Kürt şehirlerinde mayın ve patlayıcı sorunu: Dört yılda 8 kişi öldü

İHD Hakkari Şubesi’nden Eren Baskın ve Hakkari Baro Başkanı Ergün Canan, Kürt illerinde onlarca yıldır süren mayın, mühimmat ve zırhlı araç kaynaklı ölümlerinin ardındaki pratiğin birçok hak ihlali ve travmaya yol açtığını belirtti: “Sorumluluk vatandaşta değil, devlette.”

Bu sene, 9 Mayıs 2026’da hayvanlarını otlatan 17 yaşındaki Muhammed Aykut, bastığı mayınla yaralanmış ve birçok hayvan da hayatını kaybetmişti. İki yıl önce 24 Temmuz’da yine Hakkari’de koyunlarını otlatan çoban Bedrettin Düzen ise mayın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Bu olaylarla birlikte Kürt şehirlerindeki mayın ve patlayıcı kaynaklı ölüm ve yaralanmaları, bu davalardaki soruşturma süreçlerini tekrar gündeme getirdi.

Türkiye’deki çoğu Kürt kentinde hâlâ binlerce mayın ve patlamamış mühimmat sivillerin olduğu alanlarda bulunuyor. Mayınsız Bir Türkiye Girişimi’nin verilerine göre ülke genelinde yaklaşık 1 milyon mayın toprak altında, Milli Savunma Bakanlığı’nın 2021 verilerine göre ise bu rakam 850 bine, alan sayısı da 3.800’e yakın.

Diyarbakır Barosu’nun 2011-2021 dönemine ilişkin hazırladığı “Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri” raporu, bu mayın ve savaş atıklarının en çok çocukları etkilediğini ortaya koymuştu. Buna göre, bu on yıllık dönemde savaş mühimmatı veya mayın patlaması sonucu 45 çocuk yaşamını yitirirken 135 çocuk ise yaralandı. Zırhlı araç kaynaklı ölen çocuk sayısı ise 22, yaralanan çocuk sayısı da 27. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) yıllık hak ihlali raporlarında ise bu tablo hala devam ediyor. İHD verilerine göre 2020-2024 arasında mühimmat ve mayın patlamaları sonucu en az 8’i çocuk 23 kişi yaralanırken 3’ü çocuk 8 kişi hayatını kaybetti. Ölüm ve yaralanmaların en yoğun yaşandığı iller ise Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ve Mardin.

Toplu mayın döşenmesinin durması ve sınır hattındaki büyük ölçekli temizleme uygulamalarıyla zırhlı araç kaynaklı veya savaş mühimmatı ve mayın patlaması sonucu ölüm ve yaralanmaların 2000’li yıllara göre azaldığı gözlemlense de bu durum, Kürt illerinde onlarca yıldır sürüyor. Çünkü bu temizlik ağırlıklı olarak Ermenistan ve İran sınır hattında yapıldı. Avrupa Dış İlişkiler Servisi‘nin raporladığına göre 2021-2023 arasında toplam 50 bin kara mayını Ermenistan ve İran sınırından arındırıldı. Asıl risk ise iç kesimlerde: 90’larda boşaltılıp daha sonra geri dönüşe açılan köylerin meraları, eski askeri karakol ve üs çevreleri hâlâ temizlenmedi.

Mayın ve Mühimmat Patlamaları İnfografik

Kürt Şehirlerinde Mayın ve Mühimmat Patlamaları

İnsan Hakları Derneği yıllık Hak İhlalleri Raporları verileriyle (2020–2024)

8
Hayatını kaybeden
3’ü çocuk
23
Yaralanan
8’i çocuk

2020–2024 arası toplam, İHD verileri

Yıllara göre ölü ve yaralı sayısı

Mayın ve sahipsiz patlayıcı/mühimmat kaynaklı

2020
Ölü
1
Yaralı
4
1 ölüm ve 2 yaralanma çocuk
2021
Ölü
4
Yaralı
6
2 ölüm ve 2 yaralanma çocuk
2022
Ölü
0
Yaralı
8
3 yaralanma çocuk
2023
Ölü
0
Yaralı
1
Çocuk bilgisi belirtilmemiş
2024
Ölü
3
Yaralı
4
1 ölüm ve 1 yaralanma çocuk
Ölü
Yaralı

Türkiye’nin 2003’te taraf olduğu Ottawa Sözleşmesi’ne göre mayınların temizlenmesi gereken tarih defalarca ertelendi, hatta son uzatma talebi 2025 sonuna kadar geçerliydi. Bu süre boyunca yaralanma ve ölümle sonuçlanan davalarda sorumluların çoğunlukla cezasız bırakıldığı, etkin bir soruşturmanın yürütülmediği görülüyor. Hakkari Baro Başkanı Ergün Canan ve İHD Hakkari Şubesi’nden Eren Baskın bu ölümlerin ardındaki hukuki ve siyasi tabloyu değerlendirdi.

Uluslararası Mayın Yasağı Sözleşmesi (Ottawa Sözleşmesi), anti-personel mayınlarının kullanılması, üretilmesi, depolanması ve devredilmesini yasaklayan ve bu mayınların imhasını şart koşan uluslararası bir anlaşmadır. Türkiye, sözleşmeye 2003 yılında taraf olmuş ve sözleşme Türkiye için 1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Önceleri yasadışı sınır ihlallerini engellemek amacıyla Türkiye tarafından Ermenistan, İran ve Irak sınırının yanı sıra 1956-1959 arasında Suriye sınırına döşenen antipersonel mayınlar, daha sonra 1984 yılında başlayan çatışmalı ortam ile iç bölgelerde de döşenmeye başlanmıştır. Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Temmuz 2006’da, Geneva Call Sözleşmesi’ni imzalayarak, mayın kullanımına son verdiğini açıklamıştır.

2013’te Milli Savunma Bakanı, Ottawa Sözleşmesi’ne göre Türkiye’nin toprak altı mayınlarını temizlemesi için son tarih olan 1 Mart 2014’ün 2022’ye dek uzatılması talebinde bulunduklarını açıkladı. Türkiye, 22-24 Haziran tarihleri arasında yapılan Mayın Yasağı Sözleşmesi Oturumlar arası Toplantısı’nda 1 Mart 2022 ile 31 Aralık 2025 arasını kapsayan üç yıl dokuz aylık yeni bir ek süre talebinde bulunmuş, bu süre sonunda da tekrar ek bir uzatmaya ihtiyaç duyacağını açıklamıştı.

Kara Mayınlarının Yasaklanması için Uluslararası Kampanya (ICBL), “2023 Kara Mayını Takip Raporu”na göre, Ottawa Anlaşması’nın taraflarından Bosna Hersek, Kamboçya, Hırvatistan, Etiyopya, Irak, Türkiye ve Ukrayna, en çok kara mayını bulunan ülkeler arasında yer alıyor.

“Sorumluluk vatandaşa yüklenemez”

Ergün Canan, Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi

Hakkari Baro Başkanı Ergün Canan, Hakkari’de hayatını kaybeden Bedrettin Düzen’i ve ağır yaralanan Muhammed Aykut’un koyunlarını otlatırken mayına bastığını hatırlattı. Bu bölgede çatışma dönemlerinden kalan patlamamış mühimmatların her yerde olduğunu belirten Canan, “Buradaki sorumluluk vatandaşa yüklenemez. Burada hukuken öncelikli sorumluluk tabii ki devlete aittir” dedi.

Canan’a göre uzun yıllar çatışmalı sürecin ağır sonuçlarını yaşamış bir kentte sivillerin yaşamını koruma, riskli alanları temizleme, güvenlik altına alma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü devlete ait. Canan, bu bağlamda devletin yükümlülüklerini yerine getirmesinin hayati bir mesele olduğunu vurguladı:

“Çocukların ya da yetişkilerin hem merada, hem köy yollarında, hem kırsalda ve yerleşim alanına yakın bölgelerde mayın ya da mühimmatla karşılaşılması bir kere kabul edilebilir bir durum değil. Bu alanların bir an evvel temizlenmesi gerekmektedir. Aksi halde buna benzer olaylarla karşılaşmamız mümkündür. İnsanların buradaki tek geçim kaynağı tarımcılık, hayvancılıktır. O meralara hayvanlarını götürüp otlatacak. Güvenli alanlar olmadığı zaman insanlar bir taraftan da mecburen o alanları kullanmak zorunda kalıyor. Burada bir güvenlik zaafı da söz konusu. Devlet de maalesef bugüne kadar bu konularla ilgili bir çalışma yürütmüş değil, en azından Hakkari bölgesinde öyle.”

“Hakikatle yüzleşme komisyonu kurulmalı”

Barış süreci dönemlerinde hakikatle yüzleşmenin, mağdurların sesini duyurmanın ve çözüm ihtimalinin daha fazla konuşulabildiğini aktaran Canan, çatışmalı dönemlerde ise güvenlikçi yaklaşımın ağır bastığını ve ailenin adalet arayışının ikinci plana atıldığını belirtti. Şu an bahsedilen barış sürecinin sonuç alabilmesi için öncelikle hakikatlerle yüzleşmek gerektiğini belirten Canan, şu ifadeleri kullandı:

“Hakikatlerle yüzleşme komisyonun bir an evvel kurulması lazım. Bu soruşturmaların ya da bu olayların en azından daha etkin soruşturma yürütülmesi anlamında bir çalışmanın yürütülmesi gerekiyor. Hepimizin destek çıktığı bir toplumsal barış süreci var. Özellikle bu mayınlı alanların mutlaka bir an evvel temizlenmesi gerekiyor.”

Mühimmat ve mayın patlaması, zırhlı araç altında kalma gibi olayların davalarının sonucu genellikle cezasızlık oluyor. Canan’a göre bu tablonun değişmesi için cezasızlık pratiğine son verilmeli, mayınlı ve riskli alanlar şeffaf biçimde haritalandırılmalı, bu alanlar temizlenmeli ve ailelere de bilgi verilmeli, bağımsız ve etkili soruşturma yürütülmeli. Canan, bunların yapılmadığı bir durumda “Dağlarda, kırsal alanlarda ya da şehir içinde yine çocuklarımızı kaybedeceğiz” dedi.

Ottawa Sözleşmesi kapsamında Türkiye Devleti’nin mayınlı alanları temizlemekle yükümlü olduğunu hatırlatan Canan, bu yükümlülüğün 2025’e kadar uzatıldığını ve bu yükümlülüğü sürekli erteleme durumunun da sahada yeterli ve somut ilerleme sağlanmadığını gösterdiğinin altını çizdi. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu yönde kararları bulunduğunu ama Türkiye yargısının sözleşmeye rağmen bu kararlara uymadığını belirten Canan, “Bu sürecin nihayet ermesi halinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de birtakım somut adımların bundan sonraki süreçlerde sirayet edeceğini düşünüyoruz” dedi.

“Bu dosyalar faili meçhul gibi değerlendiriliyor”

Muhammed Aykut’un davasının hala sürdüğünü ve davayı takip ettiklerini ifade eden Canan, davanın hala fail-i meçhul gibi değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:

Mahkemenin kimin oraya bu mühimmatı koyduğuna dair araştırması yok. Etkin bir soruşturma, etkin bir kovuşturma maalesef yürütülmüyor. Yürütülmediği zaman da bunlar işte ya daimi aramaya kalıyor ya faili meçhul olarak bu şekilde kayıtlarda yer alıyor. Ailenin de manevi anlamda çok büyük zararları var. Ömür boyu sakat kalabilir. Ailelerin de buradaki isteği devletten ve Türkiye yargısından istediği şudur: Gerçekler ortaya çıksın, failler ortaya çıksın ve mahkemeler karşısında yargılansın.

Canan, özellikle mayınlı veya patlamamış mühimmatlı alanların sivillere açılabilmesi için temizlenmesi gerektiğini, temizlenmediği süre boyunca insan benzer olayların yaşanmaya devam edeceğini belirtti.

Mayın ve Zırhlı Araç Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri

Mayın ve Zırhlı Araç Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri

Diyarbakır Barosu, “Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri” raporu (2011–2021)

Mayın / Savaş Atığı
Ölen çocuk 45
Yaralanan çocuk 135
2011–2021
Zırhlı Araç
Ölen çocuk 22
Yaralanan çocuk 27
2011–2021

Çocuk ölüm ve yaralanma sayıları, 2011–2021

Mayın / Savaş Atığı
Ölü
45
Yaralı
135
Zırhlı Araç
Ölü
22
Yaralı
27
Ölü
Yaralı
OHAL döneminde keskin artış
Mayın ve savaş atığı kaynaklı ölüm ve yaralanma oranlarında ciddi artış, OHAL süreci ve sonrasına denk gelen 2015–2018 yılları arasında gözlemlendi.
Zırhlı araç olaylarının yarısından fazlası üç yılda
11 yıllık dönemde zırhlı araçların sebep olduğu ölüm ve yaralanma olaylarının sayısı en az 49. Bu olayların %52’si, güvenlik odaklı devlet politikalarının yoğunlaştığı 2016–2018 yılları arasında yaşandı.
En çok etkilenen iller (2011–2021)
1Mayın / savaş atığıDiyarbakır, Şırnak, Hakkari, Mardin
2Zırhlı araçŞırnak, Diyarbakır, Hakkari, Mardin
Mayın bulunduğu bilinen iller
Ağrı Ardahan Batman Bingöl Bitlis Diyarbakır Gaziantep Hakkari Hatay Iğdır Kars Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak Dersim Van

Kaynak: Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi, “Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri” raporu, 2011–2021 dönemi. Görsel niha özel haber için hazırlanmıştır.

“Mühimmat patladıysa idarenin kusurudur”

Eren Baskın, Fotoğraf: bianet

İHD Hakkari Şubesi’nden Eren Baskın’a göre, Hakkari’de ya da Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Mardin’de mühimmat patlamaları, sadece hukuki bir terim veya kağıt üstündeki rapor verilerinden ibaret değil. Baskın bu meseleyi şöyle özetliyor:

“Bizim için bu mesele; meralarda koyun güden, köylerinin hemen yanındaki patikalarda oyun oynayan çocukların ellerini, ayaklarını, hayatlarını kaybetmesidir. Ceylan Önkol’dur, Nihat Kazanhan’dır, evinin duvarını yıkan panzerin altında can veren çocuklarımızdır.”

Baskın, bir patlama haberi alıp olay yerine gittiklerinde karşılaştıkları ilk duvarın hukukun teorisi ile devlet pratiği arasındaki uçurum olduğunu söyledi:

“Uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’nın 125. maddesine göre devlet, egemenlik alanındaki her bir yurttaşın yaşam hakkını korumakla yükümlüdür. Bir mühimmat patladıysa, orada idarenin ‘hizmet kusuru’ vardır. Alanı kapatmamış, tabelalandırmamış, mühimmatı başıboş bırakmıştır.”

Baskın, Hakkari’deki gerçeklikte idare mahkemeleri veya savcılıkların sorumluluğu mağdura yükleme eğiliminde olduğunu aktardı. “Askeri yasak bölgeye girmiş”, “Kendi kusuru var”, “Ebeveynlerin gözetim yükümlülüğü ihmal edilmiş” gibi gerekçelerle çocukların suçlu ilan edildiğini belirten Baskın, “Bir çocuğun askeri yasak bölge sınırını bilmesi beklenemez, ancak devletin o mühimmatı orada bırakmaması ve o alanı bir çocuğun giremeyeceği şekilde tecrit etmesi zorunludur” ifadelerini kullandı.

“Yaşam hakkı eşit değil”

Mayın ve patlayıcı kaynaklı ölüm ve yaralanma dosyalarını faili meçhul değil, faili korunan dosyalar olarak tanımlayan Baskın, Kürt şehirlerinde cezasızlığı adaletsizliğin bir aracı olarak deneyimlendiğini ve bunun bölgede birçok hak ihlali ve travmaya yol açtığını söyledi:

“Bir fail cezalandırılmadığında, aile için ihlal bitmez, aksine büyüyerek devam eder. Patlamadan sonra etkin bir soruşturma yürütülmez. Olay yeri incelemesi ya geç yapılır ya da deliller karartılır. Savcılar, şüpheli kolluk görevlileri hakkında soruşturma açmak istediğinde mülki amirler (valilik veya kaymakamlık) izin vermez. Dosyalar yıllarca adliye raflarında bekletilip zamanaşımına uğratılır. Çocuğunu kaybetmiş bir anneye, mahkeme salonunda ‘Çocuğun orada ne işi vardı?’ sorusunun sorulması, o aile için patlamanın kendisi kadar ağır bir psikolojik şiddettir. Cezasızlık, bu topraklarda yaşayan insanlara şu örtük mesajı verir: ‘Sizin yaşam hakkınız, batıdaki bir yurttaşla eşit korunmuyor.’ Bu, toplumsal barış bağını koparan en ağır ihlaldir.”

“Davanın takipsiz bırakılması isteniyor”

İHD olarak adalet mekanizmasının, Ankara’daki siyasi rüzgara göre nasıl yön değiştirdiğini defalarca raporladıklarını belirten Baskın, güvenlik politikalarının tırmandığı dönemlerde yargının tamamen kolluk güçlerini koruma refleksine büründüğünü, davaların “güvenlik” gerekçesiyle mağdur ailelerin kilometrelerce uzağına (Ankara, İzmir, Karabük gibi yerlere) sürüldüğünü hatırlattı ve “Hakkari’deki yoksul bir köylünün, çocuğunun davasını takip etmek için her ay batı illerine gitmesi fiziken ve ekonomik olarak imkansızdır. Bu, davanın takipsiz kalması için bilinçli yapılan bir stratejidir” dedi.

“Çatışmasızlık dönemlerinde ise adliyelerin kapıları bize biraz daha açılır” diyen Baskın, bu süreçlerde savcıların daha rahat hareket edebildiğini, STK’lar olarak olay yerine gidip bağımsız inceleme raporları hazırlayabildiklerini ifade etti ve ekledi: “Ancak ne yazık ki bu dönemlerde bile geçmişin failleriyle yüzleşme konusunda köklü ve kalıcı yapısal adımlar atılmadı, barış süreçleri geçici bir nefes alma döneminden öteye geçemedi.”

Türkiye’nin de imzacı olduğu Ottawa Sözleşmesi’ni hatırlatan Baskın, verileri inceleyip sınır köylerini gezdiklerinde Türkiye’nin taahhütlerinin çok gerisinde olduğunu gördüklerini söyledi. Baskın’a göre, özellikle uluslararası fonlarla (AB ve UNDP destekli projelerle) İran ve Ermenistan sınır hatlarında bazı somut adımlar atıldı ve çokça mayın temizlendi, fakat asıl sorun bu noktada başlıyor:

“Hakkari’nin, Şırnak’ın iç kesimlerinde; 90’lı yıllarda boşaltılan ve bugün geri dönüşe açılan köylerin meralarında, eski askeri karakol ve üs bölgelerinin çevresinde temizlik yapılmıyor. Haritalar sivil kurumlarla paylaşılmıyor. Sürekli ek süreler alınarak yükümlülükler erteleniyor.”

“Risk eğitimi anadilde verilmeli”

Baskın, ölüm ve yaralanmaların önüne geçebilmek için İHD olarak taleplerini açıkladı:

“Milli Mayın Faaliyet Merkezi (MAFAM) askeri bir yapı olmaktan çıkarılmalı; içinde bizlerin (insan hakları örgütlerinin), yerel baroların ve tabipler odasının da yer aldığı sivil ve şeffaf bir denetime açılmalıdır. Çocukların ölümüne veya sakatlanmasına yol açan mühimmat bırakma eylemleri, yaşam hakkının ağır ihlali kapsamında değerlendirilmeli ve bu davalarda zamanaşımı tamamen kaldırılmalıdır. Hakkari’nin, Yüksekova’nın, Çukurca’nın köylerindeki çocuklara mayın riski eğitimi verilecekse, bu eğitim mutlaka çocukların kendilerini en güvende hissettikleri dilde, yani anadillerinde verilmelidir. Bir çocuğun uyarıyı tam olarak anlaması, hayatta kalması demektir.”

.

Doğa Tekneci

Doğa Tekneci

İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunu. bianet 2025 Mart dönemi stajyeri. Atölye BİA'nın Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik atölyesini tamamladı. İnsan hakları, hayvan hakları, ekoloji ve toplumsal cinsiyet başlıklarına ilişkin haberler üretiyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.