“Köpekler hayatını kaybediyor” iddiası: Diyarbakır’da toplatılan köpekler hangi koşullarda tutuluyor?

Diyarbakır’da belediye tarafından toplanan sokakta yaşayan köpekler şehrin uzağında etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor. Hayvan hakları savunucuları, bu alanın yetersiz olduğunu ve çok sayıda köpeğin hayatını kaybettiğini söylüyor.

Fotoğraf: Elida Zerri

Diyarbakır’da belediye tarafından toplatılan ve yaklaşık sayıları 400 ila 600 arasında olduğu belirtilen sokakta yaşayan köpekler, bir ayı aşkın süre önce kurulan, şehir merkezi dışında ve etrafı çitlerle çevrili alanda tutuluyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ise alanı “Doğal Yaşam Alanı” olarak adlandırıyor ve tesisin ekim ayı sonunda tamamlanacağını, 15 bin hayvana bakabilecek kapasitede olacağını ifade ediyor. 195 dönüm alan üzerine kurulan bu “Doğal Yaşam Alanı,” hayvan hakkı savunucuları tarafından tepkiye sebep oldu.

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BurHak) ve Yaşam İçin Yasa gibi birçok kuruluş ve hayvan hakları savunucuları, alanda personel olmadığını, mama ihtiyacının karşılanmadığını, şimdiye kadar 60-65 köpeğin bu alanda hayatını kaybettiğini duyuruyor.

Belediye ayrıca köpeklerin bakımlarının yapıldığını, günde iki öğün mama verildiğini aktarıyor.

“Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri, köpeklerin tutulduğu alanda yaşananları Niha+’a anlattı:

“Başka bir Hayvan Bakımevi var. Bu, Diyarbakır-Ergani yolu üzerinde, 20. kilometrede kalıyor. Ama bu yeni yapılan alan, buranın da ötesinde, şehir merkezinden daha uzakta, tamamen izole bir alan. Etrafı çitlerle çevrili. Çitlerin bazı yerlerine tül benzeri kumaşlar örtülmüş ancak bunlar sıcaktan korumuyor.”

Suların mavi depolarda tutulduğunu söyleyen Zerri, “O sular da güneşin altında kaynamış vaziyette. Hayvanlar kaynar su içiyorlar. 50 derece havada, tek bir ağacın olmadığı kurak bir alanda, güneşin altında bekletiliyorlar. Biz bile o alanda yarım saat duramıyoruz.” dedi.

Zerri, köpeklerin mamaya da eşit şekilde ulaşamadığını, verilen mamayı güçlü ve baskın köpeklerin yediğini, daha uysal ve güçsüz köpeklerin mama yiyemediğini söyledi:

“Bu hayvanlar karışık şekilde oraya konulmuşlar. Birbirleriyle kavga da ediyorlar tabii ki. Yaşlı ve hasta hayvanlar, küçük, uysal hayvanlar bu ortamda iç içeler.”

Alanda veteriner ve görevli olmadığını söyleyen Zerri, sadece inşaat bekçisinin orada olduğunu onun da her zaman olmadığını aktardı.

“Hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş”

“Bu hayvanlar o alanda tamamen ölüme terk edilmiş durumda. Orada her gün köpeklerin öldüğünü biliyoruz. Gittiğimizde buna şahit olduk. Şimdiye kadar 60-65 köpeğin öldüğünü, bize, oradaki görevli söyledi. Orada yaşananlar ne ahlaki ne de bilimsel.”

195 dönümlük bu alanda belediyenin çalışma başlatmadığını savunan Zerri, “Bir kazma vurulmadı, bir ağaç ekilmedi” diye konuştu.

“Duyumlarımıza göre Valilik sokakta yaşayan köpekler hakkında belediyeye baskı yapınca, büyükşehir ve ilçe belediyeler son hız tutabildiği hayvanı tutup o araziye götürdü.”

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Özlem Tekin ile görüştüklerini söyleyen Zerri, sonuç alamadıklarını ifade ederek “Baro ve Amed Ekoloji Derneği’nden birkaç arkadaşla bir heyet oluşturup Tekin ile görüştük. Bize toplamaların durdulmayacağını, bir şey yapılamayacağını söyledi. Sağlık Daire Başkanı da aynı şeyi söyledi” dedi.

Ekolojik belediyecilik ile örtüşmüyor

Geçen hafta da yerel yönetimlerle görüştüklerini ifade eden Zerri, orada da taleplerimizi söylediklerini, raporlarını sunduklarını, kendilerine olumlu dönüş yapıldığını ama bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını belirtti:

“İki gün önce de alandaydık. Durum aynıydı. Bu yapılanlar ‘ekolojik belediyecilik’ ile de örtüşmez. Ekoloji insan merkezcilik değildir.”

Zerri, bugün (25 Ağustos) Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak ile yapılan görüşmeden de bir sonuç çıkmadığını, Bucak’ın alanın “iyi” olduğunu savunduğunu söyleyerek sözlerini noktalayarak “Eylemlerimiz devam edecek” dedi.

Belediye: “Barınak kapasitedi aşıldı, 5 dönümlük geçici bir alan oluşturuldu”

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, Niha+’ya yazılı bir açıklama göndererek bu alanın “geçici” bir süreliğine var olduğunu ve iyileştirmeler için çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yeni hayvan mevzuatı kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere iletilen talimatlar doğrultusunda, Diyarbakır merkezde bulunan 4 ilçe belediyesi ile kırsaldaki 13 ilçe belediyesi tarafından sahipsiz hayvanların toplanması zorunludur.

Bu kapsamda ilçe belediyeleri tarafından toplanan hayvanların Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirilmesi sonucunda, mevcut barınak kapasitesinin önemli ölçüde üzerine çıkılmıştır. Mevcut kapasitenin yetersiz kalması nedeniyle hayvanların sağlıklı ve güvenli koşullarda barındırılabilmesi amacıyla alternatif ve geçici yaşam alanlarının oluşturulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Büyükşehir Belediyemize ait yaklaşık 195 dönümlük ve çevresi kapalı doğal yaşam alanında, Ankara’dan gelen müfettişin gerçekleştirdiği incelemeler sonucunda, alan içerisinde geçici padoklar oluşturularak hayvanların bu alanlara alınması gerektiği belirtilmiştir. Mevcut barınak kapasitesinin aşılması ve bu yöndeki idari değerlendirmeler doğrultusunda, Fen Daire Başkanlığımız tarafından doğal yaşam alanı içerisinde yaklaşık 5 dönümlük geçici bir alan oluşturulmuştur.

Gerekli altyapı ve düzenlemelerin tamamlanmasının ardından, ilk etapta 120 hayvanın bu geçici alana nakli gerçekleştirilmiştir.

İlçe belediyelerinden toplanarak getirilen hayvan sayısının artmaya devam etmesi üzerine, doğal yaşam alanı içerisinde ikinci bir geçici alana daha ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapsamda yaklaşık 10 dönümlük ikinci geçici alan oluşturulmuş ve her iki alanda da hayvanların güvenliğinin, barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla gerekli iyileştirme ve düzenlemeler yapılmıştır. İkinci geçici alana da yaklaşık 480 hayvanın nakli gerçekleştirilmiştir.

Özellikle 5 ve 10 dönümlük bu iki alanın tamamen geçici amaçla oluşturulmuş olduğu bilinmelidir. Büyükşehir Belediyemizin yaklaşık 195 dönümlük doğal yaşam alanı projesi kapsamında kalıcı yaşam alanlarının yapımına yönelik ihale gerçekleştirilmiş olup, ihaleyi alan firma tarafından sahada hızlı bir çalışma programı başlatılmıştır.

Kalıcı yaşam alanlarının yapım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, geçici alanlarda bulunan hayvanlar ile Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde bulunan hayvanların, planlanan kalıcı yaşam alanlarına kademeli ve kontrollü şekilde nakilleri gerçekleştirilecektir.

Bu süreçte, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Daire Başkanlığı ekipleri tarafından hayvanların sağlık kontrolleri, muayene ve tedavileri rutin ve günlük olarak sürdürülmektedir. Hayvanların mama ve su ihtiyaçları düzenli şekilde karşılanmakta; veteriner hekimlerimiz tarafından sağlık durumları takip edilerek gerekli görülen hayvanlara muayene ve tedavi uygulanmaktadır.

Doğal yaşam alanlarında yürütülen çalışmalar, yalnızca ilgili belediye birimlerinin değerlendirmeleriyle sınırlı tutulmamakta; hayvanseverler, hayvan dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantı ve istişareler doğrultusunda yürütülmektedir.

Gerçekleştirilen toplantılarda derneklerin, hayvanseverlerin ve oluşturulan heyetlerin görüş ve talepleri doğrudan dinlenmekte; teknik olarak uygulanabilir ve hayvan refahına katkı sağlayacak öneriler değerlendirilerek çalışmalara yansıtılmaktadır.

Bu kapsamda, bağlı bulunduğumuz Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Özlem Tekin’in bizzat katılımıyla hayvan dernekleri ve hayvanseverlerden oluşan heyetlerle toplantılar gerçekleştirilmiş, ayrıca söz konusu heyetlerle birlikte doğal yaşam alanı ziyaret edilmiştir. Gerçekleştirilen ziyaretlerde sahadaki mevcut durum yerinde incelenmiş, hayvanseverlerin ve dernek temsilcilerinin talepleri doğrudan dinlenmiş ve ilgili birimlere aktarılmıştır.

Bu istişareler sayesinde sahadaki çalışmaların hem teknik gereklilikler hem de hayvanların sağlık ve refahı gözetilerek yürütülmesine azami özen gösterilmektedir.

Büyükşehir Belediyesi olarak bundan sonraki süreçte de hayvanseverler, hayvan hakları dernekleri, ekoloji dernekleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla iletişim ve istişare içerisinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.”

Ekoloji aktivisti Elida Zerri’nin dahil olduğu heyetin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne 6 Ağustos’ta sunduğu rapor ise şu şekilde:

DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÖPEK TOPLAMA ALANI ZİYARET RAPORU

Ziyaret Tarihi: 06.08.2026

Ziyaretin Amacı

Bu ziyaret, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından sokaktan toplanan köpeklerin tutulduğu alandaki mevcut barınma koşullarını yerinde gözlemlemek, tespit edilen durumları kayıt altına almak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Gözlemler

Ziyaret sırasında edinilen bilgiler ve yapılan gözlemler doğrultusunda;

  • Son bir ay içerisinde toplam 444 köpeğin toplama alanına getirildiği bilgisi paylaşılmıştır.
  • Aynı süre içerisinde 25 köpeğin yaşamını yitirdiği, ölümlerin önemli bir bölümünün köpeklerin birbirlerine saldırması ve parçalanması sonucu meydana geldiği ifade edilmiştir.
  • Toplama alanının toplam büyüklüğünün 195 dönüm olduğu belirtilmiştir.
  • Köpeklerin fiilen tutulduğu alanın ise biri 5 dönüm, diğeri 10 dönüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluştuğu ve bu iki bölümde toplam yaklaşık 420 köpeğin barındırıldığı gözlemlenmiştir.
  • Yaralı, yaşlı, farklı cins, farklı cinsiyet ve özel bakım gereksinimi bulunan köpeklerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın aynı alanlarda birlikte tutulduğu görülmüştür.
  • Köpeklerin içme sularının plastik bidonlarda muhafaza edildiği, su kaplarının doğrudan güneş ışığına maruz kaldığı ve su kaynaklarını koruyacak herhangi bir gölgelik sisteminin bulunmadığı gözlemlenmiştir.

Değerlendirme

Yapılan gözlemler, mevcut barındırma modelinin hem hayvan refahı hem de sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlar içerdiğini göstermektedir.

Sınırlı alanlarda çok sayıda köpeğin bir arada tutulması; yaralanma, ölüm, hastalıkların yayılması, kronik stres ve saldırganlık riskini artırmaktadır. Yaralı, yaşlı ve özel bakım gerektiren hayvanların diğer hayvanlarla aynı alanlarda tutulması ise bu riskleri daha da büyütmektedir.

İçme sularının plastik bidonlarda ve gölgelik olmaksızın muhafaza edilmesi, özellikle yaz aylarında suyun sağlıklı şekilde korunmasını güçleştirmektedir.

Mevcut uygulamanın bu şekilde devam etmesi halinde hem hayvanların yaşam hakkı ve refahı hem de alanda görev yapacak personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sorunların ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir.

Talepler ve Öneriler

Kısa Vadede Acilen Atılması Gereken Adımlar

Mevcut gözlemler doğrultusunda, hayvanların yaşam hakkı ve refahının korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir:

  • Sokaktan köpek toplama uygulamalarının derhal durdurulması.
  • Toplama alanlarında bulunan köpeklerin sağlık kontrollerinin, tedavilerinin, aşılarının ve gerekli bakım süreçlerinin tamamlanmasının ardından, alındıkları yaşam alanlarına geri bırakılması.
  • Bilimsel ve etik temellere dayanan “Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat” ilkesinin etkin ve yaygın biçimde uygulanması.
  • Belediyeler, kamu kurumları, özel sektör, fabrikalar, sivil toplum kuruluşları ve bireylerin katılımıyla kapsamlı bir sahiplendirme seferberliği başlatılması.
  • Sahiplendirmeyi artırmak amacıyla teşvik edici kampanyalar, kamuoyu bilgilendirme çalışmaları ve destek mekanizmalarının oluşturulması.

Uzun Vadede Yapılması Gerekenler

  • Mevcut projenin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve hem hayvan refahı hem de çalışma koşulları açısından ciddi riskler taşıdığı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda;
  • Barınma alanları yeniden planlanmalı; her 2,5 dönümlük alanda en fazla 60–80 köpeğin barınacağı şekilde küçük ve yönetilebilir yaşam üniteleri oluşturulmalıdır.
  • Hâlihazırda planlanan geniş ve toplu barındırma modeli yerine, hayvanların sosyal davranışları, güvenliği ve refahı gözetilerek bölümlendirilmiş yaşam alanları tasarlanmalıdır.
  • Çok sayıda hayvanın geniş fakat kontrolsüz alanlarda bir arada tutulmasının, zamanla sürüleşme ve vahşileşme riskini artıracağı; bunun hem hayvanlar hem de tesiste görev yapacak personel açısından ciddi güvenlik sorunları doğurabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Personelin güvenli, sağlıklı ve yönetilebilir çalışma koşullarına sahip olması sağlanmalıdır. Mevcut planlamanın çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından da önemli riskler barındırdığı değerlendirilmektedir.
  • Hayvan refahına aykırı uygulamaların yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda ilgili mevzuat çerçevesinde hukuki sorumluluk doğurabilecek nitelikte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Alan içerisinde yağmur suyu hasadı sistemi kurularak otomatik suluklarla hayvanların sürekli temiz suya erişimi sağlanmalıdır.
  • Her yaşam ünitesine yeterli sayıda dayanıklı ahşap kulübe yerleştirilmelidir.
  • Yaz aylarında serinleme ve doğal davranışların desteklenmesi amacıyla uygun büyüklükte gölet veya su alanları oluşturulmalıdır.
  • Alanın iklim koşulları dikkate alınarak kapsamlı bir ağaçlandırma ve doğal gölgelendirme çalışması yapılmalıdır.
  • Hayvanların stres düzeyini azaltacak, doğal davranışlarını sergileyebilecekleri zenginleştirilmiş yaşam alanları (oyun, keşif ve dinlenme bölgeleri) oluşturulmalıdır.

Hayvanların yaşam hakkını esas alan, bilimsel verilerle desteklenen ve sürdürülebilir bir yönetim modeli; hem hayvan refahının korunması hem de toplum sağlığı ve güvenliği açısından zorunludur.

Bu rapor, 06.08.2026 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret sırasında doğrudan yapılan gözlemler ve ziyaret esnasında paylaşılan bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır.

*Rapordaki bazı sayıların haberdekinden farklı olmasının nedeni, raporun 6 Ağustos tarihinde sunulmasından kaynaklanıyor.

Sadece Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leylek yaşamını yitirdi

Göç yolculuğunda elektrik akımına kapılarak ölen leyleklerin sayısı artıyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğunu gözlemleyen Erdem Kuruca, “Daha kaçının ölmesini bekleyeceğiz?” diyerek yetkililerin acilen harekete geçmesini talep etti. Ölümlere ilişkin Eko Alan bir imza kampanyası başlattı.

Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki Tahtakale’de, göç sırasında dinlenmek ve gecelemek için demiryolu hatlarındaki katener tellerine ve direklere konan leylekler, elektrik akımına kapılarak yaşamlarını yitiriyor. İstanbul Küçükçekmece’de son bir haftada 101 leyleğin öldüğünü, 7 leyleğin ise yaralı olarak bulunduğu gözlemlendi. Eko Alan, her geçen gün yeni ölümlerin ve yaralanmaların yaşandığı bölgede, göç sezonunun başlamasıyla birlikte riskin daha da büyüdüğüne dikkat çekiyor.

Mersin’de 9 Ağustos’ta elektrik direklerine konan leyleklerin elektrik çarpması nedeniyle yaşamını yitirmesinin ardından aynı durum İstanbul Küçükçekmece’deki tren yolundaki elektrifikasyon hattında da tekrarlandı. Leylek ölümlerine ilişkin Eko Alan tarafından bir imza kampanyası başlatıldı. ekoalan.org/leyleklericinacilcagri adresinde yürütülen kampanya kısa sürede yaklaşık 6 bin imzaya ulaştı.

Elektrik iletim ve dağıtım hatları ile demiryolu elektrifikasyon sistemlerinin özellikle göç dönemlerinde kuşlar açısından önemli riskler oluşturabildiğini kaydeden Eko Alan, bu nedenle riskli hatların belirlenmesi ve kuşların konmasını veya elektrik akımına maruz kalmasını önleyecek teknik önlemlerin alınmasının önem taşıdığını belirtti.

“Sorun sadece Küçükçekmece’den ibaret değil”

Leylek ölümlerinin ardından düzenlenen imza kampanyasını örgütleyen Erdem Kuruca, ölümlerin önlenmesi için özellikle demiryolu hatlarının acilen incelenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“TCDD Bölge Müdürlüğü, toplu ölümlerin yaşandığı noktada kısa vadede acil önlemler alacağını, uzun vadede ise benzer ölümlerin tekrar yaşanmaması için ilgili uzmanların görüşlerine başvuracağını iletti. Bu gerçekten önemli ve sevindirici bir gelişme. En azından bu noktadaki ölümlerin durdurulması için bir adım atılıyor.

Ancak bizim için önemli olan, bu müdahalenin kalıcı bir çözüme dönüşmesi. Bugün burada yaşanan ölümleri durdurmak elbette çok önemli; fakat aynı sorunun başka bir noktada tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Başta Trakya ve Marmara olmak üzere göç yolları üzerindeki riskli demiryolu ve elektrik hatlarının belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.

Bu nedenle yetkililerden yalnızca mevcut vakaya müdahale edilmesini değil, benzer ölümlerin önüne geçecek kalıcı adımlar atılmasını talep ediyoruz. Bu konuyu gündemde tutmaya ve takip etmeye devam edeceğiz.”

“Mevcut çalışmalar yeterli değil”

Konuyla ilgili açıklama yapan Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tuba Kılıç Karcı ise şunları söyledi:

“Türkiye; leylek, pelikan, şahin, akbaba ve kartal gibi süzülerek göç eden kuş türleri açısından önemli yaşam alanlarına ev sahipliği yapıyor. Doğa Derneği, bu kuşlar üzerindeki en büyük tehdit olan elektrik çarpmasını engellemek için saha çalışmaları gerçekleştiriyor, elektrik hatlarındaki direklerin yalıtılması ve diğer azaltım önlemlerinin uygulanması konusunda elektrik şirketleriyle birlikte çalışıyor.

Ne yazık ki, mevcut çalışmalar Türkiye’nin geniş coğrafyası ve elektrik hatlarının farklı kurum ve kuruluşların sorumluluğunda bulunması nedeniyle yeterli olmuyor. Elektrik hatlarının planlanmasından direk tiplerinin seçimine, hatların geçtiği güzergâhlardan riskli alanların belirlenmesine kadar tüm süreçler ekolojik açıdan değerlendirilerek tasarlanmalı. Hat sahipleri, uzmanların desteğiyle gerekli azaltım önlemlerini ivedilikle hayata geçirmeli.

İlgili tüm kurumları, göçmen kuşların güvenliğini sağlamak ve bu tehdidi kalıcı olarak azaltmak amacıyla ülke çapında bütüncül bir planlama ve uygulama süreci başlatmaya çağırıyoruz. Doğa Derneği olarak, bu alandaki bilgi ve deneyimimizle gerekli çalışmalara destek vermeye hazırız.”

“Ölümler daha büyük bir soruna işaret ediyor”

Kuş Kolektifi’nden Seda Elhan ise sahadan gelen bilgilerin kayıt altına alınması ve paylaşılması sürecine dikkat çekti:

“Küçükçekmece’de yaşanan ölümlerin ardından Kuş Kolektifi olarak sahadan gelen görüntü ve bilgileri kayıt altına alarak kamuoyuyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaştık. Silivri, Mersin ve Eskişehir gibi farklı bölgelerden gelen benzer bildirimler, yaşananların tek bir noktadaki olaydan ibaret olmadığını gösteriyor. Güvenli konaklama alanlarının azalması, kuşların enerji ve demiryolu hatları gibi riskli yapılarda toplanma ihtimalini artırabiliyor. Bu nedenle göç döneminde yaşanan bu tür vakaların yalnızca tek tek olaylar olarak değil, kuşların göç ve konaklama davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Biz de sahadan gelen yeni bilgileri izlemeye, kayıt altına almaya ve ilgili kurumlara aktarmaya devam edeceğiz.”

Göç sezonu başladı

Türkiye’nin kuşlar için en önemli göç yolları üzerinde bulunduğunu, Avrupa-Afrika arası her sonbahar yaklaşık 1 milyon leyleğin İstanbul Boğazı üzerinden uçtuğunu belirten Elhan, başlayan göç sezonu ile birlikte önümüzdeki günlerde çok daha büyük sürülerin bölgeden geçeceğini ve hızlı adım atmanın önemini vurguladı.

Kampanya kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaşım ve Altyapı Bakanlığı, TEDAŞ, TEİAŞ, Dağıtım Şirketleri ve TCDD ile Doğa Koruma Milli Parklar başta olmak üzere ilgili kurumlara, riskli demiryolu, iletim ve dağıtım hatlarının acilen belirlenmesi, mevcut risklerin incelenmesi ve göç dönemi devam ederken gerekli önlemlerin hayata geçirilmesi için çağrı yapılıyor.

Kampanyacı Kuruca, “Daha fazla leyleğin ölmesini beklemeden harekete geçilmesi gerekiyor,” diyerek herkesten konunun takipçisi olmasını talep ediyor.

Eko Alan hakkında

Eko Alan, uzun yıllara dayanan iletişim, kampanyacılık ve savunuculuk deneyimlerini bir araya getiren doğa savunucuları, kampanyacılar ve iletişim uzmanlarından oluşan bir ekip olarak, ekoloji mücadelesi verenlerin sesini büyütmeyi ve iklim krizinin kesişimsel etkilerine dair farkındalığı artırmayı hedefliyor. Yerel mücadeleleri görünür kılan, kampanyacılık, savunuculuk ve iletişim eğitimleriyle yerel aktörlere ve kurumlara destek sunan, bir imza kampanyası platformu olarak imza kampanyalarının yürütülmesine imkan sunan bir platformdur. Türetim Ekonomisi Derneği bünyesinde çalışıyor.

Türetim Ekonomisi Derneği Hakkında

Türetim Ekonomisi Derneği sosyal girişimciler, sivil toplum uzmanları, araştırmacılar, bilim insanları, ekoloji ve insan hakları aktivistleri, finansal teknolojiler ve sürdürülebilirlik yatırımcıları tarafından Aralık 2015’te, ekolojik ve sosyal açıdan adil iş modellerine yönelik araştırmalar yapmak; iyi uygulamaları güçlendirerek yaygınlaştırmak ve toplumu türetim ekonomisinin doğanın korunması ile sürdürülebilir bir toplum inşası üzerindeki olumlu etkileri hakkında bilgilendirmek amacıyla kuruldu.

Kurulduğu günden beri Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan, ekolojik ve sosyal açıdan adil üreticiler ile türeticiler arasında doğrudan bir ilişki kurmak ve sürdürülebilir, döngüsel ve adil bir ekonominin tesisi için çeşitli faaliyetler yürütüyor. Bugün derneğin etki alanı içerisinde 770’in üzerinde üretici ve 25 binin üzerinde türetici bulunuyor.

Van ve Hakkâri’de dağ keçisi ihalelerine tepki: “Bu turizm değil, vahşettir”

Van ve Hakkâri’de 2026-2027 av turizmi sezonu kapsamında dağ keçilerinin avlanması için av kotaları ihaleye çıkarıldı. Van Ekoloji Derneği’nden Fatih Şahin, “Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır” dedi.

Fotoğraf: Pixabay

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Av Turizmi” uygulamaları kapsamında Van ve Hakkâri’de dağ keçileri için av kotaları ihaleye çıkarıldı.

Hakkâri’nin Yüksekova (Gürkavak Genel Avlağı – 2 adet) ve Şemdinli (Konur Devlet Avlağı – 1 adet) ilçelerinde 2026-2027 av sezonu kapsamında toplam 3 dağ keçisi kotası satışa açıldı. Her bir dağ keçisi için tahmini bedel 1 milyon 650 bin TL, geçici teminat bedeli ise 49 bin 500 TL olarak belirlendi. Van’da da benzer şekilde bir dağ keçisi için 450 bin TL tahmini bedel belirlendi. Van ve Hakkari’nin yanında Bitlis ve Siirt’te de toplam 13 dağ keçisi “av kotası açık” teklif usulüyle ihaleye çıkarıldı. Bu dört şehirdeki dağ keçilerinin katledilmesi için istenilen toplam bedel 6 milyon 150 bin TL. Temmuz ayında Muğla’daki dağ keçileri için de 11 adetlik kota satışa çıkarılmıştı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü verilerine göre 2000-2021 yılları arasında Türkiye genelinde toplam 4 bin 268 yaban (dağ) keçisi av turizmi ihaleleri kapsamında avlatılmıştır. Dağ keçileri ayrıca Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türler Kırmızı Listesi’nde yer alıyor ve özellikle bazı alt türleri “tehlike altında” olarak sayılıyor.

4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, koruma altındaki türleri öldürenlere para cezası ve 2 ile 5 yıl arasında hapis cezası gibi yaptırımlar uyguluyor, fakat aynı kanunun hükümlerine uygun olarak yasal ve izinli avlanma yapılabiliyor. Kanun, avcılığı tamamen yasaklamıyor, hatta avcılığın belli kurallar, süreler, kotalar ve izinler çerçevesinde sürdürülebilir şekilde yapılmasını düzenliyor.

İhalelere yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmiş “Av Turizmi İzin Belgesi” sahibi seyahat acenteleri katılabiliyor. İhaleyi kazanan acente ve firmalar, yerli ve yabancı avcılara bu kotaları sunuyor. Hedef türler arasında öne çıkan dağ keçileri için genellikle 7 yaş ve üzerindekiler hedefleniyor. Dağ keçileri gibi koruma altında olan bu türlerin “izinli” bir şekilde avlanması, avcıların av turizminden gelir elde etme ve “trofe” (boynuz/post) koleksiyonu yapması gibi amaçlar uğruna gerçekleştiriliyor.

“Halkla birlikte karşı çıkacağız”

İhalelere ve av turizmi uygulamalarına karşı hukuki ve toplumsal mücadele başlatacaklarını belirten Van Ekoloji Derneği üyesi Fatih Şahin, sürece dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“İhaleyi alan acentelerin bölgeye gelmesi durumunda eylemselliğimiz başlayacaktır. Mahalle ve köy komünlerimiz üzerinden yerel halkı organize ederek, avcıların gideceği her bölgede karşı duruş sergileyeceğiz. Ekoloji aktivistleri olarak avın yapılacağı alanlarda bulunacak ve buna sessiz kalmayacağız. Hukuki süreç de paralel şekilde devam edecek.”

“Canlı öldürmek meşrulaştırılamaz”

Şahin, bölgenin çeşitli güzellikleri olduğunu hatırlatarak bölgedeki bir canlıyı öldürmenin bölgeyi tanıtma amacı gütmediğini söyledi:

“Bir canlıyı öldürmeyi turizm adı altında meşrulaştırmak ve bölgeyi bu şekilde tanıtmak mümkün değildir. Bir canlının katledilmesi insanın egosunu tatmin etmekten başka bir şey değildir. Bunu açıkça bir vahşet olarak görüyoruz. Bir canlıyı öldürmek için bu coğrafyaya gelen her insan bizim hedefimiz olacaktır.”

Av turizmi ihalelerine tepki

Av turizmi kapsamında açılan ihalelere, sivil toplum kuruluşları ve ekoloji aktivistleri tepki gösteriyor. Çeşitli illerde açılan davalar sonucunda bölge idare mahkemeleri zaman zaman av ihalelerini durdurma veya iptal etme kararları verse de sonraki av sezonlarında benzer ihale süreçleri tekrar gündeme gelebiliyor.

Change.org gibi dijital platformlarda kamuoyu oluşturmak amacıyla sanal imza kampanyaları düzenleniyor.

Ayrıca, yasal av turizminin yanı sıra herhangi bir mevsim veya yaş sınırı gözetilmeksizin gerçekleştirilen kaçak avcılık faaliyetleri, başta dağ keçileri olmak üzere koruma altındaki birçok türün popülasyonunu ciddi şekilde tehdit ediyor.

İhaleler meclise de taşındı

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Hakkâri Milletvekili Vezir Parlak, ihalelerin iptal edilmesi ve sürecin durdurulması amacıyla konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı.

Sayyiğit, meclisteki konuşmasında dağ keçisinin bir gelir kalemi değil, Kürt halkının özgürlük simgesi olduğunu vurguladı.

“Katliam Yasası”nın 2. Yılı: “Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

2 sene önce yürürlüğe giren 7527 sayılı kanunun ardından, hayvan hakkı savunucuları Eray Özgüner ve Özlem Günaydın yasayla beraber hayvan katliamlarının önünün açıldığını ifade etti. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy ise belediyelerdeki hayvan hakkı ihlaline dikkat çekerek bu konuda örnek gösterilecek bir belediye olmadığını söyledi.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, yürürlüğe girmesinin ikinci yılını doldurdu. Veteriner Hekimler Odası’nın, hayvan hakları savunucularının ve yaşam hakkına duyarlı tüm vatandaşların iki senelik bu dönemde basın açıklamaları ve eylemlerle karşısında durduğu bu yasa, hayvanlara yönelik şiddeti ve katliamı ikinci senesinde de meşrulaştırmaya devam etti.

Medya nasıl kullanıldı?

Yasanın yürürlüğe girme sürecinde hem sosyal medyada hem ana akım medyada yayınlanmaya başlayan sokakta yaşayan hayvanların hedef gösterildiği şiddet içerikli paylaşımlar ve haberler üzerinden yeni yasa, tartışmalara konu oldu. Çoğu medyada sokakta yaşayan hayvanlar, “başıboş” veya “sahipsiz” adıyla anılırken, kimi medya organlarında sokakta yaşayan köpeklerin saldırısı sonucu çocukların öldüğü, çoğu kez kanıt olmadan yansıtıldı. Örneğin Mart 2025’te, Ankara’da 6 yaşındaki bir çocuğun ölümü ilk anda köpek saldırısına bağlanmış, ancak ardından istismar ve cinayet sonucu öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Hayvan hakkı savunucuları, bu haberlerin bir kısmının yalanlandığını, birçoğunun da bilinçli bir şekilde medyaya sunulduğunu hatırlattı. Zaman zaman milletvekilleri aracılığıyla meclise de taşınmış olan hayvanlara yönelik dezenformasyon, bu haberlerin kamuoyunda yasanın benimsenmesi üzerine etkisi oldu.

2025’in ilk 6 ayını ve sonrasında 2025 yılını kapsayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) medyaya yansıyan vakaları derlediği Medya İhlâl Raporu’na göre, sokakta yaşayan hayvanlara uygulanan işkence ve acı muamele ilk 6 ayda en az 1252 olarak saptanırken, yıl sonunda bu sayı 3980’e çıktı. 2025’in ikinci yarısında %117 oranında artmış olan “işkence ve acı verici muamele” verilerinin yanında sokakta yaşayan hayvanların belediyeler tarafından toplandığı vakaların haberleştirilmediğini duyurmuştu. Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi’nden (BURHAK) Eray Özgüner’e göre ise medyaya yönelik bu manipülasyonların hayvan hakları alanında haber yapan gazeteciler tarafından haberlerin gerçekliğinin kanıtlanamamış olması da büyük bir eksiklik.

İzleme Kaydı 2025

Medya İhlâl Raporu

Yıl içinde medyaya yansıyan hayvan hakkı ihlallerinin kayıt altına alınan türleri ve asgari sayıları.

01

Yaşam Hakkı

Birey + 2.530 kovan arı + 154.380 deniz canlısı

En az 3.939.077
02

İşkence ve Acı Verici Muamele

En az 3.980
03

Kaza

En az 820
04

Araçla Ezme

En az 21
05

Zehirleme

Birey + 76 kovan arı

En az 426
06

Ateşli Silahla Vurma

En az 263
07

Dövüştürme

En az 4.217
08

Yasadışı Avcılık

Birey + 124.548 deniz canlısı

En az 10.931
09

Yasaya Aykırı Ticaret

En az 9.512
10

Cinsel Şiddet

En az 16
11

Kamu İle İlgili İhlaller

En az 1.007.750
12

Kapatılma Sebebiyle Meydana Gelen İhlaller

Birey + 2.544 kovan arı + 51.000 kg deniz canlısı

En az 3.798.316
13

Bilinmeyen Sebepler

En az 2.342

Belediyelerde bilgiye ulaşmanın önünün kesildiğini, barınakların koşulları, barınaklardaki hayvan sayısı, kaçının kısırlaştırıldığı gibi soruların “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında verilen dilekçelerde bile cevapsız kaldığını hatırlatan Özgüner, belediyelerle yapılan toplantılarda da bu soruların geçiştirildiğini ve cevapsız bırakıldığını belirtti.

Eray Özgüner

Katledilen hayvanlar yargıya taşındı mı?

Hayvan hakları savunucularının aynı zamanda “Kanlı Yasa” olarak hitap ettiği 7527 sayılı kanun ile önü açılan hayvan katliamlarının mahkemelerce cezasızlık politikası ile desteklenerek uygulanmaya devam ediyor. Yaşam için Yasa İnisiyatifi’nden Özlem Günaydın, yasanın yürürlüğe girmesi ile başlayan bu iki yıllık deneyim için “Yaşanan katliamların ardından birçok suç duyurusunda bulunuluyor, hukuki süreçler takip ediliyor ve deliller kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak bu süreç faillerin büyük ölçüde cezasız kaldığını gösteriyor. Etkin soruşturmalar yürütülmüyor, dosyalar sürüncemede bırakılıyor ve sorumlular hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmıyor. Bu durum yeni katliamların önünü açıyor ve yaşam hakkı ihlallerini sıradanlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakkı ihlalleri ve usulsüzlük uygulayan belediyelere yönelik meclise sunulan soru önergelerine karşı da benzer bir kayıtsızlık görülüyor. HAKİM 2025 Meclis Hayvan Hakları Raporu’nda yasa kapsamında meclise sunulan 24 soru önergesinde bir kısmının süresi geçtikten sonra cevaplandığı, bir kısmının ise cevaplanmadığına ulaşıldı. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy, hayvanlara yapılan kötü muamelenin yargıda sonuç alamadığına ilişkin “Çoğunu yargıya taşımış olsak da pek sonuç alamıyoruz” dedi.

“İçişleri bakanlığından büyük baskı var”

Mecliste yöneltilen soru önergelerini cevapsız bırakan İçişleri Bakanlığı’nın rolünün yasanın uygulandığı şu süreçte oldukça aktif olduğu da görüldü. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’ndan valiliklere, valiliklerden ise belediye başkanlarına yapılan baskının oldukça fazla olduğunu belirtti. Özgüner, “Belediyelerle yaptığımız İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantılarında ‘hiç zaman kaybetmeden köpekleri toplayın’ şeklinde büyük bir baskı var. Belediyeler ceza alacağız korkusuyla hayvanları toplamak zorunda olduklarını belirttiler. Bu bir gerekçe değil. Eğer senin yerin yoksa, kapasiten yoksa, veterinerin yoksa bir belediye çıkmalı, ‘benim elemanım yok, kapasitem yok, barınağımda yer yok’ demeli. Türkiye’de hiçbir belediye böyle bir açıklama yapmadı” diye anlattı.

🐾

MECLİS HAYVAN HAKLARI RAPORU2025

— RAPOR VERİLERİ —

📄
KANUN TEKLİFLERİ 3

Rapor kapsamında 3 kanun teklifi incelenmiştir. Tekliflerin 2’si CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, 1’i DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ve Burcugül Çubuk tarafından hazırlanmıştır.

🔍
ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ 4

Rapor kapsamında 4 araştırma önergesi incelenmiştir. Önergeler DEM Parti milletvekilleri tarafından hazırlanmıştır.

✉️
YAZILI SORU ÖNERGELERİ 167

Rapor kapsamında “hayvan” konulu soru önergelerinin 66’sına cevap verilmiş, 101’ine cevap verilmemiştir.

SORU ÖNERGELERİNİN PARTİLERE GÖRE DAĞILIMI

CHP 88
DEM 43
YYG 16
İYİ 12
BAĞIMSIZ 5
MHP 2
TİP 1

Belediyelerin tutumu ne oldu?

Yasa ile birlikte belediyeler tarafından uygulanan en sık karşılaşılan hayvan hakkı ihlali, usulsüz toplama ve takiben barınakların yetersizliği oldu. Özgüner, toplamalar yapılırken veteriner hekim olmadan Veteriner İşleri Müdürlüğü personellerinin toplanılan hayvanların yaşlarını ve koşullarını gözetmeden doz ayarlaması yapmadan uyuşturucu iğne atarak toplandığına şahit olduğunu anlattı. Özgüner, bu uygulamayı takiben iğne etkisi altındaki hayvanların bir de uzun yollarda barınağa götürülme süreçlerinde yarısının yolda ölmesine sebebiyet verdiğini belirtti.

Avukat Gürsoy, bu iki seneyi değerlendirirken belediyelerin tutumlarında herhangi bir ayrım yapılamayacağını, pek çoğunda “Ankara’da yaşananlar kadar korkunç” olaylar yaşandığını belirtti.

  • 8-10 Ağustos 2024’te Ankara Altındağ’da bir hayvan bakımevine yakın bir arazide 11 ölü köpek bulunmuş, hayvan hakları savunucuları belediyenin köpekleri uyuşturucu iğneyle öldürüp toplu şekilde gömdüğünü iddia etmişti.
  • 11 Haziran 2025’te Gölbaşı Belediyesi görevlilerinin Eymir Gölü etrafında ODTÜ arazisinden usulsüz şekilde işkenceyle sahipsiz sokakta yaşayan köpekleri sürükleyerek topladığı video sosyal medyaya yansımıştı.
  • Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO zirvesi öncesinde güzergahlardaki ve etkinlik alanlarındaki “sahipsiz tüm sokak köpeklerinin” toplatılması emriyle belediyelere yazı gönderdi.

Gürsoy ayrıca sürekli yapılan toplamalara karşın barınak kapasitelerinin yetersiz olduğunu da belirtti. Belediyelerin uyguladığı bu usulsüzlükler karşısında belediye denetimlerinin artırılması gerektiğini ve belediyelere bu kadar geniş yetkiler tanınmaması gerektiğinin altını çizdi. Günaydın ise belediyelerin tutumunu “Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte belediyeler, sokakta yaşayan hayvanları korunması gereken canlılar olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmeye başladı.” şeklinde değerlendirdi.

Tuğba Gürsoy, Fotoğraf: 9. Köy

“Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”

Sıkça tartışılan barınakların durumu da Günaydın tarafından “Bugün birçok barınak rehabilitasyon ve tedavi merkezi olmaktan çıkarılmış durumda. Hayvanlar mahallelerinden koparılarak kapalı alanlara hapsediliyor, akıbetleri belirsiz bırakılıyor.” şeklinde değerlendirildi. Gürsoy, yasayla birlikte son iki senede birçok barınağa hiçbir şekilde girmediklerini belirtti. “Yerel Hayvan Koruma Görevlisi” unvanının da kalkmasıyla barınaklara yapılmak istenen ziyaretlerin büyük oranda kısıtlandığını açıkladı. Rant açısından takibi zor büyük miktarlı ihalelere verildiğini söyleyen Gürsoy, barınaklara erişimin ne derecede kısıtlanmış olduğunu anlattı.

Barınaklara yönelik erişimlerin kısıtlanmasıyla toplanılan hayvanların miktarıyla ilgili gerçek verilere ulaşmanın da önü kapatıldı. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı toplanan hayvan sayısıyla barınaklardaki hayvan sayılarının çeliştiğini belirtirken, aradaki farkı takibine dahi izin verilmeyen çok büyük bir katliamın söz konusu olduğu şeklinde açıkladı. Özgüner bu katliamı “Türkiye tarihinde Hayırsızada Toplu Sürgün Katliamı vaktinden sonraki ikinci katliam” olarak tanımladı.

“Kanlı yasa bütünüyle kaldırılmalı”

Henüz yürürlüğe girmesinden önceki süreçle başlayan 2 yıl boyunca yarattığı kırımlarla bugün de uygulanmasının önünde mücadelesini sürdüren yaşam hakkı savunucularının talebi yasanın tamamıyla kaldırılması. Günaydın “Mücadelemiz, yalnızca bu yasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için değil, ‘Kanlı Yasa’nın bütünüyle kaldırılması içindir. Çünkü sorun yalnızca belirli maddeler değil, yasanın dayandığı anlayışın kendisidir. Hayvanların yaşam hakkını yok sayan, onları mahallelerinden kopararak toplamayı ve öldürmeyi esas alan bu anlayış terk edilmelidir.” cümlelerini kullandı.

Özgüner çözüm için sokakta yaşayan hayvanları kurtarıp hayvanlara ayrı bir yaşam alanı yapma önerilerini ise “devletin ekmeğine yağ sürmek” olarak yorumladı. Bu çözüm önerisinin kısırlaştırmaya dahi bütçe ayrılmayan bir düzenden hayvanları sorumlu tutup onları ölüme ve ihmale terk etmek olduğunu anlattı. Böyle bir bütçe ayırıp hayvanları esaret altında tutulmasını değil, bu bütçenin kendi yaşam alanları olan sokaklarda özgürce yaşamaları için harcanmasını savunmak gerektiğini belirtti. Benzer şekilde Günaydın da “Hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını güvence altına alan, kısırlaştırmayı, tedaviyi, korumayı ve kamusal sorumluluğu esas alan yeni bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir” diyerek ortak taleplerini belirtti.

“Eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor”

Günaydın farklı yerellerle ortak bir hat kurmak üzerine son iki senede edinilen deneyimleri özetledi:

“Son iki yılda yaşanan katliamlar, Türkiye’nin dört bir yanında yaşam hakkı savunucularını ortak bir mücadelede buluşturdu. Farklı şehirlerdeki platformlar, inisiyatifler ve bağımsız yaşam hakkı savunucuları arasında dayanışma ve koordinasyon her geçen gün güçleniyor. Katliamlar belgeleniyor, hukuki süreçler takip ediliyor, eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor. Karşımızda yalnızca belirli kentlerde yaşanan münferit olaylar değil, ülke genelinde yaşam hakkını hedef alan politikalar var. Bu nedenle farklı yerellerdeki yaşam hakkı savunucuları olarak ortak bir mücadele hattında buluşuyor, hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını birlikte savunmaya devam ediyoruz.”

Hayvan hakkı savunucuları Ankara’daki eyleme çağırıyor

Hak savunucusu platformlar bütün hayvanseverleri 25 Nisan’da Ankara’daki buluşmaya çağırıyor: “Katliam yasanın yürürlüğe girmesi ile yurt çapında artan hayvana yönelik şiddet, işkence ve katliam vakaları arasında bağlantı olduğunu görmek hiç zor değil.”

Hayvanlara yönelik “katliam yasasına” karşı uzun süredir kitlesel kampanya ve eylemler yapan Ankara’dan Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, İstanbul’dan Yaşatacağız Platformu ve İzmir’den İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları; yarın (25 Nisan) Ankara’da bir araya geliyor.

Platformlar, tüm hayvan hakkı savunucularını 25 Nisan saat 16.00’da Ankara Kolej metrosu önünde başlayıp Sakarya Caddesi’nde sonlanacak eyleme ve basın açıklamasına çağırıyor.

Herkesi ‘Barınaklarda hayat yok, sokaklarda olacak’ demeye çağırıyoruz

İki yıldır yürürlükte olan katliam yasasına ilişkin ortak açıklama yapan Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, Yaşatacağız Platformu ve İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları; şunları söyledi:

Katliam yasası yürürlüğe gireli neredeyse 2 yıl oluyor. Bu sürede kaç hayvan katledildi, kaç hayvan işkence gördü, kaç hayvan kan kokan barınaklara hapsedildi, yaşadıkları yerden koparıldı; sayısını dahi bilemiyoruz. Yalnızca kamuoyuna yansıyan vakaları biliyoruz. Bildiklerimiz, duyduklarımız hepimizin kanını dondururken her gün yeni bir katliam ve toplama haberine uyanıyoruz. Katliam yasanın yürürlüğe girmesi ile yurt çapında artan hayvana yönelik şiddet, işkence ve katliam vakaları arasında bağlantı olduğunu görmek hiç zor değil.

Yasa değişiklikleri hayvanlara yönelik nefreti ve şiddeti meşrulaştırıyor, hatta teşvik ediyor, körüklüyor. Bu gidişata dur demek için, toplumun ezici çoğunluğunun yasaya karşı olduğunu vurgulamak için Ankara’dan ses yükselteceğiz. Basın açıklamamıza tüm basın mensuplarını davet ediyor; bu hayati mesele için tüm hayvan hakkı savunucularını da 25 Nisan Cumartesi günü 16.00’da Ankara’da Kolej metrosu önünde başlayıp Sakarya Caddesi’nde sona erecek olan kitlesel eylemimize katılmaya ve ‘Barınaklarda hayat yok, sokaklarda olacak’ demeye davet ediyoruz.

Açıklamada ayrıca, farklı kentlerden Ankara’ya ücretsiz gelmek isteyenler için İstanbul, İzmir, Kocaeli, Tekirdağ, Antalya ve Adana başta olmak üzere birçok kentten ücretsiz otobüs kaldırılacağı aktarıldı.

Ne olmuştu?

Kedi ya da köpek fark etmeksizin sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasını ve bakımevlerinde tutulmasını, bazılarının ise uyutulmasını (öldürülmesini) öngören 7527 nolu Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2 Ağustos 2024’te Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kanun’da değiştirilen maddeler şu şekilde:

MADDE 1- 24/6/2004 tarihli ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanunun amacı;” ibaresinden sonra gelmek üzere “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 2- 5199 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) ve (j) bentleri aşağıdaki şekilde ve (k) bendinde yer alan “ve hayvanların rehabilite edileceği” ibaresi “, hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği” şeklinde değiştirilmiştir.

“f) Sahipsiz hayvan: Sahipli hayvanlar dışında kalan evcil hayvanları,”

“j) Sahipli hayvan: Bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları, periyodik sağlık kontrolleri yapılan ve Bakanlık veri tabanına kaydedilen ev hayvanlarını,”

MADDE 3- 5199 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, (d) bendinde yer alan “hayvanlara bakan veya bakmak” ibaresi “hayvanları sahiplenmek” şeklinde ve (j) bendinde yer alan “ve güçten düşmüş hayvanların korunması” ibaresi “hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4- 5199 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında” ibaresi “kanuni istisnalar hariç” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “çevreye olabilecek” ibaresi “insan ve çevre sağlığı için oluşabilecek” şeklinde ve “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” şeklinde, dördüncü fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde ve altıncı fıkrasında yer alan “hayvanlara bakan veya bakmak” ibaresi “hayvanları hayvan bakımevi kurarak sahiplenmek” şeklinde değiştirilmiştir.

“Bakımevlerine alınan hayvanlar Bakanlık veri sistemine kaydedilir ve rehabilite edilen köpekler, sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevlerinde barındırılır.”

MADDE 5- 5199 sayılı Kanunun İkinci Kısım Dördüncü Bölüm başlığında yer alan “Öldürülmesi” ibaresi “Ötanazisi” şeklinde ve 13 üncü maddesinin başlığı “Hayvanların ötanazisi” şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkrasından önce gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve mevcut ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Öldürme esas ve usulleri” ibaresi “Öldürme ve ötanazi işlemine ilişkin esas ve usuller” şeklinde değiştirilmiştir.

“Bakımevine alınan köpeklerden; insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlara 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbir uygulanır.

Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Bakanlar Kurulunun 28/8/2003 tarihli ve 2003/6168 sayılı Kararı ile onaylanan Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkilidir.”

MADDE 6- 5199 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “Tıbbî” ibaresi “Kanunî ve tıbbî” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

“o) Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk etmek veya bakımevinde barındırılan köpekleri bakımevi dışında bir yere bırakmak.”

MADDE 7- 5199 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

“b) İl sınırları içinde hayvanların korunmasına ilişkin ve sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirleyip, sorunların çözüm tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık ve on yıllık plan ve projeler yapmak, yıllık hedef raporları hazırlayıp Bakanlığın uygun görüşüne sunmak, Bakanlığın olumlu görüşünü alarak insan, hayvan ve çevre sağlığına ilişkin her türlü önlemi almak,”

MADDE 8- 5199 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İnsan, hayvan ve çevre sağlığının korunması amacıyla bakımevleri, hastaneler ve ameliyathaneler kurmak, bunlara ilişkin ilaç, alet ve ekipmanları temin etmek ile bakımevlerinde bakım, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi faaliyetleri yürütmek için, başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanır.”

MADDE 9- 5199 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve bu suretle bulundurduğu” ibaresi “veya sahiplendiği” şeklinde ve fıkranın son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Söz konusu hayvanlardan sahiplendirilme niteliği olanlar sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevinde barındırılır.”

MADDE 10- 5199 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan “ikinci” ibaresi “dördüncü” şeklinde, (j) bendinde yer alan “hayvan başına iki bin” ibaresi “hayvan başına altmış bin” şeklinde ve aynı bentte yer alan “idarî para cezası.” ibaresi “; (o) bendine aykırı davrananlara hayvan başına elli bin Türk lirası idarî para cezası.” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “hayvan koruma gönüllüsü,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 11- 5199 sayılı Kanunun 28/A maddesinin ikinci fıkrasına “birinci” ibaresinden sonra gelmek üzere “, ikinci ve üçüncü” ibaresi eklenmiş ve yedinci fıkrasında yer alan “hayvan koruma gönüllüsü,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 12- 5199 sayılı Kanunun 31 inci maddesinde yer alan “3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu” ibaresi “5996 sayılı Kanun” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 13- 5199 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin başlığı “Yerel yönetimlerin sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasında yer alan “büyükşehir ilçe belediyeleri ile diğer” ibaresi madde metninden çıkarılmış, fıkraya “korunması ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “sahiplendirilinceye kadar” ibaresi, ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “olmayan belediyeler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile il özel idareleri” ibaresi eklenmiş ve fıkranın üçüncü ve dördüncü cümleleri ile üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bakımevlerine alınan hayvanlar Bakanlık veri sistemine kaydedilir. Rehabilite edilen köpekler, sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevlerinde barındırılır.”

“Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan belediyeler bakımından, geçici 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kaynağı ayırmayan belediye başkanı ve meclis üyeleri ile ayrılan kaynağı hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için sarf etmeyen ya da bu kaynağı başka amaçlar için sarf eden belediye başkanı ve belediye yetkililerine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.”

MADDE 14- 5199 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 4- Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan belediyeler 31/12/2028 tarihine kadar ek 1 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen hayvan bakımevlerini kurmakla ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmekle yükümlüdür.

Belediyeler 31/12/2028 tarihine kadar birinci fıkra gereğince hayvan bakımevleri kurmak, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakmak için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde beşi oranında kaynak ayırır. Bu oran büyükşehir belediyelerinde binde üç olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca ayrılan ödenekler başka bir amaç için kullanılamaz.

Belediyelerce bu maddenin ikinci fıkrasında belirlenen oranların üzerinde yapılan harcamaların yüzde 40’ı, tevsik edilmesi kaydıyla ilgili belediyeye Hazine ve Maliye Bakanlığınca aktarılır. Ancak, aktarılacak tutar hiçbir şekilde ikinci fıkrada belirlenen oranların yüzde 40’ını geçemez. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir.

Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31/12/2025 tarihine kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorundadır.”

MADDE 15- 5199 sayılı Kanunun;

a) 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “veya ona bakan” ibaresi, dördüncü fıkrasında yer alan “ve kontrollü hayvanları bulundurma ve” ibaresi ile 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ev hayvanları ile” ibaresi metinden çıkarılmış,

b) Üçüncü Kısım İkinci Bölüm başlığında yer alan “ve Hayvan Koruma Gönüllüleri” ibaresi kanun metninden çıkarılmış ve 18 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 16- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 17- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür

15 Ağustos 2024: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16 maddesinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle dava açmıştı.

8 Mayıs 2025: AYM Genel Kurulu, sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkını ihlal eden ve kamuoyunda tepkilere yol açan düzenlemeyle ilgili iptal başvurusunu reddetti.

22 Ağustos 2025: İstanbul Valiliği, okulların açılmasına kısa bir süre kalmasını gerekçe göstererek sokakta yaşayan köpeklerin acilen toplatılmasına karar vermişti.

6 Kasım 2025: Ankara Valiliği sokakta yaşayan hayvanları beslemeyi yasakladı. Karara uymayanlara ise Kabahatler Kanunu kapsamında ceza uygulanacağını duyurmuştu.

24 Kasım 2025: İstanbul Valiliği sokakta yaşayan köpekleri beslemeyi yasakladı.

Mart 2026: Ankara Valiliği’nin sokakta yaşayan hayvanları besleme yasağı kararı, iptal edildi.

4 Nisan 2026: İstanbul Valiliği, sahipsiz köpeklerin toplanarak bakımevlerine götürülmesi için mayıs ayı sonuna kadar süre tanındığını duyurdu.

Hayvan deneyleri: Zorunluluk mu, sömürü mü?

Hayvan deneylerinin bir gereklilik mi yoksa sistematik bir sömürü mü olduğunu akademisyen ve aktivistlerle konuştuk. Tartışmanın odağında ise hayvanların “feda edilebilir” kabul edilmesi var.

Hayvan deneyleri, hayvan hakları ve etiği bakımından en tartışmalı alanlardan biri. Bir yandan bilimsel gelişmelerin parçası olarak yürütülen deneylerde hayvanlar kullanılırken, diğer yandan hayvan haklarını merkeze alan alternatif yöntemler ise tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmanın merkezinde bilimsel süreçlerin hangi etik yaklaşıma dayandığı ve bilimsel süreçlerin nasıl işlediği soruları yatıyor.

Konuya ilişkin görüşüne başvurduğumuz Gebze Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uygar Halis Tazebay, hayvan deneylerinin etik kurullardaki süreçlerine ve alternatif metotların ne olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Etik kurul süreci nasıl işliyor?

Hayvan deneylerinin 13. yüzyıldan beri ele alınan bir çelişki ve tartışma barındırdığını ifade eden Tazebay, hayvan deneylerini bilimsel zorunluluk ile etik kaygı arasında verilen bir “taviz” olarak değerlendiriyor. Hayvan deneyleri konusunda bilim insanlarının da bu ikilemde kaldığını söyleyen Tazebay,

“Etik kurulların temel yaklaşımı, hayvan kullanımını doğrudan kabul etmek değil; öncelikle bunun zorunlu olup olmadığını sorgulamak” dedi. Deney başvurularında yalnızca araştırmanın amacının değil, alternatif yöntemlerin olup olmadığının ve kullanılacak hayvan sayısının da detaylı biçimde incelendiğini aktaran Tazebay, “Kaç tane hayvan kullanılacak? Neden o sayı belirlendi? Hayvan kullanılmadan bu iş olmuyor mu? Bunlar sorgulanıyor” dedi.

Türkiye’de hayvan deneyleri etik kurullarının resmi süreci, 2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve 2006 yılında yayınlanan yönetmeliklerle başladı. 2014 tarihindeki yönetmelik ile de Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu (HADMEK) ve Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurullar (HADYEK) yapıları kurulmaya başlandı.

Şirketlerdeki ana odak: Maliyet

Tazebay, şirketlerin hayvan deneylerinden alternatif yöntemlere yönelmeye çabaladığını fakat bunun altında hayvan deneylerinin maliyetli olması gibi kâr ve kapitalist odaklı bir yaklaşım yattığını söyledi. Tazebay, “İlaç şirketleri bir an önce ilacı piyasaya sürmek ister. Bir keşfi ne kadar erken piyasaya çıkartabilirseniz o kadar erken para kazanmaya başlıyorsunuz.” dedi.

Alternatif yöntemler neden sınırlı?

Tazebay, alternatiflerin ne olduğuna dair bilimsel ve teknik detayları da aktardı:

“Hayvan deneylerine alternatif olabilen yaklaşımlardan ilki yapay zeka ve hesaplamalı biyolojiyi kullanarak hayvanları devre dışı bırakmak. Mesela toksikoloji çalışmaları tamamen yapay zeka temelli. İkinci bir yaklaşım da hayvanı mimik edecek yani benzerini oluşturacak şekilde in vitro (laboratuvar ortamında) sistemlere geçmek” dedi.

Alternatif yöntemlerin sınırlayıcı tarafına dikkat çeken Tazebay, “Yapay zeka ve hesaplamalı biyoloji aslında bizim bildiklerimiz temelinde bize sonuç veriyor ama biz hücre ile ilgili her şeyi daha bilmiyoruz. Dolayısıyla biz her şeyi biliyormuşuz gibi bir model oluşturduğumuz zaman oluşturduğumuz model bize tam yanıt vermiyor” diye konuştu. Tazebay, bu nedenle hayvan deneylerinin tamamen ortadan kaldırılmasının mevcut bilimsel bilgi düzeyiyle mümkün olmadığı görüşünü dile getiriyor.

Buna göre, mevcut etik yaklaşım, hayvan kullanımını tamamen reddetmek yerine bu kullanımın nasıl sınırlandırılacağı üzerine.

“Temel sorun hayvanların feda edilebilir kabul edilmesi”

Ancak hayvan hakları savunucularına göre, bu durum yalnızca teknik ve bilimsel değil. Vegan ve ekofeminist bir aktivist olan Özge Özgüner, konuya ilişkin değerlendirmelerinde hayvan yaşamını da merkeze alan bir perspektif sundu.

Hayvan deneylerinin en görünür ve sistematik sömürü biçimlerinden birisi olduğunu belirterek sözlerine başlayan Özgüner, “Hayvan hakları perspektifinden baktığımızda hayvan deneylerindeki temel sorun, hakların tanınması ve ‘acı çekme’ meselesinin ötesinde, hayvanların yaşamlarının insan çıkarları için meşru biçimde feda edilebilir kabul edilmesi. Yani hayvan yaşamı ile insan yaşamının değeri sürekli olarak karşı karşıya getirilerek hayvan sömürüsü meşru kılınıyor.” dedi.

“Şirketler için etik değil, güç ilişkileri belirleyici”

Şirketlerin hayvan deneylerinin etik kısmıyla hiç ilgilenmediğini aktaran Özgüner, “Şirketler, hayvan deneylerini satış yapabilmek için regülasyonlara uyum sağlama ve risk yönetimi açısından teknik bir konu olarak ele alıyorlar. Yani birçok şirket için ‘yapmak zorunda mıyım, değil miyim?’ sorusunun cevabı belirleyici oluyor.” dedi. Günümüzde şirketletin hayvan deneylerine alternatif metotlara yöneliminin her geçen gün arttığını söyleyen Özgüner, bunun nedeninin şirketlerin OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) rehberlerine uyum sağlamak ve uluslararası standartları karşılamak zorunda olduklarını ifade etti. “Bu olumlu gözüken dönüşümün ardında bilimsel etik değil, bilimsel verimlilik hesapları var.” dedi.

Özgüner, hayvan deneylerinin “bilimsel zorunluluk” olarak sunulmasının bilimsel ve ekonomik altyapının yönlendirdiği güç ilişkileriyle ilgili olduğunu anlattı.

“Alternatif yöntemler (in vitro modeller, organoidler, bilgisayar simülasyonları) yeterince desteklenirse ve yaygınlaştırılırsa, birçok deney hayvan kullanımı olmadan yapılabilir.”

Etik kurullar hayvan kullanımını düzenlemeye odaklanıyor

Araştırmalarda kullanılan hayvan modellerinin insanlar üzerinde güvenilir sonuç verme oranının oldukça düşük olduğunu hatırlatan Özgüner, “Hayvanlar üzerinde ne kadar test yapılmış olursa olsun, sonuçta bu yöntemlerin ilk gerçek uygulaması yine insanlar üzerinde gerçekleşiyor. Bu durum, hayvan kullanılan deneylerin kaçınılmaz olmadığını gösteriyor” dedi. Hayvan haklarının bilimsel etik düzeyde tanınmadığını belirten Özgüner’e göre HADMEK gibi etik kurullar, hayvan kullanımını ortadan kaldırmak yerine düzenlemeyle yetiniyor.

Türkiye’de hayvan deneylerinin büyük ölçüde Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyum çerçevesinde düzenlendiğini söyleyen Özgüner, “Etik kurullar yasal düzlemde deneylerin nasıl yapılacağını düzenliyor. Kozmetik ürünlerde AB uyum mevzuatları gereği hayvan deneyleri yasaklanmış olsa da, ilaç geliştirme ve akademik araştırmalar alanında hayvan sömürüsü devam ediyor” dedi.

Türkiye’de hayvan deneylerini sonlandırmaya yönelik açıklanmış bir takvim veya uzun vadeli bir ulusal strateji olmadığını belirten Özgüner, “Mevcut sınırlamalar uluslararası ticaret standartlarının etkisiyle ortaya çıkıyor. Oysaki, hayvanların bilimsel üretim süreçlerinde yaşam hakkının hiçe sayılmasına ve araçsallaştırılmasına izin veren düşünce biçimi ile bilimsel bir ilerleme sağlanamayacağı çok açık” diye konuştu.

Kurumsal politikaları dönüştürmeli, alternatifleri desteklemeliyiz

Özgüner, hayvan deneylerinin tamamen yasaklandığı bir dünyanın mümkün olduğunu söyledi. Dünyada bu deneylerin sonlandırılmasına hayvan hakları açısından yaklaşılmıyor olsa da, geliştirilen alternatiflerin ve hayvanları sömürmeyen yöntemlerin işe yaradığını kanıtlar nitelikte olduğunu aktaran Özgüner, bu yöntemlerin yeterince desteklenmesi halinde hayvan kullanımının büyük ölçüde azaltılabileceğini belirtti.

Özgüner sözlerine şöyle devam etti: “Bunun için de öğrencilerin, bilimsel araştırmacıların, etik kurulların hayvan haklarını tanıyan bir perspektiften eğitim alması sağlanmalı. Mücadele hattı, araştırmalarda hayvan kullanımını reddeden, alternatifleri destekleyen ve kurumsal politikaları dönüştürmeye odaklanan hak temelli bir strateji ile kurulabilir.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.