Tiran’da çevre eylemi olarak başlayıp hükümet karşıtı kitlesel bir harekete dönüşen protestolarda, katılımcılar Başbakan Edi Rama’nın istifasını ve köklü kurumsal reformlar yapılmasını talep ediyor.
Fotoğraf: Citizens kanalı
Arnavutluk hükümetine karşı vatandaşların öncülük ettiği protestolar, 24. gününe girerek ülkede son yıllarda sürdürülen en uzun soluklu sivil hareketliliklerden biri haline geldi. Her akşam Tiran merkezinde toplanan protestocular, Başbakan Edi Rama hükümetine olan memnuniyetsizliklerini dile getirerek kendi görüşlerine göre vatandaşlara karşı daha sorumlu ve daha demokratik bir sistemi güvence altına alacak siyasi ve kurumsal değişiklikler talep ediyorlar.
Korunan Pishe Poro-Narta bölgesinde turistik tesislerin inşasına karşı bir protesto olarak başlayan süreç, artık hükümete ve Arnavutluk’un son 35 yılda tüm büyük siyasi partiler tarafından yönetilme biçimine karşı daha geniş bir harekete dönüştü. Protestocular “Yeni bir Arnavutluk” çağrısında bulunuyor ve iktidarda yer alıp Arnavut halkına zarar verdiğine inandıkları kararlar almış tüm siyasetçiler hakkında soruşturma açılmasını talep ediyor.
Üç haftayı aşkın süren günlük gösterilerin ardından, protestoları organize eden grup “meşru ve müzakere edilemez” olarak nitelendirdikleri beş temel talebi açıkladı. İlk talep, Başbakan Edi Rama ve hükümetinin derhal istifa etmesi oldu. Organizatörler, hükümetin yönetme meşruiyetini kaybettiğini ve geçici bir teknokrat hükümetin kurulması yoluyla siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu savunuyor.
İkinci talep ise ülkeyi en az bir yıl süreyle yönetecek, özgür seçimler ile kurumsal reformların koşullarını hazırlayacak, sınırlı bir yetkiye sahip ve partiler üstü bir teknik hükümetin kurulması. Protestocular ayrıca, halk referandumu yoluyla onaylanması gerektiğini savundukları anayasa değişiklikleri ve seçim reformu çağrısında da bulunuyorlar.
Talepler listesi, siyasi partilerin finansmanına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasını da içeriyor, organizatörler mevcut sistemin şeffaflıktan uzak olduğunu ve yasa dışı çıkarların siyasete yön vermesine izin verdiğini öne sürüyor. Bir diğer talep ise herhangi bir başbakan için en fazla iki dönemlik bir anayasal sınır getirilmesini öngörüyor.
Bu taleplerin yanı sıra organizatörler, korunan alanları, kültürel miras alanlarını etkileyen yasal değişiklikler ve tartışmalı kalkınma projelerini kolaylaştıran bir mekanizma olarak gördükleri stratejik yatırım teşvik sistemi de dahil olmak üzere çeşitli hükümet politikalarına karşı muhalefetlerini yinelediler.
Fotoğraf: Citizens kanalı
Protestolar büyük ölçüde barışçıl geçse de organizatörler ile Başbakan Rama arasındaki gerilim son günlerde tırmandı. Aktivistler, başbakanı “karalayıcı ve küçümseyici” olarak nitelendirdikleri açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları aracılığıyla protesto katılımcılarını kamuoyu önünde hedef almak ve itibarsızlaştırmaya çalışmakla suçluyor. Hükümet ise protestoları hafife alarak organizatörlerin niyetlerini sorguluyor.
Organizatörler ve katılımcılar, talepleri karşılanana kadar gösterilerin her akşam devam edeceğini söylüyorlar.
Protestolar oldukça kutuplaşmış bir siyasi ortamda gerçekleşiyor ve Arnavutluk hükümetinin son aylarda karşılaştığı en kararlı sivil meydan okumayı temsil ediyor. Hareketin somut siyasi veya kurumsal değişikliklere yol açıp açmayacağı belirsizliğini koruyor, ancak şimdiden Arnavutluk’ta kamusal memnuniyetsizliğin ve daha fazla hesap verilebilirlik taleplerinin önemli bir ifadesi haline gelmiş durumda.
Arnavutluk halkının Zvernec’teki bir sahilinturizm projesi kapsamında satılması ardından başlayanyolsuzluk karşıtı eylemleri iki haftadır devam ediyor. Eylemlerin nedenlerini, nasıl örgütlendiğini ve halkın taleplerini anlatan yurttaşlar çevre aktivistlerinin başlattığı bölgesel eylemlerin “yeni bir Arnavutluk” talebiyle devam eden ulusal bir harekete dönüştüğünü söyledi.
Fotoğraf: Erisa Kryeziu
Arnavutluk halkının başkent Tiran’daki Avlonya (Vlora) şehrindeki Zvernec bölgesinde planlanan turizm projesine karşı eylemleri 30 Mayıs’tan bu yana devam ediyor. Protestocular, projenin iptali ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın istifasını gerçekleşene kadar protestoların süreceğini belirtmişti.
Zvernec’teki bir sahilin, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ile damadı Jared Kushner’e ait olduğu iddia edilen turizm projesi kapsamında satılması, protestoların başlangıç noktası olurken yaklaşık iki haftadır devam eden protestolarda “Arnavutluk satılık değildir” sloganı öne çıkıyor. Binlerce vatandaşın katıldığı bu eylemlerin nedenlerini, yolsuzluk iddialarını ve Arnavutluk halkının taleplerini eylemciler ve uzmanlar ile konuştuk.
Trump’ın damadı olan Jared Kushner, aynı zamanda Amerikalı iş insanı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı. Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, 4 milyar euroluk olduğu bilinen bir turizm projesi kapsamında Adriyatik kıyısındaki Sazan Adası’nın bir bölümünü oteller, villalar, apartmanlar, marina ve diğer lüks tesislerin yer aldığı lüks bir tatil merkezine dönüştürmeyi öngörüyor.
Kushner, İran, Ukrayna ve Rusya’yı kapsayan bir dizi diplomatik girişimde ABD temsilcisi olarak da yer almıştı. Ayrıca Trump, Şubat 2026’da Kushner’ı resmen Barış Özel Temsilcisi olarak atamıştı.
“Eylemlerin sebebi, son olay ile sınırlı değil”
Protestolara katılmak için birden fazla neden olduğunu belirten Anila Hoxha, son olayın ayaklanmayı tetikleyen sürecin yalnızca doruk noktası olduğunu söyledi. Protestoların sadece turizm projesine karşı bir tepki olmadığını vurgulayan Hoxha, Arnavutluk halkının, yozlaşmış mevcut hükümete karşı pek çok şikâyeti bir süredir dile getirdiğini savundu.
Hoxha, protestoların ne Amerika ne de İsrail gibi başka devletlerin politikalarıyla ilgisi olmadığını belirterek sorunlarının kendi hükümetleri ve yolsuzlukla ilgili olduğunun altını çizdi.
“Bu sorun sadece Arnavutluk’un sorunu değil”
Meselenin yatırımcıların uyrukları ile ilgisi olmadığını belirten Hoxha, projenin yapılacağı yerin doğal zenginlikler açısından oldukça önemli bir bölgeye yapıldığını ve bu nedenle de sorunun herkesi ilgilendirdiğini söyledi:
“Asıl mesele yatırımcıların uyrukları değil, doğal zenginlikler açısından büyük öneme sahip bir bölgeye yapılan yatırımın kendisi. Bu sorun yalnızca Arnavutluk’un sorunu da olmamalı çünkü bu bir doğa sorunu.”
“Hükümetten istifa dışında beklentimiz yok”
Turizm projesinin özel ve elitist bir ada olarak sunulma biçiminin, halk arasında soru işaretleri uyandırdığını söyleyen Hoxha, bahse konu olan toprakların hiçbir şekilde kimsenin mülkiyeti altında kalmasını istemediklerini belirtti:
“Bu topraklar tarih boyunca Arnavutluk halkına aitti. Bundan sonra da öyle olmalı. Artık mevcut hükümetten bir beklentimiz yok ama talebimiz net. İstifa ve hukukun üstünlüğüne dayalı, her zaman doğru olanın yanında durarak Arnavutluk için çalışacak yeni bir hükümetin kurulması.
Yolsuzluk yıllardır hüküm sürdüğü için, bunu çok kısa sürede ortadan kaldırmak zor olabilir; ancak bu soruna çözüm yolları olduğuna inanıyoruz ve önlemler alarak, çeşitli faaliyetler yürüterek ve farkındalığı artırarak bununla mücadele edilebileceğine inanıyoruz.”
Fotoğraf: Erisa Kryeziu
“Devletin kayıtsızlığıbüyük tepki yarattı”
Protestoların, çevre aktivistlerinin sahadaki iş makinelerini fark etmesiyle Mayıs ayında başladığını ve ardından bölgenin, buldozerler ve dikenli teller ile çevrildiğini belirten gazeteci Erisa Kryeziu ise bölgeyi korumakla görevlendirilen özel güvenlik şirketinin agresif bir tepki vererek bir eylemciyi dövüp yerde sürüklemesi sonucunda durumun tırmandığını söyledi.
Olayın polislerin önünde meydana gelmesi ve polislerin ise özel güvenliğe müdahale etmemesinin geniş çaplı tepkiye yol açtığını belirten Kryeziu, sosyal medyada hızla yayılan bu olay videolarının birçok vatandaşta devlete ve onun kolluk güçlerine dair güvensizlik hissi yarattığını savundu.
Protestoların 12. günde başkent Tiran’ın ana bulvarına kadar taşındığını belirten Kryeziu, eylemlerin bölgenin zengin biyoçeşitliliğini simgeleyen flamingolara atıf ile “Flamingo İsyanı” olarak bilinmeye başladığını söyledi.
“Arnavutluk satılık değil” ve “Projeyi iptal edin” ana sloganlardı diyen Kryeziu, hareketin artık ekolojik kaygıların ötesine geçerek yönetim, şeffaflık, karar alma süreçlerine katılım ve siyasi iktidar ile sermaye grupları arasındaki ilişkiye dair daha geniş bir hayal kırıklığı ifadesi haline geldiğini belirtti.
“Anti-emperyalist bir hareket olarak tanımlayamayız”
Bazı aktivistlerin ve yorumcuların projeleri yabancı yatırımcılar ve daha geniş jeopolitik çıkarlarla ilişkilendirdiğini anlatan Kryeziu, hareketin temel taleplerinin, kamu yararı ve Arnavutluk’ta çevrenin korunmasıyla ilgili olduğunu, bu nedenle de Amerikan veya İsrail dış politikasına karşı bir hareket olarak tanımlanamayacağını söyledi:
“Arnavutluk’ta yaşanan durum, turizm geliştirme adına önemli kararların alınmasıdır. Ancak bu kararlar şeffaflıktan uzaktır ve iktidara yakın küçük bir yatırımcı grubuna fayda sağlarken sıradan vatandaşlara çok az ya da hiç yarar sağlamadığı izlenimini vermektedir. Aynı zamanda bu projelerin çoğu doğa, biyolojik çeşitlilik ve Arnavutluk’un koruma altındaki alanları pahasına gerçekleştirilmektedir. Bu durum çevrenin korunması, kamu yararı ve demokratik karar alma süreçleri konusunda ciddi endişeler yaratmaktadır.”
“Meydanlar kadın ve gençlerle dolu”
Protestoların bazı muhalif siyasetçiler ve örgütler tarafından desteklense de bağımsız olduğunu belirten gazeteci Kryeziu, tek ortak düşüncenin Arnavutluk’un geleceği olduğunu söyledi.
Eylemlerin sosyal medya sayfaları ve grupları aracılığıyla örgütlendiğini belirten gazeteci, meydanların özellikle gençler ve kadınlar ile dolu olduğunu ve eylemlerin içeriğinin de kalabalık gruplarda kararlaştırıldığını belirtti.
“Protestolar sistem karşıtı harekete dönüştü”
Protestoların ilk günlerinde birçok medya kuruluşunun Zvernec’te yaşanan protestoları ve sahadaki çatışmaları haberleştirmediğini belirten gazeteci, olayın uluslararası gündeme taşınması ile yayın yapılmaya başlandığını belirtti.
Bu durumun Arnavutluk’taki anaakım medya ile siyasi iktidar arasındaki yakın ilişkiyi de gösterdiğini söyleyen Kryeziu, medyanın gözden kaçırdığı diğer bir noktanın ise protestocuların çeşitliliği olduğunu savundu:
“Meydanlarda toplumun her kesiminden insanlar bulunuyor. Bu insanlar Rama hükümetinden, onun propagandasından ve yıllardır toplumu temsil edemeyen geleneksel muhalefetten yorulmuş durumda. Bu nedenle protestolar artık yalnızca belirli bir çevre projesine karşı bir tepki değil, ‘Yeni Bir Arnavutluk’ talebiyle ortaya çıkan daha geniş kapsamlı bir sistem karşıtı harekete dönüşmüştür.”