Toplumun yarısı yok sayıldığında: Afganistan edebiyatının geleceği

“Kadın, tarihsel irade sahibi bir birey olarak görülmek yerine, başkalarının kararlarının nesnesi haline getirilir. Fakat ben kadınların gerçek tarihinin bir ‘var oluş’ tarihi olduğunu düşünüyorum; kaydedilmediğinde bile var olan bir mevcudiyet.”

Fotoğraf: AWNA

Hadis Habibyar’ın Araştırmacı ve Yazar Farah Mostafavi ile yaptığı ve Afghanistan Kadın Haber Ajansı’nda (AWNA) yayınlanan söyleşisini sizler için Türkçeleştirdik.


Afganistan edebiyatı ve kültürü, son yıllarda tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya. Kadınlara yönelik geniş çaplı kısıtlamaların; onları üniversitelerden, medyadan, sanattan ve kamusal alanın pek çok boyutundan uzaklaştırdığı bir dönem… Kadınların silinmesi yalnızca bireysel fırsatların kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda bir toplumun kolektif hafızasını, toplumsal anlatılarını ve insani deneyimlerini de sessizliğe bürünme tehlikesiyle baş başa bırakıyor.

Bu bağlamda, kadınların toplumdan soyutlanmasının Afganistan kültürü ve toplumsal kimliği üzerindeki etkilerini ele almak üzere Afgan araştırmacı ve yazar Farah Mostafavi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Vatan yalnızca bir coğrafi bir parça değil”

Farah Mostafavi sözlerine düşünsel ve mesleki hayatının uzun yıllarının Afganistan toplumunu, kültürünü, kadınların rolünü ve siyasi değişimlerin sosyal yaşam üzerindeki etkilerini incelemekle geçtiğini söyleyerek başladı. Akademik hayatının farklı aşamalarında hukuk ve siyaset bilimi, diplomasi, uluslararası güvenlik ve son yıllarda da insan hakları alanında araştırmalar yaptığını belirten Mostafavi, vatanı olan Afganistan’dan uzakta yaşasa da vatanın coğrafi bir parçadan çok daha fazlası olduğunu ifade etti:

“Bugün Afganistan’dan uzakta yaşıyorum, ancak vatan benim için mekânsal mesafeyle insandan kopup giden sadece coğrafi bir parça değil. Vatan, insanın yanında taşıdığı hafızaların, dilin, deneyimlerin, acıların, umutların ve soruların bütünüdür. Benim için yazmak yalnızca metin üretmek değildir, unutulmaya yüz tutmuş bir şeyi, yani hafızayı koruma çabasıdır. Her toplum, toprağını kaybetmeden önce hafızasını kaybedebilir, çünkü insan sadece ekmekle ve güvenlikle yaşamaz. İnsan anlamla, anlatıyla ve görünür olma imkânıyla da yaşar. İnsan kendi deneyimini ifade edemediğinde ve toplumun bir kesimi ortak dünyayı paylaşmaktan mahrum bırakıldığında, mesele sadece bireysel bir yoksunluk olmaktan çıkar, bir milletin kendini tanıma yetisinin bir parçası yok olup gider.”

Kadınların toplumdan uzaklaştırılmasının Afganistan’ın bilim, sanat ve edebiyatı üzerindeki etkilerini değerlendiren Mostafavi’ye göre düşünce, farklı insani deneyimler yan yana geldiğinde, insanlar soru sorabildiğinde, karşı çıkabildiğinde, diyalog kurabildiğinde ve dünyaya farklı açılardan bakabildiğinde şekillenir:

“Kadınların yer almadığı bir üniversite, yalnızca kız öğrencileri kaybetmiş olmaz, toplumun hayati sorularının bir kısmını da kaybeder. Kadınların bulunmadığı bir medya, yalnızca birkaç gazeteciden yoksun kalmaz, hayatın gerçekliğinin bir parçasına artık tercüman olamaz. Kadınların susturulduğu bir edebiyat ise sadece birkaç yazarı kaybetmez, dile dökülmesi gereken insani deneyimin çok önemli bir gövdesini yitirir.

Ancak kadınların toplumdan silinmesi meselesinin yanında, daha büyük bir soruyu da gündeme getirmek gerekir: Afganistan’daki düşünce krizi.”

“Düşünce üretme fırsatını kaçırdık”

Mostafavi, Afganistan’ın sorununun yalnızca kimlerin kamusal alandan mahrum bırakıldığı olmadığını söyleyerek asıl sorunu “Bizim yıllardır sloganların, güç odaklarının ve büyük kelimelerin tekrarından değil, toplumun gerçek ihtiyaçlarından doğan derin ve toplumsal bir düşünce üretme fırsatını kaçırmış olmamızdır” şeklinde tanımladı.

Bazen hazır cümlelerin ve kavramların arasında kaybolduğumuzu belirten Mostafavi, şu soruyu sordu: Afganistan acaba kendi insani gerçeklikleri zemininde mi inşa edildi, yoksa anlam üretmekten ziyade sadece gürültü çıkaran baskı, tekrar ve değer katmanları üzerine mi kuruldu?

Mostafavi, tarihsel krizlerden birinin “ses” ve “anlam” arasındaki farkı görmemek olduğunu söyleyerek “Çünkü her ses değerli değildir ve sesin yüksek çıkması her zaman hakikatin göstergesi sayılmaz” dedi. Mostafavi, üretebildikleri duygusal, acıyı dile getiren, feryat eden, yarayı gösteren bir edebiyatın yanında hâlâ acının yüzeyini aşabilen, soru soran, analiz eden ve geleceği tahayyül edebilen bir edebiyata ihtiyacımız olduğunu vurguladı.

Sevgi, acı ve fedakarlıkla inşa edilen her şeyin bir süre gizli kalsa bile gelecekte mutlaka kendi yolunu bulacağını söyleyen Mostafavi, kadim bir tarihi olan kadınları silmeye yönelik her adımın tam tersi bir sonuç verdiğini aktardı:

“Çünkü bu durum kadınları daha bilinçli, daha uyanık ve daha kararlı kılmaktadır.”

“Resmi tarih gücün tarihidir”

Kadınların Afganistan tarihinde, kültür ve edebiyat alanındaki rolü ne olduğuna da değinen Mostafavi, resmi tarihi bir kenara bırakıp insanların gerçek yaşamına bakarsak bambaşka bir tablo ortaya çıktığını ifade etti:

“Resmi tarih çoğunlukla gücün tarihidir, kaydetme imkânı olanların tarihidir. Ancak yaşamın tarihi, çoğu durumda evlerde, hafızalarda, ailelerde ve taşıyıcısı kadınlar olan anlatılarda korunmuştur.

Yani kadınlar, Afganistan kültürünün en büyük koruyucuları ve muhafızları olagelmiştir. Ana dili, ninniler, gece masalları, halk şiirleri, kültürel kutlamalar, ailevi gelenekler, savaş ve göç hatıraları ile toplumun pek çok ahlaki değeri kadınlar aracılığıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Çağdaş edebiyatta da kadınlar sadece kadınlar hakkında yazmadılar; savaşı, aşkı, yoksulluğu, göçü, umudu, korkuyu, yenilgiyi ve geleceği yazdılar.

Kadınların Afganistan edebiyatındaki varlığı, sadece kadın yazar sayısının artmasından ibaret değildi, Afgan insanına bakışın yeni bir tarzda sahneye girişiydi. Ben resmi tarihe her zaman temkinle bakarım; çünkü pek çok dönemde kadınlar bu tarihte ya yok sayılmış ya da göstermelik bir varlık göstermişlerdir. Kadın özgürlüğünden söz edildiğinde bile bu özgürlük zaman zaman kadınların kendi tercihlerinden ziyade, egemen güçlerin bir projesi olarak tanımlanmıştır. Tıpkı bugün kadınların toplumdan silinmesinin bir başka güç tarafından uygulanması gibi…

Her iki durumda da tehlike şudur: Kadın, tarihsel irade sahibi bir birey olarak görülmek yerine, başkalarının kararlarının nesnesi haline getirilir. Fakat ben kadınların gerçek tarihinin bir ‘var oluş’ tarihi olduğunu düşünüyorum, kaydedilmediğinde bile var olan bir mevcudiyet.”

Taliban’ın kadınlara yönelik kısıtlamalarının Afganistan’daki kültürü etkileyip etkilememe meselesinin sadece kadın hakları konusu değil, kültürün ve insani toplumun niteliğiyle ilgili bir mesele olduğunu belirten Mostafavi, bir toplumun kültürünün o toplumdaki kadınların katılım düzeyinden okunabileceğini savundu:

“Toplum sadece bireylerin birleşimi değildir, insanların birbirini gördüğü, konuştuğu, deneyimlerini paylaştığı ve anlam ürettiği ortak bir dünyadır. Kadınlar üniversiteden, medyadan, sanattan, edebiyattan ve kamusal alandan silindiğinde, nüfusun sadece yarısı bir kenara atılmış olmaz; toplumun kendisini tanıdığı o dünyanın bir parçası daraltılmış olur. Şunu da eklemeliyim ki kültürü hükümetler yaratmaz; kültür insanlar arasında, diyalogda, farklılıkta, çeşitli deneyimlerin ve anlatıların yan yana gelmesinde şekillenir.

Toplumun ana seslerinden biri olan kadın susturulduğunda, kültür de giderek tek sesli ve sığ bir hal alır. Kendine sadece tek bir açıdan bakan bir toplum, er ya da geç kendi hakikatinin bir parçasını kaybedecektir.

Kadınların kendi aralarında kullandığı çok güzel bir söz vardır: ‘Evimin ışığını açık tutuyorum.’

Bu sade cümlenin çok derin bir anlamı var. Bu ışık, karanlık bir gecede sadece bir odayı aydınlatan bir lamba değildir; yarının ışığıdır. Çocukların, ailenin ve toplumun hâlâ nefes alma imkânına sahip olacağı bir yarının…

Ne acı ki kadınlar, yukarıdan aşağıya dayatılan kısıtlamalarla ve kendi iradeleri dışında, evlerinin ışığını açık tutmaktan alıkonuluyorlar. Oysa ev, sadece dört duvardan ibaret değildir; ev “hafıza”dır. Ev; dilin, kültürün, masalın, sevginin ve insani deneyimin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yerdir. Bu çarkın tamamen durduğunu hayal edin; işte o zaman toplum zifiri bir karanlığa ve kültürel bir yoksulluğa gömülür. Bu kadar basit: Kadınların sistemli bir şekilde yok sayılması sürecinin tekrarlanması, Afganistan toplumunun kültürünü ve sosyal kimliğini doğrudan etkiler; tek kutuplu, ideolojik, dinamizmden ve gelişimden uzak bir toplum yaratır. Karanlık, kadın düşmanı, eril, durgun ve kapalı bir toplum meydana getirir.”

Mostafavi, her toplumun kendi anlatıları sayesinde yaşayıp ölümsüzleştiğini hatırlatarak milletlerin kendileri hakkında anlattıkları hikayelerle kendilerini inşa ettiklerine dikkat çekti. Mostafavi eğer kadınlar kendi deneyimlerini kaydedemezlerse, gelecek nesil Afganistan hakikatinin sadece bir kısmını tanıyabileğini söyledi ve “Kadın sesinin olmadığı bir tarih, sayfalarının yarısı yok olmuş ve çürümüş bir kitaba benzer” ifadelerini kullandı.

Mostafavi, bugün daha karmaşık bir durumla karşı karşıya olduğumuzu da ekledi:

“Dünya kamuoyunun büyük ölçüde savaşlara, küresel krizlere ve gelecek kaygısına odaklandığı bir ortamda, sessiz sedasız sistemli bir yok etme süreci devam ediyor. Bir grup, toplumun yarısını kamusal alandan uzaklaştırmayı başardı. Fakat unutmamalıyız ki edebiyat bu silinmeye karşı direnmektedir; Afgan kadınlarının edebiyatı, ‘Ekmek, İş, Özgürlük’ edebiyatıdır ve kadınların geniş mücadelesinin sesidir.

Kısıtlamalara karşı duran ve kendi deneyimlerini kaydeden kadınların sesi, sadece bireysel bir protesto değildir; çok değerli bir tarihsel dönemin belgelenmesidir. İktidardaki erkekler tarafından unutturulma çabası biz kadınların varlığını bir süreliğine kısıtlayabilir ama insani deneyimi yok edemez. Çünkü insanlar, iyisiyle kötüsüyle, kadınlardan dünyaya gelmiştir. Kadın köktür, asıldır; köke ne kadar balta vururlursa vurulsun kurumaz, yeniden tohum verir ve yeniden boy gösterir. Belki bu dönem sancılı geçebilir ama hakikate dönme imkânı her zaman vardır ve kadınların bu kez de kazanacağına inanıyorum.

Ülkemiz geçmiş yıllarda pek çok fırsata sahipti; ancak bazen iktidar gürültüsü, projeler, dış yardımlar ve siyasi rekabetler arasında derinlemesine düşünme fırsatını kaçırdık ve hepimiz bir boşlukta kaldık. Belki de tarihimizin en acı fırsatlarından biri tam da bu andır; yokluktan ve boşluktan doğan bir an… “Biz neydik? Ne olduk? Ve ne olacağız?” sorularını sormak için bir fırsat.”

Kadınların son yirmi yılda, Afganistan kültür ve edebiyatının en önemli üreticilerinden biri olduğunun altını çizen Mostafavi, Afganistan deneyiminin yeni bir boyutunu dile getirmeyi ve tanıtlmayı başaran pek çok kadın şair, yazar ve araştırmacının doğuşuna tanıklık ettiğini hatırlattı.

Mostafavi, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Ancak bugün yaşanan bu zorunlu duraklamayı sadece bir son olarak görmemek gerekir; tarih bazen duraklama anlarında yeniden doğma imkânı bulur. Anka kuşunun kendi küllerinden yeniden doğduğunu duymuşsunuzdur. Bu efsane, Afganistan toplumunda gerçeğe dönüşen acı tarihsel tecrübelerden biridir. Umuyorum ki Afganistan bu kez ‘yıkanıp temizlendikten sonra kirli elbiselerini yeniden giymez.’

Eğer bir kız çocuğu bugün uyandığında kendisini kısıtlamaların, bekleyişin ve tükenmişliğin tekrarlanan çarkında buluyorsa, bilmelidir ki tam da bu an, tarihsel bir deneyimi kaydetmenin başlangıcı olabilir. Yazsın; sadece bugün için değil, yarın için yazsın. Belki bugün kimse onun yazdıklarını okumayacak ama yine de yazsın; çünkü insan kendi deneyimini kaydetmediğinde, tarihsel varlığının bir parçasını yitirir. Yazının kusursuz, eksiksiz ve yayımlanmaya hazır olmasını beklememek gerekir. Bazen sade bir not, kısa bir cümle veya kişisel bir hatıra, yüzlerce resmi metinden daha fazla tarihsel değer taşır. Bana göre yazmak, insanın varlığını ilan etmesidir ve işte bu varlık, Afgan kadınının anlatısını silinemez ve tarihsel kılar.”

Taliban’ın kadın düşmanı uygulamalarının beş yılı: 2021-2026

Taliban polislerinin Herat’ta kadınları darp ederek gözaltına almasının ardından Afganistan’daki kadın haklarının durumu tekrar gündeme geldi. 2021’den beri Afganistan’ın yönetiminde olan Taliban’ın en son uygulaması ise kadınların yanında “mahremi” (erkek vasisi) olmadan markete yalnız çıkmasını yasaklamak oldu.

Fotoğraf: Pexel

8 Haziran’da Afganistan’ın Herat kentinde Taliban Ahlak Polisi’nin en az 30 kadını darp ederek gözaltına almasıyla başlayan protestolar Afganistan’daki kadın haklarının durumunu gösterdi. Taliban polisinin protestoculara ateş açması sonucu bölgede en az 20 kişinin yaralandığı ve yaralananlar arasından biri çocuk iki kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. Yerel kaynakların aktardığına göre bazı yaralılar, Taliban’ın hastaneleri kontrol etmesi ve yaralıları tespit ederek yakınlarını gözaltına alması nedeniyle tıbbi yardım dahi alamadı.

Protestoların ardından sosyal medyada Afganistan’daki kadına şiddet videoları tekrar gündem oldu. Afganistanlı gazeteci ve hak savunucusu Nilofar Moradi, bir kadını kırbaç yoluyla darp eden bir erkeğin olduğu videoyu paylaşarak “Burası 2026 yılında Afganistan, Taliban tarafından herkesin gözü önünde kırbaçlanan iki kadın. Afgan kadınlar, en temel insan haklarından ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmış durumda. Bu adaletsizlik sürerken geriye tek bir soru kalıyor: Dünya sağır ve kör mü oldu? Uluslararası toplum, Afganistan’daki milyonlarca kadının yaşadığı acıları neden görmüyor ya da buna karşı neden harekete geçmiyor?” dedi.

Kadın düşmanı en az 100 kararname

Afganistan’da sürdürdüğü totaliter ve kadın düşmanı politikalarla bilinen Taliban, 2001’de devrilmesinin ardından 2021’de tekrar Afganistan hükümetinin başına geçmişti. Afganistan’da Taliban’ın 20 yıl aradan sonra tekrar yönetime geçmesiyle kadına yönelik uygulamalar çok daha derin bir cinsiyet ayrımcılığı (gender apartheid) boyutuna ulaştı. Stop Gender Apartheid platformunun verilerine göre Taliban yönetimi altında geçen bu 5 yılda, kadınların varlığını doğrudan hedef alan 100’den fazla kararname çıktığı kaydedildi.

Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesinin ardından ilk olarak ülkedeki Kadın Bakanlığı feshedildi ve “İyiliğe Emretme ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı” kuruldu. Bu bakanlıkların getirdiği kurallar, kadınları Taliban Ahlak Polisi tarafından kamusal alanda seslerinin duyulmamasından vücutlarını tamamen örtmelerine kadar katı denetlemelere tabi tutuyor. Kısıtlamaya karşı tavır alanları ise “şeriata muhalefet” suçlamasıyla hapis, darp veya ölüm cezasına mahkum ediyor.

Taliban iktidarıyla birlikte önce kadınların eğitim ve çalışma hakları tamamen kısıtlandı. Ardından kamusal alanda kadının varlığına yönelik de kısıtlamalar geldi. 31 Temmuz 2024’te Taliban lideri Hibetullah Ahundzade tarafından onaylanan “Erdem ve Refahı Teşvik Kanunu” ile tüm bu yasaklar tek bir hukuki çerçeveye oturtuldu. Kadınlar artık tek başlarına pazara gidemiyor, doktora gidemiyor, hukuki yardım alamıyor ve kamusal alanda şarkı bile söyleyemiyor.

Ev içi ilişkilere, evlilik yaşına, fiziksel cezaya kadar genişleyen düzenlemelerin olduğu bu ülkede kadına dair fiziksel cezalar ise yönetmelikte “kırbaçlama” (tazir ve hudud), “taşlama” (recm) veya “dayak” cezası olarak geçiyor.

Taliban yönetiminde kadına yönelik kısıtlamalar: 2021–2026 kronolojisi

Ağustos 2021’de iktidara gelen Taliban, bugüne kadar kadın ve kızları hedef alan onlarca kararname çıkardı. Çıkarılan hiçbir kararname geri alınmadı.

2021

Ağustos 2021

Karma eğitime yasak getirildi, erkek öğretmenlerin kız öğrencilere ders vermesi yasaklandı. Ortaöğretim düzeyinde kız öğrencilerin okula dönüşü fiilen engellendi.

Eylül 2021

Kadın İşleri Bakanlığı lağvedildi, yerine Erdem ve Refahı Teşvik, Kötülüğü Önleme Bakanlığı kuruldu. Meslek sahibi kadınlara “bir sonraki duyuruya kadar” evde kalmaları emredildi.

Aralık 2021

Kadınların mahremsiz (erkek vasi) 72 km’den uzun mesafeye seyahat etmesi yasaklandı. Toplu taşıma araçları bu direktifi uygulamakla yükümlü kılındı.

2022

Mart 2022

Kadınların mahremsiz yurt dışına çıkışı yasaklandı. Okul açılışı ilan edildikten yalnızca birkaç saat sonra kız okulları yeniden kapatıldı, 7. sınıf ve üzeri kız öğrencilerin okullarına kesin yasak getirildi.

Mayıs 2022

Kadınların dışarıda göz hariç tüm vücutlarını örten burka giymesi zorunlu hale getirildi. Mahremsiz toplu taşıma kullanımı yasaklandı, ehliyetin kadınlara verilmesi durduruldu.

Temmuz 2022

Kadın çalışanlara maaş alabilmek için erkek akrabalarını işe göndermeleri teklif edildi. Uçuş görevlisi kadınlar işten çıkarıldı.

Ağustos 2022

Kadınlara yönelik ahlak polisi teşkilatı kuruldu. Üniversitelerde sınıf ayrımı kesinleşti, kadın öğrencilerin okul içinde yüzlerini kapatmaları emredildi.

Kasım 2022

Kadınların halka açık spor salonları, hamamlar, parklar ve eğlence parklarına girişi yasaklandı.

Aralık 2022

Kadınların üniversiteye girişi tamamen yasaklandı. Uluslararası ve yerel STK’larda kadın çalışanlar işten çıkarıldı, aksi takdirde kuruluşların lisanslarının iptal edileceği açıklandı. Bunun üzerine Save The Children, the Norwegian Refugee Council ve CARE gibi bazı uluslararası yardım kuruluşlarının çalışmaları durduruldu.

2023

Mart 2023

Cumhuriyet dönemi mahkemelerince verilen binlerce boşanma kararı geçersiz sayıldı.

Nisan 2023

BM ajanslarında çalışan Afgan kadınlara yasak getirildi. Herat’ta kadınların ve ailelerin bahçeli ya da açık alanlı restoranlara girişi yasaklandı.

Temmuz 2023

Güzellik salonları kapatıldı, ülke genelinde binlerce kadın bu kararla işini yitirdi.

Ekim 2023

Kandahar’da kabul edilebilir tek örtünme biçiminin burka olduğu okullara yazılı olarak bildirildi.

2024

Mart 2024

Taliban lideri Akhundzada, kadınların alenen recmedilmesinin yeniden uygulamaya konulacağını açıkladı.

Ağustos 2024

“Erdem ve Refahı Teşvik, Kötülüğü Önleme Kanunu” yürürlüğe girdi (35 madde). Mevcut tüm kısıtlamalar resmileştirildi, kadınların sesi “mahrem olmayan” erkeklerin yanında alenen duyulamaz hale getirildi. Kadın ve erkeklerin birbirine bakması yasaklandı. Bakanlığa yargı denetimi olmaksızın gözaltı ve cezalandırma yetkisi tanındı.

Aralık 2024

Kadınların hemşirelik ve ebelik okumalarına yasak getirildi. Üniversitelerdeki kadın idari personelin işine son verilmesi için üniversitelere yazılı talimat gönderildi.

2025

Ocak 2025

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Taliban lideri Akhundzada ve Baş Yargıç Haqqani hakkında insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.

Kasım 2025

Afgan kadınların BM ajanslarında çalışması tamamen yasaklandı. İran sınırında kadın doktor ve ebelerin hasta kabul etmesi, personelin başörtüsü gerekçesiyle durduruldu.

2026

Ocak 2026

Yeni Ceza Usul Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Kocaların eşlerini, kırık kemik ya da açık yara oluşturmamak koşuluyla, dövmesini meşrulaştıran maddeler içeriyor. Söz konusu yönetmelik üç bölüm, on başlık ve 119 maddeden oluşuyor. Yönetmelik özellikle “golam” (köle) kavramını kullanarak kadınlara, çocuklara yönelik şiddeti yasallaştırıyor.

Mayıs 2026

Adalet bakanlığının 18 No’lu Kararnamesi ile ergenliğe girmiş bir kızın nikaha sessiz kalması evlilik onayı sayılabilir hale getirildi. Yeni ceza kanunu, kadınların kocasının izni olmadan akrabaları ziyaret etmesini suç saydı.

Haziran 2026 (son günler)

Laghman ve Nangarhar illerinde esnafa, mahremsiz alışveriş yapmaya gelen kadınlara satış yapmamaları, aksi takdirde dükkanlarının kapatılacağı ve kendilerinin tutuklanacağı bildirildi.

Not: BM Kadın Birimi verilerine göre Ağustos 2021’den bu yana çıkarılan hiçbir kararname geri alınmadı. Kronoloji, BM Kadın Birimi, Human Rights Watch, Wikipedia ve Hasht-e Subh (8am.media) kaynaklarından derlendi.

Uluslararası boyutta Afganistan’da insan hakları

Dünya genelinde ülkelerin özgürlük, demokrasi ve insan hakları durumlarını inceleyen Freedom House’un 2026 verilerine göre Afganistan, 100 üzerinden 8 puan alarak özgür bir ülke olmadığını tescillemiş oldu. Freedom House, bu verilerde Taliban’ın bütün politik ve sivil hakları askıya aldığını ve kadınların ve etnik azınlıkların ciddi özgürlük kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığının altını çiziyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insanlık dışı muamele riski bulunan ülkelere geri göndermeyi yasaklasa da Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi, bu sözleşmeyi aşarak Afganistan’a sınır dışı işlemlerini sürdürüyor. Özellikle Pakistan ve İran gibi sınır ülkelerinden sınır dışı edilen Afganistan vatandaşlarının sayısı milyonlarca.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) Nisan 2026 raporuna göre eğitimli kadın personeller kamu hizmetlerinden çekilirken 1 milyon kız çocuğunun eğitimi ise engelleniyor. Birleşmiş Milletler (BM) Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA) Sorumlusu Georgette Gagnon, 8 Haziran 2026’daki bir toplantıda Afganistan’da yaklaşık 22 milyon kişinin (nüfusun neredeyse yarısı) insani yardıma muhtaç olduğunu ve ülkedeki insan hakları krizinin derinleştiğini vurgulamıştı.

Öte yandan BM tarafından 18-19 Şubat 2024’te Katar’ın başkenti Doha’da organize edilen Afganistan konulu toplantıya Taliban, davet edilmiş olmasına rağmen kendilerinin Afganistan’ın tek temsilcisi olarak tanınması, yurt dışında bulunan Afganistanlı muhalif siyasi grupların ve sivil toplum temsilcilerinin toplantıya davet edilmemesi gibi şartların yerine getirilmemesini gerekçe göstererek heyet göndermemişti. Afganistan’la diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdüren Rusya ise Taliban’ın pozisyonunu destekleyen bir tutum sergileyerek toplantıya katılmamıştı.

BM Özel Raportörleri, Uluslararası Af Örgütü, UNICEF ve UNAMA Afganistan’daki insan hakları ve kadın haklarına dair düzenli raporlar yayınlasa da Taliban’ın BM’yi “talep ettiği şartlar gerçekleşmeden” muhatap almayı reddetmesi veya 2022 yılında Taliban’ın İnsan Hakları Komisyonu’nu feshetmesi gibi uygulamalar, uluslararası baskıyı genellikle işlevsiz kılıyor. Bu noktada Afgan diasporası, çeşitli eylemsellikler üzerinden Afganistan’daki hak ihlallerini birçok ülkenin gündemine koyabiliyor.

Taliban yönetiminde kadın karşıtı politikaların baş sorumluları

Ağustos 2021’den bu yana 80’i aşkın kararname yayımlayan Taliban yönetiminin mimarları. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), aralarından ikisi hakkında insanlığa karşı suç gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.

Molla Hasan Ahund

Yüce Lider — En Üst Otorite

Molla Hibetullah Ahundzade

Taliban’ın hem dini hem siyasi lideri ve tüm kararne­melerin nihai imzacısıdır. Kandahar’da inzivada yaşayan Ahundzade, uluslararası baskılara kapalı, son derece tutucu bir çizgi izlemektedir. Kadınların üniversiteye girişinin yasaklanmasından recm cezasının yeniden getirilmesine kadar tüm kararlar onun onayıyla yürürlüğe girer. Kabine görüşleri bu süreçte belirleyici değildir.

UCM Tutuklama Kararı — Temmuz 2025
Molla Hasan Ahund

Başbakan

Molla Hasan Ahund

Geçici hükümetin başı ve hareketin kurucu figürlerinden biridir. 1990’lardaki ilk Taliban iktidarında kadın eğitimine yasak ve cinsiyet ayrımı uygulamalarının mimarlarından sayılmaktadır. Kadınsız kabineyi yönetmiş, Kadın İşleri Bakanlığı’nın lağvedilmesi ilk kararları arasında yer almıştır.

Molla Abdul Gani Birader

Başbakan Yardımcısı

Molla Abdul Gani Birader

Taliban’ın kurucularından ve ABD ile Doha Anlaşması’nı müzakere eden kişidir. Ayrıca Taliban’ın siyasi işlerinden sorumlu en üst düzey yöneticisi konumunda.

Molla Muhammed Yakup

Savunma Bakanı

Molla Muhammed Yakup

Taliban’ın kurucusu Molla Muhammed Ömer’in oğludur. Güvenlik güçlerinin komutanı sıfatıyla kadın karşıtı kararne­melerin yerelde uygulanmasından doğrudan sorumludur. Harekette güçlü bir hanedanlık meşruiyeti taşımaktadır.

Siraceddin Hakkani

İçişleri Bakanı

Siraceddin Hakkani

Hakkani Ağı’nın lideri ve Taliban yönetiminin güç odaklarından biridir. Ahlak polisi ve iç güvenlik güçlerinin başında bulunarak kadınlara yönelik yasakların uygulanmasından sorumludur. ABD’nin en çok aranan listesindedir.

Mevlevi Emirhan Muttaki

Dışişleri Bakanı

Mevlevi Emirhan Muttaki

Taliban’ın uluslararası görüşmelerindeki görünür tek yüzüdür. Kadın yasaklarına yönelik uluslararası eleştirileri savuşturması ve politikaları “İslami yönetim” çerçevesinde sunması basına yansımıştır.

Mevlevi Abdul Hakim Hakkani

Baş Yargıç — Adalet Bakanı

Mevlevi Abdul Hakim Hakkani

Taliban yargı sisteminin başı olarak kadın karşıtı politikaların hukuki çerçevesini inşa etmiştir. Ocak 2026’da yürürlüğe giren ve eşe fiziksel cezayı meşrulaştıran Ceza Usul Yönetmeliği’nin mimarı olarak değerlendirilmektedir.

UCM Tutuklama Kararı — Temmuz 2025
Not: Kaynaklar: UCM, Human Rights Watch, Anadolu Ajansı, Wikipedia.

Afganistan vatandaşları ve hak savunucuları, Herat ve Kabil başta olmak üzere birçok kentte “Eğitim, İş, Özgürlük” sloganları atarak Taliban polislerinin kız çocuklarını ve kadınları darp etmesini ve “kıyafet kurallarına uymama” gerekçesiyle tutuklamasına tepki gösteriyor. Afganistan’da Afgan Kadınlarının Kendiliğinden Hareketi, Mor Cumartesiler Hareketi, Afgan Kadınları için Adalet ve Özgürlük Hareketi gibi kadın hareketleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü başta olmak üzere birçok kez Taliban yönetimine karşı protesto eylemleri gerçekleştiriyor ve erkekler tarafından ağır baskı ve işkenceye maruz kalan kadınların sesi oluyor. Bu kadın hareketlerinin bir kısmı Afganistan’da “yeraltı örgütlenmesi” yaparken bir kısmı ise uluslararası kamuoyuna Afgan kadınlarının sesini duyurmak amacıyla hareket ediyor.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.