Çerçeve yasanın Meclis’e gelmesi bekleniyor

Bir süredir gündemin önemli bir maddesi haline gelen ve bu hafta Meclis’e sunulacağı belirtilen çerçeve yasa ile ilgili olarak AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Meclis kapanmadan yasal çerçeveyi ortaya çıkarmak istediklerini belirtti. Çelik “Hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli” ifadelerini kullandı.

PKK gerillaları 11 Temmus 2025 tarihinde Casene Mağarası’nda silahlarını bir törenle yakmıştı.

PKK’nin kendisini feshetmesi ardından silah bırakma sürecine hukuki zemin oluşturması beklenen ve uzunca bir süredir tartışma konusu olan çerçeve yasanın, Meclis’e gelmesi bekleniyor.

DEM Parti İmralı Heyetinin 20 Temmuz tarihinde Abdullah Öcalan ile görüşmesi ile birlikte tartışmaların yoğunluk kazandığı çerçeve yasaya yönelik hükümet ve hükümetin ortağı MHP yöneticilerinden de açıklamalar yapılıyor.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, dün partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında yaptığı açıklama ile çerçeve yasayı Meclis kapanmadan çıkarmak istediklerini belirtti.

Çerçeve yasa konusunda da yeni bir aşamaya gelindiğini belirten Çelik, “Yeni aşama silah bırakmanın temin edilmesi, terörsüz bölge hedeflerine ulaşılması için bir yasal çerçevenin ortaya çıkmasıydı. Bununla ilgili çok sayıda toplantı yapıyoruz, hemen hemen her gün çalışıyoruz. Şimdi daha ince işçilik aşamasındayız. Aslında bir bakıma mesele yeni başlıyor. Yasal bir zeminin oluşması son derece önemli. Ama ayrıca politik atmosfer de çok önemlidir” dedi.

Feti Yıldız: “Geçici ve müstakil bir yasa“

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız de Yeni Birlik Gazetesine yaptığı açıklamada PKK’nin feshi, silahların teslimi ve sonrasını kapsayan amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu açık olduğunu belirterek “Soyut ve çerçevesi iyi çizilmeden kaleme alınan kavram setleri her zaman istismar edilmeye ve amaç dışı kullanılmaya elverişli olmuştur” dedi.

Yıldız yapılacak olan yasal düzenlemenin PKK ile özgüllendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Öcalan: “Yasal zeminin vakti geldi“

DEM Parti İmralı Heyeti‘nin 20 Temmuz’da yaptıkları görüşme sonrasında 21 Temmuz’da Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerini yayınladıkları basın açıklamasında Öcalan’ın “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” sözlerine yer verildi.

Açıklamaya göre Öcalan’ın “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor” dediği belirtildi:

“Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.”

Yasanın bu hafta sunulması bekleniyor

İmralı Heyetinin Öcalan ile görüşme sonrasında AKP yetkilileri ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları ziyaret, yasanın yakın dönemde gündeme geleceğine dair beklentileri arttırdı. Meclis Başkanı Kurtulmuş, Meclis tatile girmeden süreci tamamlamak istediklerini son günlerde bir kaç kez dile getirmişti.

Kulislerde yasanın bu hafta Meclis’e sunulması ve ardından Adalet Komisyonu’nda ele alınması bekleniyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 24 Temmuz tarihinde TRT Haber’de katıldığı bir programda mevcut sürecin önemli bir aşamaya geldiğini belirterek, bunun “millî birlik ve kardeşlik” projesi olduğunu söyledi.

Gürlek, çerçeve yasanın 15 maddeden oluştuğunu ve önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelmesini beklediğini belirtti: “Terörsüz Türkiye süreci güzel bir aşamaya geldi bildiğim kadarıyla. Sayın Meclis Başkanımız Numan Bey de bir açıklama yaptı. Önümüzdeki hafta önce Adalet Komisyonu’na gelecek daha sonra da Meclis’te Genel Kurula gelme aşamasına geldi.

Bildiğim kadarıyla bir 15 maddelik bir metin var. O süreci Meclis takip ediyor, biz dahil değiliz. Sadece biz teknik olarak, Adalet Bakanlığı olarak kanunların yapılması aşamasında öneri sunabiliyoruz istedikleri şekilde. Ama bir an önce bu sürecin tamamlanması lazım.

Burada genel af düzenlemesi yok. Şahsa özel gibi bir düzenleme yok. Bunlar Meclis’in takdiri. Yani genel affa ilişkin şu an bir düzenleme, bir çalışma yok. Ama Meclis biliyorsunuz ne zaman kanun düzenlenirse gündeme gelebilir. Ama şu anki bu pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var.

Karasu: “Süreci teşvik ediyoruz”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, 27 Temmuz tarihinde Medya Haber’de yayınlanan özel bir programda Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasaya ilişkin konuştu.

Söz Taslağı beklediklerini belirten Karasu, şunları söyledi:

“Biz de taslağı bekliyoruz. Bir ara bir taslak dolaşıma sokuldu, basın üzerinden bize de geldi. Tabii o taslağın kabul edilecek yanı yoktu. Taslak üzerinde çalışılarak bir uzlaşma gerçekleşmiş görünüyor. Özellikle mesela ‘terör örgütü’ gibi bir kavramın kullanılması, böyle bir süreç açısından… Partiyi feshettik, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Süreci zaten doğru buluyoruz, destekliyoruz. Önder Apo’nun dediği gibi bu bir başlangıçsa, bir kapı açılıyorsa, en azından önümüzdeki dönemde yeni gelişmelerin, yeni adımların ön adımı olacaksa tabii ki biz de süreci teşvik eden bir yaklaşım içinde oluruz. Ama tabii taslağı bekliyoruz. Gördükten sonra tutumumuzu da açık ve net ortaya koyarız.”

Karasu ayrıca önceliklerinin Öcalan’ın özgürlüğünü hedeflediklerini belirtti.

Bakırhan: “Kategorik ayrım yapmamalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 26 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasanın kategorik ayrımlar yapmaması ve süreç kapsamında dönmek isteyen hiç kimseyi dışarıda bırakmaması gerektiğini belirtti.

Aydar: Güçlü bir hukuki zemin oluşturmalı

KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, süreç ve çerçeve yasa ile ilgili Ajansa Welat’a konuştu. Çerçeve yasanın Kürt sorununun çözümü için güçlü bir hukuki zemin oluşturması gerektiğini belirten Zübeyir Aydar, şu ifadeleri kullandı:

“Kürt sorunu yüzyıllardır süregelen büyük bir sorundur ve tek bir yasayla çözülemez. Ancak bu çerçeve yasa, çözümün önünü açmalı ve temelini oluşturmalıdır. Anayasa’dan başlayarak Türkiye’nin tüm mevzuatı gözden geçirilmelidir. Hapishaneler boşaltılsa veya ülkeye dönüşler sağlansa bile dil, kültür ve kimlik üzerindeki engeller kaldırılmadıkça sorun çözülmüş olmaz. Görüşme ve müzakere koşullarının netleşmesi gerekiyor. Devlet, Sayın Öcalan’ı muhatap ve başmüzakereci olarak görüyor. Ancak iki aydır kendisiyle görüşme yapılmıyor. Başmüzakerecinin statüsü güvence altına alınmadan ve iletişim kanalları tamamen açılmadan sağlıklı bir çözüm üretilemez. Bahsettiğimiz yasa, ilk adım olarak bu statüyü ve çalışma koşullarını netleştirmelidir.”

Gülistan Doku soruşturması kapsamında 15 ilde 18 gözaltı

Gülistan Doku dosyasında kolluk görevlilerine yönelik bir operasyon dalgası daha gerçekleştirildi. Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 15 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 18 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Fotoğraf: Elif Tuna / csgorselarsiv.org

Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bugün (27 Temmuz) bir gözaltı operasyonu daha gerçekleşti. Operasyon sırasında soruşturma sürecinde görev alan 18 kolluk personeli gözaltına alındı.

Erzurum ve Dersim Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, Erzurum İl Jandarma Komutanlığı ekipleri sabah saatlerinde Nevşehir, İstanbul, Isparta, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Ordu, Aydın, Diyarbakır, Kayseri, Ankara, Erzincan, Eskişehir, İzmir ve Antalya olmak üzere 15 ilde eş zamanlı baskın düzenledi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in X hesabından yaptığı açıklamaya göre, 21 adreste arama yapıldı ve hakkında gözaltı kararı olan 19 şüpheliden 18’i gözaltına alındı.

Usulsüzlük ve delillere müdahale şüphesi

Yürütülen ifade analizleri ile teknik, dijital ve saha çalışmaları, Dersim’de görev yapmış bazı kolluk personelinin Doku’nun kaybolmasının ardından yürütülen adli süreçteki işlemlerinde usulsüzlük yaptığına ve delillere müdahale ettiğine dair bulgular ortaya koydu.

Gözaltına alınanlar arasında 1 emniyet müdür yardımcısı, 1 emniyet amiri, 1 başkomiser, 1 komiser, 1 başpolis memuru, 10 polis memuru, 1 bilgisayar işletmeni ve 3 emekli polis memuru bulunuyor.

Doku’nun kaybolmasının bir cinayetle sonuçlandığı yönündeki iddialara ilişkin soruşturmada, delillerin bazı kamu görevlileri eliyle karartıldığına dair emareler bütün yönleriyle incelendiği bildirdi.

Eski vali Sonel Erzurum Adliyesi’nde

Aynı gün, tutuklu bulunan eski Dersim Valisi Tuncay Sonel ile koruma polisi Şükrü Eroğlu ve emekli polis memuru Gökhan Ertok, yeni deliller kapsamında ifadeleri alınmak üzere Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi.

Sonel, Eroğlu ve Ertok, Erzurum Adliyesi’nde görüntülendi

Başsavcılık tarafından yapılan incelemeler sonucu, Sonel ile aynı dosya kapsamında tutuklu bulunan ve ihraç edilen polis memuru Gökhan Ertok arasındaki yazışmaların “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma”, “kasten yaralama”, “yağma” ve “bilişim sistemindeki verileri yok etme veya değiştirme” suçları kapsamında değerlendirildiği bildirildi.

Gülistan Doku

Ne olmuştu?

Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuştu. Ailesi ertesi gün İl Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusunda bulunmuştu.

Kameralarda yapılan incelemelerde Doku’nun bir minibüse bindiği görülmüş, ancak nerede indiği tespit edilememişti.

Gülistan Doku kaybolduktan sonra Munzur Çayı ile telefonunun en son sinyal verdiği Dêrsim’deki Uzunçayır Baraj Gölü’nde günlerce arama yapıldı. Ancak göldeki suyun boşaltılmasına rağmen Gülistan’ın izine rastlanmadı.

Gülistan Doku’nun en son görüştüğü kişi olan eski erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, olaydan iki sene sonra 2022’de Antalya’da gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Haziran 2024: HSK kararnamesiyle Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Ebru Cansu, dosyayı yeniden ele aldı. JASAT’tan özel bir ekip kuruldu, yaklaşık 700 saatlik güvenlik kamerası (KGYS) görüntüsü ve plaka tanıma sistemi (PTS) kayıtları yeniden incelendi.

2025: Ortaya çıkan bir gizli tanık ifadesi, Doku’nun cesedinin birden fazla kez taşındığını ve valinin oğlunu Gülistan Doku’ya tecavüz ve silahla vurarak öldürmekle suçladığı yazıldı.

14 Nisan 2026: Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku’nun eski erkek arkadaşı Zeinal Abakarov ile anne ve babası, firari şüpheli Umut Altaş’ın anne ve babası, ihraç edilmiş polis memuru Gökhan Ertok, Sonel’in dönemin korumalarından Şükrü Eroğlu, İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Munzur Üniversitesi’nde kameralardan sorumlu görevliler Savaş Gültürk ve Süleyman Önal gözaltına alındı, Gültürk ve Önal hariç herkes tutuklandı. ABD’de bulunan Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarıldı, daha sonra orada yakalanıp tutuklandı.

25 Nisan 2026: Soruşturma kapsamında Dersim Devlet Hastanesi bilgi işlem görevlileri B.Y. ve Y.E, gözaltına alındı.

21 Temmuz 2026: Elazığ, Malatya, Ankara, İstanbul ve Dersim’de eş zamanlı operasyon düzenlendi. 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş personeli, eski Vali Sonel’in eşi Handan Sonel, Doku’nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketi sahibi Mehmet Aca, 1 iş insanı ve 2 güvenlik korucusu olmak üzere 15 kişi gözaltına alındı.

24 Temmuz: soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden korucu Fatih Özmen tutuklanırken, Okan Yarıcı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

25 Temmuz: Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel ile Doku’nun telefonuna müdahale edildiği iddia edilen bilişim şirketinin sahibi Mehmet Aca tutuklandı, korucu Yılmaz Arslan adli kontrolle serbest bırakıldı. Mehmet Aca, Handan Sonel ve Fatih Özmen, kolluk, savcılık ve hakimlik ifadelerinde hakkındaki suçlamaları reddetti.

Yüksekova’da zırhlı aracın çarptığı 17 yaşındaki E.K. hastaneye kaldırıldı

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde zırhlı aracın çarpması sonucu yaralanan 17 yaşındaki E.K.’nin ailesi, polislerin şikayetlerini geri çekmeleri için “aşiret büyüğü” olarak bilinen kişilerle görüştüğünü söyledi. Zırhlı araçların neden olduğu ölüm ve yaralanma vakaları, bölgede çocuklar açısından bir risk olmaya devam ediyor.

Fotoğraf: Yüksekova Halkın Sesi Gazetesi


Hakkari’nin Yüksekova ilçesi Güngör Mahallesi’nde 24 Temmuz’da bir zırhlı aracın çarpması sonucu yaralanan 17 yaşındaki E.K., Yüksekova Devlet Hastanesi’nde tedavi altında. Yapılan kontrollerde sağ bacağında iki kırık tespit edilen E.K.’nin ameliyata alınması bekleniyor, sağlık durumunun seyri henüz belirsizliğini koruyor.

Olayla ilgili soruşturma sürerken, aracı kullanan polisler hakkında herhangi bir adli ya da idari işlem başlatılıp başlatılmadığına dair aileye resmi bir bilgilendirme yapılmadı.

“Kızımın çığlığını duyduğumda araç onu yere savurmuştu”

E.K.‘nin annesi Vesile Kına, Mezopotamya Ajansı’na yaptığı açıklamada, kızıyla birlikte yürürken kavşakta zırhlı aracın hızla üzerlerine geldiğini anlattı. Kendisi kaldırıma çıkabilirken kızının kaçamadığını belirten Kına, o anı “Yol dardı, buna rağmen araç çok hızlı geliyordu” ifadelerini kullandı.

Kına, mahallede zırhlı araçların sıklıkla yüksek hızla kullanıldığına dikkat çekti ve bunun yalnızca kendi ailelerini değil bütün mahalleyi ilgilendiren bir güvenlik sorunu olduğunu vurguladı.


Aile: Şikayeti geri çekmemiz istendi

Vesile Kına, olayın ardından polislerin kendileriyle görüşerek şikayeti geri çekmelerini istediğini iddia etti. Kendisine “elimizden geleni yapacağız” denildiğini ancak adalet talebinden vazgeçmeyeceğini söyleyen Kına, kamera kayıtlarının incelenmesini ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını istediklerini belirtti:

“Kamera kayıtları incelensin, olay bütün yönleriyle açığa çıkarılsın. Kızımın hakkını savunacağım ve şikayetimi geri çekmeyeceğim.”

E.K.’nin babası Lokman Kına ise kızına çarpan polislerin bölgede etkili olan “aşiret büyüğü” olarak bilinen kişiler üzerinden şikayeti geri çektirmeye çalıştığını iddia etti. Kına, kızının daha önce iki kez kolundan ameliyat geçirdiğini, annesinin de MS hastası olduğunu hatırlatarak sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu: “Bugün biz yaşadık, yarın başka bir aile yaşayabilir.”

Bölgede yıllardır süren bir tablo

Diyarbakır Barosu’nun 2011-2021 dönemini kapsayan “Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri” raporuna göre, bu on yıllık süreçte zırhlı araç kaynaklı kazalarda 22 çocuk hayatını kaybederken 27 çocuk yaralandı. Rapor, zırhlı araç kaynaklı yaralanmaların en yoğun yaşandığı illeri Şırnak, Diyarbakır, Hakkari ve Mardin olarak sıraladı. E.K.’nin yaralandığı Hakkari de bu listede yer alıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) yıllık hak ihlalleri raporları da bu tablonun güncelliğini koruduğunu gösteriyor, zırhlı araçların neden olduğu ölüm ve yaralanma vakaları, bölgede çocuklar açısından devam eden bir risk olarak kayıtlara geçmeye devam ediyor.

* Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Kiev ile Tahran arasındaki gerilim yükseliyor

Hazar Denizi’nde Ukrayna tarafından düzenlenen insansız hava aracı saldırıları Tahran-Kiev hattında gerilimi yükseltti. Bir mürettebat üyesinin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bu saldırının “Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali” olduğunu vurguladı.

İran makamları, cumartesi (25 Temmuz) günü Ukrayna tarafından kendilerine ait ticari bir gemi olan deniz araçlarından birine saldırı düzenlendiğini, olayda bir denizcinin hayatını kaybettiğini ve yaralılar olduğunu duyurdu. Saldırının ardından Ukrayna Maslahatgüzarı’nı Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak resmi protesto notası veren Tahran yönetimi, vatandaşlarının can ve mal güvenliğine kasteden bu eylemin yanıtsız kalmayacağını ilan etti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran gemisine düzenlediği saldırının ardından açıklama yaptı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir Iran ticari gemisini hedef almasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erakçi, konuyu Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmelerinde de ele aldığını belirtti.

“‘Asalak’ yönetimin saldırısı cevapsız kalmayacak”

Erakçi, saldırıya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Zelenski, bir iran ticaret gemisine saldırarak bir denizciyi öldürdü. Bu, İsrail’in Avrupa’yı kendi savaşına çekmek amacıyla yaptırdığı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlalidir. AB Yüksek Temsilcisi Kallas ve Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığım görüşmelerde, Kiev’deki ‘asalak’ yönetimin yaptığı bu eylemin cevapsız kalmayacağını açıkça ifade ettim.”

Ne olmuştu?

Ukrayna, cumartesi günü yaptığı açıklamada, uzun menzilli saldırıları kapsamında Hazar Denizi’nde İran ile Rusya arasında askeri yük taşımak için kullanıldığını öne sürdüğü gemileri hedef aldığını duyurdu. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Hazar Denizi’nde dün Rusya’ya ait bir petrol platformuna ve “İran ve Rusya arasında askeri kargo taşımacılığında kullanılan gemilere” insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlendiğini bildirdi.

SBU’dan paylaşılan yazılı açıklamada, Ukrayna’nın dün Hazar Denizi’ndeki bir petrol platformuna ve bazı gemilere düzenlediği saldırıların ayrıntıları paylaşıldı. Saldırıların, SBU tarafından İHA’larla yapıldığı belirtilen açıklamada, Hazar Denizi’nde Rusya’ya ait “Filanovski” petrol platformunun hedef alındığı ifade edildi.

İran, hedef alınan gemilerden birinin İran’a ait ticari bir gemi olduğunu, saldırıda bir mürettebat üyesinin hayatını kaybettiğini, birkaç kişinin de yaralandığını açıkladı.

Zelenski: “Rusya ile İran’ın saldırıları bağlantılı”

Saldırıdan önce Ukrayna devlet başkanı Volodimir Zelenski, X hesabından yaptığı açıklamada “Temmuz ayının başından bu yana, Körfez ülkeleri ve bu ülkelerde bulunan ABD askeri tesisleri üzerinde Rusya’nın aktif uydu gözetimi yaptığını tespit ettik. Bu görüntüler daha sonra İran’da ortaya çıkıyor. Aynı zamanda, Rusya’nın bu bölgelere ait uydu görüntüleri ile İran’ın saldırıları arasında – hem saldırılardan önce, hem hazırlık aşamasında, hem de sonrasında meydana gelen hasarı değerlendirmek amacıyla – açık bir bağlantı bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Güneyindeki deniz yollarında yaptırımlarla kısıtlanan İran için Hazar Denizi, Rusya ile askeri sevkiyat yürütmenin yanı sıra gıda ithalatı ve ticaret açısından da hayati bir koridor durumunda. Günümüzde Tahran yönetiminin ithalatının %30’dan fazlası Hazar limanları üzerinden sağlanıyor.

Berlin Onur Yürüyüşü’ne araç saldırısı: 1 ölü, 16 yaralı

25 Temmuz’da düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü etkinliği Christopher Street Day (CSD) akşamında bir minibüsün kalabalığa dalması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi ise yaralandı. Polis, şüphelinin kimliğini 21 yaşındaki Abdul B. olarak açıkladı.

CSD etkinliğine düzenlenen saldırıdaki beyaz minibüs fotoğrafta görünüyor. Fotoğraf: DW

Avrupa’nın en büyük LGBTİ+ Onur Yürüyüşü etkinliklerinden biri olan Christopher Street Day (CSD) etkinliğinin düzenlendiği 25 Temmuz Cumartesi akşamında, bir minibüsün kalabalığa dalması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi ise yaralandı. Olay ardından şüpheli veya şüpheliler, aracı olay yerinde bırakarak yaya olarak kaçtı. Berlin polisinin aktardığına göre olay 22.00 sularında gerçekleşti.

Polis sözcüsü Florian Nath, şüphelinin adını 21 yaşındaki Abdul B. olarak açıkladı ve “İslamcı çevrelerle” bağlantısı olduğunu düşündüklerini söyledi. Polisin kamuoyuyla paylaştığı bilgiye göre şüpheli, siyah saçlı, zayıf yapılı ve yaklaşık 1,90 metre boyunda bir erkek. Polis şüphelinin bir fotoğrafını yayımlayarak yakalanması için olay anındaki şahitlerin Berlin polisi resmi sitesine bilgi aktarmasını da istedi.

Fotoğraf: Berlin polisi resmi sitesi

Berlin polisi, şüphelinin yakalanması için operasyon başlatıldığını ve polis operasyonu kapsamında 2.200’den fazla personel görevlendirildiğini açıkladı. Polis, şüpheli şahsın “tehlikeli ve muhtemelen silahlı” olduğunu da kaydetti.

Olayın ardından CSD iptal edildi ve Berlin’in merkezindeki Tiergarten parkı çevresi kapatıldı.

1 ölü, 16 yaralı

Polis, Cumartesi gecesi Berlin’de her yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü etkinliği CSD yakınlarında bir aracın kalabalığa dalması sonucu en az bir kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını, yaralananlar arasından “bazılarının durumunun ciddi” olduğunu açıkladı.

Avrupa’nın en büyük Onur Yürüyüşü’nden biri olan ve Berlin’de düzenlenen CSD, ilk kez 1979 yılında düzenlendi. Adını, 1969 yılında New York’ta yaşanan Stonewall ayaklanmalarının gerçekleştiği yer olan Christopher Street’ten (Christopher Sokağı) almaktadır. 2023 ve 2025 yıllarında düzenlenen CSD etkinliklerine yönelik aşırı-sağcıların etkinlik esnasında katılımcılar üzerine etkinlik için güvenlik önlemleri arttırılmıştı.

Konuya ilişkin Almanya Başbakanı Friedrich Merz, X hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Berlin’de ne iğrenç bir olay. Dünyanın dört bir yanından gelen yüz binlerce insan, Christopher Street Day’de barış içinde kutlama yapıyordu. Bu, toplumumuza yönelik bir saldırıdır. Biz açık görüşlü ve özgürlüğü seven bir toplumuz – ve bunu koruyup savunmaya devam edeceğiz. Bu olay aydınlatılacak ve tüm sertliğiyle cezalandırılacaktır.”


Güncelleme: Şüpheli Abdul B., Berlin’in Spandau beldesinde yürütülen operasyonda polisin açtığı ateş sonucu öldürüldü. Berlin polisi, cihadist örgütlerle bağlantılı olarak suç kaydı bulunan Abdul B.’nin olay sırasında kesici aletle saldırıya geçtiğini iddia etti.

Ne olmuştu?

Almanya’da LGBTQ+ etkinliklerine yönelik tehditler ve nefret suçlarında artış yaşandığına dikkat çeken organizatörler, bu yılki yürüyüş öncesinde de güvenlik önlemlerinin artırılması çağrısında bulunmuştu.

Almanya basınına göre, dün (25 Temmuz 2026) günün erken saatlerinde de aşırı sağcı küçük gruplar yürüyüş güzergahının başlangıç ve toplanma noktalarında tehditler ve pankart açma girişimleriyle etkinliği provoke etmeye çalıştı.

Yerel aktivistler, ulusal kamuoyunda şu anda en popüler parti konumunda olan aşırı sağcı Alternative für Deutschland (AfD) partisine verilen desteğin artışıyla birlikte LGBTİ+’lara yönelik düşmanlığın arttığını belirtiyor. 2023, 2024 ve 2025 yıllarında düzenlenen CSD etkinliklerinde Der Dritte Weg (Üçüncü Yol) gibi neo-Nazi grupların ve AfD’nin gençlik örgütü, CSD katılımcılarına yönelik Nazi sembolleri ve transfobik/ırkçı pankartlar ve sloganlar kullanmışlardı. Hatta, DW’nin aktardığına göre, 2023’te yaşanan saldırıya ilişkin Almanya’daki Die Linke (Sol Parti) polisin hazırlıksızlığını eleştirerek “Maalesef yetkililer, aşırı sağcı tehdit durumuna (bir kez daha) yeterince hazırlıklı değildi” demişti.

Uluslararası Queer Onur Yürüyüşü

Internationalist Queer Pride (Uluslararası Queer Onur Yürüyüşü), CSD yürüyüşünün ticari sponsorluklar ve kurumsal markalarla “pembe aklama” (pinkwashing) yaptığını iddia eden sol, anti-kapitalist ve antifaşist gruplar tarafından daha kitlesel ve tabandan gelen bir politik protesto olarak düzenlenen alternatif bir yürüyüş. CSD ile eş zamanlı olarak dün (25 Temmuz) Berlin’in Mitte ilçesinde gerçekleşen bu yürüyüş, ırkçılık karşıtlığı, göçmen hakları, anti-kapitalizm ve Filistin ile kesişimsel dayanışmanın ön plana çıkarıldığı bir hatta örgütleniyor.

Tabip Odası üyesi Koyuncu: Kadın sünneti TCK’da “kasten yaralama” suçudur

Ağrı’da kadın sünneti yaptığını duyuran bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Ali Çakır’ın ifşalanmasının ardından İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Benan Koyuncu, kadın sünnetinde rıza olsa dahi sağlık yararı olmayan bu uygulamanın hukuka uygunluk sağlamayacağını vurguladı.

Fotoğraf: Avrupa Konseyi websitesi

Ağrı’da görev yapan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Ali Çakır, sosyal medya üzerinden kadın sünneti (Kadın Genital Mutilasyonu) yaptığını duyurması üzerine kamuoyu tarafından tepki topladı. Türk Tabipler Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, X hesabı üzerinden kadın sünnetini kabul etmediklerini belirten bir açıklama yayınladı.

Açıklamada “Kadınların bedenine yönelik her türlü şiddetin ve hak ihlalinin karşısında olduğumuzu; tıp etiğini, bilimsel ilkeleri ve insan haklarını savunma sorumluluğumuz gereği bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz” ifadeleri yer aldı. Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası söz konusu hekim hakkında idari soruşturma başlattı.

BBC Türkçe’ye açıklamada bulunan Ali Çakır, bu tür bir genital sakatlama işlemini asla uygulamadığını ve uyguladığı işlemin hud derisi alma işlemi olduğunu belirtmişti. Instagram’da “kadın sünneti’ni klinikte yapmaktayım” ifadesiyle paylaşan Çakır, daha sonra gönderisini “hud derisi alma işlemini klinikte yapmaktayım” şeklinde düzenledi.

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), sosyal medya hesabından her iki işleme de tepki göstererek “Gelen tepkiler üzerine işlemin ‘Hud derisi alma’ olarak adlandırılması niteliğini değiştirmemektedir. Klitoral başlık, anatomik olarak klitorisi koruyan doğal bir dokudur. Kadın bedenine dayatılan bu operasyonlar, ister kâr amacıyla ister dini gerekçelerle yapılsın; ataerkil ve kapitalist bir dayatmadır, suçtur” dedi. EŞİK, açıklamasında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) taraf olduğunu hatırlatarak devletin bu tür zararlı uygulamaları önleme ve yasaklama yükümlülüğünün yerine getirilmesini de talep etti.

Konuya ilişkin Niha+’ya değerlendirmelerde bulunan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Benan Koyuncu, kadın cinsel organın sakatlanmasının tıp etiği, uluslararası yasalar ve Türk Ceza Kanunu açısından ihlal oluşturduğunu söyledi.

“Rıza olması hukuka uygun yapmaz”

Koyuncu, bir uzmanın kadın sünneti veya “kadın sünneti” adı altında başka bir işlem yapması halinde, her iki durumun da etik bir işlem olmadığını söyleyerek bunların tamamen bir ceza yargılaması konusu olduğunu belirtti:

“Kadın genital mutilasyonu (FGM), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından açıkça mahkum edilmiş, hiçbir sağlık yararı bulunmayan bir uygulamadır. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 86. ve 87. maddeleri kapsamında ‘kasten yaralama’ suçunu oluşturur. Bu uygulamada kişinin rızasının bulunması, bunu hukuka uygun hale getirmez. Hatta mağdur çocuksa ceza oranını artıran nitelikli hal oluşur.”

Dünya Tabipler Birliği: “İnsani açıdan kabul edilemez”

Koyuncu, hekimlerin mesleki deontoloji kurallarına ve uluslararası deklarasyonlara uymakla yükümlü olduğu hatırlatılarak Dünya Tabipler Birliği’nin (WMA) 2016 yılında güncellediği resmi tutum belgesine değindi. WMA’nın kadın sünnetini yalnızca bir tıp etiği ihlali olarak değil, aynı zamanda kadın ve kız çocuklarının en temel insan haklarının gasp edilmesi ve ciddi bir sağlık sorunu olarak nitelendirdiğini hatırlatan Koyuncu, WMA’nın konu hakkındaki çizgilerini şu şekilde sıraladı:

  • Kadın genital mutilasyonu, derecesi ya da yöntemi ne olursa olsun tıbbi ve insani açıdan kesinlikle kabul edilemez bir uygulamadır.
  • Hekimler, kadın sünnetini hiçbir koşulda uygulamamalı, bu uygulamaya aracılık etmemeli veya meşrulaştıracak herhangi bir söylem ya da rol üstlenmemelidir.
  • Kadın sünnetini yasaklayan ulusal ve uluslararası yasaların etkin biçimde uygulanması tıp örgütlerince desteklenmelidir.
  • FGM mağdurlarına kapsamlı tıbbi ve psikolojik destek sunulmalı; erken risk tespiti, eğitim ve toplum liderleriyle iş birliği yoluyla bu hak ihlalinin önüne geçilmelidir.

Kadın sünneti (Kadın Genital Mutilasyonu)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM), kamuoyunda “kadın sünneti” olarak bilinen ve uluslararası literatürde Kadın Genital Mutilasyonu / Sakatlaması adıyla geçen uygulamayı, kadın ve kız çocuklarının haklarına yönelik en ağır ihlallerden biri ve açık bir şiddet biçimi olarak tanımlıyor.

Kadın sünneti işlemi, kronik idrar yolu problemleri, ağrılı adet görme, kistler, cinsel ilişki sırasında ağrı, kısırlık, doğum sırasında aşırı kanama riski ve buna bağlı bebek/anne ölümleri, depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi birçok sonuca sebep olabiliyor.

Bugün Doğu ve Güney Afrika’da yaşayan yaklaşık 42 milyon kız çocuğu ve kadın, kadın sünnetine (FGM) maruz kalmış durumda, bu rakam küresel toplamın beşte birine yakın bir orana denk geliyor

Kadın sünnetine (FGM) maruz kalmış kız çocuğu ve kadın sayısı

Dogu ve Guney
Afrika
42 milyon
  • Dogu ve Guney Afrika, 42M
  • Etiyopya30M
  • Somali6M
  • Kenya3M
  • Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti2M
  • Eritre1M
  • Uganda200B
  • Diger bolgeler
  • Doğu Asya ve Pasifik80M
  • Orta Doğu ve Kuzey Afrika59M
  • Batı ve Orta Afrika49M
  • Dünyanın geri kalanı1M
  • Güney Asya30B

Kaynak: Birleşmis Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Doğu ve Güney Afrika’da Kadın Sünneti Profili, UNICEF, New York, 2025.

Doğu ve Güney Afrika’dakı topluluklar kadın sünnetinin (FGM) terk edilmesine doğru ilerliyor, ancak bu ilerleme onlarca yılı bulabilir

15-19 yaş arası kız çocukları arasında kadın sünnetine (FGM) maruz kalma oranı

Somali %100 Somali %99 Eritre %93 Eritre %69 Etiyopya %77 Etiyopya %47 Kenya %26 Kenya %9 Tanzanya %17 Uganda %0 Uganda %030 yil once Bugün

* Kaynak grafikte Tanzanya’nın güncel oranı icin sayısal etiket verilmemiştir, çizgi kaynaktakı görsel eğilime göre temsili olarak çizilmistir.

Kaynak: Birleşmis Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Doğu ve Güney Afrika’da Kadın Sünneti Profili, UNICEF, New York, 2025.

230 milyon kişiye kadın sünneti yapıldı

Afrika ve Ortadoğu’da yaklaşık 40 ülkede yapılan kadın sünneti işlemi, küresel bakımdan bir insan hakkı ihlali olduğu kabul ediliyor. UNFPA / UNICEF tarafından paylaşılan 2025 tarihli ortak rapora göre dünyada 230 milyon kız ve kadın, kadın sünnetine maruz bırakıldı, en az 4.5 milyon kız çocuğu (çoğu beş yaşından küçük) ise risk altında.

UNICEF Genel Direktör Yardımcısı Geeta Rao Gupta’nın 2016 tarihli bir açıklamasında birçok ülkede kız çocuklarının çoğunun beş yaşından önce kesme işlemine maruz kaldığını belirtmişti.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) verilerine göre, dünya çapında kadın sünnetinin 92 ülkede uygulanıyor. Bu ülkelerin yalnızca yarısından biraz fazlasında (51 ülkede) kadın sünnetini yasaklayan ulusal yasalar bulunuyor. UN Women’ın paylaştığı bilgilere göre kadın sünnetinin uygulandığı ülkeler şunlar:

Afrika: Benin, Burkina Faso, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Fildişi Sahili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Cibuti, Mısır, Eritre, Etiyopya, Gambiya, Gana, Gine, Gine-Bissau, Kenya, Liberya, Malavi, Mali, Moritanya, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Somali, Güney Afrika, Güney Sudan, Sudan, Tanzanya, Togo, Uganda, Zambiya ve Zimbabve.

Orta Doğu: İran, Irak, Ürdün, Umman, Filistin Devleti, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen.

Asya: Hindistan, Endonezya, Malezya, Sri Lanka, Bangladeş, Tayland, Brunei, Singapur, Kamboçya, Vietnam, Laos, Filipinler, Afganistan, Pakistan ve Maldivler.

Avrupa: Gürcistan, Rusya ve Birleşik Krallık.

Amerika ve Okyanusya: Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Kolombiya, Ekvador, Panama ve Peru.

Özel “yeni parti”yi duyurdu, kayyım Tekin 7 ilçe başkanını görevden aldı

“Mutlak butlan” kararı sonrası CHP İstanbul İl Başkanlığı koltuğuna oturan Gürsel Tekin, 7 ilçe başkanını “başka siyasi oluşumların hazırlığında yer almak” suçlamasıyla görevden aldı. Karar, Özgür Özel’in haftalık grup toplantısındaki mesajlarıyla aynı günde alındı.

Fotoğraf: Medyascope

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçilmiş genel başkanı Özgür Özel tarafından kurulacak yeni siyasi parti, Türkiye gündemine oturdu. Dün (21 Temmuz) Özgür Özel, TBMM’deki haftalık grup konuşmasını gerçekleştirerek yeni bir parti kuracaklarını duyurmuştu.

Konuşmanın ardından “mutlak butlan” kararıyla İstanbul il başkanlığı görevine getirilen Gürsel Tekin, akşam vakitlerinde İstanbul’un en kritik 7 ilçesindeki yönetimi feshettiğini açıkladı. Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Gürsel Tekin, söz konusu görevden almaların gerekçesini kamuoyuna duyurdu. İlçe başkanlarının “parti kimliğiyle bağdaşmayan faaliyetler” yürüttüğünü savunan Tekin, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Özellikle İstanbul örgütümüzde ilçe başkanı sıfatını taşıyan kişilerin, görevlerini sürdürürken başka bir siyasi oluşumun hazırlıkları içerisinde yer almaları, buna aracılık etmeleri veya parti kimliğiyle bağdaşmayacak faaliyetlerin parçası olmaları asla kabul edilemez. Cumhuriyet Halk Partisi hiç kimsenin kişisel siyasi hesabının aracı değildir.”

Tekin’in talimatıyla görevden alınan ve disipline sevk edilen ilçe başkanlıkları şunlar oldu:

  • Başakşehir İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Büyükçekmece İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Beylikdüzü İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Kadıköy İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Pendik İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Silivri İlçe Başkanı ve yönetimi
  • Esenyurt İlçe Başkanı ve yönetimi

Gürsel Tekin, Özel’in “yeni parti” açıklamasına X’teki sosyal medya hesabından da cevap vermişti. Tekin, “Bazı ayrılıklar kayıp değildir. Bazen sadece yük hafifler. Bugün o günlerden biri…” diye yazmıştı.

Özgür Özel yeni partiyi duyurmuştu

CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, 21 Temmuz’da partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada CHP’ye veda ettiğini açıklayarak yeni bir parti kuracaklarını duyurdu. Özel, bu yeni partinin “açık ara farkla ana muhalefet partisi” olacağını belirtti.

Özel, kurultay sürecinden bahsederken CHP tarihinde ilk defa görevdeki genel başkanın seçim yoluyla değiştirildiğini aktardı. Ülkenin geleceği için “ateşten bir gömlek giydiklerini” söyleyen Özel, hedeflerinin ana muhalefette kalmak değil iktidara gelmek olduğunu vurguladı.

“Bizi bölemezler”

Özel, bu değişimin sadece isimlerle olmadığını söyleyerek “O gün sadece genel başkan değişmedi, partide ve ülkede yönetim anlayışı tamamen farklı oldu. Tıpış tıpış oy verecekler’ diyen bir yaklaşımdan, sokağı, örgütü ve üyelerin sesini dinleyen bir anlayışa geçildi” dedi. Özel, partinin karşı karşıya kaldığı süreç hakkında değerlendirmelerde bulunarak CHP’nin köklü bir siyasi geleneğe sahip olduğunu ifade etti ve “Partinin adı değişir, logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizim birlikteliğimizi bölemezler” dedi.

Özgür Özel, birçok ismin istifa etmeseler de kendileriyle hareket edeceğini kaydederek “‘Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte birlikte değilim’ diye kulağınızla duymadığınız herkes emin olun ki bizimle birliktedir. Kimse şundan şüphe etmesin: Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, biz, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakırız ne Mansur Yavaş’ı” dedi.

Özgür Özel, salonda 74 il başkanının bulunduğunu açıkladı. Grup toplantısından hemen sonra İzmir Milletvekili Murat Bakan, CHP’den istifa ettiğini açıkladı. Sözcü TV’nin aktardığına göre, Özgür Özel haricinde salonda bulunan 84 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

Mahmut Tanal, Yunus Emre, Hasan Öztürk, Umut Akdoğan, Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Aliye Coşar, Murat Bakan, Sezgin Tanrıkulu, Seyit Torun, Suat Özçağdaş, Gökçe Göçen, Yüksel Taşkın, Bülent Tezcan, Gizem Özcan, Ayça Taşkent, Uğur Bayraktutan, Süleyman Bülbül, Özgür Karabat, Talih Özcan, Elvan Işık Gezmiş, Deniz Yücel, Murat Çan, Şeref Arpacı, Sibel Suiçmez, Ümit Özlale, Asu Kaya, Burhanettin Bulut, Kayıhan Pala, Eylem Ertuğrul, İbrahim Arslan, Tahsin Ocaklı, Özgür Ceylan, Özgür Erdem İncesu, Gökan Zeybek, İsmail Atakan Ünver, Ayhan Barut, Hikmet Yalım Halıcı, Aylin Yaman, Veli Ağbaba, Ensar Aytekin, Ulaş Karasu, Melih Meriç, Seda Kaya Ösen, Aliye Timisi Ersever, Süreyya Öneş Derici, Mustafa Erdem, Orhan Sümer, İsmet Güneşhan, Cavit Arı, Ali Gökçek, Bekir Başevirgen, Fahri Özkan, Talat Dinçer, Mehmet Tahtasız, Servet Mullaoğlu, Namık Tan, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Murat Emir, Mühip Kanko, Serkan Sarı, İzzet Akbulut, Yaşar Tüzün, Deniz Yavuzyılmaz, Turan Taşkın Özer, Tekin Bingöl, Aşkın Genç, Harun Özgür yıldızlı, Metin İlhan, Aykut Kaya, Ednan Arslan, Evrim Karakoz, Salih Uzun, Cemal Enginyurt, Gamze Taşcıer, Evrim Rızvanoğlu, Mustafa Sarıgül, Zeynel Emre, Nail Çiler, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Türkan Elçi, Barış Karadeniz, Reşat Karagöz, Cumhur Uzun

Yeni partinin kuruluşu için başvurunun bir hafta içinde yapılacağı iddia ediliyor. Bir partinin seçimlere katılması için en az 41 ilde organize olması ve kurultayı yapması gerekli. Yeni partide, Kılıçdaroğlu yönetiminin görevden aldığı il başkanları ile il yönetimlerinin de aktif rol oynayacağı tahmin ediliyor.

Ne olmuştu?

4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay’ında delegelerin Özgür Özel lehine oy kullanmaları için “para aldıkları” iddiaları üzerine eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı delegeler kurultayın iptali istemiyle dava açmıştı.

Bu iddialara ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026 tarihinde verdiği kararla CHP’deki Özgür Özel yönetiminin olağan kurultayını iptal etti ve sonraki süreçte yapılan 21’inci Olağanüstü Kurultay hakkında “mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) kararı verdi. Bu şekilde eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa geri döndü.

Dosya Haber · Kronoloji

CHP’de “Mutlak Butlan” Krizi: 2023’ten Bugüne Neler Yaşandı?

Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan ayrılışından bugüne, partiyi bölen mahkeme kararına ve “Yeni Parti” sürecine uzanan kronoloji

2023–2025: Krizin Zemini
5 Kasım 2023

14 Mayıs seçimlerinin ardından CHP’de başlayan “değişim” tartışmasının sonunda, 38. Olağan Kurultay’ın ikinci tur oylamasında Kemal Kılıçdaroğlu 636 oy, değişim hareketinin lideri Özgür Özel ise 812 oy aldı. Özel, partinin yeni genel başkanı seçildi.

31 Mart 2024

Özgür Özel yönetimindeki CHP, 2024 yerel seçimlerini kazanarak 47 yıl sonra ilk kez birinci parti oldu.

30 Ekim 2024

AKP hükûmetinin Kürt illerindeki belediyelere uyguladığı kayyım politikası, “Kent Uzlaşısı” soruşturmaları adı altında CHP’li belediyelere genişletildi. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer “PKK/KCK üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı, ardından 30’dan fazla CHP’li belediye başkanı gözaltına alınıp tutuklandı.

10 Şubat 2025

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın suç duyurusu üzerine CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin soruşturma başlattı.

21 Şubat 2025

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin cumhurbaşkanı adayını belirleyecek ön seçim için adaylık başvurusunu yaptı.

19 Mart 2025

Ekrem İmamoğlu ve çok sayıda İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticisi gözaltına alındı.

2 Eylül 2025

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, 8 Ekim 2023’teki CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’ni iptal etti. İl Başkanı Özgür Çelik ve il yönetimi görevden alınarak yerine Gürsel Tekin başkanlığında geçici bir kurul atandı.

8 Eylül 2025

Gürsel Tekin, yüzlerce çevik kuvvet polisi eşliğinde CHP İl Başkanlığı binasına girdi.

24 Eylül 2025

CHP, görevden alınan İstanbul İl Başkanlığı yönetiminin ardından olağanüstü kongreye gitti. Özgür Çelik, 583 delegeden 414’ünün oy kullandığı kongrede 389 geçerli oyla yeniden il başkanlığına seçildi.

24 Ekim 2025

Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, 38. Olağan Kurultay’ın iptali istemiyle açılan davayı “aktif husumet yokluğu” ve “davanın konusuz kalması” gerekçeleriyle reddetti.

10 Kasım 2025

CHP’den ihraç edilen Lütfü Savaş ve bazı eski kurultay delegeleri, 38. Olağan Kurultay’ın iptali davasında verilen ret kararına itiraz etti.

11 Şubat 2026

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, toplumsal muhalefeti etkisizleştirmeye yönelik kararlarıyla bilinen Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.

21–30 Mayıs 2026: Mutlak Butlan Kararı ve Sonrası
21 Mayıs 2026

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile bu tarihten sonraki tüm kurultaylar ve alınan kararlar için “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal kararı verdi. Özgür Özel kararı tanımayacaklarını açıklayarak destekçilerini CHP Genel Merkezi’ne çağırdı.

22 Mayıs 2026

CHP, “mutlak butlan” kararının ardından Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurdu, YSK itirazı aynı gün reddetti.

23 Mayıs 2026

CHP TBMM grubu kapalı grup toplantısı yaptı. Özgür Özel, toplantıya katılan 96 milletvekilinden 95’inin oyuyla Grup Başkanı seçildi. Katılamayan 42 milletvekilinden 15’inin Özel’e destek verdiği belirtildi.

24 Mayıs 2026

CHP Genel Merkezi polis müdahalesiyle boşaltıldı, yüzlerce çevik kuvvet eşliğinde kapı kırılırken nöbetteki partililere biber gazı ve plastik mermiyle müdahale edildi. Genel merkezden ayrılan Özgür Özel, binlerce yurttaşla TBMM’ye yürüdü ve Meclis’i partisinin geçici genel merkezi ilan etti.

25 Mayıs 2026

CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırılar diğer muhalefet partilerinin tepkisine neden oldu. DEM Parti, TİP, EMEP, SOL Parti ve birçok kurum, Özgür Özel’i TBMM’de ziyaret etti.

26 Mayıs 2026

Özgür Özel’in İzmir’de düzenleyeceği mitinge polis müdahale etti, çok sayıda gözaltının yaşandığı mitingde yurttaşlara TOMA’larla müdahale edildi. Engellemelere rağmen miting yoğun katılımla gerçekleşti.

Aynı gün, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da CHP’nin 38. ve 21. Olağanüstü Kurultayları hakkındaki “tedbirli mutlak butlan” kararını doğru bulmadığını açıkladı.

28 Mayıs 2026

Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi, TBMM’deki CHP’ye bayram ziyaretinde bulundu.

30 Mayıs 2026

Özgür Özel’in bayramlaşma çağrısı yaptığı Ankara Güvenpark’ta yurttaşlar sabahtan itibaren toplandı. Mahkeme kararıyla genel başkanlığa atanan Kemal Kılıçdaroğlu ise polis zoruyla boşaltılan genel merkeze çağrı yaptı.

Haziran 2026: İki Ayrı Kurultay Hattı
1 Haziran 2026

Özgür Özel’i destekleyen delegeler, Kılıçdaroğlu yönetimine karşı olağanüstü kurultay çağrısı için noter onaylı imza toplama sürecini başlattı. Delege sayısının salt çoğunluğunu ifade eden 600 imzanın 15 gün içinde toplanması hedeflendi.

9 Haziran 2026

Özgür Özel, CHP grup toplantısında konuştu ve kurultay için 26 Temmuz 2026 tarihini işaret etti. Toplantı, geçen yıl vefat eden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümüne denk geldi.

Haziran sonu 2026

Kılıçdaroğlu yönetimindeki MYK, Özel cephesinden toplanan yaklaşık 820 imzayı değerlendirmeye aldığını, ancak olağan kurultay sürecinin eylül ayının ilk haftasında başlatılacağını duyurdu. Süreci yürütmek üzere Orhan Sarıbal, Yıldırım Kaya, Adnan Demirci, Nevaf Bilek, Hasan Efe Uyar ve Deniz Demir’den oluşan altı kişilik bir komisyon kuruldu. Parti sözcüsü Müslim Sarı, bu dönemde CHP’den 28 belediye başkanının istifa ettiğini açıkladı.

Aynı süreçte, yeni CHP yönetimi tarafından toplam 53 il başkanı görevden alındı.

Temmuz 2026: Yargıtay Süreci ve “Yeni Parti”
17 Temmuz 2026

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin “mutlak butlan” kararına ilişkin temyiz başvurusu, karardan 56 gün sonra Yargıtay’a ulaştı.

20 Temmuz 2026

Yargıtay’ın, aynı gün başlayan adli tatil öncesinde dosyayı görüşmemesiyle “mutlak butlan” ve “olağanüstü kurultay imzaları” davaları eylül ayına kaldı. Bu gelişmeyle birlikte Özgür Özel ve kendisini destekleyen milletvekillerinin yeni bir parti kurma çalışmaları netlik kazandı.

21 Temmuz 2026

Özgür Özel, CHP Grup Başkanı sıfatıyla son kez haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasında “vakti gelmiş bir vedanın hüznü”nden söz eden Özel, yeni parti sürecinin önündeki takvimi de paylaştı: Aynı gün seçilmiş CHP il başkanlarıyla bir araya geldi.Özel’in konuşmasının ardından kayyım Gürsel Tekin, 7 ilçe başkanı ve yönetimini görevden aldığını açıkladı.

Kaynaklar: Niha+ arşivi, Euronews Türkçe, Habertürk, Sözcü, Bianet, BirGün, Artı Gerçek, CHP.org.tr resmi açıklamaları.

TBMM 28. Dönem: Muhalefet Blokundaki Kritik Vekil Transferleri ve İstifalar
2024–2026 yılları arasında muhalefet partilerinde yaşanan kırılmalar, istifalar, gerekçeleri ve yeni parti tercihleri.
MilletvekiliSeçim Listesi / Asıl PartiDurum / Yeni AdresKritik Gerekçe / Arka PlanTarih
Prof. Dr. Serap Yazıcı ÖzbudunCHP Listesi (Gelecek Partisi)AK Parti’ye KatılımMuhalefet bloğundaki dağınıklık ve yeni anayasa sürecindeki yapısal uyumsuzluk.Şubat 2025
Hasan Ufuk ÇakırCHP (Mersin Milletvekili)AK Parti’ye KatılımParti yönetimine yönelik sert eleştiriler sonrası “kesin ihraç” istemiyle disipline sevk edilmesi.24 Haziran 2026
Nimet ÖzdemirCHP (İstanbul Milletvekili)AK Parti’ye KatılımYerel seçim ittifak stratejilerindeki görüş ayrılıkları ve iktidar bloğu ile yakınlaşma.Aralık 2025 / Ocak 2026
Cemal EnginyurtCHP Listesi (Demokrat Parti)CHP’ye KatılımDemokrat Parti kongre sürecindeki usulsüzlük iddiaları ve muhalefette ortak hareket etme zemini.Ocak 2026
İsa Mesih ŞahinCHP Listesi (Gelecek Partisi)AKP’ye KatılımGelecek Partisi’nin kuruluş iddialarından uzaklaştığını savundu.Ocak 2026
İrfan KaratutluCHP Listesi (DEVA Partisi)AKP’ye KatılımGeçmişte AKP İl Başkan Yardımcılığı yaptı, iktidar bloğu ile yakınlaşmaOcak 2026
Salih UzunCHP Listesi (Demokrat Parti)CHP’ye KatılımDemokrat Parti’nin kurumsal dönüşüm vizyonu ve baskın kongre kararlarıyla ters düşülmesi.Kasım 2024 (İstifa) / Şubat 2025 (CHP)
İdris Nebi HatipoğluİYİ PartiAK Parti’ye KatılımYerel seçim ittifak stratejilerindeki görüş ayrılıkları ve iktidar bloğu ile yakınlaşma.Kasım 2023 / 2024 Başı
Seyithan İzsizİYİ PartiAK Parti’ye KatılımParti içi yönetimsel anlaşmazlıklar ve merkez sağ politika ayrışması.Ağustos 2024
Ahmet Ersagun YücelİYİ PartiAK Parti’ye KatılımİYİ Parti’deki istifalar silsilesi ve muhalefet blokundaki eksen kayması.Ağustos 2024
Aykut KayaİYİ PartiCHP’ye KatılımMuhalefetin ana akım kanadında siyaset yapma ve merkez birlikteliği.Haziran 2024
Ümit ÖzlaleİYİ PartiCHP’ye KatılımİYİ Parti yönetim tarzı ile fikir ayrılıkları ve CHP kulvarında siyasi devamlılık.Kasım 2024
Koray AydınİYİ PartiBağımsızKongre sonrası parti içi demokrasi eleştirileri ve yönetim anlayışıyla uyumsuzluk.Haziran 2024
* Veriler TBMM resmi kayıtları ve dönemin siyasi gelişmelerine dayanmaktadır.

Öcalan: “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gerekli”

DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı açıklamaya göre Öcalan yapılan görüşmede, “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor” dedi.

Foto: DEM Parti

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol’un 20 Temmuz tarihinde Abdullah Öcalan ile İmralı Adası’nda 5 saat süren görüşmenin ardından açıklama yaptı. Yapılan açıklamada Öcalan’ın “Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir” dediği aktarıldı.

Heyet, Abdullah Öcalan ile en son 24 Mayıs’ta görüşmüştü. Bu görüşmede de “çerçeve yasa”ya dair tartışmalar yürütülmüştü.

Öcalan 27 Şubat 2025’te PKK’ye silah bırakma çağrısında bulunmuştu.

PKK, Mayıs 2025’te kendini feshettiğini duyurmuş, Temmuz 2025’te sembolik bir silah yakma töreni düzenlemişti.

Öcalan’ın yeni mesajında “Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir” denildi.

“Adım atma kararlılığımız sürüyor”

DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı açıklamaya göre Öcalan ile “bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konuları” detaylı bir şekilde ele alındı.

Bu açıklamaya göre Öcalan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türkü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürdü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.

Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir.

Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.”

İmralı heyeti AKP ve MHP ile görüştü

Buldan, Sancar ve Erol’dan oluşan İmralı heyeti, 15 Temmuz’da AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ve AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ile Meclis’te görüşmüştü.

DEM Parti kaynaklarının verdiği bilgiye göre, AKP ile çerçeve yasanın Meclis tatile girmeden yasalaştırılması konusunda görüş birliği oluştu.

Görüşmede AKP heyeti, İmralı heyetine somut bir teklif metni sunmadı; ancak genel çerçeve konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

İmralı heyetinin ilettiği talepler arasında çerçeve yasanın kapsayıcı olması, örgüt yöneticilerinin kapsam dışında bırakılmaması ve “suça karışan-karışmayan” ayrımı yapılmaması, Abdullah Öcalan’ın statüsü ile cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve silahsızlanma sürecinin yürütülmesi için gerekli mekanizmaların oluşturulması yer aldı.

Heyet, 16 Temmuz’da da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi Meclis’teki makamında ziyaret etti. Bahçeli de sürecin arkasında olduğunu bir kez daha vurguladı.

Kurtulmuş siyasi partileri ziyaret ediyor

Bu arada İmralı Adası’nda gerçekleşen görüşmenin ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da siyasi partilere bir ziyaret takvimi açıkladı.

Kurtulmuş’un Meclis’te gerçekleştirdiği ziyaretlerin ilk turu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile oldu. Görüşme saat 12.30’da Bahçeli’nin Meclis’teki makamında gerçekleşti.

Devlet Bahçeli, Meclis’te Numar Kurtulmuş’u kabul etti

Kurtulmuş, bugün ayrıca DEM Parti Meclis Grubu ile istişarelerde bulunacak. Görüşmeye DEM Parti’nin genel başkanları ile grup başkan vekilleri katılacak. Meclis Başkanı yine bugün Yeni Yol Partisi ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu kabul edecek.

Kurtulmuş’un yarın da AKP grubunu ziyaret etmesi bekleniyor.

“Rojava Devrimi”nden Suruç Katliamı’na bir kronoloji

19 Temmuz 2012’de “Rojava Devrimi”nden 20 Temmuz 2015’te yaşanan Suruç Katliamı’na kadar olan süreçte neler yaşandığını derledik.

Suriye İç Savaşı’nın yarattığı merkezi otorite boşluğunda şekillenen ve “kadın devrimi” adıyla da bilinen “Rojava Devrimi”, askeri, sivil, eğitsel, tıbbi, kültürel ve kadın odaklı kurumların eş zamanlı inşasıyla oluşan toplumsal bir modeli 19 Temmuz 2012’de ortaya koydu. Suriye İç Savaşı’nın başladığı 2011 yılından itibaren ülkenin kuzeyindeki Cizîrê, Kobanî ve Efrîn gibi Kürt ağırlıklı kentlerde halk meclislerinin yönetimi devralmasıyla başlayan bu süreç, tabandan örgütlenen meclisleri, kadın öncülüğünü ve etnik-dini çeşitliliği savunan bir model olabileceğini dünyaya duyurdu. Rojava’da önce TEV-DEM ve MGRK ile kurumsal temeller atıldı, ardından Demokratik Suriye Güçleri (HSD) kuruldu ve Kürt, Arap, Ermeni ve Süryani halklarını kapsayan bir toplum modeli oluşturdu.

Suriye’de 2011 yılında demokrasi ve reform talepleriyle başlayan protestolar kısa sürede ülkenin tamamında büyük bir iç savaşa dönüştü. Bu süre zarfında Kürtler yoğun yaşadıkları ve Rojava olarak adlandırdıkları bölgede özerklik ilan etti. Eylül 2014 yılında Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından başlayan Kobanî kuşatması Ocak 2015 yılına kadar sürdü. Bu süre zarfında onlarca insan katledildi, yaralandı ve yerinden edildi. Kobanî’nin kuşatıldığı ilk günden itibaren Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde Kobanî’ye destek vermek amacıyla protesto eylemleri düzenlendi. Savaş bittikten sonra kent tamamen yıkılmış, harabeye dönüştürülmüştü. Kobanî’yi yeniden inşa etmek ve yaşatmak için Türkiye’nin birçok kentinden Suruç’a giden Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi gençler, Amara Kültür Merkezi’nin önünde basın açıklaması yaparken IŞİD’li bir canlı bombanın saldırısına uğradı. Saldırının sonucunda 33 kişi öldü, yüzden fazla kişi ise yaralandı. Bu katliam, bölgesel çatışmaların Türkiye’deki siyasi ve toplumsal dinamikleri de doğrudan etkilediği bir kırılma noktası olarak tarihe geçti.

19 Temmuz 2012’de “Rojava Devrimi”nden 20 Temmuz 2015’te yaşanan Suruç Katliamı’na kadar olan süreçte neler yaşandı?

Kronoloji
Rojava Devrimi ve Kurumsal Yapılanma Süreci
15 Mart 2011
Suriye İç Savaşı
Arap Baharı adıyla bilinen ve 2010’da Tunus’ta başlayıp Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yayılan ayaklanmalar Suriye’yi de etkiledi. 15 Mart’ta Deraa’da halk sokağa çıktı ve rejime karşı ilk kitlesel eylemi düzenlendi. Ayaklanma Hama, Humus, Lazikiye, Qamişlo, Deyr ez-Zor şehirlerine yayıldı, başkanlık kabinesi istifa etti. Ayaklanmalarla birlikte BAAS rejiminin merkezi yönetimi zayıflamaya başladı ve bölgede yaşayan halklar veya gruplar kendi bölgelerini kontrol altına almaya başladı.
Ağustos 2011
TEV-DEM ve MGRK yapılanması
Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) kuruldu. Bu çatı altında, yerel komünler ve meclisler ağından oluşan Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) ilan edilerek doğrudan demokrasi ve özyönetim modelinin idari altyapısı hazırlandı.
2012
YPG / YPJ ve kültür-sanat kurumlarının (TEV-ÇAND) yaygınlaşması
Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve sadece kadınlardan oluşan Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) resmi savunma gücü olarak yapılandırıldı. Aynı süreçte demokratik kültürel kimliği geliştirmek üzere TEV-ÇAND (Kültür ve Sanat Hareketi) çatısı altında yerel kültür merkezleri faaliyete geçti.
19 Temmuz 2012
Rojava Devrimi’nin başlangıcı (Kobanî)
Kobanî Halk Meclisi (MGRK bileşenleri) öncülüğünde halk, Esad hükümeti ülkenin kuzey bölgelerinden çekildikçe kent yönetimini devraldı. Birkaç gün içinde Efrîn ve Cizîre bölgeleri de meclislerin denetimine girdi.
Ağustos 2012
Kürdistan Kızılayı (Heyva Sor a Kurdistanê) Rojava Şubesi
Kombat ve insani kriz koşullarında ilk yardım, ilaç temini, mülteci kamplarının bakımı ve acil sağlık hizmetlerini organize etmek amacıyla bağımsız bir insani yardım örgütü olarak Rojava’da aktif hale getirildi.
2012
Kürt Dil Kurumu (SZK – Saziya Zimanê Kurdî) kuruluşu
Resmi devrim sürecinden yıllar önce, gizli koşullarda Kürtçe anadil eğitimi ve müfredat çalışmalarını koordine etmek amacıyla kuruldu. Devrim sonrasında ise tüm okullarda anadilde eğitim sisteminin öncüsü oldu.
Ocak 2014
Demokratik özerk yönetim ve kantonların ilanı
Cizîre, Kobanî ve Afrin kantonları ilan edildi. Etnik, dini çeşitliliği ve cinsiyet eşitliğini anayasal güvenceye alan “Toplumsal Sözleşme” kabul edilerek kadınların her yönetim kademesinde %40 eşbaşkanlık kotasıyla temsil edilmesi yasalaştı.
Eylül 2014 – Ocak 2015
Tarihi Kobanî Direnişi ve IŞİD kuşatmasının kırılması
IŞİD’in ağır silahlarla başlattığı kuşatmaya karşı YPG/YPJ güçleri, küresel sivil destek ve uluslararası koalisyonun havadan müdahalesiyle 134 gün süren sokak savaşları sonucunda kenti tamamen IŞİD güçlerinden arındırdı.
Haziran 2015
Girê Spî (Tel Abyad) hamlesi ve kantonların birleşmesi
YPG/YPJ güçleri, IŞİD kontrolündeki Girê Spî’yi devraldı. Cizîre ve Kobanî kantonları arasında coğrafi ve lojistik bir koridor açtı.
20 Temmuz 2015
Suruç Katliamı
Kobanî’nin yeniden inşası, park ve çocuk kreşleri yapımı için yola çıkan SGDF üyesi gençlerin Urfa’nın Suruç ilçesindeki basın açıklamasına IŞİD tarafından canlı bomba saldırısı düzenlendi. Saldırıda 33 genç yaşamını yitirdi, bu olay bölgedeki barışçıl sivil dayanışmayı hedef alan tarihi bir kırılma noktası oldu.Katliamın ardından kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmedi. Aileler, avukatlar ve hak savunucuları Suruç Katliamı yıl dönümünde baskılara ve gözaltılara maruz kaldı. Canlı bombanın Suruç’a nasıl geldiği, bomba malzemelerini nasıl tedarik ettiği ve sınır geçişlerinde kimlerden yardım aldığı araştırılmadı.
Ekim 2015
Demokratik Suriye Güçleri’nin (HSD) resmen kurulması
Kobanî ve Girê Spî zaferlerinin ardından, Kürt, Arap, Süryani, Asuri ve Türkmen askeri bileşenlerin katılımıyla IŞİD’e karşı ortak seküler savunma hattını kurmak amacıyla Demokratik Suriye Güçleri (HSD) resmi olarak ilan edildi.

Birçok paramiliter grubun ve devletin saldırılarının hedefi olan Rojava’ya yönelik saldırılar 14 yıldır sürdü. 2024 sonunda Esad rejiminin yıkılmasıyla Suriye’deki iktidara geçen HTŞ, en son Ocak 2026’da Halep’teki Kürt mahallelerine saldırdı. Saldırının ardından HSD ile HTŞ hükümeti arasında 29 Ocak’ta bir anlaşma imzalandı.

Suriye’deki askeri ve idari entegrasyonu, yerinden edilen halkların topraklarına geri dönüşünü ve Rojava bölgesindeki Kürtlerin temel haklarına yönelik güvenceleri kapsayan ve hala yürürlülükte olan 29 Ocak anlaşmasının tam metni şu şekilde:

Birinci Aşama: Güvenlik ve Askerî Düzenlemeler

1.Son dönemde yaşanan olaylara bağlı olarak tüm cephelerde kalıcı ve kapsamlı ateşkes ilan edilmesi, tüm gözaltı ve baskınların durdurulması; IŞİD hapishanelerinin korunmasının HSD tarafından sürdürülmesi ve devam eden tahliye sürecine tam lojistik destek sağlanması.

2. HSD güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerinden, mutabık kalınan askerî kışlalara çekilmesi; buna karşılık Suriye ordusunun derhal Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilmesi.

3.Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili için bir askerî tümen kurulması ve HSD güçlerinin üç tugay halinde bu yapıya entegre edilmesi.

4.Kobani’deki askerî gücün, Halep ilindeki bir askerî tümen bünyesine bağlı bir tugay olarak entegre edilmesi.

İkinci Aşama: Güvenlik ve İdari Düzenlemeler

(02.02.2026)

5.Güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla Haseke ve Kamışlo şehirlerinin her birine sembolik olarak güvenlik araçlarının girişi ve HSD’ye bağlı güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı bünyesinde entegrasyon sürecinin başlatılması.

6.Yerel yöneticilerin atanması:
•Haseke Valisi, HSD’nin önerisiyle atanır.
•İl Güvenlik Müdürü, Suriye hükümetinin önerisiyle atanır.
•Savunma Bakan Yardımcısı, HSD’nin önerisiyle atanır.

Üçüncü Aşama: Hayati Tesislerin Devralınması ve Lojistik İşlemler

(En fazla 10 gün içinde)

7.Hayati tesislerin devralınması:
•Rümeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı tarafından devralınması ve sivil çalışanların entegrasyonu.
•Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu tarafından devralınması.

Dördüncü Aşama: Sivil Kurumların Devralınması

(En fazla bir ay içinde)

8.Kara Sınır Kapıları Genel Müdürlüğü’nden bir ekibin Semalka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesi, sivil personelin resmî olarak görevlendirilmesi, sınır kapılarının silah ve yabancıların ülke dışından girişinde kullanılmasının engellenmesi ve kapıların derhal faaliyete geçirilmesi.

9.Suriye hükümetinin Haseke ilindeki tüm sivil kurumları devralması, özerk yönetim kurumlarının devlet kurumlarıyla birleştirilmesi ve bu kurumlarda çalışan sivil personelin kadroya alınarak görevlerinin güvence altına alınması.

Tüm Taraflar İçin Bağlayıcı Hükümler

(Tüm süreç boyunca geçerlidir)
10.Tüm taraflarca, özellikle Kürt bölgeleri başta olmak üzere, askerî güçlerin şehir ve kasabalara girişinin yasaklanması.

11.Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmî onayının sağlanması.

12.Tüm yerel, kültürel ve sivil toplum kuruluşları ile medya kurumlarının ilgili bakanlıkların mevzuatına uygun şekilde ruhsatlandırılması.

13.Eğitim Bakanlığı ile birlikte Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitsel özgünlüklerin gözetilmesi.

14.Tüm yerinden edilmiş kişilerin (Efrîn, Şeyh Maksud, Resulayn / Serêkaniyê) şehir ve köylerine dönüşünün sağlanması ve bu bölgelerdeki sivil yönetimler içinde yerel yöneticilerin atanması.

Spectrum House araştırması: “Sürece” destek var, güven az

Spectrum House’ın yaptığı araştırmaya göre “Çözüm sürecini” destekleyenlerin oranı %61,6 iken, başarıya ulaşacağını düşünenlerin oranı ise %42,6 civarında. Katılımcıların %16’sı Türkiye’nin güvenliğine en büyük tehdit olarak İsrail’i görüyor. %40,3’ü “Mutlak butlan” kararını siyasi buluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İmralı Heyeti görüşmesi

Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, “Türkiye Gündemi ve Siyasi Eğilimler Araştırması” adıyla yaptığı çalışmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.

Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların % 55,8’i Türkiye’nin çözmesi gereken en önemli sorunu olarak “ekonomi”yi görüyor. İkinci sırada ise “demokrasi/adalet/hukuk” olarak cevaplayanların oranı ise %8,6.

Bu soru bağlamında katılımcıların %1,3’ü “Kürt sorunu” derken, %2’si de “terör/güvenlik” başlığını seçmiş.

15-19 Haziran 2026 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri 2 bin 19 katılımcıyla 26 ilden katılımcılarla gerçekleştirilen söz konusu çalışmaya göre, Türkiye’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdit algısında ilk sırayı % 20,6 ile “ekonomik sorunlar ve dışa bağımlılık” alıyor.

Yine katılımcıların %16’sı “İsrail”i, %15,3 ise “iç siyasi kutuplaşma”yı tehdit olarak görüyor.

“Kılıçdaroğlu’nun dönüşü siyasi”

Spectrum House’nin “CHP ve Muhalefet Algısı” başlığı altında sorduğu sorular, hem CHP seçmeninin hem de genel olarak seçmenlerin konuya yaklaşımına dair önemli veriler sunuyor.

21 Mayıs 2026 tarihinde CHP kurultayına yönelik verilen mutlak butlan kararının ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığına dönmesi ile ilgili sorulan soruyi katılımcıların %40,3’ü siyasi bir karar olarak değerlendiriyor. Hukuki olduğunu söyleyenler %16,2, her iki boyutu birlikte görenler ise %19,4 düzeyinde kalıyor. Fikir belirtmeyen ve cevap vermeyenler ise %24,1.

CHP’nin genel başkanı olarak en çok görülen isim %41,6 ile Özgür Özel olurken, Kemal Kılıçdaroğlu %24 ile ikinci sırada yer alıyor.

Söz konusu sorunun seçmen nezdindeki dağılımı da ilginç sonuçlar veriyor: Özgür Özel’in genel başkan olarak görülmesi, CHP seçmeninde %66,6, İYİ Parti seçmeninde %66,3 ve DEM Parti seçmeninde %55,6 oranıyla cevaplanıyor. MHP seçmeninin %43,4’ü ve AKP seçmeninin %35,8’i CHP’nin genel başkanı olarak hâlen Kemal Kılıçdaroğlu’nu ifade ediyor. Kararsızlık ve belirsizlik oranları da dikkat çekiyor. AKP seçmeninin %28,5’i net bir isim belirtmezken, Zafer Partisi seçmeninde kararsızların oranı %39, fikir belirtmeyenlerin oranı ise %24,4.

En çok AKP seçmeni başarıya ulaşacağını düşünüyor

Spectrum House 19 aydır devam eden ve adına “Çözüm süreci” dediği süreçle ilgili de katılımcılara sorular yöneltmiş.

Çözüm Sürecini destekliyor musunuz? sorusuna katılımcıların %61,6’sı süreci desteklediğini belirterek cevap verirken karşı çıkanlar %30,2’de kaldı. Katılımcıların %8,2’si fikrinin olmadığını belirtmiş.

Etnik köken dağılımına göre, Türk seçmenlerde çözüm sürecini destekleyenlerin oranı %55,9 iken, desteklemeyenlerin oranı %35,4. Kürt seçmenlerde ise destek oranı %78,1’e ulaşmakta, karşıtlık oranı %13,9’da kalmakta. “Diğer” etnik köken grubunda da destek oranı %61,8 ile çoğunluk düzeyinde, karşıtlık oranı ise %29,4.Etnik kökenini belirtmek istemeyen seçmenlerde destek oranı %91,3 olarak ölçüldü.

Süreci destekleyenlerin partilere göre dağılımında da önemli sonuçlar ortaya çıkıyor. 14 Mayıs 2023 milletvekili seçimindeki oy tercihine göre dağılım, “çözüm süreci”ne desteğin parti tabanları arasında belirgin biçimde farklılaştığını göstermektedir. En yüksek destek DEM Parti seçmeninde görülüyor. DEM Parti seçmenlerinin %86,9’u çözüm sürecini desteklediğini belirtirken, karşı çıkanların oranı %11,9’da kalmakta. Bu tablo, çözüm sürecinin DEM Parti tabanında güçlü ve yerleşik bir karşılık bulduğunu ortaya koyuyor. MHP seçmeninde destek oranı %73,6, AKP seçmeninde ise %72,4. Yeniden Refah Partisi seçmeninde de destek %66,7 düzeyinde. Buna karşılık İYİ Parti ve Zafer Partisi seçmenleri çözüm sürecine en mesafeli gruplar olarak öne çıkmakta. İYİ Parti seçmeninde destek oranı %25,0 iken karşıtlık %69,3’e ulaşmakta. Zafer Partisi seçmeninde de benzer biçimde destek %29,3, karşıtlık ise %65,9 düzeyinde. CHP seçmeninde ise destek çoğunlukta olmakla birlikte daha sınırlı bir düzeyde. CHP seçmenlerinin %54,5’i çözüm sürecini desteklerken, %36,8’i desteklemediğini belirtmekte.

Bu oranlara rağmen, sürecin başarıyla sonuçlanacağını düşünenlerin oranına dair de ilginç sonuçlar ortaya çıktı.

Katılımcıların %42,6’sı sürecin başarıya ulaşamayacağına yönelik görüş belirtirken, %42’si başarıya ulaşacağını ifade etti. Kararsız ve fikir belirtmeyenlerin toplamı ise %15,3 olarak ölçüldü. AKP ve MHP seçmenlerinin sürecin başarılı olacağına dair beklentisi yüksek iken, DEM Parti seçmeninde oran %49,7’da kalıyor. CHP seçmeni ise dördüncü sırada.

Kürtler daha çok umutlu

Etnik kökene göre dağılım, çözüm sürecinin başarıya ulaşacağına ilişkin inancın gruplar arasında farklılaştığını gösteriyor. Türk seçmenlerde sürecin başarıya ulaşacağına inananların oranı %39,9 iken, inanmayanların oranı %45,3. Kürt seçmenlerde ise başarı beklentisi daha güçlü. Bu grupta seçmenlerin %50,9’u çözüm sürecinin başarıya ulaşacağına inandığını belirtirken, %32,4’ü inanmadığını ifade etmekte. Kararsızların oranının %13,0 olması, Kürt seçmenler içinde sürece yönelik beklentinin olumlu olmakla birlikte bütünüyle kesinleşmiş bir kanaate dönüşmediğini göstermekte.

Sorumluluk en çok Erdoğan’a yükleniyor

Araştırma kapsamında “Çözüm süreci yürütme sorumluluğu en çok kimin üzerindedir?” sorusu soruldu. Bu soruya verilen cevaplar içerisinde Erdoğan diyenlerin oranı %43,5 iken “tüm taraflar eşit biçimde sorumlu” diyenler %19, Devlet Bahçeli/MHP’yi işaret edenler %11,4 düzeyinde. Sürecin doğrudan muhatabı sayılabilecek aktörlerin (DEM Parti %2,7, Öcalan %2,2, PKK %0,5) çok düşük oranlarda kalması dikkat çekici.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.