Dilovası ailelerinin adalet nöbeti sonuç getirdi

7 işçinin yaşamını yitirdiği Dilovası Katliamı’nın ardından ailelerin başlattığı adalet nöbeti sonucunda aralarında Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de olduğu 7 kamu görevlisi tutuklandı. Kararı değerlendiren dava avukatı Umutcan Tarcan cezasızlık rejiminin sokaktaki kararlılıkla aşıldığını belirtirken patlamada ailesini kaybeden Emine Bulut ise 7 aydır ilk defa mutlu olduğunu söyledi.

Mağdur aileleri 20 Mayıs’taki duruşma öncesinde basın açıklaması yaptı, Fotoğraf: Abbas Vural / Niha+

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025 tarihinde 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirmesine sebep olan patlamanın ardından hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin iki hafta önce Gebze Meydanı’nda adalet nöbetine başlaması sonuç getirdi.

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı dün (25 Haziran) aralarında Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz’in de olduğu yedi müdür ve bir zabıta personeli hakkında yakalama, arama ve el koyma kararı verdi. Bu karar doğrultusunda dün gözaltına alınan sekiz kişiden yedisi bu sabah denetim ve sorumluluk ihmalinden tutuklandı.

Tutuklananlar alınanlar arasında Dilovası Belediyesi Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu, Dilovası Belediyesi Eski İmar ve Şehircilik Müdürü (Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı) Hüseyin Öztürk, Dilovası Belediyesi Eski Yapı Kontrol Müdürü Selim San, Dilovası Belediyesi Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli, Dilovası Belediyesi Eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve Dilovası Belediyesi Zabıta Müdür V. Nizamettin Balcı bulunuyor.

Av. Tarcan: “Aileler mücadeleyi sokağa taşıdı”

Niha+’ya konuşan dava avukatlarından Umutcan Tarcan gözaltıların işçi ailelerinin kararlı mücadelesinin sonucu olduğunu savundu.

Avukat Umutcan Tarcan, Fotoğraf: Kocaeli Üniversitesi

Türkiye’de pek çok iş cinayeti işlendiğini belirten Tarcan, avukatlık pratiği olarak da, politik pratiklerde de en çok karşılaştıkları konunun iş cinayeti davalarında hem kamu görevlileri hakkında soruşturma izni dahi verilmemesi hem de düzenli olarak bir cezasızlık rejiminin dayatılması olduğunu savundu.

Bunu aşmanın yolunun da sadece mahkemelerde mücadele etmekten değil, mücadeleyi sokağa taşımaktan geçtiğini söyleyen Tarcan, Dilovası ailelerinin de bunu başardığını vurguladı:

“Çok uzun süredir, neredeyse katliamın yaşandığı günden bu yana sadece hukuki mücadeleyi değil, fiili politik mücadeleyi de çok kitlesel, başarılı bir şekilde yürütüyorlar. Eğer böyle bir kamuoyu baskısı oluşturulmasaydı, geçmişte yaşadığımız pek çok deneyimde olduğu gibi yine dosyanın kamu görevlilerinin hiçbir şekilde yargılanmadığı, patronlarla iktidar bürokrasisi arasındaki ilişkinin teşhir edilmediği bir zeminde, kamuoyundan kaçırılarak yürütüleceği pek olasıydı.”

“Tahliyeler durdurulmalı”

Dilovası Belediyesi’nde yaşanan tutuklamalarda Dilovası ailelerinin meseleyi kitleselleştirmesinin çok büyük payı olduğunu söyleyen Tarcan, mücadeleyi devam ettirmenin de gerekli olduğunu belirtti. Dilovası Belediyesi’nin yanı sıra Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Sosyal Güvenlik Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi kurumların da sorumluluğu olduğunu söyleyen Tarcan, bu nedenle mücadeleyi, politik zeminde de yürüterek bunun devamlılığını sağlamak gerektiğinin altını çizdi.

Tarcan, ailelerin diğer taleplerini de anlattı:

“Aynı şekilde başka talepler de var. Onların da dile getirildiği bir süreç yaşayacağız önümüzdeki dönemde. Bunların başında bu davanın kamuoyundan kaçırılmasının önüne geçilmesi geliyor. Bir an önce davanın Gebze’ye taşınması ve Gebze’de devam ettirilmesi, cezaevi koridorlarından kurtarılması gerekiyor. Ali Osman Akat hakkında da zaten yaşanan güncel gelişmelerden biri o. Öldürme suçundan bir soruşturma başlatıldığını öğrendik. O soruşturmanın en kısa süre içinde tamamlanarak onun da öldürme suçundan yargılanıyor olması gerekiyor. Tahliyelerin durdurulması gerekiyor.”

Emine Bulut: “7 aydır hiç bu kadar mutlu olmamıştım”

Patlamada annesi ve ablasını kaybeden Emine Bulut da duygu ve düşüncelerini Niha+ ile paylaştı:

“Son dönemde hiç bu kadar mutlu olmamıştım. 7 aydır gülmeyen yüzüm iki gündür hep gülüyor. Şükürler olsun. Bu günleri de gördük. Adalet yerini bulmaya başladı. Daha doğrusu adaletin mücadelemizle yerine gelmeye başladığını görmeye başladık.”

Emine Bulut, Fotoğraf: Nazım Özgün Erbulan

Destek gösterenlere teşekkür de eden Bulut, daha fazlası için mücadeleyi de sürdüreceklerini belirtti:

“Sendikalara, sivil toplum kuruluşlarına, halkımıza, bize yardımcı olan ve kol kanat geren, yanımızda olan tüm basın yayın çalışanlarına ayrı ayrı buradan teşekkür ediyorum. Çok mutluyum. İnşallah daha iyisini de göreceğiz. Umarım dahası da olacak.“

Ne olmuştu?

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında 8 Kasım 2025 tarihinde meydana gelen çıkan yangında Tuğba Taşdemir (17) ile kuzeni Nisanur Taşdemir (15), Cansu Esetoğlu (15), Hanım Gülek (52), Esma Gikan (31), Şengül Yılmaz (59) ve Tuncay Yıldız hayatını kaybetmişti. Yaşanan patlama, sadece işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması değil, aynı zamanda denetim ile görevli kamu kurumlarının kaçak işletmede kayıt dışı ve çocuk işçi çalıştırılmasına göz yumulması nedeniyle de tartışma yaratmıştı.

Dilovası Katliamı’na yönelik soruşturmada aralarında iş yeri sahiplerinin de bulunduğu yedi kişi tutuklanmış, Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı ve üç zabıta personeli ise görevlerinden uzaklaştırılmıştı. Tutuklanan sanıklardan birisi olan Kurtuluş Oransal, Ceza İnfaz Kurumu’nda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Ravive Kozmetik’te yaşanan patlamaya ilişkin davanın ilk duruşması 24 Mart 2026’da, ikinci duruşması ise 20 Mayıs’ta görüldü. Davanın ikinci duruşmasında verilen ara karar ile 3 sanığın tutukluluğunun devamına karar verilirken 3 sanık ise tahliye edilmişti. Fabrika sahipleri ve yakınlarının “olası kast ile ölüme sebebiyet vermek” ile yargılandığı davada verilen tahliye kararları işçi aileleri ve avukatların tepkisine neden olurken, aileler kamu görevlilerine yönelik bir soruşturmanın bir an önce başlatılması gerektiğine de dikkat çekmişti.

Dilovası Davası’na son 2 gün: “Kamu görevlileri de soruşturulmalı”

Kocaeli’de 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik’teki patlamaya ilişkin davanın ikinci duruşması 20 Mayıs’ta görülecek. Davaya ilişkin değerlendirmede bulunan Kocaeli Barosu Başkanı Av. Caner Karakadılar yargılamanın suçun işlendiği yerde görülmesi gerektiğine dikkat çekti. İSİG Meclisi’nden Selçuk Karstarlı, kamusal kusurun es geçilemeyeceğini vurguladı. İşçilerin aileleri ise adaletin sağlanmasını istiyor.

8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik’e ait parfüm fabrikasında meydana gelen patlama sonucunda 3’ü çocuk 7 işçi hayatını kaybetmişti. Olayın ardından fabrikanın çalışma koşulları, denetim eksiklikleri ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı tartışma konusu olurken açılan davanın ikinci duruşması ise 20 Mayıs’a ertelenmişti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ait bir binanın hemen yanında faaliyet gösteren işletme hakkında, yıllardır iş güvenliği eksikliklerine ilişkin CİMER şikayetleri ve basında çıkan haberler bulunuyordu. Buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı davanın ilk duruşmasında şirket sahiplerinin suçu kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren fabrika sahibi Kurtuluş Oransal’a atması ve bir sanığın serbest bırakılması tepki çekmişti. Ayrıca duruşma öncesi ve esnasında yaşanan hak ihlalleri de tartışmalara neden olmuştu.

Av. Caner Karakadılar: “Yargılama suçun işlendiği yerde görülmeliydi”

Celse katılma talebi reddedilmesine rağmen davayı gözlemci olarak takip eden Kocaeli Barosu Başkanı Avukat Caner Karakadılar, 20 Mayıs’ta görülecek duruşmada adaletin sağlanması için kamuoyuna davaya sahip çıkma çağrısı yaptı.

Yargılamanın suçun işlendiği yerde görülmesi gerektiğini vurgulayan Karakadılar, Dilovası Davası’nın Gebze Adliyesi’nde görülmesi gerektiğini hatırlattı. Karakadılar, ailelerin kilometrelerce uzakta bulunan Kandıra Cezaevi Yerleşkesi’ne getirilerek bir kez daha mağdur edildiğini ve cezaevi yerleşkesi içerisinde giriş-çıkışların yanı sıra güvenlik önlemlerinin daha katı kurallara tabi tutulduğunu söyledi. Yaşananların aleniyet ilkesine aykırılık teşkil ettiğini savunan Karakadılar, kamu görevlilerine yönelik soruşturmanın da derinleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmanın hâlâ Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürüldüğünü söyleyen Karakadılar, ilk bilirkişi raporunun Dilovası Belediyesi ve SEDAŞ yetkililerinin sorumluluğuna işaret ettiğini söyledi. Karakadılar, Dilovası Belediyesi’nin 2021 yılında hakkında yıkım kararı verilen atölye binasını yıkmamasını ve SEDAŞ’ın bu kaçak binaya elektrik ruhsatı vermesini “asli kusur” olarak nitelendirdi. Olaydan önce basına yansıyan ihbarların gereğini yapmayan İŞKUR ve SGK yetkililerinin de soruşturulması gerektiğini belirten Karakadılar, “Bahsettiğimiz bu kusurlar gerçekleşmemiş olsa bu kaza yaşanmayacak ve 7 canımız hâlen aramızda olacaktı.” dedi.

“Önlemlerin “olursa olsun” ile geçiştirildiği yerde olası kasttan söz edilir”

İş kazaları davalarının toplumun tamamını ilgilendiren davalar olduğunu savunan Karakadılar, benzer olayların yaşanmaması için dava takibinin hayati öneme sahip olduğunu da söyledi. Sendika ve meslek örgütlerinin bu davalara destek vermemesi durumunda yaşananların gündemden düştüğünü ve sorumluların gerektiği gibi cezalandırılmadığının altını çizen Karakadılar, benzer acıları yaşamamak için davayı sonuna kadar takip edeceklerini de belirtti.

Sanıkların olası kasttan dolayı ceza alıp almamasına ilişkin görüşlerini de paylaşan Kocaeli Barosu başkanı, fabrikadaki çalışma koşullarına dikkat çekerken “olursa olsun” anlayışının hakim olduğu bir ortamda olası kasttan söz edilebileceğini ancak bunun ise mahkemenin kararı ile belirleneceğini ekledi:

“Ravive Kozmetik firması olağanüstü tedbir ve güvenlik önlemleri gerektiren kimyasal ve yanıcı hammadde ihtiva eden parfümeri dolumu ve paketlemesi yapmaktadır. Dosyadaki bilirkişi raporlarına ve tanık anlatımlarına baktığımızda işyerinde yangın merdiveni dahi olmayan, sigortasız, günlük 500 ile 700 TL arasında yevmiyeli çalışmanın olduğu ve çalışanların evden geldikleri kıyafetlerle çalıştırıldığı; kaza gününe kadar çalışanlara bir kez bile iş güvenliği eğitimi verilmeyen bir yerden bahsediyoruz. Suçun kanuni tanımındaki fiilin gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, sonucun meydana gelmesi istenmeyen ancak göze alınan, âdeta ‘olursa olsun’ denilen bir durum söz konusu ise ‘olası kasttan’ söz edilir. Dosyadaki tüm delil ve tanık anlatımlarına göre şirket yetkililerinde olası kastın olup olmadığını yargılamanın sonunda mahkemece verilecek kararda göreceğiz.”

Selçuk Karstarlı: “Ruhsat sürecinde yangın denetimi yapılmamış”

İşletmenin ruhsat sürecine dikkat çeken İSİG Meclisi üyesi Selçuk Karstarlı, Niha+’ya bulunduğu değerlendirmelerde kamu kurumlarının sorumluluğunu şu sözlerle ortaya koydu:

“Bir düzeltme ile başlayayım, işletmenin Dilovası Belediyesi tarafından verilmiş bir ruhsatı var. Ama bu durum kamu kurumları açısından daha vahim hale getiriyor. Çünkü ruhsat sürecinde yangın denetimi yapılması gerekirdi ama bu denetim yapılmaksızın bu ruhsat verilmiş. Hatta kozmetik ürünlerin üretimi Sağlık Bakanlığı iznine tabi, bu izin de alınmadığı halde belediye çalışma ruhsatını denetlemiş. Usulsüz işlem bu kadarla da sınırlı değil; aynı belediye, ruhsat verdiği işyerine daha önce yıkım kararı vermiş. Yani yıkacağım dediği binada yangın ve iş güvenliği yönünden denetim yapmadan üretim yapılması için ruhsat vermiş.”

Ravive Kozmetik örneği gibi Türkiye’deki birçok iş cinayetinin arkasında sistematik bir cezasızlık zırhı bulunduğunu belirten Karstarlı şu verileri aktardı:

“Ravive Kozmetik gibi yanan, patlayan ve işçilerin hayatını kaybetmesine neden olan onlarca işyeri örneği var. Bunun arkasında adeta işverenlere giydirilmiş denetimsizlik ve cezasızlık zırhı var. Ülkede işçi canı resmen işverenin insafına terkedilmiş durumda. Bundandır ki İSİG Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 2105, yılın ilk ayında en az 622 işçi çalışırken öldü.”

“Asıl kaygım davanın işverenle sınırlı kalması”

Katliamda sorumluluğu bulunan kamu kurumlarının yargılama dışı kalmaması gerektiği vurgulayan Karstarlı, mahalle sakinlerinin şikayetlerinin de göz ardı edildiğini anlattı:

“Benim asıl kaygım bu davanın işveren ile sınırlı kalmasıdır. Ortada açık bir kamu kusuru var. Dilovası Belediyesi çalışmasını engellemesi gereken bir işyerine ruhsat vermiş, denetlememiş, göz yummuş. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi işyeri denetimleri yapmamış, Sosyal Güvenlik Kurumu sigortasız ve çocuk işçi çalıştırılmasına göz yummuş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise iş güvenliği denetimlerini yerine getirmemiş. Sağlık Bakanlığı sağlık açısından uygunluğu denetlenmemiş ürünlerin piyasaya sürülmesini engellememiş. Yani tüm kurumları ile devlet bir suça göz yummuş. Üstelik de mahalle sakinleri tarafından bu işyeri CİMER’e, belediyeye ve kaymakamlığa yazılı olarak şikayetler yapılmış, ama 1 yıl boyunca bu şikayetlere kulak asan olmamış. ‘İşyerini bulamadık’ diye tutanak ile konu kapatılmış. Ancak şu anda süren tek dava işverenler ile ilgili olan dava. Henüz kamu kurumlarının kusurlarına ilişkin açılmış bir dava yok. Daha önceki işçi katliamlarında da benzerlerini sıkça gördüğümüz üzere bu davada da kamu kurumları aklanır ise işçi ölümlerinin engellenmesi pek mümkün olmaz.”

“Tedbir alınana kadar faaliyetlerin durdurulması gerekir”

İSİG Meclisi raporlarına göre sadece 2024 yılında en az 74 işçinin yangın ve patlama olaylarında hayatını kaybettiğini hatırlatan Karstarlı, benzer vakaların önlenmesi için şu teknik ve idari adımların atılması gerektiği ifade edildi:

“Yangın ve patlamalar işyerlerinin gerekli tedbirleri uygulamamasından kaynaklanıyor. Bunların başında uygun makine ve teçhizat kullanımı; yangın algılama, söndürme ve acil kaçış için gerekli teknik tedbirlerin alınmaması; çalışanlara gerekli eğitimlerin verilmemesi sayılabilir. Özellikle yanıcı kimyasallar ile çalışan işyerlerinde ve toz patlaması tehlesi olan işyerlerinde kullanılan makine, ekipman ve tesisatların ATEX direktifine uygun olması gerekir. Ancak bu makine ve ekipmanlar oldukça pahalı ekipmanlar, yanan birçok işyerinde bu teknik gerekliliklere uyulmadığı görülüyor. Hendek havai fişek fabrikası, Oba Makarna ve Ravive Kozmetik de bu işyerlerine örnek. İşveren maliyetten kaçınmak ve daha fazla kazanç elde etmek için bundan kaçmış olabilir fakat devletin temel görevlerinden birisi de bu tedbirlerin alınmasını sağlamak ve almayan işyerlerinde faaliyet yürütülmesini engellemektir.

Ülkemizde bu türden denetimlerin sayıca yetersizliği kadar yaptırımlarının zayıflığı da önemli bir sorun. Eğer işçilerin ölmesini, yangın patlama gibi olayları engellemek istiyorsa devletin uygulayacağı yaptırım, tedbirler alınıncaya kadar işletmenin faaliyetlerinin durdurulması olmalıdır. Ancak devletin sınıfsal karakteri düşünülünce de bunun kendiliğinden olmayacağı ortadadır. Bu alandaki politika değişikliği ancak işçi sınıfının, emekten, halktan yana kesimlerin mücadelesi ile mümkün olacaktır.”

Emine Bulut: “Şirket sahibinin çocukları yalan söyledi”

Daha önce bir dönem Ravive Kozmetik’te çalışan ve patlamada annesi ve ablasını kaybeden Emine Bulut ise bir bayramı daha buruk geçireceklerini söyledi. Bulut, daha ilk duruşmada sanıkların yalan söylediğini belirterek şunları söyledi:

“Sanıklar suçu babalarına atarak kurtulmaya çalışıyorlar ama bu mümkün değil. Ben daha önce 1 ay orada çalıştım. Şirket sahibinin çocukları sürekli gelip giderlerdi. Davada yalan söylediler. Ablama daha önce emirler verdiklerini de hatırlıyorum. Bunu ilk duruşmada yüzlerine de söyledim. Beni tanımadıklarını iddia ettiler ama biz birlikte üretim bile yapmıştık ve bunu da hatırladıkları için yüzüme bile bakamadılar utançlarından.”

Şahin Taşdemir: “En yüksek cezayı istiyoruz”

Patlamada oğlunu kaybeden Şahin Taşdemir ise yaşadıkları acının tarifinin çok zor olduğunu belirtti. Taşdemir, sanıkların verilebilecek en ağır ceza ile cezalandırılmaları gerektiğini ifade etti:

“Bizim çocuğumuz bu sanıklar biraz daha zengin olsun diye öldü. Benim eşim hâlâ her gün mezara gidip ağlıyor. En yüksek cezayı istiyoruz. Bu dünyada olmasa diğer tarafta ödeyecekler hesabını. Adalet yerini buluncaya kadar iki elimiz yakalarında olacak.”

Dilovası Katliamı davası: Zaman aşımına karşı mücadele

Dilovası’nda 7 işçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik katliamının duruşması 26 Mart’ta görüldü. Duruşmada salonun basına ve yurttaşlara kapatılması ve sanıkların ifadeleri tartışma yarattı.

Kocaeli’de 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik katliamına yönelik 8’i tutuklu 16 sanığa açılan davanın ilk duruşması sona erdi. Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapasite yetersizliğini sebep göstermesi nedeniyle Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında bir sanığın tahliyesine karar verilirken dava 20 Mayıs’a ertelendi.

Sanıklar “üretimde söz hakkı olmadığını” iddia ederek suçu facia sonrası kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren babalarına yüklemeye çalıştı. Sanık patron Altay Ali Oransal’ın “Binlerce kaza oluyor ama ben hiç patronun yargılandığını ya da ifadeye çağrıldığını duymadım” diye savunma yapması çarpıcı bir ifade olarak kayıtlara geçti.

Dört gün süren duruşmanın ilk gününde davayı takip etmeye gelen yurttaşlar duruşma salonuna alınmazken basın çalışanlarının telefon ve kayıt cihazlarını içeri sokması da engellendi.

Basının takibi engellendi

Yurttaşlar “kapasite sorunu nedeniyle Kandıra’ya taşınan davada nasıl yer olmuyor” sorusunu yönelterek yasaklamaları protesto etti. Basını engellemeye yönelik girişimler ise birçok kurum ve siyasetçi tarafından eleştirildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DEM Parti, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi partilerin yanı sıra Birleşik Metal-İş Sendikası, İstanbul Barosu, Türk Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) gibi kuruluşlar da davayı takip etti. Kocaeli Kadın Platformu gibi sivil toplum kuruluşlarının davaya katılma talepleri ise reddedildi.

1 sanık tahliye, 7 kişinin tutukluluğu devam

Mağdur aileleri, konuşmalarında çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekerken işçilerin mola ve yemek koşullarına ilişkin görüntüler de mahkemeye delil olarak sunuldu.

Savcılık, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istese de mahkeme “suçluyu kayırma” nedeniyle tutuklu bulunan Onay Yörüklü’nün tahliyesine karar verdi. 7 sanığın tutukluluğunun devamına karar verilen duruşma 20 Mayıs’a ertelendi. Ayrıca mahkeme, kamu görevlileri hakkındaki soruşturmanın hangi aşamada olduğunun sorulmasını istedi.

Avukat Yetigin: “Türkiye’deki emek rejimi ile de hesaplaşmak zorundayız”

Dava avukatlarından Elif Yetigin de Niha+’ya konuştu:

“8 Kasım 2025’de gerçekleşen bu işçi katliamı dosyasının ilk duruşmasında, dört gün boyunca işçilerin nasıl bir sömürü zincirinin parçası olduğunu anlatmaya çalıştık. Yalnızca şirket sahiplerinin sorumluluklarıyla değil, Türkiye’deki çalışma yaşamının sorunlarıyla da hesaplaştık. Çünkü Dilovası Katliamı gibi her katliam, bir sonraki katliamı tetikliyor. Cezasızlık, başka cezasızlıkları doğuruyor.”

“Bankalara müzekkere yazılması, şirketler arasındaki ilişkilerin daha detaylı incelenmesi gibi taleplerimizin mahkeme tarafından kabul edilmesi önemliydi. Zira sanıklar, teknik olarak şirket sahibi olan ve geçtiğimiz aylarda geçirdiği kalp krizi ile yaşamını yitiren babalarına suçu yükleyerek kendilerini aklamaya çalışıyor.”

Davanın sadece ailenin şirketleri ile sınırlı olmadığını, küresel şirketlerin de üretim faaliyetinde yer aldığını aktaran Yetigin; bu sebeple Lider Kozmetik CEO’sunun da bir sonraki duruşmada dinlenmesine karar verildiğini belirtti.

Kamu görevlileri yönünden devam eden soruşturmanın akıbetinin sorulma kararının önemli olduğunu söyleyen Yetigin, Soma ve Hendek katliamlarında yaşanan zaman aşımı uygulamalarını hatırlatarak benzer bir şeyin yaşanmaması için mücadelemizi edeceklerini belirtti.

Kamuoyunun davayı sahiplenmesinin kritik önemde olduğunu belirten Yetigin, “Bu davada adalet, ancak emekten ve demokrasiden yana olan kamuoyunun desteği ile yerini bulacaktır” dedi.

Ne olmuştu?

8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik fabrikasında meydana gelen patlama, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularını yeniden gündeme taşımıştı.

Patlama sonucunda 3’ü çocuk olan 7 işçi hayatını kaybetti. Olayın ardından fabrikanın çalışma koşulları, denetim eksiklikleri ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı tartışma konusu olurken, yaşananlar iş cinayetleri ve denetimsizlik eleştirilerini yeniden gündeme getirdi.

Çalışma Bakanlığı’na ait İŞKUR binasının yanında bulunan üretim atölyesinin daha önce defalarca şikayet edildiği öğrenilmişti. İşletmenin yıllardır sigortasız işçi çalıştırdığı ve iş sağlığı ve işçi güvenliği koşullarının sağlanmadığına ilişkin CİMER şikayetleri ve de basına yansımıştı.

Katliamın ardından tutuklanan sanıklardan birisi olan Kurtuluş Oransal, Ceza İnfaz Kurumu’nda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.