Evrensel Gazetesi muhabiri Doğa Baskan, gazetenin internet sitesinde yanlışlıkla (sehven) yayınlanan ve fark edildikten hemen sonra kaldırılan bir haber taslağı gerekçe gösterilerek tutuklandı.Avukat Işık, dosyada haberin hiçbir çıktısı olmadığını ve tutuklama kararının ağır olduğunu söyledi.
Doğa Baskan, Fotoğraf: Evrensel
Evrensel Gazetesi Muhabiri ve üniversite öğrencisi Doğa Baskan, gazetenin internet sitesinde yanlışlıkla (sehven) yayınlanan ve fark edildikten hemen sonra kaldırılan bir haber taslağı gerekçe gösterilerek dün (25 Haziran) tutuklandı.
Avukatlarıyla birlikte Basın Suçlarını Soruşturma Savcılığı’na giderek ifade veren Baskan, sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi uyarınca “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla cezaevine sevkedildi.
Mahkeme kararında, haberin “kamu barışını bozmaya elverişli olduğu” ve “kaçma şüphesi bulunduğu” iddia edildi. Tutuklanmasının ardından Sincan Kadın Cezaevine götürülen Baskan için Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve çok sayıda basın meslek örgütü “derhal serbest bırakılma” çağrısında bulundu.
Av. İlke Işık: “Tutuklama çok ağır bir tedbir”
Evrensel Gazetesi Avukatı İlke Işık, Evrensel muhabiri Zeynep Algedik’e söz konusu metnin internet sitesinde çok kısa bir süre kaldığını, kamuoyunda tartışılmadığını ve gündem olmadığını, bu nedenle TCK 217/A maddesinin hiçbir yasal koşulu ve unsuru gerçekleşmediğini anlattı.
Savcılığın bile haberi arattığını ve bulamadığını, dosyada hiçbir internet çıktısı olmadığını aktaran Işık, ayrıca Doğa Baskan’ın kaçma veya delil karartma şüphesinin olmadığını belirterek tutuklama kararının çok ağır bir tedbir olduğunun altını çizdi.
Tutuklu Gazeteciler Listesi
Expression Interrupted verilerine göre halen tutuklu bulunan gazeteciler ve bilinen görevleri aşağıda yer almaktadır.
1
Ali Aslan Kılıç– Today’s Zaman Ankara Parlamento Şefi
2
Ali Ünal– Zaman köşe yazarı16-08-2016
3
Cengiz Oğlağı– Kapatılan DİHA muhabiri19-02-2025
4
Doğa Baskan– Evrensel25-06-2026
5
Elif Bayburt– ETHA editörü06-02-2026
6
Erdal Süsem– Eylül dergisi editörü01-02-2010
7
Ergün Poyraz– Yazar02-10-2025
8
Erol Zavar– Odak dergisi sahibi ve yazı işleri müdürü20-01-2007
9
Hasan Taşar– TRT eski Ankara muhabiri
10
Hatice Duman– Atılım gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü01-04-2003
11
Hidayet Karaca– Samanyolu Yayın Grubu başkanı19-12-2014
12
Kadir Koç– huryol.com İmtiyaz Sahibi24-08-2023
13
Mehmet Akif Ersoy11-11-2025
14
Mehmet Baransu– Taraf gazetesi muhabiri02-03-2015
15
Merdan Yanardağ– TELE1 Genel Yayın Yönetmeni27-10-2025
16
Mustafa Gök– Ekmek ve Adalet dergisi Ankara temsilcisi01-02-2004
17
Müslüm Koyun– ETHA muhabiri06-02-2026
18
Nadiye Gürbüz– ETHA muhabiri06-02-2026
19
Osman Çalık– Samanyolu Haber Radyo yayın yönetmeni
20
Özden Kınık– TRT26-02-2019
21
Pınar Gayıp– ETHA editörü06-02-2026
22
Recai Morkoç– Cihan Haber Ajansı Antalya büro editörü11-01-2022
23
Yıldız Tar– Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni25-06-2026
Ankara’da NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınan 209 kişi arasından 103’ü tutuklandı. Tutuklananlar arasında gazeteci Yıldız Tar da bulunuyor.
Fotoğraf: sendika.org
Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde 23 Haziran sabahı düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan 209 kişinin emniyetteki ifade işlemleri tamamlanarak savcılığa sevk edildi. “Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltına alınanlar arasından 135’inin emniyet işlemleri tamamlandı.
Tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilen 129 kişiden 103’ü tutuklandı, 26 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
Tutuklananlar arasında TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, Halkevleri GYK üyesi Hediye Yıldırım, Umut-SEN sözcüsü Burcu Arıkan, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden (ÇHD) avukatlar Semra Demir ile avukat Kürşat Bafra ve Doç. Dr. Emel Memiş de bulunuyor.
Gazeteci Yıldız Tar’a “Aile Yılı” soruldu
Kaos GL’nin paylaştığı bilgilere göre gazeteci Yıldız Tar’a ifade işlemleri sırasında NATO’ya ilişkin herhangi bir soru sorulmazken hükümetin ilan ettiği “Aile Yılı” politikalarına ilişkin görüşleri soruldu.
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin Yıldız Tar’ın tutuklanmasına ilişkin sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşım şu şekilde:
“NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan gazeteci Yıldız Tar, çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince tutuklandı. Tar, 23 Haziran’da gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınmıştı. Bugün adliyeye sevk edilenler arasında yer alan Tar hakkında tutuklama kararı verildi.
NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyon kapsamında gözaltına alınan gazeteci Yıldız Tar’ın tutuklanması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaledir
Gazeteci Yıldız Tar’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, basın özgürlüğüne yönelik tüm baskı ve müdahalelere son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.”
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı açıklamada, soruşturmanın “terör örgütlerinin ülke genelindeki eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesine” yönelik olduğunu iddia etti.
Gözaltındaki diğer kişilerin ise emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Çiçek: Gözaltıların kamu güvenliğiyle ilişkisi nedir?
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülen operasyon kapsamında siyasetçi, sendikacı, gazeteci, akademisyen, avukat ve LGBTİ+ aktivistlerinin gözaltına alınmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Çiçek’in soru önergesi şu şekilde:
NATO Zirvesi öncesinde aralarında siyasetçi, sendikacı, gazeteci, akademisyen, avukat ve LGBTİ+ aktivistlerinin bulunduğu yüzlerce yurttaşın şafak baskınlarıyla gözaltına alınmasının dayanağı nedir? Bu kişilerin demokratik ve barışçıl faaliyetleri kamu güvenliği tehdidi olarak mı değerlendirilmiştir?
Operasyon Turkuaz kapsamında gerçekleştirilen kitlesel gözaltılar ve toplantı-gösteri yasaklarıyla NATO Zirvesi öncesinde demokratik muhalefetin ve toplumsal itirazların baskı altına alınması mı amaçlanmıştır? Bu uygulamaların kamu güvenliğiyle ilişkisi nedir?
Toplumsal ve siyasal alanda görünürlüğü bulunan gazeteci, avukat, akademisyen, sendikacı ve siyasetçilerin şafak baskınları, kapı kırmalar ve ters kelepçe uygulamalarıyla gözaltına alınmasının amacı nedir? Bu uygulamalarla kamuoyuna ve demokratik muhalefete nasıl bir mesaj verilmek istenmiştir?
Ankara’da 13 gün süreyle tüm toplantı ve gösterilerin yasaklanmasının gerekçesi nedir? Bu yasak kararıyla Anayasa’nın 34’üncü maddesiyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri hakkı fiilen ortadan kaldırılmamış mıdır?
Ankara TEM Şube’de gerçekleşen polis şiddetiyle ilgili sorumlu kolluk personeli hakkında idari veya adli soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa gerekçesi nedir?
Tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisinin binaya alınmamasının hukuki gerekçesi nedir? Bu uygulama, kolluk görevlilerinin eylemlerinin denetlenmesini engelleyerek cezasızlık pratiğini güçlendirmemekte midir?
Tiran’da çevre eylemi olarak başlayıp hükümet karşıtı kitlesel bir harekete dönüşen protestolarda, katılımcılar Başbakan Edi Rama’nın istifasını ve köklü kurumsal reformlar yapılmasını talep ediyor.
Fotoğraf: Citizens kanalı
Arnavutluk hükümetine karşı vatandaşların öncülük ettiği protestolar, 24. gününe girerek ülkede son yıllarda sürdürülen en uzun soluklu sivil hareketliliklerden biri haline geldi. Her akşam Tiran merkezinde toplanan protestocular, Başbakan Edi Rama hükümetine olan memnuniyetsizliklerini dile getirerek kendi görüşlerine göre vatandaşlara karşı daha sorumlu ve daha demokratik bir sistemi güvence altına alacak siyasi ve kurumsal değişiklikler talep ediyorlar.
Korunan Pishe Poro-Narta bölgesinde turistik tesislerin inşasına karşı bir protesto olarak başlayan süreç, artık hükümete ve Arnavutluk’un son 35 yılda tüm büyük siyasi partiler tarafından yönetilme biçimine karşı daha geniş bir harekete dönüştü. Protestocular “Yeni bir Arnavutluk” çağrısında bulunuyor ve iktidarda yer alıp Arnavut halkına zarar verdiğine inandıkları kararlar almış tüm siyasetçiler hakkında soruşturma açılmasını talep ediyor.
Üç haftayı aşkın süren günlük gösterilerin ardından, protestoları organize eden grup “meşru ve müzakere edilemez” olarak nitelendirdikleri beş temel talebi açıkladı. İlk talep, Başbakan Edi Rama ve hükümetinin derhal istifa etmesi oldu. Organizatörler, hükümetin yönetme meşruiyetini kaybettiğini ve geçici bir teknokrat hükümetin kurulması yoluyla siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu savunuyor.
İkinci talep ise ülkeyi en az bir yıl süreyle yönetecek, özgür seçimler ile kurumsal reformların koşullarını hazırlayacak, sınırlı bir yetkiye sahip ve partiler üstü bir teknik hükümetin kurulması. Protestocular ayrıca, halk referandumu yoluyla onaylanması gerektiğini savundukları anayasa değişiklikleri ve seçim reformu çağrısında da bulunuyorlar.
Talepler listesi, siyasi partilerin finansmanına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasını da içeriyor, organizatörler mevcut sistemin şeffaflıktan uzak olduğunu ve yasa dışı çıkarların siyasete yön vermesine izin verdiğini öne sürüyor. Bir diğer talep ise herhangi bir başbakan için en fazla iki dönemlik bir anayasal sınır getirilmesini öngörüyor.
Bu taleplerin yanı sıra organizatörler, korunan alanları, kültürel miras alanlarını etkileyen yasal değişiklikler ve tartışmalı kalkınma projelerini kolaylaştıran bir mekanizma olarak gördükleri stratejik yatırım teşvik sistemi de dahil olmak üzere çeşitli hükümet politikalarına karşı muhalefetlerini yinelediler.
Fotoğraf: Citizens kanalı
Protestolar büyük ölçüde barışçıl geçse de organizatörler ile Başbakan Rama arasındaki gerilim son günlerde tırmandı. Aktivistler, başbakanı “karalayıcı ve küçümseyici” olarak nitelendirdikleri açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları aracılığıyla protesto katılımcılarını kamuoyu önünde hedef almak ve itibarsızlaştırmaya çalışmakla suçluyor. Hükümet ise protestoları hafife alarak organizatörlerin niyetlerini sorguluyor.
Organizatörler ve katılımcılar, talepleri karşılanana kadar gösterilerin her akşam devam edeceğini söylüyorlar.
Protestolar oldukça kutuplaşmış bir siyasi ortamda gerçekleşiyor ve Arnavutluk hükümetinin son aylarda karşılaştığı en kararlı sivil meydan okumayı temsil ediyor. Hareketin somut siyasi veya kurumsal değişikliklere yol açıp açmayacağı belirsizliğini koruyor, ancak şimdiden Arnavutluk’ta kamusal memnuniyetsizliğin ve daha fazla hesap verilebilirlik taleplerinin önemli bir ifadesi haline gelmiş durumda.
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılacak NATO zirvesi öncesi çok sayıda kişi evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı. Gözaltına alınan 209 kişi arasında, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Halkevleri Genel Yürütme Kurulu üyesi Hediye Yıldırım ve gazeteci Yıldız Tar da var. Dosya hakkında 24 saat avukat kısıtlık kararı verildi.
Fotoğraf: Evrensel
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılacak NATO zirvesi için Valiliğinin kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 13 gün boyunca yasaklamasının ardından, sabah saatlerinde NATO karşıtı protestolara katılanların evlerine düzenlenen baskınlar ile 209 kişi gözaltına alındı.
Sabah saatlerinde yapılan eş zamanlı ev baskınlarında, aralarında Yeni Demokrat Gençlik (YDG), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Özgür Üniversite Hareketi, Çağdaş Hukukçular Derneği, Halkın Hukuk Bürosu ve Güvencesiz İşsiz İşçiler Sendikasının (UMUT-SEN) da bulunduğu kurumlardan çok sayıda kişi gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamaya göre, toplamda 241 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken 209 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar hakkında 24 saatlik avukat kısıtlılık kararı verildi.
Sokak hayvanlarının toplatılmasına tepki
Ankara Valiliği, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde, “zirve güvenliğinin sağlanması” gerekçesiyle 28 Haziran saat 00.00’dan 10 Temmuz saat 23.59’a kadar çeşitli yasaklar uygulanacağını duyurmuştu.
Öte yandan NATO Zirvesi öncesi Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, delegasyonun geçeceği güzergahlar ve konaklama alanları başta olmak üzere sokaklardaki köpeklerin toplatılmasını istedi. Belediyelere gönderilen ve sokak hayvanlarının toplatılması istenen yazıya, başta hayvan hakları savunucuları olmak üzere birçok kesimden tepki geldi.
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları’ndan Melodi Zengin, “Katil NATO için hayvanların toplatılmasını kabul etmiyoruz” dedi. Zengin, hayvanların toplatılmasının tamamen “insan merkezci” ve ekolojik bütünselliği reddeden bir bakış açısının ürünü olduğunu belirtti.
Yasaklara ilişkin Ankara Valiliği’nin yapmış olduğu basın açıklaması ise şu şekilde:
“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 36. NATO Zirvesi kapsamında; gerek zirve güvenliğinin sağlanması gerek kamu düzeninin korunarak vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin sürdürülebilmesi amacıyla gerekli güvenlik tedbirleri alınmış olup bu doğrultuda aşağıdaki kararlar alınmıştır.
2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6–10 ve 22. maddesinde “parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti gören bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine 1 km uzaklıktaki alan içerisinde toplantı yapılamaz. Genel meydanlardaki toplantılarda halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere Valilik ve Kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur” hükümlerine aykırı eylem/etkinliklerin önlenmesi amacıyla;
2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesinde “Bölge valisi, vali veya kaymakam, milli güvenlik kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç isleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklayabilir” hükmü,
“5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesinde“İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi Valinin ödev ve görevlerindendir. (Ek cümle: 25/7/2018-7145/1 md.) Bunları sağlamak için Vali gereken karar ve tedbirleri alır.” hükmüne istinaden;
NATO Zirvesi ile ilgili misafirlerin konaklama yapacağı ve toplantının yapılacağı yerlerde daha önce çeşitli gruplar tarafından yapılan eylemler ve bu grupların sosyal medya aracılığıyla yapılan çağrıları da göz önüne alındığında;
Milli güvenliğin, ülkemizin itibarının, vatandaşların huzur ve güvenliğinin, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlükleri ile zirveye katılacak heyetlerin can güvenliklerinin en üst seviyede korunması amacıyla;
İLİMİZ GENELİNDE,
Zirvenin yapılacağı alanlar, delegasyonun konaklayacağı yerler ve geçiş yapacağı güzergahlar başta olmak üzere belirlenen hassas bölgelere yetkisiz araç ve şahısların girişinin engellenmesi,
Söz konusu tarihler arasında ilimiz hava sahasında (Valilik izni haricinde) her türlü insansız hava aracı (drone vb.) uçuşunun yasaklanması,
Açık ve kapalı alanda yapılacak toplanma, toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, protesto eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, el ilanı/bildiri/broşür dağıtma, afiş/pankart asma vb. eylem/etkinliklerin 5442 Sayılı Kanun’un 11/C maddesi ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında 28 Haziran 2026 günü saat 00.00’dan 10 Temmuz 2026 günü saat 23.59’a kadar (13 gün) süre ile YASAKLANMASI hususunda gerekli kararlar alınmıştır.
12. Trans Onur Yürüyüşü’nü takip eden Niha+ editörü Doğa Tekneci ve gazeteci Yusuf Çelik’in de aralarında bulunduğu on kişi savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
Foto: Doğa Tekneci / Niha+
İstanbul Trans Onur Haftası’nın çağrısıyla Kadıköy Kalamış’ta gerçekleşen 12. Trans Onur Yürüyüşü’nü takip eden editörümüz Doğa Tekneci ve gazeteci Yusuf Çelik gözaltına alındı. Polis etkinlik sonrası 10 kişiyi gözaltına aldı.
Gözaltına alınanlar, polis ekipleri tarafından Aksaray’da bulunan Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüler. Burada sağlık kontrolünden geçtikten sonra savcılık tarafından ifadeleri alındı. İfade alma işlemleri Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul şubeleri ile İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi avukatları hazır bulundu. Savcılık sorgusunda 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ettikleri iddia edilen niha+ editörü Doğa Tekneci ve gazeteci Yusuf Çelik dahil 10 kişi savcılık kararıyla serbest bırakıldı. Gözaltılar Aksaray’dan Sancaktepe’de bulunan Feriha Öz Acil Durum Hastanesi’ne götürüldükten sonra gece yarısı serbest kaldı.
Trans Onur Yürüyüşü katılımcıları serbest kaldıktan sonra yaptıkları kısa açıklamada, bütün engellemelere rağmen “Buradayız, vazgeçmiyoruz, direneceğiz” dediler.
🏳️⚧️ 12. Trans Onur Yürüyüşü'nde gözaltına alınan 10 kişi, serbest bırakıldıktan sonra açıklamada bulundu. pic.twitter.com/eEYVINHPRK
Bu yıl “Tahayyül” temasıyla düzenlenen 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü, yasak kararlarına rağmen Kadıköy’de gerçekleştirildi. İlk yasak kararı Taksim için İstanbul Valiliği tarafından duyuruldu. Ardından da Kadıköy Kaymakamlığı yasak kararı aldı.
Yasak kararlarına rağmen bir araya gelen hak savunucuları, “Deniz’den Arya’ya Poyraz olup eseceğiz” yazısının olduğu pankartla yürüdü. Yürüyüşe katılanlar yürüyüş boyunca “Transfobik devlet, yıkılacak elbet” sloganı attı.
Ablukalara ve engellemelere rağmen bir araya geldiklerini vurgulayan translar, “Çünkü biz tahayyül ederiz ve gerçek olur” dedi.
“Şehri dönüştürdük”
Basın açıklamasında, bu yılın teması hatırlatılarak “Ne demiştik bu yıl; özgürce hayal kurabilmek politik bir eylemdir. Her şeyi dönüştürmek mümkündür ve her şey sorgulanabilir. Dediğimizi de eyledik; özgürce hayal kurduk, şehri ve alışılagelmiş yolları dönüştürdük” dendi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Son yıllarda olduğu gibi yine tüm şehri ablukaya alıp bizi engellemeye çalıştılar. Ancak yine buradayız. Birbirimizi sokaklarda, kentin dört bir yanında bulduk. Birbirimize çare, nefes olduk.
Yok 11., yok 12. Yargı Paketi, yok pandemiden beri devam eden fiili hormon kısıtlamaları, beden uyum süreci yaşının anayasaya aykırı biçimde yükseltilmesi… Hukuksuzca hormon kullanımını kısıtlamaya kalktılar. Ama tüm bu politikalara rağmen biz dönüyoruz; hormonlu dönüyoruz, hormonsuz dönüyoruz. Kendi kaynaklarımızla, dayanışmamızla ve onlara rağmen dönüyoruz.”
“Tüm engellemelere rağmen vazgeçmeyeceğiz”
Bu yıl baskı ve şiddeti en yoğun hissettikleri dönemlerden birini yaşadıklarını belirten translar, tüm engellemelere rağmen bir araya gelmekten ve örgütlenmekten vazgeçmeyeceklerini ifade etti.
“Gerek hormon kısıtlamalarına karşı hastane önlerindeydik, gerekse nefret politikalarını ifşa etmek için metrolarda ve sokaklardaydık” diyen translar, mücadeleyi sürdürme kararlılıklarını vurguladı.
Eylem sona erdikten sonra alandan ayrılan LGBTİ+’lar, kafelerde otururken, araçlarında ve taksilerde seyahat ederken polis tarafından tek tek gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında haber takibi yapan editörümüz Doğa Tekneci ve gazeteci Yusuf Çelik de olmak üzere en az on kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanların Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülecekleri öğrenildi.
Eylem sona erdikten sonra alandan ayrılan LGBTİ+’lar, kafelerde otururken, araçlarında ve taksilerde seyahat ederken polis tarafından tek tek gözaltına alındı. pic.twitter.com/oogMqB0xIh
Bu arada Kadıköy Kaymakamlığı bir açıklama yayınlayarak, “Pride Takvimi Yayında” başlığıyla sosyal medya üzerinden duyurulan etkinliklere ilişkin olarak, 21 Haziran Pazar günü 00.01 ile 23.59 saatleri arasında Kadıköy sınırları içindeki tüm açık alanlarda toplantı, yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi, stant açma, çadır kurma, bildiri dağıtma, protesto ve benzeri eylem/etkinliklerin yasaklandığını duyurdu.
Kaymakamlık yasak gerekçesini 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi ile 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 32/ç maddesine dayandırdı. Açıklamada, sosyal medya paylaşımlarından hareketle etkinliğin “genel ahlaka aykırı” olduğu, “toplumda infial uyandırabileceği”, “milli, vicdani ve insani değerlere dokunabileceği” ve “toplumsal iç barışı tehdit edebileceği” savunuldu.
Kaymakamlık ayrıca etkinlikleri gerçekleştirecek kişiler ile yurttaşlar arasında “sözlü ve fiziksel provokatif amaçlı olaylar” yaşanabileceğini ileri sundu.
DİSK Basın-İş’ten açıklama
Gazeteci Doğa Tekneci ve Yusuf Çelik’in gözaltına alınmalarını kamunun haber alma hakkına ve LGBTİ+’ların görünürlüğüne yönelmiş bir baskı olduğunu söyleyen DİSK Basın-İş, yaptığı açıklamada gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
🏳️⚧️ 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü kapsamında en az 10 hak savunucusuyla birlikte gazeteciler Yusuf Çelik ve Doğa Tekneci de gözaltına alındı.
Barışçıl bir şekilde gerçekleştirilen bir yürüyüşü takip eden gazetecilerin gözaltına alınması kabul edilemez. Basın ve ifade… pic.twitter.com/9Mffs4WJni
Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı’nın hazırladığı rapora göre, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimden adalete başvuru süreçlerine kadar birçok alanda artan hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu.
Fotoğraf: UNICEF
Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Bundan dört gün önce (16 Haziran) Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı tarafından hazırlanan “Geri Dönüş Baskısı Altında Suriyeli Göçmen Kadın, Lgbtq+ ve Çocukların Temel Hak Alanlarına Erişimde Karşılaştıkları Engel ve İhlaller” raporu, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sağlık, adalet ve eğitim alanlarındaki sorunlarını saha görüşmeleri ve derinlemesine mülakatlar üzerinden ele aldı.
Raporda göçmenlere yönelik hak kısıtlamalarının son birkaç yılda arttığı ve bunun özellikle kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar üzerinde ağır sonuçlar yarattığı belirtildi.
Rapora göre Türkiye’de geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2021 yılında yaklaşık 3,7 milyon ile en yüksek seviyeye ulaştı, 2026 yılı itibarıyla ise 2,9 milyona geriledi. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, bu düşüşün önemli bölümünün “gönüllü geri dönüş” kapsamında gerçekleştiğini ancak sahadaki verilere göre bu geri dönüş süreçlerinin çeşitli baskılarla ilişkilendirildiğini söyledi. Rapor bu durumu özellikle 2024 yılında Esad rejiminin devrilmesiyle göçmenlerin üzerinde hukuki ve idari baskıların oluşturulmasıyla açıkladı.
Rapor, ayrıca göç alanında çalışan pek çok sivil toplum kuruluşunun fonlarının uluslararası finansörler tarafından aniden kesilmesinin yarattığı trajik sonuçlara da dikkat çekti.
409 bin göçmene sadece 33 GSM
Raporun sağlık bölümünde göçmenlerin aile hekimliği hizmetleri, aşı takibi, gebelik izlemi ve kronik hastalık tedavileri gibi temel sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşadığı ifade edildi. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, özellikle 2022 yılı itibarıyla getirilen düzenlemeler nedeniyle çok sayıda göçmenin sağlık hizmetlerinden yararlanamadığını ve bunun hem göçmenler hem de toplum sağlığı açısından risk oluşturduğunu belirtti.
Raporda, 2025 yılında Suriyelilerin Aile Sağlığı Merkezleri’nden kayıtlarının silinerek Göçmen Sağlığı Merkezleri’ne yönlendirildiği, ancak mevcut merkezlerin ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu da belirtildi. İstanbul’daki 409 bin 164 kayıtlı Suriyeli için yalnızca 33 GSM’nin bulunduğunu kaydeden raporda, sağlık hizmetlerine erişimin zorlaşmasının bazı göçmenleri ruhsatsız kliniklere yönelttiği de söylendi.
Raporda yer verilen vaka örneklerine göre ekonomik yetersizlikler nedeniyle tedaviye erişemeyen, reçeteli ilaçlarını cebinden ödemek zorunda kalan ve sağlık sorunlarını evdeki eski ilaçlarla gidermeye çalışan birçok aile, çeşitli ekonomik ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldı.
Adalete erişimde korku
Raporun adalete erişim bölümünde ise Suriyeli göçmenlerin son yıllarda artan sınır dışı edilme korkusu nedeniyle kolluk kuvvetlerine ve yargı mekanizmalarına başvurmaktan çekindiği belirtildi. Özellikle adres kayıtlarındaki sorunlar, tercüman eksikliği ve hukuki destek mekanizmalarındaki yetersizliklerin göçmenlerin hak arama süreçlerini zorlaştırdığı ifade edildi.
Raporda, kadınların ve çocukların bu süreçten daha fazla etkilendiği vurgulanırken, ekonomik bağımsızlığı olmayan şiddet mağduru göçmen kadınların hukuki destek alamadığı için şiddet ortamında yaşamaya devam etmek zorunda kaldığı ileri sürüldü.
İstanbul Sözleşmesi vurgusu
Raporda görüş belirten bir avukata göre, Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin göçmen kadınlar açısından briçok risk yarattığı, ayrıca kadına yönelik şiddeti önlemek adına oluşturulan ulusal mekanizmaların mülteci kadınları kapsamadığı ve bunun göçmen kadınların şiddet karşısında daha korunmasız hale gelmesine yol açtığını öne sürdü.
Aynı avukatın aktarımına göre, yasal ikamet izni bulunmayan bir şiddet mağduru göçmen kadının koruma mekanizmalarına erişimi konusunda ciddi engellerle karşılaşıldığı iddia edildi.
Eğitimde ayrımcılık ve akran zorbalığı
Raporun eğitim bölümünde ise göçmen çocukların okullarda dışlanma, ayrımcılık ve akran zorbalığıyla karşı karşıya kaldığı belirtildi. Saha görüşmelerinde elde edilen anlatıların özellikle son yıllarda göçmen öğrencilere yönelik ötekileştirici tutumların arttığına işaret ettiği ve bunun çocuklar için belli psikolojik ve sosyal sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, eğitim alanında yaşanan sorunların çözülmemesi halinde hem göçmen çocukların toplumsal entegrasyonunun zarar göreceğini hem de uzun vadede daha büyük sosyal sorunların ortaya çıkabileceğini belirtti.
“Kentlerde ‘Göçmen Meclisleri’ kurulmalı”
Raporun sonuç bölümünde, sağlık, adalet ve eğitim alanlarında yaşanan hak kayıplarının yalnızca göçmenleri değil, toplumun tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, kamu kurumlarını ve kamuoyunu göçmenlerin karşı karşıya kaldığı hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye çağırarak göçmen haklarına yönelik politika önerilerini dile getirdi:
• Uluslararası Mevzuat ve Mültecilik: Uluslararası belgelerle tanınan sığınma hakkına saygı gösterilmeli; Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırarak şartları taşıyan göçmenlere mültecilik statüsü tanımalı, geri gönderme yasağına titizlikle uyulmalıdır.
• Yerel Yönetimlerin Sosyal Yardım Sorumluluğu: Belediyeler, mültecilerin ve göçmenlerin insani yaşam koşullarına erişimi için sundukları ayni ve nakdi sosyal yardımlarda “vatandaşlık” şartı yerine “ihtiyaç sahibi olma” kriterini esas almalıdır. Kent konseylerinde “Göçmen Meclisleri” kurularak, göçmenlerin kendi yaşamlarını ilgilendiren kararlarda söz sahibi olmaları sağlanmalıdır.
• İdari Uygulamalar ve Denetim: Uygulamada bir cezalandırma aracına dönüşmüş bulunan idari gözetim uygulamasına son verilmeli, geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. Bu uygulama sonlandırılana kadar, Geri Gönderme Merkezleri (GGM) ile ilgili mevcut işleyiş gözden geçirilmeli; idari gözetim süreçleri hukuki güvence altına alınmalıdır. GGM’ler başta olmak üzere göçmen haklarına yönelik denetimler tam yetkili bağımsız heyetlerce sağlanmalıdır. Ayrıca hastanelerde veya gözaltında bulunan göçmenler için barolarla iş birliği içinde çalışacak acil müdahale birimleri kurulmalıdır.
• Sınır Politikaları ve Yük Paylaşımı: Kitlesel göç hareketleri karşısında insani koruma ilkeleri gözetilerek güvenli geçiş imkânları değerlendirilmelidir. Göçün getirdiği sorumluluklar uluslararası düzeyde paylaşılmalı; bu amaçla devletleri, STK’ları ve uluslararası kurumları kapsayan, yüksek bütçeli ve yetkin bir küresel göç komisyonu hayata geçirilmelidir.
• Temel Haklar ve Öncelikli Gruplar: Yaşam ve sağlık başta olmak üzere bütün temel haklar, vatandaşlık statüsünden bağımsız olarak herkes için korunmalıdır. Bu hizmetlerin sunumunda; gebe kadınlar, çocuklar, kronik hastalıklardan mustarip olanlar ve acil vakalar önceliklenmeli ve söz konusu kişilere sağlık hizmetleri koşulsuz ve şartsız olarak verilmelidir.
• Sivil Toplum ve Çalışma Hayatı: Sivil toplum kuruluşlarının göç alanındaki çalışmaları desteklenmeli, bütçe kısıtlamaları yerine kamu-STK iş birliği güçlendirilmelidir. Tüm demokratik kitle örgütleri bünyesinde göçmen hakları birimleri oluşturulmalı ve iş dünyasında hak kayıplarının önlenmesi için sendikaların tüzükleri, göçmenleri ve göçmen işçileri kapsayacak şekilde güncellenmelidir.
Sosyal medya platformu X üzerinde LGBTİ+ haklarına ilişkin paylaşım yapan birçok hesabın BTK tarafından erişime engellendiği duyuruldu.
Bugün (19 Haziran) birçok LGBTİ+ derneğinin ve LGBTİ+ haklarına ilişkin paylaşım yapan sivil toplum örgütlerinin X hesapları Türkiye’den erişime engellendi.
Aralarında 17 Mayıs Derneği, GALADER, Genç LGBTİ+ Derneği, HEVİ LGBTİ+ Derneği, Lambdaİstanbul, LİSTAG, Muamma LGBTİ+, Pembe Hayat, SPoD ve Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Derneği, Kadının İnsan Hakları Derneği, Ankara Feminist Gece Yürüyüşü, İstanbul Feminist Gece Yürüyüşü, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, Kuir Tıp Öğrencileri Ağı, TİP LGBTİ+ Bürosu, Antalya Biz LGBTİ+, Aralık Feminist Kolektif, Çatlak Zemin, Kuir Baykuş, Lavender, Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi, Queer Deer, MEF LGBTİ+, 7 Tepe 7 Renk, Pozitif Dayanışma ve Velvele’nin bulunduğu çok sayıda hesaba X tarafından erişim engeli kararı getirildi. X hesapları e-posta yoluyla bilgilendirdi. Hakkında erişim engeli kararı verilen hesapların net sayısı bilinmiyor.
Erişime engellenen hesaplar, LGBTİ+ haklarını ve kimliklerini görünür kılmak amacıyla paylaşım yapan, Onur Haftası etkinliklerini duyuran ve 12. Yargı Paketi’ndeki LGBTİ+ karşıtı düzenlemelere ilişkin gönderiler paylaşan hesaplardan oluşuyor.
Muzır Yayın’ın paylaştığı bilgilere göre, Gazeteci ve Çizer Aslı Alpar’ın X hesabı da içinde “LGBTİ” ifadesi geçen bir paylaşımı gerekçe gösterilerek erişime engellendi.
Kaos GL’nin X hesabı da Haziran 2025’ten bu yana erişime engellenmişti.
Erişim engeli BTK’den geldi
X’in derneklere ilettiği bildirimde, erişim engeli talebinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından iletildiği belirtildi. Buna göre kararın dayanağı, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un 8/A maddesi.
Söz konusu maddede “İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilir” hükmü yer alıyor.
X, derneklere gönderdiği elektronik postada, kullanıcıları erişim engeli talepleri hakkında bilgilendirmenin şirket politikası olduğunu söyledi:
“X, kullanıcılarının görüşlerini savunmaya ve saygı duymaya güçlü bir şekilde inanmaktadır ve bu nedenle yetkili bir kurumdan (kolluk kuvvetleri veya devlet kurumu gibi) erişim engellemeye yönelik yasal bir talep alırsak kullanıcılarımızı bilgilendirmek politikamızdır.”
X, yaptığı bildirimde hesapların yalnızca Türkiye üzerinden engellendiğini de ekledi.
Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde Rojin Kabaiş Parkı’ndaki tabelaya yapılan saldırıya ilişkin Silvan Belediye Eş Başkanı Kadri Esen, saldırının “Tüm kadınlara yapılmış bir saldırı” olduğunu belirtti.
Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde bulunan Rojin Kabaiş Parkı’nda, 27 Eylül’de kaybolan ve cansız bedeni 18 gün sonra Van Gölü’nde bulunan Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in fotoğrafının yer aldığı bir tabela, kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından kurşunlandı. Van’da şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in fotoğraflarının da zarar gördüğü bu durum kamuoyunda büyük bir öfke ve tepkiyle karşılandı.
Saldırıya tepki gösteren Silvan Belediye Eş Başkanı Kadri Esen, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bu Silvan’a yakışmıyor
Rojin Kabaiş Parkımızda, Rojin’in resmine yönelik saldırı, Rojin’in şahsında tüm kadınlara yapılmıştır. Bu saldırıyı gerçekleştiren kişi ya da kişileri şiddetle kınıyorum.
Kadınlara, Yerel Yönetimlerde kadın mücadelesi sonucunda yürütülen iş ve çalışmalara saygı gösterilmelidir.
Silvan bu değildir, bu Silvan’a yakışmaz!”
Oy birliğiyle kararlaştırılmıştı
Söz konusu parkın adı 12 Kasım 2024’te Silvan Belediyesi Meclisi’nde grubu bulunan tüm üyelerin ortak kararıyla “Rojin Kabaiş Parkı” olarak belirlenmişti.
Belediye tarafından bu kararın kadın meclis üyelerinin önerisiyle, kadınlara yönelik şiddete karşı bir farkındalık oluşturmak amacıyla gündeme getirildiği sebebiyle parkın ismi oy birliğiyle kabul edilmişti.
GoFor ve Hafıza Merkezi’nin paylaştığı 1741 genç ile yapılan saha araştırmasına göre gençlerin yüzde 50,7’si gündemdeki müzakere sürecini desteklerken yalnızca %35,8’i sürece dahil edildiğini düşünüyor. Rapor, gençlerin çoğunun örgütsüz ve yargıya güvensizhissetse de toplumsal barışın koşulları konusunda ortaklaştığını gösteriyor.
Fotoğraf: Pexels.com
Gençlik Örgütleri Forumu (GoFor) ve Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin hazırladığı “Gençlerin Gözünden Müzakere Süreci: Duygular, Deneyimler ve Beklentiler” raporu, 18 Haziran’da kamuoyuyla paylaşıldı.
Rapora göre gençlerin yüzde 70,7’si toplumsal barışın sağlandığı bir Türkiye’nin mümkün olduğuna inanırken yüzde 52,2’si süreç hakkında kaygı veya şüphe duyuyor.
Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi’nin (TEAM) ürettiği saha verisine dayanan rapor, 4-12 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye’nin 47 ilinde ve 255 ilçesinde yaşayan 18-35 yaş arası 1741 gençle yapılan telefon görüşmelerinden elde edilen bulguları içeriyor.
Araştırmaya göre gençlerin yaklaşık yarısı müzakere sürecini desteklediğini, diğer yarısı ise desteklemediğini söylüyor. Süreci destekleyen neredeyse iki gençten biri kaygı duyduğunu da söylüyor.
Gençler: Toplumsal barış mümkün
Süreci destekleyen gençlerin bir bölümü sürecin gidişatından memnun olmadığını belirtirken süreci desteklemeyen gençlerin önemli bir bölümü de toplumsal barışın mümkün olduğuna inanıyor. Barışın koşulları söz konusu olduğunda gençler şu şekilde ortaklaşıyor: Hukuk devletini (%94,5), bireysel özgürlükleri (%92,4) ve eşit vatandaşlığı (%92,3) barışın koşulu olarak görenlerin oranı %90’ın üzerinde.
Gençler sürece dahil edilmediğini düşünüyor
Rapor, gençlerin süreci adıyla bildiğini ancak işleyişini aynı ölçüde takip etmediğini ortaya koyuyor. Gençlerin %60,9’u Müzakere Süreci’nden haberdarken, TBMM’de kurulan komisyonu bilenlerin oranı %32,4’e, komisyonu fiilen takip edenlerin oranı ise %19,8’e düşüyor.
Gençlerin yalnızca yüzde 35,8’i müzakere sürecine gençlerin dahil edildiğini düşünüyor. Buna göre gençlerin %90,5’i hiçbir partiye, derneğe veya topluluğa üye değil. Sürece katılımın önündeki en büyük iki engel “siyasetçilerin gençleri dinlememesi” (%29,3) ve “korku, damgalanma ya da yanlış anlaşılma endişesi” (%28,7) olarak öne çıkıyor.
Gençlerin yüzde 68,7’si yargıya güvenmezken 18 ile 21 yaş arası gençler sürece dahil edildiğini en az hissedenler arasında yer alıyor. Bu da sürecin en gençlere ulaşmadığını gösteriyor.
Her 10 gençten 7’si sosyal medyada siyasi görüş paylaşırken tedirgin olduğunu söylüyor. Gençlerin yüzde 49’u yetiştiği evde siyaset konuşulurken dikkatli ya da sessiz olunduğunu belirtiyor. Yüzde 48,4’ü ise kamusal alanda Kürtçe konuşulduğunda olumsuz tepkilere tanıklık ettiğini ifade ediyor. Her 3 MHP’li gençten 2’si ise bu olumsuz tepkileri doğruluyor.
Raporda öne çıkan bazı bulgular
Araştırmanın diğer öne çıkan bulguları ise şöyle:
Gençlerin yüzde 83,9’u yaşadığı ülkeye ve topluma ait hissediyor. Yüzde 70,1’i ise ülkenin gidişatını kötü olarak değerlendiriyor.
Gençlerin yüzde 36’sı Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasını destekliyor. Anadili Kürtçe olan gençlerde bu destek yüzde 76’ya çıkarken anadili Türkçe olan gençlerde yüzde 25,4‘e düşüyor. Lise altı eğitim düzeyinde yüzde 52,5‘i destekçi olurken üniversite mezunlarında destekleyenler yüzde 27,6‘da kalıyor. Yüksek eğitimli gençler bu adımda en mesafeli grup.
Gençlerin yüzde 82,6’sı sivillere karşı suç işlemiş kamu görevlilerinin ve silahlı örgüt üyelerinin yargılanmasına ilişkin düzenlemeyi destekliyor.
Gençlerin yüzde 41,1’i vicdani ret hakkının tanınmasını destekliyor.
Gençlerin yüzde 62,2‘si “Kürt meselesi” tanımına katılmıyor.
Gençlerin 60,9‘u süreçten haberdar, ama yalnızca yüzde 19,8‘i komisyonu takip ediyor
Silah bırakan kişilerin topluma kazandırılmasını gençlerin yüzde 39,5’i, Terörle Mücadele Kanunu gerekçesiyle tutuklu bulunanların tahliyesini ise yüzde 37,1’i destekliyor.
“Gençlerin Gözünden Müzakere Süreci: Duygular, Deneyimler ve Beklentiler” raporuna göre, sürecin güven ve geçim koşullarını değiştirebilme imkânı ile gençlerin sürece doğrudan dahil edilerek söz kurabilmesi, gençler için belirleyici olacak.
Hayvan hakkı savunucuları, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca aracılığıyla düzenledikleri basın toplantısında taleplerini kamuoyuna duyurdu: “Hayvana şiddete caydırıcı cezalar getirilmeli.”
Yaşam İçin Yasa İnsiyatifi, BurHak, Bipativer Derneği, Patikara Derneği, Yaşamdan Yana Veteriner Hekimler Platformu, Yaşamdan Yana Avukatlar ve Psikologlar, ODTÜ Mezunları Derneği temsilcilerinden ve basın emekçilerinden oluşan bir heyet, hayvan katliam yasasına karşı çözüm önerilerini mecliste kamuoyu ile paylaştı.
Perihan Koca toplantının başında şunları söyledi:
“Temmuz 2024’te AKP ve MHP oylarıyla bu meclisten geçirilen yasanın ardından ülkemiz ne yazık ki kan kokmaya başladı. O gün bu meclisten geçen ölüm fermanının ardından, ardışık olarak bakanlıklarca, valiliklerce, kaymakamlıklarca ve ne yazık ki belediyelerce hayata bir kırım pratiği olarak geçirilmeye başladı. Sokaklarda hayvanlar katledilmeye devam ediyor, ölüm ve katliam gerçekliği ülkemizde gündelik yaşamın bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Bizler enseyi karartmıyoruz, bu karanlığa karşı umut olmaya çalışıyoruz. Yaşamı ilmek ilmek birlikte örmeye örgütlemeye çalışıyoruz. Bugün çözümün öldürmekten geçmediğini hep birlikte haykırmak için bu kürsüdeyiz.”
Hayvan hakkı savunucuları mecliste
“Bilim uygulanmadan başarısız ilan edilemez”
Yaşamdan Yana Veteriner Hekimler adına söz alan Ceren Başyiğit, “doğal yaşam alanı” adıyla önerilen büyük toplama merkezlerinin bilimsel açıdan çözüm olmadığını vurgulayan Başyiğit, şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü doğal yaşam; binlerce köpeğin tel örgüler içerisinde bir arada tutulduğu alanlar değildir. Bugün başarısız olduğu söylenen şey, ‘kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat’ modeli değildir. Başarısız olan; bu modelin yıllar boyunca yeterli bütçe, koordinasyon ve denetimle hiçbir zaman tam anlamıyla uygulanmamış olmasıdır. Yasa değişikliği görüşmeleri sırasında 20 yılda yapıldığı söylenen kısırlaştırma sayısına, etkin bir süreç yürütülmüş olsa 2.5 yılda ulaşılabilirdi. Bilim uygulanmadan başarısız ilan edilemez.”
Yaşamdan Yana Avukatlar adına Sinan Ayaz,5199 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatın, idareye hayvanları koruma, tedavi etme ve uygun koşullarda barındırma yükümlülüğü yüklediğini, ancak kamuoyuna ve sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre, Türkiye’nin birçok yerindeki belediye bakımevlerinde hayvanların bilinçli bir şekilde açlık, susuzluk, hastalık sonucu ölüme terk edildiğini, hatta vahşi yöntemlerle öldürüldüğünü ve kanun hükümlerine göre bunun açıkça bir suç olduğunu vurguladı.
“Medya dili şiddetin doğrudan parçası”
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu basın emekçilerinden Gökhan Mezarcı, demokrasilerde dördüncü kuvvet olması gereken medyanın, ne yazık ki denetleyen bir güç olmaktan çıkıp yaşam düşmanı politikaların, katliam propagandasının aparatı haline geldiğini belirtti.
Ankara Altındağ’da yaşamını yitiren küçük Fatma El Muhammed’in hikâyesinin, bu düzenin en acı örneklerinden biri olduğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuğun ölümünde önce köpek saldırısı ihtimali öne sürülerek yalan haberler servis edilmiştir. Oysa Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Meclis gündemine taşıdığı gerçekler, cinsel istismar ve cinayet iddialarını ortaya koymuştur. Bir çocuk öldürülmüş, ama gerçek fail gizlenerek suçlu yine hayvanlar ilan edilmiştir. Bugün hayvanları “tehdit”, “terör” ve “başıboş köpek” gibi başlıklarla düşmanlaştıran medya dili yalnızca etik dışı değil, aynı zamanda yaşam hakkına yönelen sistematik şiddetin de doğrudan bir parçasıdır ve failidir!”
Heyet adına ortak basın açıklamasını okuyan hayvan hakları aktivisti Nihal Memiş Dizdar, muhalif belediyelerin bu katliama gözlerini kapamasını ve katliama ortak olmasını eleştirdi.
Dizdar, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, silahlanma çağrısı yapan, bot hesaplarla* nefret yayan GÜSODER temsilcilerini ağırladığını, hemen ertesi gün “Yılbaşına kadar bütün köpekleri toplayacağız” açıklaması yaptığını hatırlatarak “Görevi ülkenin iç güvenliğini korumak olan İç İşleri Bakanlığı’nda, köpekleri öldürmek için halka silahlanma çağrısı yapan ve bot hesaplarla hayvanlara karşı nefret örgütleyen, meşruiyeti meçhul bir dernekle basına verilen pozlar, tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Bu karanlık derneğin taleplerinin halkta hiçbir karşılığı olmadığı açıktır, hiçbir meslek örgütü, hiçbir sivil toplum kuruluşu tarafından desteklenmemekte, taleplerinin hiçbiri bilimsel, etik, vicdani gerekçeyle örtüşmemektedir. Tüm bunlara rağmen talepleri dinleniyorken barışçıl yaşam hakkı savunucuları olarak bizim bilimsel, etik ve vicdani çözüm dosyamız neden dinlenmiyor, o kapılar neden bizlere açılmıyor?” dedi.
Hayvan hakkı savunucularının meclise ilettiği taleplerise şu şekilde:
1- Kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak bilinen yasa derhal geri çekilmeli, hayvanların yaşam ve özgürlük haklarını güvenceye alan bilimsel, etik ve vicdani temelde yeniden düzenlenmeli, 5199 sayılı kanunun 6. maddesindeki “kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” ilkesi korunmalı. Meclis Hayvan Hakları Komisyonu yeniden toplanmalı ve demokratik temsil gözetilerek oluşturulan yeni yasayla, hayvanların yaşam ve özgürlük hakları anayasal güvence altına alınmalıdır.
2- Toplamalar ve hapsetmeler derhal durdurulmalı. Barınak denen esaret ve ölüm kampları, hayvan hastanesi ve rehabilitasyon merkezine dönüştürülmelidir. Mevcut barınaklar tedavi merkezine dönüşene kadar, barınaklardaki her bölümün net şekilde sürekli gözlenebildiği kamera sistemine geçilmeli. İcapçı veteriner hekim uygulaması tamamen kalkmalı, her il ve ilçede 7/24 çalışan veteriner hekim ve teknik personel sayısı artırılmalıdır.
3- Kırsaldan başlayıp merkezleri kapsayacak şekilde, etkin kısırlaştırma programları hayata geçirilmelidir. Tüm şehirlerin ilçe ve beldelerinde küçük çaplı, uygun maliyetli, sürdürülebilir Kısırlaştırma ve İlk Yardım Üniteleri kurulmalıdır.
4- “Pet” olarak kategorize edilerek bir ürün gibi alınıp satılabilen tüm hayvanların, üretim ve satışı yasaklanmalı, düzenli denetimler ve raporlamalar kamuoyuyla paylaşılmalı, yasağa aykırı hareket ederek suç işleyenlere caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.
5- Hayvana şiddete, yatarı olan caydırıcı cezalar getirilmeli ve hayvana şiddeti kurumsal hale getiren yerel yönetimler de bu kapsama alınmalıdır.
6- Sahiplendirme süreçleri devlet teşvikleriyle desteklenmeli, zorlaştırıcı tüm bürokratik engeller ortadan kaldırılmalıdır.
7- Okul öncesinden başlamak üzere tüm eğitim müfredatlarına hayvanların yaşam ve özgürlük haklarıyla ilgili eklemeler yapılmalı; hayvan fobisinin ve hayvanlara kötü muamelenin engellenmesi için çalışmalar yapılmalıdır.
8- Hayvanlarla birlikte yaşamamızı kolaylaştıracak bilgilendirici kamu spotları yayınlanmalıdır.
9- Toplumun huzurunu ve barışını bozacak şekilde hayvanları hedef haline getiren, hayvanlara ve hayvan hakkı savunucularına yönelik şiddeti körükleyen yazılı ve sözlü medya şirketlerine ve sorumlularına caydırıcı idari para cezaları getirilmeli, toplumu kin ve düşmanlığa sevk eden Güvenli Sokaklar Derneği ve benzeri tüm oluşumlar kapatılmalı, yöneticileri yargılanmalıdır.