KCK: ‘Yasal adımlar silah bırakmaya bağlı’ ifadesi gerçeği yansıtmıyor

KCK yönetimi adıyla yaptığı açıklamada, iktidarın, “sürecin ilerlemesini sağlayacak gerekli yasal adımları halen atmadığı” belirtilerek, “Ne zaman Rêber Apo’nun statüsü belli olur ve özgür çalışır koşullara kavuşursa o zaman sürecin ilerlemesinden söz edebiliriz” denildi.

KCK Yöneticilere Sozdar Avesta ve Mustafa Karasu’nun basın toplantısı, Foto: ANFnews

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı sonrasında 5-7 Mayıs 2025 tarihinde yaptığı kongre ile kendisini fesheden PKK, “Apocu Hareket Yönetimi” adıyla yeni bir açıklama yayınladı.

Fesih kararının alındığı kongrenin birinci yıl dönümü nedeniyle KCK yöneticilerinden Sozdar Avesta ve Mustafa Karasu, Kürdistan Bölgesel yönetimi sınırları içerisindeki bir bölgede, bir basın toplantısı düzenledi.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı haberde, bir grup basın mensubunun da katıldığı toplantının videosu da paylaşıldı.

KCK Yönetim Kurulu Üyesi Sozdar Avesta’nın Kürtçe, Mustafa Karasu’nun ise Türkçe okuduğu metinde, AKP hükümetinin ve iktidar çevrelerinin “sürecin” ilerlemesi için öne sürdükleri “ Yasal adımların ‘silahların bırakılmasının tespitine ve teyit edilmesine bağlı olduğunun’ ifade edilmesi gerçeği yansıtmamakta” denildi.

Öcalan’ın 27 Şubat çağrısından günümüze kadar yaşanan gelişmelerle ilgili değerlendirmelerin yapıldığı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için Rêber Apo’nun statüsünün belirlendiği siyasi bir kararın alınması ve demokratik siyasetin özgürce yapılacağı yasal adımların atılması gerekir. Silahların tümden bırakılmasının ve demokratik siyasete girilmesinin atılacak yasal adımlarla gerçekleşeceği sürecin başından beri tüm çevreler tarafından bilinmektedir” değerlendirilmesi yapıldı.

“Öcalan başmüzakerecidir”

Açıklamanın devamında Öcalan’ın statüsünün belirlenmesinin gerektiği kaydedilerek şu ifadelere yer verildi: “Biz, Kürt Özgürlük Hareketi olarak PKK’nin feshedildiği ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırıldığı kongrede barış ve demokratik toplum sürecinin Rêber Apo tarafından yürütülmesi kararı aldık. Başmüzakereci ve bu sürecin yürütücüsü Rêber Apo’dur. Bu gerçeklik dikkate alınarak Rêber Apo’nun temel muhatap olarak siyasi konumunun belli olması ve özgür çalışır koşullara kavuşması gerekir. Bu süreç ancak böyle doğru yürütülür ve sonuca ulaştırılır. Biz üzerimize düşeni dünyada hiçbir kesimin beklemediği düzeyde yaptık. Artık barış ve demokratik toplum sürecinin sonuca gitmesi için Rêber Apo’nun statüsünün belirlenmesi, yasal ve hukuki adımların atılması gerekmektedir. Halkımızın da demokratik güçlerin de bizlerin de beklentisi bu yöndedir.”

“İktidara eleştiri”

KCK yönetimi kendilerinin attıkları adımlara rağmen AKP iktidarı ve ona yakın medyanın yaklaşımını eleştirerek şunları kaydetti: “Biz, demokratik siyasal çözüm için Kürt kamuoyunu hazırlama ve Türkiye halklarına olumlu mesajlar verme konusunda hassas davranırken, bazı iktidar sözcüleri ve iktidara yakın basın, bırakalım kamuoyunu hazırlamayı, aksine kamuoyunda olumsuz algılar yaratan bir tutum içinde olmuşlardır. Muhalefete olumsuz yaklaşım da toplumsal desteğin artmasının önüne geçmiştir.”

27 Şubat 2025 tarihinden bu yana neler yaşandı?

“KCK açıklamasında 27 Şubat 2025 tarihinden günümüze kadar kendileri tarafından atılan adımlar şu şekilde açıklandı:

Rêber Apo 27 Şubat 2025 tarihli çağrısında PKK’nin çıkış koşulları ve nedenlerini ortaya koymuş, 50 yıl içinde yaşanan gelişmeler sonucu PKK’nin feshedilmesi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması çağrısı yapmıştır. Hareketimiz, bu çağrıdan hemen sonra 1 Mart’ta tek taraflı ateşkes ilan etmiştir.

Bu çağrı sonrası birçok çevre ve kişi PKK’nin bu çağrıya uymayacağını belirtmiştir. Önderlik hareketi olarak doğan ve bu Önderliğin çizgisinde mücadele eden ve gelişen PKK, kısa sürede kongresini toplamıştır. Önderliğin çağrısına tereddütsüz biçimde uymuş; PKK’yi feshetme ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı almıştır. Bu kararların pratikleşmesini sağlayacak olanın da Rêber Apo olacağını kararlaştırmıştır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni başmüzakereci olan Rêber Apo’nun yürüteceği de özellikle vurgulanmıştır.

“Önder Apo Bahçeli’nin çağrısına olumlu yanıt verdi”

Rêber Apo 1993 yılından bugüne defalarca tek taraflı ateşkes ilan ederek Kürt sorununda demokratik çözümün önünü açmak istemiştir. Dünyadaki diğer çatışma-çözüm örneklerinde görülmeyen makul yaklaşım ve çözüm önerileri sunmuştur. Ancak o zamanlar Türk devletinin bir çözüm politikası olmadığı için bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Rêber Apo, MHP genel başkanı ve iktidar ortağı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde yaptığı çağrısına, devlet içinde bir çözüm iradesinin olabileceğini düşünerek olumlu cevap vermiştir.

“Çözümün önünü açmak için devasa adımlar atıldı”

Özgürlük Hareketimiz, PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması gibi çok radikal kararları Rêber Apo’nun çözüm gücüne inandığı için almıştır. Bu adımlar demokratik çözümün önünü açacak devasa adımlardır. Bu adımlar konusundaki irademizi ve kararlılığımızı ortaya koymak için KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanımız Besê Hozat, 11 Temmuz 2025’te 30 gerilla yoldaşımızla birlikte silahlarını yakmışlardır. Böylece gerekli yasal adımlar atılıp siyasi koşullar oluştuğunda binlerce gerillanın da silahları bırakacağı vurgulanmıştır. Nitekim Devlet Bahçeli de gerekli yasalar çıkarılıp silah yakanların Türkiye’ye gelişi sağlansaydı daha iyi olurdu, diyerek silah bırakıp Türkiye’ye dönüşün nasıl olacağını da ortaya koymuştur.

“Silahlı güçlerimizi sınır dışına çektik”

Özgürlük Hareketi olarak silahlı mücadelenin sonlandırılması ve demokratik siyasal çözüm irademizi ortaya koymak için Türkiye sınırları içindeki silahlı güçlerimizi sınır dışına çektik. Medya Savunma Alanlarındaki çatışma riski olabilecek bazı gerilla mevzilerini de boşalttık. 2017 yılında esir aldığımız MİT yöneticilerini de teslim ettik.

Tüm bunları demokratik siyasal çözümü sağlayacak siyasi ve yasal adımların atılması için yaptık. Bu süreçte İmralı’da Önderliğimizle yapılan bazı görüşmeler ve Medya Savunma Alanlarında bazı şehitlerimizin alınmasını sağlama dışında herhangi bir adım atılmadı.”

Teknik Süreç ve Kronoloji (27 Şubat 2025 Sonrası)
Şubat – Mart 2025
Karar ve İlk Diplomatik Adımlar
  • 27 Şubat: Fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısı.
  • 1 Mart: Tek taraflı ateşkes ilanı.
  • Kongre Kararı: PKK’nin resmi feshi ve “Başmüzakereci” tayini teknik kayda geçti.
11 Temmuz 2025
Fiili Silah Bırakma ve İmha
  • KCK Yürütme Konseyi düzeyinde katılım.
  • 30 kişilik grup tarafından silahların fiziksel imhası (yakılması).
  • Gelecek binlerce güç için “teknik kapasite ve irade” beyanı.
Operasyonel Sahadaki Değişim
Lojistik ve Askeri Tahliye
  • Türkiye sınırları içerisindeki silahlı unsurların tam tahliyesi.
  • Çatışma riski taşıyan stratejik gerilla mevzilerinin boşaltılması.
  • 2017’den bu yana alıkonulan MİT yöneticilerinin teknik teslimatı.
Mevcut Durum
Beklenen Teknik Adımlar
  • Yasal altyapının oluşturulması ve dönüş yollarının hukuki statüsü.
  • Siyasi çözüm iradesinin somut yasal metinlere dökülmesi.
* Bu tablo KCK açıklamalarındaki teknik veriler ışığında kronolojik olarak derlenmiştir.

Gazze’ye giden yardım gemilerine İsrail ablukası: 2010–2026

2008’de Free Gaza Hareketi’nin teknesinin Gazze’ye başarıyla ulaşmasından bu yana hiçbir sivil yardım gemisi İsrail ablukasını kıramadı. 2010’dan 30 Nisan 2026’da İsrail tarafından alıkonulan Küresel Sumud Filosu’na kadar gerçekleşen müdahalelerin kronolojisi.

Hamas’ın Gazze Şeridi’nde seçim yoluyla iktidara gelmesinin ardından 2007’de İsrail, uluslararası sularda yoğun bir abluka uygulamaya başladı. 2010’dan itibaren Gazze’ye doğru yola çıkan hiçbir sivil yardım gemisi İsrail ablukasını kıramadı. Bu tekneler hem yardım taşıyordu hem de Gazze’ye yönelik ablukanın sona ermesi gerektiği mesajını veriyordu.

İşte tüm büyük müdahalelerin kronolojisi.

Kronoloji · Analiz

İsrail’in Gazze’ye giden yardım gemilerine
müdahaleleri: 2010–2026

  • 2008

    Son Başarılı Geçiş

    Free Gaza Hareketi · 2 tekne

    Free Gaza hareketi, küçük iki tekneyle Kıbrıs’tan yola çıkarak Gazze’ye başarıyla ulaştı. Bu tarihten bu yana hiçbir sivil yardım gemisi İsrail ablukasını kıramadı.

  • 2010

    Gazze Özgürlük Filosu

    Mavi Marmara dahil 6 gemi

    32-40 farklı ülkeden yaklaşık 600’den fazla insan hakları aktivisti, gazeteci ve yardım görevlisi gemilerde yer alıyordu. İsrail uluslararası sularda gemilere baskın düzenledi. 10 aktivist hayatını kaybetti, birçoğu yaralandı. Dünya genelinde büyük kınama dalgası oluştu; İsrail-Türkiye ilişkileri kopma noktasına geldi. ABD’li diplomatlar, Türkiye ve diğer ülkelerin yalnızca İsrail’i suçlayan bir BM Güvenlik Konseyi bildirisi yayınlatma çabalarını engellemişti.

    10 Ölü · 56 Yaralı
  • 2011

    Özgürlük Filosu II

    10 gemi planlandı

    Yunanistan’dan hareket etmesi planlanan filodaki çoğu tekne, diplomatik baskı ve gemi sabotajları nedeniyle limandan ayrılamadı. Yola çıkan tek gemi (Dignité-Al Karama) İsrail tarafından durdurularak Aşdod’a çekildi, aktivistler gözaltına alınıp sınır dışı edildi.

  • 2015

    Özgürlük Filosu III

    Küçük filo

    İsveç’ten yola çıkıp Atina’dan Gazze’ye doğru ilerleyen filoyu İsrail donanması uluslararası sularda durdurdu ve Aşdod Limanı’na yönlendirdi. Tüm aktivistler gözaltına alınarak sınır dışı edildi. Aktivistler İsrail askerlerinin elektroşok kullandığını aktardı.

  • 2016

    Gazze’ye Kadın Teknesi

    1 tekne

    İsrail, Filistin kıyısından 34 km uzaklıkta güvenlik bölgesi dışında gemiyi durdurdu. Tüm mürettebat gözaltına alınıp sınır dışı edildi, gemi Aşdod’a götürüldü.

  • 2018

    Filistin İçin Adil Gelecek Filosu

    Al Awda + Freedom + 2 yat

    29 Temmuz ve 3 Ağustos’ta her iki ana gemi İsrail donanması tarafından ele geçirildi. Gözaltına alınan aktivistlerin bir kısmı cop ve elektroşok müdahalesine maruz kaldığını bildirdi. Aktivistler sınır dışı edildi.

  • May
    2025

    Vicdan Gemisi (Conscience)

    1 gemi · 30 aktivist

    Dünyanın çeşitli yerlerinden inisiyatiflerin bir araya gelmesiyle oluşturulan ve olası tehlikelere karşı gizli tutulan Özgürlük Filosu Koalisyonu’nun “Conscience” adlı gemisi, Malta açıklarında silahlı insansız hava araçlarıyla iki kez vuruldu. Yangın çıktı, gövdede ciddi delik oluştu. Gemi yolculuğa devam edemedi, hiçbir müdahil taraf sorumluluğu resmen kabul etmedi.

  • Haz
    2025

    Haziran 2025 Özgürlük Filosu

    Madleen · 12 kişi

    Madleen gemisi, İtalya’nın Katanya kentindeki San Giovanni Li Cuti Limanı’ndan Gazze’ye doğru yola çıktı. İsrail kuvvetleri gemiye kimyasal sprey sıkarak baskın yaptı. Gözaltındakiler arasında İsveçli aktivist Greta Thunberg ve Avrupa Parlamentosu üyesi Rima Hassan da bulunuyordu.

  • Tem
    2025

    Hanzala Gemisi

    Hanzala · 21 kişi

    İtalya’nın Syracusa Limanı’ndan 13 Temmuz’da hareket eden Hanzala Gemi’sine baskın yapan İsrail ordusu, 21 aktivisti gözaltına aldı.

  • Eki
    2025

    Küresel Sumud Filosu — 1. Sefer

    44 tekne · 500 aktivist · 44 ülke

    Bu filo, tarihin en büyük sivil deniz konvoyu olarak Barcelona, Tunus ve Yunanistan limanlarından yola çıktı. İsrail, taşınan yardımların Gazze Şeridi yakınındaki Aşkelon limanına bırakılması ve buradan İsrail makamlarınca Gazze’ye taşınması teklifinde bulunmuştu fakat filo bu teklifi reddetti. 41 gemi 29-30 Eylül tarihlerinde İsrail tarafından el konuldu. Gazze karasularına girmeyi başaran bir gemi Gazze kıyısına varamadan alıkonuldu. 2 hukuk gemisi rotasını Kıbrıs’a çevirdi. Geriden seyreden 1 gemi ise 3 Ekim tarihinde İsrail askerleri tarafından el konuldu. İsrail yaklaşık 40 gemiyi durdurdu, 450’den fazla aktivist gözaltına alındı. Nelson Mandela’nın torunu, Greta Thunberg ve çok sayıda milletvekili de gözaltılar arasındaydı.

    450+ Gözaltı
  • Nis
    2026

    Küresel Sumud Filosu — 2. Sefer

    63 tekne · 345 aktivist · 39 ülke

    Barselona’dan yola çıkan filo, Girit açıklarında durduruldu. İsrail 58 gemiden 22’sini ele geçirdi, 400 aktivist arasından ise 211’ini alıkoydu. Türkiye ile 12 ülke ortak kınama bildirisi yayımladı. Gazze’ye 600 mil kadar uzaklıkta yapılan saldırı, şimdiye kadar “en uzak mesafede gerçekleştirilen müdahale” olarak kayda geçti. İsrail’in 30 Nisan günü filoyu durdurmasının ardından Filistin’deki İşgale Karşı Küresel Koalisyonu başkanı AbuKeshek ile Özgürlük Filosu Koalisyonu’nun Yürütme Komitesi üyesi Thiago Avila kaçırıldı ve sık sık Aşkelon’daki kötü muamele ve işkence ile anılan Şikma Hapishanesi’ne nakledildi. Abu Keshek ile Avila şu an açlık grevinde. İsrail mahkemesi, 3 Mayıs’ta Abu Keshek ile Avila’nın gözaltı sürelerini 2 gün uzattı. Kurtulan 17 teknenin Yunan kara sularına girdiği, 14 teknenin ise Yunan kara sularına doğru seyir halinde olduğu biliniyor.

    22 Gemi · 31 Yaralı

Hukuki Çerçeve

UCM / UNCLOS

Uluslararası sularda (12 deniz milinin ötesinde) yabancı sivil gemilerin durdurulması 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin ihlali olarak değerlendiriliyor. İsrail, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) taraf olmasa da bu hükümler örf-adet uluslararası hukuku bakımından en üst yasal otoritedir.

ICJ Kararı — Ocak 2024

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın açtığı davada İsrail’in Gazze’de “olası soykırım” uyguladığını tespit ederek insani yardım erişimini derhal sağlamasını emretti.

BM Güvenlik Konseyi Res. 2728

25 Mart 2024’te kabul edilen karar, Gazze’ye insani yardım akışının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını talep etmişti.

San Remo Kılavuzu

Silahlı çatışmalarda deniz hukukunu düzenleyen bu kılavuz, yasadışı abluka uygulayan tarafın insani yardım gemilerini durdurma hakkına sahip olmadığını açıkça belirtmektedir.

Kaynaklar: Wikipedia · Al Jazeera · Reuters · İHH · Freedom Flotilla Coalition · DW

Küresel Sumud Filosu: Gözaltındaki iki aktivist işkence iddiasıyla açlık grevinde

Küresel Sumud Filosu’nun 3 Mayıs’ta yaptığı basın açıklamasına göre 29 Nisan’daki saldırıda İsrail tarafından alıkonulan aktivistler Saif Abukeshek ve Thiago Ávila, Aşkelon Magistra Mahkemesi’nin kararıyla 5 Mayıs’a kadar tutuklu kalmaya devam edecek.

Açıklamada Adalah (Arap Azınlık Hakları Hukuk Merkezi – İsrail’deki bir insan hakları örgütü) avukatları Hadeel Abu Salih ve Lubna Tuma, duruşmada İsrail’in uluslararası sularda yakalanan yabancı milletten kişiler üzerinde yargı yetkisinin bulunmadığını savunurken her iki aktivisten dövme, uzun süreli kelepçeleme, gözleri bağlı tutma ve denizde tecrit dahil ağır istismar tanıklıkları sundu. Bu muamelenin uluslararası hukukta işkence olarak tanımlandığına dikkat çekildi.

Küresel Sumud Filosu, başta İspanya, İsveç ve Brezilya olmak üzere hükümetleri tutukluların serbest bırakılması, denizde sivil gemilere yönelik saldırının bağımsız soruşturulması ve uluslararası hukuk ihlalleri için yaptırım uygulanması konularında harekete geçmeye çağırdı.

Mecidiyeköy’de 1 Mayıs: 576 kişi gözaltına alındı

1 Mayıs’ın Taksim’de ve çevresinde kutlanmasına karşı çıkarılan valilik yasağının ardından polis Taksim’e yürümek isteyen birçok sendika ve kuruma sert bir şekilde müdahale etti. ÇHD, en az 576 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Birçok demokratik kitle örgütü, sendika ve sosyalist kurum 1 Mayıs’ta Taksim’e yürümek istedi. Buna karşın İstanbul Valiliği, 30 Nisan akşamı çıkardığı yasak kararıyla Beyoğlu ve çevresindeki çok sayıda sokak ve caddeyi ulaşıma kapattı. Polis, sabahın erken saatlerinden itibaren Taksim Meydanı dahil Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş ilçelerini abluka altına aldı.

1 Mayıs İnisiyatifi’nin çağrısıyla sol/sosyalist örgütler ve sendikalar 10.00’dan itibaren Mecidiyeköy meydanında toplanmaya başladı.

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 1 Mayıs’ta İstanbul’da 17’si çocuk, 8’i avukat, 2’si basın mensubu olmak üzere toplam 576 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, 336 kişinin İstanbul İl Emniyet (Vatan) Müdürlüğü’nde, 240 kişinin ise Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğü’nde tutulduğu aktarıldı. Boğaziçi Köprüsü’nden gözaltına alınan 47 kişinin yarın adliyeye sevk edileceği, 529 kişinin ise ifadelerinin ardından serbest bırakılacağı belirtildi.

ÇHD, ayrıca Vatan ve Gayrettepe emniyet birimlerinde müvekkillerinin gözaltına alınırken uğradıkları işkenceye dair anlatımlarının zapta geçirilmesi engellendiğini kaydetti.

2 Mayıs’ta ise gözaltına alınan 576 kişinin sabaha doğru serbest bırakıldığı açıklandı.

Sabah 10.30 civarında Mecidiyeköy’de toplanan sendika ve örgütlere ilk müdahale ve gözaltılar gerçekleşti. Mecidiyeköy Viyadük altındaki çevre yolunda toplanan gruplara polis sert bir şekilde müdahale etti.

Saat 10.45’te ise 1 Mayıs İnisiyatifi’nde yer alan kurumlardan bazıları Astoria AVM önünde toplanarak Mecidiyeköy meydana doğru yürüdü. Meydana varmadan çevik kuvvetin müdahalesine uğrayanlar, “Taksim kızıldır, kızıl kalacak” ve “Bijî yek gulan” sloganları attı.

Polis müdahalesini videoya çeken Niha+ çalışanı Doğa Tekneci’nin telefonu çevik kuvvet tarafından yere fırlatıldı.

Polisin müdahalesinden uzaklaşan kişiler Mecidiyeköy meydanındaki çevre yolunda tekrar toplandı. Polis basının görüntü almasını engelledi ve çevre yolunda toplanan bütün grubu ablukaya aldı.

Saat 11.15 civarında Astoria AVM önünden Mecidiyeköy meydana doğru yürüyen başka bir grup ile ablukadaki grup birleşti. Daha sonra polis, toplanan gruplara biber gazı ile müdahale etti.

Polisin Taksim’e çıkmalarına engel olduğu gruplar, saldırı sonrası, Mecidiyeköy’de ara sokaklara dağıldı. Sokaklarda biber gazından ötürü fenalaşan kişilere yurttaşlar ve basın çalışanları yardımcı oldu.

Daha sonra birçok örgüt ve kurum tekrar Mecidiyeköy meydanda toplandı. Polis bu grubu da ablukaya aldı.

Ablukayı takip eden gazeteci Yusuf Çelik gözaltına alındı. Polis, basın çalışanlarına müdahalesini sürdürdü.

Abluka içinden “Yaşasın 1 Mayıs”, “Bijî Yek Gulan”, “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganları atıldı. TİP Genel Başkanı Erkan Baş ablukanın içinden bir konuşma yaptı. Polis, abluka içindekileri gözaltı araçlarına bindirdi. Araca bindirilen kişileri çekmeye çalışan basın çalışanlarına tekrar polis tarafından müdahale edildi.

Ablukanın dışında kalan lubunyalar, gözaltına alınanlar için “Lubunyanın onuru işkenceyi yenecek” sloganı attı.

Taksim’de 1 Mayıs: Son 13 yılın kronolojisi

Türkiye’de 1 Mayıs Taksim’de en son 2012’de kutlandı. O zamandan bu yana Taksim yasağına karşı polis müdahaleleri ve kitlesel gözaltılar ile geçen 1 Mayıs’ları derledik.

Fotoğraf: Murat Bay

1 Mayıs, Türkiye’de 1976’dan beri Taksim’e çıkma ısrarıyla birlikte kutlanan bir gün oldu. Özellikle 1977 1 Mayıs Taksim Katliamı sonrasında Taksim Meydanı, 1 Mayıs’ın hem sembolü hem de en tartışmalı mekanı haline geldi. Yıllardır süren yasakların ardından Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlama geleneği hala sendikalar ve sol örgütlerce sahipleniliyor.

Son 13 yılda 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasının yasaklanmasına karşı sendikaların ve sol örgütlerin Taksim’e çıkma girişimlerinde neler olduğunu derledik.

2013’ten 2025’e İstanbul’da 1 Mayıs: Taksim yasağı, polis müdahalesi, kitlesel gözaltılar ve süren mücadele.
1000+
Toplam gözaltı (en az)
13 yıl
Süren Taksim yasağı
100+
Toplam tutuklu sayısı
2013
Taksim, 2010’da açılmasının ardından yeniden yasaklandı. Valilik “yayalaştırma projesi”ni gerekçe gösterdi. Kent genelinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı; köprüler kaldırıldı, yollar kapatıldı. Beşiktaş ve Şişli başta olmak üzere birçok noktada saatler süren polis müdahaleleri yaşandı. Hastaneler ve evler dahi gazdan etkilendi. O gün Taksim’e 30.000 polis getirildiği öğrenildi. İstanbul Valiliği’nin açıklamasına göre olaylarda 3’ü ağır 25 eylemci, 6 gazeteci ve 3’ü ağır 22 polis yaralandı.
72 gözaltı
2014
Taksim Meydanı tamamen kapatıldı. Gün boyunca Şişli, Mecidiyeköy ve çevresinde yoğun gaz ve tazyikli su kullanıldı. Sağlık kurumları ve gazeteciler de müdahaleden etkilendi.
171 gözaltı • 12 gazeteci yaralı
2015
Taksim’e giriş yasaklandı. Sınırlı sayıda sendika anıta çelenk bırakabildi. Kent genelinde küçük gruplara müdahale edildi. Siyasi parti binalarına dahi polis girdiği iddiaları gündeme geldi.
203 gözaltı, 13’ü tutuklandı
2016
Kutlamalar Bakırköy’e çekildi. Buna rağmen Taksim’e gitmek isteyen gruplara müdahale sürdü. Farklı siyasi ve sendikal gruplar alternatif alanlara yönlendirildi. Nail Mavuş isimli yurttaşın TOMA’nın yaptığı kontrolsüz manevra sonucu ezilerek can verdi.
231 gözaltı, 5’i tutuklandı
2017
Taksim yasağı devam etti. İstanbul’un farklı noktalarında toplanan gruplar gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında oturma eylemi yapmak isteyenler de vardı.
165 gözaltı
2018
Valilik başvuruları reddetti. Miting alanı Maltepe’ye taşındı. Taksim sabah saatlerinden itibaren bariyerlerle kapatıldı.
84 gözaltı
2019
Şişli’de toplanan gruplara müdahale edildi. Taksim’e yürümek isteyenlere yönelik gözaltılar gün boyunca sürdü.
119 gözaltı
2020
Pandemi koşullarında sokağa çıkma yasakları gerekçe gösterildi. Gözaltılarda kötü muamele, darp ve ters kelepçe iddiaları raporlara yansıdı.
48 gözaltı
2021
Sokağa çıkma yasağına rağmen Taksim’e yürümek isteyen gruplara sert müdahale edildi. Sendika temsilcileri de gözaltına alındı.
212 gözaltı
2022
İki yıl aradan sonra kitlesel miting Maltepe’de yapıldı. Taksim’e yönelen gruplar yine engellendi ve gözaltılar yaşandı.
100+ gözaltı
2023
Şişli ve Beşiktaş’tan Taksim’e yürümek isteyen çok sayıda grup gözaltına alındı. Basın çalışanlarının görüntü alması engellenmeye çalışıldı.
80+ gözaltı
2024
AYM, Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğunu söyledi, İstanbul Valiliği’nin Tasksim’i yasaklamasına “hak ihlali” dedi. Saraçhane’de toplanan binlerce kişi Taksim’e yürümek istedi. Polis barikat kurarak geçişe izin vermedi. Müdahale yaklaşık 1,5 saat sürdü. Sonrasında ev baskınları yapıldı. Mahkeme 2025’te yasağı hukuka aykırı buldu.
268 gözaltı, 77’si tutuklandı
2025
Taksim çağrısı yapan kurumlara yönelik operasyonlar düzenlendi. Gün boyunca Mecidiyeköy’de barikatlar zorlandı ve müdahaleler sürdü. Çağdaş Hukukçular Derneği’ne göre Şişli’de 10’u çocuk, 11’i avukat toplam 419 kişi gözaltına alındı.
419 gözaltı, 13’ü tutuklandı
Kaynak: İnsan hakları örgütleri ve basın derlemeleri.

1 Mayıs 2013

  • AKP, 2010 yılında 1 Mayıs’ı Taksim’e açıp 2013’te Taksim’i yeniden yasakladı.
  • Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu’ndan Taksim’e çıkmak isteyenler gözaltına alındı ve polisin sert müdahalesine maruz bırakıldı.
  • İstanbul Valiliği Taksim Meydanı’nda sürdürülen Yayalaştırma Projesi’ni gerekçe göstererek Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs toplantı ve gösteri yürüyüşleri için uygun olmadığını bildirdi.
  • DİSK ve KESK 1 Mayıs’ta Taksim’de olacaklarını söyledi.
  • 1 Mayıs’ta 30 bin polis getirildi.
  • Taksim’e ulaşımı engellemek için Valilik Galata Köprüsü’nü kaldırdı, Unkapanı Köprüsü’nü söktürdü.
  • Beşiktaş’tan, Şişli’den ve Mecidiyeköy’den Taksim’e gelmek isteyen gruba polis tazyikli su sıktı ve biber gazı bombası attı.
  • Taksim’e ulaşmak isteyen bir grup DİSK binasının önünde sürekli olarak gaza maruz kaldı.
  • Polis DİSK binasında gazdan etkilenen ve yaralananları almak için gelen ambulansa da biber gazı sıktı. Şişli Etfal Hastanesi’ne giren bir TOMA hastane bahçesine tazyikli su sıkarken polisler de biber gazı attı.
  • En az 72 kişi gözaltına alındı.

1 Mayıs 2014

  • Taksim Meydanı polis ve “sarı basın kartı olan” gazeteciler dışında herkese kapatıldı.
  • Türk-İş, Hak-İş ve HAKSEN küçük gruplar halinde Kazancı Yokuşu’nda anma yapmak ve Taksim anıtına çelenk bırakmak için kısa süreli olarak Taksim Meydanı’na alınırken polis diğer sendika ve örgütlere Tarlabaşı, Şişli, Beşiktaş, Okmeydanı, Mecidiyeköy, Levent, Gayrettepe’de biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti.
  • Ciddi kırık ve yaralanmalara sahip olan en az 22 kişi ise hastanelere kaldırıldı.
  • Müdahaleler sırasında 12 gazeteci, polisin sıktığı gaz kapsülü ve plastik mermiyle yaralandı.
  • ÇHD, 171 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

1 Mayıs 2015

  • DİSK, KESK, TTB ve TMMOB gibi birçok sendika; 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istediklerini duyurdu.
  • Birleşik Kamu İş, Aksiyon İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Cihan Sen, Yol İş, Hak İş ve Türk İş Taksim Anıtı’na çelenk bırakmalarına izin verildi.
  • İstanbul Valisi Vasip Şahin 1 Mayıs’ta 203 gözaltı yaşandığını, 18 göstericinin yaralandığını söyledi.
  • Beşiktaş CHP ilçe binasını girmeye çalışan polisler içeri giremeyince binanın girişine gaz attı.
  • 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isterken gözaltına alınan 203 kişiden 13’ü tutuklandı.

1 Mayıs 2016

  • DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, DİSK Genel Merkezi’nde yaptıkları ortak açıklamada 1 Mayıs kutlamalarını Bakırköy Halk Pazarı Meydanı’nda gerçekleştirmeye karar verdiklerini açıkladı. Toplantıda bu kararın 2016’ya özgü olduğu söylendi.
  • Birçok sol/sosyalist parti ve örgüt gibi gruplar ise 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını açıkladı.
  • 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenlere ise Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu civarında polis müdahale etti. 231 kişi gözaltına alındı, 5’i tutuklandı.

1 Mayıs 2017

  • 24 Nisan 2017’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın Taksim’de kutlanmayacağını açıkladı.
  • DİSK, KESK, TTB ve TMMOB 1 Mayıs’ı İstanbul’da yine Bakırköy Halk Pazarı’nda kutlayacaklarını söyledi.
  • Taksim meydanına çağrı yapan sendika ve örgütlerden 165 kişi İstiklal Caddesi, Beşiktaş, Talimhane, Gayrettepe, Zincirlikuyu, Okmeydanı’nda gözaltına alındı.
  • Taksim Meydanına ulaşarak oturma eylemi yapmak isteyen iki kadın gözaltına alındı.

1 Mayıs 2018

  • DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 10 Nisan 2018’de yaptıkları açıklamada İstanbul’da 1 Mayıs’ı Maltepe’deki miting alanında kutlayacaklarını açıkladı. Sol/sosyalist örgütler ve sendikalar ise 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını söyledi.
  • İstanbul Emniyet Müdürlüğü 84 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
  • Taksim Meydanı sabahın erken saatlerinden itibaren bariyerlerle çevrildi. Meydan gazeteciler de dahil kimse alınmadı.

1 Mayıs 2019

  • Taksim meydanında kutlamak üzere çağrı yapan örgütler ile sendikalar, sabah 09.30 gibi Şişli’deki Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplanmaya başladı. Bu gruplara polis müdahalesi gerçekleşti.
  • ÇHD İstanbul Şubesi, 1 Mayıs’ı Taksim meydanında kutlamak isteyen en az 119 kişinin gözaltına alındığını söyledi.

1 Mayıs 2020

  • ÇHD İstanbul Şubesi 1 Mayıs’ta kentte 48 kişinin gözaltına alınıp serbest bırakıldığını, bazılarına “sokağa çıkma yasağını ihlalden” para cezası kesildiğini açıkladı.
  • ÇHD’ye göre; gözaltına alınanlar plastik kelepçe işkencesine maruz bırakılmışlar, darp edilmiş ve hakarete uğramışlardır. Sıkı kelepçe uygulamaları nedeniyle yurttaşların kollarında kan oturması gözlemlenmiştir. Gözaltına alınan bir kişinin sağ kolu kırılmış, gözaltına alınan kişiler otobüs içinde yere yatırılmış ve üstlerine çıkılarak işkence görmüşlerdir.

1 Mayıs 2021

  • İstanbul’da 212 kişi yerde polis tarafından sürüklenerek gözaltına alındı.
  • İstanbul Valiliği 2021 yılında sendikaların 1 Mayıs yaptığı etkinlik başvurusunu kabul etmedi ve sokağa çıkma yasağı ilan etti.
  • DİSK öncülüğünde çok sayıda sendika, Dolmabahçe’de toplanarak Taksim Meydanı’na yürümeye çalıştı.
  • Polisin sert müdahalesi sonucu aralarında DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı ve yargılandı.

1 Mayıs 2022

  • 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, salgın nedeniyle zorunlu olarak verilen iki yıl aranın ardından kitlesel olarak Türkiye genelinde kutlandı.
  • İstanbul’da sabah saatlerinde Elmadağ, Şişli, Beşiktaş, Feriköy, Kazancı Yokuşu gibi noktalardan Taksim’e çıkmak isteyen en az 100 kişi gözaltına alındı.
  • 1 Mayıs mitingi Valiliğin belirlediği alan olan Maltepe’de yapıldı.

1 Mayıs 2023

  • Şişli ve Beşiktaş’tan Taksim’e yürümek isteyen DİSK/Enerji-Sen, İnşaat-İş Sendikası, ESP, SGDF, Birleşik İşçi Hareketi, Umut-Sen, TÖP, Devrimci Çözüm, Mücadele Birliği, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, Üniversiteli Feminist Kolektif, Gençlik Komiteleri, Devrimci Hareket, Devrimci Gençlik Dernekleri, Birleşik Mücadele Güçleri, Devrimci Parti ve Halkın Kurtuluş Partisi’nden çok sayıda kişi gözaltına alındı.
  • En az 80 kişi gözaltına alındı.

1 Mayıs 2024

  • DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB, 1 Mayıs’a üç gün kala Saraçhane Meydanı ve Beşiktaş Barbaros Meydanı olmak üzere iki kola çağrı yaptı. Sendika, meslek odaları ve sosyalist örgütler Saraçhane Meydanı’nda buluşarak Taksim Meydanı’na yürüyecek ve 1 Mayıs Taksim Meydanı’nda kutlanacaktı.
  • 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak için Saraçhane’de toplanma çağrısının ardından binler Saraçhane’ye ulaştı. Yüzlerce polis, tarihi Bozdoğan Su Kemeri’nin altına barikat kurdu. 1 Mayıs’ta günün erken saatlerinde evlerinden Saraçhane Meydanı’na doğru yola çıkan binlerce işçi ve emekçi kapanan yollarla, polis barikatlarıyla karşılaştı.
  • Kitle Taksim’e yürümek için polis ile müzakerede bulundu. Anayasa Mahkemesi kararına rağmen polis Taksim yolunu açmadı. CHP, DİSK ve KESK üyeleri alandan ayrıldı. Kitle alınan bu karara tepki gösterdi. Tertip komitesince yapılan duyurunun ardından polis müdahalesi sertleşti. Polis, abluka altındaki Saraçhane’den Taksim’e yürümek isteyen yurttaşlara tazyikli su, biber gazı ve plastik mermiyle müdahale etti.
  • İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul’daki 1 Mayıs gösterilerinde 210 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.
  • ÇHD, 3 Mayıs’ta 47 kişiye ev baskını gerçekleştiğini bildirdi.
  • Gül, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, “Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz” dedi.

1 Mayıs 2025

  • 40’a yakın sendika, gençlik örgütü ve sosyalist kurumun inisiyatifiyle kurulan 1 Mayıs Taksim Tertip Komitesi, 27 Nisan’da “Taksim halkındır” başlıklı bir açıklama yayımladı. 29 ve 30 Nisan tarihlerinde ise hem Tertip Komitesi üyelerine hem de 1 Mayıs için Taksim çağrısı yapanlara yönelik polis operasyonları düzenlendi.
  • 1 Mayıs günü, gün boyu çeşitli noktalardan Mecidiyeköy’deki polis barikatını zorladı; müdahaleler de aralıksız devam etti.
  • İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamasına göre 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten İstanbul’da 407 kişi gözaltına alındı.
  • Mecidiyeköy’de çok sayıda kişi ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. Bir eylemci, polisin dizini üzerine bastırmasına tepki gösterdi.

Nijeryalı dansçılar Amed Tiyatro Festivali’nde: Burası bizim evimiz gibi

Uluslararası Amed Tiyatro Festivali’nin Nijeryalı konukları Elevatorz NG, modern performanslarını Kürt dansı cida ile harmanlayarak izleyicilere sürpriz yaptı: ‘Hareket evrensel bir dildir; Diyarbakır’daki bu sıcak karşılama bize evimizdeymişiz gibi hissettirdi.’

Köprüleri Kurmak dans gösterisinden, Foto: Elevatorz NG

Diyarbakır Büyürşehir Belediyesi tarafından organize edilen 11. Amed Uluslararası Tiyatro Festivali’ne Nijerya’dan katılan Elevatorz NG grubu, “Connecting Bridges” (Köprüleri Kurmak) adlı bir dans gösterisi sundu. Michael ve Samson Vatorz adlı iki kardeş tarafından kurulan grup, Nijerya’nın ulusal danslarını, dünyanın çeşitli bölgelerindeki danslarla buluşturarak ‘birlik’ ve ‘saygı’ mesajı vermeye çalışıyorlar.

Görseriyi sahneleme yaklaşımı, oyuncunun bedenini, hareketini ve sesini tiyatro deneyiminin merkezine yerleştiren minimalist ve sembolik bir estetik benimsiyor. Sahne, koreografi ve mekânsal ilişkilerin değişen duygusal ve anlatısal manzaraları tanımlamasına olanak tanıyan açık, akışkan bir alan olarak tasanlanıyor. Sahne aksesuarları az, bölünmeyi, müzakereyi ve bağlantıyı çağrıştıracak şekilde yeniden yapılandırılabilen engellerin ve köprülerin soyut temsilleri olarak işlev görüyor. Estetik dil, fiziksel ifadeyi vurguluyor. Aydınlatma, çatışma anlarını izole etmek ve diyalog ortaya çıktıkça kademeli olarak daha sıcak, daha kapsayıcı durumlara açılmak için kullanılıyor. Kostümler, çağdaş modaya uygun Afrika kumaşlarından yapılmış olup oyuncuların sabit karakterler yerine birden fazla kimliği temsil etmelerini sağlıyor. Genel olarak, sahneleme, eserin diyalog, empati ve barış temasına odaklanmasını desteklerken izleyicilerin performansın sembolik dünyasıyla hayal gücüyle etkileşim kurmasına olanak tanıyarak netliği, samimiyeti ve uyarlanabilirliği önceliklendiriyor.

Gösteri 27 Nisan günü Çand Amed Büyük Salon’da seyirciyle buluştu. Dans ve müzik sanatçısı Serhat Kural, Michael ve Samson Vatorz ile dans gösterilerini, Nijerya’daki dans çalışmalarını ve Diyarbakır’daki izlenimlerini Niha+ için konuştu.

“Diyalogun çözemeyeceği bir şey yoktur”

Serhat Kural: Uluslararası bir tiyatro festivali olan Amed Tiyatro Festivali’ne hoş geldiniz. Bir dansçı olarak gösterinizi izlediğim için çok mutluyum; gerçekten çok güzeldi. Peki, siz sizi tanıyabilir miyiz? Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Michael Vatorz: Merhaba, benim adım Michael, Michael Vatorz olarak da bilinirim.

Samson Vatorz: Benim adım Samson, Samson Vatorz olarak da bilinirim ve biz birlikte Elevatorz NG’yiz.

M.V.: Elevatorz NG bir dans, daha doğrusu bir tiyatro topluluğu. Çünkü dansın ötesinde oyunculuk da yapıyoruz. Biraz şarkıcılık geçmişimiz de var, onu da yapıyoruz ama asıl olarak aktör, dansçı ve kreatif direktör olarak aktifiz. Elevatorz NG çatısı altında resmen kurulduğumuz 2010 yılından beri varız. Şimdiye kadar çeşitli yarışmalara katıldık, şu an World of Dance Nijerya’nın birincisiyiz. Nijerya’nın ilk K-pop elçileriyiz, bu yüzden Nijerya’yı Seul’de (Güney Kore) temsil ettik. Nijerya dışında birkaç festivale daha katıldık ve tam zamanlı olarak yaptığımız iş bu.

S.K.: Peki, birlikte çalışmaya ne zaman başladınız?

S.V.: Biz kardeşiz. Bu yüzden doğduğumuzdan beri birlikte çalışıyoruz.

S.K.: Evet, eserinizden biraz bahseder misiniz? İzleyiciye ne anlatmak istiyorsunuz?

M.V.: “Connecting Bridges” (Köprüleri Kurmak) adlı eser, aslında festivalin teması gibi: Barış için diyalog. Bu dans parçasını bu yıl oluşturmadık; 2023’te hazırlamıştık. Fujairah’taki ITI Dünya Kongresi’nde Nijerya’yı temsil ettiğimizde kısa bir versiyonuydu. Bizi orada gördüler ve eser festival temasıyla örtüştüğü için buraya davet ettiler. Festival için eserin genişletilmiş bir versiyonunu yaptık. Bu eser şunu söylemek için yaratıldı: Hangi ideolojiye, aile yapısına veya dini inanca sahip olursak olalım, biz önce insanız. Ve diyaloğun çözemeyeceği hiçbir şey yoktur. Sadece bir araya gelip konuşmaya ihtiyacımız var, kesinlikle bir yol bulabiliriz. Düşüncelerimizi dansımızla ve eserdeki diyaloglarla ifade etmek istedik.

“Barış, birlik ve saygı demek”

S.K.: Ülkenizdeki barış durumu hakkında tek bir kelime söylemek isteseniz, barışı tek bir kelimeyle nasıl açıklarsınız?

S.V.: Bir ülke için barışın anlamını mı kastediyorsun?

S.K.: Evet.

M.V.: Tek bir kelimeyse, o zaman farklı kelimelerimiz olacak demektir. O kendi kelimesini söylesin, ben de bir kelime düşüneyim.

S.V.: Benim için o kelime saygı. Neden saygı diyorum; çünkü eğer diğer kişinin kültürüne, görüşlerine ve geleneklerine saygı duyarsanız birlikte yaşayabilirsiniz. Mutlaka onların yaptığını yapmak veya onların kültürüne geçmek zorunda değilsiniz. Kendi kültürünüz olur, onlar sizinkine saygı duyar, siz onlarınkine ve herkes bir arada var olabilir.

M.V.: Onun söylediklerine ek olarak; bugün dışarı çıktık ve bir şeye şahit olduk, işte bu yüzden benim kelimem birlik. Bir kiliseye gittik ve kilisenin içinde Müslümanları gördük, bizi çok hoş karşıladılar. Sonra camiye gittik ve oradakiler de çok mutluydu, bize sarıldılar; nereden geldiğimize veya kim olduğumuza bakmaksızın sadece arkadaşımız olmak istediler. Oradaki bir adam özellikle çok mutluydu, bu beni duygulandırdı. O an kendi kendimize dedik ki; eğer bu şekilde davranabilirsek, çok büyük bir birlik ve barış olur.

Köprüleri Kurmak dans gösterisinden, Foto: Elevatorz NG

S.K.: Bu projeyi yaratırken nasıl bir yolculuk geçirdiniz? Benim eserden anladığım kadarıyla, başından sonuna kadar daha huzurlu ve güzel yaşayabileceğimizi söylemeye çalıştınız. Sahnedeki konsantrasyonunuz çok iyiydi, belki biraz bundan bahsedersiniz?

M.V.: Eseri yaratma deneyimi ve tüm parça boyunca tempoyu ve karakteri korumak… Öncelikle tüm hayatımız boyunca, yani kardeş olduğumuz için her zaman birlikte olduğumuz gerçeğiyle başlayayım. Bu sahip olduğumuz bir avantajdı. Kavga eden, tartışan, birbirinin yüzünü bile görmeyen kardeşler olduğunu biliyorum ama biz birbirimizi sadece kardeşten öte, “bir” olarak görüyoruz. Bizi bir arada tutan ilk şey bu bağdı, bu yüzden eseri yaratmak çok daha kolaydı çünkü beraberdik. Nasıl akacağımıza dair ortak bir zihin yapımız var. İkinci olarak, oyundaki tempoyu korumak sonradan öğrendiğimiz bir şey değildi. Defalarca tekrar yapmamız gerekiyordu çünkü bir dansçıyı profesyonel yapan pratiktir. Herkes dans edebilir ama herkes profesyonel olamaz veya performans sergileyemez. Tekrarlanan pratikler ve izleyiciyle etkileşim bizim için önemliydi. İzleyicinin bize verdiği enerjiden beslendik. Bize pozitif enerji verdiklerinde sahnede moralimiz yükseldi ve bizi daha da ileriye taşıdı. Eserin ne ara bittiğini anlamadık bile.

S.K.: Eserinizde geleneksel kostümleriniz vardı. Neden bu karma dansın içinde geleneksel kostüm seçtiniz?

S.V.: Çünkü güzel. Bizim bir akımımız var, 2017’de başladık; o zamanlar “Trado-HipHop” diyorduk. Nedeni şu ki, kendimizi kültür elçileri olarak görüyoruz. Nijerya’da çok fazla dil var ve bazen yaşanan aksaklıkların nedenlerinden biri bu olsa da, aynı zamanda bizi dinamik kılan eşsiz faktörümüz de bu. Nijerya, bu kadar çok dile rağmen hala tek bir ülke olduğu için güzel. 66 yıldır tek ülke olarak kalmak övgüye değer bir şey. Bu kültürü dünyanın görmesi için tanıtma sorumluluğumuz olduğunu biliyoruz. Hip-hop meselesine gelince, dansa hip-hopçu olarak başladık ve sonra buna profesyonelce geleneksel dansları ekledik. Ama hip-hop’u bir kenara atamayız dedik çünkü hip-hop da bir kültürdür ve siyahilerin kültürüdür. Ama biz dünyadaki tüm kültürleri seviyoruz. “Geleneksel danslarımızı yapısını bozmadan nasıl harmanlayabiliriz?” dedik ve bunları bir akım olarak birleştirdik. Ancak bu yıl, 2026’da ismini “trado-pop” olarak değiştirdik. “Hip-hop” yerine “pop” dememizin nedeni, hip-hop’un bizim için kısıtlayıcı hale gelmesiydi. Sadece geleneksel danslar ve hip-hop ile sınırlı kalmak istemedik. Salsa, Afro-dans, Kizomba, Bachata gibi diğer stilleri de seviyoruz ve bunları sentezlemek istiyoruz. Bu yüzden ismini “popüler kültür”den yola çıkarak değiştirdik. Buradaki sabit unsur, gösterdiğimiz Nijerya geleneksel danslarıdır. Danslara bakarsanız bir kısımda biraz funk, locking yaptığımı fark edersiniz. O (Michael) da locking yaptı. Çok fazla hip-hop yapmadık ama hip-hop, çağdaş dans ve salsa altyapımızın olduğunu hissedebilirsiniz. Popüler kültürden bir şeyler serpiştirmeye çalıştık ve sonra sizin kültürünüzü de ekledik.

M.V.: Ve sonra Cida’yı ekledik.

S.V.: Evet, sonra cida’yı sahneye getirdik. Orada ifade etmeye çalıştığımız şey, dünyanın bir olduğu. Hareket evrensel bir dildir.

S.K.: Daha önce burada bulundunuz mu? Burada nasıl hissediyorsunuz?

M.V.: Daha önce böyle bir yerde bulunmadık. BAE’den emin değilim ama burası bizim için bir ilk ve kendimizi çok iyi karşılanmış hissediyoruz, ilgi harika. Tekrar gelmemi isterseniz tekrar tekrar gelirim çünkü burası Nijerya gibi hissettiriyor. Nijerya’ya gelirseniz biz de sizi çok iyi ağırlarız, size sevildiğinizi hissettiririz, buradaki karşılama da aynı şekilde çok sıcak. Burayı gerçekten sevdik.

S.K.: Çok teşekkür ederim.

Michael & Samson: Biz çok teşekkür ederiz.

Diyarbakır’da 30 yıllık ağaçlar sökülüyor

Diyarbakır’ın Polatlar kavşağında belediye ekiplerince bu sabah yüzlerce ağacın söküm çalışmalarına başlandığı bildirildi. Bölgeye giden Ekoloji Derneği, söküm işlemi durdurulana kadar nöbet eylemlerine devam edeceklerini duyurdu.

Fotoğraf: Ekoloji Derneği

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ekipleri, Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesindeki Polatlar Kavşağı ve çevresinde başlattığı düzenleme çalışması kapsamında kentin 30 yıllık ağaçlarını bu sabah saatlerinde sökmeye başladı. Sabah söküm işleminin yapıldığı bölgeye giden Ekoloji Derneği üyeleri, Amed Ekoloji Meclisi, Diyarbakır Barosu ve halk; iş makinelerinin önüne geçerek çalışmaları durdurdu.

Amed Ekoloji Meclisi, çarpı şeklinde işaretlenen yüzlerce ağaçtan bir tanesinin kesildiğini bildirdi.

“Ağaç sökümü Kürt halkının hafızasındaki trajik olayları hatırlatıyor”

Öz Diyarbakır Gazetesi’ne göre Ekoloji Derneği tarafından yapılan basın açıklamasında, belediyenin sivil toplumla diyalog kurmadan hareket ettiği vurgulandı. Özellikle sökülecek ağaçların üzerine atılan çarpı işaretlerinin bölge halkı için ağır bir sembolik anlam taşıdığı ifade edilen açıklamada, şu sözlere yer verildi:

“20-30 yıllık ağaçların işaretlenerek yerinden edilmesi, Kürt halkının hafızasındaki trajik olayları ve katliamları hatırlatmaktadır. Bu uygulama sadece ekolojik bir yıkım değil, aynı zamanda kentin tarihsel belleğine ve ruhuna yönelik bir saldırıdır.”

Belediye yetkilileri, ağaçların kesilmediğini ve uygun ekipmanlarla başka bir bölgeye nakledilmek üzere söküldüğünü savundu. Ancak çevre aktivistleri bu savunmaya bilimsel verilerle karşı çıkıyor. Aktivistler, belirli bir yaşa gelmiş ağaçların kök yapısının bu tür müdahalelerle geri dönülemez zarar gördüğünü ve sökülen ağaçların kuruma riskinin çok yüksek olduğunu belirtiyor.

Nöbet eylemi sürüyor

Diyarbakır’daki doğa savunucuları ve yerel halk, projenin tamamen iptal edilmesini talep ediyor. Ekoloji Derneği, söküm işlemi durdurulana ve geri adım atılana kadar bölgedeki nöbet eylemlerine ve iş makinelerini engelleme çalışmalarına kararlılıkla devam edeceklerini duyurdu.

Konuya dair Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin açıklaması ise şu şekilde:

BASINA VE KAMUOYUNA

Bugün Fırat Bulvarı üzerinde yürütülen çalışmalara ilişkin kamuoyunda yer alan yanlış ve yanıltıcı bilgilerin düzeltilmesi amacıyla aşağıdaki bilgilendirmenin yapılması zaruri görülmüştür.

Kayapınar İlçesi Fırat Bulvarı’nda yaklaşık 20 yıl önce dönemin teknik imkânlarıyla gerçekleştirilen altyapı, üstyapı ve peyzaj düzenlemeleri; gelişen kent yapısı ve artan ihtiyaçlar karşısında yetersiz kalmaktadır. Mevcut durum, araç ve yaya trafiği açısından riskler oluşturmakta; yağmur suyu birikintileri ve yetersiz kanalizasyon altyapısı ise çevresel sorunları beraberinde getirmektedir. Bu nedenlerle, söz konusu bulvarın yenilenmesi yönündeki talep halk nezdinde önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olarak, halkın taleplerini ve kentin güncel ihtiyaçlarını dikkate alma sorumluluğuyla; ekolojik dengeyi gözeten ve çağın gerekliliklerine uygun kapsamlı bir proje hazırlanmıştır. Proje kapsamında:

  • Yolun genişletilerek altı şeride çıkarılması,
  • Modern kaldırım düzenlemelerinin yapılması,
  • Bisiklet yolunun inşa edilmesi,
  • Yağmur suyu altyapısının yenilenmesi,
  • Aydınlatma sisteminin modernize edilmesi,
  • Kavşak düzenlemeleri ile orta refüj ve peyzaj çalışmalarının gerçekleştirilmesi planlanmıştır.

Proje sürecinde, bulvar üzerinde ikamet eden yurttaşlar, işletme sahipleri ve yolu aktif olarak kullanan yurttaşlarla tüm detaylar şeffaf bir şekilde paylaşılmış; bu kapsamda bin kişiyle yüz yüze anket çalışması yürütülmüştür. Yapılan halk oylamasında katılımcıların yüzde 96’sı projeye onay vermiştir.

Ayrıca proje hazırlık süreci; kentte faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri, ilgili paydaşlar ve ekoloji hareketleriyle paylaşılmış, çok sayıda toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu toplantılar sonucunda farklı görüşler değerlendirilmiş, anlaşmazlıkların önemli bir kısmı karşılıklı mutabakatla giderilmiştir. İtiraz edilen hususlar hassasiyetle ele alınmış ve ilgili birimlere azami memnuniyetin sağlanması yönünde gerekli talimatlar verilmiştir.

Proje, herhangi bir dayatma ya da oldu bitti anlayışıyla değil; ortak akıl ve katılımcı bir süreçle şekillendirilmiştir. Söz konusu itiraz edilen konularda demokratik ve ekolojik kamuoyuyla aynı hassasiyet ve duyguyu taşıyor ve dikkate değer görüyoruz. Bu kapsamda yalnızca sınırlı sayıdaki ağaç, bilimsel ve uygun yöntemlerle yerinden alınarak uygun alanlarda yeniden toprakla buluşturulmuştur.

Kentin ihtiyaçlarını ve halkın iradesini esas alan bu çalışmaya yönelik gerçek dışı değerlendirmelerin kamuoyunu yanıltmaması adına, doğru bilgilendirme sorumluluğumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İHD: “Yasal güvence olmadan eskiye dönüş riski var”

İnsan Hakları Derneği (İHD), bugünkü eş zamanlı basın açıklamalarında Kürt meselesinin çözümüne yönelik başlatılan süreçte somut yasal adımların bir an önce atılması gerektiğini vurguladı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) bugün (27 Nisan) “Silahsızlanma ve barış hukuki reformlarla güvence altına alınmalıdır” başlığıyla tüm şubelerinde eş zamanlı olarak basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamada PKK’nin Ekim 2024’te aldığı silah bırakma ve kendini feshetme kararıyla yeni bir evreye giren barış sürecinde, devletin bu iradeyi destekleyen yasal düzenlemeleri henüz hayata geçirmediğine dikkat çeken İHD, gecikmenin süreci tehlikeye atabileceği konusunda kamuoyunu uyardı.

İHD, yaptığı açıklamada silahların susmasının ve çatışma kaynaklı yaşam hakkı ihlallerinin ortadan kalkmasının tarihi bir fırsat yarattığını belirterek hukuki güvenceye kavuşturulmayan müzakere süreçlerinin kalıcı barışla sonuçlanmadığını vurguladı. Dernek, 2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinin de hukuki ve idari reformlar hayata geçirilmediği için başarısızlıkla sonuçlandığını hatırlattı.

Komisyon raporu beklemede

TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporunu Meclis’e sunmasının üzerinden iki ayı aşkın süre geçmesine karşın herhangi bir adım atılmadığına dikkat çeken İHD, siyasi aktörlerin reformları “bayram sonrasına” ertelediğini, ancak söz verilen tarihlerde de somut gelişme yaşanmadığını kaydetti:

“Mevcut durumda fiili silahsızlanma iradesine karşılık, devletin bu iradeyi destekleyecek ‘geçiş dönemi yasalarını’ hayata geçirme konusunda söylem düzeyinde kalan bazı beyanlar haricinde süreci tahkim edecek somut adımlara dönüşmemiştir. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri göstermiştir ki; hukuki ve idari reformlarla desteklenmeyen, yasal statüye kavuşturulmayan müzakere girişimleri, tekrarlanma ve eskiye dönüş riski taşımaktadır. Kürt Meselesinin çözümü konusunda önemli bir adım olarak değerlendirdiğimiz TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, nihai raporunu tamamlayıp Meclise sunmasının üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçmiştir. Siyasi aktörler yapılması planlanan reformlara dair bayram sonrasını işaret etmesine rağmen bugüne kadar hiçbir adımın atılmamış olması endişe vericidir. 2025 yılı içerisinde de muğlak da olsa çeşitli zaman dilimlerine infaz yasası başta olmak üzere bazı yasal düzenlemelere işaret edilmiş ancak her defasında ulusal ve bölgesel gelişmeler gerekçe gösterilerek geri adım atılmıştır.”

PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa çıkarılsın

İHD, açıklamada hükümetten bir an önce bir dizi yasal adım atmasını talep etti:

  • PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa en kısa sürede çıkarılmalı; yasa bütünlükçü ve açık olmalı, silah bırakan bireylerin eğitim, sağlık ve istihdam gibi ihtiyaçlarını karşılayacak destek mekanizmaları içermelidir.
  • Yasanın uygulanmasını denetlemek üzere TBMM bünyesinde tüm siyasi partilerin ve sivil toplumun katılımıyla bir İzleme ve Denetleme Komisyonu kurulmalıdır.
  • Tüm siyasi mahpuslar için serbest bırakılmayı sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.
  • Kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmelidir.
  • Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır.
  • Belediye başkanları, gazeteciler ve sivil toplum temsilcilerine yönelik yargısal tacize son verilmelidir.
  • Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kaldırılarak ilgili mevzuat AİHM ve AYM kararları doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.
  • KHK ile işten çıkarılan kamu görevlileri göreve iade edilmelidir.

İHD ayrıca tarafların sivillere karşı işlediği suçlar bakımından hakikat, adalet ve onarımı esas alan koşullu sorumluluk mekanizmalarının kurulmasını da talep etti.

İHD açıklamasını “Çatışmasızlık ve silahsızlanma ile elde edilen bu tarihi fırsatın kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların mümkün olan en kısa süre içinde hayata geçirilmesini talep ediyoruz” diyerek sonlandırdı.

Amed’de bir Filistinli dansçı: İktidar kimliğimizi nasıl şekillendiriyor?

Kurucusu olduğu dans grubu Shaden Dans Topluluğu, 11. Amed Uluslararası Tiyatro Festivali’nde “Tüyler” adıyla bir dans gösterisi sunan Filistinli dans sanatçısı Shaden Abu Elasal, Kürtlerin kültürlerine olan bağlılığından çok etkilendiğini belirtti. Abu Elasal’ın dans gösterisi, iktidarın beden ve kimlik üzerindeki etkilerini sorguluyor.

Shaden Dans Topluluğu’nun “Tüyler” dans gösterisinden, Foto: Amed Theater Fest

Diyarbakır’da bu sene düzenlenen 11. Amed Uluslararası Tiyatro Festivali’nin teması “Barış İçin Diyalog” olarak belirlendi. Belediyenin bünyesinde çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Şehir Tiyatrosu öncülüğünde gerçekleşen festival, 22 Nisan günü bir resepsiyonla başladı.

2 Mayıs tarihine kadar yani 10 gün sürece olan festivalde 19 ülkeden tiyatro topluluklarının katılımıyla pek çok tiyatro oyunu ve dans gösterimi seyirciyle buluşacak. Tiyatro ile ilgili çeşitli panel ve atölyeler düzenlenecek.

Sudan, Ukrayna, Suriye, Kürdistan Bölgesi gibi ülkelerin yanı sıra Filistin’den de Shaden Dans Topluluğu festivale katılan gruplar ve sanatçılar arasında yer alıyor. 25 Nisan tarihinde Çand Amed Büyük Salon’da seyirciyle buluşan ekibin projesinin adı “Feathers” (Tüyler).

Tanıtım bülteninde “Bilincimiz oluştuğunda, gerçekte ne kadar özgür olduğumuzu ve iktidarın pençesinden asla kurtulup kurtulamayacağımızı bilmediğimizi fark ederiz. Tüyler, iktidarın kimliğimizi nasıl şekillendirdiğini, güzellik ve iyilik algımızı nasıl etkilediğini ve bir insanı sevgiden nefrete nasıl sürüklediğini araştırıyor. Tüyler’de dört varlık bir araya gelir ve insan etkileşiminin karmaşıklığını ve yaşamlarını şekillendiren iktidar güçlerini ortaya koyan sahnelerde iç içe geçerler. Bu, biri baskın, diğeri itaatkar olan iki varlık arasındaki bir aşk hikayesinde somutlaşır. İtaatkar varlık, kendisinin ne olduğunu fark etmez” sözleriyle tanıtılan dans gösterisini, Filistin’de kadın bir dansçı olmayı ve festivali dans ve müzik sanatçısı Serhat Kural, topluluğun kurucusu Shahdan Ebu ile Niha+ için konuştu.

Merhaba Ms. Shaden. Amed’e hoş geldin. Filistinli bir koreograf ve dansçı olarak Uluslararası Tiyatro Festivalimize hoş geldin. Öncelikle şunu sormak istiyorum, Shaden Abu Elasal kimdir ve Shaden Dans Topluluğu nedir? Bize biraz kendinden bahseder misin?

Öncelikle burada olduğum için mutluyum, bu röportaj için teşekkürler Serhat. Ben Shaden Abu Elasal. Nasıra’da doğdum, Filistin’in kuzeyinde. Dans eğitimimi Kudüs’teki Müzik ve Dans Akademisi’nde tamamladım. Sonra Nasıra’ya geri döndüm ve dans üzerine projeler, eğitim programları kurmaya başladım. Bunun yanı sıra bağımsız bir koreograf olarak kendi eserlerimi üretmeye başladım. Yani bir yandan dans, bale ve çağdaş dans üzerine yoğunlaşan bir eğitim yolu, diğer yanda ise bir koreograf olarak kendimi geliştirme süreci vardı. 2016 yılında Nasıra’da 14-18 yaş arası gençler için bale ve çağdaş dans topluluğunu kurdum; orada dansı kendimizi, dünyayı ve karmaşık gerçekliğimizi anlamak için bir araç olarak kullandık. Teknik eğitimin yanı sıra, bedeni bir eğitim aracı olarak araştırdık. 2019’da ise Shaden Dans Topluluğu’nu kurdum. Bir dansçı olarak birçok projede yer alıp kendi eserlerimi sergiledikten sonra, artık sadece bir koreograf olmaya ve sahnede değil, sahne arkasında üretmeye karar verdim. Buna 2019’da başladım; toplulukta Filistinli dansçıların yanı sıra dünyanın dört bir yanından dansçılar var.

Soldan Sağa: Serhat Kural, Shaden Abu Elasal, Rugeş Kırıcı

“Filistin acı çekerken, sesimin güç çıkmasını istedim”

Filistin’de bir dansçı ve aynı zamanda bir kadın olmak ne demek? Bu konuda nasıl bir yolculuğun oldu?

1948 Nekbe’sinden bu yana uzun yıllardır baskı altında olan bir toplumda, Nekbe’nin üçüncü kuşağı olarak ve çok “sıcak” bir bölgede yaşayan bir Filistinli olarak… Çok zor, karmaşık ve güç bir durum bu. Her gün süren bir acı gibi. Bir kadın ve bir insan olarak benimsediğim değerlerin, beni ben yapan şeyleri oluşturduğunu söylemek istiyorum. Siyasi ve sosyal olarak çok aktif bir aileden geliyorum. Bu yüzden adalet, eşitlik ve insana saygı kavramları kimliğimin çok güçlü bir parçasıydı. Çocukluğumdan beri yaşadığımız dünya hakkında, kendim hakkında, bu durumda ne yapabileceğim ve etkimin ne olduğu hakkında kendime sorular soruyordum. Bunca yıl Filistinlilerin çektiği acıları görürken, sesimin olduğundan daha gür çıkmasını sağlayabilir miyim?

Bunu çok iyi anlayabiliyorum çünkü bizim hikayemiz de az çok Kürt dansçıların hikayesi de sizinkiyle aynı. Seninle ve grubunla tanıştığımda, performansınızı izlediğimde bir yanım çok mutlu oldu. Diğer yanım ise çok hassaslaştı çünkü panelinizi dinlediğimde, iktidarın bedeni nasıl etkileyebileceği üzerine bir koreografi oluşturduğunu söylemiştin. Birçok eser de bununla ilgili; çünkü denge değişkendir ve daha özgür olmak için kararlarımızı başkalarına bırakmak zorunda değiliz. Seni bu yüzden çok ama çok iyi anlayabiliyorum. Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misin, bize ne anlatmak istediniz?

Evet, bu aslında kim olduğumun, bu gerçeklik içinde bir insan olarak nasıl var olduğumun ve aynı zamanda hayatımdaki devrimci yanımın bir birleşimi. Genelde her şeyde farklı, yeni ve benzersiz olanı ararım. Bu yüzden sanatımda kurban olmak istemiyorum; ne gerçek hayatta ne de sanatımda. Dünyaya bir mesajı olan biriyle, yeni bir şeyler arayan bir sanatçı olmanın kombinasyonunu arıyorum. Otoritenin sanatımın nasıl olacağına karar vermesini istemiyorum. Gerçekliği kopyalamama konusunda çok hassasım. Gerçekliği alıyorum, onu kazmaya ve yeni bir şey yaratmaya başlıyorum. En büyük mutluluğum stüdyoya girip araştırmaya başladığım ve o anda daha önce görmediğim farklı bir şeyin yaratıldığı andır. Sanatın bana verdiği bu şaşkınlık hissi beni güçlü hissettiriyor ve bu güç, bu coğrafyada hayatta kalmamı sağlıyor. Yaratırken gücümü hissediyorum. Başkalarının benden istediği gibi değil, kendi istediğim gibi yaratırken gücümü hissediyorum. Bu, bir kadın, bir insan ve bir sanatçı olarak kim olduğumun birleşimidir. Umarım beni anlamışsınızdır.

“Kendimden bahsetmek benim için zor”

Bir sanatçı olarak Filistin’de yaşayan kadınlara cesaret verdiğini düşünüyor musun?

Bilmiyorum. Bildiğim tek şey…

Bu konuyu biraz açmak istiyorum; belki sana yardımcı olur. Eserlerinle ilgili iki video izledim, çok etkileyiciydi. İçinde birçok kadın dansçı gördüm, sanırım grubunuzda çok fazla kadın var. Sen bir şey yaratıyorsun ve onlar da seninle bir şeyler yapma fırsatı buluyor. Hem bir koreograf hem de bir kadın lider gibisin. Bu yüzden bunu sordum.

Kendimden bir lider olarak bahsetmek benim için zor. Çevremdeki insanları, daha önce yapılmamış bir şeyi yapabilecekleri konusunda olumlu yönde etkileyebildiğimi söyleyebilirim. Eğer araçları varsa, ısrar ederlerse, kendilerine inanırlarsa ve çok çalışırlarsa, sanırım onlar için bir örnek teşkil edebilirim. Çünkü bir Arap kadını olarak Dans Akademisi’nde okuyan ilk kişiydim. O zamanlar toplumumuzda “çağdaş dans” kelimesi yaygın değildi. Ama bu adımı attım çünkü bunu yapmak istiyordum. Geri dönüp orada bir şeyler yaratmak… Benim performanslarım sadece güzel görünen “şovlar” değil. Benim performansım farklıdır, yüzeysel değildir ve bunda ısrarcıyım. Ayrıca teknik ve sanatsal olarak çok yüksek düzeyde iyi bir okul kurmayı başardım. Bu yüzden, eğitim verdiğim ve bu grupta dans eden bu kadın öğrencilerin dünyayı, toplumun görmemizi istediği yerden farklı gördüklerini umuyorum. Bazılarının dansa devam etmesi ve şimdi koreograf olarak kendi yollarını çizmeleri beni mutlu ediyor. Umarım üzerlerinde olumlu bir etkim olmuştur.

Foto: Amed Theater Fest

“Festival çok güçlü”

Bu kadınlar için bir örnek olacağından eminim. Amed’deki deneyiminden konuşmak istiyorum. Amed ve performansınız hakkında neler hissediyorsun? Seyirci eserinizi nasıl karşıladı, eleştiriler nasıldı? Bu deneyimi bizimle paylaşır mısın?

Öncelikle, bu festival fikri panelleriyle ve performanslarıyla gerçekten çok güçlü ve önemli. Çünkü her zaman sesimizi kısmaya, bizi susturmaya yönelik bir çaba var. Bu festivalde, baskı altındaki insanlara ayağa kalkma, kendilerini ifade etme ve bu yerin sahip olduğu tüm o güzellikle kendilerini anlatma gücü veriliyor. İnsanlar çok nazik, çok cömert. Birçok festivale gittim ama bir kadının yönettiği bir festivalde olmak farklı, bunu söylemeliyim. Kendine has bir ruhu var. Kürt halkının kültürlerine olan bağlılığına, kendilerini sanatla ifade etme konusundaki ısrarlarına gerçekten hayran kaldım. Kültürlerini kaybetmiyorlar. Açılışı gördüğümde “Vay canına” dedim. İnsanların burada birbirine ne kadar bağlı olduğunu görüyorum. Kadın belediye başkanı figürü de çok benzersiz bir şey. Sanırım bundan öğreneceğim şeyler var.

Son sorum. Filistin toplumuna derin bir saygı duyduğumu söylemek istiyorum. Her zaman yanınızdayız. Koşulların çok zor olduğunu biliyorum. Ama dediğim gibi, birbirimize benziyoruz. Umarım Filistin yakında özgür olacak. Son olarak, bir çağdaş dansçı olarak Filistin’deki izleyiciyle nasıl bir ilişkin var?

Daha önce de söylediğim gibi, bu hem Nasıra hem Filistin’in kuzeyi hem de Batı Şeria için yeni bir şey. Ama insanlar meraklı. Performanslarımıza geliyorlar ve sorular soruyorlar. Bazen “anlamıyoruz” deseler de, iyi olan taraf şu ki insanlarla konuşuyoruz, bir diyalog kuruluyor. Son eserimiz olan Feathers (Tüyler), daha net bir dramaya ve karakterlere sahip olduğu için seyirci onunla önceki daha soyut çalışmalarıma göre daha fazla etkileşim kurdu. Bu tür eserlerin insanları size yakınlaştırdığını düşünüyorum. Bazen bu tarz performanslardan korkuyorlar çünkü onları analiz edecek araçlara sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Ama onlara gidip konuştuğunuzda, açıkladığınızda ve “Sorun değil, bunu istediğiniz yere çekebilirsiniz” dediğinizde insanlar rahatlıyor. Rahatladıklarında hayal güçleri çalışıyor. Bu yüzden bir izleyici kitlemiz olduğu için mutluyum. Çok büyük değil ama giderek büyüyen bir kitle var.

Kesinlikle. Çok iyi anlıyorum çünkü biz de aynı süreçteyiz. İzleyici için daha anlaşılır olma yolunda aynı şekilde ilerliyoruz. Ama bir yanımız da daha soyut olmak istiyor. Bu bizim kaderimiz demek istemiyorum ama seyirciyle yakınlaşmak için bir dengeye ihtiyacımız var.

Kesinlikle. Ve seyircinin “üstünde” olmamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü işimiz sahnede var oluyor ve bu seyirci olmadan bizim için hiçbir anlamı yok. Sanatçı olarak kendine sadık kalmakla seyircine sadık kalmak arasındaki o kombinasyon… Sanatsal vizyonumuzdan ödün vermeden bu dengeyi bulmalıyız.

Çok teşekkür ederim Shahdan.

Spas Serhat.

Varto ve Karlıova’daki ekoloji mitingi: JES’e hayır

Varto’da ve Karlıova’da hayata geçirilmek istenen JES (Jeotermal Enerji Santrali) projelerine karşı “Doğamıza, suyumuza ve toprağımıza sahip çıkıyoruz” şiarıyla ekoloji mitingleri düzenlendi. Mitinge binlerce vatandaş, ekolojist, hak savunucusu ve siyasetçi katıldı.

Merkezi Amerika’da bulunan Ignis H2 A.Ş. adlı şirket, Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde iki ayrı Jeotermal Enerji Santrali projesi yapmayı planlıyor. Bu projelerin, Karlıova ile Varto arasındaki en az 22 köyü etkilemesi bekleniyor.

Varto’daki ve Karlıova’daki JES projelerine karşı dün (24 Nisan) ve bugün (25 Nisan) miting gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı şehirlerinden binlerce kişi miting alanlarını doldurdu. İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli ve Antalya gibi illerden yüzlerce vatandaş, Varto’daki ve Karlıova’daki mitinglere katılmak üzere onlarca otobüsle yola çıktı.

Mitinglere birçok siyasi partiden milletvekilleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda doğa savunucusu katıldı. Doğayı korumak için alanlara yürüyen binlerce kişi, hep bir ağızdan “JES istemiyoruz” dedi.

Varto ve Karlıova’daki mitinglerden bazı kareler:

Varto

Karlıova

“Sevag ve Garabet Balıkçı’nın ölümü tarihsel yüzleşme için bir milat”

Ermeni soykırımının yıldönümünde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bir araya gelen yurttaşlar, Sevag ve Garabet Balıkçı için anma töreni düzenledi. Lerna Balıkçı, kardeşinin ölümüne ilişkin “Bizim soyumuzun kırılması 24 Nisan. Balıkçı ailesinin soyunun kırılması da 24 Nisan’da oldu” dedi.

Fotoğraf: Agos Gazetesi

24 Nisan 2011’de Batman’ın Kozluk ilçesinde zorunlu askerlik görevini yaparken asker Kıvanç Ağaoğlu tarafından vurularak yaşamını yitiren Sevag Şahin Balıkçı ile 24 Nisan 2022’de yaşamını yitiren babası Garabet (Garbis) Balıkçı, Ermeni soykırımının 111. yıldönümünde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda anıldı.

Dün saat 14.00’da düzenlenen anma törenine Peder Nareg Değirmenciyan katılırken törende Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı ve kız kardeşi Lerna Balıkçı’nın da aralarında bulunduğu katılımcılar dualar etti.

Lerna Balıkçı: “Bizim soyumuz 24 Nisan’da kırıldı”

Sevag Balıkçı’nın ablası, Lerna Balıkçı, 24 Nisan 2011’de Sevag Balıkçı’nın ölüm haberini nasıl aldıklarını anlattı:

“2011 senesiydi; kardeşimin gelmesine 24 gün kalmıştı. Gelmek üzereyken ve onunla iki gün önce telefonda konuşmuşken, sabahında aldığımız internet haberiyle elimizden kayıp gittiğinde; o anda farkına varamadık bir şeylerin. Çünkü şok olmuştuk. Belki inanamadık görene kadar; Batman’daydı, oradan görene kadar…”

​Ermeni Soykırımı’nın da 24 Nisan’da olduğunu hatırlatan Balıkçı, “Sonuçta bizim gerçekten soyumuzun kırılması 24 Nisan. Balıkçı ailesinin soyunun kırılması 24 Nisan’da oldu” dedi.

“Ondan sonra babamı kaybettim. Ailemi de kaybettim ben tabii. Kardeşimin gitmesiyle bir aile dağıldı resmen. Acımız aynı acı, hiç değişmedi; biz onun 30’lu yaşlarını da göremedik. 40 yaşında olacaktı 1 Nisan’da, onu da görmedik. Yaşlandığını da görmedik. Ben hiçbir zaman hala olamayacağımı biliyorum ve benim oğlumun bir dayısı yok. Tanımadan onu sevmeye çalışıyor ama tanımasını çok isterdim. Ölmüş bir dayı, ölmüş bir kardeş, ölmüş bir erkek evlat… Çok kötü.

​Ve babamı da tam o gün kaybetmem… Aslında ne kadar büyük bir acımız olduğu, ne kadar bağırmasak da belli. Çünkü bağıracak bir şeyimiz yok ki; çünkü tarih zaten bağırıyor. Babam acıyı katbekat katladı tabii ki. Sırayla giden ölümler var tabii ki, sonuçta bu bir hayat. Ama bizim sıramız şaştı. Bizim sıramız başkasının sebebiyle şaştı.

​10 sene önce Sevag’ın sebebiyle ben Ermenistan’a yerleştim; oğlum da olduğu için. Daha farklı bir hayat; belki de kurtulmak içindi, bilmiyorum. Ama şimdi geldiğimiz noktada hiçbir şey değişmemiş, daha beter olmuş. Benim bir kardeşim öldü, onun için gittim ama şimdi birçok insan ölüyor.”

Nişan Güreh: “Sevag, bir Paskalya gününde öldürüldü”

Nor Zartonk İnisiyatifi’nden Nişan Güreh, mezar başında yapılan törenin ardından bir konuşma yaptı.

Sevag Balıkçı’nın bundan 15 yıl önce, Ermeni Soykırımının yıldönümü olan 24 Nisan’a denk gelen bir Paskalya gününde öldürüldüğünü hatırlatan Güreh, dört yıl önce yine bir 24 Nisan’da bu kaybın yanına Garabet Balıkçı’nın da eklendiğini ve bu nedenlerle 15 yıldır olduğu gibi bu yıl da adalet taleplerini yinelemek için yine mezarları başında olduklarını belirtti.

Garabet Balıkçı’nın “Başka Sevag’lar yaşanmasın” sözünü hatırlatan Güreh, verdikleri adalet mücadelesinin Hrant Dink, Maritsa Küçük ve katledilen tüm Ermeniler için olduğunun altını çizdi. Güreh, bu mücadelenin kışlalarda yaşanan başkaca şüpheli asker ölümlerinin önüne geçtiğini savundu.

Anma törenine katılan kişiler, Sevag ve Garabet Balıkçı gibi iki ismin Ermeni Soykırımı’nın yaşandığı günde yaşamını yitirmesinin oldukça anlamlı olduğunu belirtirken Anadolu’daki Ermeni toplumunun inkâr edilemez olduğunu ve yetkililerin Balıkçı’nın ailesi ve sevenlerine bir özür borçlu olduğunu söyledi. Gerek Türkiye’de gerekse de diaspora da yaşayan Ermenilerin büyük acılar yaşadığını ifade eden yurttaşlar yaşananların planlı olduğunu fakat yüzleşmenin hâlâ mümkün olduğunu vurguladı.

Gazeteci Sevan Ataoğlu İstanbul başta olmak üzere Türkiye’de 24 Nisan anmalarının sürekli engellendiğini hatırlatırken bugün gelinen durumda, Sevag ve babası Garabet Balıkçı nezdinde tekerrür eden tarihin Ermeni toplumu için üzücü ama aynı zamanda bir adalet talebinin hatırlanması açısından da önemli olduğunu belirtti.

Ermenilerin yaşadığı acıların oldukça tarihsel olduğunu belirten Zakarya Mildanoğlu ise yaşadıkları acının tarihsel olduğunu söyledi:

“Adalet için, vicdan için ve kardeşlik için geldim. Birkaç kelimeyle anlatmak mümkün değil. Bu tarihsel bir acı. Çok sık karşılaşılan bir durum değil. Ama ne yazık ki Türkiye’de, bu coğrafyada çok sık karşılaşılan bir olgu. Bir aralar her 10 senede bir darbeler dönemi, ondan öncesinde ise 1800’lerde başlayan adaletsizlikler; Süryanilere, Rumlara, Kürtlere… Bir çare aranıyor sözde. Yani utanç verici bir şey. Bunlar burada bitecek zannediyorlar. Tarihe geçti artık. Satır aralarına geçti. 100, 200, 500 sene sonra insanların karşısına çıkacak; bu coğrafyayı okuyanların, araştıranların karşısına çıkacak. İlla ideolojik bir görüşü, solcu ya da sağcı olması gerekmiyor; tarihçiler, aklı başında olan insanlar araştırdıklarında Sevag Balıkçı karşılarına çıkacak muhakkak.”

Av. Diren Cevahir Şen: “2011’de yaşanan cinayet, ‘Evet yaptık, yine yaparız’ demek”

2011’de askerliğini yaptığı sırada, silah arkadaşı tarafından 20’li yaşlarındayken öldürülen Sevag Balıkçı’nın çok genç yaşta hayatını kaybettiğini hatırlatan Avukat Diren Cevahir Şen ise Sevag’ın askerde herhangi bir çatışma sırasında değil, kasten tüfekle öldürüldüğünü hatırlattı:

“Kazara olduğunu iddia ettiler o süreçte ama kazara değildi. Sevag’ın öldürüldüğü günün 24 Nisan olması ise tesadüf olmasa gerek. Aslında öldüren kişinin daha önce de Sevag’la askerlik sırasındaki ufak ufak diyaloglarında, hafiften serte doğru ilerleyen şekilde ırkçıvari söylemlerinin olduğunu biliyoruz. Yargılamalar sırasında da bu ortaya çıktı.”

Sevag Balıkçı’yı öldüren kişinin cezalandırıldığını fakat yargılamanın çok uzun sürdüğünü hatırlatan Şen, yargılama sürecinin 18 yıl aldığını fakat kasten öldürmeden değil, taksirle öldürmeden yargılandığını belirtti. Hafifletici nedenlerin devreye girdiğini söyleyen Şen, cinayetin kasten ve planlı şekilde gerçekleştiğini savundu. Ermeni Soykırımı’nın ise hep inkar edildiğini söyleyen Şen, 2011’de yaşanan bu ölümün ise ‘Evet yaptık, yine yaparız’ demek olduğunu vurguladı.

​”Zaten 1,5 milyon Ermeni soykırımda öldü. Bir miktarı da yollarda, sürgünde öldü. Aslında 2 milyona yakın Ermeni’nin öldüğünü söyleyebiliriz. Ani Balıkçı açısından çok acı bir şey; önce oğlunu, sonra eşini kaybetti aynı gün. Onların yanında olmaya, onlara teselli olmaya çalışıyoruz. En büyük acı onların acısı ama aslında toplumsal bir acı ve travma. Umarım, buna inanıyorum, her şey iyiye doğru gider; bununla herkes yüzleşecek. Bütün dünya bunu kabul edecek çünkü dünyada soykırımlar tarihi mevcut. Ama yakın tarihimizin en büyük soykırımıdır Ermeni Soykırımı. ‘Genocide’ kavramının kavramsallaşmasının nedenidir. Holokost, Yahudi Soykırımı dediğimiz şey daha yokken, Ermeni Soykırımı ile soykırım, ‘genocide’ kelimesi gündemimize gelmiştir.

​Bununla yüzleşmek, bunu anlamak, tabii ki daha sonra bunu telafi etmek çok önemli. Fakat devlet aygıtı sistematik şekilde baskı yapıyor. Soykırım demek tekrar yasak oldu. 24 Nisan anmaları yasaklanıyor. Gelip mezar başında iki polis bekliyor. Yaptığımız şey iki tane insanın ölümünün sene-i devriyesinde onları dualarla anıyoruz. Sevag Balıkçı herhangi bir anne babanın herhangi bir evladıydı. Okulu bitirmişti, seramik sanatçısıydı. Çok iyi bir sanatçı olacaktı belki. Askere gitti; ölmedi, öldürüldü. O gün kasten öldürüldü. Belki onu öldüren kişi 24 Nisan’ı bilmiyordur bile. Eğitim düzeyini ya da o tarihle ilgili farkındalık düzeyini bilmiyoruz ama bunun arkasındaki sistematik kötülüğü görüyoruz. Keza Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast ne 24 Nisan’ı bilir ne Ermeni Soykırımı tarihini bilir, bildiğini düşünmüyorum. Ama oradaki o ırkçı cinayete, nefret cinayetine giden zinciri biliyoruz arkasında kimin olduğunu. Bu da böyle bir şey. Sevag, Hrant Dink kadar göz önünde değildi. Hrant Dink bir gazeteciydi, aynı zamanda sosyalist, solcu bir aydındı. Sevag alelade biriydi ama işte gördük. Onun için bugün askere giden Ermeni genç erkeklerin hiçbiri güvende değil.”

Sevag Balıkçı, zorunlu askerlik görevini yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde, terhisine 20 gün kala hayatını kaybetti. 24 Nisan 2011’de karakol çevresine çit örme görevi sırasında silahla vurularak öldürülen Balıkçı’nın ardından ailesi uzun bir hukuk mücadelesi başlattı. Acı bir tesadüf eseri, baba Garabet Balıkçı da oğlunun ölüm yıldönümü olan 24 Nisan 2022 sabahı, anma töreni için kabristana gitmeye hazırlanırken evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu yaşamını yitirdi.

  • Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 2013 yılında sanık Kıvanç Ağaoğlu’na “bilinçli taksirle öldürme” suçundan 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası verdi. Astsubay Sadrettin Ersöz ise “görevi ihmal”den 5 ay hapis cezası alsa da hükmün açıklanması geri bırakıldı.
  • Ailenin itirazıyla Askeri Yargıtay’a giden dosya, usulden bozularak iade edildi. Yeniden yargılama sürerken 15 Temmuz sonrası çıkan 668 sayılı KHK ile askeri yargı kaldırılınca, dosya sivil mahkemeye devredildi.
  • Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada sanık Ağaoğlu, bu kez 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.