SDG: “Entegrasyon süreci devam ediyor, tugayların eğitimi gecikmeye neden oluyor”

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kuzey Kuvvetleri Sözcüsü Mahmud Habib, SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyon sürecinin belirlenen aşamalar doğrultusunda devam ettiğini, tugayların eğitimi için gereken sürenin ise gecikmelere neden olduğunu söyledi.

Habib, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli televizyon kanalı Al-Arabiya’ya yaptığı açıklamada, entegrasyon kapsamında bazı askeri liderlerin atandığını belirterek, sürecin uygulanmasındaki gecikmenin tugayların eğitimi için gereken zamandan kaynaklandığını söyledi. Entegrasyonun tüm aşamalarının tamamlanması için belirlenmiş bir zaman çizelgesi bulunmadığını ifade eden Habib, sürecin belirli aşamalara göre ilerlediğini kaydetti.

Habib, SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın entegrasyon sürecini mümkün olan en kısa sürede tamamlamak konusunda istekli olduğunu belirtti.

Ne olmuştu?

Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki merkezi hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ülkenin kuzeydoğusundaki idari ve askeri yapıların devlete dahil edilmesine yönelik kapsamlı bir entegrasyon süreci başlatıldı.

SDG Lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara

İlk olarak Mart 2025’te imzalanan mutabakatla askeri birliklerin birleştirilmesi, enerji kaynakları ve sınır kapılarının yönetimi gibi konularda bir çerçeve çizilmiş; fakat özerklik ile merkezi otorite anlayışları arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle uygulama sürecinde aksamalar yaşanmıştı.

Yaşanan anlaşmazlıklar ve askeri çatışmaların ardından taraflar Ocak 2026’da yeni ve bağlayıcı bir entegrasyon anlaşmasına varmış, bu kapsamda SDG tugayları Suriye ordusuna dahil edilmeye başlanırken ağır silahlar, petrol sahaları ve kamu binaları aşamalı olarak merkezi hükümetin denetimine geçmişti.

Entegrasyon sürecinin siyasi ve toplumsal boyutunda ise Kürt kimliğinin, dilsel ve kültürel hakların tanınmasına yönelik çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri süreci destekleyen adımlar oldu.

Bununla birlikte, sivil idari kurumların birleştirilmesi, yerel güvenlik güçlerinin (Asayiş) İçişleri Bakanlığı yapısına entegrasyonu ve siyasi temsil oranları konularındaki müzakereler kritik bir eşik oluşturmayı sürdürüyor.

Ağustos 2026’da Şam’daki Halk Sarayı’nda Ahmed el Şara ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında gerçekleşen üst düzey görüşmede, askeri ve sivil entegrasyon anlaşmasının tam olarak hayata geçirilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğü dâhilinde kalıcı istikrarın sağlanması hedefleniyor.

“Çerçeve yasa” yarın Meclis’e sunuluyor

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen “çerçeve yasa” teklifi yarın saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacak. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı verilen yasa 10 maddeden oluşacak.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen “çerçeve yasa” taslağı, uzun süredir devam eden görüşme trafiğinin ardından somutlaşmaya başladı. Düzenlemenin, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı ile yarın (5 Ağustos) saat 10.30’da Meclis Başkanlığı’na sunulacağı bildirildi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, gün içinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken görüşmelerin olumlu ilerlediğini belirterek teklifin yarın Meclis Başkanlığı’na verileceğini ifade etmişti.

Ortak basın açıklaması yapılacak

Teklifin Meclis’e sunulmasının ardından saat 11.00’de AKP ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortak bir basın açıklaması yapması planlanıyor. Toplantıda AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala ve grup başkanvekillerinin yanı sıra MHP Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay, Filiz Kılıç ve Feti Yıldız’ın da yer alacağı belirtildi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan bilgilere göre teklifin Cuma günü Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi ve hafta sonuna kadar Genel Kurul’dan geçirilmesi hedefleniyor.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bugün (4 Ağustos) kanun teklifini imzaladı. Gün içinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de taslağa imza attığı bilgisi paylaşıldı. Teklife bu ana kadar Numan Kurtulmuş, AKP milletvekilleri, Devlet Bahçeli ve MHP’li milletvekilleri imza verdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) ise teklifi yarın imzalayacağı öğrenildi.

Meclis’te yoğun görüşme trafiği

AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ile Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, taslak gündemiyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Meclis Grubu’nu ziyaret etti. İkiliyi CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç ve beraberindeki heyet karşıladı.

Dün (3 Ağustos) ise görüşmeler gece saatlerine kadar sürmüştü. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ve Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Özgür Faik Erol, Öztürk Türkdoğan, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal ile yaklaşık 2,5 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. DEM Parti ile görüşmenin ardından AKP heyeti MHP’den Feti Yıldız ile bir araya geldi. Yıldız, görüşme sonrası mutabık olduklarını ve bir pürüz bulunmadığını söyledi. AKP’nin ayrıca HÜDA PAR milletvekilleriyle, Yeni Parti, CHP ve Yeni Yol yöneticileriyle de görüşme yaptığı aktarıldı.

DEM Parti MYK olağanüstü toplandı

Öte yandan DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları başkanlığında bugün saat 15.00’te olağanüstü toplandı. Toplantıda çerçeve yasa tartışmaları, siyasi partilerle yürütülen temaslar ve taslağın somutlaşması başlıklarının ele alındığı, partinin olağan MYK toplantısını ise 12 Ağustos’ta yapmasının beklendiği belirtildi.

AKP cephesinde de toplantı trafiği öne çıkıyor. AKP Meclis Grubu’nun yarın kapalı bir grup toplantısı düzenleyeceği, toplantıda Grup Başkanı Abdullah Güler ve Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın teklife ilişkin bilgilendirme yapacağı öğrenildi.

Yasanın 10 maddeden oluşması bekleniyor

Mezopotamya Ajansı’nın edindiği kulis bilgilerine göreyse DEM Parti ile AKP heyetleri çerçeve yasaya ilişkin bir görüşme daha gerçekleştirdi. Görüşmede, yasa taslağının 10 maddeden oluştuğu, bazı başlıklarda uzlaşı sağlandığı, bazılarının ise netleştirilmeye çalışıldığı kaydedildi.

Aktarılan ayrıntılara göre, DEM Parti heyeti metinden “terör” söyleminin çıkarılmasını isterken AKP heyeti bu ifadenin ilk ve ikinci maddede yer alacağını, sonraki maddelerde ise yalnızca “örgüt” ibaresinin kullanılacağını belirtti. Görüşmede DEM Parti tarafının, “amaç ve kapsam” maddesinde “silahların teslimi” yerine “imha ya da bırakma” ifadesinin kullanılmasını önerdiği, AKP heyetinin ise bu öneriyi yeniden değerlendirmek üzere not aldığı ifade edildi.

Bir başka başlıkta ise istisna tutulan fiillerin, “kasten öldürme” ile “2005’ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet” cezaları olarak düzenleneceği belirtildi.

Kurullar ve kadın temsiliyeti gündemde

Görüşmelerde kurumsal yapıya ilişkin başlıklar da ele alındı. AKP heyetinin, adı yasada geçmese de Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun yasayla birlikte oluşturulacağını, ayrıca en az üç alt kurul daha düşünüldüğünü aktardığı öğrenildi. Bu kapsamda geçmişe dönük talepler ile hukuki meseleleri inceleyecek bir kurulun ve sürece dahil olacakların sosyo-ekonomik koşullarını ele alacak ayrı bir kurulun oluşturulmasının planlandığı belirtildi.

DEM Parti heyetinin ise kurulların oluşturacağı alt komisyonlara ilişkin metne “bu komisyonlarda kadın temsiliyeti gözetilir” ifadesinin eklenmesini istediği, AK Parti heyetinin bu talebi not aldığı kaydedildi. Ayrıca DEM Parti’nin, bu düzenlemenin bir giriş/kök yasa olduğunu ve devam edecek demokratikleşme adımlarının başlangıcını oluşturduğunu vurgulayan bir girizgâhın eklenmesini önerdiği, AK Parti tarafının ise böyle bir değerlendirmenin yasa metni yerine gerekçeye yazılabileceğini belirttiği ifade edildi.

Öcalan: “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar”

Abdullah Öcalan’ın görüşleri de geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından çerçeve yasaya ilişkin trafik hızlanmıştı. Heyetin aktardığı mesajda Öcalan, çıkarılacak yasanın sürecin önünü açacak anahtar nitelikte ve önemli bir başlangıç olduğunu, bin kilometrelik yolun bir adımla başladığını belirterek toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkışın yaşanacağını vurgulamıştı.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

DFG ve MKG’den temmuz ayı basın özgürlüğü raporu: 27 gazeteci tutuklu

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) temmuz ayı hak ihlalleri raporlarına göre temmuzda gözaltılar, tutuklamalar, yargı tacizi, Kürtçe basına yönelik baskılar ve dijital sansür yoğun biçimde sürdü.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik Temmuz 2026 hak ihlalleri raporlarını yayımladı.

Verilere göre 4 Ağustos itibarıyla Türkiye’de 27 gazeteci tutuklu durumda. Raporlarda ayrıca, Türkiye’nin Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 180 ülke arasında 163. sırada yer aldığı da vurgulandı.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Manşet Rakamları

Tutuklu sayıları farklı tarihlerde kaydedilmiştir.

27
Tutuklu gazeteci
DFG · 4 Ağustos
8
Tutuklu kadın gazeteci
MKG · 1 Temmuz
163/180
RSF Basın Özgürlüğü Endeksi
Türkiye’nin sırası · 2026
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları; Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi.

“Bir ayda 12 gazeteci gözaltına alındı”

DFG raporuna göre Temmuz ayında 12 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden ikisi [Fatma Sibel Gürcihan ve Cem Küçük] tutuklandı. Bu ay içerisinde 3 gazetecinin evine baskın düzenlendi. MKG’nin kadın gazetecilere ilişkin verilerinde ise 5 gözaltı, 1 tutuklama ve 2 ev baskını kaydedildi.

Gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Gülnur Saydam, gazeteci Fatma Sibel Gürcihan, T24 editörü Buse Söğütlü, Odatv editörü Ceren Erdoğdu, Niha+ muhabiri Abbas Vural, Azadîya Welat Yazı İşleri Müdürü Berfin Ay, gazeteci Hazar Dost, BirGün muhabiri Kayhan Ayhan, Deutsche Welle (DW) Türkçe muhabiri Alican Uludağ ve gazeteciler Ali Taş, Fermandar Kardaş ve Cem Küçük de vardı. Söz konusu suçlamalarda gözaltına alınan gazetecilerin haberleri, sosyal medya paylaşımları ve geçmişte katıldıkları eylemler gerekçe gösterildi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Gözaltı ve Tutuklama Bilançosu
DFG (genel)MKG (kadın)
Gözaltı
12
DFG
5
MKG
Tutuklama
2
DFG
1
MKG
Ev baskını
3
DFG
2
MKG
İfadeye çağrılan
—
DFG
1
MKG
Kötü muamele
1
DFG
—
MKG
Tehdit / hedef gösterilen
1
DFG
1
MKG
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

“14 dosyada 33 gazeteci yargılanıyor”

Yargı süreçleri, Temmuz ayının en kalabalık ihlal alanı oldu. DFG’ye göre geçtiğimiz ay içerisinde 14 dosyada 33 gazetecinin yargılanması sürerken, 5 gazeteci hakkında yeni soruşturma, 1 gazeteci hakkında yeni dava açıldı. MKG’nin kadın gazeteciler özelindeki sayımında ise 8 dosya, 11 gazeteci ve 2 yeni soruşturma yer aldı.

Rapora göre Temmuz ayında Aslıhan Gençay ve Sarya Toprak hakkında beraat; Müslüm Koyun ile Yıldız Tar hakkında tahliye kararı verilmesi, tablonun olumlu kısmını oluştururken çok sayıda davanın ileri tarihlere ertelenmesi ve adli kontrol tedbirlerinin sürdürülmesi ise yargı yoluyla baskının devam ettiğini gösterdi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Yargılama Bilançosu
DFG (genel)MKG (kadın)
Yargılaması süren dosya
14
DFG
8
MKG
Yargılaması süren gazeteci
33
DFG
11
MKG
Yeni soruşturma
5
DFG
2
MKG
Yeni dava
1
DFG
—
MKG
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

Dijital sansür: Siteler, hesaplar, platformlar engellendi

Temmuz ayında dijital mecralar yoğun erişim engelleriyle karşılaştı. DFG, 5 internet sitesinin kapatıldığını, 2 habere ve 20 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildiğini kaydetti. MKG ise 17 dijital medya hesabının kapatıldığını, 11 dijital medya platformunun erişime engellendiğini belirtti. Ay boyunca RTÜK verilerine göre çeşitli haberlere 11 kez yayın yasağı getirildi.

Engellemelerde Kürtçe yayın yapan kuruluşlar öne çıktı. Nûmedya24, Azadîya Welat, Ajansa Welat ve Nupel Haber’in internet siteleri; Sendika.Org, soL Haber, Özgürüz ve Jinnews’in sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. Jinnews’in X hesabı yedinci kez engellendi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Erişim Engeli ve Dijital Sansür

DFG — genel
5
Kapatılan internet sitesi
2
Erişim engelli haber
20
Erişim engelli sosyal medya içeriği
MKG — kadın gazeteciler
17
Kapatılan dijital medya hesabı
11
Erişim engelli dijital platform
Ortak
11
Yayın yasağı
Her iki raporda ortak
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

İsrail’in İspanya’ya verebileceği hiçbir ders yok

“Bir İsrailli, İspanya’ya çöp ülke olduğunu söylüyor. Dünyanın bir numaralı paryası olan, başbakanı aranan bir adam olan, insanlığa karşı suçlarla itham edilen ve sözde demokratik rejimi içten içe çökeyazan bir devletin generali; Avrupa’nın en görkemli ülkelerinden birine, muazzam bir mirasa ve hiç de fena olmayan bir bugüne sahip bir ülkeye ahlak dersi veriyor.”

Foto: Antonio Sempere / Europa Press

İsrailli gazeteci ve yazar Gideon Levy’nin kaleme aldığı ve Haaretz’de yayımlanan bu makaleyi Niha+ okurları için Türkçe’ye çevirdik.

Amir Avivi, İsrail’in Kaptan B.H. Liddell Hart’ıdır. Yani 20. yüzyılın önde gelen İngiltereli askeri tarihçisi ve kuramcısının bir benzeri. Avivi, Habit’honistim’in (İsrail Savunma ve Güvenlik Forumu) kurucusu, muharebe istihkâm sınıfından bir yedek tuğgeneral ve pek de akıcı konuşamayan bir televizyon yorumcusu. Tıpkı silah arkadaşlarının çoğu gibi, onun da ünü her yeni savaşla birlikte haber stüdyolarında yükseliyor. Ne var ki Avivi’nin menzili, İsrail ordusunun topçu mermilerinin menzilini fazlasıyla aşıyor. Onun çapında bir stratejist, elbette kendini sadece Gazze ve Lübnan’daki gelişmelerle sınırlamayacaktır. Küresel bir bakış açısına sahip Avivi’nin cahil dünyaya, özellikle de karanlığa gömülmüş Avrupa’ya öğretecek çok şeyi var.

Avivi, Faslı göçmenlerin İspanya topraklarına geçişini gösteren videoları izledi ve o çöküş halindeki ülkeye iletmek istediği mesajları var. İspanyalılar, uzman Avivi’nin öğüdüne kulak verin: Diplomat Pinchas Avivi’nin oğlu olarak Latin Amerika’da geçirdiği yıllardan kalma İspanyolcasıyla konuşuyor ki Madrid’deki o avamlar bile anlayabilsin. Ardından İbranice olarak Avivi, İspanya’ya bir “çöp ülke” olduğunu açıklıyor.

Anladınız mı? Bir İsrailli, İspanya’ya çöp ülke olduğunu söylüyor. Dünyanın bir numaralı paryası olan, başbakanı aranan bir adam olan, insanlığa karşı suçlarla itham edilen ve sözde demokratik rejimi içten içe çökeyazan bir devletin generali; Avrupa’nın en görkemli ülkelerinden birine, muazzam bir mirasa ve hiç de fena olmayan bir bugüne sahip bir ülkeye ahlak dersi veriyor. Avivi’nin evindeki aynalar çoktan paramparça olmuş. Uzun zamandır kendini onlarda göremiyor. Ortada zerre kadar öz farkındalık yok. O duygu çoktan yitip gitti, tıpkı ufacık da olsa bir utanç duygusu gibi.

Avivi, Facebook sayfasında şöyle yazmıştı: “Amigos, İspanya’nın sonunun başlangıcına tanık oluyoruz. İspanya çürümekte olan bir ülke… bir üçüncü dünya ülkesi… Avrupa ele geçiriliyor. Her yönden, resmen ele geçiriliyor. Woke, ilerlemeci bir hükümetin bulunduğu her yerde ülke düpedüz bir çöp ülkeye dönüşüyor. Sınırlar ihlal ediliyor, kontrolsüz göç, yoksulluk, çökertilen bir ekonomi… İşte kıtanın içler acısı geleceği bu ve bu, orada yaşayan Yahudiler için de son derece kötü bir haber. Bu nedenle şu anda onların ayağa kalkıp İsrail’e gelmeleri düpedüz en doğrusu.”

Caesarea’nın lüks kasabalarında yaşayan birinden geleceğe dair vizyoner bir konuşma. Avivi, bunca İsraillinin duygularına tercüman olmasaydı buna gülünüp geçilebilirdi. Fakat Avivi, var olan en İsrailli jargonla konuşuyordu. Generaller de böyle konuşur, askerlik sonrası çıktıkları o kibirli, aşırı milliyetçi yurt dışı gezilerindeki terhis olmuş askerler de. Kardeşim, en iyisi biziz. Bütün dünyaya laf sokup ona ahlak dersi veriyoruz. Bu, tek bir patolojik nöbet halinde ve tek bir video klibe sığdırılmış, megaloman bir taşralılığın öz farkındalık yoksunluğudur.

Bu video klipte her şey var. Avivi, İspanya’yı elbette Gazze’deki soykırıma karşı kampanyaya öncülük etmeye cüret ettiği için aşağılıyor. Karizmatik başbakanı, İsrail bağlamında uluslararası hukuktan ve ahlaktan söz eden bir ülke, Avivi’yle ve hepimizle karşı karşıya gelmeyi göze almış demektir. Bakın siz İspanyalılar, size ve o çöp ülkenize göstereceğiz. İsraillilerin Dünya Kupası finalinde İspanya’ya karşı Arjantin’i desteklemesiyle alınan milli intikamın ardından, işte size bir kıyamet silahı: Avivi. Bu arada, Müslüman göçmenler üzerinden korku salmak ve ilerici düşünceye karşı ağız dolusu laf etmek için de fırsat doğuyor.

Madrid’de Prado Müzesi varmış, ne olmuş? Bizde de Latrun’daki Zırhlı Birlikler Anıtı var. Sizde Antoni Gaudí var, bizde Tel Aviv’in Atarim Meydanı. Sizde Real Madrid var, bizde Beitar Kudüs. Federico García Lorca’nız ve Pablo Picasso’nuz varmış, ne olmuş?

Burada ayrıca, Avrupa’daki Yahudileri oradan derhal göç etmeye çağırma fırsatı da var. Bırakın o batmakta olan kıtayı ve geleceği toz pembe bir yere gelin. Güvenli, vaatlerle dolu bir ülkeye, barışı ve refahı gözeten sağlam bir demokrasiye. Geleceğiniz burada Yahudi kardeşlerimiz. Sınır tanımayan, bir sonraki savaşın bu hafta mı yoksa gelecek hafta mı patlak vereceğini bilemeyen, milyonlarca Yahudi olmayan tebaasına eziyet eden, yanı başında dünyanın en kötü ve en acımasız rejimlerinden birini barındıran ve bir başka İsrailli generalin dediği gibi, savaş suçlarını hobi edinen bir ülkede. Sevgili Yahudiler, çocukları yok eden bir ülkeye gelin. Burası sizin için çok daha iyi olacak. Avivi’nin söylediklerine kulak verin.

Şengal Soykırımı’nın 12. yılı: Kaçırılan Ezidilerin yüzde 40’ının akıbeti bilinmiyor

3 Ağustos 2014’te Musul’u ele geçiren IŞİD’in, Şengal’e yönelerek binlerce Ezidiyi katletmesi, Ezidi kadın ve çocukları kaçırması üzerinden 12 yıl geçti. 4 Mayıs 2026 verilerine göre IŞİD tarafından kaçırılan Ezidilerin 3 bin 595’i kurtarılabildi, yaklaşık 2 bin 500 kişinin akıbeti ise hala bilinmiyor.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) 3 Ağustos 2014’te yaklaşık 550 bin Ezidi yaşadığı Şengal’e saldırmasının üzerinden 12 yıl geçti. Binlerce sivil yerinde infaz edildi, on binlerce kişi yerinden edildi, Ezidi kadınlar ve kız çocukları kaçırıldı ve tecavüze uğradı. 2014 yılına kadar 72 katliam yaşamış olan Ezidiler, 2014’te IŞİD’in kendilerine yönelik saldırı ve katliamlarını “73. ferman” olarak nitelendiriyor.

Saldırının ardından bölgeden kaçan Ezidi’ler, Türkiye, Suriye, ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi dahil olmak üzere birçok bölgedeki kamplara gitti. Rûdaw’ın haberine göre, evlerini ovaya değil Şengal dağının eteklerine inşa etmek isteyen Ezidiler için şu ana dek dağın eteklerinde yaklaşık 2 bin 500 ev inşa edildi. Şengal ve çevresine on binlerce Ezidi dönmüş olsa da hala birçoğu kendi toprağından uzaktaki kamplarda yaşamını sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 2379 sayılı kararı ile kurulan BM IŞİD Suçlarını Soruşturma Ekibi (UNITAD) ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İçişleri Bakanlığı ve IŞİD Tarafından Kaçırılanları Kurtarma Ofisi arşivlerinde, Ezidilere ilişkin belgeler kayıt altında tutuluyor.

ŞENGAL / EZİDİ SOYKIRIMI — VERİLERLE

12 Yıllık Bilanço

IŞİD Tarafından Kaçırılanları Kurtarma Ofisi’nin resmî verilerine göre, Şengal’de kaçırılan 6 bin 417 Ezidi’den 2 bin 500’ünün akıbeti hâlâ meçhul

Saldırı tarihi: 3 Ağustos 2014 Son veri güncellemesi: 4 Mayıs 2026

6.417

Toplam Kaçırılan Ezidi

3.595

Esaretten Kurtarılan

~2.500

Akıbeti Hâlâ Meçhul

Kaçırılan 6.417 Kişinin Bugünkü Durumu

%56
%39
%5
Kurtarılanlar (3.595) Akıbeti meçhul (~2.500) Katledildiği/kayıp olduğu bilinen diğer vakalar
Kaynak: Merkezi Duhok’ta bulunan “IŞİD Tarafından Kaçırılanları Kurtarma Ofisi” resmi verileri (4 Mayıs 2026 itibarıyla). Oran hesaplamaları toplam kaçırılan sayısı (6.417) üzerinden yapılmıştır.

Ezidi inanışında “ferman”, tarih boyunca kendilerine yönelik gerçekleştirilen katliam ve zorunlu göç dalgalarını tanımlamak için bir “ölüm fermanı” niteliğinde kullanılıyor. Ezidiler, 2014’e kadar tarih boyunca 72 kez benzer zulüm ve katliama maruz kaldıklarını söylüyor. Bu sebeple IŞİD’in Ağustos 2014’te Şengal’e yönelik saldırısı, çeşitli kaynaklarda ve Ezidilerin deyimiyle “73. Ferman” olarak geçiyor.

Şengal Savunma Birlikleri kuruldu

IŞİD, 10 Haziran 2014’te herhangi bir direnişle karşılaşmadan Musul’u ele geçirdi ve Irak ordusundan kalan askeri mühimmatla güçlenerek aynı yılın 3 Ağustos gecesinde Ezidilerin yaşadığı Şengal Dağı’nın güneyindeki köyleri hedef aldı. Saldırı sürecinde binlerce Ezidi öldürüldü, kadın ve çocuklar esir alınarak köle pazarlarında satıldı, güncel verilere göre ise Şengal ve çevresinde bugüne kadar 93 toplu mezar toplu mezar tespit edildi.

IŞİD’in saldırıları sonucu Şengal Dağı’nda mahsur kalan yüz binlerce Ezidi’yi kurtarmak üzere Halk Savunma Güçleri (HPG) üyeleri bölgeye giderek savaştı ve birçok Ezidi’nin kurtarılmasına sebep oldu. On binlerce Ezidi, 12 kişilik bir HPG biriminin açtığı koridor sayesinde kurtulabildi, HPG’liler günler süren çatışmaların ardından IŞİD’i püskürterek Ezidileri Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçirmeyi başardı.

YBŞ (Yekîneyên Berxwedana Şengalê / Şengal Direniş Birlikleri) güvenli bölgelere yerleştirildikten sonra Ezidi gençleri tarafından aynı ay içinde kuruldu. Şengal’i Özgürleştirme Hamlesi sürecinde YBŞ bünyesinde yer alan kadınlar, kendilerini güçlendirmek amacıyla 2015 tarihli bir konferansla YPJ Şengal (Yekîneyên Parastina Jin ê Şengalê / Şengal Kadın Koruma Birlikleri) kimliğiyle örgütlendiklerini ilan etti.

Türkiye’de kamplarda kalan Ezidiler

Hayata Destek Derneği’nin Mayıs 2020 tarihinde yayımladığı “Mardin ve Batman’da yaşayan Ezidilerin hizmetlere erişimi” başlıklı rapora göre, 2014 yılı Ağustos-Ekim ayları arasında 22.062 Ezidi Türkiye’ye sığındı, IŞİD saldırılarının devamında ise bu sayı 30 bini aştı. Rapordaki verilerde Ezidilerin Şırnak (5.675 kişi), Batman (2.857 kişi), Diyarbakır (5.360 kişi), Siirt (1.686 kişi) ve Mardin’deki (5.471) akrabalarının yanına veya belediyeler tarafından oluşturulan kamplara yerleştiği kaydedildi.

2016’da Diyarbakır Belediyesi’ne kayyım atanmasından sonra kampın Aralık 2016’da kapatılması, Ezidilerin bir kısmının Şengal’e veya Irak’a geri dönmesi, bir kısmının da Almanya’ya gitmesi sonucunda şu an Türkiye’de az sayıda Ezidi bulunuyor.

Avrupa Parlamentosu “soykırım” demişti

İlk olarak Avrupa Parlamentosu, Şubat 2016’da IŞİD’in Ezidilere saldırılarını soykırım olarak tanıdı. BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan UNITAD, Şengal’de işlenen suçların soykırım dahil en ağır uluslararası suçlar kapsamına girdiğini açık biçimde tespit etti. ABD, İrlanda, Kanada, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, Almanya, İsviçre, Ermenistan, İngiltere, Portekiz’in de aralarında olduğu 20’ye yakın ülke Ezidi soykırımını tanıdı.

Ancak henüz bir uluslararası ceza mahkemesinde “73. Ferman” bir soykırım olarak tanınmıyor.

Saldırı öncesi Çilê Havînê bayramı

Ezidi inancında 25 Haziran’da başlayan 40 günlük oruç süreci 1 Ağustos’ta sona eriyor. Sabır, ruhsal arınma ve şükranın sembolü olarak kabul edilen bu dönemde Ezidiler, yılın en sıcak günlerinde şafak vaktinden gün batımına kadar yeme ve içmeden uzak durarak kendilerini ibadete adıyor. Bu oruç dönemi Ezidi takviminde Çilê Havînê (Yaz Çilesi) olarak biliniyor. 40 günlük bir diğer oruç dönemi ise kış aylarında tutulan Çilê Zivistanê (Kış Çilesi).

Çilê Havînê’nin bitişinin ardından 2 Ağustos’ta kutlanan bayram, 2014’te IŞİD’in Şengal’e saldırısının başladığı 3 Ağustos’a sadece bir gün düzenlenmişti.

İran’da yalnızca temmuz ayında 67 mahpus idam edildi

Norveç merkezli Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran’daki 2026 Temmuz ayı idam verilerini yayınladı. Rapora göre dokuzu siyasi ve düşünce suçundan hükümlü 67 mahpus, İranlı yetkililerce idama çarptırıldı.

Fotoğraf: Pexels.com

Bağımsız insan hakları örgütü Hengaw, İran yetkilileri ve yargıya bağlı basın tarafından yalnızca sekiz tanesinin resmen duyurulduğu, yedi tanesinin ise ailelerine duyurulmadan, son görüş fırsatı verilmeden gizli şekilde gerçekleştirilen 67 idamın tamamının kimliğini belgeleyerek kapsamlı bir rapor yayınladı. Hengaw, geçen senenin temmuz raporuyla karşılaştırıldığında idam sayısının 96’dan en az 67’ye düşmesiyle %30 oranında bir düşüş olduğunu açıkladı.

İdamların ikisi kadın mahpus

Jahrom’dan Setayesh Mohammadipour uyuşturucu bağlantılı suçlamalarla Shiraz hapishanesinde idam edilirken Yasuj’dan Azam Gerami kasıtlı cinayetten hüküm giydikten sonra Yasuj hapishanesinde idam edildi.

9 siyasi mahpus idam edildi

Temmuz ayında en az 9 siyasi ve düşünce suçu mahpus, Ocak 2026 protestolarında ve “Kadın Yaşam Özgürlük” (Jin Jiyan Azadî) hareketinde tutuklanan mahpuslar “Allah’a karşı savaş açmak”, casusluk ve diğer milli güvenlik suçlamaları iddia edilerek idam edildi.

Hengaw’ın açıklamasında, idamların 35 tanesinin kasıtlı cinayet suçu olduğu belirlendi, bu sayı tüm suçlamaların %52’sini oluşturdu. Sonrasında 22 mahpusun idam edildiği ikinci yaygın suçlama uyuşturucu ile ilgili suçlamalar oldu. 9 siyasi mahpusun idamı ve bir adet tecavüz suçuyla gerçekleştirilen idamlarla birlikte temmuz ayında toplam 67 mahpus idam edildi.

İdamların ulusal ve etnik gruplara göre dağılımı

Hengaw’ın verilerine göre, idamların %33’ünü oluşturan en yaygın grup Farslar oldu. Fars 22 hükümlü raporlanırken 10 Kürt, 10 Türk, 5 Beluç, 6 Lor hükümlü olduğu da açıklandı.

Veri • İnfografik

İran’da Temmuz Ayında İdam Edilenlerin Etnik Dağılımı

Hengaw’ın kayıtlarına göre Temmuz ayında en az 67 kişi idam edildi. Farslar, kayıtlı idamların en büyük bölümünü oluşturdu.

Etnik Kökene Göre İdam Edilen Kişi Sayısı (Temmuz 2026)
Farslar
22
%33
Kürtler
10
%15
Türkler
10
%15
Lorlar
6
%9
Beluciler
5
%7,5
Gilaklar ve Mazaniler
5
%7,5
Etnik kökeni doğrulanmamış
5
%7,5
Türkmenler
2
%3
Araplar
1
%1,5
Afgan vatandaşı
1
%1,5
Kaynak: Hengaw İnsan Hakları Örgütü, Temmuz ayı idam verileri. Toplam kayıtlı idam sayısı: 67. Yüzdeler toplam idam sayısına oranlanarak hesaplanmıştır.

İdamların coğrafi dağılımı

Toplamda 24 farklı eyalete dağılan raporda 10 mahpusun idam edildiği İsfahan, temmuzda en çok idamın raporlandığı eyalet oldu. Onu takip eden Doğu Azerbaycan ve Fars Eyaletinde sekizer idam raporlanırken Kürt nüfusun yoğunlaştığı farklı şehirlerde ise toplam 6 idam raporlandı.

Hengaw’ın yayınladığı Temmuz ayı verileri de dahil edildiğinde 2026 senesinde kaydedilen idam sayısı 442’ye yükseldi.

*Bu haber Niha+ stajyeri Gökçe Bayrak tarafından yapıldı

SOHR: “Türk askerleri sınırda 9 ayda 9 Suriyeli sivili öldürdü”

SOHR’a göre, 2026’nın başından bu yana Türk sınır muhafızları, dokuz sivilin ölümüne ve 41 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Suriye-Türkiye sınırı, Foto: Wikipedia, (William John Gauthier)

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Temmuz 2026 döneminde Suriye’den Türkiye topraklarına gizlice girmeye çalışırken Türk sınır muhafızları tarafından yapılan saldırı ve işkencelerde iki Suriyeli sivilin öldüğünü ve 27 kişinin yaralandığını açıkladı.

Kuruluş açıklamasında, Rakka bölgesinde 11 kişi yaralandı, Haseke bölgesinde bir kişi öldü, 16 yaralandı ve Halep bölgesinde de bir kişi öldü.

SOHR’a göre, 2026’nın başından bu yana Türk sınır muhafızları, dokuz sivilin ölümüne ve 41 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Buna göre Haseke’de 2 ölü, 16 yaralı, Rakka’da 2 ölü, 24 yaralı ve Halep’te 5 ölü olayı gerçekleşti.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi yaptığı açıklamada, sınır şeridindeki sivillere saldırmayı bırakma ve uluslararası insancıl hukuka ve sivillerin korunmasıyla ilgili uluslararası standartlara saygı gösterme çağrılarını yeniledi. SOHR ayrıca sınırı geçmeye çalışan sivillere karşı aşırı güç kullanımını kınadı ve sivillere yönelik ihlallerden sorumlu olan herkesi sorumlu tutma çağrısında bulundu.

Suriye-Türkiye Sınırında Belgelenen Hak İhlalleri
2014–2026 arasında uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız gözlem mekanizmalarınca kamuoyuna yansıyan önemli vakalar.
2014
14 yaşındaki çocuk başından vuruldu
Şam’dan kaçan Suriyeli Kürt bir aile Mardin’in Kızıltepe ilçesi yakınlarından Türkiye’ye geçmeye çalışırken açılan ateşte ailenin 14 yaşındaki oğlu başının arkasından vuruldu.
Bianet
2014
Saada Darwich yaşamını yitirdi
Rojava’nın Derik kentinden Türkiye tarafına geçmeye çalışan aileye açılan ateşte 28 yaşındaki Saada Darwich çocuklarının yanında hayatını kaybetti.
Bianet
2016
HRW: 5 ölü, 14 yaralı
Human Rights Watch, Mart ve Nisan 2016 boyunca Türkiye sınır muhafızlarının Suriyeli sivillere ateş açtığını, beş kişinin öldüğünü ve 14 kişinin yaralandığını belgeledi.
Human Rights Watch
2016
SOHR: Dördü çocuk sekiz sivil öldürüldü
SOHR, Membiç’teki çatışmalardan kaçan sivillerden dördü çocuk sekiz kişinin Türkiye sınırında açılan ateş sonucu öldüğünü açıkladı. Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu ise aynı olayda ölü sayısını 11 olarak duyurdu.
SOHR
2018
HRW yeni ihlalleri belgeledi
HRW, Türkiye’ye geçmeye çalışan Suriyelilere yönelik ayrım gözetmeyen ateş açma, kötü muamele ve geri itme uygulamalarının sürdüğünü raporladı.
Human Rights Watch
2023
Avukat sınırda vurularak öldürüldü
SOHR, İdlib üzerinden Türkiye’ye geçmeye çalışan Suriyeli bir avukatın Türk sınır muhafızlarının açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdiğini açıkladı.
SOHR
2023
HRW: İşkence ve aşırı güç kullanımı
HRW, sınır muhafızlarının sivillere ateş açtığını, yakalanan kişilere işkence, dipçikle darp ve kötü muamele uyguladığını belgeledi.
Human Rights Watch
2026
Gazeteci Nujan Mala Hassan vuruldu
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’na göre Nûdem Media muhabiri Nujan Mala Hassan, sınır hattındaki protestoları izlerken gerçek mermiyle vurularak ağır yaralandı.
International Federation of Journalists
2026
SOHR’nin son bilançosu
SOHR’ye göre 2026’nın başından Temmuz sonuna kadar Türk sınır muhafızlarının müdahalelerinde dokuz Suriyeli sivil yaşamını yitirdi, 41 kişi yaralandı. Kuruluş sivillere yönelik aşırı güç kullanımının sona erdirilmesi çağrısını yineledi.
SOHR
HRW’nin doğruladığı sınır verileri (Ekim 2015 – Nisan 2023)
277
Ateş açma olayı
234
Sivil ölümü
231
Yaralı
20
Hayatını kaybeden çocuk
Kaynaklar: Human Rights Watch (2016, 2018, 2023), Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Bianet. SOHR tarafından açıklanan ölüm ve yaralanma sayıları kuruluşun kendi saha ağına dayalı tespitleri olup haberde “SOHR’ye göre” atfıyla kullanılmalıdır.

Burnham’ın önündeki seçim: Palestine Action’ın yasağını kaldırmak ya da lanetini taşımak

“Alkışlamak artık terörizm mi? Doğrusu, bu beni şaşırtmazdı.”

Foto: Jess Hurd

Steven Methven tarafından yazılan ve Novara Media‘da yayımlanan bu makaleyi Niha+ okurları için Türkçe’ye çevirdik.

Defend Our Juries üyesi birkaç yüz gösterici iki gün önce Westminster sulh ceza mahkemesi önünde toplandı. Bu kişilerin çoğuna o gün duruşmaları olacağı söylenmişti. Perşembe günü mahkemeye çıkmak üzere çağırılan bu bin 500’den fazla kişi hakkındaki suçlamaysa üzerinde yedi kelime yazan kağıt parçaları taşımaktı: “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı (Filistin Eylemi) destekliyorum.”

Çevirmen notu: Palestine Action ve Defend Our Juries

2020’de kurulan Palestine Action, İsrail’in silah sanayisini hedef alan İngiltere merkezli bir doğrudan eylem grubudur. Grubun amacı, “İsrail’in soykırımcı ve apartheid rejimine küresel katkı verilmesini” sona erdirmektir. Grup, ağırlıklı olarak silah şirketlerini hedef almaktadır. Grubun aktivistlerinin RAF Brize Norton üssündeki savaş uçaklarına zarar vermesinin ardından dönemin İçişleri Bakanı Yvette Cooper tarafından 5 Temmuz 2025’te 2000 tarihli Terörizm Yasası kapsamında grubun faaliyetleri yasaklandı. Böylece grubu kamuoyu önünde desteklemek Terörizm Yasası uyarınca suç hâline geldi. Bu, İngiltere tarihinde bir doğrudan eylem grubunun ilk kez terör örgütü olarak damgalanması oldu. 13 Şubat 2026’da Yüksek Mahkeme yasağın iki gerekçeyle hukuka aykırı olduğuna hükmetti, ancak hükümet kararı temyize taşıdı ve yasak yürürlükte kalmaya devam etti.

Defend Our Juries, 2020’de kurulan İngiltere merkezli bir aktivist gruptur. Grup başlangıçta, bireylerin vicdanlarına göre hareket etme hakkı bağlamında İngiltere’deki hukuki sürecin zayıflatıldığı düşünülen noktaları öne çıkarmak için kuruldu. Palestine Action’ın yasaklanmasının ardından grup, odağını bu yasağa karşı bir kampanyaya kaydırdı. Bu kampanya, aktivistlerin kamusal alanlarda “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazan dövizleri taşıyarak oturmaları etrafında şekillenen sivil itaatsizlik eylemlerinden oluşmaktaydı. “Lift The Ban” (Yasağı Kaldır) adı verilen bu kampanya kapsamında, döviz taşıdıkları için 3 bin 500’den fazla kişi gözaltına alındı. Grup, esasen İngiltere’de protesto hakkını ve hukuki süreci savunduğunu belirtmektedir.

Bu, birçok açıdan zaten anlamsız bir şey. Bir mahkeme, binden fazla kişinin geleceğine tek bir iş gününde karar verebileceğine hükmediyorsa, adalet nedir? Ve bir kağıdın üzerindeki kelimeler bir insanı ceza adalet sisteminin içine çekmenin sebebi oluyorsa, gerçeklik nedir? Ve bir tabelayı elinde tuttun diye altı ya da sekiz kişilik bir polis ekibi tarafından sürüklenip götürülebilecek kadar ciddi, ama aynı zamanda bin 500’den fazla sözde “terör” suçlusunun Londra’ya bir günlük gezide bulunmasına imkân verecek kadar anlamsız olan “terörizm” nedir?

Tüm olayın saçmalığına tuz biber ekercesine, saçları ağarmış birçok “terörist,” adeta Kafka’nın kaleminden çıkmış mahkeme dilekçeleri aldı. Bu dilekçeler, “Mahkemede hazır bulunmanız gerekmektedir,” şeklinde ibareler içermekteydi. Bunların iki satır aşağısında ise acınası bir biçimde “Lütfen gelmeyin” yazmaktaydı.

Mahkemelerin, hele ki terör suçu gibi ağır bir suç için gelinmemesi yönünde yalvaran dilekçeler göndermesi ender görülen bir şey. Metropolitan polisi de İngiltere tarihinin muhtemelen en büyük sözde terör suçluları mahkemesini, üstelik önemli bir mahkeme salonunun önünde, aynı ciddiyetle karşıladı.

Helikopterler mi? Özel harekât timleri mi? Emekli papazların elindeki tabelaları pazarlıkla almaya hazırlanmış seçkin müzakereci ekipler mi?

Hayır.

Polis, bir açıklama yaparak Defend Our Juries hakkında, “Mahkemenin önünde kurulacak bir sahnede insanların ayakta durarak desteklerini sözlü olarak ifade etmeleri çağrısında bulunduklarını” belirterek uyarıda bulundu.

Guantanamo Körfezi’nin tozunu alın çocuklar.

Sonraki birkaç saat boyunca polisin toplam 152 kişiyi gözaltına aldığını gördüm. Kendi ifadelerine göre bunların çoğu Terörizm Yasası’nın 12. Maddesi’ni ihlal etmekten tutuklandı. Bu, yasaklanmış bir örgütü desteklemeye başkalarını davet etmeyi ya da teşvik etmeyi suç sayan bir yasa maddesi. Tutuklananların bazıları, ara sıra şarkı söyleyerek kendilerini Palestine Action üyesi ilan ederek bunu yaptı ve kendilerini tutuklayan memurları da yanlarına katılmaya davet etti.

Ancak gözaltına alınanların bazıları bana sadece orada bulundukları için gözaltına alınmış gibi göründü. Bir kadın, 14 yıla kadar hapis cezası öngören 12. Madde’nin tam olarak hangi alt fıkrası uyarınca tutuklandığını polisin kendisine söylemesini yüksek sesle ve öfkeli şekilde talep ediyordu. Polislerse bunu söyleyemediler ya da söylemek istemediler. Bir başkası ise bana, tek yaptığının başka biri tutuklanırken alkışlamak olduğunu söylemişti.

Alkışlamak artık terörizm mi? Doğrusu, bu beni şaşırtmazdı.

Herkesin bildiği gibi (ve bu o kadar utanç verici ki) şimdiye dek 3 bin 500’den fazla kişi, döviz taşıdığı için tutuklandı. Bu, yasanın 13. Maddesi kapsamında bir suç ve azami altı ay hapis cezası öngörüyor. Yani bir sulh ceza mahkemesi tarafından oldukça hızlı şekilde ele alınabiliyor.

Defend Our Juries eylemcilerinin işlediği iddia edilen yeni ve daha ağır 12. Madde suçları ise yüksek ceza mahkemelerinde görülebiliyor. Bu da zaten zorlanan bir sisteme çok sayıda saçma davanın akın etmesi anlamına gelmektedir. Sıradan İngilterelilerin; NHS (Ulusal Sağlık Sistemi) hemşirelerinin, yaşlı papazların ve sosyal hizmet görevlilerinin terörizmin gerçek yüzü olduğu konusunda hükümetle hemfikir olacağını hayal etmek güç. Bunları şimdi saçma buluyorsanız, gelecek beraat kararları sonucunda gelecek milyonlarca sterlinlik faturayı görene kadar durun.

Hepsi de kelimeler uğruna.

Andy Burnham tüm bunlara bakıp şöyle düşünmeli: Neden bir önceki “aptalın” hatalarının bedelini ben ödeyeyim? Dünkü tutuklamalar, Washington Post’a kadar taşındı ve katıksız zırvalık konusundaki büyüyen küresel ünümüze katkıda bulundu. Kral Charles’ın eski danışmanı Jonathon Porritt’in tutuklanma videosunun yayınlanmasının ardından Daily Mail’den Andrew Neil bile açık şekilde utanmıştı. Ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli The National gazetesi, 11 Eylül’den bu yana tüm terörle bağlantılı tutuklamaların neredeyse yarısının son 12 ayda gerçekleştiğini bildirdi.

Perşembe günkü tutuklamaların ardından, Yüksek Mahkeme’nin Palestine Action’ın eş kurucularından Huda Ammori’nin, grubun yasaklanmasına karşı açtığı davayı bu sonbaharda göreceği duyuruldu. Bu, onun İngiltere topraklarındaki son yasal şansı ve dolayısıyla Burnham’ın da, mesele Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaşmadan önce kendini Cooper lanetinden* kurtarmak için son şansı. Britanya’nın (umarız kısa sürecek) distopik çılgınlığa savruluşu hâlâ devam ediyor. Tek soru şu: Tüm bunlar Starmer’a mı kalacak, yoksa Burnham’a mı?

* Palestine Action’ı terör örgütü ilan eden dönemin İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper’dan gelen bir tamlama.

Üsküdar Belediyesi’ne soruşturma: Sinem Dedetaş tutuklandı

Üsküdar Belediyesi’ne yönelik yürütülen usulsüzlük soruşturmasında Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında bulunduğu 4 kişi tutuklandı, 2 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Sinem Dedetaş, Foto: PİRHA

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Üsküdar Belediyesi’nde yapı ruhsatı ve iskan ruhsatı süreçlerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklama kararları verildi. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Özel Kalem Müdürü Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik ve müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan’ın tutuklanmasına hükmetti. Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ile iş takipçisi Adem Altıntaş hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Başsavcılık’tan “ruhsat sürecinde usulsüzlük” iddiası

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre soruşturma, belediyede yapı ve iskan ruhsatı verilmesi sürecinde usulsüzlük yapıldığı yönündeki ihbarlar, mağdur beyanları ve etkin pişmanlıktan yararlanan şüphelilerin ifadeleri üzerine başlatıldı.

Başsavcılık, ruhsat verme yetkisi bulunmayan belediye iştiraki Kent A.Ş. görevlilerinin, kriptolu haberleşme uygulaması üzerinden kurulan iletişim ağıyla belediye personelini yönlendirdiğini ve ruhsat sürecini koordine ettiğini öne sürdü. Açıklamada, MASAK verileri kapsamında Kent A.Ş. ile müteahhitler arasında toplam bedeli 1 milyar 78 milyon 870 bin 833 TL olan çok sayıda “danışmanlık hizmeti” sözleşmesi imzalandığı, bu kapsamda bugüne kadar 361 milyon 392 bin 264 TL’nin tahsil edildiğinin tespit edildiği iddia edildi.

Soruşturmada ayrıca müteahhitlerin yapı ruhsatı alabilmek için Kent A.Ş. ile sözleşme imzalamaya zorlandığı, mevzuata aykırı iskan ruhsatları karşılığında rüşvet alındığı ve bazı ödemelerin başkan danışmanı “U.M.”ye parça parça teslim edildiği ileri sürüldü.

Savcılık, Dedetaş’ı örgüt lideri olmakla suçladı

Başsavcılık, rüşvet ve irtikap suçlamalarına konu eylemlerin “Sinem Dedetaş’ın liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında” gerçekleştirildiğini iddia etti. Ayrıca, belediyenin resmi hiyerarşisinin bozulduğu ve belediyede resmi görevi bulunmayan Kent A.Ş. Genel Müdürü Nazım Akkoyunlu’nun “gölge başkan” gibi hareket etmesine olanak sağlandığı öne sürüldü.

Savcılık, soruşturmanın devam etmesini, henüz tüm şüphelilerin tespit edilememesini, delillerin karartılması, şüphelilere bilgi verilmesi ve kaçma ihtimalini gerekçe göstererek dört şüphelinin tutuklanmasını talep etti.

Dedetaş’tan mektup

Operasyonun ardından Dedetaş’ın Üsküdarlılara hitaben yazdığı mektup sosyal medya hesabından paylaşıldı. Mektubunda “Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında” ifadelerini kullanan Dedetaş, sağlığının yerinde olduğunu, avukatları aracılığıyla kendisine ulaşan desteklerin moral verdiğini belirtti.

Yüzlerce kişi Dedetaş için yürüdü

Dedetaş’ın gözaltına alınmasına tepki gösteren yüzlerce kişi, 30 Temmuz akşamı Üsküdar Sahili’nde bir araya geldi. Kadıköy ve Beşiktaş gibi ilçelerden de katılımın olduğu eyleme siyasi parti, sivil toplum ve meslek örgütlerinin temsilcileri destek verdi. İskele meydanından belediye binasına yürüyen kalabalık, “Sinem Dedetaş yalnız değildir” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı. Belediye önündeki konuşmaların ardından kalabalık dağıldı.

Ne olmuştu?

Üsküdar Belediyesi’nde yapı ruhsatı ve iskan süreçlerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, 29 Temmuz’da İstanbul’da 11 farklı adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Operasyonda Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın yanı sıra Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü, Özel Kalem Müdürü Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik, iş takipçisi Adem Altıntaş ve müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan gözaltına alınmıştı.

Yöneltilen suçlamalar, “rüşvet”, “irtikap” ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme” olarak belirtildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 6 kişi, 31 Temmuz’da sağlık kontrolünün ardından Kartal’daki İstanbul Anadolu Adliyesi’ne sevk edilmişti. İfadelerin alınmasının ardından savcılık 4 kişinin tutuklanmasını, 2 kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını talep etmişti. Sonrasında ise Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından bu yönde karar verildi.

Sezgin Tanrıkulu: “Sürecin aksamaması için yasal güvenceler verilmeli”

YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, çözüm sürecine ilişkin “çerçeve yasa”nın muhalefetle müzakere edilerek Meclis’e getirilmesi gerektiğini belirtti: “Sivil yaşama katılacak olan yurttaşlar siyaset yapacaklar. Bu çerçevenin güvence altına alınması gerekir”

Sezgin Tanrıkulu, Foto: TBMM

YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır’da yer alan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde (GGC) düzenlenen basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda son süreçte yaşanan olumsuz gelişmeleri hatırlatan Tanrıkulu, sürece ilişkin “çerçeve yasanın” muhalefetle paylaşım içerisinde bulunmayan birkaç kişilik bir ekiple hazırlandığını ifade etti.

Sürecin tüm kesimler tarafından güvence altına alınması gerektiğini savunan Tanrıkulu, şunları söyledi:

“Sürecin bir yasayla sonuçlanması, silah ve şiddetin artık bu topraklarda yöntem olarak kullanılmaması, güven verici bir yasanın parlamentodan geçmesi ile mümkün. Bunun için çaba içerisinde olacağımızı ifade ettik. Ancak işin doğası gereği YENİ Parti’yle de bir müzakerenin yasa TBMM’ye gelmeden önce yapılması gerekiyor. Yasanın çerçevesinin ne olduğunu komisyondan önce görmeliyiz ki önerilerimizi söyleyelim. Örgüt silahlı yöntemden vazgeçti ve kendini feshetti ama siyaset yapma iddiasından vazgeçmedi. Sivil yaşama katılacak olan yurttaşlarımız siyaset yapacaklar. Bu çerçevenin güvence altına alınması gerekir. Sürecin aksamaması için demokratik siyasal yaşamın sürdürüleceği konusunda güvencelerin yasal zeminde verilmesi lazım.”

YENİ Parti’den Kürt sorunu için 3 önerme

YENİ Parti’nin 81 ilde, özellikle de bölgedeki 21 ilde örgütlenme çalışmalarını hızla tamamlayacağını belirten Tanrıkulu, YENİ Parti’nin Kürt sorununa ilişkin programında yer alan temel hedefleri de sıraladı. Parti programlarının şu ana kadar olan parti programlarının ilerisinde olduğunu savunan Diyarbakır Milletvekili, Kürt meselesinde 3 ana hedefleri olduğunu açıkladı.

Sorunun çözümünü eşit yurttaşlık meselesi, ana dil meselesi ve yerel yönetimler meselesi olmak üzere 3 temel başlık etrafında ele aldıklarını kaydeden Tanrıkulu, “Türkiye’nin Kürt meselesi sonuçta bir demokratikleşme meselesidir. Bu çerçeve konusunda da iddia ediyorum ki parti programımız eşitlik, insan hakları ve adalet meseleleri konusunda Türkiye’deki en ileri çerçeveyi sunuyor.” dedi.

Diyarbakır’daki demokratik kurumlara, seçilmiş insanlara ve yurttaşlara seslenen Tanrıkulu, siyasal ve demokratik meşruluğu olmayanlara selam verilmemesi gerektiğini söyledi. Tanrıkulu, “Bu sivil tutumu burada en üst düzeyde yapmalısınız ki hiç kimse hukuk dışı mahkeme kararlarıyla siyaset yapacağını sanmasın.” diyerek bir kuşağı kaybetmenin eşiğinde olduklarını vurguladı.

Sezgin Tanrıkulu kimdir?

Mustafa Sezgin Tanrıkulu, 27 Mayıs 1963 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesinde doğmuş olan Kürt avukat, hukukçu ve siyasetçidir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora derecelerini Dicle Üniversitesi ile Kültür Üniversitesinde tamamlamıştır.

Diyarbakır Barosu Başkanlığı görevini yürüttüğü dönem başta olmak üzere, kariyeri boyunca insan hakları ihlalleriyle mücadele eden ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için çalışan Tanrıkulu, bu alandaki çalışmaları nedeniyle 1997 yılında uluslararası saygınlığa sahip Robert Kennedy İnsan Hakları Ödülü’ne layık görülmüştür.

Siyasi hayatına 2010 yılında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne katılarak adım atan Tanrıkulu, parti bünyesinde uzun yıllar Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir. TBMM bünyesinde farklı dönemlerde İstanbul ve Diyarbakır milletvekili olarak yer alan Tanrıkulu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekilliği gibi kritik görevlerde bulunmuştur.

Tanrıkulu, CHP Lideri Özgür Özel ve yönetimi hakkında verilen ‘Mutlak Butlan’ kararı sonrasında aktif siyasi yaşamına ve meclisteki yasama faaliyetlerine halen YENİ Parti çatısı altında devam etmektedir.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.