Lübnan İç Savaşı’nın gölgesindeki müziği siyasi ve kültürel hafızada derin bir iz bırakan Lübnanlı sanatçı Ahmad Kaabour vefat etti.
Filistinli şair Tawfiq Ziad’ın “Ounadikom” (Size sesleniyorum) adlı şiirini besteleyen Lübnanlı müzisyen, besteci ve oyuncu Ahmad Kaabour, ailesinin perşembe günü yaptığı açıklamaya göre vefat etti.
Babası Lübnan’ın ilk kemancılarından “Mahmoud Al Rashidi” olan Kaabour, 1955 yılında Beyrut’ta doğmuştu. 1975’te Lübnan İç Savaşı’nın patlak verdiği dönemde, sürekli saldırı altında olan Beyrut gibi bir şehirde, Filistinli şair Tawfiq Ziad’ın şiirinden “Ounadikom”u besteledi ve seslendirdi.
1978’de Lübnan Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Tiyatro Bölümü’ne katıldı ve tiyatro diplomasıyla mezun oldu.
Kaabour, İç Savaş sırasında kendi vatandaşlarına destek olmak için halk komiteleri kurdu. Dünyaya en kalıcı mirası olan “Ounadikom”u armağan ettiği bu direniş ortamında, “Bana Mülteci Dediler” (They Called Me a Refugee), “Batı Şeria’nın Nabzı” (Pulse of the West Bank) ve “Ey Toprağın Aşıkları, Öne Çıkın” (O Lovers of the Land, Come Forth) gibi şarkıları, savaş ve yerinden edilmenin mağdurlarının direnişine ses verdi.
Kaabour, sanat kariyerinde Filistin davasına dair eserler üretmekten vazgeçmedi.
Müzikal, sinematik ve teatral gösterileri
1975 yılından itibaren Ahmad Kaabour, kültür, eğitim ve sosyal komiteler bünyesinde yüzlerce konser ve tiyatro gösterisini hayata geçirdi. Ayrıca “Lübnan Kukla Tiyatrosu” (Lebanese Puppet Theatre) gibi çocuk tiyatrosu çalışmalarıyla da tanınmaktadır. Kaabour, oyunculuk kariyerinde “Carlos” filminde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) liderlerinden Wadih Haddad’ı canlandırmasıyla öne çıkmıştır.
Kaabour’un websitesindeki bilgilere göre, Beiteddine Festivali, Anjar, Beyrut dahil olmak üzere birçok yerli ve uluslararası festivalde müzikal gösteriler sergilemiştir. Ayrıca Future TV gibi programlarda da performanslar sergilemiştir.
Son zamanlarda, 2023’te Beyrut Arap Üniversitesi’nde “Gazze’nin Çocuklarına Barış” (Peace to the Children of Gaza) ve 2025’te Al Balad Tiyatrosu’nda “Gazze’nin Direniş Sesleri” (Gaza’s Sounds of Resistance) adlı konserler de vermiştir.
Kaabour’un eserleri; direniş, Filistin trajedisi, zorla yerinden edilme, savaş, sürgün, kimlik ve kayıp gibi temaları ele alırken nesiller boyu süren yas ve direniş duygusunu hâlâ yansıtmaya devam ediyor.
Kaynak: The New Arab, L’Orient Today, www.ahmadkaabour.net
Berfin Emektar, Kürt tiyatrosunun performansına rağmen görünürlük sorunu olduğunu belirtiyor. Mîrza Metin ise Kürt tiyatrosuna dair sorunları ve çözüm önerilerini dile getiriyor.
Bugün 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü. Dünyanın her yerinde tiyatro grupları ve tiyatrocular bu günü kutluyor ve kendi sorunlarına dikkat çekmek için çeşitli açıklamalar yapıyorlar. Kürt tiyatro grupları ve tiyatrocuları da meslektaşları gibi her sene yeni oyunlarla seyircinin karşısına çıkmaya çalışıyorlar. Ancak pek çok sorunun yanı sıra Kürt tiyatrocuları Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, sansür gibi kimi yasaklarla da çok sık karşılaşıyor. Politik süreçlerin çok etkili olduğu bu çalışmalar sonucunda tiyatro oyunları yasaklanıyor ve engelleniyor. astengkirin.
Diyarbakır Büyükşehir Şehir Tiyatrosu olarak artık çalışmalarını devam ettiren Amed Şehir Tiyatrosu, Yeni Sahne, Şermola Performans, Tiyatro Rîtuel, Şaneşîn Performans, Teatr Sî, Teatra Jiyana Nû, ŞanoGel, Şa Performans, û bir kaç tiyatro grubu daha Türkiye ve Kuzey’de seyirciyle buluşan gruplardan. Bir kaç sene önce bu gruplar, bulundukları illerde ve çevre illerde pek çok oyunla seyirci ile buluşurken, son dönemlerde daha az seslerini duyuruyorlar. Bazıları artık aktif değil, bazılarının performansı düştü, bazıları da aktif olmasına rağmen görünür değiller. Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Berlin Emektar ve tiyatrocu, yazar Mîrza Metin ile bu durumu konuştuk.
Emektar: Üretimimiz devam ediyor
Berfin Emektar / Foto: Ferid Demirel
Amed Şehir Tiyatrosu üyesi Berin Emektar, Kürt tiyatro gruplarının bir kaç sene öncesine göre pasif olduğu görüşüne katılmamakla birlikte, bu durumun görünürlükle ilgili bir sorun olduğunu kabul etmeyi gerektiğini belirtti:
“Gerçekten Kürt tiyatrosu son birkaç yıldır duruldu mu? Kürt tiyatrosunun bence temel sorunu görünür olmayı beceremiyor galiba anladığım kadarıyla. Yoksa aslında üretim açısından değişen bir şey yok. En azından ben çok rahatlıkla bunu Amed Şehir Tiyatrosu adına da söyleyebilirim. Diğer Batman’daki, Mardin’deki gruplar adına da söyleyebilirim. Biz hala repertuvarımızı aynı şekilde yürütüyoruz. Daha nitelikli, daha nitelik demeyeyim, daha profesyonel diyeyim, daha olanaklarla aslında daha çeşitli üretimler ve işler yapmaya devam ediyor ve aynı performansla devam ediyor. Yani festivallerini yapıyor, repertuarın olduğu gibi oynuyor. Onun için tabii ki benim gözlemim, görünür olmakla ilgili bir sıkıntısı var Kürt tiyatrosunun.”
Metin: Kürt tiyatrosu sadece Kürt tiyatrocuların işi değil
Mîrza Metin / Instagram
Tiyatro sanatçısı ve yönetmeni Mîrza Metin ise Kürt tiyatro gruplarının ve tiyatrocuların içinde bulunduğu koşullara ve bundan çıkış yollarına dair görüşler sundu:
“Kürt tiyatrosunun sadece Kürt tiyatrocuların sorunu olmadığını anlamamız gerekiyor. Desteğe, patronaja ve ulusal bir kültür sanat politikasına sahip olmadan Kürt tiyatro toplulukları ve tiyatrocularının daimi ve uzun süreli bir iş yürütmeleri, ayrıca kalıcı estetik, form ve modeller üretmeleri mümkün olmadığı gibi gerçekçi de değil. Her şeyden uzun süreli bir sonuç alıcılık için, öncelikle Kürt tiyatrosunun temel sorun ve ihtiyaçlarını belirleyecek ve bunlar üzerinde çalışacak çok renkli ve aktif bir örgüt/çalıştay lazım Kürt tiyatrosuna. Kürt tiyatrosu sadece sanat değildir; ayrıca Kürt ulusunun yaratıcı bir direniş öğesidir. Her tür Kürt tiyatrosunun değer görmesi elbette iyi olur. Estetik, ideolojik ve partizanca farklılıklar sorun olmamalı. Yazarlık ve eleştiri alanında bir gelişmenin olması gerekiyor ki iyi ve kötü, eksik yanlarımızı görebilelim. Genç isimlerin ‘yorulmuş’ olanların imdadına yetişmesi ve yeni vizyona sahip çalışmaların ortaya çıkması için tiyatro eğitiminin güçlenmesi gerekiyor. Belediye, kurum kuruluş ve iş insanlarının Kürt tiyatrocularını istihdam etmesi gerekiyor ki idealist ve kişisel girişimler sekteye uğramasın. İmtiyazlı tiyatrocuların imtiyazsız tiyatrocular için de girişimde bulunması gerekiyor. Diyelim ki hiç bir şey olmadı. O zaman bu işin ekonomi-politiği için yol ve yöntemler bulmamız gerekiyor. Eğer olmazsa, bir 35 yıl daha bazen düşeceğiz bazen ayağa kalkacağız, bazen aktif olacağız bazen darlanacağız û hep kendimizi tekrar edeceğiz. Evet, bana göre, kendimizi tekrarlıyoruz. Hiç olmasa, ben kendimi tekrarlıyorum. 32 yıldır Kürt tiyatrosunun içindeyim. Hala acaba önümüzdeki ay evin kirasını nasıl ödeyeceğim diye düşünüyorum. Bu bir başarı mı, başarısızlık mı?”
Tahliyesi sürekli ertelenen hasta mahkum Mehmet Edip Taşar, 24 Mart’ta hayatını kaybetti.ÖHD Hapishane Komisyonu üyesi Yıldız: “Hasta mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor.”
Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 27 Aralık 2022 tarihinden beri tutulan hasta mahkum Mehmet Edip Taşar, 24 Mart’ta tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Taşar, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) “hasta mahpuslar” listesinde yer alıyordu.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, 25 Şubat tarihinde hasta mahkum Mehmet Edip Taşar’ın durumuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda bulunan baro binasında basın toplantısı gerçekleştirmişti.
Toplantıda İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi üyesi Rabia Gündoğmuş, Taşar’ın 40 kiloya düştüğünü, görme, yürüme ve konuşma kabiliyetinin azaldığını vurgulamıştı.
Merkez 13 Mart tarihinde de konuya dikkat çekmek üzere bir basın açıklaması yayımlamıştı.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi 26 Şubat’ta, Taşar’ın Adli Tıp Kurumu’na sevki sırasında doktorların sözlü ve fiziksel saldırısına uğradığını açıklamıştı.
2025’te hasta mahkum sayısı
İHD 2025 Yılı Hasta Mahpuslar Raporu‘na göre Türkiye Hapishanelerinde tespit edildiği kadarıyla 161’i kadın ve 1251’i erkek olmak üzere en az 1412 hasta mahkum bulunuyor. Rapora göre, 335 mahkumun sağlık durumu ağır.
Bunların arasından 230’u tek başına yaşamını devam ettiremiyor ve 105’inin de desteğe ihtiyacı bulunuyor. 188 mahkumun ise hastalıkları nedeniyle sürekli olarak kontrol edilmesi gerekiyor.
Raporda hasta mahkumların zamanında revire götürülmemesi, 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletilmeleri ve yetersiz beslenme, ısınma ve hijyen koşullarında yaşadıkları belirtilmişti.
ÖHD, Taşar’ın ölümü ardından yaptığı açıklamada yapılan birçok hukuki başvuruda infaz erteleme kararı veya sağlık durumuna rağmen Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından “hapishanede kalamaz” raporu verilmediğini belirtmişti.
ÖHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Destina Yıldız, Taşar ve hasta mahkumlar konusu ile ilgili olarak Niha+‘ya konuştu. Yıldız, Mehmet Edip Taşar’ın ve bütün hasta mahkumların ölümüne ilişkin ATK’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan uzak yapısı sebebiyle hasta mahkumlarla ilişkin dosyalar başta olmak üzere birçok dosyada çelişkili raporlar verildiğini vurguladı.
ATK raporlarının nasıl hazırlandığı sürecini anlatan Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:
“Hasta mahkumlar özelinde 5275 Sayılı Kanunu’nun 16. maddesinin 3. fıkrasında ‘hastalığının hayatı için kesin tehlike teşkil ettiğine Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen’ kişilerin infazlarının ertelenebileceği düzenlenmiştir. Buna göre hasta mahkumun infazının ertelenmesi için önce savcılığa başvurarak hastaneye sevkinin sağlanması, daha sonra ilgili heyetten rapor alınması, hazırlanan bu raporun onay için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi veya doğrudan hasta mahkumun Adli Tıp Kurumu’na sevkinin yapılması gerekmektedir. Muayene sonrasında raporun burada hazırlanıp ATK’nin onayladığı veya hazırladığı rapor sonrasında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkumun ‘toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı’ şeklinde değerlendirilme yapılması gerekiyo.
ATK raporları fiilen uygulanmıyor
Yıldız, hasta mahkumların durumları göz önünde bulundurulduğunda ATK raporlarının fiilen gerçekleştirilmediğini belirtti.
“Adli Tıp Kurumu tarafından ‘hapishanede kalamaz’ raporu verilen durumlarda da mahkumların tahliyeleri savcılıklar veya mahkemeler tarafından gerçekleştirilmiyor. Hasta mahkumlar; savcılık, hastane ve Adli Tıp Kurumu arasındaki çelişkili raporlarla ölüme mahkum ediliyor.”
Yıldız, AİHM’in özellikle ölümcül hastalığa yakalanmış kişiler veya sağlık durumu hapishane koşulları ile uyumsuz hale gelmiş kişilerin alıkonulmaya devam etmesinin 3. maddede düzenlenen işkence yasağı kapsamında değerlendirilebileceğini ifade ettiğini anlattı.
“Uluslararası ve ulusal düzenlemeler ile yargı kararları kapsamında devlet hapishanelerdeki mahkumların sağlık ve yaşamlarından sorumludur. Mahkumların başta yaşam hakkı olmak üzere tedavi ve sağlık hakları önündeki engelleri kaldırarak mahkumların tedavi ve sağlık haklarına erişimini sağlamakla yükümlüdür.”
Mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor
“Oysa bugün Türkiye’de hasta mahkumlar ya hiç tahliye edilmiyor ya da ölüm eşiğine gelmeden tahliye edilmiyor. Bu aşamada tahliye edilen hasta mahkumlar geciken teşhis ve tedaviler nedeniyle kısa süre sonra hayatlarını kaybediyorlar. Hasta mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyorlar. Hayatını kaybeden hasta mahkum Mehmet Edip Taşar da bu isimlerden birisi. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmiş olan “hapishanede kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmemesi ve ölüme mahkum edilmesi devletin politik mahkumlara ve hasta mahkumlara yaklaşımının en açık göstergesidir.”
Her şeyde olduğu gibi haberin de hızlı tüketim maddesi haline gelmiş olmasından duyduğumuz rahatsızlık, bizi yavaş habercilik yapmaya yöneltiyor.
Bundan bir süre önce, birlikte bir şey yapmaya karar verdiğimizde, henüz ismimizi belirlememiş ve genel çerçevemizi oluşturmamıştık. Sadece hepimiz gazetecilik yapmak istiyorduk ve bunun için Kartacalı komutan Hannibal’ın sözündeki gibi ya bir yol bulacaktık ya da bir yol yapacaktık. Uzun tartışmalar sonunda bir yol yapmaya karar verdik ve bu yolu yürürken kullanacağımız ismin Kürtçe’de şimdi anlamına gelen Niha olmasını istedik. Günümüz dünyasında “şimdi” yani içinde bulunulan an, dijital ve yapay zeka bazlı teknolojinin hızı dolayısıyla çok fazla hissedilmeden geçip gidiyor. O kadar yoğun bir enformasyona maruz kalıyoruz ki, bir sözün, olayın ağırlığını hissetmek saniyelerle ölçülüyor. “Şimdi”min önemini vurgulamak için Niha’yı seçtik. Ancak bu ifade tek başına bizi tanımlamayacaktı. Çünkü, biz hızlıca akıp giden “Şimdinin ötesi”ne geçmek istiyorduk. O yüzden de yanına Plus’ı (+) koyduk. Böylece adımız Nihaplus (Niha+) oldu.
Her şeyde olduğu gibi haberin de hızlı tüketim maddesi haline gelmiş olmasından duyduğumuz rahatsızlık, bizi yavaş habercilik yapmaya yöneltiyor. Bu yüzden “son dakika” ya da “sıcağı sıcağına” haberlerimiz olmayacak. Ancak, bu, gündemi takip etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Gündemin önemli konu başlıklarını ayrıntılı bir şekilde alıp sunmayı hedefliyoruz. Dosya haberler, analiz odaklı yazılar ve derinlemesine gündem maddeleri önceliğimiz olacak. Çevremizde, yaşadığımız ülke ve bölgede, dünyada yaşanan her gelişmeyi, insan, hayvan ve doğa haklarını bütünlüklü bir biçimde ele alan hak odaklı, özgür basın haberciliğini esas alıyoruz. Ekolojik yıkımı, iklim krizini ve doğa talanını görünür kılmayı hedefliyoruz. Irkçı, milliyetçi, cinsiyetçi, sağlamcı, türcü, ayrımcı, nefret suçu kapsamına giren hiç bir söyleme yer vermiyoruz. Kadın ve LGBTI+ odaklı habercilikte eşit temsiliyet ilkesini uyguluyor, görünmez kılınan kimliklerini sesini görünür kılıyoruz.
Özcesi, Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Hak odaklı haberciliğe kendi penceremizden ve Kürtçe, Türkçe ve İngilizce yani üç dilde katkı sunmayı amaçlıyoruz.
Kendimize çok büyük misyonlar yüklemiyoruz, çünkü gücümüzün farkındayız. Bu büyük okyanusta küçük bir damla olduğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu süreçte en önemlisi, belki de yarın öbür gün arkamıza dönüp baktığımızda, “utanmadığımız” bir iş yaptığımızı görmemiz olacaktır.
1984-1985’te İngiltere’de yükselen madenci direnişi ile LGBTİ+ hareketini buluşturan Mark Ashton, kurduğu dayanışma grubuyla işçilerin ve kuirlerin mücadelesinin ortak olduğunu gösterdi.
Mark Christian Ashton, İngiltereli eşcinsel hakları aktivisti ve “Lezbiyenler ve Eşcinseller Madencileri Destekliyor” (Lesbians and Gays Support the Miners/ LGSM) destek grubunun kurucularından biriydi. Büyük Britanya Komünist Partisi üyesi ve partiye bağlı olan Genç Komünistler Birliği (YCL) genel sekreteriydi. LGSM grubu, sınıf dayanışmasının simgelerinden biri haline geldi.
Ashton, Oldham’da doğdu ve Kuzey İrlanda’nın Antrim İlçesi’ndeki Portrush’a taşındı. 1978’de Londra’ya taşınmadan önce ise, Portrush’taki eski Kuzey İrlanda Otelcilik ve Aşçılık Koleji’nde okudu.
Politik bilincin şekillenişi
1982’de Ashton, babasının tekstil makine endüstrisinde çalıştığı Bangladeş’te ailesini ziyaret etmek için üç ay geçirdi. Bu seyahat deneyiminde gördüğü yoksulluk ve sınıf farkı, politik bilinci üzerinde bir etki yarattı. Dönüşünde, Londra Lezbiyen ve Gey Danışma Merkezi’nde gönüllü olarak çalıştı, İngiltere’deki Nükleer Silahsızlanma Kampanyası’nı destekledi ve YCL’ye katıldı. 1983’te, Lezbiyen ve Gey Gençlik Video Projesi’nin “Framed Youth: The Revenge of the Teenage Perverts” (Suçlanan Gençlik: Sapık Gençlerin İntikamı) adlı filminde rol aldı.
“Kuir” kelimesinde olduğu gibi, “sapıklar” kelimesi de başlangıçta LGBTİ+’lara hakaret etmek amacıyla kullanılmıştı.
1984-1985 Madenci Grevi: Lezbiyenler, geyler ve madenciler birleşin!
1984’te Londra’daki Onur Yürüyüşü’nde Ashton ve arkadaşı Mike Jackson, 1984-1985 Büyük Madenci Grevi sırasında grevdeki madenciler için kova sallayarak bağış topladılar. Toplam 150 sterlin topladılar.
1984-1985 Büyük Madenci Grevi
Thatcher hükümeti birçok maden ocağının kapatılmasını önermişti. Buna tepki olarak 1984 ile 1985 arasında büyük bir madenci grevi, Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) lideri Arthur Scargill tarafından, bir devlet kurumu olan Ulusal Kömür Kurulu’na (NCB) karşı yürütüldü. Greve karşı çıkanlar arasında sendikaların gücünü azaltmak isteyen Başbakan Margaret Thatcher’ın muhafazakar hükümeti başı çekiyordu.
BBC'ye göre, 187.000 madencinin yaklaşık dörtte üçü, 20.000 iş kaybına yol açması beklenen maden ocaklarının kapatılmasına karşı greve gitti. Grev, İngiltere, Galler ve İskoçya'daki birçok maden alanında yapıldı. Madenlerin kapatılması sonucu yoksulluk ve işsizlikle boğuşan madencilerin protestoları esnasında polis müdahaleleri gerçekleşti.
Ertesi akşam, Londra Üniversitesi Öğrenci Birliği’nde düzenlenen LGBTİ+ aktivistleri toplantısına da katıldılar. Burada, Güney Galler Ulusal Madenciler Sendikası’ndan bir madenci konuşma yaptı.
Toplantının ardından Ashton ve Jackson, madencilere tam destek vermeye karar verdiler. Ancak bunu, eşcinsel kimliklerini açıkça ortaya koyan ve bununla gurur duyan erkekler olarak yapmak istediler. Ardından “Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor” (LGSM) adlı dayanışma grubunu kurdu. Grup, Elephant and Castle’daki Heygate Estate’te bulunan Claydon House’daki Ashton’un dairesinde kuruldu.
Bu grubun amacı, 1984 ile 1985 arasında gerçekleşen büyük madenci grevi boyunca maddi sıkıntılar yaşayan madencileri ve ailelerini desteklemek için para toplamaktı.
Erkek egemen gruplaşmaya karşı “Maden Kapanmalarına Karşı Lezbiyenler” grubu
Eylül 1984’te, bu kez İskoçya’nın Lothian bölgesinde ikinci bir LGSM grubu kuruldu. Ardından, erkeklerin hakim olduğu LGSM’ye tepki olarak Londra’da “Maden Kapanmalarına Karşı Lezbiyenler” (Lesbians Against Pit Closures) grubu kuruldu. Ocak 1985 itibarıyla ülke genelinde 11 tane LGSM grubu vardı.
“Mücadelemiz ortak”
O dönemde homofobi ve transfobi İngiltere toplumunda normalleştirilmişti ve HIV salgını yayıldıkça şiddetini artırıyordu. Ashton, 1980’lerde lezbiyenlerin ve geylerin homofobik önyargılara, sokak şiddetine karşı verdikleri mücadele ile Margaret Thatcher ve hükümetinin madencilik sektörünü ve sendikalarını yok etmesini engellemek için madencilerin verdiği mücadelenin benzerliklerini gördü.
Ashton’a göre yalnızca kendi kimliğinin haklarını savunmak yeterli değildi, tüm ezilen kesimlerin mücadelesi ortaklaşmalıydı.
LGBTİ+’lar hakkında yayılan yalan haberler, pek çok LGBTİ+’nın madencilerle ilgili propagandaya inanma eğilimini azaltıyordu. Buna rağmen LGSM’nin NUM ve madencilerle kurduğu ilişki, iki tarafın da birbirleri hakkındaki önyargılarını aştı ve dayanışma ile sonuçlandı.
Dai Donovan, Welsh (Gallerli) bir madenci, 1984’te LGSM eşliğinde yapılan “Çukurlar ve Sapıklar” (Pits and Perverts) adlı yardım konserine katıldı ve LGBTİ+’lara madencilerin mücadelelerine destek vermeleri için bir konuşma yaptı. Konser büyük bir ilgi ile karşılandı ve önemli miktarda bağış toplandı.
“Çukurlar ve Sapıklar” adlı konser afişi.
Mark Ashton, kendilerinin yapmak istemeyecekleri zor ve tehlikeli fiziksel işleri yaptıkları için madencilere saygı duyuyordu. Bir röportajda, gazeteciler tarafından madenciler LGBTİ+’ları desteklemezken LGBTİ+’ların neden madencileri desteklemesi gerektiği sorulduğunda Mark şöyle cevap verdi:
“Madenciler bizi desteklemiyor da ne demek? Madenciler kömür çıkarıyor, bu da yakıt üretiyor, elektrik üretiyor. Siz bir madene inip çalışır mıydınız? Madencileri desteklememin nedenlerinden biri, onların aşağı inip bu işi yapmalarıdır. Ben yapamazdım.”
LGSM üyelerinin çoğunun siyasi görüşü, tüm işçi sınıfı mensupları arasındaki dayanışmanın önemli olduğu yönündeydi. Thatcher hükümeti NUM’u çökertirse, cinsel yönelimleri fark etmeksizin tüm işçi sınıfı daha kötü bir duruma düşecekti.
Fakat 1985 yılının Mart ayında, sendika fonlarının azalması ve sendika konumunun zayıflaması sebeplerinden ötürü madenciler bir oylama sonucu grevi sonlandırma kararı aldı. Grevin ardından İngiltere genelinde birçok kömür ve maden ocağı kapatıldı.
1985 Onur Yürüyüşü’ne madenciler de katıldı
Üç ay sonra, NUM üyeleri Londra’daki Onur Yürüyüşü’ne katıldı. O yılın ilerleyen aylarında düzenlenen sendika ve işçi konferanslarında, NUM delegeleri lezbiyen ve gey haklarını destekleyen politikaların benimsenmesi için lobi faaliyetleri yürüttü. İşçi Partisi Konferansı’nda eşit hakları destekleyen bir önerge, NUM’un çabaları sayesinde oylama sonucu çok az bir farkla kabul edildi.
1985, Londra’daki Onur Yürüyüşü. Fotoğraf: Colin Clews
Ashton, LGSM’den sonra Red Wedge kolektifine katıldı ve 1985’ten 1986’ya kadar Genç Komünistler Birliği’nin Genel Sekreteri oldu.
AIDS teşhisi konulan Ashton, 30 Ocak 1987’de Guy’s Hastanesi’ne yatırıldı ve 12 gün sonra Pneumocystis pnömonisi nedeniyle hayatını kaybetti.
1980’lerde HIV/AIDS’in özellikle eşcinsel topluluklarla ilişkilendirilmesi özellikle homofobi ve yanlış bilgilendirme ile bağlantılıydı. Bugünkü bilimsel veriler, HIV’in heteroseksüel ilişkiler dahil tüm korunmasız cinsel temaslarda bulaşabildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Dünya genelinde HIV ile yaşayan insanların önemli bir kısmı heteroseksüellerden oluşmaktadır.
Mark Ashton’un ölümünden 28 yıl sonra LGSM ile ilgili biyografi/belgesel olarak nitelendirilen Onur (Pride) filmi vizyona girdi. Bu film 1980’ler İngiltere’sinde gerçekleşen olaylardan yararlanarak yapılmıştır. Film, LGBTİ+ hareketi ile işçi sınıfı mücadelesinin kesişimini anlatan önemli bir yapım olarak hafızalara kazındı.
Kaynak: Wikipedia, BBC, People’s History Museum; Kelliher, D.. (2014). Solidarity and Sexuality: Lesbians and Gays Support the Miners 1984-5. History Workshop Journal, 77(1), 240–262. doi:10.1093/hwj/dbt012
Fransa’da yerel seçimlerin ikinci turu dün gerçekleşti. Paris, Marsilya, Lyon gibi şehirlerde sol ipi göğüslerken Nice’de aşırı sağ kazandı.
Grégoire, seçimi kazanmasının ardından bisikletiyle Hôtel de Ville’e gidiyor, Fotoğraf: The Local France
Fransa’da yerel seçimlerin ikinci turu dün (22 Mart) gerçekleşti. İlk turda alınan oy oranları üzerinden %10’un üzerinde oyu bulunan adayların katılım hakkı kazandığı seçimde, şehirleri 6 yıl boyunca yönetecek belediye başkanları belirlendi.
İlk turda şehirlerin %96’sında adayların %50’yi geçerek seçilmesine karşın çoğunluğun sağlanmadığı yaklaşık bin 500 şehirde ikinci tur seçimleri yapıldı. Nüfusu 100 binden fazla olan 42 şehrinse 38’inde seçim ikinci tura kalmıştı.
Kilit şehirlerde sonuçlar
Paris
Paris’te ilk turun ardından belirsizlik hakimdi. Radikal sol La France Insoumis (LFI) adayı Sophia Chikirou, ikinci turda da seçime katıldı. Bu da sol oyların bölünmeye devam edeceğini gösteriyordu. Buna karşın merkez sağ Horizons-Renaissance ittifakının adayı Pierre-Yves Bournazel, ilk turda ikinci sırayı alan sağ ittifak adayı Rachida Dati ile listelerini birleştirdi. Aşırı sağın adayı Sarah Knafo ise ikinci turdan çekildi. Dün gece gelen sonuçlar, ilk turu önde tamamlayan Emmanuel Grégoire’ın bu turda %50,5 oyla seçimi kazandığını gösterdi. Grégoire’ı sağ ittifakın adayı Dati takip ederken Chikirou ise %8’de kaldı.
Lyon’da ilk turda halihazırda belediye başkanı olan yeşiller ve sol ittifak adayı Grégory Douchet, rakibi sağ ittifak adayı Jean-Michel Aulas’ı az bir farkla geçmişti. İlk turun ardından ise %10,4 oy alan LFI adayı Anaïs Belouassa-Cherifi ile Douchet, listelerini birleştirdi. Bunun sonucunda ise sağ ve sol ittifaklar arasında geçen ikinci turu Douchet, %50,7 oy oranıyla kazandı. Rakibi Aulas ise %49,3 oy aldı.
KESİN SONUÇLAR
Yerel Seçimler 2. Tur – Lyon
22 Mart 2026
Seçmen Sayısı321.188
Katılım Oranı%66,1
Geçersiz/Boş%2,6
Toplam Koltuk73
Grégory DOUCET SEÇİLDİYeşiller ve Sol İttifak46 Delege (Meclis Çoğunluğu)
%50,7
Jean-Michel AULASMerkez Sağ (Coeur Lyonnais)27 Delege
%49,3
Kaynak: Le Monde | Grafik: Nihaplus
Marsilya
Marsilya’da ilk turun ardından ikinci turda adaylar arasında zorlu bir yarış bekleniyordu. LFI adayı Sébastien Delogu, aşırı sağcı Rassemblement National (RN) adayı Franck Allisio’nun seçilmesini engellemek adına ikinci turdan çekildi. Bunun üzerine 3 adayın yarıştığı ikinci turda halihazırda belediye başkanı olan sol ittifak adayı Benoît Payan, %54,3 oy alarak seçimi kazandı. RN adayı Allisio ise %40,3’te kaldı.
Franck ALLISIOUlusal Birlik (RN) – Aşırı Sağ34 Delege
%40,3
Martine VASSALMerkez Sağ (Çeşitli Sağ Gruplar)4 Delege
%5,4
Kaynak: Le Monde | Grafik: Nihaplus
Bordeaux
Bordeaux’da ilk turda üçüncü sırada bulunan bağımsız sağcı aday Philippe Dessertine, ikinci turdan çekildi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Renaissance adayı Thomas Cazenave ile halihazırda belediye başkanı olan yeşiller ve sol ittifakın adayı Pierre Hurmic ikinci turda karşı karşıya geldi. Yakın oy oranlarıyla tamamlanan ikinci turda Cazenave, %50,9 oy alarak rakibi Hurmic’i geride bıraktı. Hurmic, 2020’deki yerel seçimlerde belediye başkanı seçildiğinde şehirdeki 73 yıllık sağ hakimiyetine son vermişti. Dün gecenin ardından sağ, Bordeaux’yu yönetmeye tekrar geri döndü.
KESİN SONUÇLAR
Yerel Seçimler 2. Tur – Bordeaux
22 Mart 2026
Seçmen Sayısı174.176
Katılım Oranı%57,0
Geçersiz/Boş%3,1
Toplam Koltuk65
Thomas CAZENAVE SEÇİLDİMerkez İttifakı (Renaissance)49 Delege (Meclis Çoğunluğu)
%50,9
Pierre HURMICYeşiller ve Sol İttifak16 Delege
%49,1
Kaynak: Le Monde | Grafik: Nihaplus
Lille
Lille’de LFI adayı Lahoaria Addouche, halihazırda belediye başkanı olan sosyalist aday Arnaud Deslandes’a çok yakın bir oy oranıyla ilk turu bitirmişti. Geçtiğimiz hafta yeşiller ve sosyalistler bir ittifak kurdu. Bunun sonucunda ise Deslandes, %49,3 oy alarak seçimi kazandı. Addouche ise %33,7 oy aldı.
Nice’de ilk turu RN adayı Eric Ciotti, halihazırda belediye başkanı olan Christian Estrosi’nin önünde ilk sırada tamamlamıştı. Bu turda ise %37,2 oy alan Estrosi’nin önünde %48,5 oy alan Ciotti, belediye başkanı seçildi. LFI’nin dahil olmadığı sol ittifak adayı Juliette Chesnel-Le Roux ise ikinci tura katılma kararı aldı ve seçimi üçüncü sırada tamamladı.
KESİN SONUÇLAR
Yerel Seçimler 2. Tur – Nıce
22 Mart 2026
Seçmen Sayısı229.109
Katılım Oranı%55,9
Geçersiz/Boş%1,9
Toplam Koltuk69
Eric CIOTTI SEÇİLDİUDR (Aşırı Sağ İttifakı)52 Delege (Meclis Çoğunluğu)
%48,5
Christian ESTROSISağ İttifak (Horizons)13 Delege
%37,2
Juliette CHESNEL-LE ROUXYeşiller ve Sol İttifak4 Delege
%14,3
Kaynak: Le Monde | Grafik: Nihaplus
Diğer şehirlerde sonuçlar
Pau‘da 2014’ten bu yana belediye başkanlığı yapan eski Başbakan François Bayrou, ilk turu önde kapatmasına karşın bu turda %41,1 oy aldı. Geniş sol ittifakın adayı Jérôme Marbot ise %42,4 oyla seçimi kazandı. İki aday arasında sadece 344 oy fark vardı.
Nimes‘de ilk turu önde kapatan RN adayı Julien Sanchez, komünist aday Vincent Bouget’ye karşı seçimi kaybetti. Şehir, öncesinde muhafazakar Les Republicains tarafından yönetilmekteydi.
Roubaix‘de ilk turu büyük farkla önde tamamlayan LFI adayı David Guiraud, bu turda oyların %53,2’sini alarak belediye başkanı oldu. En yakın rakibiyse %25,5 oy alan bağımsız sağcı aday Alexandre Garcin oldu. Roubaix, Jean-Luc Mélenchon ve LFI’ye desteğin en yüksek olduğu şehirlerden olarak biliniyor.
Fotoğraf: Politico
Toulouse‘da LFI ve çeşitli sol partiler arasında ilk turun ardından yapılan ittifak, kağıt üstünde %50’yi geçmeye yetse de seçimi %53,8 oy alarak Jean-Luc Moudenc kazandı. Sol ittifakın desteklediği LFI adayı François Piquemal ise %46,1’de kaldı.
Sol içi tartışmalar
Seçim sonuçları, sol içinde ikinci tur için kurulan ittifaklarla ilgili tartışmaları da gündeme getirdi. Merkez solun LFI ile kurduğu ittifaklar, Lyon ve Nantes gibi bazı şehirlerde başarılı olurken Limoges, Brest, Clermont-Ferrand ve Poitiers gibi şehirlerde ise yenildi. Ayrıca LFI’nin kendi adayıyla ikinci tura katıldığı Paris ve Marsilya’da sosyalistler ve yeşiller, seçimden galibiyetle ayrıldı.
LFI’den Manuel Bompard, kaybedilen belediyeler için diğer sol partileri suçladı. Sosyalist Milletvekili Jérôme Guedj ise “Değerlerimize sahip çıkmalıyız. Sol, LFI ile ittifak yaparsa kazanamaz” dedi.
Bu söylemler ve sonuçlar, Fransa solu içerisindeki birleşme tartışmaları üzerinde soru işaretleri oluşturdu. Paris ve Marsilya’da LFI olmadan gelen başarılı sonuçlar, Sosyalist Parti içerisinde “bağımsız hareket etmekten” yana olanların elini güçlendirirken Lyon’daki sonuçlar ise ittifakın hâlâ bir gereklilik olduğunu savunanların argümanını güçlendiriyor.
Aşırı sağ sorusu
Eric Ciotti, Fotoğraf: Politico
Fransa’da aşırı sağın adaylarına karşı birleşme geleneğinin bu seçimde uygulanmadığı bazı şehirlerdeki sonuçlar, seçmenlerin bu refleksi kendilerinin gösterdiğini kaydetti. Partiler arası ittifak bağları zayıflasa da seçmenler bazı şehirlerde RN adaylarının karşısındaki en güçlü adaya yöneldi. Bir çok şehirde RN ilk turda elde ettiği başarılı sonuçları bu sebeple ikinci turda koruyamadı.
Aynı zamanda sonuçlar, 2027’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için de bir gösterge işlevi görüyor. RN, kazanan belediye başkanlarından kendilerini göstermelerini ve “yönetemezler” algısını kırmaya çalışmalarını istedi. Bu şekilde aşırı sağ, cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında belediyelerdeki başarılı performansını seçmenlere sunmak istiyor.
Yenikapı Meydanı’nda düzenlenen 2026 İstanbul Newroz’unda rekor katılım, siyasi mesajlar ve farklı kimlikler görünür oldu. Kutlamalarda hem barış çağrıları hem de Öcalan’a özgürlük sloganları öne çıktı.
Fotoğraf: Doğa Tekneci
Yenikapı Meydanı’nda yapılan 2026 İstanbul Newroz’u “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” (Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk) şiarıyla 22 Mart’ta kutlandı.
Soğuk ve yağmurlu hava koşullarına rağmen kalabalığın çoğu Newroz gösteriminin sonuna kadar kaldı. 2026 İstanbul Newrozu’na önceki Newroz’lardan farklı olarak yaklaşık 1 milyon insan katıldı.
Newroz alanında öne çıkan sloganlar “Bijî Serok Apo” (“Yaşasın Önder Apo”) ve “Jin, Jiyan, Azadî” (“Kadın, Yaşam, Özgürlük”) oldu. Yeşil, kırmızı ve sarı renkli puşiler, Kürt bölgelerine ait yöresel kıyafetler, zafer ve barış işareti ile Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bayrakları en görünür figürlerdendi.
Kontrol noktalarındaki polisler ulusal Kürt kıyafeti giyen bazı vatandaşlara sorun çıkardı.
Fotoğraf: Doğa Tekneci
Newroz ateşi ve siyasetçilerin konuşmaları
Sahne önündeki Newroz ateşi; barış anneleri, kadın siyasetçiler ve İmralı Sekreteryası’nda yer alan Çetin Arkaş ile birlikte yakıldı. Newroz ateşinin tutuşmasının ardından sahneye Suavi çıktı.
Sahnede ilk olarak Emek, Barış ve Demokrasi Platformu’nun ortak bildirisi okundu. Bildiride, Newroz’un zulme, sömürüye ve inkâra karşı halkların eşitlik ve özgürlük iradesi olduğu vurgulandı.
Daha sonrasında Abdullah Öcalan’ın mesajı hem Türkçe hem Kürtçe okundu. Öcalan, mesajında Newroz’un komünal bir yaşamı temsil ettiğini belirterek Ortadoğu halklarının özgürce bir arada yaşamasının artık mümkün olabileceğini söyledi.
Fotoğraf: Doğa Tekneci
Arkaş’tan “umut hakkı” ve kimlik vurgusu
Çetin Arkaş, yaptığı konuşmada Öcalan’a uygulanacak umut hakkının netleştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak Kürt kimliğinin inkar edilemez ve kesinleşmiş bir hakikat olduğunu söyledi. Arkaş ayrıca, İran’da kimlik ve özgürlük mücadelesi veren Kürt partisi PJAK’ın Ankara, Amed ve İmralı’ya davet edilmesini istedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecinde sözlerin değil somut taleplerin belirleyici olduğuna değindi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de kutlamalara destek verdi.
Feministler ve LGBTİ+’lar da alandaydı
DEM Parti Milletvekili Özgül Saki eşliğinde Newroz alanına giriş yapan feministler ve LGBTİ+’lar da Yenikapı’da coşkuyla bir aradaydı.
Fotoğraf: Doğa Tekneci
Feministler ve LGBTİ+’lar da Newroz alanına girerek bayraklar, zılgıtlar ve halaylar eşliğinde bayramlarını kutladı. LGBTİ+’lara yönelik birkaç kez yapılan saldırı girişimine rağmen alandaki DEM Parti’li ve TJA’lı (Tevgera Jinên Azad) görevlilerin oluşturduğu güvenlik ile LGBTİ+’lara yönelik saldırılar engellendi.
Saldıran gruplara karşı LGBTİ+’lar tarafından zafer işareti yapıldı ve “Jin Jiyan Azadî” sloganı atıldı. Gençler, kadınlar ve barış anneleri de saldırılara tepki göstererek LGBTİ+’larla birlikte halaya katıldı. Görevliler, saldıranlara her kimliğin Newroz alanında bulunabileceğini anlattı.
Fotoğraf: Doğa Tekneci
Sahne konuşmalarının ardından Koma Amed’in sahneye çıkmasıyla Newroz daha da coşkulu kutlandı.
Koma Amed konserinin sonuna doğru feministler ve LGBTİ+’lar, DEM Parti ve TJA görevlileri eşliğinde alandan ayrıldı.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, İstanbul Newroz kutlamasında 2’si çocuk, 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 25’i serbest bırakılırken Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetim Bölgesi’nden olduğu öğrenilen bir kişinin ise Geri Gönderme Merkezine sevk edileceği biliniyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü, 23 Mart’ta sosyal medya hesabından Newroz kutlamaları öncesi ve sonrasında “örgüt propagandası yapmak” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 15 ilde toplam 170 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.
12. İstanbul Trans Onur Haftası, Newroz’da birçok örgüt ve kuruluşa çağrı yaptı: “Bu toprakların hafızasında, direnişinde ve isyanında biz de varız.”
Fotoğraf: KaosGL
12. İstanbul Trans Onur Haftası, her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da trans ve LGBTİ+ bayraklarıyla Newroz alanında olacaklarını duyurdu.
Trans Onur Haftası, Newroz’da kimliği belirsiz kişiler ve polis tarafından yaşadıkları saldırılara karşı insan hakkını savunan bütün kuruluş ve örgütleri yanlarında olmaya çağırdı. Çağrı metni şu şekilde:
“Feministlere, işçilere, devrimcilere, anarşistlere, aktivistlere, yaşam hakkı savunucularına, kurumlara, derneklere ve örgütlere açık çağrımız: Newroz’da trans ve LGBTİ+ bayraklarını birlikte taşıyalım!
Her yıl devlete ve onun inkarcı politikalarına direnerek hep birlikte buluştuğumuz Newroz alanında bayraklarımız nedeniyle hedef alınıyoruz. Patriyarkanın beslediği ve alanın tek öznesi olduklarını düşünen erkek çeteleri tarafından çeşitli bahanelerle şiddete maruz bırakılıyoruz. Alanın öznesi olan bizlerin varoluşunu çeteleşerek engellemeye çalışan erkek şiddetine rağmen, alanda olmaya örgütlenmeye devam edeceğiz.
Önceki Newrozlarda, bayraklarımız ve varoluşumuz hedef alınarak fiziksel, psikolojik, sözel şiddet gördük. Aynı erkek grubu bebeklere saldırmaktan bile çekinmedi. Biz tıpkı devletin inkar ve asimilasyon politikalarına karşı durduğumuz gibi, barış özgürlük ve eşitlik isteğiyle yüzbinlerin buluştuğu Newroz alanında da bu tarz şiddet eylemlerine, yıldırma ve çeteleşme uygulamalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Lubunyayız, Transız, Kürdüz. Bu toprakların hafızasında, direnişinde ve isyanında varız. Newroz da bizimdir.
Siz mücadele arkadaşlarımızı, devletin transları ve lubunyaları hedef gösteren nefret politikalarına ayak uyduranlara karşı bizlerle dayanışmaya çağırıyoruz.
Sokakta, eylemde, Newroz’da; lubunya bayrağını bizlerle birlikte dalgalandırmaya, tüm dostlarımızı ve kurumları alanlarda trans ve gökkuşağı bayraklarını sahiplenmeye çağırıyoruz. Bu Newroz’da kortejlerinizde kendi bayraklarınızın yanında lubunya bayrağını da dalgalandırmaya çağırıyoruz. Mücadelemiz ortaktır.
Darıca Millet Bahçesi’nde yapılan Newroz kutlamaları sırasında alana giriş yapmak isteyen en az 7 kişiyi polis gözaltına aldı.
Video: Abbas Vural / nihaplus
Darıca Millet Bahçesi’nde yapılan Kocaeli Newroz’u sırasında alana girmek isteyen bazı vatandaşların, polis tarafından “plastik çubuk olduğu” gerekçesiyle bayrak ve pankartlarla alana girmelerine izin verilmedi.
Alana girmek isteyen vatandaşlarla polis arasında çıkan tartışma sonucu polis kitleye müdahalede bulundu. 3’ü Emek Partisi (EMEP) üyesi, 3’ü Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) üyesi, 1’i haber takibi yapan Kocaeli Üniversitesi öğrencisi olduğu belirtilen en az 7 kişi gözaltına alındı.
Pir Sultan Abdal Derneği, DEM Parti, EMEP gibi birçok siyasi kuruluşun bayrak ve pankartlarına müdahale edildi. Bazı vatandaşlar, bayrak ve pankartlara takılan çubukları çıkarıp alana girerken görüntülendi.
Öcalan “27 Şubat 2025 tarihinde başlattığımız süreç Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek içindir” dedi.
Abdullah Öcalan, Diyarbakır Newrozu’na gönderdiği mesajında “Bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek bizim elimizde” dedi. Öcalan, “Kültür yaratan bir bölge olan Ortadoğu’nun, hegemonik güçlerin elinde bir savaş alanına dönüştürülmesine fırsat vermeyelim” çağrısında bulundu.
Abdullah Öcalan’ın mesajının Türkçesini Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Medya Aslan, Kürtçesini ise Veysi Aktaş okudu.
Öcalan’ın mesajı şöyle:
Newroz Destanı, Ortadoğu halklarının diriliş, direniş ve bahar bayramı olarak binlerce yıl kutlanmıştır. Newroz, halklarımızın direniş ve diriliş ruhunu canlandırmıştır. Newroz’daki semboller, kişilikler bu coğrafyanın ruhunu yansıtır. Dehaq, devletli uygarlık sisteminin timsalidir; her gün iki gencin beynini yiyen omuzlarındaki yılanlar Asur devletinin vahşetinin, Demirci Kawa ise zulme karşı direnişin cisimleşmiş halidir.
Ortadoğu’da bin yıldır sürdürülen din, mezhep ve kültür savaşları, halkların birlikte yaşama kültürüne vurulan en büyük darbedir. Her kimlik, her inanç kendi kabuğuna çekilerek ve ötekini düşmanlaştırarak var olmaya çalıştıkça halklarımızın arasındaki uçurum derinleşmektedir. Ortak değerlerimiz, ortak kültürümüz yok sayılmakta, farklılıklarımız savaş nedeni haline getirilmektedir. Güncelde bölgede köhnemiş politikaların sürdürülmesinde ısrar edilmesi felaketi beraberinde getirmiştir. Ortadoğu özelinde yaşanan bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıklar ne yazık ki bugün emperyal müdahalelere de bahane oluşturmaktadır.
Avrupa ülkelerinin üç yüzyıl süren din-mezhep savaşları 1648’de Westfalya anlaşmasıyla aşılırken Ortadoğu’da bu çatışmaların günümüze kadar gelmesi halklarımıza derin trajediler yaşatmıştır. Bugün ise kültürlerin ve inançların yeniden bir arada yaşamalarını sağlama imkanına kavuşmuş durumdayız. Ortadoğu’da yaratılmak istenen savaş ve kaos ortamını halkların baharına çevirmek elimizdedir. Bize yaşatılmak istenen trajedileri tersine çevirip halkların özgürlük ortamı haline getirebiliriz.
Bir arada yaşamanın yolu
Şimdi tarihin gizlenen sayfaları açılmakta, halklar arası barışın, demokratik uluslaşmanın imkânı artmaktadır. Sünni, Şia devlet gelenekleri, milliyetçi gelenekler aşıldıkça halklar arası özgür birliktelik de imkân dahiline girmektedir. Bugün artık yeni bir sayfa açılmıştır. Bu coğrafyadaki halkların özgürce bir arada yaşamasının yolu aralanmıştır. 27 Şubat 2025 tarihinde başlattığımız süreç Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek içindir.
Bunun için kültürlerin, inançların bir arada yaşayabileceğine, dar milliyetçi anlayışları aşıp demokratik entegrasyon temelinde birleşebileceğimize ve birlikte var olabileceğimize inanmamız gerekir. Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de her türlü savaş dayatmalarını, yoksulluğu ve barbarlığı geriletebileceğimizi bilince çıkarmamız gerekir.
Komünal yaşam
2026 Newrozu bu tarihin bütün haşmetiyle güncellenmesidir. Tarih şimdileşiyor, gerçek kültürlülük temelinde bilinç bulmaya doğru büyük bir imkana ulaşıyor. Newroz’un anlamı ve gücü ‘şimdi’ olarak tarih sahnesine çıkmaktadır. Bu yılın ve önümüzdeki yılların Newrozlarının böyle bir tarihsel anlamı vardır. 2026 Newrozu kendi kökleri üzerinden dirilmekte, demokratikleşme, demokratik entegrasyon yolunda büyük bir hamleyle şimdileşmekte; Newrozlaşmaktadır. Newroz, tarihte olduğu gibi Ortadoğu merkezinde ağırlığını ortaya koyarak adeta yeniden dirilişe geçmekte, demokratik entegrasyon olarak tekrar bütün bölgede rolünü oynamaktadır. Böyle büyük bir şimdileşme yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecektir.
Şimdiye kadar Newroz sembolik değerlerle kutlanmaktaydı. Artık Newroz, bir hayali, bir ütopyayı değil gerçekleşen, gelişen bir komünal yaşamı temsil etmektedir. Kendimizi hem anlam hem fizik olarak gerçekleştireceğimiz gündür Newroz.
Yeni bir özgürlük ahlâkı
Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesini bütün ilişkilerimizde pratikleştirip özgür yaşama kavuşalım. Artık Newroz’un bir umut, hayal veya teori değil bir pratikleşme anı olduğunun bilincine varalım. Bu pratikleşme anına yetkin bir bilinçle yetkin bir anlam derinliğiyle karşılık verelim.
Newroz vesilesiyle bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir. Etnik ve dini-mezhebi temeldeki parçalanmaya, kardeş kavgasına son vermekle ve bütün kültürlerin, dini-mezhebi inançların özgürlük ve kardeşlik temelinde birliğini sağlamakla buna ulaşılabilir. Kapitalist modernitenin yarattığı büyük toplumsal ve ekolojik çöküşe karşı demokratik modernitenin demokratik siyaset, ekolojik ve kadın özgürlükçü çözümünü Newroz’un özgürlük ruhuna bağlı olarak geliştirdik.
Kültür yaratan bir bölge olan Ortadoğu’nun, hegemonik güçlerin elinde bir savaş alanına dönüştürülmesine fırsat vermeyelim. Tarihte olduğu gibi günümüzde de bu büyük kültürün kendini özgürce ve gerçek kimlikleri temelinde ifade etmelerinin, bütünleşmelerinin önündeki engelleri birlikte aşabiliriz. Milliyetçilik ve mezhepçilik hastalığını geride bırakıp, halklarımızın binlerce yıllık tarihsel dayanışma kültürünü esas aldığımızda aşamayacağımız engel yoktur.
Böyle bir birliktelik ruhuyla demokratik siyaseti armağan etmek de imkân dahilindedir. Ezilenlerin binlerce yıllık mücadelesini taçlandırmak istiyorsak; bunun mekânı Doğu’da da Batı’da da kapitalist kültür ortamında değil Ortadoğu’nun gerçek özgürlük ortamında bulunabilir. Demokratik entegrasyonu bu topraklarda gerçek bir buluşma ve yeni bir insanlık, kardeşlik, dayanışma, dostluk temelinde gerçekleştirerek güncelleştirebiliriz.
Halklarımızın Ramazan Bayramı’nı kutluyor, bayramın barışa ve kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.
2026 Newrozu ilk defa halklarımızın, halkımızın gerçekleşen demokratik entegrasyon, barış ve kardeşlik ruhuyla kutlanmaktadır. Bu ruha, iradeye tüm gücümle katılıyor, bu yıl gerçek anlamıyla ‘Yeni Gün’ olarak kutlanmaya değer hale gelen Newroz’un önümüzdeki yılların görkemli yürüyüşüne vesile olmasını diliyor; tüm halklarımıza barış diliyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.