekli kılıyor. Yıldırımtürk, bu vesileyle bütünlüklü ve gerçekçi bir dönem anlatısını yazmaya çalıştığını söylüyor.

Kitapta Deniz Gezmiş ve arkadaşları için “Denizlerin son sekiz ayı bana dokunmuştu. Bu dokunuş öylesine etkili ve güçlüydü ki o günden bugüne verdikleri mücadeleyi ilerletme hedefimden bir milim sapmadım” ifadelerine de yer veren Yıldırımtürk, bu dönemle ilgili şunları söyledi:

“Denizler’in idam sürecinin hem yaşadıkları dönemde tanığı oldum hem de onların son sözleri manifesto olarak tarihe mâl oldu. O sözler aynı zamanda benim bütünlüklü bir benlik olarak beynime, ruhuma, duygularıma olağanüstü bir şekilde yerleşti.

Deniz’in son sözleri neydi? Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi, devrim ve sosyalizme inancı belirtiyordu ve bu anlamda diğer yoldaşların da ifadeleri aşağı yukarı bu temeldeydi.

Ben bunu yaşamsal olarak içime, ruhuma, duyguma ve belleğime sindirerek yaşadım. “Ne yaptım?” dersen, hep devrime ve sosyalizme karınca kararınca nasıl hizmet edebileceğim duygusu pratik yaşamımda, hayatımın her döneminde var oldu.”

“Devrimciler dayanışıyordu”

1988 yılında Metris Cezaevi’nden tünelden firar ettikleri olayı anlatan Yıldırımtürk, o dönemde farklı örgütlerden devrimcilerin birbirleriyle dayanışmak için hayatlarını ortaya koyduklarını belirtti.

“Toplumsal hareketin, yani sınıflar mücadelesinin tarihine dönüp baktığımızda dönemsel olarak zor koşullarda, özellikle de baskının ve şiddetin arttığı durumlarda, farklı düşüncelerde ve farklı görüşlerde olan insanların ortak düşmana karşı birleşme eğiliminde çok daha ileri bir noktada olduğunu görürüz.”

Kendisinin de yer aldığı Metris Cezaevi firarını da değerlendiren Yıldırımtürk, bu olayı da faşist infaz rejimi karşısında olumlu bir dayanışma olarak gördüğünü söyledi.

Metris Cezaevi’nden 29 devrimci ile firar ettiğinde 4 farklı örgütün güçleri oranında kolektif bir şekilde hareket edebildiğini aktaran Yıldırımtürk şu anısını da ekledi:

“Örneğin Partizan örgütünün, TKP-ML’nin, TİKKO’nun daha fazla fiziki gücü olmasına rağmen onların da kolektif çalışmasında, hatta içeride kendi örgütümün, TDKP’nin ilişkilerinin zayıf olduğu bir dönemde, gerek Partizan Yolu gerekse de Partizan TİKKO militanları bana bireysel olarak kendileriyle birlikte hareket edebileceğimi ve beni dışarıya götürebileceklerini teklif etmişlerdi. Bu dayanışma, faşizm zindanında olumlu bir dayanışmaydı.”

1971’de Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve arkadaşlarının Kartal Askeri Cezaevi’nden firar etmesini iki farklı örgütün başka bir ortak eylemine örnek olarak gösteren Mustafa Yıldırımtürk, bu eylemin sonucu olarak devrimcilerin birlikte ölüme gittiğini ve tarihe Kızıldere Katliamı olarak giren katliamın ortaya çıkardığını belirtti.

1990’lı yıllara gelindiğinde ise Türkiye’deki devrimci hareketin, sol-sosyalist devrimci parti ve grupların çoğu zaman birlikte ortak eylemlerde bulunduğunu söyleyen yazar hâlâ bazı siyasal yapılanmaların belli oranlarda grupçuluk, farklı ideolojik yapılanma içerisinde kendini daha öne çıkarma anlayışları bugün de tamamen ortadan kalkmadığını savundu. Yıldırımtürk, İstanbul’daki son 1 Mayıs eylemlerinin de bu durumu ortaya koyan üzücü bir tarih olarak kayıtlara geçtiğini belirtti.

100 yıllık sürece bakıldığında dönemsel olarak farklılıklar olduğunu dile getiren yazar, devrimci hareketin daha çok 1960’lardan 1970’lere kadarki süreçte nitelikli şekilde ortaya çıktığını ve o dönemin de sadece Türkiye özelinde değil, uluslararası gelişmelere bağlı olarak, başta Avrupa ülkeleri de olmak üzere önemli ölçüde, özellikle de gençlerin öncülük ettiği, kitlesel eylemlilikler içerisinde olduğunu söyledi.

Bugün gençliğin, geçmişin mirasını ve mücadelenin hangi aşamalardan geçtiğini kavraması gerektiğini belirten Yıldırımtürk, gençlerin bugünkü mücadelede, kendi mücadelelerinin tarihsel bağlarını da iyi özümleyerek diğer kesimlerin mücadelesinin taleplerini de kendi talepleri gibi dert etmesi gerektiğini vurguladı. Yıldırımtürk, toplumsal sorunların ancak böylesi bir ortak hareket zemininde çözülebileceğini savundu:

“Bir bütünlük içerisinde sağlanamadığı takdirde gencin de, işçinin de, emekçinin de, çalışan kadının da Kürdün de Türk’ün de özgürleşmesi, gerçek anlamda bir ülkeye özgürlük ve demokrasi yerleşmesi mümkün değildir.”

“İnfaz rejimi geçmişten daha korkunç hâlde”

“12 Mart dönemindeki yarı askeri faşist mahkemeleri ve 12 Eylül’deki açık cunta uygulamalarını hukuki olarak günümüzle karşılaştırırsak şöyle bir farklılık görürüz” diyen Yıldırımtürk, eskiden yargılamaların bir biçimiyle hukuka ve anayasaya uyuyormuş gibi gösterildiğini bugün ise yıllardır süren Erdoğan yönetiminde sürecin çok daha fazla fütursuzlaştığını belirtti. İktidarın, yargı sistemini kendi istekleri doğrultusunda ele geçirdiğini söyleyen Mustafa Yıldırımtürk, günümüzdeki infaz rejiminin 12 Eylül ve 12 Mart’tan daha farklı şekilde korkunç bir hâl aldığını vurguladı.

Eski mahkemelerde de emir komuta zincirinin varlığına dikkat çeken Yıldırımtürk, bu durumu kendi yaşadığı bir örnek üzerinden anlattı:

“Örneğin, benim 12 Eylül sonrası ikinci kez tutuklanmamda bu kadar sorgulamaya, işkencede bana hitap edecek veya suçlu gösterecek bir şey olmamasına rağmen beni niye tutuklamaya çalıştığını sorduğumda savcı ‘Yukarıdan emir var, seni tutuklayacağım.’ demişti. Çünkü Halkın Kurtuluşu davasının planı yapılmıştı arka planda. Benim tutukluluğum da bu yüzdendi ama yine de bir şeye dayandırıyorlardı.”

Bugün bunların tamamen keyfi ve iktidarın çıkarlarına hizmet edecek bir biçim aldığını belirten Yıldırımtürk, anti-demokratik uygulamaların sıradanlaştığını ve tırnak içerisinde de olsa demokrasi ve parlamento ile icraat sürdüren bir devletin hukuki anlamda sorumsuz politikalarının net şekilde görülebildiğini söyledi.

Mustafa Yıldırımtürk hakkında

Azeri kökenli Mustafa Yıldırımtürk, 1950 yılında Kars’ta dünyaya geldi. Bolşeviklere karşı isyan etmesi nedeniyle Gürcistan’dan Türkiye’ye sığınmak durumunda kalan bir babanın 6. çocuğu olan Yıldırımtürk, ağabeyi Yavuz Yıldırımtürk’ün etkisiyle ortaokul yıllarında Marksist düşüncelerle tanıştı.

Liseyi Kars’ta okuyan Yıldırımtürk, üniversiteye ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde başladı. 1970’li ve 1980’li yıllarda 13 kez gözaltına alındı, altı kez tutuklandı. En son Halkın Kurtuluşu Gazetesi yazı işleri müdürü olarak tutuklandığı TDKP davasından 370 yıl ceza almış ancak cezaları düştü.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.