33 yıllık cezasızlık: Digor Katliamı’nda adalet arayışı sürüyor

14 Ağustos 1993’te Kars’ın Digor ilçesinde koruculuk dayatması, köy baskınları, gözaltılar ve bölgedeki baskıları protesto etmek için yürüyen binlerce kişiye özel harekât polisleri ateş açtı. Altısı çocuk 17 kişi yaşamını yitirdi, resmi kayıtlara 63 yaralı geçti. Açılan davada sekiz özel harekât polisi beraat etti. Türkiye ise yıllar sonra AİHM önünde Digor’daki olay nedeniyle sorumluluk üstlendi.

Digor Katliamı’nın gerçekleştiği yerde 2025 yılında yapılan anma etkinliği, Foto: MA

14 Ağustos 1993 tarihinde Kars’ın Digor ilçesine bağlı köylerde yaşayanlar, yıllardır süren baskılara karşı ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçti.

Ev baskınlarının, gözaltıların, koruculuk dayatmasının sona ermesini isteyen farklı köylerden toplanan insanlar Kocaköy çevresinde birleşti. Binlerce kişilir grup Digor’a yaklaşık iki kilometre kala durduruldu. Burada toplanan kalabalığa bir süre sonra özel harekât polisleri ateş açtı. Bunun sonucunda 17 kişi yaşamını yitirdi. Bunların altısı çocuktu.

Resmi kayıtlara göre 63 kişi de yaralandı. Ancak tanıklar ve dönemin bazı anlatımları yaralı sayısının bunun çok üzerinde olduğunu belirtiyor. Korku ve baskı nedeniyle birçok yaralının hastanelere başvurmadığı da tanıklıklarda yer alıyor.

Digor Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Ancak Digor Katliamı’nda adalet arayışı hâlâ sonuçlanmış değil.

Digor Katliamı’nda yaşamını yitirenler

14 Ağustos 1993’te Digor’da düzenlenen yürüyüş sırasında yaşamını yitiren 17 kişinin isimleri:

17 Kişi
01 Gülcan Çağdavul (8)
02 Selvi Çağdavul (14)
03 Yeter Kerenciler (13)
04 Necla Geçener (14)
05 Zarife Boylu (15)
06 Erdal Buğan (17)
07 Zeynep Çağdavul (19)
08 Hacer Hacıoğlu (20)
09 Suna Çidemal (21)
10 Fatma Parlak (22)
11 Faruk Aydın (27)
12 Cemil Özvarış (39)
13 Gıyasettin Çalışçı (41)
14 Hasan Çağdavul (43)
15 Süleyman Taş (47)
16 Tütiye Talan (66)
17 Nurettin Orun (80)

İsim ve yaş bilgileri olayla ilgili haber ve dava dosyalarına yansıyan resmi kayıtlara göre düzenlenmiştir.

Üç yıl sonra dava açıldı

Katliamın ardından soruşturma başlatıldı. Dönemin SHP Kars Milletvekili Mahmut Alınak ve arkadaşları tarafından hazırlanan rapor Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a sunuldu. Raporun Adalet Bakanlığı üzerinden Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşmasının ardından yargı süreci ilerledi.

Hazırlık soruşturması yaklaşık üç yıl sürdü. 1996 yılında Kars Emniyet Müdürlüğü’nde görevli sekiz özel harekât polisi hakkında “kasten öldürme” ve “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamalarıyla dava açıldı.

Sanık polisler, savunmalarında kalabalık içerisinden kendilerine ateş edildiğini ve roketatar kullanıldığını öne sürdü.

Ancak olay yeri incelemelerinde, özel harekât polislerinin kullandığı silahlara ait boş kovanların dışında bu iddiaları doğrulayacak bir roketatar ya da başka bir silaha ilişkin bulguya rastlanmadığı aktarıldı. Dönemin insan hakları raporlarında da dava dosyasındaki bu çelişkilere dikkat çekildi. Buna rağmen yıllarca süren yargılamanın sonunda sanık polisler beraat etti.

“Meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat

40’tan fazla duruşmanın ardından Kars Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Şubat 2006’da sekiz özel harekât polisi hakkında “meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat kararı verdi.

Böylece 17 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığı olayda sanık olarak yargılanan güvenlik görevlileri cezai sorumlulukla karşılaşmadan davadan çıktı.

Digor dosyasında ortaya çıkan tablo, yıllar sonra avukatlar tarafından da ağır biçimde eleştirildi. Davanın avukatlarından Kahraman Özçağın, yargılamanın uzun aralıklarla sürdüğünü, çok sayıda tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerinin kabul edilmediğini ve iç hukukta sonuç alınmasının mümkün görünmediğini belirtiyor.

Özçağın’a göre dosyanın en önemli eksikliklerinden biri, olayın doğrudan tanıkları olan kişilerin mahkeme tarafından yeterince dinlenmemesiydi.

Türkiye, AİHM önünde sorumluluk üstlendi

Türkiye’de sanık polislerin beraat etmesinin ardından bazı aileler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

Başvurularda özellikle yaşam hakkının ihlali, etkili soruşturma yürütülmemesi ve yargılamanın uzun sürmesi gündeme getirildi.

AİHM sürecinde Türkiye dostane çözüm yoluna gitti. 2007’de yayımlanan ve dönemin avukatlarından Tahir Elçi’nin açıklamalarına yer veren bianet haberine göre Türkiye, Digor’da yaşanan olayla ilgili sorumluluğunu kabul etti, yaşam hakkının korunması ve etkili soruşturma yürütülmesi konusunda taahhütte bulundu.

Türkiye’de sanık polisler beraat etti, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde ise olayla bağlantılı olarak sorumluluk üstlendi.

Fakat AİHM süreci, katliamda ateş açan güvenlik görevlilerinin cezalandırılmasıyla sonuçlanmadı. Ailelere tazminat ödendi. Failler bakımından ise cezasızlık devam etti.

“O acıyla yıllarca yaşamak ölmekten daha acı”

Digor Katliamı’nın tanıkları için dava dosyası kapanmış olsa da 14 Ağustos 1993 kapanmadı. Kasım Çağdavul, yıllar önce verdiği bir söyleşide köylerdeki baskıyı ve koruculuk dayatmasını anlatırken, yürüyüşün bu baskılara karşı gerçekleştiğini söyledi.

Çağdavul’un anlatımına göre binlerce kişi Digor’a doğru yürürken tanklar yolun önünü kesti, özel harekât timleri mevzilendi ve kalabalığın üzerine ateş açıldı. Çağdavul, o gün ablasını ve akrabalarını kaybettiğini anlattı:

“Ölmemek, o acıyı yıllarca taşımaktan daha büyük bir acıdır.”

“Ortalık bir anda mahşer gününe döndü”

Katliamdan yaralı kurtulan Zahir Serbest de yıllar sonra yaşadıklarını anlattı. Serbest, yürüyüş sırasında bacağından vurulduğunu, ardından gözaltına alındığını ve 17 gün boyunca askeri bir birimde tutulduğunu söyledi. Serbest’in anlatımına göre katliam sırasında yaralıların bulunduğu alanda da silah sesleri devam etti.

33 yıl sonra aynı hafıza

13 Ağustos 2026’da yayımlanan bir tanıklıkta, katliam sırasında 15 yaşında olan Suna Karataş da o günü “kıyamet yeri” olarak hatırlıyor.

Karataş, yürüyüş sırasında insanların üzerine ateş açıldığını, insanların kaçıştığını ve yaralıların bulunduğu yerde yaşananları anlattı.

Karataş, köylere baskınların sürdüğünü, insanların gözaltına alındığını ve birçok kişinin yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldığını söylüyor.

Digor Katliamı yeniden açılacak mı?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 25 Nisan 2026’da Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulduğunu ve 75 ilde 638 dosya ile 693 maktule ilişkin kapsamlı inceleme başlatıldığını açıkladı.

Bakanlık daha sonraki açıklamalarında bazı faili meçhul cinayet dosyalarının yeniden incelenmesi sonucunda cinayetlerin aydınlatıldığını duyurdu.

Ancak Digor Katliamı’nın bu inceleme kapsamına alınıp alınmadığı konusunda henüz kamuoyuna açık net bir bilgi bulunmuyor.

Dosyanın avukatı Kahraman Özçağın da bu nedenle Bakanlığa başvurarak Digor’un söz konusu listede olup olmadığını öğrenmek istediğini belirtiyor.

Özçağın’ın geçmiş yargı deneyimlerinden hareketle yaptığı değerlendirme ise temkinli:

“Özel tayinli yargıçlarla hakikat açığa çıkmaz”

Avukata göre gerçek bir yüzleşme için yalnızca mevcut yargı mekanizmalarının işletilmesi yeterli değil; devlet arşivlerinin açılması ve bağımsız bir Hakikat Komisyonu kurulması gerekiyor.

Kaynak: MA, bianet, münevverhaber

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.